Türk Telekom Haberleri

Türk Telekom ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Türk Telekom ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

İnternet Yasakları ve Streisand Etkisi
İnternet ortamında bir şeyi yasaklamaya çalışmanın bazen yan etkileri de olabiliyor. Bu yan etkilerden birisi de, adını ünlü aktris Barbara Streisand’dan alan etkiden başka bir şey değil. Fotoğrafçı Kenneth Adelman, kıyılardaki yalı erozyonuna dikkat çekmek için Kaliforniya kıyılarından yaklaşık 12 bin hava resmi çekmiştir. Bu resimlerden bir kısmı Pictopia.com isimli sitede yayınlanmıştır. Ünlü sinema aktrisi Barbara Streisand’ın evinin havadan görüntüsü de bu resimler arasındadır. Streisand, kamuya açık yayınlanan bu resimlerin arasında, kendi özel mülkiyeti olan evinin havadan çekilmiş görüntülerine karşı dava açarak, bu görüntülerin kaldırılmasıyla birlikte 50 milyon dolar da tazminat istemiştir. Streisand, dava dilekçesinde mahremiyetinin ihlal edildiğini öne sürmüştür. Bu davanın açılması, medyanın oldukça ilgisini çekince her tarafta davanın ayrıntılı haberleri yayınlanmaya başlandı. Haberin yoğun bir şekilde yapılması, okuyucuların ve internet kullanıcılarının yoğun ilgisini çekti ve sonuçta dava konusu resimler bir ayda 420.000 kişi tarafından ziyaret edildi. Tabi iş sadece bununla kalmadı, mahkeme Streisand’ı davasında ayrıca haksız buldu. İnternet tarihine “Streisand Effect” olarak geçen bu olay gösterdi ki, yasaklanmaya veya sansürlenmeye çalışılan her şey, aslında bir çığ gibi büyüyüp sakınılanın aksine çok daha büyük bir kitleye ulaşabiliyor.Dünyada, Streisand’dan başka bir çok ünlü kişi ve şirket, saklamaya çalıştığı şeyin daha fazla yayılmasına engel olamadı. 2006’da Brezilyalı ünlü manken, plajda erkek arkadaşıyla sevişmesini gösteren videonun kaldırılması için Youtube’un Brezilya’da erişime kapatılmasını sağlamıştı. Bu görüntüler, Youtube’da belki de sadece binden daha az kişi tarafından izlenmişken, erişim engelleme haberlerinin tüm dünyaya ajanslar tarafından duyurulmasıyla neredeyse bütün dünya tarafından izlendi. Twitter’daki sadece 20 abonesine, apartman yöneticisi firma hakkında şikayette bulunan kişiye karşı firma tarafından tazminat davası açıldı. Fakat işler beklenildiği gibi yürümedi ve davacı firma kendi hizmet kusurunun milyonlarca kişiye yayılmasını ve dolayısıyla prestij kaybını engelleyemedi. İran’da hükümet muhalif internet sitelerini sansürledi. Hatta, daha da ileri giderek sosyal ağ sitelerine erişim engeli koydu. Fakat, muhalifler ve destekçilerinin bile bilmediği bir çok sosyal ağ sitesi bir anda kulaktan kulağa yayılarak popüler oldu ve muhaliflerin seçim kampanyası sırasında en çok kullandığı haberleşme araçlarının başında geldi. Bu etkinin benzer örnekleri Türkiye’de de yaşandı. Örneğin, ünlü bir dizi oyuncusunun fazlasıyla özel görüntülerinin yayılmasından dolayı eski sevgilisine açmış olduğu davanın hemen sonrasında, bu görüntülerin dolaşmadığı bilgisayar kalmamıştı. Ekşi Sözlük, zaten popüler olmasına, binlerce yazarı ve milyonlarca okuyucusu olmasına rağmen, hakkında açılan davalarla birkaç kez erişime kapatıldı, ancak her erişim engelinden sonra çok daha fazla güçlenerek, okuyucu ve trafik artırarak yoluna devam etti. Sözlüğü kapatma girişiminde bulunan kişi / kişiler ise ne yazık ki saklamak istediklerini daha fazla kişiye ulaştırmış olmanın şaşkınlığını yaşadılar. Youtube, Türkiye’de Mart 2009’dan 2008′den beri engelli durumda. Ancak, Youtube’un bu engelden etkilendiğini söylemek mümkün değil. Zira, Youtube ile ilgili haberler geçtikçe ve bir çok siyasinin ses bantlarının burada yer aldığı konusunda fısıltılar arttıkça, popülaritesi her geçen gün katlanarak arttı. Nitekim, engelli Youtube’a ulaşmayı sağlayan 6-7 site dahi, Türkiye’de en çok ziyaret edilen 100 site arasında başlarda yer alıyor. Yine, TİB’in zynga.com isimli oyun sitesi hakkında uygulamış olduğu erişim engelleme kararı, ne yazık ki bu firmanın oyunlarının, özellikle de Farmville oyununun Türk kullanıcı sayısını iki katı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Türk Telekom da Streisand etkisinden hayli etkilenmiş durumda. Türk Telekom’un birkaç siteyi mahkeme kararıyla engelletmesi yüzünden, küçük bir grup tarafından başlatılan “Telekom’a kafam girsin” kampanyası artık internet kullanıcıları arasında oldukça meşhur olmuş durumda.. Üstelik bu davayla dalga geçenlerin sayısı hiç de az değil. Bazı siyasileri hicveden karikatürlerin, yayınlandığı mizah dergilerinden çok, açılan davalardan dolayı e-posta zincirleri ve Facebook ile çok fazla bir kitleye ulaşmış olması Türkiye’de bilinen bir başka örnek oldu. Hakaret olsun, iftira olsun veya kişilik haklarına ağır saldırı durumlarında olsun, mutlaka yasal yollardan hak aramak gerekir. Ancak, hak ararken daha da haksız, belki de komik duruma düşmemek gerekir. Buluttan nem kaparak, basit şeylere bile tahammül edememek gibi zaafları olanların hakkını aramadan önce küçük bir durum analizi yapmasında fayda var. Hukuk nezdinde haksız bulunmanın yanı sıra daha da mağdur olunmaması için Streisand Etkisi’nin gözden geçirilmesi gerekli olabilir. Belki biraz hoşgörü ve bir şeylere de tahammül etmek gerekli olabilir. “Streisand effect” konusunda kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Streisand_effect
Fenerbahçe'de 16 Yıllık Yıldırım Dönemi
Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıllık görev süresi Yargıtay kararıyla son buluyor. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevi, futbolda şike davasıyla ilgili Yargıtay kararının ardından son bulacak. Yıldırım, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın şampiyon olduğu 2010-2011 sezonuna ilişkin başlatılan şike davasıyla ilgili mahkemenin verdiği kararların Yargıtay tarafından onanmasıyla, yasa gereği başkanlık görevini sürdüremeyecek. İlk kez 15 Şubat 1998'de gerçekleştirilen olağan genel kurulda 1 oy farkla Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçilen Yıldırım, aralıksız 16 yıla yakın süre bulunduğu görev sona eriyor. Aziz Yıldırım, bu dönemde 7 olağan, 4 kez de olağanüstü olmak üzere 11 kongrede başkan seçilerek görevde kaldı. - Yıldırımlı kongreler Aziz Yıldırım, 15 Şubat 1998'de yapılan genel kurulda, diğer başkan adayı Vefa Küçük'ü 1 oyla geçerek, Fenerbahçe'nin 36. başkanı olarak ilk kez bu göreve seçildi. Genel kurulda 3 bin 94 üye oy kullanırken, Aziz Yıldırım 1469, Vefa Küçük 1468, 3. aday Ömer Çavuşoğlu ise 157 oy aldı. Seçimde başkanlığı Aziz Yıldırım kazanırken, yönetim kurulu ve diğer kurullara Vefa Küçük'ün listesi seçildi. Küçük'ün yönetimiyle bir süre çalıştıktan sonra, aynı yıl 13-14 Haziran'da yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olan Aziz Yıldırım, bu kez kendi yönetim kurulu listesiyle birlikte göreve geldi. 19-20 Şubat 2000'deki olağan genel kurulda yeniden aday olan Yıldırım 2 bin 657 oyla başkanlığa seçildi. 1998'de 1 oy farkla geçtiği diğer başkan adayı Vefa Küçük ise bu kez 1980 oy aldı. - 2 kez görevi bıraktığını açıkladı Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlığı döneminde 2 kez görevi bıraktığını açıkladı. Yıldırım, 2000-2001 sezonunda futbol takımının şampiyon olmasının ardından sezon sonunda ''Sağlık nedenleri ve ailesine yeterince vakit ayıramadığı'' gerekçesiyle başkanlık görevini bıraktığını açıklamıştı. Camianın ve sarı-lacivertli taraftarların baskısı üzerine devam etme kararı alan Aziz Yıldırım, güvenoyu için 30 Haziran-1 Temmuz 2001'de yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olarak seçime girdi ve 4. kez başkan seçildi. Aziz Yıldırım, 3 Mart 2002, 7 Mart 2004 ve 5 Mart 2006'da yapılan olağan kongrelerde tek aday olarak seçime girdi ve başkanlığa seçildi. Futbol takımı 2005-06 sezonunda son maçta Denizlispor ile deplasmanda 1-1 berabere kalarak şampiyonluğu yitirince, Yıldırım bir kez daha görevi bıraktığını açıkladı. Ancak yine camianın baskısıyla bu kararından vazgeçen Aziz Yıldırım, 24-25 Haziran 2006'da yapılan olağanüstü genel kurula yine tek aday olarak girerek, bir kez daha Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçildi. Yıldırım, 23-24 Mayıs 2009'da yapılan olağan genel kurulda, geçerli 6 bin 335 oyun, 5 bin 53'ünü alarak, 1216 oy alan Şadan Kalkavan'ın önünde yer alıp, 9. kez Fenerbahçe'ye başkan seçildi. Kongrenin 3. başkan adayı Funda Sibel Pala'ya ise sandıktan 66 oy çıkmıştı. - 19-20 Mayıs 2012 kongresinde cezavindeyken seçildi Futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, 3 Temmuz 2011'de gözaltına alınan ve 10 Temmuz 2011'de tutuklanarak Metris Cezaevi'ne konulan Aziz Yıldırım, yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra 2 Temmuz 2012'de tahliye edildi. Aziz Yıldırım, başkan adayı olduğu 19-20 Mayıs 2012'de yapılan son kongreye 'Futbolda şike' iddialarına yönelik davada tutuklu yargılandığı için katılamadı. Başkanlığa aday olduğunu açıklayan kongre üyesi Murat Çelikel'in kongrenin ilk günü çekilmesiyle tek aday olan Yıldırım, cezaevinde olduğu dönemde girdiği seçimde kullanılan 5 bin 271 oyun 5 bin 269'unu alarak 10. kez Fenerbahçe Kulübü'ne başkan oldu. - Son kongrede rekor oy aldı 2-3 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen, Aziz Yıldırım'ın Mehmet Ali Aydınlar karşısında 6 bin 821 oyla kazandığı seçim, kulüp tarihinin en geniş katılımlı kongresi oldu. İki adayın başkanlık için yarıştığı genel kurulda toplam 9 bin 380 oy kullanıldığı açıklanırken, bu rakam kulüp tarihine geçti. Seçimde 2 bin 383 oy alan Mehmet Ali Aydınlar karşısında, yarışı 6 bin 821 oy alan Aziz Yıldırım, 11. kongresinde en yüksek oya ulaştı. - En uzun süre görev yapan ikinci başkan Aziz Yıldırım, 16 yıla yakın süren başkanlık göreviyle, sarı-lacivertli kulübün tarihinde en uzun süre görevde kalan ikinci başkan oldu. Eski başbakanlardan Şükrü Saracoğlu, 16,5 yıl ile Fenerbahçe Kulübü'nde en uzun süre görev yapan başkan durumunda bulunuyor. Saracoğlu, 16 Mart 1934 ile 15 Ekim 1950 yılları arasında aralıksız 16,5 yıl başkanlık görevini sürdürdü. Üçüncü sırada bulunan Faruk Ilgaz ise 20 Mart 1966-24 Şubat 1974, 4 Temmuz 1976-10 Şubat 1980 ve 14 Aralık 1983-18 Mart 1984 olmak üzere yaklaşık 12 yıl kulüp başkanlığı görevinde bulundu. - Futbolda 5 şampiyonluk Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde ligde 5 kez şampiyon olurken, Yıldırım, profesyonel dönemde en fazla şampiyonluk yaşayan başkan olarak tarihe geçti. Yıldırım döneminde sarı-lacivertliler, 2000-01, 2003-04, 2004-05, kulübün 100. yılı olan 2006-07 ve 2010-2011 sezonunda şampiyonluğa ulaştı. Kulüp başkanlığı döneminde sırasıyla Hırvat Otto Baric, Alman Joachim Löw, Rıdvan Dilmen, İtalyan Zdenek Zeman, Turhan Sofuoğlu, Mustafa Denizli, Alman Werner Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney, Alman Christoph Daum, Brezilyalı Zico, İspanyol Luis Aragones, Aykut Kocaman ve Ersun Yanal olmak üzere 14 ayrı teknik adamla çalışan Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Mustafa Denizli ve Zico ile birer, Daum ile de 2 kez şampiyonluk yaşadı. Profesyonel Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe Futbol Takımı, Faruk Ilgaz'ın başkanlığı döneminde 3, Ali Şen, Emin Cankurtaran, İsmet Uluğ ikişer, Agah Erozan, Kamil Sporel, Fikret Arıcan ve Metin Aşık dönemlerinde de birer kez şampiyonluk yaşadı. - Yıldırım dönemi lig performansları Sezon O G B M A Y P Sıra1997-98 13 8 3 2 24 11 27 2.1998-99 34 22 6 6 84 29 72 3.1999-00 34 17 10 7 59 44 61 4.2000-01 34 24 4 6 82 39 76 1.2001-02 34 24 3 7 70 31 75 2.2002-03 34 13 12 9 55 42 51 6.2003-04 34 23 7 4 82 41 76 1.2004-05 34 26 2 6 77 24 80 1.2005-06 34 25 6 3 90 34 81 2.2006-07 34 20 10 4 65 31 70 1.2007-08 34 22 7 5 72 37 73 2.2008-09 34 18 7 9 60 36 61 4.2009-10 34 23 5 6 61 28 74 2.2010-11 34 26 4 4 84 34 82 1.2011-12 40 24 9 7 70 38 81 2.2012-13 34 18 7 9 56 39 61 2.2013-14 17 13 2 2 43 19 41 1.- Futbolda 11 kupası var Aziz Yıldırım döneminde futbol takımı toplam 11 kupa kazandı. Sarı-lacivertliler, Yıldırım döneminde 5 lig şampiyonluğu, ikişer Türkiye Kupası ve TFF Süper Kupa, birer Başbakanlık ve Atatürk Kupası'nı müzesine götürdü. Futbolda Aziz Yıldırım'ın başkanlığı döneminde 2011-2012 sezonunda Türkiye Kupası'nı kazanarak 29 yıllık kupa hasretine son veren Fenerbahçe, 2012-2013 sezonunda da bu başarıyı ortaya koyarak üst üste iki kez kupanın sahibi oldu. Fenerbahçe tarihinde futbolda 21 kupayla en fazla kupa kazanan başkan Şükrü Saracoğlu olurken, Faruk Ilgaz 19, Ali Şen de 7 kupa kazandı. - Avrupa'da en başarılı dönem Fenerbahçe Futbol Takımı, Avrupa kupalarındaki en başarılı dönemini Aziz Yıldırım'ın başkanlığı süresinde yaşadı. 2007-2008 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkan sarı-lacivertli ekip, 2012-2013 sezonunda da UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final oynayarak kulüp tarihinde ilklere imza attı. - Avrupa kupası istatistikleri Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde 102 Avrupa kupası maçına çıktı. Sarı-lacivertli takım, Yıldırım döneminde Avrupa arenasında çıktığı 102 maçın 39'unu kazandı, 25'inde berabere kaldı, 38 maçta da yenildi. Aziz Yıldırım dönemine kadar Avrupa kupalarında toplam 84 maç yapan Fenerbahçe, Yıldırım'ın başkanlığında geçen 15 yıllık sürede Avrupa arenasında bugüne dek 94 maça çıkarak toplamda 178 maça ulaştı. Avrupa kupaları tarihinde başkan Yıldırım'dan önceki dönemde 27 sezon Avrupa kupalarına katılan, Yıldırım'dan sonra 13 sezon kupalarda mücadele eden Fenerbahçe'nin, iki dönemdeki performans tablosu şöyle: Dönem O G B M A YAziz Yıldırım öncesi 84 27 11 46 88 149Aziz Yıldırım sonrası 106 40 26 40 149 144Toplam 190 67 37 86 237 293Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlık döneminde dünyanın önde gelen futbol yıldızlarından bazılarına Fenerbahçe forması giydirdi.- Dünya yıldızları Fenerbahçe forması giydi Yıldırım'ın başkanlığı döneminde transfer edilen yıldız futbolcular arasında Hırvat Milan Rapaic, Ukraynalı Sergei Rebrov, İsveçli Kennet Andersson, Arjantinli Ariel Ortega, Hollandalı Pierre van Hooijdonk, Brezilyalı Alex de Souza, İsrailli Haim Michael Revivo, Ganalı Stephen Appiah, Fransız Nicolas Anelka, Sırp Mateja Kezman, Brezilyalı Roberto Carlos, Senegalli Moussa Sow ve Mamadou Niang, Hollandalı Dirk Kuyt, Sırp Milos Krasic ve Portekizli Raul Meireles yer alıyor. - Voleybolda tarihi başarılar Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde tarihi başarılara imza attı. 2010 yılında Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen Kulüplerarası Dünya Şampiyonası'nda zirveye çıkan kadın voleybol takımı, 2012 yılında ise Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi ''Dörtlü Final''inde Avrupa Şampiyonluğu'na ulaştı. CEV Kupası'nda 2012 yılında 2., 2009 yılında ise 3. olan ''Sarı Melekler'', Şampiyonlar Ligi'nde 2010 yılında 2., 2011 yılında 3. oldu. Fenerbahçe'nin erkek ve kadın voleybol takımları tarihlerindeki tüm şampiyonlukları Aziz Yıldırım döneminde yaşadı. Ligde ilk kez 2008-2009 sezonunda şampiyon olan kadın voleybol takımı, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonları da olmak üzere üst üste 3 kez şampiyonluk kupasını müzesine götürdü. 2009-2010 sezonunda Türkiye Kupası ilk kez kazanan ''Sarı-Melekler'', iki kez de (2008-2009 ve 2009-2010) Süper Kupa'yı aldı. Ligde ilk kez 2007-2008 sezonunda şampiyon olan erkek voleybol takımı, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012 sezonlarında 3 sezondur üst üste şampiyonluk yaşadı. Erkeklerin ayrıca 2 Türkiye Kupası (2007-2008 ve 2011-2012) ve 2 Süper Kupası (2010-2011 ve 2011-2012) bulunuyor. - Erkek basketbol takımı Aziz Yıldırım, döneminde erkek basketbol takımı da 16 yıl aradan sonra şampiyon oldu. Ülker ile yapılan sponsorluk anlaşmasının ardından 2006-07 yılında Fenerbahçe Ülker olarak mücadele eden sarı-lacivertliler, play-off final serisinde Efes Pilsen'e 4-0 üstünlük kurarak, 16 yıl aradan sonra ligdeki 2. şampiyonluğuna ulaştı. 2007-2008, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonlarında da ligde şampiyon olan sarı-lacivertliler, tarihindeki 5 şampiyonluğun 4'ünü Yıldırım döneminde elde etti. Son 4 sezonda 3 kez Türkiye Kupasını kazanan Fenerbahçe Ülker, Yıldırım döneminde Türkiye Kupası sayısını 4'e çıkardı. Fenerbahçe Ülker, 10 Ekim 2007'de 23. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda da Efes Pilsen'i 79-77 yenerek, 13 yıl aradan sonra 4. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı müzesine götürdü. - Kadın basketbol takımı altın çağını yaşadı Tarihinde bugüne kadar kazandığı 28 kupayı da Aziz Yıldırım döneminde elde eden Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, Yıldırım döneminde adeta altın çağını yaşadı. Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi'nde (TKBL) ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan sarı-lacivertliler, 2001-2002 ve 2003-2004 sezonlarında da mutlu sona ulaştı. TKBL'de son 8 sezonda üst üste şampiyon olan Fenerbahçe, toplam 11 lig şampiyonluğu yaşadı. Türkiye Kupası'nda da ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-2005, 2005-06, 2006-07, 2007-08 ve 2008-09 sezonlarında olmak üzere kupayı 9 kez müzelerine götürdü. Fenerbahçeli kadınlar, 1998-99, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-05, 2006-07, 2009-2010, 2011-2012 ve 2012-2013 sezonları olmak üzere 9 kez Cumhurbaşkanlığı kupasını kazandı. Kadın basketbolcular geçen sezon FIBA Kadınlar Avrupa Ligi'nde 2.'lik elde ettiler. - Masa tenisinde Avrupa'da iki şampiyonluk Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde masa tenisinde de Avrupa'da kupa kazandı. Fenerbahçe Kadın Masa Tenisi Takımı, Avrupa Masa Tenisi Birliği (ETTU) Kupası'nda 2012 ve 2013 yıllarında üst üste şampiyonluklar elde etti. Kadın masa tenisi takımı Yıldırım'ın verdiği destekle bu sezon kadrosundaki başarılı sporcularla Şampiyonlar Ligi'nde mücadele verecek. Aziz Yıldırım döneminde diğer amatör branşlarda da sarı-lacivertli takımlar ve sporcular, elde ettikleri başarılı sonuçlarla dikkati çekti. Avrupa ve dünya şampiyonalarının yanı sıra olimpiyatlara giden sporcu sayıları da sarı-lacivertlilere büyük bir gurur yaşattı. - Tesisleşme hamlesi Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'deki başkanlığı döneminde büyük bir tesisleşme hamlesi yaptı. Ali Şen döneminde başlanan Samandıra Tesisleri, Aziz Yıldırım döneminde hızlandırılarak tamamlanırken, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı da yenilenerek 50 bin 509 kişilik koltuk kapasitesine çıkarıldı. Ataşehir'deki Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Arena, Ankara Gölbaşı İncek mevkisindeki Fenerbahçe Kulübü Türk Telekom Ankara Tesisleri ve Düzce Topuk Yaylası Tesisleri de Yıldırım döneminde yapıldı. Vefa Küçük tarafından Fenerbahçe Burnu'nda yaptırılan kulüp yönetim binası, yenilenerek ''Fenerbahçe Kulübü Konuk Evi'' olarak 7 Ocak 2009 tarihinde hizmete girdi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki Fenerbahçe Kulübü Müzesi de 19 Ekim 2005 günü hizmete açıldı. Sarı-lacivertli kulübe Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'ni kazandıran Yıldırım'ın döneminde, Dereağzı'ndaki Lefter Küçükandonyadis Tesisleri'ne de 15 yılı aşkın sürede yeni birimler eklenerek tesislerin adeta kimliği değişti. Yıldırım döneminde Sapanca Gölü'nde kürek şubesine de tesisler yapıldı. - Sportif AŞ, Fenerium, Taraftar Kart ve Fenercell Fenerbahçe Sportif A.Ş., 20 Şubat 2004 tarihinden itibaren İMKB'de işlem görüyor. 10 Haziran 1998 tarihinde Fenerbahçe Spor Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak kurulan daha sonra adı ''Fenerium'' olarak resmileştirilen kulübün lisanlı ürünlerinin satıldığı mağazalar da yurt çapında hizmet vererek, kulübe büyük bir gelir sağlıyor. ''100. yılda 100.000 kart'' projesi ile 2006 yılında başlanan Fenerbahçe Taraftar Kart, 23 Şubat 2009 yılında Fenercell, 1 Aralık 2010 yılında da hizmete giren FenerNet kulübe gelir getiren kalemler arasında yer alıyor. TRTSpor
Ankara'nın İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
Başkent Ankara’nın ilçelerine verilen isimlerin her biri ayrı bir hikayeyi barındırıyor. Binlerce yıllık tarihinde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu, tarihi ve doğal güzellerinin yanı sıra mitolojik zenginliğiyle de insanoğlunu hayran bırakacak özellikler taşıyor. Anadolu’nun kalbi Ankara’nın tarihinde de yaşanan olaylar ve coğrafi konumu, ilçe isimlerine de yansıyor. İlçe isimlerinin nereden geldiğine dair kulaktan dolma bilgiler bilinse de, tam anlamıyla doğru bilgiler bulunmuyor. Ancak halk arasında ilçe isimleriyle ilgili çeşitli anlatımlar dikkat çekiyor. AA muhabirinin ilçe belediyeleri ile çeşitli kaynaklardan Ankara’nın 25 ilçesinin isimlerinin nasıl ortaya çıktığına ilişkin elde ettiği bilgiler şöyle: Kazan: Kazan ismine ilk defa 1530 tarihli Tapu Tahrir kayıtlarında rastlanıyor. Kazan’da, İlhanlıların Ankara’ya egemenlikleri zamanında 'Gazan Han' adına basılmış sikkelerin buluntuları dikkat çekiyor. Bu rivayete dayanarak 'Gazan' isminin zaman aşımına uğradığı ve 'Kazan' olarak değiştiği bilgiler arasında yer alıyor. Ayrıca yapılan Ankara Savaşı esnasında Osmanlı ordusunun yemek ihtiyacını karşılamak üzere bölgeye dev kazanlar kurulmasından dolayı ilçeye bu ismin verildiği rivayet ediliyor. Akyurt: Ankara’nın kuzey doğusunda yer alan Akyurt (Ravlı), Cumhuriyet döneminde ilçe merkezi olan köylerimizden birisidir. 'Ravlı' adıyla bilinen bu köy, 1463 yılı kayıtlarında 30 haneli olduğu bilinir. Ravlı köyünün tamamı 1. Murad döneminde yaşamış hayırsever Melike (Melek, Meleki) Hatun’un Medresesinin vakfına aittir. 21 köyün bağlı olduğu nahiye merkezi olan Ravlı köyü 1990 yılında resmi gazete yayımlanan kanunla Akyurt olarak ilçe merkezi olur. Beypazarı: Beypazarı’nın tarihinde Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar’ın egemenliği altında kaldığı bilinmektedir. Rivayetlere göre, M.S 491-518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios’un döneminde piskoposluk merkezi olarak bilinen Beypazarı (Lagania) ziyaretinde şehrin adını 'Lagania-Anastasiopolis' yani 'Anastasios Kenti Kaya Doruğu Ülkesi' olarak değiştirir. Başka bir bilgide, Beypazarı’nın, ilk fatihi Kütahya beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar’ın olduğu ve onun için şehre 'Germiyan Hezar' da denildiğinden bahsedilir. Bölge, Osmanlı Devleti’nin toprak rejimi ve Tımarlı Sipahi merkezlerinde ticari ve ekonomik hayatın yoğunluğundan dolayı 'Beğ Bazarı' olarak da adlandırılmıştır. Ayaş: Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Ayaş, Ankara’nın kuzeybatısında yer alıyor. İpek yolunun durağı olan Ayaş, bir Türkmen Oymağı adı olduğunu bilinmesiyle birlikte Öztürkçe kökenli 'Parlak, aydınlık gece' anlamına da geliyor. Gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan büyük Türk Seyyahı Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Ayaş’tan bahsedilmektedir. Polatlı: Menteşe köyünün 1860 yılında Sivritepe eteğine kurulan Polatlı, 1 Ağustos 1926 tarihinde 877 sayılı kanunla ilçe oldu. Frigya krallarından Pulat’ın, bu bölgeye yerleşmesinden dolayı kendi isminin bölgeye verildiği ileri sürülmektedir. Farsça kökenli Pulat, çelik ya da kuvvetli anlamına gelmesinden dolayı Polat olarak türetilmesi ihtimaller arasında yer alıyor. Bir diğer iddia ise şehrin adını bu bölgede yaşayan ve atlarıyla meşhur olan Yakup Ağa’dan aldığıdır. Yakup Ağa’dan bahsedenlerin kendisine 'Bol Atlı Yakup Ağa' dedikleri ve bunu daha sonra 'Bol-atlı' şeklinde kısaltarak zaman içerisinde 'Polatlı' olarak kaldığı halk arasında söylenir. Etimesgut: Tarihi kaynaklarda Etimesgut değişik adlar almıştır. Bölge, Amaksyz, Amaksis, Amaksuz, Akmasuz, Ahi Mesud, Etimesud ve Etimesgut olarak en son haline gelmiştir. Etimesgut Belediyesi’nin verdiği bilgilere göre, Atatürk’ün örnek nahiye olarak 1929 yılında kurduğu Etimesgut’un, eski adı Ahimesud’dur. Bölgede Ahi Mesud ismiyle bir ahinin yaşamasından dolayı bu ismi aldığı bilinir. Pursaklar: Pursaklar isminin doğuşunda bir çok rivayet bulunmaktadır. Pursaklar Eski Muhtarı Kemal Çelik, eski zamanlarda Pursaklar’ın ormanlık alan olması nedeniyle Pür-saklar (yapraksaklar) denildiği bilgisini veriyor. Bir başka görüşe göre, Pursaklar isminin 1463 yılında Osmanlı dönemindeki kayıtlarda 'Busaklar' olarak geçtiği belirtiliyor. 17. yüzyılda 'Busaklar' isminin 'Pursaklar'a dönüştürülüp, Ankara’nın merkez köylerinden birisi haline getirildiği anlatılıyor. Ankara Savaşı’nın yapıldığı yer olarak bilinen Pursaklar, Moğolların fil ordusunun bu bölgede saklandığı konusunda iddialarda, önceleri 'Filsaklar' olan bu bölgenin isminin, zamanla değişerek ilk önce 'Pirsaklar' daha sonra da günümüzdeki adı ile 'Pursaklar' olduğunu söyleniyor. Kızılcahamam: Kızılcahamam, ilk çağlara kadar uzanan tarihinde, Yabanabat, Çorba ve son olarak da Kızılcahamam ismini aldığı iddia ediliyor. Ayrıca, 'Kızılcahamam' isminin yöre toprağının rengi ile yörede bulunan şifalı kaplıcalarından aldığı tahmin edilmektedir. Çubuk: 'Çubuk' kelimesi, Türklerde erkek ismi, aşiret ismi ve yer adı olarak kullanılmıştır. Çubuk’un isminin de 11. yüzyılda Selçukluların, Sultan Melikşah devrinde Anadolu’daki fetih hareketlerine katılan Türk Beyi, yani Çubuk Bey’den almış olduğu biliniyor. Başka bir rivayete göre, Çubuk yöresinin bulunduğu ovanın suyu oldukça boldur. Bundan dolayı yerleşim alanı çayırlık, çimenlik, kavak, söğüt ve bağ çubuklarıyla kaplıdır. Daha önce çayırlık olan bölgeye, çubuğu bol olmasından dolayı 'Çubuk' adı verilir. Bala: Farsça kökenli olan Bala, yüksek, yukarı anlamına geliyor. Bala’nın 600 yıl önce Kara Ali adında bir Türk tarafından veya Süleyman Gürbüz Han tarafından kurulduğuna dair söylemler bulunuyor. Aynı zamanda ilçe, tarih boyunca 'Kasaba-i Bala, Bozulus Sancağı, Tabanlı Kazası' olarak adlandırılmıştır. Mamak: 1983 yılına kadar Çankaya ilçesinin bir semti olan Mamak, daha sonra Ankara’nın merkez ilçelerinden bir haline geldi. Geçmiş zamanlarda Ankara’da uzun zaman hüküm süren Ahiler, bölgeyi kuran ve yönetenlerin isimlerini yaşatmak için mekanların adına yönetenlerin adını verirdi. Bu bölgeler, orayı idare eden Ahi büyüklerinin isimleriyle anılırdı. Örneğin Ahi Mamak, Ahi Mesud, Ahi Tura gibi... Ahi Mamak, bölge olarak idaresi altında olduğu için buraya ismini verdiği iddia ediliyor. Ankara’nın Osmanlılara geçmesinden sonra burada bulunan çiftliğe Tahir komutan atanmasından dolayı bölgeye Tahir Mamak da denildiği rivayet ediliyor. Nallıhan: Nallıhan adını nasıl aldığı hususunda ise iki söylenti var. İsminin, bölgedeki han ve yakınlarından geçen Nallı Suyu’ndan veya bölgede bulunan önemli bir hanın kapısındaki naldan aldığı yönündedir. Bir diğer söylenti ise, halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar, ertesi gün ayrılırken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar. Keçiören: Tarihte Keçiören adının nereden geldiği hakkında bir çok rivayet bulunmaktadır. Keçiören ismi ilk olarak 1463’te 'Ankara Mufassal Tahrir Defteri'nde Karye-i Kiçiviran tabi-i Kasaba' (Kasaba’ya bağlı Kiçiviran köyü) olarak geçer. Kiçiviran kelimesi 'Küçük Viran' anlamına gelir. 1530’lu yıllarda bölge Keçi-viran olarak zikredilir. 1955’li yıllardan önce son derece temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir dinlenme yeri olan bu bölge, bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları, bağları, havuzları, kuyuları ile meşhurdu. İnsanlar meyve sebzelerini kendileri yetiştirir, özellikle üzüm ve armuda önem verirlerdi. Bu nedenle de Keçiören bağlarında yetişen üzümler ayrı bir lezzette olurdu. Bölgenin meşhur zümrüt yeşili alanlarla kaplı olduğu ve bu bağlarda otuzun üzerinde üzüm çeşidi yetiştirildiği söylenmektedir. Ankara’nın en geç olgunlaşan üzüm çeşitleri bu bölgede yetiştiği için 'geç veren' bağları denilmesinden kaynaklı olarak, zamanla bugünün Keçiören’ine dönüşmüştür. Bir başka rivayete göre, Keçiören ismi söylenip yazıldığı gibi 'Keçi’lerin ören yeri' kelimelerinin birleşmesiyle oluşur. Keçiören, Ankara Keçisi’nin otlak yeri olmasıyla birlikte tarihi yerleşim yeri anlamında ören kelimesiyle birleşmiştir. Haymana: Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gazi’nin annesi Hayme Ana, ilçe merkezinde vefat etmesi ve buraya defnedilmesinden dolayı bölgeye 'Hayme Ana' adı verildiği doğrultusunda söylemler vardır. Haymana kelimesi, Divan-ı Lügatit Türk’te mera, otlak ve yeşillik anlamına gelir. Güdül:  İlçe, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Mesut’un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldevle Güdül Bey tarafından şimdiki yerinde, tahminen 850 yıl önce kurulmuştur. 1 Eylül 1957 yılına kadar Ayaş ilçesine bağlı bir nahiye olduğunu bilinmektedir. İlçe isminin Güdül Bey tarafından geldiği tahmin ediliyor. Sincan: 17. yüzyılda arşivlerinde yer alan Sincan köyü, İpek Yolu’na yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmıştır. Etimolojik bakıldığında da Sincan, şen, canlı insanların yurdu anlamına gelmektedir. Sincan, Atatürk’ün önerileriyle Romanya Köseabdi’den gelen soydaşların buraya yerleştirilmeleriyle tipik bir göçmen köyü görünümünü almıştır. Nüfusu hızla artan Sincan, 30 Kasım 1983 tarihinde çıkartılan 2963 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir. Altındağ:  Milat önce ve sonra yerleşmelerin bulunduğu ilçeyi ilk Frig Kralı Midas kurar. İlçe, 'Antik ve Osmanlı Ankara’sı' olarak bilinmesinin yanı sıra Anadolu Selçuklu’sunun 'melik' şehri olmuş ve Osmanlı’nın eyalet merkezliğini yapmıştır. Zengin bir tarihe ve kültür mirasına sahip olan ilçe, başkentin ilk yerleşim alanı olması nedeniyle tarihi açıdan çok önemli eserlere ev sahipliği yapar. Bu yüzden bölge olarak değerli arsalara, evlere sahiptir. Bölgede yaşamanın pahalılığından ve değerli mekanların, arsaların olması, altın gibi değerli görülmesi ve ilçede yer yer yüksek kesimlerinin olmasından dolayı bölgeye 'Altındağ' adını verildiği rivayetler arasında bulunuyor. Çamlıdere: Kuruluşu eski zamanlara dayanan Çamlıdere, eski yıllarda 'Kuzviran' olarak anıldığı bilgiler arasında yer alıyor. İlçede türbesi bulunan Ömer’ül Faruk’un 4’üncü soyundan Şeyh Ali Semerkandi’nin yöreye gelip yerleşmesiyle bölge Şeyh Ali Köyü (Kuzviran) olarak anılmaya başlar, daha sonra da 'Şeyhler' olarak değiştirilir. Bölge, Şeyh Ali Semerkandi Diyarı olarak ta bilinmektedir. 1953 tarihinde çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe statüsünü kazanan Çamlıdere, bölgede bulunan dere ve etrafındaki çamlardan dolayı bugünkü ismini aldı. Çankaya: Çankaya ilçe ismiyle ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bölgedeki bir su pınarının üzeri tamamen yeşil yosunlarla kaplanmış havuza benzer bir kayanın üzerinden geçmesi ve bu suyun bir çok hastalıklara şifa canlara can olmasından dolayı bölgeye 'Can-Kaya' ismi verildiği sanılıyor. Rivayete göre, zaman içerisinde harplerde yıkılan suyun geldiği gözü kapanır, daha sonra suyun gözü açılır, ama eskisi gibi dertlere deva, hastalara şifa olmaz. Lakin 'Cankaya' adı bugüne kadar gelmiştir. Başka bir rivayette, ilçede bulunan Papaz Bağı bölgesinde eski zamanlarda bir kilisenin olduğu ve bu kilisenin tapınma saatlerinde buradaki çanın sürekli çaldığı doğrultusunda söylemler bulunuyor. Bölgede eskiden çengi oynatılmasından dolayı 'Çengikayası' olarak da zikredildiği öne sürülüyor. Elmadağ: 1530 yılı belgelerinde Kasaba nahiyesine bağlı bölge, 'yozgad köyü' olarak bilinir. Köy, Osmanlı Devleti döneminde 'Hac Yolu' üzerinde bulunması dolayısıyla bir derbent (karakol) görevi görür. Daha sonraki yıllarda Bala kazasına bağlı bir köy olan 'yozgad', milli mücadele yıllarında önem kazanmasından dolayı 'küçük yozgad' adı ile nahiye merkezi olur. 1934 yılından itibaren kurulan fabrikalardan dolayı belde gelişerek büyümeye başlar. Küçük Yozgad, 27 Mart 1944 tarihinde Çankaya ilçesine bağlı Elmadağ isimli nahiye teşkilatı haline gelir. Bölgede bulunan elma ağaçları ile dolu olan tepe ve dağlarından bu adı aldığı rivayet edilmektedir. Gölbaşı: 1923 yılında kadar Örencik köyüne bağlı 10 haneli 'Gölhanı' adıyla anılan bir mahalle iken, Bucak Müdürlüğü ve Jandarma Karakolu’nun bu bölgeye taşınması sonucunda ismi 'Gölbaşı' olarak değişir ve bucak merkezi olur. Aynı zamanda ilçe bünyesinde bulunan gölden ismini almıştır. 30 Kasım 1983 tarihinde 2963 sayılı kanunla Gölbaşı, ilçe haline gelir. Kalecik: Kalecik Kalesi’nin, Romalılar devrinde Bursa Tekfuru tarafından kızına çeyiz olarak yaptırıldığı bilinmektedir. İlçe ismini bölge ortasında, çevreye hakim tepe üzerinde bulunan küçük kaleden almıştır. Şereflikoçhisar: İsminin kökeni bölgeye Türkler yerleşmeden önceki ismi Archelais Garsaura idi. Osmanlı kaynaklarında adı, 'Koşhisar' olarak geçen ilçe ismi, 'Çift Kale' anlamına geldiği sanılmaktadır. Bu sözcük zamanla Koçhisar’a dönüşmüştür. Rivayete göre, Şerefli aşiretinden ve buradaki kaleler bağlantısından ötürü de isminin başına şerefli sözcüğü konmuştur. Ancak, burada yaşayanlar Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında çok şehit vermesinden ötürü de Şerefli sözcüğü yasa ile bölgeye verilmiştir. Yenimahalle: Artan konut sıkıntısı yüzünden yeni bir mahalle oluşturulması için 1946-1949’lı yıllarda Ankara’nın 9. Belediye Başkanı Dr. Ragıp Tüzün’ün girişimleriyle Yenimahalle kurulmuştur. Saimekadın: Mamak’a bağlı Saimekadın Mahallesi’nin isminin 1402’de Çubuk Ovası’nda yapılan Ankara Savaşı’ndaOsmanlı ordusuna yardım eden bir kadından geldiği biliniyor. Kaynaklarda, Osmanlı askerine yardım eden Saime Kadın’ın isminin oturduğu bölgeyle anılmaya başladığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta ise Hacı Bayram Veli’nin soyundan gelen ve bölgede bahçeleri bulunan 'Saime Hatun'un semte adını verdiği belirtiliyor. Halk arasında anlatılan bir başka öykü ise şöyle: 'Saime kadınla alışverişte bulunan biri aldığının karşılığını getirip vermiş. Saime kadın eline tutuşturulan bir tomar parayı saymaya başlayınca parayı veren eksiksiz olarak ödemede bulunduğunu anlatmak üzere, ’sayma kadın, sayma kadın’ diye uyarmış. Böylece kadının adı ’sayma’dan türeyerek Saime olmuş ve bölgenin ismi de böyle anılmaya başlanmış.' Solfasol: Hacı Bayram Veli’nin doğup büyüdüğü yer olarak bilinen Solfasol semtinin gerçek adının zülfazıl (faziletli, erdem sahibi kişi) olduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor. Balgat: Ankara’nın gözde mekanlardan Balgat’ın isminin öyküsü ise şöyle: 'Kat/gat' kelimesinin öz Türkçe’de şehir anlamına geldiği ve Balgat’ın 'balşehir' olduğu kaynaklarda yer alıyor. Balgat ismiyle ilgili halk arasındaki yaygın inanış ise şöyle: 'Mustafa Kemal Atatürk’ün yolu bir zamanlar şehrin dışında kalan Balgat köyüne düşer. Köyde soluklandığı evde çay içmek isteyen isteyen Atatürk’e gelen çayda şeker yoktur. Atatürk, ’Şeker yok mu?’ diye sorunca oradakiler de Ankara şivesiyle 'Şeker yok amma bal var, bal gat Atam, bal gat' der. Atatürk de bunun üzerine bölgenin ismini ’Balgat’ koyar.' Cebeci: Kelimenin sözlük anlamı, Osmanlı’nın yeniçeri ordusunda silah yapan ve bakımıyla görevlendirilen, savaşta silah ve cephaneyi orduya ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askerdir. Osmanlı dönemindeki Cebeci kışlalarının bugünkü Cebeci semtinde kurulmasından dolayı bölgenin ismi de buradan geliyor. Dikmen: Sözlüklerde koni biçimindeki tepe, dikilerek oluşturulan ağaçlık, dik arazide orman olarak belirtilir. Ankara’nın yüksek tepelerinden biri olan Dikmen’in artık koni biçimli olup olmadığı anlaşılmamaktadır ancak semtin tepe sırtlarında kara çam ormanı bulunmasından dolayı bölgeye bu isim verilmiştir. Kasalar mevkisi, meyve ve sebze kasalarının geniş bir arazide depolanmasından dolayı bu adı almıştır. Ayrancı: Eskiden yoğun olarak görülen Rumlara Ayrancı denilmesinden dolayı bu bölgenin isminin Ayrancı olduğu söylenir. Bentderesi: Ankara’nın su ihtiyacının karşılanması amacıyla Hatip Çayı üzerine bent kurulması, bu bölgenin Bentderesi olarak anılmasına neden olmuştur. Dikimevi: Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri, terzi bulunan bölgeye Dikimevi denilmiştir. Kırkkonaklar: Başlangıçta 40 hane bulunan semt, Kırkkonaklar adıyla anılmıştır. Dışkapı semti, Ankara’nın giriş ve çıkış kapısı olarak nitelendirildiği için bu ismi almıştır. Akköprü: Bugün büyük bir alışveriş merkezi ve metro istasyonunun bulunduğu Akköprü semti, adını Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı’nın birleştiği noktada 1222’de Selçuklu Komutanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, 3’ü büyük toplam 7 kemerli köprüden almıştır. Yüzüncü Yıl: Yapılaşmaya 1980’li yıllarda başlanan Yüzüncü Yıl Mahallesi’ne, 1981’de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Yüzüncü Yıl adı verilmiştir. -Günümüze kadar değişen semt isimleri- Esenboğa kelimesi aslında bir şahıs ismidir. Ankara Savaşı’nda başarı gösteren Timur’un generallerinden İsen Buga’nın (mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz) ismi zaman içerisinde Esenboğa olarak günümüze gelmiştir. Evliyalar semti olarak nitelendirilen Bağlum, 1530’da Anadolu vilayetinin Ankara kazasına bağlı bir köy olup Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 438 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937-1530) isimli eserin 354. sayfasında katip hatası olarak 'Yavlum' diye kaydedilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda 'Bavlum' olarak değiştirmiştir. Haymana sözcüğünün anlamı, başıboş hayvanların salındığı çayırlık, halk ağzında ise tembel demektir. Bir de 'Haymana beygiri gibi dolaşmak' yani 'işsiz, güçsüz dolaşmak' deyimi vardır. Çayıra salınan hayvanlar, ovanın bu adla anılmasına yol açmıştır. Halk arasında anlatılan öykü ise şöyle: 'Mana' ismindeki kızının burada intihar etmesine üzülen Timur Sultanı’nın acı acı 'Hey Mana, Hey Mana!' diye bağırması üzerine bölgedekiler artık bu semte 'Heymana' derler. Telsizler bölgesindeki Türk Telekom Kültür Merkezi olarak kullanılan yapılar, 1928’de telsiz istasyonu olarak yapılmış ve 1951’e kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu olarak hizmet vermiştir. Çok sayıda telsiz direği olmasından dolayı semte Telsizler adını vermiştir. Gökçegöl olarak da anılan Mogan Gölü’nün adı söylentiye göre, tarikat önderi anlamına gelen 'Mugan'dan gelmiş ve zamanla Mogan’a dönüşmüştür. Elvankent, adını, Ahi Elvan Hazretleri’nin türbesinden almıştır. Peçenek mevkisinin adı, Oğuzlar’ın 24 boyundan Gökhan kolu olan 'Beçene'den gelmiştir. Peçenek sözcüğünün kökü olan Beçene kelimesinin sözlük anlamı 'çalışkan, gayretli'dir. Adliye Sarayı’nın olduğu alana geçmişte Çaputçu Çayırı denilmiştir. Hayvanların otlağı ve çocukların oyun yeri olan Çaputçu çayırının özelliği mahalle kavgalarının burada yapılmasıdır. -Adını coğrafik özelliklerinden alan mekanlar- Ankara’nın yüksek yerlerinden Etlik, yapılaşmanın olmadığı dönemlerde çok fazla rüzgar alan semt olmasıyla bilinirdi. Hava akımına maruz kalan bu bölgede kesilen hayvanların etleri burada muhafaza edilmiş ve bölgeye coğrafi koşullarından ötürü Etlik ismi verilmiştir. Öveçlerin sözlük anlamı '2-3 yaşındaki erkek koyun'dur. Ancak 'öveçler' kelimesi, kitaplarda yer alan bilgiye göre, 'keklikten ufak, keklik gibi öten, avcıları peşinden koşturan sevimli kuş' anlamına gelir ve bu kuşların bölgede çoğunlukla bulunmasından dolayı buraya Öveçler denilmiştir. Dilimize Farsça’dan geçmiş 'seyran' sözcüğü 'gezinme ve bakıp görme, geçirme' demektir. Üzüm bağlarının da bulunduğu Ankara’nın yüksek kesimi Seyran Bağları, zamanında gezinti yeri ve çevreyi görme imkanı veren bir alan olmasından dolayı 'Seyran' ismini almıştır. Ankara Hukuk Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesinin arka tarafları olan Topraklık’ın da ilginç bir hikayesi var. İşi olmayan kimseler, bölgeden aldıkları killi toprağı eşeklerle mahallelerde dolaştırarak 'bebe toprağı' satarlardı. Tahta beşiklere serilen toprağın bebeği daha iyi uyuttuğu ve geliştirdiği söylenirdi. Bu hikmetli toprak, bölgeye ismini vermiştir. Önceleri Keltepe olarak anılan Hacettepe, ağaçlandırma çalışmalarının ardından 17. yüzyıl başlarında Hacıtepesi Mahallesi olmuş ve ağızlarda 'Hacettepe'ye dönüşmüştür. Fransızca kökenli bir kelime olan Şose’nin anlamı ise 'taş kırıkları veya kum kullanılarak yapılan yol' demektir. Eski zamanlarda taşlı ve kıvrımlı yollarının olması nedeniyle bu ismi almıştır. Tınaztepe’nin sözlük anlamı, dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığınıdır. Buna bağlı olarak, mahallede ekin yığınlarının bulunmasından dolayı bölge bu adla anılmıştır. Gaziosmanpaşa Kuleli Sokak’ta bulunan ve şimdi Kuloğlu tarafından satın alınan üzüm bağı, eskiden Ermeni bir papaza ait olmasından dolayı bu isimle anılmıştır.
Nedir Bu Meshnet?
Korsan Parti Hareketi'nden Avukat Serhat Koç Agos'a konuştu. Bilişim hukuku uzmanı olan Koç, “Halen 3 bin civarında sitenin resmi yollarla engellendiği görünüyor ama aslında halen Türkiye'de 500-600 bin site kapalı” diyor. Koç’a göre yeni yasa ise fişleme ve sansürü devasa boyutlara taşıyacak. Türkiye'de pek bilinmeyen bir uzmanlık alanın var. Buradan başlayalım. 'Bilişim Hukuku' diyorlar ama aslında böyle bir alan yok. Çünkü bilişimin altında bilgi teknolojileri yatar ve bilgi teknolojilerinin değmediği alan olmadığı için, değmediği hukuk alanı da yok. Hukuk dalları temeldir; ceza, idari, anayasa hukuku... Bunların hepsinde bilişimle alakalı şeyler var. Hepsi hakkında sürekli müvekkilerle iş oluyor ama şahsi olarak bu konular zaten ilgimi çekiyor, o yüzden yapıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, okurken de zaten fotoğraf ve bilgisayarla ilgileniyordum. Mezun olunca da fotoğrafçı veya bilgisayar mühendisi olamıyorum, bari bu insanların haklarını koruyacak bir alana yöneleyim, dedim. Türkiye'de bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az. Türkiye'deki yasaların internete bakışı nasıl? Türkiye'de interneti doğrudan doğruya düzenleyen tek yasa 5651 Sayılı Kanun. Bu yasa interneti çok olumsuz ele alıyor. Yasanın konusu, internette yapılan suçlarla mücadele. Yani mücadele etmeye karar vermiş; desteklemeye değil. 2007’de 5651 Sayılı Kanun’un çıkış aşamasında da çok sayıda çocuk pornosu operasyonları yapıldı; medyada biri bin gösterdiler. Diyelim 100 kişi soruşturmaya uğradı, sadece 3'ü ceza aldı. “Biz çocukları koruyoruz” diyerek bir yasa yaptıklarını iddia ettiler. TBMM Genel Kurulu’nda, CHP'nin de isteğiyle, buna “Atatürk aleyhine suçları içeren kanun” da eklendi. Bu metin, o alanda çalışan uzmanların görüşlerini yansıtmıyordu. Vatandaş böyle bir kanunun olduğunu bile bilmiyor; insanlar sanıyor ki yasa değiştirilirken yeni şeyler geliyor. Aslında 2007'den beri var. Daha önce yoktu. Önce bilişim suçları diye bir tasarı düşündüler, sonra internet siteleriyle ilgili bir şey çıktı ve Cumhurbaşkanı’ndan döndü. Onları atlattık, işte bu yasaya takıldık. Bu anlamda, Türkiye'de interneti düzenleyen başka mevzuat yok. Bazı kanunlarda değinmeler var. Türk Ceza Kanunu'nda bilişim vasıtasıyla ya da bizzat bilişim sistemlerine karşı işlenen suçlar var. Mesela Facebook hesabının çalınması, özel olarak tanımlandı TCK'da. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda da bütün o eserlere ait hakların internette de ihlal edilebileceğinden bahseden yine özel maddeler var. Agos'un internet sitesi sürekli hackleniyor. Bu bir suç değil mi mesela? Evet, suç ama kim olduğunu bilemiyorsunuz, bilmek için teknik rapor gerekli ve hacklemeyi yapan kişinin de işi pek bilmeyen, acemi biri olması gerekir. Bilişim dünyasında her zaman iz kalır. Ama izin bulunması bazen çok uzun zamanlar gerektiren şifreleme yöntemleriyle bırakılmış olabilir. O kadar çok katman arkasındadır ki onu çözmeye çalışmak mantıksızdır. O yüzden o raporlar geldikten sonra meçhul bir şüpheli olarak şu şu IP numaralarında, şu tarihte, şu saatte bize saldıran diye… Savcı Telekom'a soracak, Telekom o IP'yi bulacak. O IP hangi internet sağlayıcıdan verilmişse o diyecek ki ben şu saatte bu IP'yi şu müşterime sağladım.  O müşteri de büyük ihtimal ya internet kafe çıkacak ya da 80 yaşında bir teyze çıkacak. Teyze mahkemeye gidecek ve ben bilgisayara dokunmadım diyecek. Böyle durumları binlerce kez yaşadık. Ondan sonra da zaten genelde beraat çıkar; suçlu da bulunamamış olur. Bu durumu sporda doping mevzuatına benzetiyorum. Dopingin önüne geçmek amacıyla Türkiye'de yapılan tek düzenleme kullanana ceza vermek. Ama dopingi kullanmaması için gereken altyapı hazırlanmıyor. Çözümden ziyade cezalandırma… Aynı şey 5651'de de söz konusu. 2007’den beri 8. madde nedeniyle pek çok site kapatıldı ama sitenin kapanmasına neden olan içeriği girenler yakalanmadı. Engelli web’de sanırım 3 bin küsür site gözüküyor ama o gerçekten buzdağının tepesi. Bugün Türkiye'de gerçekte 500-600 bin site kapalı ve bunların çok büyük bir bölümü müstehcenlikten kapalı. Geriye kalanlar siyasi nedenlerle kapalı ve o sitelere giren kişileri sorgulamıyor savcı, sadece siteyi kapatıyor. Aslında siteyi kapatmak çözüm değil. DNS numarasıyla yine girebiliyorum. Çünkü suç unsuru sayılan şeyler orada durmaya devam ediyor. Oysa mesela Almanya'da site kapanmaz, sadece içerik kaldırılır. İfade özgürlüğünün tek istisnası Nazizm. İfade özgürlüğünden yararlanmak için “nasyonal sosyalistim” deyip kurtarıyorsun ama “Nazi'yim” diyemiyorsun, Nazi sembollerini yayamıyorsun. O zaman içerikleri çıkarıyorlar. Altyapı var yani. İsveç gibi ülkelerde ifade özgürlüğü çok daha yukarıda. Şiddet çağrısı olmadığı sürece herkes her şeyi söyleyebiliyor. Sorunu çözmek istiyorsan içeriği çıkaracaksın; erişimi engellemeyeceksin. Sorunun köküne gidilmeli: Çocuk pornosunu internet üretmiyor. Çocuk pornosunu Filipinler'de, Rusya'da insanlar üretiyor. Onu kurutamadığın sürece etkisini internette görürsün. Türkiye’de devletin internetle ilgisi sadece siyasi amaçlı diyebiliriz miyiz? Şimdi iyiden iyiye öyle oldu. Dünyada sansür için dört tane temel kılıf var: Telif hakları, terörizm ve devlet sırrı, çocuk istismarı ve son olarak da şiddet çağrısı... Bunlar hep kılıf oluyor, ama temel nedeni gözetim. Devlet bunu istiyor. İnsanların internette neler yaptığını bilmek, takip etmek... Bunları görebileceği teknolojiler aynı zamanda sansür işlevi de görüyor. Devlet esasen fişlemek istiyor. Diğer yandan da telif lobisi sansürlemek istiyor. Devletin o yatırımı yapacak parası yok veya yapmak istemiyor, ama telif lobisinin var, onlar da parasını verip sansür mekanizmasını kurduruyor. Türk Telekom'un omurgasına kuruldu bu yazılım zaten. Bu yazılım, hem devletin hem de telif lobisinin işine gelecek. Önceki sohbetlerimizde 'meshnet'in çözüm olabileceğini söylemiştin. Nedir bu meshnet? Meshnet, şirketlerin çok işine yarayan bir mantık. Şirketler devletin ve internet servisi sağlayanların hiçbir dahiliyeti olmaksızın aralarında iletişim kurmak ister çünkü ticaret sırlarının, devletin hukuken göremeyeceği ama kafası attığında görebildiği teknik bir altyapıdan geçsin istemezler.  Dolayısıyla iki şirket kendi arasında özel bir ağ kurar ve bu özel ağa hiçbir şekilde üçüncü bir taraf dahil olamaz. Tamamen kriptoyla çalışır. Türkiye'de kriptoloji yönetmeliği de çıktı, ona da büyük itirazlarda bulunuldu. Devlet diyor ki “Kim kripto kullanırsa, anahtarını devlete verecek.” Ben de diyorum ki “Anahtarını devlete verecekse bu kriptonun mantığına aykırı.” Türkiye'de kripto şirketleri zaten söylediler bunu; “O zaman Türkiye'ye kimse kripto şirketi kurmaz” dediler. İşte meshnet böyle bir şey. Aynı zamanda büyük depremler, seller olduğunda klasik işletmecilerin kurdukları büyük ağlar çalışmayınca böyle daha küçük ağların çalışması mümkün. Bir de Türkiye gibi internet sansürü ve gözetiminin olduğu ülkelerde gözetimsiz, sansürsüz internete ulaşmak için kullanılabilir. Nasıl yapılıyor? Güvendiğiniz bir ülkeden örneğin İsveç veya İzlanda gibi, bir uydunet şirketi ile anlaşıp, çanak yoluyla internet almak ve o interneti yan binadaki arkadaşla, o da diğer bir arkadaşla paylaşa paylaşa bir meshnet ağı oluşturabilir ve sansürden kurtulabiliriz. FATİH GÖKHAN DİLER | Agos
Yüzde 40-50 Prim Yapacak 10 Proje
Emlak alım satımında ‘kazanç’ odaklı düşünenler için İstanbul’daki konut projelerinde inşaatın başlangıcı ile anahtar teslimi arasındaki kazanç oranları tahminini emlakguncel.com.tr yayın yönetmeni Mehmet Canıtatlı sizler içinaraştırdı. *GÜL YAPI, LİV YAPI, KALE GRUP – KALE KENT : YÜZDE 50Kale Kent, gayrimenkul sektöründe 40 yıllık deneyimi ile binlerce aileyi ev sahibi  yapan Gül İnşaat ve Liv Yapı, 3S Kale ortaklığı ile Beylikdüzü’nde inşa ediliyor. 100 bin metrekare alan üzerinde 250 milyon dolar yatırımla iki etaptan oluşacak projenin yüzde 40′ı satılırken, lansmandan bu yana yatırımcısına yüzde 20 kazandırdı. Gül İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Metin Gül, “Yatırımcıların KALEKENT projemize gösterdikleri ilgiden çok memnunuz. Daireleri 2015 yılında her şeyiyle tamamlayarak sahiplerine teslim ederken yatırımcıya en az yüzde 50 pirim kazandıracağız” dedi.WEB: http://www.kalekent.com.tr/ *GÜL YAPI , ÇEBİ İNŞAAT -GÜLPARK YAŞAM: YÜZDE 50Kale Kent projesiyle Beylikdüzü’nde ağırlıklı olarak geniş ailelere hitap eden şirket bu defa “Gül Park Yaşam” adlı projesini Esenyurt’taki 35 bin metrekarelik arazisi üzerinde hayata geçirdi. Aralık ayında lansmanı yapılan ve 6 blok ve 564 daireden oluşan projenin yatırım bedeli 200 milyon lira. Bir ayda dairelerin yüzde 20′sinin sahiplerini bulduğu projenin teslimdeki prim değeri konusunda Gül Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gül,” Projemizi 2015 yılının sonlarında teslim etmeyi planlanıyoruz. Teslimdeki primi ise yüzde 50′leri bulacaktır” açıklamasında bulunmuştu.WEB: http://gulparkyasam.com.tr/ *NUROL GYO – NUROL PARK GÜNEŞLİ : YÜZDE 50Nurol GYO imzalı Nurol Park Güneşli yatırımcılarının yüzünü ilk günden güldürdü. Projede daire satın alanlar sadece iki ayda yüzde 40′a varan oranda kazançlı çıktı. Şimdi bu oran neredeyse yüzde 50 seviyesinde. Lokasyonun cazipliğine dikkat çeken Nurol GYO Genel Müdürü Musa Aykaç, günde yüzde 1 prim getirdi’ demişti. Eva Gayrimenkul’ün raporuna göre Basın Ekspres’in son yıllarda İstanbul’da en hızlı gelişen 3 bölgeden birisi. Son 1 yılda bölgede yüzde 40-45’lik bir değer artışı var. Musa Aykaç, bölgedeki metrekare fiyatlarının da birkaç yılda 5500-6000 lira arasına oturmasını beklediklerini ifade ediyor. 2.900 liradan lansmana çıkılan Nurol Park’taki konutların metrekare birim fiyatında Şubat 2014 itibariyle 4.500- 5.000 lira aralığında.WEB: http://www.nurolpark.com.tr/ *NUROL GYO – NUROL LİFE ASLANTEPE : YÜZDE 40Nurol GYO, ‘Hayatı Kendine Yaşa’ sloganıyla İstanbul’un son dönemlerde yıldızı parlayan merkezi Seyrantepe’de Nurol Life Aslantepe projesini hayata geçirdi. Türk Telekom Arena Stadı’na komşu olan arazi üzerinde yükselen Nurol Life, konut ve ofislerden meydana gelecek bir proje olarak Yük. Mimar Hakan Kıran tarafından tasarlandı. Nurol Life’da her ihtiyaca ve zevke uygun metrekarelerde toplam 502 konut yer alıyor. Dairelerin beşte biri ise kısa sürede sahiplerini buldu. Aykaç, “Bölge çok iyi gelişiyor ve yeni yatırımlar yapılıyor. Sadabad Deresi ıslah ediliyor. Nurol Life’tan alanlar dolar bazında yüzde 35-40 prim yapabilir” dedi.WEB: http://www.nurollife.com/ *ARTAŞ, MESA,KANTUR- AKDAŞ, ÖZTAŞ – TEMA PARK: YÜZDE 40Artaş İnşaat, Mesa Mesken, Kantur-Akdaş, Öztaş ortaklığında inşa edilen karma projede, Temmuz 2013′te konutların satış lansmanı gerçekleştirilmişti. Artaş İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya, projenin yüzde 35-40 oranında prim yapacağını açıklamıştı.1 milyon 500 bin metrekare arsa üzerinde iki milyar dolarlık yatırımla yükselen projede 1+1′den 4+1′e her tipte daire alıcılarını bekliyor. Daireler Haziran 2015′te teslim edilecek. Projenin şu anda geldiği prim oranı ise yüzde 20′ler seviyesinde. 3.614 konutluk projede bugüne kadar satılan daire sayısı ise 800′ü buldu. Üç ayrı tipteki örnek daire de sunuma açıldı.WEB: http://temaistanbul.com/tr *ARTAŞ GRUP , AYDINLI GRUP, KELEŞOĞLU İNŞAAT – VADİSTANBUL: YÜZDE 40Evyap ’ın Maslak Ayazağa’daki arazisi üzerinde inşa edilen projenin 1111 dairelik ilk etabında teslim süreci yaklaşıyor. Bulvar, Bahçe ve Teras etaplarından oluşan projede satışa çıkan tüm daire tipleri ilgi görüyor. Projenin ilk etabı Kasım 2014′te teslim edilecek. En ucuz daire fiyatı ise 500 bin lira seviyesinden başlıyor. 6 Aralık 2012′de ilk satışı yapılan aynı büyüklükteki daireler ise 352 bin liradan alıcı bulmuştu. Projenin ortaklarından ARTAŞ iNŞAAT’ın Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya, ilk etabındaki kazanç oranının yüzde 40, cirohedeflerini 2 milyar dolar, projenin tümünün bitiş tarihini ise 2016 sonu olarak açıklamıştı. Bu arada projenin Bulvar etabında da satış süreci başladı.WEB: www.vadistanbul.com *FUZUL GRUP – OLİMPA PARK: YÜZDE 45Fuzul Grup’un Başkan Yardımcısı Eyüp Akbal, 2013′ün son haftalarında satışına başlanan Olimpia Park’ın metrekaresinin 3.500 lira olduğunu açıklamış ve orta vadede bu rakamın 5 bin lirayı göreceği mesajını vermişti. Fuzul Grup, Başakşehir’deki referans yatırımlarıyla tanınıyor. Referansları arasında bölgedeki tek alışveriş merkezi olan Olimpa AVM ile Olimpa Rezidans bulunuyor. Olimpa Park; konut, rezidans, AVM ve çarşıyı tek konseptte buluşturacak.WEB: http://www.olimpapark.com/ *TİMUR GAYRİMENKUL – NEF MERTER 12 : YÜZDE 45 – 50NEF markasıyla tanınan Timur Holding nerede bir proje geliştirse, hem söz konusu o lokasyona değer katıyor, hem de yatırımcısının yüzünü güldürüyor. Bunun örneklerini tüm NEF’lerde görmek mümkün. Küçümsenemeyecek oranda ön talep alan projenin lansman günlerinde alınan bir dairenin teslim sürecinde en az yüzde 45-50 kazandırması söz konusu. Merter’in merkez lokasyonlara yakınlığı ve dönüşen Zeytinburnu’ndaki markalı projelere komşu olması nedeniyle projenin yüzde 50’nin üzerindeki oranlarda prim yapmaması için hiçbir neden yok. Şirketin Yönetim Kurulu Üyesi Erden Timur, bu gerçeği mütevazi bir şekilde rahatlıkla dile getiriyor.WEB: http://www.nefmerter12.com/ *SARAYLI GRUP- GREENİST: YÜZDE 50Saraylı Grup imzasıyla Brillant’ın Güneşli’deki eski fabrika arazisine yapılan 174 daire ve otelden oluşan Greenist’te daireler 50 ile 80 metrekare büyüklüğünde olup kat bahçelerine sahip. Ticari alanların yer almadığı projede, insanların rahat rahat  evlerinin balkonunda da dinlenmeleri amaçlanıyor. Metrekaresi 3 bin 770 liradan satışa çıkan projenin metrekaresi şu anda 4 bin 300′ler seviyesinde. Proje bittiğinde yüzde 50′nin üzerinde bir prim beklentisi var.WEB : http://www.greenist.com.tr/ *AVRUPA KONUTLARI TEM 2 : YÜZDE 40 – 45Artaş İnşaat’ın markalı konut projesi Avrupa Konutları TEM 2, 2013 sonbaharında satışa sunulmuştu.3.400’ün üzerinde talebin alındığı projede 3 blokta 414 konut ve 34 ticari ünite bulunuyor. Lansman günlerinde daire fiyatları 343 bin liradan başlıyordu. 2014’ün sonunda gerçekleştirilecek teslimlerde dairelerin yüzde 50 oranında prim yapması ön görülüyor. Güncel fiyat başlangıcı ise 2+1 tipi daireler için 523 bin, 3+1 tipi dairelerde 577, 4+1 tipi dairelerde ise 777 bin şeklinde belirlendi.WEB: http://www.avrupakonutlari.com/ Mehmet Canıtatlı – emlakguncel.com.tr
Candy Crush 53 Ülkeden Daha Değerli
Dünyanın en popüler oyunu Candy Crush'ın bugün gerçekleşecek halka arz fiyatı 22,5 dolar olarak belirlendi. Şirketin değeri ise 53 ülkeden büyük. Popüler oyun Candy Crush bugün Amerika borsasında halka açılıyor. Tüm dünyada bağımlılık haline gelen popüler oyunun üreticisi King için hisse başına 22,5 dolar fiyat açıklandı. Buna göre şirketin değeri 7,6 milyar dolara ulaşıyor. 180 oyuna ev sahipliği yapan King şirketi, gelirinin yüzde 80'ini Candy Crush Saga üzerinden elde ediyor. 7,6 milyar dolarlık piyasa değeri dünyada yazılım sektörünün önemini bir kez daha ön plana çıkardı. Şirketin değeri Moldova, Nijer, Kırgızistan ve Monako gibi ülkelerin ekonomik büyüklüklerinin üstünde. Oyun üreticisi şirketin değeri İstanbul Borsası'nın da yüzde dördüne denk geliyor. Şirket bazında örnek vermek gerekirse Türk Telekom'un piyasa değeri 8,7 milyar dolar. Candy Crush'ın değeri en büyük sanayi şirketlerimizden Ereğli Demir Çelik ve Tüpraş'ın da iki katına denk geliyor. Hızla büyüyen yazılım sektörünün dünyada ulaştığı büyüklük ise 3,5 trilyon dolar. Türkiye
Satılık Hacettepe Üniversitesi!
Hacettepe Üniversitesi, Ankara’nın en gözde yerlerinden olan Beytepe’deki 350 dönüm arazisini satışa çıkardı. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer, 12 Eylül darbesinin ardından Genelkurmay’a tahsis edilen araziyi büyük uğraşlardan sonra yeniden üniversite bünyesine aldırmayı başardı. Ancak Tuncer’in önerisiyle Üniversite yönetimi, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nin biriken 250 milyon liralık borcunu ödemek ve yeni yatırımlarını finanse etmek gerekçesiyle, Başkentin en kıymetli bölgesinde yer alan yaklaşık 350 dönümlük araziyi satma kararı aldı. Rektör Tuncer, öğrenciler ve üniversite hocalarıyla Eylül ayında bir toplantı yaparak, Üniversite Yönetimi olarak Beytepe’deki araziyi satma kararı aldıklarını açıkladı. Sert tartışmaların yaşandığı bu toplantıda, hem akademisyenler hem de öğrenciler arazinin satışına itiraz ettiler.“DÖRT YÖNTEM VAR, BİZ DOĞRUDAN SATIŞI SEÇTİK” Öğrenci Kolektiflerinin kayıt altına aldığı toplantıda Rektör Tuncer, öncelikle arazinin imar geçmesi durumunda değerinin 1 ila 1.5 milyar lira olacağını söyledi. Arazinin 4 yöntemle değerlendirilebileceğini belirterek bunları şöyle açıkladı:  “Birinci yöntem, yeterlilik alan firmayla gelir paylaşımı anlaşması; bununla alışveriş merkezi, iş merkezi gibi çağdaş donatılarla uzun vadeli gelir elde etmek mümkün. İkincisi TOKİ ile hasılat paylaşımı modeline girmek. Gazi Üniversitesi Çukurambar’daki arazisini bu şekilde değerlendirdi; TOKİ onlara 60 milyon verdi; kendisi 800 milyona sattı. Üçüncüsü kamu özel ortaklığı. Ancak bu durumda Başbakanlık onayı gerekiyor ki, bu yöntem bizim açımızdan biraz sıkıntılı. Dördüncüsü de doğrudan satış. Net olarak satıp paranız size kalıyor. Yönetim kurulu ile tartıştık bunun daha uygun olacağı karar verdiler.”ALİ İSMAİL ORMANI OLSUN! Rektör Tuncer’in bu açıklamasından sonra söz alan akademisyenler ve öğrenciler, yönetime sert eleştiriler yönelttiler. Eğitim ve bilim kurumu olan üniversitenin rant yaratmak, gelir elde etme peşinde koşmak, yeşil alanları ranta talana açmak yerine; bilim üretmesi gerektiğini söylediler. Bir öğrenci Gezi Parkı olaylarında polis tarafından öldürülen üniversite öğrencisi  Ali İsmail Korkmaz’ın adının verileceği bir ormana dönüştürme teklifinde bulunarak, “Üç beş ağaç için öldü Ali İsmail, bari burada üniversitenin ormanında yaşasın” dedi.TÜRK TELEKOM FAKÜLTESİ YAPIN Bir başka öğrenci ise devletin, Hazinenin görevinin üniversiteyi, bilimi, hastaneyi desteklemek olduğunu belirterek, “Biz bu gerçeği bir kenara bırakmış, para peşinde koşuyoruz.  Ben daha çok para getirecek formüller biliyorum; Edebiyat Fakültemize reklam alalım; Türk Telekom Edebiyat Fakültesi olsun. Yemekhanemize de reklam alalım, adını Ülker Yemekhanesi olarak değiştirelim. Üniversite her sıkıştığında arazisini mi satacak? Bu nereye kadar böyle gidecek” diye konuştu.Rektör Tuncer, bu eleştiriler üzerine, hastane borçlarından, yarım kalan bina inşaatlarından söz etti. Gelir yaratmak zorunda olduklarını anlattı. Öğrenciler, böyle bir kararın sadece yönetim tarafından alınamayacağını; üniversitenin tüm bileşenlerinin katılacağı geniş bir toplantı yapılarak, arazi konusundaki tasarrufun burada alınması gerektiğine dikkat çektiler.“İMAR GEÇSE DEĞERİ 3 MİLYAR!” Arsanın imarsızken satılması yerine imar geçtikten sonra satılması halinde değerinin 2 ila 3 milyar liraya çıkacağı da iddia ediliyor.“EĞİTİM İÇİN KAMULAŞTIRILDI, SATILAMAZ, PARASIYLA BORÇ ÖDENEMEZ' Maliye Bakanlığı Milli Emlak yetkilileri, Hacettepe’nin Beytepe Bulamaçlı Mevkii’ndeki arazinin 1970’li yıllarda, şahıslardan eğitim amacıyla alınarak, kamulaştırıldığına dikkat çekerek;  “Üniversite bu araziyi satamaz. Çünkü bu arazi, onların kendi gelirleriyle elde ettikleri bir arazi değil. Eğitim amacıyla onlara tahsis edilmiş bir arazi” yorumunda bulundular. Ayrıca yetkililer, bu arsanın satışından elde edilecek paranın döner sermaye bütçesine aktarılamayacağına dolayısıyla da hastane borçlarını kapatmak için kullanılamayacağına dikkat çektiler.İLK İHALE ARALIK’TA Ancak arazinin satışına ilişkin kararlılığını sürdüren Üniversite Yönetimi, ilk ihaleye 12 Aralık 2013 tarihli Resmi Gazete ilanıyla çıktı. İhale günü olarak 24 Aralık 2013 tarihi belirlenirken, 6 kalem arsa için toplam muhammen bedel  889 bin lira olarak ilanedildiyse de teklif veren çıkmadı.17 Ocak’ta Resmi Gazete’de ikinci ihale ilanına çıkıldı. Bu kez toplam muhammen bedel 801 bin liraya indirildiyse de 30 Ocak’ta yapılan ihalede yine teklif olmadı. 28 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanan üçüncü ihale duyurusunda ise ihale günü 8 Nisan olarak ilan edildi. Muhammen bedel ise değişmedi.'DÜNYA ÜNİVERSİTESİ KALABİLMEK İÇİN 600 MİLYONA İHTİYACIMIZ VAR' Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Murat Tuncer, görevi devraldığında eski yönetimin hesapsız harcamaları nedeniyle 270 milyon lira borç devraldıklarını, şu anda da 238 milyon lira borçları bulunduğunu söyledi. Hem bu borcun kapatılması hem de eğitim, nükleer mühendislik, hukuk, inşaat, çevre mühendisliği fakülteleri ile  nüfus etütleri merkezi yatırımı için 600 milyon lira finansman ihtiyacı olduğunu vurguladı. Tuncer, 'Dünya üniversitesi olarak kalabilmemiz, daha çok bilimsel araştırma yapabilmemiz için tabii ki paraya ihtiyacımız var. Bunun için de bu arsayı satmak zorundayız. İmarsız olarak ihaleye çıktık ama ihale günü satışı imarlı fiyattan yapacağız. 850 ila 1 milyar lira iyi bir fiyat olur. Rekabet oluşursa 1.5 milyar liraya kadar çıkar. Bu araziyi satamayacağımız söyleniyor. Peki Hacettepe'nin 3.5 milyon metrekarelik arsası nasıl oluyor da Bilkent üniversitesi tarafından kullanılıyor, hem de üzerinde Emlak Konut'un konutları, oteller, alışveriş merkezleri bulunuyor? Üniversitenin ayağa kaldırılması için bunların değerlendirilmesi gerekiyor. Kolektif öğrenci arkadaşlar, orman yapalım, deyince ben de Polatlı'daki 1 milyon metrekarelik yerimizi gösterdim, buyurun ağaç dikin, dedim. Kimse gelmedi' dedi.  Kaynak: Hürriyet
Kartlar Havada Uçuştu Kazanan Aslan Oldu
Tüm Türkiye'nin nefesini tutarak beklediği derbide gülen taraf Galatasaray oldu. Sarı kırmızılı takım Fenerbahçe'yi Hollandalı yıldızı Sneijder'in attığı golle 1-0 mağlup etti. Tüm Türkiye'nin nefesini tutarak beklediği derbide gülen taraf Galatasaray oldu. Sarı kırmızılı takım Fenerbahçe'yi Hollandalı yıldızı Sneijder'in attığı golle 1-0 mağlup etti. Stadı dolduran taraftarlarının önündeki karşılaşmaya iyi başlayan Galatasaray, 9. dakikada Sneijder'in golüyle öne geçti. Orta sahada kontrolü elinde tutarak oyununu Fenerbahçe yarı sahasına yıkmaya çalışan sarı-kırmızılı takım, rakibinin hızlı hücumlarla kalesine gelmeye çalıştığı dakikalarda ise savunmasında açık vermedi. Drobga ile bir topu da direkten dönen Galatasaray, ilk yarıyı 1-0 önde bitirdi. Maça daha kontrollü başladığı görülen lider Fenerbahçe, rakibinin baskısını artırdığı dönemde savunma hatalarıyla dikkati çekti. Yapılan bir kademe hatasında Sneijder'in golüne engel olmayan sarı-lacivertli takım, 1-0 geriye düştü. Golden sonra ani ataklarla rakip kaleye gitmeye çalışan Fenerbahçe, istediği pozisyonları üretemedi ve gergin geçen derbide soyunma odasına 1-0 geride gitti. 9- dakikada Galatasaray 1-0 öne geçti. Soldan Selçuk İnan'ın yaptığı ortada Melo, topu sol çaprazdan ceza sahasına giren Sneijder'e indirdi. Bu futbolcunun gelişine yaptığı sert vuruşta, meşin yuvarlak uzak köşeden ağlara gitti: 1-0 22- dakikada Fenerbahçe'nin kullandığı korner atışı sonrasında hızlı çıkan Galatasaray'da Drogba, uzun pasıyla savunmanın arkasına kaçan Sneijder'i topla buluşturdu. Sol çaprazdan ceza sahasına giren Hollandalı futbolcu, dar açıdan şutunu çekerken meşin yuvarlak araya giren Gökhan Gönül'e çarparak kornere gitti. Aynı dakikada Telles'in ceza sahası dışından çektiği sert şutta, kaleci Volkan Demirel yerden seken topu son anda çeldi. 32- dakikada Selçuk İnan'ın soldan kullandığı serbest atışta, ceza sahası çizgisi üzerinde topu önüne indiren Drogba'nın güzel vuruşunda, meşin yuvarlak yan kale direğinden oyun alanına döndü. 33. dakikada Bekir İrtegün'ün ceza alanı dışından vuruşunda, top yandan auta gitti. 40- dakikada Galatasaray yarı sahasında Melo, Emre Belözoğlu'nun müdahalesiyle yerde kalınca, hakem Bülent Yıldırım, sarı-lacivertli futbolcuyu ikinci sarı karttan, kırmızı kartla oyundan ihraç etti. Kalan sürede sonuç değişmedi ve Galatasaray, gergin bir atmosferde oynanan karşılaşmanın ilk yarısını 1-0 önde bitirdi. İkinci 45 dakikada Burak Yılmaz ile farkı ikiye yükseltmek adına çok sayıda fırsatı değerlendiremeyen Galatasaray rakibine de gol fırsatı tanımadı ve sahadan 1-0'lık galibiyetle ayrılarak hem farkı yediye indirdi hem de Şampiyonlar Ligi için avantaj yakaladı.Eurosport