İnsan Vücudu Hakkında Belki de Bazılarına İnanmayacağınız 22 Gerçek
İnsan vücudu o kadar karmaşık bir sistem ki binlerce yıllık tıbbi bilgiye ve tecrübeye rağmen hala tam anlamıyla çözülebilmiş değil ve araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor. Muhtemelen bazılarını inandırıcı bulmayacağınız, vücudunuzun her bir köşesinden o gerekli/gereksiz ve ilginç bilgiler:
Depresyon Bir Tür Alerjik Tepki mi?
Hemen her hafta kamuoyunda ünlü bir isim 'depresyonla savaşımını' dile döküyor ve bu hâlâ yürekli bir adım olarak görülüyor. Zira depresyonla ilgili tüm damgalanmanın kaldırılması gayretlerine rağmen, hala bir aklî ve duygusal zayıflık olarak görülüyor.Peki ya depresyon böyle bir şey değilse? Ya insanın kendisini gayet kötü hissetmesine yol açan bir fiziksel hastalıksa? O durumda depresyon yaşadığını açıklamak, daha kolaylaşacak mı? Ve depresyonun hayali bir durum olduğu inancına nihayet son verilebilecek mi?İngiliz gazetelerinden Guardian 'da yayımlanan bir haberde, sayıları giderek artan bilim insanının depresyon hakkında, ezber bozan tezlerle ortaya çıktığı belirtiliyor.Caroline Williams 'ın bu konudaki son çalışmalara ilişkin haberi şöyle:Los Angeles'teki Kaliforniya Üniversitesi'nde yıllardır depresyon konusunda çalışma yapan klinik psikoloğu George Slavich, depresyonun, akıl kadar vücutla da ilgili bir durum olduğu sonucuna vardı.Slavich, 'Depresyonu artık bir psikiyatrik durum olarak görmüyorum. Psikolojiyle ilişkili bir durum ama, aynı derecede biyolojik ve fiziksel sağlıkla da ilişkili.' diyor.Bu yeni tezin temeli, aslında, söylendiğinde, gayet bariz. Herkes hasta olduğunda kendisini kötü hisseder. İnsanın kendisini çok yorgun hissetmesi, can sıkıntısı çekmesi, divandan doğrulmak bile istememesi, psikologlar arasında, hastalıklı olma davranışı olarak bilinir. Bu durum da aslında, belli bir nedenle, vücuda daha fazla zarar verilmesini ya da enfeksiyonun daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla yaşanır.Hastalanınca çoğalan depresyon belirtileriİnsanın bu hali, depresyona çok benziyor. Dolayısıyla eğer depresyon yaşayan insanlar klasik hastalık belirtileri gösteriyorsa ve hasta insanlar da depresyona giren kişiler gibi davranıyorsa, bu iki durum arasında ortak bir neden olabilir mi?Bu sorunun cevabı evet.Bu duruma yol açan en büyük aday da iltihaplanma. Yani bağışıklık sisteminin, yaraları kapatmak ve sistemin diğer kısımlarını harekete geçirmek için, adeta bir hırsız alarmı gibi devreye girmesi.Sitokin denilen protein ailesi vücutta iltihaplanmayı devreye sokuyor ve beyni hastalık moduna geçiriyor.Depresyon dönemlerinde sitokinlerin ve iltihaplanmanın büyük bir artış kaydettiği görülmekte. Çift kutuplu (bipolar) rahatsızlık çekenlerde, hastalığın hafiflediği dönemlerde sitokin ve iltihap düzeyi de düşüyor.Sağlıklı insanlar da, iltihabı artıran bir aşı yapıldığında, geçici bir süre için bunalıma, evhamlı bir döneme girebiliyor.Tifo aşısı yapılan insanların beyin görüntüleri, bu duruma, beyinde ödüllendirme ve cezalandırma işlemlerinin yapıldığı bölgedeki değişimin yol açabildiği sonucunu ortaya çıkardı.Başka ipuçları da var...İltihap - depresyon ilişkisiRomatizmal eklem iltihabı yaşayan insanlar, ortalamanın üzerinde oranda depresyondan muzdarip. Kanserle mücadelede iltihabi tepkiyi pekiştirmek amacıyla hastalara verilen interferon alfa adlı ilaç, yan etki olarak genellikle depresyona yol açıyor.Bu tür veriler arttıkça, vücutta iltihaba neyin yol açtığı konusu daha fazla dikkat çeker oldu.New York'taki Stony Brook Üniversitesi'nde görev yapan Turhan Canlı, enfeksiyonların en büyük neden olduğu kanısında ve hatta, depresyonu, 'bulaşıcı olmayan bir enfeksiyon hastalığı' olarak, yeniden tanımlamamız gerektiği inancında.Diğer uzmanlarsa bu derece ileri gitmiyor.Bunun bir nedeni, iltihaba yalnızca enfeksiyonun yol açmaması. Trans yağ ve şeker bakımından zengin olan beslenme şeklinin iltihaplara yol açtığı; bol meyve, sebze ve yağ oranı yüksek balıklardan oluşan beslenme düzeninin ise iltihapları kontrol altında tuttuğu biliniyor.Bir diğer tehlike de obezite. Özellikle bel çevresinde biriken yağ tabakalarında büyük miktarlarda sitokin depolanıyor.Modern zamanların alerjisiBuna sosyal dışlanmanın veya yalnızlığın getirdiği stresin iltihaba yol açtiği gerçeği eklendiğinde, depresyon, bir tür, modern yaşama yönelik alerji olarak belirmeye başlıyor.İnsanların giderek daha fazla yiyerek ve uyuşukluk edip kendilerini soyutlayarak kronik iltihaplanma döngüsüne kapılmalarıyla, depresyon da tüm dünyada hızla yaygınlaşıyor.Eğer durum böyleyse, depresyonla mücadelede, önleyici adımlar atılması, bir başlangıç noktası olabilir.Klinik psikolog George Slavich, vücuttaki iltihaplanma sürecini devredışı bırakmanın pek de doğru olmayacağını, zira enfeksiyonlarla mücadele için buna gerek olduğunu söylüyor ama 'düzenli iltihaplanmanın kontrol edilebilir düzeye indirilmesini amaçlamak, iyi bir hedef olur' diyor.Sevindirici olan bir gelişme, antidepresanlara, iltihapla mücadele eden ilaçların eklenmesiyle hem hastalık belirtilerinin düzelmesi, hem de tedaviye cevap veren insanların oranının artması oldu. Ama bu verinin doğrulanması için daha başka denemeler yapılması gerekiyor.Omega 3 ve kürküminin yararlarıAyrıca Omega 3 ile zerdeçaldan çıkarılan kürküminin benzer etkileri olabileceği belirtiliyor. Omega 3 ve kürkümini, reçetesiz edinmek mümkün ve denenmesi yararlı olabilir. Ama bunlar bir seçenek olarak değil, sadece yardımcı tedavi unsurları olarak düşünülmeli.Londra'daki Kings College'de görevli psikiyatr Carmine Pariante, 5-10 yıl içinde depresyon yaşayan insanların kanlarındaki iltihaplanma oranının ölçülebileceği ve buna göre tedavi sunulacağı inancında.Depresyonun toplumda hala bir damgalanma nedeni olmasına gelince...Kabahati, akıldan vücuda aktarmak, damgalama eğilimlerine son verir mi?Bunu zaman gösterecek. Depresyon, daha önceleri de fiziksel olgularla ilişkilendirilmişti. Yakınlarda yapılan bir araştırma, beyindeki 'kimyasal dengesizliklerin depresyona yol açtığı' bilgisinin daha geniş kitlelerce bilinir olmasına rağmen, depresyon damgalamasının azalmadığını gösterdi. Üstelik bu eğilim, durumu daha da vahimleştiriyor.Ama bu kez hedefte, beyin ya da akıldan kaynaklanan herhangi bir türdeki zayıflık yok. Herkesin vücudunda bulunan bir temel özelliğin olayların gidişine göre herhangi bir kişiyi vurabilmesi söz konusu.İşte bu bilgi, daha fazla anlayış ve şefkat uyandıramazsa, o zaman hiçbir şey uyandıramaz.BBC Türkçe
Uzayda Hayat Var Mı Sorusunun Cevabı Nanosensörlerde mi?
Uzayda yaşam izleri bulmak için dünya var gücüyle çalışıyor. Curiosity ya da Philae gibi uzay sondalarının kullandığı kimyasal tetkikler ise bulunan materyallerin halen canlı olup olmadığını söyleyemiyorEngadget’ın haberine göre, Fransız bilim insanları bu konuda yardımcı olabilecek bir nanosensör geliştirdi: yaklaşık 500 bakteri toplama kapasitesi olan, lazer hareket sensörlü bir konsol. Bakteriler eğer canlıysa, konsolda çok hafif titreşimler yaratıyor ve lazerler de bu hareketleri yakalıyor. Bakteri ölünce bu sinyal de duruyor. Bu teknoloji kimyasal değil, tamamen mekanik olduğu için, ilaç deneyleri gibi pek çok amaçla da kullanılabileceği öngörülüyor. Örneğin lazer hareket sensörlü bu konsollara kanser hücreleri yerleştirilebilir. Eğer kansere karşı geliştirilen ilaç etkiliyse, hareket sinyalleri yavaşlayabilir ya da durabilir. Normalde uzay sondaları dünyadakine benzer kimyasal maddeleri arıyor ama başka gezegenlerde farklı türde kimyasallar da olabilir. Kim bilir, belki nanosensörler sayesinde Titan’ın hareket halindeki soğuk metan göllerinde günün birinde yaşam izleri bulunabilir. Bilgi Çağı
Sanat Ne Anlatır ? 6 Gizemli Yapıt ve Öyküleri-5
NeoKlasizm(Yeni klasizm) den Romantizme geçiş sürecinde Fransa'nın gelmiş geçmiş en büyük ressamlarından olan Gericoult birbirine girmiş, bu insan yığınlarını bir araya getirerek büyük bir şaşkınlık yaratmış, ardından da sert eleştirilerin hedefi olmuştur.Acaba bu resme baktığımızda ne anlamamız gerekiyor ? Umut mu ? Umutsuzluk mu ?1816 yılının sıcak temmuzunda Medusa adlı Kraliyet gemisi, sakince kıyıdan ayrılarak, kendisini sonsuz maviliğe bırakıyor. İngilizlerin Fransızlara bıraktığı Senegal'deki bölgeyi işgal etmek için deniz taburu gemide hazır bulunuyor. Çiçeği burnunda yeni atanmış Senegal Valisi, ailesi, hizmetçileri, oranın coğrafyasını çıkarmak,  bilgi edinmek için bilim adamı ve araştırmacılar ile beraber tam 400 kişi Medusa'nın kamaralarına yerleşmeye çalışıyor.Kanarya Adalarının yakınlarında gemi çeşitli hatalardan dolayı kayaya oturuyor. Geminin bir an önce boşaltılması lazım, ancak nasıl ?Vali, ailesi, kaptan ve subaylar 6 filikaya doluşuyorlar. Geriye kalan 147 insan ise geminin direğinden parçalarından acelece yapılan, sallara zorla bindiriliyor. Filikaların onları karaya kadar çekeceği söyleniyor. Ne yazık ki bu pekte mümkün değil.Suyun ortasında bir avuç tahta parçasının üzerinde gerçek bir ölüm kalım savaşı baş gösteriyor. Açlık, susuzluk ve Temmuzun yakıcı sıcağı...Aradan bir hafta geçiyor ve 147 kişiden geriye yalnızca 28 insan salda kalıyor. (Zor atlatılan bir haftanın ardından bazı ölülerin etleri güneşte kurutularak yendiği kayıtlara geçmiştir)Suyun ortasında geçen 13 vahşi günün ardında tesadüfen sağ taraftan bir geminin geçtiği fark ediliyor, ve halen umudu olan bir kaç insan, son enerjilerini de kullanarak geçen geminin dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Ve işte Theodore Gericault tamda bu anı devasa bir tabloya işleyerek ölümsüzleştiriyor.Ve evet, o kadar asilzadenin arasından uzanan bir 'Zenci' kolu, sonunda fark ediliyor, gemi bu insanları kurtarıyor.
3 Bin Yıllık Kaleyi Köylüler Keşfetti
Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Yurtbaşı Mahallesi'nde ortaya çıkarılan 3 bin 200 yıllık bir kaleyi köylüler keşfetti. Erken demir çağına ait olduğu saptanan ve muhtarla mahalle sakinlerinin ısrarıyla bulunan kale, kentin kültür envanterine kaydedildi.Binlerce yıl çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Van'da kentin tarihi envanterine bir arkeolojik eser daha eklendi. Geçen hafta Yurtbaşı mahallesinde erken demir çağına ait olduğu düşünülen 3 bin 200 yıllık kale bulundu. Oysa, kalenin varlığı yıllardır mahalle halkı tarafından biliniyor ancak seslerini duyuramıyorlardı.Mahalle muhtarının tarihe olan merakı ve ısrarlı tutumu sonucu bölgeye uzmanlar gelip inceleme yaptı, binlerce yıllık eser sonunda ortaya çıktı.Sanat tarihçi Mehmet Top tarafından tespit edilen kalenin ortaya çıkış öyküsünü Al Jazeera Türk mahalleliler ve tarihçilerle konuştu.80 haneli Yurtbaşı mahallesinin muhtarı İrfan Yücel, tarihi kalenin tespit edilmesi için birkaç kez başvuruda bulunduğunu, ancak cevap alamayınca ilçede Hoşap kalesinde kazı yapan ekibinde ulaştığını anlatıyor. Kalenin tespitinden dolayı mutlu olduğunu belirten Yücel, kalenin değerlendirilmesi için her zaman çalışacağını söylüyor.‘’Peşini bırakmadım’’Kalenin bulunmasıyla ilgili ısrarlı davrandığını ifade eden Muhtar Yücel, 'Kale köye 3 km uzaklıkta bulunuyordu. Köylüler ve ben buranın bir kale olduğunu biliyorduk. Her zaman incelenmesini, değerlendirilmesini istiyorduk. Şimdiye kadar burası için bir imkânımız olmadı. Biz köylüler birlikte hareket etmek istedik. Yalnız imkân yoktu. Hep peşinden koştuk. Şimdi buranın değerlendirilip turizme kazandırılmasını bekliyoruz' dedi.Kalenin tanıtılması için araştırmalar yaptığını aktaran Muhtar Yücel, şöyle devam etti:'Yaptığım araştırmalar sonucunda ilçede Hoşap kalesinde kazı yapan Mehmet Top’a ulaştık. Kendisine bu kalenin varlığından bahsettik. Gelip bakması yönünde teklifte bulunduk. Kabul etti. Sonra gelip baktı. Kontrollerini keşiflerini yaptı. Kalenin tespitinin yapılması gerektiğini söyledi. Köylüler olarak buranın ortaya çıkartılmasını ayağa kaldırılmasını istiyoruz. Zaten köyün geçimi de yok. Hayvancılık ve çiftçilikle uğraşıyorlar. Burada kazı yapılması köy yararına da olacaktır.'Atalarının yeni tespiti yapılan alanın 'Derbend kalesi' olarak adlandırdığını söyleyen Yücel konuşmasını şöyle sürdürdü:'Burası ile ilgili bir şey yapılmasa biz de üzerinde duracağız. Van müzesinden yetkililer geldi. Toprak ve taş numuneleri aldılar. Ayrıca belgelendirmek için fotoğraflarda çektiler. Onların söylediğine göre burası kültür envanterine kayıtlı değilmiş. Kalenin çok eski olduğunu ve değerlendirilmesi gerektiğini söylediler. Biz burayı gösterdiğimiz için mutluyuz. İnşallah kıymeti bilinir.’’Muhtarın çabalarıyla, kaleyle ilgili temas kurduğu sanat tarihçi Mehmet Top, önce kalede yüzey çalışması yaptı. Top’un çalışması sonrasında Van Müzesi'nden yetkililer de incelemede bulundu. Eser, kentin kültür envantarine kayıt edilmesi anlamında da önem taşıyor.Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Mehmet Top, muhtarın bilgi vermesiyle kalenin resmi olarak tespitinin yapıldığı söyledi.Top, ‘’İlçede kazı çalışması yaptığımızdan iletişim konusunda her zaman buradaki vatandaşlarla temas halindeyiz. Vatandaşlar bazen bize abartılı şeylerle de gelebiliyor. Defineci merakı olabiliyor. Biz de bunları bölgenin tarihi açısından değerlendiriyoruz. Burası içinde Muhtar İrfan Yücel geldi. Biz de tespitini yaptık. Bundan sonraki araştırmalar arkeologlara kaldı’’ dedi.İlk araştırma sonucuna göre kalenin 3 bin 200 yıllık olduğunu kaydeden Top, şunları söyledi:'Kale bir erken demir çağı kalesi olduğu anlaşıldı. Gerek kalenin konumu gerek mimari yapısı ve buradan çıkan seramik parçaları günümüzden hemen hemen 3 bin veya 3 bin 200 yıl önceye ait olduğu ortaya koydu. Buranın daha önce gerek Van müzesi, gerekse arkeolojik çalışma yapan bilim insanları tarafından kayıt altına alınmadığını gördük. Bu açıdan da önem arz ediyor. Bölgede halen orta çağ hem de ilk çağ dönemine ait kayıtlara geçmeyen kültür varlıkları var.'Fatih Sevinç, Al Jazeera Turk
Reklam
Robotlar Youtube İzleyerek Öğrenecek
Bilim insanları robotlara YouTube videoları izleyerek nasıl eşya kullanacaklarını öğreten yeni bir yöntem geliştirdi. Geliştirilen sistem sayesinde robotlar YouTube'daki yemek pişirme videolarını izleyerek aynı hareketleri öğrenebilecek.ABD'li ve Avustralyalı araştırmacılar, robotların çeşitli teçhizat ve eşyaları kullanmalarını sağlamak için YouTube videolarından yararlanıyor. Yapay zeka alanında geliştirilen yeni yöntem, robotların sadece video izleyerek nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğrenmelerini sağlıyor.Maryland Üniversitesi ve Avustralya araştırma merkezi NICTA tarafından yapılan çalışma, yapay zekanın derin öğrenme adı verilen alanına odaklanıyor. Geliştirilen yöntem, ses ve görüntü gibi girdilerden elde edilen verileri yapay sinir ağları olarak adlandırılan eğitim sistemlerinde bir araya getiriyor. Toplanan bilgiler sisteme sunuluyor ve ortaya çıkan tepkilerden sonuçlar çıkarılıyor.Yapay Zeka Gelişimi Birliği'nin bu ay düzenlenecek konferansında sunulacak olan sinir ağları, robotun elini nesneleri kavrayabilen bir nesne olarak algılamasını sağlıyor. Robot böylece spesifik nesneleri tanımlayabiliyor aynı zamanda nesne ve eli içeren eylemleri anlayabiliyor.Modelin geliştirilmesi için, robotlara YouTube'da yer alan 88 yemek pişirme videosundan veri seçildi. Ardından robotların uygulayabileceği komutlar hazırlandı.Araştırmacılar, ilk modelin ardından ileride internetteki videoları izleyerek kendilerini geliştirebilen akıllı robotların yapılmasını amaçlıyor. Elde edilecek başarı, yapay zekanın kendi kendine öğrenme yeteneğini de artırabilir.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Biranın Gizemli Dünyası
Bazıları bira yapımını sanat olarak görür; fakat geniş çaplı üretim söz konusuysa orada bilim devreye girer.İster hevesli bir amatör, ister ünlü bir bira üreticisi olsun asıl olan şey ürünün bilimsel analizini yapmak ve gerçekleşen kimyasal tepkimeleri anlamaktır.Bira yapımında, özellikle büyük uluslararası bira markaları açısından daha fazla geçerli olmak üzere, biraya her yerde ve her zaman aynı tadı vermek büyük önem taşır. Bunu sağlamak da bira mayasının aynı özellikte olmasına bağlıdır. Maya örneği dondurulup saklanır ve birkaç ayda bir çoğaltılarak yeniden kullanılır.
Kağıt Katlama Hakkında Bir Hayli Şaşırtan 11 Bilgi
Bir kağıt 7‘den fazla katlanmaz diye bilgi içeren yazılara denk gelmişsinizdir. A4 boyutlarında bir dosya kağıdından bahsediyorsak evet bu varsayımın doğru olduğu söylenebilir. Ama yeterli büyüklükte bir kağıt ve bolca zamana sahipseniz , belli bir kalınlığa ulaştığında hala 2'ye katlayabilecek kadar gücünüzde varsa katlamaya devam edebilirsiniz. Bu varsayımdan yola çıkarak aşama aşama katlanan kağıdın kalınlığı göreceğiz.
Reklam
NASA'yla 3 Dakikada Güneşin 3 Yılı
NASA bilim insanları Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nden (SDO) güneşin üç yıllık gözlemlerinin verilerini birleştirip mükemmel bir video oluşturdular. Videoda Güneş’in her günü için 2 resim kullanılarak 1095 günü içeren üç dakikalık bir video oluşturdular. Videoda rastgele günaş patlamalarının olduğunu ve Güneş Maksimimu denilen Güneş patlamalarının en fazla olduğu zamanlara gelindiğinde bu patlamaların daha da arttığını gözlemleyebilirsiniz
Kadınlar İçin "Erkeklerin Yedi Saniyede Bir Seks Düşündüğü" Bir Dünyada Yaşamanın 14 Zorluğu
Herhangi bir bilimsel araştırma ile ispatlanmış olmasa da, herhangi bir yolla ölçmek mümkün olmasa da erkek milletinin ortalama 7-10 saniyede bir seks düşündüğü kabul görmüş bir gerçek. Belki bu şüyuu vukuundan beter bir durumdur bilemem ancak erkeklerin 7-10 saniyede bir seks düşündüğü bir dünyada yaşamanın bir takım zorlukları olduğundan eminim. İşte o zorluklar!!Gerçi burada yazdıklarımız, bu içeriği okuyan hiçbir erkeğin yaşamadığı şeyler. Biz diğer erkeklerden bahsediyoruz. Eminiz ki siz hep bilim, hep kültür, hep sanat düşünüyorsunuz.
Milli Eğitim Bakanlığına "Değerler Eğitimine" Eklemesi İçin 15 Altın Öneri
Türkiye’de değerler eğitimi ilk kez 2010’da dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş tarafından yayımlanan bir genelge ile uygulanmaya başladı. Genelgede, öğrencilere yaptırılması istenen etkinlik örnekleri arasında, “rol model olma”, “karşılıklı güven, hoşgörü ve dürüstlük ilkeleri”, “sınıf içinde uyulması beklenen davranışlar listesi”, “yardım organizasyonları, doğum günü ve özel günlerde etkinlikler düzenlenmesi” gibi konu ve faaliyetlere yer verildi. Eğitimin içeriği ise illerde oluşturulan, “değerler eğitimi komisyonlarının” yetkisine bırakıldı. Bu kapsamda, illerdeki komisyonlar, yıl boyunca işlenecek değerleri ve zamanlarını belirleyip örnek yıllık plan hazırlayarak okullara gönderdi. Okullar da örnek plan çerçevesinde kendi planlarını hazırladı. Bu nedenle değerler eğitimi bugüne kadar, komisyonların oluru ile her okulda farklı konu başlıklarında farklı şekillerde uygulanabildi.MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hizmet Vakfı arasında geçen temmuzda imzalanan protokol ile değerler eğitimi uygulamasına yeni bir yön verildi. Protokol uyarınca MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “değerler eğitimi” seminer konularını içeren 39 sayfalık kitapçık, Genel Müdür Mustafa Kemal Biçerli imzasıyla 81 ilin valiliğine gönderildi.Türkiye’deki tüm örgün ve yaygın eğitim kurumlarındaki öğrencilere seminer şeklinde verilmesi planlanan değerler eğitimi için bakanlık dokuz konu ve bunların alt başlıklarını belirledi. Bu başlıklar arasında, “Sabır”, “Hastalık ve musibetin anlamı”, “Bir hayat gerçeği: Ölüm ve ötesi”, “İnancın bireysel ve toplumsal hayata etkileri”, “Dua ve ibadetin hayatımızdaki yeri”, “Ramazan ayı ve oruç”, “Peygamber sevgisi” gibi konular yer aldı. Kitapçığın gönderildiği birçok kentte seminerler verilmeye başlandı.daha fazla...Peki yeterli mi? Biz de üzerine basıp geçtiğimiz bir ot, karınca, taş parçası olabilecekken insan olmuşuz.Evlerimizi, yuvalarımızı İslami ölçülerle ve imanın ışığında kurduğumuz takdirde yuvalarımız bir cennet köşesi, saadet ve huzur bahçesi olur.Zaman ve şartlar müsait olunca çocuklarını dini ölçülere uygun bir şekilde evlendirmek anne ve babaların çok önemli vazifelerinden biridir. Dininden ve ahlakından razı olduğumuz bir kimse kızımıza ve oğlumuza talip olursa, ‘Kolaylaştırınız, güçlük çıkarmayınız’ hadisiyle amel etmeliyiz.Avrupa modası yüzünden, yuva kurarken yapılan israflar ve ölçüsüzlükler yüzünden müminlerin dünya ve ahiret hayatları tehlikeye düşmektedir.Gibi konular gençliğe değerler aşılamak için kafi mi? Değil elbette, ama her şeyi devletimizden beklememeliyiz. Bunun için biz de Onedio ekibi olarak Değerler listesine eklenebilecek bazı alternatif maddeler belirledik. Eminiz ki Milli Eğitim Bakanlığımız bunları dikkate alacak, yeni neslin eğitiminde bu konulara da yer verecektir.
Reklam
Kriptolu Telefonlar Hazır
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu dönemde kriptolu telefonlarının dinlenmesinin ardından, TÜBİTAK tarafından yüksek güvenlikli yeni kriptolu telefonlar için çalışma başlatıldı ve çalışmalar tamamlandı. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kriptolu telefonları hazırladıklarını söyleyerek, bugün Başbakan Ahmet Davutoğlu'na sunulacaklarını söyledi. Işık, Davutoğlu'nun talimatlarını aldıktan sonra MGK Genel Sekreterlik aracılığıyla kaç tane telefon isteniliyorsa üretileceğini ve ilgili kişilere dağıtılacağını kaydetti.Eski kriptolu telefonlarda bulunan yazılımda yaratılan açıktan yaralanılarak IMEI numaraları üzerinden dinlemelerin yapıldığı tespit edilmişti. Yeni yazılımda, dinlemeye imkan veren açık kapatıldı. IMEI numarası bilinse bile dinlemenin önüne geçildi. Önceki kriptolu telefonlarda TÜBİTAK yazılım sertifakasını, başka bir kuruma test ettirmeden kendisi vermişti. Bu kez sertifika işlemi MGK Genel Sekreterliği veya telefonu kullanan kurum tarafından yapılacak.Nasıl çalışıyor?Vatan Gazetesinden Kenan Butakın'ın haberine göre, cihazın çalışma sistemi şöyle: 'Görüşme başlangıcında iki cihaz karşılıklı olarak birbirlerinin sertifikalarını kontrol edip tek kullanımlık kripto anahtarı oluşturuyor. Sonra, cihazın mikrofonundan alınan ses, matematiksel fonksiyonlardan oluşan kripto algoritmalarıyla verilere dönüştürülüyor. Matematiksel bilgiler GSM şebekesinin veri kanalından diğer cihaza aktarılıyor. Aktarılan cihazdaki kripto anahtarı, bu matematiksel verileri tekrar sese dönüştürüyor. Görüşme sonlandıktan sonra iki tarafta da kripto anahtarı siliniyor. Dinlenilmeye çalışılan cihazın kripto anahtarı elde edilemediğinden, kriptolu veriler çözülemiyor.'
Reklam
Tüm Zamanların En Ünlü 21 Robotu
R2-D2, Yıldız Savaşları'nda fıçı şeklinde kurgusal bir robottur. Yıldız Savaşları evrenindeki ana karakterlerden biridir. R2-D2'yi Britanyalı cüce aktör Kenny Baker canlandırmıştır.
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
Uzmanlar, hastanın kanını boşaltıp yerine tuzlu soğuk su enjekte etme yoluyla insanları ölümün eşiğinden hayata döndüren bir yöntem üzerinde çalışıyor.“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyor Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Rhee doğru söylüyor. Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherman ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kantlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse, ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson | BBC Future
'Neandertalleri Yanardağ Yok Etmedi'
Yeni bir araştırma, 40 bin yıl önce yaşanan dev bir yanardağ patlamasının sanıldığı gibi Neandertallerin sonunu getirmediğini öne sürdü.Modern insanın en yakın akrabası olarak bilinen ve en az Homo sapiens kadar akıllı olduğu ortaya çıkan Neandertallerin nasıl yok olduğunu açıklamaya çalışan bir teori yeni araştırmayla çürütülmek üzere.California Üniversitesi, Berkeley araştırmacıları tarafından yapılan çalışmada, 40 bin yıl önce yaşanan Campanian Ignimbrite (CI) patlamasının büyük lav akıntılarına neden olduğu ancak Avrupa genelinde hava sıcaklığını Neandertallerin yok olmasına neden olacak düşüremediği belirtildi.Livescience sitesine konuşan araştırma ekibinden Benjamin Black, 'patlamadan önce Neandertal nüfusunun zaten azalmaya başladığını ve Avrupa'nın birkaç bölgesine yayılmış toplulukların yanardağ patlaması sonucu yok olmasının zor bir olasılık olduğunu' belirtti.Nasıl yok oldukları halen sırMağaralara çizdikleri resimlerle Avrupa'daki ilk sanat eserlerini yapan, insan gibi konuşabildikleri ve gelişmiş ev aletleri yaptıkları bilinen Neandertallerin, 41 bin ila 35 bin yıl önce yok oldukları tahmin ediliyor. Nüfusları en fazla 70 bine ulaştıktan sonra azalmaya başlayan Neandertallerin Homo sapiens tarafından yok edildiği veya asimile edildiği de teoriler arasında.Halen tartışılan üçüncü teori ise 40 bin yıl önce bugün modern Napoli'de yaşanan dev yanardağ patlamasının atmosfer sıcaklığını önemli ölçüde düşürdüğü ve Nandertalleri ölüme götürdüğü. Patlamaya uzanan döneme ait kayaları modern kayalarla karşılaştıran Black ve ekibi, iklim modelleri hazırladı. Modellerde, Güneş ışığını emen ve dağıtan, böylece atmosferin soğumasına neden olan sülfürün Avrupa'daki havayı nasıl soğuttuğu incelendi.Modeller, Avrupa'da sıcaklığın 5-10 derece düşmüş olabileceğini gösterdi ancak Neandertallerin yok oluşu için yeterli kabul edilmedi. Black, patlamanın olduğu dönemde Neandertallerin İtalya'da zaten yok olduklarını, Avrupa'nın diğer bölgelerinde ise hava sıcaklığının daha yüksek kaldığını belirtti.Yanardağ yok etmiş olabilirBlack ve ekibi yüksek ihtimal vermese de, bazı bilim insanları yanardağ patlamasının uzun dönemde geride kalan Neandertal nüfusunu yok etmiş olabileceğini öne sürdü.İzlanda Üniversitesi'nden Thorvaldur Thodarson, 'patlamanın hava akımlarını değiştirmiş olabileceğini ve sonrasında ortaya çıkan iklim modellerinin Neandertalleri sanılandan daha fazla etkilemiş olabileceğini' belirtti.Amerikan Jeolojik Birliği toplantısında açıklanan verilerin, ilk insanların 40 bin yıldan bu yana soğuğa nasıl adaptasyon sağladığı hakkında da önemli bilgiler sunacağı ifade edildi.Livescience ve Al Jazeera
2014‘ün En İyi 10 Buluşu
İnme veya omurilik zedelenmeleri nedeniyle pek çok insan hareket kabiliyetini yitirebiliyor. Fizik tedavi ise halen garantisi olmayan ve büyük azim gerektiren bir yöntem. Son yıllarda popüler olan dış iskelet teknolojileri ise vücuda destek olabilse de bir arabadan daha pahalıya gelebiliyorlar. Ayrıca halen bir güç kaynağına bağlanmak zorundalar. 2012 sonların doğru Pensilvanya Üniversitesi’nden bir grup makine mühendisliği öğrencisi taşınabilir ve ucuz bir dış iskelet icat ettiler. Elizabeth Beattie, Nicholas McGill, Nick Parrotta ve Nikolay Vladimirov sonunda Titan kolu adı verilen hafif ve güçlü bir robot eklemi geliştirdiler. Terapi egzersizlerine dayanabilen bu elektronik kollar, ufacık bir güçle 18 kg ‘a kadar yük kaldırmayı mümkün sağlıyor. Titan koluna kullanım kolaylığı getirmek içinse bu ekleme ek olarak aktüatörler sırt çantasına yerleştirildi. Alüminyum parçalar sayesinde hafif ve az güç tüketen bir yapı oluşturuldu. Ayrıca elektronik olarak kablosuz olarak çalışacak sensörler ve yazılım sayesinde uzaktan fizik terapi uzmanının sizi izlemesi sağlanıyor.Snowboard ‘dan dolayı inme geçirmiş bir sporcuda denenen robot kol sayesinde , snowboardçu ekibine geri döndü. 2000 dolar mal edilen prototip, ileride elbise gibi giyilebilen bir dış iskelete dönüştürülmeyi bekliyor.
Reklam