article/comments
article/share
Haberler
Macaristan'da Orbán Dönemi Nasıl Bitti?

etiket Macaristan'da Orbán Dönemi Nasıl Bitti?

Bu yaz Budapeşte'deydim. Tarih ile ironinin birlikte yaşadığı bir şehir. Buda tarafındaki kale tepesine çıktım; Ulusal Galeri'nin bulunduğu kalenin temellerinde Bizans kalıntıları hâlâ duruyor. Savaşta bombalanmış, şimdi yeniden yapılıyor. Devamında 'Fatih'in topçusunun soyundan geldiği söylenen' Viktor Orbán'ın başkanlık sarayı var. Tarih burada bazen mizah gibi.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Biraz ileride Gül Baba Türbesi.

Biraz ileride Gül Baba Türbesi.

Osmanlı'nın gül kokulu dervişi hâlâ hatırlanıyor. Fatiha'mı okuyup sessizce Tuna'ya yürüdüm. Nehrin kıyısında ayakkabılar… Holokost sırasında kurşuna dizilen Macar Yahudilerinin anısına bırakılmış. İnsan orada sessiz kalamıyor. Auschwitz'e de Gazze'ye de dertleniyor.

Yakındaki Hürriyet Meydanı da ayrı bir ironi: ortasında Sovyet anıtı, yanında Reagan ve Bush heykelleri. 'Kim geldiyse, kim gittiyse, hepsi burada.' Macaristan'ın tarihi, kendilerini kurtardığını söyleyip aslında yeniden tutsak eden 'yeni kurtarıcılarla' dolu.

Bir de Budapeşte'nin meşhur şanslı polisinin göbeğini ovdum, 'Orbán gitsin artık' diye de dilek tuttum. Dün seçim sonuçlarına baktım: gitmiş.

12 Nisan 2026'da yapılan seçimlerde Péter Magyar'ın merkez sağ Tisza Partisi, oyların yüzde 53,6'sını alarak 199 sandalyeli parlamentoda 138 koltuk kazandı. Bu, anayasayı değiştirecek üçte iki çoğunluk demek. Orbán'ın Fidesz'i ise yüzde 37,8 ile 55 sandalyeye geriledi. Yaklaşık yüzde 78'lik katılım oranı, 1990'dan bu yana yapılan tüm serbest seçimlerin rekorunu kırdı. Macaristan'ın tarihi bir kez daha 'yeni kurtarıcı'sını seçti — bu sefer farkı, kurtarıcının bizzat eski rejimin içinden gelmesi.

Peki Macar seçmeni Orbán'a neden oy vermişti, şimdi neden vazgeçti? Orbán'ı kim yıktı ve nasıl yıktı? Bu soruların yanıtlarını bulmak için biraz geriye gitmemiz lazım.

Orbán, Macaristan'ı nasıl dönüştürmüştü?

Orbán, Macaristan'ı nasıl dönüştürmüştü?

Orbán siyasete 1989'da Sovyet tanklarına meydan okuyan genç bir liberal avukat olarak başlamıştı. Hürriyet Meydanı'ndaki o Sovyet anıtına karşı ayaklanan neslin kahramanıydı. 1998'de ilk kez başbakan oldu, 2002'de kaybetti. 2010'da geri döndüğünde ise bambaşka bir siyasetçiydi. Liberal geçmişini tamamen geride bırakarak Hristiyan milliyetçi, göçmen karşıtı, AB şüphecisi bir çizgiye oturdu. Ardı ardına dört seçim kazandı.

Her seçim zaferinden sonra gücünü biraz daha pekiştirdi. Anayasayı kendi ihtiyaçlarına göre yeniden yazdı, yargı bağımsızlığını zayıflattı, medyanın büyük bölümünü hükümet yanlısı holdinglerin eline geçirdi, seçim bölgelerini Fidesz lehine yeniden çizdi. 2014'te ünlü konuşmasında ülkeyi bir 'illiberal devlet' olarak tanımladığında, aslında çoktan uygulamaya koyduğu şeyin adını koyuyordu. Avrupa Parlamentosu 2022'de Macaristan'ı artık tam bir demokrasi değil, 'seçimli otokrasi' olarak nitelendirdi. Orbán sadece Macaristan'ın başbakanı değildi; küresel sağ popülizmin model politikacısıydı. Trump'ın ilham kaynağı, Putin'in Avrupa'daki en sadık müttefiki, AB içindeki en gürültülü muhalif.

Peki bu kadar güçlü görünen bir sistem nasıl çöktü?

Her şey bir af skandalıyla başladı.

Her şey bir af skandalıyla başladı.

Şubat 2024'te Macaristan'ı sarsan bir skandal patladı. Cumhurbaşkanı Katalin Novák, bir çocuk yuvasında cinsel istismarı örtbas etmekten mahkûm olan kişiyi affetmişti. 'Aile değerleri' ve 'çocuk koruma' söylemiyle kendini tanımlayan Fidesz iktidarı için bu büyük bir ahlaki kriz oldu. Novák istifa etti. Af kararını onaylayan Adalet Bakanı Judit Varga da siyaseti bıraktı.

İşte tam bu noktada sahneye beklenmedik bir isim çıktı: Varga'nın eski eşi Péter Magyar. Fidesz dünyasının tam göbeğinden gelen biriydi. Devlet kurumlarında görev yapmış, Orbán'ın yakın çevresinde yıllarca bulunmuş, partinin iç işleyişini yakından tanıyan bir hukukçu. Af skandalının ardından hükümetle tüm bağlarını kopararak Orbán'ın yarattığı sistemi açıkça eleştirmeye başladı. 'Ulusal, egemen, burjuva Macaristan' idealinin aslında devasa bir yolsuzluk ağını örtmek için kullanılan bir 'siyasi ürün' olduğunu söyledi.

Mart 2024'te Budapeşte'de on binlerce kişinin katıldığı bir miting düzenledi ve yeni bir siyasi hareket başlattığını ilan etti. Çocukken Orbán'ın fotoğrafını yatak odasının duvarına asan bu adam, şimdi onu devirmek için yola çıkıyordu. Macaristan tarihi, ironi konusunda cömert olmaya devam ediyordu.

Magyar'ın yükselişi: Doğru zamanda doğru adam.

Magyar'ın yükselişi: Doğru zamanda doğru adam.

Magyar neden bu kadar hızlı yükseldi? Çünkü Macar muhalefetinin en büyük sorunu olan 'inandırıcılık' problemini tek başına çözdü. Yıllardır altı partili muhalefet koalisyonları kurulmuş, her seferinde Fidesz karşısında dağılmışlardı. Seçmenin önemli bir bölümünde Orbán'ı yenmenin mümkün olmadığına dair derin bir umutsuzluk vardı. Magyar, sistemin içinden gelen ve geri dönüşü olmayan bir kopuş yaşamış biri olarak bu umutsuzluğu kırdı. Bir muhalefet politikacısı değil, düşmandan saf değiştirmiş bir tanık gibi göründü.

Nisan 2024'te küçük ve bilinmeyen Tisza Partisi'nin başına geçti. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 30'a yakın oy alarak Fidesz'in ardından ikinci parti oldu. Ardından sistematik bir örgütlenme kampanyası başlattı. Ülke genelinde 'Tisza Adaları' adını verdiği yerel destek ağları kurdu; 20 binden fazla gönüllüye ulaştı. 'Temiz Ses' adıyla kendi gazetesini çıkardı, gönüllüler eliyle kırsal bölgelere dağıttı — devlet kontrolündeki medyayı devre dışı bırakmak için. Orbán'ın kendi oyun kitabını kullandı: ulusal bayraklar, vatansever söylem, sosyal medyanın etkili kullanımı. Ama bunu Orbán'ın korkuya dayalı popülizmi yerine yolsuzlukla mücadele ve Avrupa'ya dönüş vaatleriyle birleştirdi. Seçim sloganı 'Şimdi ya da asla!' idi — son haftalarda 'ya da asla' kısmı üzeri çizilerek 'Şimdi!' şeklinde güncellendi.

Seçmeni asıl döndüren ne oldu?

Seçmeni asıl döndüren ne oldu?

Orbán 16 yıl boyunca korku siyasetiyle seçim kazandı. Göçmenler, George Soros, Brüksel bürokrasisi, LGBT hakları ve son olarak Ukrayna savaşı — hep bir düşman, hep bir tehdit vardı. Bu strateji uzun süre işe yaradı. Peki bu sefer neden işlemedi?

Birincisi, ekonomi. Macaristan AB'nin en yüksek enflasyona sahip ülkelerinden biri haline gelmişti. Hayat pahalılığı, konut krizi, sağlık hizmetlerinin çökmesi, altyapının bozulması vatandaşın gündelik hayatını doğrudan vuruyordu. Orbán'ın ilk on yılında AB fonlarıyla sağlanan görece refah artışı, bu fonlar dondurulunca sürdürülemez hale geldi. AB, hukukun üstünlüğü ihlalleri gerekçesiyle yaklaşık 18 milyar Euro'luk fonu bloke etmişti. Yolsuzluk o kadar yaygınlaşmıştı ki Transparency International, Macaristan'ı AB'nin en yolsuz ülkesi olarak sıralıyordu. Bir ekonomistin isabetli tespitleriyle özetlersek: Orbán ilk döneminde AB fonlarıyla 'yolsuzluk dahil pek çok şeyin üstünü örtmeyi başardı çünkü insanlara alışık olmadıkları bir refah artışı sağlıyordu.' AB fonları kesilince bu uzlaşı çöktü. Seçmen artık dış düşman anlatısına değil, cebindeki paraya bakıyordu.

İkincisi, seçimden birkaç gün önce patlayan Szijjártó sızıntıları. 8 Nisan'da yayımlanan araştırmacı gazetecilik haberleri, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó ile Rus yetkililerin telefon görüşme kayıtlarını ortaya çıkardı. Kayıtlara göre Budapeşte, AB içinde Moskova'nın 'beşinci kolu' gibi çalışıyordu: yaptırımları zayıflatmak için koordinasyon sağlıyor, Ukrayna'nın üyelik süreciyle ilgili bilgileri Rusya'yla paylaşıyordu. Seçimden 72 saat önce patlayan bu haberler, muhalefetin 'Orbán ulusal egemenliği Rusya'ya teslim etti' argümanını somut kanıtlarla destekledi. Hürriyet Meydanı'ndaki Sovyet anıtı, bir anda sembolik olmaktan çıkıp güncel siyasete dönüşmüştü.

Üçüncüsü, Trump ve Vance'ın müdahale girişiminin ters tepmesi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, seçimden birkaç gün önce Budapeşte'ye gelerek Orbán'la birlikte miting düzenledi. Trump, Fidesz'in kazanması halinde 'ABD'nin tüm ekonomik gücünü' Macaristan'ın hizmetine sunacağını vaad etti. Vance'ın 'Brüksel'in seçimlere karışmasına son verin' derken kendisinin tam da bunu yapması, ironik bir tablo oluşturdu. Bu açık dış müdahale, Macar seçmenin önemli bir bölümünde tepkiyle karşılandı. Macaristan'ın tarihindeki 'kurtarıcılar' silsilesine bir yenisi eklenmiş oldu — ama bu sefer seçmen alışılmadık bir şey yaptı: kurtarıcıya hayır dedi.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Sonucu belirleyen yapısal faktörler.

Sonucu belirleyen yapısal faktörler.

Orbán'ın yenilgisini tek bir nedene bağlamak yetersiz olur. Birkaç yapısal unsurun bir araya gelmesi söz konusu.

İlk olarak, muhalefet ilk kez parçalanmadan tek bir alternatif etrafında toplanabildi. Magyar, hem sağdan hem soldan, hem Orbán'dan hayal kırıklığına uğramış muhafazakârlardan hem de geleneksel muhalefet seçmenlerinden oy toplamayı başardı. İdeolojik olarak kendini dar bir kalıba sokmadı; yolsuzlukla mücadele, temiz yönetim ve Avrupa'ya dönüş gibi geniş kesimleri birleştirecek temalar seçti.

İkinci olarak, Orbán'ın otoriter altyapısı paradoksal biçimde kendi aleyhine çalıştı. Medyayı kontrol ediyordu ama sosyal medyayı kontrol edemedi. Yargıyı zayıflatmıştı ama seçim sandığını tamamen ortadan kaldıramamıştı. 'İlliberal demokrasi'nin paradoksu buydu: sistem yeterince otoriter değildi ki seçimleri tamamen manipüle edebilsin, ama yeterince demokratikti ki bir muhalefet dalgası onu silip sürebilsin.

Üçüncü olarak, rekor katılım. Yüzde 78'lik oran, sessiz çoğunluğun ilk kez bu kadar güçlü bir şekilde sandığa gittiğini gösterdi. Orbán'ın sistemi düşük katılımdan ve parçalanmış muhalefetten besleniyordu. Bu iki koşul birden ortadan kalkınca sistem çöktü.

Peki şimdi ne olacak?

Peki şimdi ne olacak?

Magyar'ın önünde devasa bir görev var. 16 yıllık bir rejimi kökünden sökmek, anayasayı yeniden yazmak, yargı bağımsızlığını tesis etmek, medya çoğulculuğunu yeniden inşa etmek, dondurulan AB fonlarını serbest bıraktırmak ve tüm bunları yaparken kendi koalisyonunu bir arada tutmak zorunda. Zafer gecesinde Orbán'ın atadığı tüm üst düzey yetkilileri — Cumhurbaşkanı dahil — derhal istifaya çağırması, geçiş sürecinin kolay olmayacağının işaretiydi. Orbán'a açıkça seslenerek 'bugünden itibaren geçici hükümet gibi davranın, yeni hükümetin elini bağlayacak hiçbir karar almayın' dedi. Ardından da ekledi: 'Bir mesele çıkarsa beni arayın, numaramı biliyorsunuz.' Kibarlığın altındaki mesaj netti: iktidar artık el değiştirdi, buna göre davranın.

AB cephesinden bakıldığında, Macaristan'ın 'Avrupa'ya dönüşü' hızlı ama dikkatli olacak. Magyar, AB fonlarını serbest bıraktıracak reformları ve Avrupa Savcılığı'na katılmayı vaad ediyor. Ama göç politikasında Orbán çizgisini büyük ölçüde koruyacağının sinyallerini de veriyor. Ukrayna'nın AB üyeliğine hızlandırılmış katılıma karşı; Rusya'dan enerji bağımlılığını 2035'e kadar — AB'nin hedeflediği 2027'den çok sonra — sonlandırmayı planlıyor. Çin'le ilişkilerde de köklü bir değişiklik beklenmemeli; Macaristan, AB'de en fazla Çin yatırımı alan ülke ve bu ekonomik bağ kolayca koparılacak türden değil. Dolayısıyla Brüksel'in beklentilerini biraz dizginlemesi gerekiyor: Macaristan'da bir devrim değil, bir çözülme yaşanıyor.

Rusya, AB içindeki en güvenilir vetocu müttefikini kaybetti. Kremlin'in seçim öncesi müdahale girişimleri — Rus askeri istihbaratının 'siyasi teknologlar' göndermesinden Telegram üzerinden koordineli etki operasyonlarına kadar — sonucu değiştiremedi. Zafer gecesinde Budapeşte sokaklarında yankılanan slogan, 1956 Devrimi'nin sloganıydı: 'Ruslar, evinize gidin! (defolun!)' Hürriyet Meydanı'ndaki Sovyet anıtı hâlâ yerinde duruyor ama artık yanındaki boş koltuğun kime ait olduğu değişti.

Orbán'ın düşüşünden çıkarılacak dersler.

Orbán'ın yenilgisi, küresel sağ popülizm için bir uyarı niteliğinde. Popülist liderler korku ve düşman anlatılarıyla iktidara gelebilirler. Ama ekonomik performans düşünce, yolsuzluk görünür hale gelince ve inandırıcı bir alternatif ortaya çıkınca, bu anlatının son kullanma tarihi gelir. 2023'te Polonya'da Orbán'ınkine benzer bir illiberal çizgideki Hukuk ve Adalet Partisi PiS'in kaybetmesi, şimdi Macaristan'da Fidesz'in devrilmesi, otoriter eğilimli popülist iktidarların sandıkta yenilebileceğini gösteren önemli emsaller.

Ama temkinli olmakta fayda var. 16 yıllık bir rejimin kurumsal mirası bir gecede ortadan kalkmaz. Orbán'ın yarattığı medya ekosistemi, ekonomik çıkar ağları ve anayasal yapı hâlâ yerinde duruyor. Magyar'ın üçte iki çoğunluğu ona anayasayı değiştirme gücü veriyor ama bu gücü nasıl kullanacağı, Macaristan'ın gerçekten demokratikleşip demokratikleşmeyeceğini belirleyecek.

Sonuç olarak Macar seçmeni 16 yıl sonra 'yeter, söz milletin' dedi. Bu 'yeter' sözü ne sadece Orbán'a yönelikti ne de sadece ekonomik sıkıntılardan kaynaklanıyordu. Yolsuzluk, demokratik gerileme, Avrupa'dan kopuş ve bir ülkenin tek bir adamın projesi haline gelmesine duyulan yorgunluğun bileşkesiydi. Orbán seçim gecesi sonucu 'acı verici ama net' olarak nitelendirdi. Haklıydı. Acı verici — en azından kendisi için. Ve son derece net.

Macaristan'ın tarihi, benim o yaz günü Hürriyet Meydanı'nda gördüğüm gibi, hep kendini kurtardığını söyleyenlerin öyküsüydü. Bu sefer Macarlar, bir kurtarıcı beklemek yerine kendileri sandığa gitti. Belki de en büyük ironi budur: 'illiberal demokrasi'yi sonlandıran şey, demokrasinin ta kendisi oldu.

Twitter

LinkedIn

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam