Hiç şüphesiz yaz tatilinin en heyecan verici, en güzel anı suya ilk girdiğiniz andır. Havuz olsun, deniz olsun herkesin suya ilk girdiği an asıl tatilin başladığı andır. Bu yüzden o saniyelerin, o dakikaların hakkını vermek boynumuzun da borcudur. O an ne yapacağını bilemeyenlere 20 maddelik bir tavsiye listesi hazırladık, hayırlara vesile olması dileğiyle;
Uluslararası çapta tanınan ünlü Türk doktoru Mehmet Öz, özellikle göbek bölgesindeki yağlanmadan şikâyetçi olan kadınlar için mucize bir içecek tarifi paylaştı. Salatalıktan ıspanağa, limondan naneye kadar pek çok yeşil sebzeden oluşan bu mucizevi karışım, kadınların bölgesel fazlalıklarından kurtulmasına yardımcı oluyor.Göbek eriten mucize içecek için almanız gerekli malzemeler şöyle: 2 su bardağı ıspanak, Yarım salatalık, Yarım kereviz sapı, 1 tutam maydanoz, 3 adet havuç, 2 adet elma, 1 adet kabuğundan soyulmuş portakalın çeyreği, 1 limonun çeyreği, 1adet misket limonunun çeyreği, 1 tutam taze nane, 1 adet kabuklarından ayrılmış ananasın çeyreği.Tüm malzemeleri blenderdan geçirin. Hazırladığınız karışımı katılık miktarına göre su ve buz dahil ederek içebilirsiniz. Eğer arzu ederseniz çok az deniz tuzu ilave ederek de tüketebilirsiniz. Tahta kaşık kullanmak vitaminlerin besin değerlerini kaybetmemesi açısından önemlidir.haber kaynağı: 724saglik.org/beslenme-diyet
Linke tıkladığınızda görmüş olduğunuz interaktif harita, ilk cinsel ilişki deneyiminin ülkelere göre yaş ortalamalarını gösteriyor. Veriler, Durex’in 2009 yılında yapmış olduğu global araştırmanın sonucunda oluşturulmuş. Fareniz yardımıyla araştırmaya katılan ülkelerin üzerine geldiğinizde, ortalama ilk cinsel deneyim yaşını görebiliyorsunuz.Araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de ortalama ilk cinsel deneyim yaşı 17,8. İlk cinsel deneyim yaşının bu kadar düşük olması üzerinde, erken yaşta evlilik oranının yüksek olmasının büyük bir etkisi var.Elde edilen raporlar, ilk cinsel deneyimini en geç yaşayan ülkenin, ortalama 23 yaş ileMalezya olduğunu gösteriyor. En erken yaşta cinsel ilişkiye başlayan ülke vatandaşları ise15,6 yaş ortalamasıyla İzlandalılar.
unu yapamazsın, bunu yapmamalıydın, başaramıyorsun, başaramazsan şöyle olur, böyle olur… Hepimiz kendi kendimize yapıyoruz bunu. Sürekli kendimizle konuştuğumuz, ne yapsak susturamadığımız bir iç sesimiz var.“Mindfuck” kitabının yazarı Petra Bock’ın “iç bekçimiz” olarak adlandırdığı bu sesin sahibi, ne yazık ki hiç de bizim tarafımızı tutmuyor ve yaşamak istediğimiz hayatı sabote ediyor.Almanya’nın ünlü yaşam koçu, “Mindfuck” (Beyni Becermek) isimli kitabında bu sesin nereden geldiğini, neler söylediğini ve onun olumsuz etkilerinden kurtulma yollarını araştırıyor.Mindfuck, aslında bir sinema-televizyon terimi diyebiliriz. Hani korku filmi izledikten sonra bir süre etkisinden çıkamaz, hafif ürkekleşir ve her zaman odamızda olan ağaç gölgesini bir an için katilin gölgesi gibi algılama eğilimine gireriz ya, İşte “mindfuck” terimi de, gerçekte olmayan bir şeyin etkisinde kalarak gerçeği deforme etmemiz, yanlış yorumlamamız gibi bir durumu ifade ediyor. Etkisinde kaldığımız şey ise bizzat evdeki ses.Uzman ağzından açıklamak gerekirse, kişiliğimiz iki düzlemden oluşuyor; bunların ilki, içinde gerçek potansiyelimizin uyukladığı biri; diğeri de, bize sürekli ne yapmamız gerektiğini, daha doğrusu ne yapamayacağımızı söyleyen kişi. İkinci kişiliğimizin tuzağına sıklıkla düşüyor ve potansiyelimizi gerçekleştirmediğimiz bir yaşama razı oluyoruz...
Şampuanların asıl amacı elbette saçları temizlemek. Saçlar ve kafa derisi, doğal sebepler ve çevresel faktörlerden dolayı kirlenir, yağlanır ve çirkin kokmaya başlar. Şampuanlar da bu kirleri temizler.Şampuanlar aslında bir çeşit deterjan türevi. Lipofilik (yağ seven) ajanlar ve hidrofilik (su seven) ajanlardan oluşuyorlar. Lipofilik ajanlar sebuma yapışıyor, hidrofilik ajanlar da sebumun suyla saçtan akıp gitmesini sağlıyorlar. Köpük ve bakım açısından zenginleşmesi için şampuan formüllerine köpüren ajanlar, saçı kalınlaştıran, parlatan, yumuşatan, onaran, renklendiren maddeler ve parfümler ekleniyor. Şampuanlardaki zararlı maddeler; Silikon Piyasada satılan şampuan ve saç kremlerinin büyük bir kısmı silikon içeriyor. Silikon, saç tellerini sararak daha parlak ve hacimli görünmesini sağlıyor ancak saç telinin nem almasını engelliyor. Saç telinin nem dengesini bozuyor. Saçlar kuruyor ve kırıklar oluşuyor. Bu yüzden silikon bazlı olmayan esansiyel yağlar içeren şampuanları tercih etmek daha doğru olur. Doğal olmayan gliserin İyi şampuanlarda nemlendirici olarak gliserin bulunuyor. Doğal gliserin yerine sodyum loret sülfat veya loril sülfat içeren şampuanlar kullanmaktan kaçının. Çünkü bu maddeler saçı tahriş ediyor; yağlı, kepekli ve kaşıntılı bir kafa derisine neden oluyorlar. Petrol türevleri Şampuanların petrol türevi maddeler içermediğinden de emin olun. Çünkü sentetik renklendiriciler, petrol ve türevlerinden, kömür katranından elde ediliyor. Ağır metal tuzlar içerdiklerinden deri altında toksik birikime neden oluyorlar. Yüksek dozlarda veya sürekli ;
Audi, dünyanın lazer farlara sahip ilk seri üretim otomobili olan Audi R8 LMX’i geliştirdi.LED farlardan iki kat daha uzağı aydınlatabilen lazer farlar, görüşü ve menzili artırırken, gelişmiş teknolojisi ile karşıdan gelen araçların aydınlatmadan rahatsız olmamasını sağlıyor.Bundan 6 yıl önce R8'de LED farları, geçen yıl da A8'de Matrix LED farları seri üretimde ilk kez kullanan otomobil markası olan Audi, aydınlatma teknolojilerinde yine bir devrime daha imza attı. Audi R8 LMX, otomotivde geleceğin teknolojisi olarak adlandırılan lazer farları kullanan ilk seri üretim otomobil oldu. LED farlara göre iki kat daha uzağı ve iki kat daha menzili aydınlatabilen lazer farlardan her biri yüksek güçlü 4 lazer diyottan oluşuyor. Far modülünde bulunan fosfor dönüştürücüler, lazer ışığını 5 bin 500 Kelvin'lik beyaz ışığa çeviriyor. Üretilen ışık, insan gözünün fark edebileceği ancak gözü yoracak derede olmadığı için, karşıdan gelen araçlar için de güvenliği artırıyor. Ayrıca farlarda bulunan kameralı sensörler de karşıdan gelen araçları fark ederek, ışığın miktarını ayarlayabiliyor. R8 LMX yüksek performansıyla da öne çıkıyor. 570 HP güç üreten 5.2 litrelik V10 motoru, 540 Nm torka sahip. Dört tekerden çekiş sistemi quattro ile R8 LMX, 0'dan saatte 100 kilometre hıza sadece 3,4 saniyede ulaşıyor. Kristal Ara Mavisi rengi, karbon fiber detayları ve arka spoyleri dinamik tasarımını pekiştirirken, özel alaşım 19 inç jantları, parlak siyah egzozu ve karbon fiber seramik diskler de R8 LMX'i öne çıkarıyor.Sabah
Yılın moda ikonu olan Rihanna'nın çoğu bayanın giymeye cesaret edemeyeceği kadar cesur olan kıyafet seçimlerini derledik.İşte Rihanna'nın gerek davet ve konserlerde gerekse günlük hayatında oldukça cesur olduğunu kanıtlayan 18 hali.
Bu örneklerden göreceğimiz üzere ezeli rekabetin suçlu olan tarafı bariz olarak kediler. Bi' durduk yere saldırmalar bi' şımarmalar... Halbuki yerlerinde dursalar gül gibi geçinip gidecekler.
Ünlü yıldız kıyafetleriyle magazin gündeminin ilk maddesi haline geldi. Yılın en önemli moda ödüllerinden biri olan CFDA (Council of Fashion Designers of America) Moda Ödülleri dün New Yorkta düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. CFDA (Amerikan Moda Tasarımcıları Konseyi) moda ödülleri dün akşam New York’ta yapılan törenle sahiplerini buldu. Moda ve sanat dünyasından birçok ünlü ismin katıldığı geceye Rihanna ışıltılarla kaplı transparan elbisesiyle damga vurdu. Moda ikonu ödülünü alan ünlü şarkıcı elbisesiyle ikon olma konusundaki iddiasını gösterdi. Gecede ödül alan isimler şöyle; Yılın Kadın Giyim Tasarımcısı: Joseph Altuzarra Yılın Erkek Giyim Tasarımcısı: Dao-Yi Chow ve Maxwell Osborne (Public School) Yılın Aksesuar Tasarımcısı: Ashley Olsen & Mary-Kate Olsen, (The Row) Kadın Giyim Swarovski Ödülü: Shane Gabier ve Christopher Peters (Creatures of the Wind) Erkek Giyim Swarovski Ödülü: Tim Coppens Aksesuar Swarovski Ödülü: Irene Neuwirth Geoffrey Beene Yaşamboyu Başarı Ödülü: Tom Ford Eleanor Lambert Kurucular Ödülü: Bethann Hardison Antoloji
Dünden itibaren Türkiye’de binde 9 ve altında genetik yapısı değiştirilmiş organizma (GDO) içeren ürünlerin önü açıldı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı iznin GDO’lu gıdalara ‘yeşil ışık’ anlamına gelmediğini, sadece yem amaçlı ithal edilen ürünleri kapsadığını savunuyor. Buna karşılık yaygın kaygı fiiliyatta gıdalarda binde 9′a kadar GDO’ya yeşil ışık yakıldığı yönünde. Peki nedir GDO; dünyada kullanımı nasıl; insan sağlığına zararlı mı değil mi? Dokuz Soruda… 1. GDO’lu besin nedir, nasıl elde edilir? GDO’lu besinler genetik mühendisliği tarafından geliştirilen yöntemlerle DNA’sı değiştirilen bitki türlerinden elde ediliyor. Bir organizmaya başka bir organizmadan DNA aktarılarak, o organizmanın DNA’sı ile oynanıp genetiği değiştiriliyor. Dünya çapında en çok mısır, soya, şeker pancarı, pamuk ve kanolanın genetiğiyle oynanıyor. 1994′ten beri ABD’deki süpermarketlerin raflarında yeri almaya başlayan GDO’lu besinlerin ilk örneği, Amerikalıların ‘Flavr Savr domatesleri’ dedikleri, daha geç olgunlaşması için genetiği değiştirilmiş olan domatesler. 2. GDO’lu besinin do ğ al besinden farkı nedir? İnsanoğlu binlerce yıldır hayvanların ve bitki türlerinin çaprazlama yöntemiyle üremelerini sağlıyor. Bu zaten doğal bir süreç. GDO’lu besin yaratmada kullanılan yöntem ise doğal yöntemden farklı olarak, organizmanın genetiğinde yapılan değişikliğin daha detaylı olmasına imkan veriyor. Yani hedefe yönelik değişim yapılabiliyor. Hem de doğal çaprazlama yöntemine oranla çok daha hızlı bir biçimde… 3. Neden GDO’lu besin üretiliyor? 1 numaralı neden, tarladaki mahsulün maruz kaldığı tarım ilaçlarına daha dayanıklı hale getirilmek istenmesi. Şu an itibariyle Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Arjantin, Brezilya ve Kanada. ABD’de yetiştirilen mısırın ve soyanın çoğu (yaklaşık yüzde 85) GDO’lu. 4. GDO’lu ürünler sa ğ lı ğ ımız için zararlı mı? Bazı biliminsanları genetiği değiştirilmiş organizmaların çaprazlama yöntemiyle geliştirilen organizmalardan daha zararlı olmadığını savunsa da, muhalif görüşteki biliminsanları GDO’lu besinlerin bilinmeyen tehlikeler içerdiğine işaret ediyor. Ayrıca genetiği değiştirilen organizmaların insanlar için alerji riski taşıdığını vurguluyorlar. Bu fikir ayrılığının başlıca nedeni, GDO alanında bilim dünyasının elinde yeterince veri olmaması. 5. GDO’lu ürünler çevre için zararlı mı? GDO’lu ürünlerin çevreye zararı konusunda da bilim dünyasında bir görüş birliği sağlanmış değil. Bu husus da biliminsanlarını iki ayrı gruba bölüyor. 6. Dünya çapında GDO’lu besinler nasıl denetleniyor? ABD’de GDO’lu besin üretimi Tarım Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından denetleniyor. Ancak bazı GDO karşıtları, kuralların yeterince sıkı olmadığından şikayetçi. Avrupa’da ise durum daha farklı. Avrupa ülkelerinde ABD’ye kıyasla daha az GDO’lu besin tüketiliyor ve bu konuda kurallar çok daha katı. Ürünler pazara sürülmeden önce sıkı incelemeden geçiriliyor. Türkiye’de ise GDO ve ürünlerinin gıda amaçlı olarak kullanılması ve GDO’lu üretim yapılması da tamamen yasak. Türkiye’de GDO mevzuatı, Biyogüvenlik Kanunu ve bu Kanun kapsamında oluşturulan Biyogüvenlik Kurulu’nun aldığı kararlar çerçevesinde yürütülüyor. Biyogüvenlik Kurulu geçmişte sadece yem amaçlı alarak kullanılmak üzere üç soya ve 14 mısır geninin ithalatına izin vermişti. 7. Gıda etiketlerinde GDO içerdi ğ i yazıyor mu? ABD’de bu konuda çıkan farklı sesler şu anda kesin bir yasanın oluşturulmasını engelliyor. Bu, üretici firmanın inisiyatifine bırakılıyor. Ama 64 ülkede genetiği değiştirilmiş besinlerin etiketlerinde bu bilginin yer alması hususunda zorunluluk var. Bunlardan bazıları Fransa, Japonya, Malezya, Yeni Zelanda ve Avustralya. Hollanda ve Çin’de yapılan araştırmalar, etiketlendirme yasalarının tüketici alışkanlıklarında bir değişiklik yaratmadığını ortaya koyuyor. 8. GDO’lu besin üretiminden kim kâr ediyor? Tabii ki pastanın en büyük dilimini ABD’deki tohum ve biyo-kimya firmaları yiyor. 9. GDO’lu besinler tüm dünyayı doyurabilmek için gerekli mi? Bu soru da dünya çapında bir münazara konusu. Genetiği değiştirilmiş organizmaların üretiminden kâr edenler, 2050 senesinde dünya nüfusunun 9.6 milyara ulaşacağını ve bu nedenle hızlı ve kesin sonuç veren GDO’lu besin üretiminin gerekli olduğunu savunuyor. Bu görüşe muhalif olanlar ise, GDO’lu besin üretimini hızlandırmak yerine, açlık sorununu, fakir ülkelerdeki çiftçilere modern tarım yöntemlerini öğreterek ve dünya çapında gıda israfını önleyerek doğal yöntemlerle azaltmayı öneriyor. (vox.com’daki GDO dosyasından yararlanılmıştır)Diken