onedio
İzmir'deki Suç Örgütüne Yönelik Operasyonda 9 Tutuklama
İZMİR (AA) - İzmir'de suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan 24 şüpheliden 9'u tutuklandı. İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince 19 Ocak'ta başlatılan operasyon kapsamında yakalanan 24 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.Adliyeye sevk edilen zanlılardan 13'ü savcılıktan serbest bırakıldı.Nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan zanlılardan 9'u tutuklandı, 1'i hakkında ev hapsi kararı verilirken 1'i de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Haklarında gözaltı kararı verilen 19 şüphelinin yakalanması için çalışmalar sürüyor. Operasyonİzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 19 Ocak'ta başlatılan soruşturma kapsamında elebaşılığını halen yurt dışında bulunan B.C'nin yaptığı suç örgütüne yönelik operasyonda, 'tehdit', 'konut dokunulmazlığının ihlali', 'kasten yaralama', 'suç ve suçluyu övme', 'Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a muhalefet' gibi suçlara karıştıkları belirlenen 43 zanlı hakkında gözaltı kararı verilmişti. Operasyonda, 24 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Mardin'deki Uyuşturucu Operasyonunda Gözaltına Alınan 9 Şüpheli Tutuklandı
MARDİN (AA) - Mardin'in Midyat ilçesinde düzenlenen uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 11 şüpheliden 9'u tutuklandı. İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince, uyuşturucu sattıkları gerekçesiyle 13 kişiye yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 11 şüphelinin jandarmadaki işlemleri tamamlandı.Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 9'u tutuklandı, 2'si adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.Hakkında yakalama kararı bulunan 2 şüphelinin yakalanması için çalışmalar sürüyor.İlçede 20 Ocak'ta 12 adrese düzenlenen operasyonda 11 zanlı yakalanmıştı.
"Türkiye'nin Mühendis Kızları" Eğitim Ve İstihdam Desteğiyle Yetişiyor
ANKARA (AA) - BURCU ÇALIK- Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı öncülüğünde hazırlanan Türkiye'nin Mühendis Kızları Projesi ile kadınların mühendislik alanında daha fazla yer almalarını sağlayarak ülkenin geleceğine yatırım yapmak, ekonomik ve sosyal güçlenmesine katkıda bulunmak amaçlanıyor. Bakanlığın Milli Eğitim Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi (UNDP) ve Limak Vakfı iş birliğinde 5 yıldır sürdürdüğü çalışma ile lise ve üniversite programı olarak iki ayakta ilerleyen proje kapsamında bugüne kadar 24 bin 720 öğrenci, veli ve öğretmene ulaşıldı. Projeden yararlanan 102 öğrenci üniversitelerin mühendislik bölümlerinden mezun olurken, mezunların 71'i çeşitli şirketlerde istihdam edildi. Proje bir yıl daha uzatıldı Bakanlık ve proje paydaşları, elde edilen olumlu sonuçlar üzerine 2020 yılı sonu itibarıyla tamamlanması öngörülen projeyi 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatma kararını aldı. Bu çerçevede projenin üniversite programı için çalışmalar başlatıldı.Üniversitelerin akademik performansını özetleyen URAP'ta (University Ranking by Academic Performance) 2019-2020 dünya alan sıralaması değerlendirmesine göre mühendislik alanında Türkiye'den listeye girmiş 20 devlet üniversitesinde öğrenciler için kontenjan açıldı. Yeni eğitim öğretim dönemine yönelik öğrenci seçimi de tamamlandı. Proje kapsamında e-bursum üzerinden toplam 1769 başvuru alınırken, belirlenen kriterleri taşıyan 647 öğrenci değerlendirildi ve 160'ı ile çevrim içi ortamda birebir mülakatlar düzenlendi. 2020-2021 dönemi için toplam 49 öğrenci projeden yararlanmaya hak kazandı. Eğitim hayatları boyunca burs, mezun olunca istihdam imkanı Projenin üniversite programından 130 mühendislik fakültesi öğrencisi yararlanıyor.Öğrencilere burs imkanıyla birlikte staj ve istihdam, İngilizce dil eğitimi, 'sosyal mühendislik' sertifika programı eğitimleri ile mentorlük ve son sınıflar için koçluk desteği veriliyor. Mezun olan öğrenciler, proje paydaşı firma ile sektördeki farklı kuruluşlarda istihdam edilme imkanını yakalayabiliyor. Lisedeki kız öğrencilerin mühendisliğe ilgisi arttı Türkiye'nin Mühendis Kızları Projesi'nin lise ayağında ise belirlenen il ve okullarda öğretmen, veli ve öğrenciler mühendislik mesleğiyle ilgili farklı etkinliklerle bilgilendiriliyor. Bu yolla öğrencilerin kendilerini mühendisliğe yakın hissetmeleri ve meslek seçimlerinde mühendisliği daha fazla tercihleri arasına almalarını sağlamak hedefleniyor. Projenin 2019-2020 eğitim öğretim dönemine yönelik izleme ve etki raporu sonuçlarında da öğretmenler, kız öğrencilerinin mühendisliğe karşı gelişen bir ilgilerinin oluştuğunu ifade etti.
Mumcu Suikastı Sırrını Koruyor
ANKARA (AA) - MEHMET TOSUN - Araştırmacı gazeteciliğin önde gelen isimlerinden Uğur Mumcu'nun Ankara'da evinin önünde bombalı suikasta uğramasının üzerinden 28 yıl geçti. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi ile Nadire Mumcu'nun dört çocuğundan biri olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942'de Kırşehir'de dünyaya geldi.Ailesinin Ankara'ya taşınması üzerine ilk ve orta öğrenimine burada devam eden Mumcu, 1965'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 'Türk Sosyalizmi' makalesiyle 'Yunus Nadi Ödülü'nü aldı.Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olan Mumcu'nun yazdığı inceleme yazıları, Milliyet gazetesinde yayımlanmaya başladı.Mumcu, 12 Mart 1971 dönemindeki bir yazısında kullandığı 'ordu uyanık olmalı' sözleriyle, 'orduya hakaret etmek' ve 'sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak' suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi'nde birçok aydınla bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan 7 yıl hapse mahkum edildi. Mumcu, kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine tahliye edildi.Serbest bırakılmasının ardından hemen askere alınan Mumcu, askerliğini 'yedek subay' olarak yapması gerekirken kendi tabiriyle 'sakıncalı piyade' ilan edildi. Mumcu, Tuzla Piyade Okulunda 10 Ocak'a kadar süren üç aylık eğitimden sonra, 1973'te okul yönetimi tarafından 'kötü hal ve düşünce sahibi' diye suçlanarak 'er' çıkarıldı ve Ağrı Patnos'a yollandı.Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrılan Mumcu, profesyonel gazeteciliğe 25 Şubat 1974'te Yeni Ortam gazetesinde 'Anarşist!..' başlıklı yazısıyla başladı.Köşe yazılarında hem sorunları dile getiren hem de hukuka aykırı ve yasa dışı uygulamaların üstüne giden Mumcu, yazdığı kitaplarla da ses getirdi.'Sakıncalı Piyade' tiyatroya uyarlandıGüldal Homan ile 19 Temmuz 1976'da evlenen Mumcu'nun bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) oldu.Usta gazetecinin 1977'de yayımlanan 'Sakıncalı Piyade' kitabı tiyatroya uyarlandı ve Ankara Sanat Tiyatrosu'nda yüzlerce kez sahnelendi.Mumcu, terörün silah kaçakçılığıyla ilişkisini ortaya koymak ve bu yönde kamuoyu oluşturmak için 1981'de 'Silah Kaçakçılığı ve Terör' kitabını okurlarıyla buluşturdu.Papa 2. Jean Paul'e düzenlediği silahlı saldırıya ilişkin Mehmet Ali Ağca ve bağlantıları hakkında araştırma yapan Mumcu'nun, 'Rabıta' ve '12 Eylül' kitapları 1987'de, önemli araştırmalarından kabul edilen 'Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925' eseri ise 1991'de yayımlandı.'Dipsiz Kuyu'da anlatmıştıUğur Mumcu, Yazar Musa Anter'in öldürülmesinden sonra 27 Eylül 1992'de Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı 'Dipsiz Kuyu' başlıklı yazısında, 'Orta Doğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık dipsiz bir kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Orta Doğu'da 'kimin eli kimin cebindedir' bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!' ifadelerini kullandı. Mumcu, 24 Ocak 1993'te arabasına yerleştirilen bombalı saldırıyla hayatını kaybetti. Suikastı, İBDA-C ve Hizbullah gibi örgütler üstlense de aradan geçen 28 yıla rağmen cinayetin üzerindeki sis perdesi aralanamadı.Türkiye'yi sarsan suikasta ilişkin ilk yargılamalar, Mumcu'nun ölümünden 7 yıl sonra başladı. Mumcu suikastı ile Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan davanın adı 'Umut' oldu.Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, cinayetlerin ardındaki sırrı tam olarak ortadan kaldıramadı.Ceza alanlar olduİlk dereceli mahkemenin kararının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından yeniden görülen davada, 3 sanık 'yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek' suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapis cezalarına mahkum edildi.Bu kapsamda sanıklardan Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Ekrem Baytap, 'silahlı suç örgütü kurma ve yönetme' eylemlerinden 12 yıl 6'şar ay hapisle cezalandırıldı.Sanıklar Abdulhamit Çelik, Fatih Aydın, Yusuf Karakuş, Mehmet Şahin ve Recep Aydın'a ise 'silahlı suç örgütü üyesi olmak'tan 6 yıl 3'er ay hapis cezası verildi.Anayasa Mahkemesi, gözaltında tutuldukları tarihlerdeki mevzuatın, gözaltı süresinde avukata erişim imkanı tanımadığı gerekçesiyle sanıklar Aydın, Tekin, Kılıç ve Karakuş'un yeniden yargılanmasına hükmetti.
İç Anadolu'nun "Zirvesi" Erciyes'e Yarıyıl Tatili İlgisi
KAYSERİ (AA) - ERGÜN HAKTANIYAN - Uluslararası standartlarda uzun pistleri, kar kalitesi, teknik altyapısı, beş yıldızlı otelleri ve eşsiz doğa manzaralarıyla öne çıkan Erciyes Dağı'ndaki konaklama tesislerinde, sömestr tatili nedeniyle yoğunluk yaşanıyor. Türkiye genelinde ilk, orta ve liselerde eğitim gören 18 milyon öğrencinin 3 hafta sürecek yarıyıl tatili, kayak merkezlerini önemli ölçüde hareketlendirdi.Kayseri Büyükşehir Belediyesinin yaklaşık 350 milyon avroluk yatırımla hayata geçirdiği Erciyes Master Planı kapsamında uluslararası standartlara kavuşan Erciyes Kayak Merkezi, sömestr tatillerinin vazgeçilmez adreslerden biri haline geldi.Modern liftleri ve son teknoloji teleferik sistemiyle yaklaşık 25 kilometrekarelik alana yayılan kayak merkezi, 21 bin 300 metre uzunluğunda ve saatteki taşıma kapasitesi 25 bin 500 kişi olan 2'si gondol 18 mekanik tesis ağı ile misafirlerine çok farklı noktalarda kayak yapma imkanı sunuyor.Toplam 102 kilometre uzunluğa ulaşan farklı eğimlerdeki 34 pistiyle bu alanda Türkiye'de lider konumda olan Erciyes, Tekir, Hacılar, Hisarcık ve Develi kapılarındaki pistlerle hem acemi hem de profesyonel kayakçılara kayma olanağı sağlıyor.Erciyes AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Cahid Cıngı, AA muhabirine, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) kış turizmini olumsuz etkilediğini, alınan önlemler ve uygulanan kurallarla bu durumun önüne geçildiğini söyledi.Kurak geçen mevsimin son zamanlarda yağan karla düzeldiğini anlatan Cıngı, şunları kaydetti:'Dünyanın tüm kayak merkezlerinde sömestr tatili en yoğun dönemdir. Öğrenciler tatile çıktıkları zaman aileleriyle beraber en ideal tercih kayak merkezleridir. Erciyes de sömestr için yoğun bir taleple karşı karşıya. Yurt içinden yoğun bir talep var. Otel rezervasyonlarımız yoğun. Hafta sonlarımız yüzde 100 dolu. Hafta içinde de yüzde 80 rezervasyon aldı otellerimiz. Buraya geleceklerin de ellerini çabuk tutması gerekiyor. Bu gidişle yüzde 100 doluluğa ulaşacak. Şu an bütün pistlerimiz, birbirleriyle bağlantılı ve açık.'Erciyes Kayak Merkezi'ne Güvenli Kayak Merkezi (Safe Ski Resort) sertifikası verildiğini hatırlatan Cıngı, Kovid-19'a karşı gondolların dezenfekte edildiğini, sosyal mesafeye uyulması konusunda farklı dillerde uyarı yapıldığını ve diğer sağlık tedbirlerine uyulduğunu dile getirdi. Cıngı, restoran ve diğer işletmelerin de salgın kurallarına uyduğunu, tüm Türkiye'den misafirleri Erciyes'e beklediklerini ifade etti.Erciyes'e gelen Yusuf Çevik de sömestr tatilini fırsat bilerek salgın döneminde sıkılan çocuklarıyla kayak yapmayı tercih ettiklerini, 6 yaşındaki kızlarının da burada eğlenceli vakit geçirdiğini kaydetti.
Reklam
Diyarbakır'da Gönüllerde Taht Kuran Şehit Gaffar Okkan Unutulmuyor
DİYARBAKIR (AA) - HASAN NAMLI - Diyarbakır'da hizmetleriyle gönüllerde taht kuran, 20 yıl önce uğradığı silahlı saldırı sonucu 5 mesai arkadaşı ile şehit edilen İl Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan unutulmuyor.Sakarya'nın Hendek ilçesinde 1952'de dünyaya gelen, 30 Eylül 1970'te Polis Kolejinden, 29 Eylül 1973'te Polis Akademisinden mezun olup, İzmir Emniyet Müdürlüğüne komiser yardımcısı olarak atanan Ali Gaffar Okkan, çeşitli birimlerde görev yaptıktan sonra 1983 yılında Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğünde göreve başladı, 1985'te ise şube müdürlüğüne terfi etti.1986 yılında Eskişehir Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev alan Okkan, bu ilde 1992 yılında Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. 6 Aralık 1993'te 1'inci Sınıf Emniyet Müdürlüğüne terfi edip, Kars Emniyet Müdürü olarak ataması yapılan Ali Gaffar Okkan, 18 Kasım 1997'de ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü görevine başladı. Bu arada Okkan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden de mezun oldu.24 Ocak 2001 günü saat 17.40 sularında Valilik binasına doğru seyir halindeyken Şehitlik semti Sezai Karakoç Bulvarı'nda kurulan pusuda şehit olan Okkan, evli ve 2 çocuk babasıydı. Okkan ile polisler Mehmet Kamalı, Sabri Kün, Mehmet Sepetçi, Atilla Durmuş ve Selahattin Baysoy da hain saldırıda şehit düştü.Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, yaptığı çalışmalarla Diyarbakırlıların sevgi ve saygısını kazandı.İhtiyaç sahibi ailelere desteğini esirgemedi Görev yaptığı süre boyunca birlik ve beraberliği pekiştiren, kentteki huzuru en üst seviyeye çıkaran Okkan, meslektaşları ve hayırseverlerden topladığı yardımlarla ihtiyaç sahibi ailelerin ve öğrencilerin yüzünü güldürdü. Okkan, yediden yetmişe her yaştan kişiyle kurduğu iyi ilişkilerle Diyarbakırlıların gönlünde taht kurdu.Yaşlıları makam aracıyla evlerine bıraktıGeceleri tebdili kıyafetle sık sık esnafı ziyaret eden, sokakta karşılaştığı vatandaşlara cep telefonu numarasını veren şehit Okkan, zaman zaman makam aracıyla yolda gördüğü yaşlıları da evlerine bıraktı. Bu sayede talep ve sıkıntılarını iletme fırsatı bulan Diyarbakırlılar, sık sık emniyet müdürünü makamında ziyaret etti.Kadın polisler, Diyarbakır'da ilk kez onun emriyle trafiği yönetti.İki küçük otomobil alan Ali Gaffar Okkan, mavi beyaz renklere boyattığı otomobillerde 2'şer kadın polis görevlendirdi. Bir otomobil kayıp çocukları toplayıp ailelerine teslim etti, diğeri ise yürümekte zorlanan yaşlıları gidecekleri yerlere ulaştırdı. Çocukları eğitime kazandırdı, spora yönlendirdiSokakta çalıştırılan çocukların sorunlarıyla da yakından ilgilenen Okkan, ailelerine destek vererek onların eğitimlerini sürdürmesini sağladı.Gençleri terör örgütlerinden ve uyuşturucu şebekelerinden uzak tutmak için spora yönlendiren Okkan, amatör spor kulüplerine de malzeme yardımı yaptı.Gol sevincine ortak olduDiyarbakırspor'un 1. Lig'e (Süper Lig) yükselmesi için uğraş veren Okkan, yoğun mesaisine rağmen adeta bir kulüp yöneticisi gibi çaba gösterdi. Diyarbakırspor taraftarlarının, tribünlerden maç öncesinde büyük sevgi gösterisinde bulunduğu Okkan, Diyarbakır'a ve Diyarbakırspor'a karşı beslediği sevgiyi her platformda dile getirdi.Okkan, Diyarbakırspor'a katkılarından dolayı dönemin yönetimi tarafından kulübün 'onursal başkanı' ilan edildi.142 çocuk ismini taşıyorAli Gaffar ismi Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki polis meslek yüksekokulu, sokak, cadde ve salonlarda yaşatılırken Diyarbakırlılar da gönüllerinde iz bırakan, sevgiyle yad ettikleri şehidine duyduğu sevgi ile çocuklarına onun ismi verdi. Kentte 'Ali Gaffar' ismini taşıyan 142 çocuktan bazısı, Okkan'ı her yıl ölüm yıl dönümünde Sakarya'daki mezarı başında yad ediyor.'Bu şehirde inanılmaz bir tarih yazdı'Dönemin Diyarbakırspor Kulübü futbol takımı kaptanı Şenol Demir, AA muhabirine Okkan'ın, Diyarbakır ve Diyarbakırspor'un imajı ve başarısı için elinden geleni yaptığını söyledi. Okkan'ın Diyarbakır için önemini 'Bu şehirde inanılmaz bir tarih yazdı.' ifadesi ile anlatan Demir, 3 yıl kendisi ile çalışma şerefine nail olduklarını ve çok güzel günler geçirdiklerini belirtti.Demir, Okkan'ın maçlardan önce futbolculara yaptığı motivasyon konuşmasının ardından müsabakayı kaybetme şanslarının olmadığını anlatarak 'Sahaya bir çıkışımız var. İnanılmaz bir motive, inanılmaz bir istek. Takımı süper lige çıkarmayı gerçekten çok isteyen bir insandı. Görmek ona nasip olmadı ama görevimizi layıkıyla yerine getirdik, kupayı mezarının başına götürdük.' dedi.Okkan'ın Diyarbakırlılar için ne anlama geldiğini kentte düzenlenen cenaze töreninde herkesin gördüğünü aktaran Demir, 'Diyarbakır gibi bir yerde yüz binleri bir araya getirebilmek bir emniyet müdürü için kolay bir iş değil. Onu unutturmayacağız. İnşallah bir sonraki nesil de böyle bir değeri unutmaz.' diye konuştu.'Karanlıkta yakılan bir umut ışığı gibi'Gazeteci Saffet Azbay, o dönem spor muhabirliği yaptığını, bu nedenle Okkan ile yakın görüştüklerini anlatarak 'Şehit Okkan karanlıkta yakılan bir umut ışığı gibi. Çok büyük bir değişime imza attı. Halkın devlete olan güvenini arttırdı. Toplumun her kesimine kapısı daima açık oldu. İlişkilerini daima halkın yararı doğrultusunda kullandı.' dedi.Okkan'ı bir emniyet müdüründen ziyade 'halk adamı' olarak gördüklerini dile getiren Azbay, 'Halk ile iyi temas kurarsanız, halka güven verirseniz bu halk sizi bağrına basıyor. Bizim için rahmetli Gaffar Okkan ölümsüz bir kahramandır. Yaşadığımız sürece de unutulmayacak.' şeklinde konuştu.'Diyarbakır, Gaffar Okkan'ı hiç unutmadı'Diyarbakır Kültür Turizm ve Musiki Derneği (DİKTUM-DER) Başkanı Kenan Aksu ise Gaffar Okkan'ın Diyarbakırlılar için çok şey ifade ettiğine dikkati çekti. Bir bürokratın halk ile bütünleşmesinin en iyi örneğinin 'Gaffar Okkan' olduğunu vurgulayan Aksu, bu nedenle kentte birçok kişinin çocuğuna Okkan'ın ismini verdiğini bildirdi.Şehit edildiğinde yüz binlerce insanın onu omuzlarında taşıdığını hatırlatan Aksu, 'Diyarbakır, Gaffar Okkan'ı hiç unutmadı, unutmayacak. Önemli bir isimdi. Halk, vatandaşla bütünleşen, sorunlarını dinleyen, çözebilen bürokratlar ister ki Okkan bunun iyi bir örneği, göstergesiydi.' dedi.
Fatih Belediyesi 1. Fotoğraf Yarışması Ödülleri Sahiplerini Buldu
İSTANBUL (AA) - Fatih Belediyesinin Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) ile birlikte düzenlediği yarışmanın kazananlarına ödülleri takdim edildi. Bu yıl ilki düzenlenen yarışmanın ödül töreni ve ödül alan fotoğrafların yer aldığı serginin açılışı, Fatih Belediyesi Kadırga Kültür ve Sanat Merkezi Kadırga Sanat Galerilerinde gerçekleştirildi.'Fotoğrafın Gör Dediği' temalı, Fatih'le ilgili yeni görüntüler elde edilmesi hedeflenen yarışmada dereceye girenlere toplamda yaklaşık 150 bin liralık ödül verildi.AA foto muhabirleri ödüle layık görüldüAnadolu Ajansı foto muhabirlerinden Arif Hüdaverdi Yaman ve Şebnem Coşkun'un da ödüle layık görüldüğü yarışmada 5 bine yakın fotoğraf karesi yarıştı.Yaman'ın 'Bir Hikaye Anlat' kategorisinde Fatih'te yaşayan Senegalli Müslümanların hikayesini konu alan 'Fatihli Senegalliler' isimli fotoğraf, özel ödüle layık görüldü.Coşkun'un aynı kategoride Fatih İtfaiye Amirliğinde çalışan itfaiyecilerin hikayesini anlattığı 'Posta B' isimli fotoğraf da hikayesiyle mansiyon ödülüne değer görüldü.Törende, yarışmaya 950 katılımcının gönderdiği 4 bin 711 eser arasından yapılan değerlendirme sonucunda seçilen 94 eserin sahipleri ödüllerini aldı.'Bize yaşamın farklı yönlerini gösterdiler'Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada İstanbul'un, Fatih'in ve özellikle sur içi bölgesinin geçmişten bugüne sanatçılara ilham veren bir yer olduğunu söyledi.Salgın sürecinde yapılmasına rağmen yarışmaya çok sayıda kişinin katıldığını belirten Turan, şunları kaydetti:'Fatih fotoğraf sanatçılarımızın da söylediği gibi onlara çok fazla fırsat veren bir yer oldu. Peki bu fotoğraflarla beraber ne ortaya çıktı? Biz her gün bu fotoğrafların kadrajına sığan karelerin içine giren yerlerden geçiyoruz ama bu fotoğraflarla beraber farklı yönlerini gördük. Bize bu eserlerin ve yaşamın farklı yönlerini gösterdiler.''Bütün sanat alanlarında aktif bir Fatih olacak'Turan, yarışma sayesinde yıllar boyu fotoğraf severlerin kullanacağı güzel fotoğrafların elde edildiğini, gelecek yıl da yarışmanın ikincisinin düzenleneceğini söyledi.Katılımcılara ve yarışmada emeği geçenlere teşekkür eden Turan, 'Bu ilk yarışma olmasına rağmen ve pandemi koşulları olmasına rağmen 950 yarışmacı bu yarışmaya fotoğraflarını gönderdi ve 94 eser jürimiz tarafından ödüllendirildi. Bu birinci fotoğraf yarışması ve kitabı da basıldı. Hem dijital mecrada hem de kitapla inşallah fotoğraf severlerin beğenisine sunmuş olduk. Bundan sonra sadece fotoğraf alanında değil diğer bütün sanat alanlarında daha aktif bir Fatih olacak.' değerlendirmesinde bulundu.Fotoğraf sergisi 26 Şubat'a kadar ziyaret edilebilecekYarışmaya katılanlar, Fatih'in herhangi bir yerini, tarihi veya mimari eserlerini, insanlarını veya sokaklarını anlatan fotoğraflarıyla 'Serbest Vizör', 'Bir Hikaye Anlat' ve 'Çek Kurgula Yarış' kategorilerinde yarıştı.Yarışmanın jürisinde Prof. Dr. Özer Kanburoğlu, Coşkun Aral, İzzet Keribar, Leyla Emektar, İhsan İlze, İsmail Küçük, Murat Gür, Mustafa Yılmaz, Abdullah Kargılı ve Hasan Özdemir yer aldı.Ödül töreninde açılışı yapılan fotoğraf sergisi, 26 Şubat'a kadar ziyarete açık olacak.
Reklam
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Okyay'dan "Rehavete Kapılmayalım" Uyarısı:
AYDIN (AA) - FERDİ UZUN - Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pınar Okyay, vaka sayılarındaki düşüşün rehavete neden olmaması gerektiğini belirterek, 'Sayılarımız nisan ayındaki pikten daha yüksek. Bu yüzden önlemleri sürdürmek durumundayız. Henüz önlemleri katı şekilde uygulamalı ve sıramız geldiğinde aşımızı olmalıyız.' dedi. Adnan Menderes Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Okyay, AA muhabirine, vaka sayılarının kasım ayından itibaren alınan tedbirlerle düşüş trendi izlediğini anımsattı.Tedbirlerin ne kadar önemli olduğunun istatistiklerle anlaşıldığını belirten Okyay, vatandaşların rehavete kapılmaması gerektiğine de işaret ederek, şunları belirtti: 'Sayılarımız nisan ayındaki pikten daha yüksek. Bu yüzden önlemleri sürdürmek durumundayız. Bu süreçte rehavete kapılmamalıyız. Henüz önlemleri katı şekilde uygulamalı ve sıramız geldiğinde aşımızı olmalıyız. Yaz döneminde de tüm önlemleri sürdürmeye devam etmeliyiz. Aşı olan kişinin korunması, ağır hastalık geçirmemesi sağlanacak. Bu, sağlık sitemimizi de rahatlatacak bir şey. Ancak aşı olan kişilerin de kendileri hasta ve özellikle de ağır hasta olmamalarına rağmen virüsü başkalarına bulaştırmaları mümkün olacak. Bu nedenle ortamda virüs oldukça ve onunla karşılaştıkça biz bulaşma zincirini kırmak için maske, fiziksel mesafe, el yıkama ve temiz hava ile iç ortamları havalandırma, kalabalıktan kaçınma gibi önlemleri uygulamaya devam etmek durumundayız.''Yerli aşı çalışmaları ümit veriyor'Küresel salgın nedeniyle aşının tedariki konusunda sorunlarla karşılaşmanın da mümkün olduğunu anlatan Prof. Dr. Okyay, yerli aşı çalışmalarının önemine değinerek, yaz sonunda bu konuda önemli bir mesafe katedilmiş olacağını kaydetti.Türkiye'de aşılamanın başlamasının da önemli olduğunu ancak tek aşıya bağımlı kalınmaması gerektiğini ifade eden Okyay, acil kullanım onayı almış aşıların hızlıca vatandaşlara ulaştırılmasının sürecin en önemli belirleyicilerinden olacağına dikkat çekti. Okyay, şunları kaydetti:'Biontech aşısının 1 milyon dozunun şubatta, 4 milyon dozunun da sonraki birkaç ayda geleceğinin belirtilmesi önemli. Acil kullanım onayı alan aşılara ulaşmamız ve hızlıca vatandaşlara ulaştırılması sürecin en önemli belirleyicilerinden olacak. Dünyada, nüfuslarının 4-6 katı aşı anlaşması yapmış ülkeler var. Kendi ülkesinde aşı üreten ve en baştan bu üretimi devlet tarafından desteklenen örneğin ABD'de Moderna aşısı var. Bu da bizi kendi aşımızın önemine bir kez daha getiriyor. Başta Kayseri grubu olmak üzere yürütülen çalışmalar bize çok ümit veriyor. Ama önemli olan Sağlık Bakanlığı tarafından onay alan her aşının en erken dönemde insanlara ulaştırılabilmesi, toplumsal bağışıklık hedefinin sağlanmasıdır.''Temel halk sağlığını öğretti'Kovid-19 sonrası hayatın eskisi gibi olmayacağına da değinen Okyay, sürecin bulaşıcı hastalıklara karşı toplumsal direnci artırdığına dikkati çekerek, 'Örneğin kalabalık ortamlarda, metroda maske takmayı gönüllü olarak sürdüreceğiz. En önemlisi artık eskisinden çok daha sık ve usulüne uygun el yıkayacağız. Bu pandemi bize temel halk sağlığı önlemlerini öğretti. Bilgi, davranışa dönüştü ve yerleşti. Bu değerli bir kazanç.' diye konuştu.Okyay, kafe ve restoran gibi işletmelerin açılma sürecinin de bilime ve verilere göre yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kastamonu'da Yıllardır Atıl Kalan Tarlalar Yaban Hayvanları İçin Ekildi
KASTAMONU (AA) - ÖZGÜR ALANTOR - Kastamonu'nun Çatalzeytin ilçesinde yaklaşık 50 yıl atıl durumda kalan tarlalar, yaban hayvanları için yeniden ekilmeye başlandı. İlçeye bağlı Kızılcakaya köyü sakinlerinin büyük bölümünün şehre göç etmesi sonucu köydeki arazilerin önemli kısmı uzun yıllar boş kaldı.Yeni tip koronaviris (Kovid-19) salgınının da etkisiyle dönenlerin artmasıyla vatandaşlar, köydeki arazileri nasıl değerlendirebileceklerini düşünmeye başladı.Arazileri yaban hayvanlarının faydalanması amacıyla ekmeye karar veren köy sakinleri, Zeki Yıldız'ın önderliğinde tarlalarına mısır ve buğday ekti. Köylüler tarafından hayvanlar için ekilen tarlaların yanına, 'Burası ormanda yaşayan canlılar için ekilmiş olup avlanma yasaktır. Allah'ın yarattığı canlıların yaşayabilmesi, doğadaki dengenin korunması, sabahları kuş sesiyle uyanabilmemiz için köylerimizde birer tarlaya buğday ekmeye var mısınız' yazılı afişler asıldı. Zeki Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, genç yaşta çalışmak amacıyla köyünden İstanbul'a göç ettiğini söyledi.Emekli olduktan sonra köyüne döndüğünü belirten Yıldız, 'İstanbul'da 20 yıl muhtarlık yaptıktan sonra dönüş yaptım. Çocukluğumuzda kara sabanla ekilen yerler yaklaşık 50 yıldır ekilmiyordu. Çocukluğumuzda köylerde ekim yapıldığı zaman kuşlar ve yabani hayvanlar boldu.' dedi.Kuş seslerine hasret kaldıklarını dile getiren Yıldız, 'Kurtlar kuşlar faydalansın, yaban hayatı canlansın diye tekrar ekim yapmaya karar verdik. Yaklaşık 12 dönüm araziye buğday ektik. Bu ürünleri hasat etmeyeceğiz. Buğdaylar yetişecek, bundan kuşlar, karıncalar, yaban hayvanları faydalanacak.' ifadesini kullandı.Çalışmalarına köyde yaşayanların yanı sıra İstanbul'da bulunan hemşehrilerinin de destek verdiğini anlatan Yıldız, 'Arazileri ekmeye bundan sonraki yıllarda da devam edeceğiz. Projemizi duyup arayanlar, tarlasını ekmemizi isteyenler oluyor. İstanbul Çatalzeytinliler Derneği de önümüzdeki yıl projemize destek vereceğini söyledi.' diye konuştu. 'Bu projeyle köylerimiz şenlenecek'Köy muhtarı Turan Çetinkaya ise Yıldız'ın projesine mutlulukla destek verdiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Köylerde gerçekten kuş sesi yok. Yerlerimizi ekelim, ekin almayalım ama kuşlar, yaban hayvanları bundan yararlansın. Buğday, mısır ekmezsek ne böcek ne de kuşlar olur. Bu projeyle köylerimiz şenlenecek. Sabah camı açtığımızda kuş sesiyle uyanmak dünyaya bedel. Buraya gelemeyen, ekemeyecek olanların haber göndermesi yeter. Biz her işini hallederiz.'Tarlasına buğday ekenlerden Ramazan Çetinkaya da salgın sürecinde köyde yaşadığını dile getirerek, 'Zeki bey ve muhtar önderliğinde kampanya başlatılmış. 10 dönüm arazim vardı, 3 dönümüne buğday ektim, köy sakinleri de destek verdi. Yıllardır bu memlekette topraklar işlenmedi. Bu sayede topraklarımız da havalanacak. Bundan börtü böcek, kuşlar, hayvanlar yararlanacak.' dedi. Ali Çetinkaya ise mümkün olduğunca arazilerin boş bırakılmaması çağrısında bulunarak, kampanyaya sahip çıktıklarını söyledi.Hayriye Çetinkaya da 2 yıl önce köye yerleştiğini anlatarak, 'Hayvanları seviyordum. 'Tarlalarımızı ekelim, kuşlarımız faydalansın, her yer daha güzel olsun' diye yola çıktık. İnşallah kuş sesleriyle uyanacağız.' diye konuştu.
Hayvancılık Tutkusu 50 Yıl Sonra Köye Dönüş Yaptırdı
SİVAS (AA) - GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Çocukluk yılları Sivas'ın Ulaş ilçesinde çiftçilik yapan babasının yanında geçen 65 yaşındaki Tahir Duran, yaklaşık 50 yıl önce ayrıldığı köyüne dönüş yaparak tutkunu olduğu baba mesleğini 1 milyon liralık yatırımla kurduğu besi çiftliğinde sürdürüyor. İlçeye bağlı Karaşar köyünde çiftçi olan babasına 18 yaşına kadar yardım eden 6 çocuk babası Duran, 1973 yılında İstanbul'a giderek yiyecek sektöründe çalışmaya başladı.Gurbette geçen 10 yılın ardından Ulaş Tarım İşletme Müdürlüğüne aşçı olarak giren Turan'ın köy hayatına duyduğu özlem burada daha da arttı.Duran, 20 yıl çalıştığı işletmede işinden arta kalan zamanları hayvanlarla ilgilenerek çocukluk yıllarının özlemini gidermeye çalıştı.Emekli olduktan sonra ilçe merkezinde küçük bir lokanta açan Duran, ara sıra köye giderek babasına yardım etmeyi sürdürdü. Duran, 3 yıl önce babasının vefatının ardından köye daha sık gitmeye başladı.Doğup büyüdüğü köye kesin dönüş yapmaya karar veren Duran, 8 ay önce babasından kalan 12 dönümlük araziye besi çiftliği kurmak için çalışmalara başladı.Duran, çitliğin kurulma aşamasında çalışmaları yakından takip edebilmek için 5 ay boyunca arazisine yerleştirdiği karavanda kaldı.Çiftliğin tamamlanmasıyla 50 yıllık özlemini sonlandıran Duran, koyun sayısını zamanla 400'e kadar çıkardı.Hayvancılık tutkusundan vazgeçmediDuran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özlemini duyduğu köy hayatına yıllar sonra kavuştuğu için çok mutlu olduğunu söyledi.Kendi imkanlarıyla tutkusunun peşinden koştuğunu, azmederek bu günlere geldiğini ve devletin üretim gücüne katkı sağladığını dile getiren Duran, şunları kaydetti:'Her şeyi devletten beklememek gerekir. Azmederek, çalışarak her şey oluyor. Ben kendi imkanlarımı zorlayarak 1 milyon liralık yatırımla hayalimi gerçekleştirdim. 225 hayvanla başladım, şu anda 400'ün üzerinde küçükbaş hayvanım var. Elemanlarım var, hem üretiyorum hem vergimi ödüyorum. Devletime katkı sağlamaya çalışıyorum.'Duran, damızlık koyun ve koç yetiştirmenin yanı sıra ilerleyen zamanlarda süt üretim işletmesi kurmak istediğini de sözlerine ekledi.
Reklam
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor: "Bu Hastalığı Atlatacağım, Yeneceğim İnancını Üst Seviyede Tuttum"
İSTANBUL (AA) - HÜSEYİN KULAOĞLU - Doktor eşi ve çocuklarıyla yakalandığı yeni tip koronavirüsü (Kovid-19), tedavi sonrası yenen Erdem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Ali Soner Demir, 'Başından beri 'ben bu hastalığı atlatacağım, yeneceğim' inancını üst seviyede tutarak, doktor arkadaşlarımın da olağanüstü gayretleriyle ve Allah'ın bize vermiş olduğu şifa ile bu hastalığı yenmeyi başardık.' dedi.Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgının başladığı mart ayının sonlarında bir hastasından koronavirüs bulaştığını söyledi.Hafif öksürük şikayetiyle hastalığının başladığını ifade eden Demir, ilk başta hastalığı mevsimsel soğuk algınlığı, üşütme veya bronşit olduğunu zannettiğini ama günden güne öksürüklerinin artması ve ateşinin çıkmasıyla koronavirüsten şüphelendiğini belirtti.Bundan sonra evde dinlenmeye çekildiğini, bu süreçte öksürüğün her geçen gün daha fazla artması ve ateşinin 38 derecelere çıkması üzerine hastanede kan testleri yaptırdığını kaydeden Demir, akciğer tomografisi çektirdiğini söyledi.Demir, tomografide virüsün ciğerlere yavaş yavaş indiğini gördüğünü dile getirerek, 'Arkadaşlar önce 'ev tedavisi verelim', dediler. Bu şekilde ev tedavisine başladık ancak üç, dört gün sonra evdeki şikayetlerimiz iyice arttı, ateşimiz 39-40 derecelere çıkmaya başladı. Öksürüğümüz giderek şiddetlendi. Sonra ev içerisinde lavaboya giderken baktık ki nefes darlığımız oluyor, nefes nefese kalıyoruz, tıkanıyoruz, kesiliyoruz, takatimiz kalmıyor. Bu iş evde olacak gibi değil. Hastanemize geldik. Burada yatmaya karar verdik. Çünkü oksijen değerlerimiz düşmeye başladı.' diye konuştu.Hastanede yatarak tedavisine devam edildiğini anlatan Demir, bu süreçte hastalığının biraz daha ilerlediğini ve oksijen almaya başladığını ifade etti.Kardiyoloji uzmanı Demir, 'Hastaneye yattığımızda çok ciddi nefes darlığı vardı. Sırt üstü yatamıyorduk, sırt üstü yattığımız zaman öksürüğümüz çok şiddetleniyordu, nefes açlığı hissediyorduk, boğuluyormuş gibi oluyorduk. O sebeple oturarak öne doğru eğilerek sandalyede, masada kafamızı koyarak biraz daha rahat nefes aldığımızı fark ettik. Bu şekilde oturarak uyumaya gayret ediyorduk.' dedi. Koronavirüsün aynı hastanede kadın hastalıkları ve doğum bölümünde çalışan eşi Op. Dr. Funda Ayşe Demir'e de bulaştığını anlatan Demir, eşinden sonra 16 yaşındaki ikiz kızları ile 12 yaşındaki kızının da bu hastalığa yakalandığını kaydetti.Eşinin, kendisinden birkaç gün sonra yan odaya yatarak tedavi görmeye başladığını, kızlarının ise evde kendi başlarına kaldığını ve tedavi gördüğünü aktaran Demir, 'Bu süreçte birçok doktor, sağlık çalışanı, anne ve babasını maalesef kaybetti. Onlardan anne babalarına bulaştı, aileleri bu şekilde kayboldu. Ondan dolayı çocuklarımız kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldılar. Hem başkalarına bulaştırmasınlar, onların hayatlarını tehlikeye atmasınlar diye kendi başlarının çaresine bakmış oldular.' dedi.'Bu hastalığı atlatacağım, yeneceğim' inancını üst seviyede tuttum'Hastalık sürecinde gayret ettiklerini, ümitlerini her zaman koruduklarını ve morallerini yüksek tuttuklarını dile getiren Demir, 'Başından beri 'ben bu hastalığı atlatacağım, yeneceğim' inancını üst seviyede tutarak, doktor arkadaşlarımın da olağanüstü gayretleriyle ve Allah'ın bize vermiş olduğu şifa ile bu hastalığı yenmeye başladık. Yaklaşık yatışımızdan bir hafta sonra nefes darlığında gerilemeler oldu, yürüme mesafelerimiz artmaya başladı, oksijene olan bağımlılığımız azalmaya başladı, ateşlerimiz düştü ve çok şükür hastalığı atlattık.' değerlendirmesini yaptı.Hastanede 10 gün yattıktan sonra taburcu olup evde de belli bir süre tedaviye devam ettiğini ifade eden Demir, toplam 31 günün sonunda iyileştiğini söyledi.Nefes almanın önemini aktaran Demir, 'Normalde biz nefes alıp verdiğimizin ya da kalbimizin attığının farkında değiliz ama kalbimiz düzensiz attığı zaman, onun orada olduğunu hissediyoruz. Aynı şekilde nefes alamadığınız, boğulacakmış gibi bir his olduğu zaman, şiddetli öksürdüğünüz zaman solunumun ne kadar kıymetli olduğunun farkına varıyorsunuz.' ifadelerini kullandı.'Ülkemiz için tüm sağlık çalışanları canla başla mücadele ediyor'Tedavi sürecinde bazen endişelere de kapıldığını anlatan Demir, şöyle devam etti:'Hastalığımız ya ilerlerse ya daha da kötüleşirse, tedaviye cevap vermezse, ölebilirsek' gibi düşüncelere de kapıldık. Her canlı doğal olarak doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Ölüm de bir doğal süreç. Ölme ihtimali de aklımıza geldi. Yani hayatımızı da kaybedebiliriz, 'Buraya kadarmış' dediğimiz oldu. Biz bu hastalığa doktorlar olarak en önde savaş veren, mücadele eden ekibiz, sağlıkçılarız. O anda güvenlik güçlerimiz aklımıza geldi. Onlar teröristlerle mücadele ediyorlar, ülkemizi, vatanımızı koruyorlar. Bu uğurda şehit oluyorlar ve şehit olurken düşünmüyorlar geride kimlerle, nasıl bırakırız diye. O vatan sevgisi, aşkı her şeyin önüne geçiyor. Biz de 'Hem kendimizi hem ailemizi hem de ülkemizi bu hastalıktan kurtaracağız' diye ön saflarda mücadele ettik, bu hastalığa yakalandık, onu yendik. İşte sürekli hastalarımızı tedavi ediyoruz, savaşı devam ettiriyoruz. Ülkemiz için tüm sağlık çalışanları canla başla mücadele ediyor.'Demir, insanların koronavirüse yakalanmaması için maskeyi hiçbir zaman çıkarmaması, sosyal mesafeye uyması ve temizliğe dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Ali Soner Demir, bu bulaşıcı hastalığa karşı aşının önemine dikkati çekerek, 'Muhakkak herkesin aşılanması lazım. Toplumun bu hastalığı atlatması için herkesin bu aşıyı olması gerekiyor ama sadece aşı olmak yetmiyor, aşıdan sonra da maske, mesafe ve hijyen kurallarına uzun bir süre daha uymak zorundayız.' şeklinde konuştu.
Grafikli - Elazığlı Depremzedeler, Devletin Şefkat Eliyle Yaralarını Sardı
ELAZIĞ (AA) - İSMAİL ŞEN - Elazığ'da geçen yıl 24 Ocak'ta meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin üzerinden bir yıl geçti.Merkez üssü Sivrice ilçesi olan depremde Elazığ ve Malatya'da 41 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla depremin en az kayıpla atlatılması ve vatandaşların can güvenliğinin sağlanması için ilgili bakanlıklar ve Valilik koordinesinde tüm paydaş kurumlar seferber oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, depremin yaşandığı ilk akşamdan itibaren Elazığ'a geçerek günlerce arama kurtarma ve yardım faaliyetlerini yürüttü.Türkiye'nin birçok ilinden yüzlerce arama kurtarma ekibinin yönlendirildiği bölgede yoğun çalışma sonucu göçük altında kalan 45 kişi kurtarıldı.Türkiye'nin dört bir yanında depremzedelere yardım etmek amacıyla kurumlar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar seferber oldu. Elazığ ve Malatya'da yardım elini bir an olsun depremzedelerin üzerinden çekmeyen devlet, afetten etkilenen binlerce aileye bugüne kadar ilgili bakanlıklar nezdinde 450 milyon lirayı aşkın ayni ve nakdi yardım yaptı.Verilen desteklerle hem merkezde hem kırsalda yaşayan depremzedelerin afetten dolayı mağdur olmalarına fırsat tanımayan devlet, yapılan yardımlarla şefkat elini tüm depremzedelere hissettirdi. Depremzedelere gıda, giyim, kira, konteyner, eşya, küçükbaş ve büyükbaş hayvan, hayvanlar için yem, hayvan barınak çadırları gibi birçok kalemde yardım gerçekleştirildi.TOKİ tarafından 20 bin 118 konut inşa ediliyorBinlerce konutun ağır hasar gördüğü kentte depremzedelerin konut ihtiyacını karşılamak için Bakan Kurum'un koordinesinde TOKİ tarafından yapımına başlanan 20 bin 118 konuttan 8 bini tamamlandı. Bu konutlardan kura çekimi ile 3 bin 310'u hak sahiplerine teslim edildi. Acil konut ihtiyacı olan 312 aile ise Cumhuriyet ve Bizmişen Mahallesi'ndeki rezerv konutlara yerleştirildi.Depremzedelerin konut ihtiyacını gidermek için yürütülen hummalı çalışmayla kentte 19 bölgede yükselen modern konutlarla adeta yeni bir Elazığ inşa ediliyor. Yaşam alanı olarak planlanan, içerisinde okul, iş yeri, cami, fırın, dinlenme alanları, çocuk oyun parkları, spor tesisleri, yürüyüş ve bisiklet yollarının bulunduğu, yöresel mimarinin izlerini taşıyan, çevre düzenlemesiyle dikkati çeken konutlarla kent daha modern bir görünüme kavuşuyor.Kırsalda 1015 çelik konstrüksiyon konut projesiKırsaldaki depremzedelerin de yaralarını sarmak için çalışma yürüten TOKİ, Baskil, Sivrice ve Maden ilçeleri ile merkeze bağlı toplam 300 köyde 4 etap şeklinde ihalesi yapılan, proje bedeli 5 milyar lira olan ve yüzde 20'sinin inşası tamamlanma noktasına gelen 1015 çelik konstrüksiyonlu konut projesi uyguladı.35 yeni okul inşa ediliyorHasar gören okulların yerine ise Milli Eğitim Bakanlığı koordinesinde hayırsever firmaların katkılarıyla 11 okul, devlet eliyle ise yaklaşık 150 milyon liralık yatırımla merkez ve ilçelerde 24 okulun yapımı için çalışmalar devam ediyor. Depremde hasar gören 12 okulda da 26 milyon 676 bin liralık maliyetle güçlendirme çalışması yürütülüyor.Depremin olduğu tarihten bugüne şefkat elini depremzedelerin üzerinden bir an olsun çekmeyen devlet, sadece Kızılay, AFAD ve SYDV aracılığıyla depremzedelere 23 bin 125 çadır, 95 bin 682 yatak, 215 bin 324 battaniye, 49 bin 512 ısıtıcı, 1709 tüp, 10 bin 580 çarşaf seti, 3 bin 416 soba, 22 bin 323 ton odun ve kömür, 1 milyon 15 bin gıda paketi, 233 bin 482 giyim, 189 bin 764 bebek bezi ve hijyen kolisi, 885 bin 958 şişe su, 1625 vantilatör, 15 bin dezenfektan yardımında bulundu.SYDV eliyle 21 bin 309 aileye 15 milyon 234 bin 381 lira, 726 esnafa 1 milyon 471 lira, 324 aileye 6 milyon 120 bin lira ayni ve nakdi yardım yapılırken ilçelere de 1 milyon 290 bin lira nakdi destek gönderildi, 5 milyon 820 bin lira değerinde 61 bin 200 alışveriş kartı dağıtıldı.AFAD tarafından da depremde evleri ağır hasar gören ve kendi imkanları ile barınmak isteyen ev sahiplerine 11 bin lira, kiracılara 5 bin, orta hasarlı ev sahiplerine 5 bin ve kiracılara 2 bin 500 lira, iş yerleri ağır hasar gören vatandaşlara ise 2 bin 500 lira olmak üzere 119 milyon 361 bin lira nakdi yardım yapıldı. 'Afetten uzak dayanıklı binalar oldu' Vali Erkaya Yırık, AA muhabirine, depremde binlerce binanın zarar gördüğünü anımsatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla bakanlar Soylu, Kurum ve Koca'nın deprem anından itibaren bölgede çalışma yaptığını söyledi.Bakanların, o süreçte vatandaşların yanlarında bulunduğunu, böylesine bir sıkıntıyı atlatmaları için büyük gayret sarf ettiğini dile getiren Yırık, o dönemde 20 bin deprem konutunun planlanması sonucunda vatandaşların mağduriyetini gidermek için çalışmanın müşterek yürütüldüğünü belirtti.Depremden sonra vatandaşların yaralarının sarılması noktasında gerek konteyner kentlerde barındırılmaları gerekse diğer ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında da devletin her zaman kaynaklarını, ödeneklerini vatandaşlara yansıttığını aktaran Yırık, şöyle konuştu:'Bu noktada 2 milyara yakın gerek vatandaşımızın iaşe, barınma giderleri gerekse esnafımızın bu noktadaki sıkıntılarını atlatmak için katkı noktasında ödenekler aktarılmış oldu. Tabii devletimizin yaptığı 20 bin konutun da maliyetini burada hesap etmiyoruz. Devletimiz vatandaşımızın her daim yanında oldu. Vatandaşımızı deprem noktasında sahipsiz bırakmadı ve geldiğimiz noktada hemen hemen yarısını vatandaşlarımıza vererek birinci yıl dolmadan konutları tamamlamış oldu. Allah devletimize zeval vermesin ve deprem felaketi inşallah ilimizden ve ülkemizden uzak olsun, Allah bir daha yaşatmasın. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralanan vatandaşlarımıza geçmiş olsun temenni ediyorum. Vatandaşlarımıza bu yeni konutlarının da hayırlı olmasını diliyorum.'Birinci yıl dolmadan 8 bin konutun inşaatının tamamlandığını, vatandaşlara kura çekimi sonucunda konutların teslim edilmeye başlandığını bildiren Yırık, geri kalan 12 bin konutun da temmuz ayı itibarıyla depremzedelere teslim edileceğini vurguladı.Devletin vatandaşlara sosyal devlet anlayışını en güzel şekilde gösterdiğini ifade eden Yırık, şunları kaydetti:'Deprem gibi yıkıcı bir afeti yaşamış ve vatandaşlarımızın binlerce evi hasar görmüş Elazığ'ımızda, devletimiz yaptığı çalışmayla gerçekten büyük bir tehdit olan bu unsuru vatandaşlarımıza fırsata dönüştürmüştür. Depremde yıkılmış, yıkılmak üzere olan ağır ve orta hasarlı binalar eski yapılardı, eski anlayışla eski imar usulüyle teknolojiyle yapılan binalardı. Böylece ilimiz bu binalardan bu şekliyle kurtulmuş oldu ve TOKİ marifetiyle şu anda yapılan binalar deprem genelgesine uygun ve her türlü afetten uzak dayanıklı binalar oldu. Görüyoruz ki 19 farklı lokasyonda depreme dayanıklı harikulade modern yeni bir şehircilik anlayışıyla binalar yapıldı.'
Memleketlileri "Cep Herkülü" İçin Kitap Yazıp Türkü Besteledi
MESTANLI (AA) - İHVAN RADOYKOV - Kariyerinde üst üste 3 olimpiyat şampiyonluğu bulunan, yedişer kez dünya ve Avrupa şampiyonu olan 'Cep Herkülü' lakaplı efsane halterci Naim Süleymanoğlu için Bulgaristan'ın Mestanlı (Momçilgrad) kasabasında yaşayan memleketlileri kitap yazıp türkü besteledi.Merhum Süleymanoğlu'nun hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği kasabadaki Mestanlı Zeybekler Derneğinin Başkanı Metin Hasan, Süleymanoğlu'nun 54. doğum günü vesilesiyle kitap kaleme alırken, 'Mestanlı Zeybekler' müzik grubunun solisti Rossi de özel bir beste yaptı.Hasan, 2016'dan beri topladığı bilgileri 'Ahatlı'dan Halterin Zirvesine Naim' isimli kitabında bir araya getirirken, Türkiye'nin Filibe Başkonsolosluğunun desteğiyle Türkçe ve Bulgarca basılan kitapta Süleymanoğlu'nu yakından tanıyan isimlerin özel anılarına, fotoğraflara ve hakkında yazılan şiirlere yer verildi.Süleymanoğlu'nun 23 Ocak 1967'de doğduğu Mestanlı'ya yakın Ahatlı (Ptiçar) Köyü'nde başlayan hayat hikayesinin anlatıldığı kitapta, rekortmen haltercinin amcası Şaban Hüseyin, ilkokul öğretmeni Nedyalka Kafova, Ahatlı Köyü Muhtarı Nurettin İsmail'in yanı sıra onu yakından tanıyan ve bugüne dek paylaşılmamış birçok ismin özel anıları da yer aldı.AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Hasan, Süleymanoğlu'nun iradesi, gücü ve başarılarıyla her zaman kendilerine örnek olduğunu ve gelecekte de örnek olmaya devam edeceğini belirterek, 'Genç yaşta hayata gözlerin yuman ünlü hemşehrimiz yaşasaydı doğum gününü farklı bir şekilde kutlardık.' dedi.Türkiye'nin Filibe Başkonsolosu Hüseyin Ergani de kitap için kaleme aldığı yazısında Süleymanoğlu'nu 'dünyanın en güçlü adamı' olarak nitelendirirken, 'Cep Herkülü Bulgaristan'ı, Bulgaristan Türklerini ve bütün Türk dünyasını onurlandırmıştır.' ifadelerini kullandı.Doğum günü için türkü de bestelendiÖte yandan, kitapta Naim Süleymanoğlu'na ithafen yazılmış şiirlerden esinlenen 'Mestanlı Zeybekler' isimli dans ve müzik grubunun solisti Rossi de şair Haşim Semerci'nin mısralarının da yer aldığı bir türkü besteleyerek, Naim'in doğum günü dolayısıyla yaptığı bu eseri paylaştı.Rossi, AA muhabirine açıklamasında, 'Naim benim için hem sporda hem de insani anlamda dev bir güçtür. Onun hemşehrisi olmaktan çok gururluyum.' dedi.Kariyerinde üst üste 3 olimpiyat şampiyonluğu bulunan 'Cep Herkülü' lakaplı Süleymanoğlu, yedişer kez dünya ve Avrupa şampiyonluğu elde etti. Ayrıca 46 dünya rekoruna imza atan efsane halterci, 18 Kasım 2017'de karaciğer yetmezliği nedeniyle 50 yaşında hayatını kaybetti.
Reklam
Trakya'da Sokağa Çıkma Kısıtlamasına Uyuluyor
EDİRNE (AA) - Trakya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tedbirleri kapsamında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasına riayet ediliyor. Edirne'de önceden yoğunluğun olduğu yerlerden Saraçlar ve Çilingirler caddeleri ile Tahmis Meydanı'nda sessizlik hakim. Selimiye Meydanı da sakin zamanlarını yaşıyor. Emniyet Müdürlüğü ekipleri kentte farklı noktalarda kısıtlama denetimi gerçekleştirirken, izin kağıtlarıyla işlerine gidenler dışında sokaklar boş kaldı. Kırklareli ve TekirdağKırklareli'nde de kısıtlamayla birlikte cadde ve sokaklar sessizliğe büründü.Normal zamanlarda araç ve insan yoğunluğunun yaşandığı Özgürlük ve Demokrasi Meydanı, Cumhuriyet Meydanı, İstasyon ve Cumhuriyet caddeleri, kısıtlama nedeniyle sakin günlerini yaşıyor.Tekirdağ'da ev ihtiyaçlarını gidermek ve işlerine gitmek için izinli olanlar haricinde cadde ve sokaklarda kimse bulunmuyor.Kentte normal zamanlarda yoğunluğun olduğu yerlerden Hükümet Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, tarihi Rüstem Paşa Camisi civarı ve sahil şeridi de boş kaldı.Polis ekipleri kısıtlama denetimlerini sürdürüyor.
İzmir Depreminde 17 Saat Sonra Enkazdan Çıkarılan İnci Okan "Mutluluğunu" Kemanıyla Anlatıyor
İZMİR (AA) - EFSUN ERBALABAN YILMAZ - İzmir'de 30 Ekim'de yaşanan depremden 17 saat sonra enkazdan çıkarılan 16 yaşındaki konservatuvar öğrencisi İnci Okan, ilk adımını attığı yeni yaşamında mutluluğun şarkısını kemanıyla seslendiriyor. Rıza Bey Apartmanı enkazından alkışlar eşliğinde çıkarıldıktan sonra Ege Üniversitesi Hastanesinde tedaviye alınan ve ameliyat edilen İnci Okan, depremde bacaklarının üstüne yığılan 'molozların ağırlığını' müzikle geride bıraktı. Hastanede 4 hafta tedavi gördükten sonra taburcu edilen Okan, İzmir'in Karşıyaka ilçesindeki bir klinikte fizik tedavi hizmeti almaya başladı.Depremzede genç kız, tedaviler sayesinde tekerlekli sandalyeden kalkıp ilk adımlarını attı ve çok sevdiği kemanıyla şarkılar seslendirdi. İnci Okan, yaşama azmi ve umuduyla yeni eserlere ses vermeye ve konserlerde alkışlarla karşılanmaya hazırlanıyor. Enkaz altında kaldığı saatlerDokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı 11. sınıf öğrencisi İnci Okan, AA muhabirine, deprem anından itibaren hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan zor zamanlar geçirdiğini söyledi.Rıza Bey Apartmanının enkazı altında geçen saatlerini anlatan Okan, şöyle konuştu:'Çok zor bir süreçti, hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan. Ayaklarımı, bacaklarımı kaybetme riskiyle karşı karşıyaydım. Ama bir yerde her şeyin düzeleceğini biliyordum. Önce şok yaşadım. Ne yapacağımı bilemedim. Etrafıma baktım karanlıktı, hiçbir şey göremedim. Telefonla aileme, arkadaşlarıma ulaştım. Ardından şarjım bitti, dışarısı ile iletişimim kesildi. Yapacağım bir şey kalmadı. Köpeğim Fıstık yanımdaydı. O benim için bir dayanaktı. Ondan güç aldım. Ona bir şey olmasın, diye düşündüm. Kendimi boş verip ona odaklandım. Köpeğimle uyuduk. Bacaklarımdaki molozlar canımı yaktığı için uyumasam o 17 saat geçmeyecekti. Çok şükür şimdi ikimiz de iyiyiz.' 'İnsanlardan güç aldım'Yaşadığı zor zamanlara rağmen hep iyi günlerin geleceğini düşündüğünü aktaran Okan, 'İnsanlardan güç aldım. Çok uzun bir yol geçtim. Yorucu ve ağrılıydı ama her şeye rağmen çok mutluyum, tekrar adım atabiliyorum, yürüyebiliyorum. Gerçekten bir şeyleri kaybedebileceğimi anladım.' diye konuştu. İnci Okan, konservatuvardaki eğitimlere yoğun geçen tedavi süresince katılamadığını, fiziksel durumundaki iyileşme sonrası yeniden keman çalmaya başladığını ifade ederek, şöyle devam etti:'İnsanlara umut olmak benim için çok önemli bir şeydi. İnsanlara bu umutla bir şeyler kazandırabileceğimi fark ettim. Kalplerdeki küçük bir etkinin bile benim için çok güzel olacağını düşündüm. Kemancı olmak benim en büyük hayalim. Nerede olursam olayım hep müzik yanımda olsun. Müzikle acıyı, mutluluğu, kederi ve duygularımı anlatmak istiyorum.'İlk adımı gülümsemesiyle başlattıFizyoterapist Ezgi Eryılmaz da kliniğe tekerlekli sandalye ile gelmeye başlayan İnci Okan'ın büyük bir başarıya imza attığını belirtti. Depremden sonra fizyoterapistler olarak bir dayanışma grubu kurduklarını ve depremzedelere hızlıca ulaşmayı hedeflediklerini kaydeden Eryılmaz, İnci Okan ile aynı depremde yaralanan kuzeni Alp Kırabalı'ya destek vermek istediğini ifade etti. Eryılmaz, İnci Okan'ın kliniğe 1,5-2 hafta tekerlekli sandalye ile geldikten sonra ilk adımını attığını ifade ederek, 'Geldiğinde özellikle sağ bacağında büyük ödem, hareket kaybı ve kaslarda erime vardı. Bu süreç onun için çok ağrılı oldu. Çok gayretli ve azimli bir kız. Onun azmiyle ilk adımı atmaya başladık. İlk adımı herkes tarafından heyecanla karşılandı. Ancak onun ilk adımı aslında deprem psikolojisinden çıkması, gülümsemesi ile oldu.' dedi. Ezgi Eryılmaz, genç hastasının en kısa sürede tamamen iyileşeceğine ve hayatında önemli başarılara imza atacağına inandığını da sözlerine ekledi.
Reklam
Diyarbakır'da Köy Yolları Karla Mücadele Timlerine Emanet
DİYARBAKIR (AA) - BESTAMİ BODRUK - Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan karla mücadele timleri, kesintisiz ulaşımın sağlanması için yüksek rakımlı köy yollarında karla mücadele çalışmasını aralıksız sürdürüyor.Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yapı Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığına bağlı hizmet veren ekipler, kış aylarında vatandaşların mağduriyet yaşamaması ve bölgede ulaşımın kesintisiz sürmesi için 24 saat karla mücadele ediyor. Ekiplerin zorlu coğrafyada karla mücadele çalışmalarını yürüttüğü yerler arasında keskin virajlara sahip dağların bulunduğu Diyarbakır'ın Kulp ilçesi de yer alıyor.Diyarbakır ve Muş sınırında bulunan 2 bin 800 rakımlı Tosun Tepe'nin de yer aldığı yüksek dağlarda köylere ulaşmak için çalışma yürüten ekipler, onlarca keskin virajın bulunduğu dik yamaçlarda yer yer çığ tehlikesine karşı, kepçe ve dozerlerle biriken karları temizliyor. Karla mücadele timlerindeki personel ise yorgunluğunu köylerdeki çocukların neşesi ve ikram edilen çayla atıyor.'24 saat hizmet veriyoruz' Ekip şefi İhsan Güzel, AA muhabirine, Kulp denilince akla kar geldiğini ve karı rahmet olarak gördüklerini dile getirdi. Karla mücadele ekipleri olarak durmaksızın yolları açmaya çalıştıklarını belirten Güzel, 'Yolların kapalı kalmaması için elimizden geldiğince her şeyi yapıyoruz. Arazimiz dağlık ve engebeli olduğu için ambulanslar çıkamıyor. 24 saat hizmet veriyoruz.' dedi. Gecelerini gündüzlerine katarak vatandaşları mağdur etmemek için gayret gösterdiklerini vurgulayan Güzel, halkın duasını almanın kendilerini mutlu ettiğini aktardı.'Kar, bizim için berekettir'İlçe merkezine 30 kilometre uzaklıkta ve kırsal kesimde bulunan Kulp ilçesine bağlı Yuvacık köyünde yaşayan Cahit Altun da 'Kar yağınca ulaşım sorunumuz oluyor. Sağ olsunlar, Büyükşehir Belediyesi sayesinde burada hayat durmuyor. Yol açılıyor ve sürekli karla mücadele ediyorlar. Köylüler olarak karın yağmasından keyif duyuyoruz. Kar, bizim için berekettir. Özellikle çocuklar kar yağınca çok seviniyor.' ifadelerini kullandı.
Medeniyet Mefkuresini Rehber Edinen Yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - 'Huzur', 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ve 'Beş Şehir' eserleriyle okuyucuların kalbinde yer edinen Türk edebiyatının önemli yazar ve şairlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, vefatının 59. yılında yad ediliyor. Şair ve yazarlığın yanı sıra Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan edebiyat tarihçisi, siyasetçi ve akademisyen Tanpınar, 23 Haziran 1901'de Kadı Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Farklı şehirlerde okuduğu ilkokul, ortaokul ve lisenin ardından bir yıl kadar baytar mektebinde eğitim alan Tanpınar, lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal Beyatlı'nın etkisiyle 1919'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. Fakülteyi 'Şeyhi'nin Hüsrev ve Şirin'i' adlı teziyle 1923'te bitiren yazarın hocaları arasında Beyatlı'nın yanı sıra Cenap Şahabettin, Necip Asım, Rıza Tevfik, Fuad Köprülü, Ferit Kam, Yusuf Şerif Kılıçel, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Daniş gibi isimler yer aldı.Tanpınar, adını ilk kez 1920'de 'Altın Kitap' dergisinde yayınlanan 'Musul Akşamları' şiiriyle duyururken, mezuniyetinin ardından Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'daki farklı okullarda estetik, mitoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı.'Tanpınar'ın önemi, birçok estetik soruna yanıt araması'Şiir zevkinin oluşumunda özellikle Beyatlı ile Ahmet Haşim'in etkisi olduğunu yazılarında da aktaran Tanpınar'ın eserleri 'Dergah', 'Milli Mecmua', 'Hayat', 'Görüş', 'Ülkü', 'Varlık', 'Oluş', 'Kültür Haftası' ve 'Aile' dergilerinde okuyucuyla buluştu.Eleştirmen Doğan Hızlan, 26 yaşındayken Fransız şair Paul Valery'yi okuduktan sonra estetik algısı yeni bir boyut kazanan Tanpınar için bir televizyon programında şunları kaydetti:'Tanpınar'ın önemi, birçok estetik soruna yanıt araması. Sadece romancı ya da şair olarak kalsa, bu türde iyi yapıtlar vermiş biri olarak değerlendirilir, edebiyat tarihi açısından ona göre yargılanırdı. Ama Tanpınar bizim kimlik sorunumuz üzerine çok düşünmüş. Doğu-Batı, bence her yazarın düşünmesi gereken bir sorunsal. Bugün de düşünmesi gereken, yarın da düşünülecek bir sorunsal. Tanpınar buna yanıt ararken estetik serüvenin coğrafyasını genişletiyor.'Usta edebiyatçının ilk düz yazısı ise 20 Aralık 1928'de yine 'Hayat' dergisinde çıkarken, farklı bir çalışma alanı olarak çeviriye de başladı ve 1929'da E. T. A. Hoffmann'ın 'Kremon Kemanı' ile Anatole France'tan 'Kaz Ayaklı Kraliçe Kebapçısı' adlı kitapları çevirdi.Ahmet Kutsi Tecer ile 1930'da Ankara'da 'Görüş' dergisini çıkarmaya başlayan Tanpınar, 1932'de Kadıköy Lisesi'ne, 1933'te ise estetik mitoloji dersi vermek üzere Sanayi-i Nefise Mektebi'ne atandı.Şiirlerinden çok romanları ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanındıTanpınar, kendi ifadesiyle 1932 yılına kadar 'radikalist bir Batıcı' olup Doğu'yu tamamıyla reddederken, sonrasında ise yenileşmenin gereğine inanmasına rağmen Osmanlı medeniyetinin ve büyük değerlerin giderek kaybolmasından gelen bir hüzün de yaşadı.Ahmet Hamdi Tanpınar, 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan '19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü'nde profesör olarak görev alırken, Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatının tarihini yazmakla görevlendirildi ve İslam Ansiklopedisi’ne de maddeler yazdı.Kırklareli'nde topçu teğmeni olarak 1940'ta vatani görevini yapan yazar, 1942'de CHP Kahramanmaraş Milletvekili olarak Meclis'e girse de siyasete girmekten hiç memnun olmadı.Tanpınar, şiirlerinden çok romanları ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınırken, edebiyatçılığının yanı sıra kişiliğiyle de dikkati çekti.İlk kez 1944'te tefrika halinde yayınlanan 'Mahur Beste' adlı romanı 1975'te basılan Tanpınar, eserini Lale Devri'nin ünlü hanende ve bestekarı Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf etti. Türk musikisiyle de ilgilenen, eserlerinde zaman duygusunu, mazi düşüncesi ve rüya estetiğini sıkça işleyen yazar, psikolojik tahlillere geniş yer verdiği hikaye ve romanlarında Batılılaşma ve gelenekler arasında kalan kişilere odaklandı.'Onun kısık sesle anlattıkları ise hiç ummadığımız anda bir çare sığınağına dönüşür'Tanpınar hakkında geniş çalışmalar yapan İnci Enginün, Tanpınar'ın insanı ele alış şekline yönelik, 'İnsanın, etrafındaki terkibin bir parçası olduğuna inanan yazar, onları geniş çevreleriyle, bir ufacık hadisede derinleştirilen psikolojileriyle verir. Bunu yaparken de imajlarla zengin, Türkçenin en yüksek mizahi ve ironik üslubuyla, onları ve hayat karşısındaki tavırlarını anlatır.' tespitinde bulundu.Enginün, Tanpınar'ın hiçbir sözünü bağıra çağıra, abartılarla anlatmadığına işaret ederek, 'Onun kısık sesle anlattıkları ise hiç ummadığımız anda bir çare sığınağına dönüşür. Okuyucusunun içinde devam eden sesi, cümle cümle en muhtaç olduğumuz anda, aydınlatıcı bir ufku gözler önüne serer. Sanıyorum Tanpınar’ın git gide artan etkisi, insanı büyüsüne alan güçlü anlatımının okuyucuda yaşamasından kaynaklanmaktadır.' değerlendirmesini yaptı.Tanpınar'ın 1948'de tefrika halinde yayımlanan 'Huzur' eseri, 1949'da kitap haline getirilerek okuyucuyla buluştu.Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği de yapan Tanpınar, 1949'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yeniden görev yapmaya başladı.'Sahnenin Dışındakiler' eseri, vefatından sonra basıldıUsta edebiyatçının, Türk insanının Doğu ile Batı arasında bocalamasını irdeleyen 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' eseri 1961'de yayımlandı.Hüseyin Su tarafından 'Bütün yazdıklarının iklimini, birikimini paylaşmalarının yanında, dili ve üslubu, kurduğu tahkiye dünyası, zaman, rüya, musiki, kadın, ölüm, hayat, ikinci hayat ve ikinci ben… gibi kendine özgü anlatım renkleri açısından da sanatçı kişiliğinin romancıdan sonra gelen sıfatı olmuştur.' şeklinde anlatılan Tanpınar, kendisinin şiirle ilgisini ise şöyle tarif etti:'Şiirde dolayısıyla kendimin, hikaye ve romanlarımda kendimle beraber mümkün olduğu kadar hayatın ve insanların (benden başkalarının) peşindeyim.''Mahur Beste' ve 'Huzur' eserleriyle birlikte üçleme oluşturan, Anadolu'da süren Kurtuluş Savaşı ile İstanbul'daki aydınlarla halkın farklı kesimlerinden insanların değişen hayatlarını işleyen 'Sahnenin Dışındakiler' kitabı ise 1950'de tefrika edilip vefatından sonra 1973'te basıldı.'Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli'İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya şehirlerini doğal, tarihi ve kültürel yapılarıyla anlattığı 'Beş Şehir' isimli eseri de kaleme alan Tanpınar, romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen tarzıyla dikkati çekti.Mehmet Kaplan'ın tarifiyle 'Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli' olan Tanpınar, edebi eserin ana unsurlarını mükemmeliyet, hayat tecrübesi ve dil temellerine oturttu.Geçirdiği kalp krizi nedeniyle 23 Ocak 1962'de İstanbul'da vefat eden usta edebiyatçı, Aşiyan Mezarlığı'nda Yahya Kemal’in mezarının yanı başına defnedildi. Mezar taşında, kendi dizeleri olan 'Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında' ifadeleri yazılan Tanpınar'ın tamamlayamadığı ve öldükten sonra notları içerisinden toparlanarak yayına hazırlanan romanı 'Aydaki Kadın' 1987'de basıldı.Eserleri:'Huzur', 'Mahur Beste', 'Sahnenin Dışındakiler', 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü', 'Aydaki Kadın', 'Şiirler', 'Bütün Şiirleri', 'Seçmeler', 'Abdullah Efendi’nin Rüyaları', 'Yaz Yağmuru', 'Hikayeler', 'Tevfik Fikret Hayatı Şahsiyeti Şiir ve Eserlerinden Parçalar', 'Namık Kemal Antolojisi', '19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi', 'Yahya Kemal', 'Edebiyat Üzerine Makaleler', 'Mücevherlerin Sırrı', 'Edebiyat Dersleri', 'Beş Şehir', 'Yaşadığım Gibi', 'Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektupları', 'Tanpınar’dan Hasan Ali Yücel'e Mektuplar'
Türk-İş, İş Kollarına Göre Kovid-19 Vaka Sayılarının Açıklanmasını İstiyor
ANKARA (AA) - ÖZCAN YILDIRIM - Türk-İş, çok sayıda çalışanın görevi başında yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalandığını belirterek salgınla daha etkin mücadele için iş kollarına göre virüse yakalanan işçi sayılarının açıklanmasını istedi.Tüm dünyada insan sağlığı başta olmak üzere hayatın her alanını olumsuz etkileyen Kovid-19 salgını, çalışma hayatına da sekte vuruyor. Başta sağlık çalışanları olmak üzere birçok sektör çalışanı, görevi başında virüse yakalanmaya devam ediyor.AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, salgının Türkiye'de işçiler üzerindeki etkisini araştırmak için harekete geçen Türk-İş, iş kollarına göre Kovid-19 vaka sayılarının olmadığını tespit etti.Salgınla daha etkin mücadele için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler ile Sağlık bakanlıklarından iş kollarına göre virüse yakalanan işçi sayısının açıklanmasını talep eden Konfederasyon, veriler sayesinde acil önlem alınması gereken iş kollarının belirleneceğine dikkati çekti.Türk-İş yetkilileri, ilgili iş kollarındaki sendikaların veriler doğrultusunda bir eylem planı oluşturup harekete geçebileceğini belirterek bunun salgınla mücadeleye önemli katkılar sağlayacağını vurguladı.'Hasta olma riski yüksek olan işçiler ikinci gruba alınsın'Sağlık Bakanlığının bir hafta önce aşı olacakların sıralı listesini yayımladığını anımsatan Türk-İş yöneticileri, birinci grupta sağlık çalışanlarının ve risk grubundakilerin olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.Buna karşın ikinci ve üçüncü grupta madenciler başta olmak üzere işi gereği toplumsal yaşamın içerisinde olan, toplu taşıma ve servis kullanan, kamu binalarında çalışan işçilerin olması gerektiğine dikkati çeken Konfederasyon, tüm vatandaşlara yetecek kadar aşının ivedilikle temin edilmesini ve çalışma şartları nedeniyle hasta olma riski yüksek işçilerin ikinci gruba alınmasını istedi.Türk-İş, aşılama çalışmalarının salgının bittiği anlamına gelmediği, rehavete kapılmadan maske, sosyal mesafe ve hijyen önlemlerine devam edilmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Van, Muş, Bitlis Ve Hakkari'de 114  Yerleşim Birimine Ulaşım Sağlanamıyor
VAN (AA) - Van, Bitlis, Muş ve Hakkari'de olumsuz hava koşulları nedeniyle 114 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor. Van Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, kent merkezi ve ilçelerinde kar ve tipi nedeniyle 36 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor. Ekipler kapalı yolları açmak için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.HakkariKar kalınlığının 1,5 metreye ulaştığı Hakkari'de ise kar ve tipi nedeniyle 2 köy ve 25 mezraya ulaşım sağlanamıyor. İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri, kapalı yolların açılması için çalışmalarını sürdürüyor. Çukurca ilçesine bağlı Çığlı köyü yakınında düşen çığ nedeniyle ulaşıma kapanan Hakkari-Şırnak kara yolu ise Karayolları 114. Şube Şefliği ekiplerinin yürüttüğü çalışma sonucu yeniden açıldı. Muş/BitlisKar ve tipi nedeniyle Muş'ta 11 ve Bitlis'te de 40 yerleşim biriminin yolu ulaşıma kapalı bulunuyor.İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri, yolları açmak için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.Muş Belediye Başkanı Feyat Asya, yaptığı açıklamada, karla mücadele ekiplerinin gece gündüz çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.Kar yığınlarının iş makinesiyle şehir dışına taşındığını ifade eden Asya, 'Öncelikli olarak ana caddeleri ulaşıma açan ekiplerimiz, kaldırımları da temizleyerek yayaların sıkıntı yaşamamasını sağlıyor. Karla mücadele çalışmasının külfetli olduğunu biliyoruz ancak halkımıza sorunsuz ve kaliteli hizmet sunmak için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.' dedi.
Reklam