Rihanna-Shakira Düetinin Klibini Yayımlayan Kanallara RTÜK'ten 'Eşcinselliği Çağrıştırma' Cezası
Shakira ve Rihanna ’nın birlikte söylediği ‘ Can’t Remember To Forget You ‘ şarkısının klibini yayınlayan kanallar, videonun ‘ eşcinselliği çağrıştırdığı ‘ gerekçesiyle RTÜK’ten para cezası aldı. Daha önce Dream TV, Kral TV ve Show TV ‘ye klibi yayınlamaktan dolayı ceza veren RTÜK’ün gerekçesi ortaya çıktı. Hürriyet’in haberine göre son toplantısında ‘ Can’t Remember To Forget You ‘ klibini görüşen RTÜK, videodaki dansın ‘ eşcinselliği çağrıştırdığı ‘, ‘ çocuk ve gençler için rol model ‘ oluşturabileceğini belirtti. RTÜK verdiği cezanın gerekçesinde ‘klipte Shakira’nın, bir yatağın içerisinde ellerini sık sık bacaklarının arasına götürdüğü, iki kadın sanatçının aynı yatağın içerisinde, son derece açık saçık giysiler ve ritmik hareketlerle kıvrıldıkları’ söylendi. Kurulun yaptığı açıklamada “Klipte sergilenen erotik dansların eşcinselliği çağrıştırdığı, özellikle çocuk ve gençler açısından rol model oluşturabilecek türden olduğu dikkate alınmalıdır” ifadeleri de yer aldı. RTÜK’ün sakıncalı bularak ceza verdiği video klip Türkiye’de hâlâ yasaklı YouTube’da iki ay içerisinde 268 milyon kez izlendi.Diken
Lady Gaga Konserine Hazır mısınız?
Günümüzün dünya turnesine çıkmış en ünlü sanatçılarından Lady Gaga, “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında ilk kez Türkiye’ye geliyor. Daha önceki turnelerinde 4 milyonun üzerinde bilet satışı gerçekleştiren Lady Gaga’nın 16 Eylül’de İTÜ Stadyumu’nda gerçekleşecek olan Türkiye konseri, Pozitif Live organizasyonu ve Live Nation Global Touring işbirliği ile gerçekleşiyor. Şu anda listelerde 1 numaralı en çok satan album olan ARTPOP’un tanıtımı kapsamında gerçekleşecek konserin biletleri 05 Mayıs Pazartesi saat 10:00’da satışa çıkıyor.Türkiye’deki organizasyonu Pozitif Live tarafından üstlenilen “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında gerçekleşecek konser, 4 platin plak sahibi sanatçının Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yapan son albümü ARTPOP’un dünya turnesi kapsamında düzenleniyor.04 Mayıs’ta ABD’de başlayan “Lady Gaga’sartRAVE: the ARTPOP Ball ” turnesi, takip eden aylarda Kuzey Amerika, Asya ve Avustralya’yı dolaştıktan sonra Avrupa’ya gelecek. Avrupa turnesinin ilk durağında İstanbul’a uğrayacak olan Lady Gaga, son yılların en çok dinlenen parçaları Alejandro, Bad Romance, Poker Face, Born This Way ve son albümünden dinlenme rekorları kıran G.U.Y gibi şarkılarıyla hayranlarına gerçek Monster deneyimini yaşatmaya hazırlanıyor.Live Nation Global Touring’den yapılan açıklamaya gore “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesinin Kuzey Avrupa ve Avrupa bilet satışlarına inanılmaz bir talep var ve bu talebi karşılayabilmek adına da ek konserler turneye ekleniyor.
Kurt Cobain'in, Eşi Courtney Love'a Yazdığı Mektup 20 Yıl Sonra Ortaya Çıktı
Nirvana grubunun efsanevi solisti Kurt Cobain ‘in, 20 yıl önce intihar ettiği gün cüzdanından çıkan ve eşi Courtney Lova ‘a yazdığı düşünülen bir mektubu ilk kez ortaya çıktı. CBS televizyonun haberine göre, San Francisco’daki Phoenix Hotel ’de yazıldığı tahmin edilen mektupta Cobain, “Sen Kurt Cobain, Courtney Michelle Love’ı, sivilceli bir fahişe olsa ve senin tüm paranı hortumlasa bile yasal eşin olarak kabul ediyor musun?” sözleri yer alıyor. eşi Love’a dan bahsediliyor. Cobain’in bu notu eşiyle ‘ dalga geçmek ‘ için kaleme aldığı düşünülüyor. Nirvana’nın vokalisti, intihar mektubunda eşine methiyeler düzmüştü. Mektup, Seattle polisinin Cobain’in intiharı hakkında ortaya atılan iddiaları değerlendirmek için tekrar soruşturma açması üzerine ortaya çıktı. Daha önceden de, bu soruşturma kapsamında yeniden ele alınan olay yeri görüntüleri ve otopsi raporu kamuoyuyla 20 yıl sonra ilk kez paylaşılmıştı. Diken
Assassin's Creed Filminin Yönetmeni Justin Kurzel Olacak
Ünlü oyun serisi Assassin's Creed'in filmi için yönetmen arayışları nihayet son buldu. Başrolünde Fassbender'ın olacağı filmin yönetmeni belli oldu.Ubisoft’un dünyaca ünlü oyun serisi Assassin’s Creed’in filminden haberler gelmeye devam ediyor. Şu ana kadar Michael Fassbender’ın başrolü oynayacağı açıklamasının dışında pek detayın belli olmadığı filmin yönetmen arayışı sürüyordu. Ay başında iki senaristle anlaşmış olsalar da henüz bir yönetmenin bulunamamış olması, yapımın yavaş ilerlemesine sebep oluyordu. Nihayet müjdeli haber geldi.Deadline sitesinin aktardığı habere göre yapımcılar Justin Kurzel ile filmin yönetmenliği için anlaşmış durumda. Şu sıralar Macbeth filmiyle uğraşan Kurzel, bu filmde de Michael Fassbender ile çalışmıştı. Böylece Macbeth sonrası filminde de Fassbender ile çalışmış olacak. Muhtemelen Kurzel’in seçiminde bunun payı büyüktür zira filmin 2015′in Ağustos ayında vizyona girecek olması takvimi biraz daraltıyor. Oyuncusundan tam verim almak için onunla taze çalışmış bir yönetmen, takvimi kısaltmaya yardımcı olabilir.Oyunun yapımcısı Ubisoft’un halen isim haklarını elinde bulundurduğunu ve filmi kendisinin de içinde olduğu bir süreçle yürüttüğünü belirtelim. Bu da oyuncuların “ucuz bir aksiyon filmine mi dönecek” sorularına şimdilik cevap olabilir. Ancak iş sinema olunca mükemmel bir film çıkacağını kimse garanti edemez. En azından oyunun senaryosuna katkıda bulunacakları için alt metninin sağlam olacağını düşünebiliriz.Film ülkemizde de Tiglon tarafından sinemada dağıtılacak. Firma, daha önce de yaptığı açıklamada dünya ile aynı dönemde, Ağustos ayında vizyona sokacağını açıklamıştı.Superkarga
Murat Başekim'le Çizgi Roman Ve Fantastik Üzerine
Murat Başekim, Türkiye’de çizgi roman ve fantastik edebiyat okurunun aşina olduğu bir isim. Kısa ömürlü Tam Macera dergisinde yazdığı Cinhan öyküleri, akabinde kendine has üslubuyla Anadolu’nun tekinsiz gecelerine musallat ettiği Deli Gücük senaryoları ve “şark gotiği” kısa öyküleriyle sadece sağlam bir üsluba değil, dehşet verici bir hayal gücüne sahip olduğunu gösterdi.Geçtiğimiz haftalarda çıkan ilk romanı İskit, hayalperest hikayeci Od’un bozkırın sert şartlarında hayatta kalabilmek ve sevdiği kadınla ocaklanmak için hikayeleri bir kenara bırakıp ok salmayı, savaşmayı ve can almayı – kısacası İskit olmaya – karar vermesini anlatıyor. Murat’la yazın serüvenini, İskit’i, tarihi ve hikayeleri konuştuk.Öteki Sinema için söyleşen: Can YalçınkayaHocam, Türk okuru seni yazdığın korku çizgi romanlarıyla tanıdı ilk kez. Bize biraz yazarlığa nasıl başladığından ve çizgi roman serüveninden bahseder misin?İlk okuduğum eserler, banka tabelaları, Cin Ali serisi ve onlardan beş yıl sonra da ‘Balonda Beş Hafta’ ile Poe Hikayeleri idi. Tabii böyle bir külliyat ile ‘zehre’ alışınca, insan fena bağımlı oluyor. Kendisi de öykünüyor ve aynı aromada metinler üretmek istiyor… O yüzden 1999’dan itibaren ben de hemen banka tabelaları yazmaya başladım. Fakat beceremeyeceğimi anlayınca, çok sevdiğim korku/macera türlerine yönelmeye çalıştım. Birkaç tanesi güzel bir edebiyat dergisinde çıktı. Sonra kendim için birşeyler yazmaya daha devam ettim.Derken 2007’de Tam Macera projesi başladı. Cinhan karakterinin senaristliğini verdiler. Hayallerime kavuşmuştum artık. Mahmud Asrar ve bir sayıda da Yıldıray Çınar en güzel şekilde betimledi senaryolarımı.Derken Levent Abi’nin, Deli Gücük projesi başladı. Yaklaşık 1989’dan beri hayalim bu idi: bir derginin bir köşesi… Bir projenin bir kıyısı… Bir karakterin hikayeleri.Böylece DG albümlerine katkıda bulunma ve Korkut Öztekin, Ozan Küçükusta, Gürdal Akkoç, Emre Yüce, Sümeyye Kesgin, Murat Başol, Koray Kuranel, Uğur Sertçelik, Mert Yavaşça gibi usta çizerlerle çalışma imkanı buldum.Senin de ikinci albümün sonuna yazdığın o inceleme yazısında (‘ Canavarlar, Deliler, Çizgi Romanlar, ve Diğer Lanetli Hikayeler’-Can T. Yalçınkaya) derinlikle anlattığın korku edebiyatı tarihçesine bayılan birisi olarak, sevdiğim metinlere öykünüyorum sadece işte.Kendisini ‘sanatçı’ ilan eden popçular gibi ben de ‘yazar’ demeyeyim… Mesele bir tek öykünme.Mimesis’çilik patikam,’ öyküN-yazıcılığı’ sicilim budur.Deli Gücük serisinde Aziz Tuna’yla beraber karaktere şekil veren yazarlardan biri sensin. Hatta Deli Gücük kısa öykülerinden oluşan bir kitabın da yayınlandı DG adıyla. Bize bu iyi saatte olsunlar karakteriyle olan ilişkini anlatır mısın?Aramızda seviyeli bir ilişki var. Ben DG’nin yaşadığı maceraların, kendi payıma düşen %10’unu naklediyorum, o da ara sıra Kızılay’da falan uzaktan görünüp ödümü kopartıyor. Şaka bir yana, DG ve onun yaratıcısı Levent Cantek olmasa hikaye kitabım olmazdı. O yüzden ikisine de ömür boyu minnettarım.Cinhan’ı yazarken DG hikayelerini severek okuyordum. Sonrasında katkı imkanı bulunca mutlu oldum. DG hikayelerinin İsviçre Ordu Çakısı gibi çok yönlü olmasını, nice sivri uç bulundurmasını seviyorum. Son albümlerdeki sağlam hikayelerinde de gördüğümüz üzere, Kemal Tahir’den Cthulhu’ya kadar uzanabilen cesur ve nefis bir yelpazesi var DG mitolojisinin. Yani bu varlık Doğu ile Batı mitlerinin çarpıştığı bir Anadolu masalı oldu artık ciddi ciddi. Bu gücünü seviyorum.Son olarak İskit adlı romanın yayınlandı. Çizgi romanlar ve kısa öykülerden sonra roman yazmak nasıl bir deneyim oldu?Severek yol kat etmesem, çok zorlu bir külfet olurdu. Ama eğlendim. Önce kendime anlattım. Ve çok öğretici oldu benim için. Aylarca sabah 4.30-9.30 aralığında deldim dağı ve tüneli açtım. Umarım bu arada karpal-tüneli de açmamışımdır.Şimdiye kadar yayınlanan işlerin tarihi/fantastik olarak nitelendirilebilir (bilim kurgu öykülerinle ödüller kazandığını da not olarak düşelim elbette!). Bu türü tercih etmendeki nedenler neler?Sevdiğim hikayelere ‘gerçek dünya vizesi’ koymuyorum. Sınırlarımdan serbestçe geçebiliyorlar. “Uydurma bunlar” suçlaması benim için bir hikayenin kalifiye olma ihtimalinin ilk (ama yegane olmayan) habercisi. O eski sihrin peşindeyim. Gerçek dünya yeterince acılarla, sevimsizliklerle dolu zaten… Bir de bunları yazıda yeniden üretmeye, simüle etmeye gerek yok diye düşünüyorum. Gerçekçilik akımına torpil geçen Kanonlar, beyaz Avrupalı adamlar tarafından yazılmıştı, bunu unutmamaya çalışıyorum. Gerçek hayatta da, edebiyatta da fazla gravitas’ın zararlı olduğunu düşünüyorum.Ama tabii Kanonları topyekün umursamaz değilim, Kızılmaske’nin Karamazov Kardeşler’den daha iyi olduğunu söyleyecek halim yok. (Ama Zagor daha iyi elbette.)Tarihi anlatılar yazarken nasıl bir araştırma süreci içine giriyorsun? Örneğin İskit’te kullandığın detaylar tarihi bilgilerle ne kadar örtüşüyor? İskit bir tarihi roman mı? Fantastik mi?Bir diyar üretmek istemedim; yapılabilecek tüm araştırmayı yapayım dedim. Mevcut herşeyi topladım, okudum. Özümsedim. Sonra da sadık kalarak kurdum. Nice bakımdan İskit, tarihi bir anlatı. Marifetli bir üstün-insan kahramanı bile yok. Fakat o noktada bırakmayıp, bir köşesinden büktüm. Gerçekçilik sınırlarını biraz zorlayıp hokus-pokus yaptığım yerler oldu.İskit’te değindiğin temalardan biri de “hikaye olarak tarih”. Sence tarihçiler de hikayeci midir? Ya da Herodotus gibi “yalancı” mıdırlar?Tarih, bence, bir ormana gidip, sonra sadece oradaki çiçeklerden bir demet toplayıp sunma acizliği. Gerçeği asla bilemeyeceğiz; hem sonra algımız sürekli kendi zamanımızın filtresinden süzülecek. Onların düşünce ve yaşam biçimlerini asla tam anlayamayacağız. Örneğin bazı eski ilkel kabileler, küçülen, solan Ay’ı tekrar eski parlak haline getirmek için ayin yapardı. Böylece her ay, korku dolu nice geceler geçiriyorlar… Bunu bizim bu çağda anlamamız imkansız. Çünkü o sihir yitirildi… Her anlamda.Yani evet, her tarih, bir anlatıdır bence. Uzun zaman sonra, bu devirleri nasıl anlatacaklar kimbilir…11 Eylül kitaplara girer elbette, ama ya diğer acılar, mutluluklar? Tarihçilerin ilgi, bilgi ve dikkat çeperine girmeyi başarmış her bir tarihi yaşanmışlığa karşılık, çemberin dışında kalan, unutulacak belki yüzlerce, binlerce bilgi parçası olacak.İskit’ten tarihi roman olarak bahsediyoruz fakat “yaşadığımız toplumla uyuşmama”, “ulusal/kültürel aidiyet hissetmeme” gibi modern temaları işleyen, hatta meta-anlatı yapısıyla postmodernizme de göz kırpan bir yanı var. Bu düşüncelere katılır mısın?Tamamen doğru. Bir yanı ile bizimle de konuşsun istedim. Mevcut nice kılıç-büyü hikayeleri ile metinlerarası bir hısımlığı var… Ama ne yazık ki kahramanımızın tek hısmı bunlar, diğer öyküler. Onun dışında mutlak bir yabancılaşma, sürgün ozan hali içinde. Tek başına. İnsanlık tarihi gökdeleninin bize ait katlarına yakın dertleri ve tasaları var.Bundan sonra sırada ne var?Şu anda iki eser yazıyorum:“Vizeye girmemiş bir öğrenci için telafi sınavı” ve “Karneler”.Bu epik çalışmalar bittikten sonra, umuyorum ki başka şeylerle uğraşma fırsatı bulabileceğim.
Yıldız Savaşları 7'nin Oyuncu Kadrosu Açıklandı
JJ Abrams’ın yönetmenliğini yapacağı Yıldız Savaşları (Star Wars) serisinin yedinci filminin oyuncu kadrosu açıklandı. Harrison Ford, Carrie Fisher ve Mark Hamill gibi daha önce filmde oynamış isimlere yeni oyuncular da katıldı. 2015′in Aralık ayında vizyona girmesi planlanan filmin yeni oyuncuları arasında Coen biradelerin Inside Llewyn Davis filminin oyuncularından Oscar Isaac’ le Adam Driver ve adı pek duyulmamış Daisy Ridley yer alıyor. Oyuncu kadrosunu açıklamaktan dolayı çok heyecanlı olduğunu belirten JJ Abrams, filmin çekimlerine önümüzdeki ay Londra’da başlayacaklarını söyledi. Diken
Reklam
'The Water Diviner' Kamera Arkası
Avustralyalı bir babanın Çanakkale Savaşı’nda kaybolan iki oğlunu aramak için 1919’da Türkiye’ye gelişi anlatılıyor.Russell Crowe'un yönettiği Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan'ın rol aldığı filmin çekimleri Çanakkale ve İstanbul'un değişik mekanlarında gerçekleştiriliyor
Reklam
Gaz Bulutu Dev Karadeliğe İlerliyor
Gökbilimciler, G2 adı verilen ve hızla Samanyolu Galaksisi'nin merkezinde yatan dev karadeliğe doğru ilerleyen gaz bulutunu takip ediyor. Gaz bulutunun nasıl yok olacağı, dev karadeliklerin evrimi hakkında bilim dünyasına yeni bilgiler sunacak.Astronomların 2011 yılında keşfetmelerinden bu yana yakın takibe aldıkları G2 uzay bulutu, Sagittarius A karadeliği tarafından yutulmak üzere. Gaz bulutunun Samanyolu'nun merkezinde yatan karadelik tarafından nasıl çekileceği, karadeliklerin evrimi ve işleyişleri hakkında çok önemli yeni bilgiler sunacak. G2'yi takip eden ABD'nin Northweatern Üniversitesi'nden Darly Haggard, 'çok olağandışı ve heyecan verici bir gözlem yapacaklarını' ifade etti. Güneş'ten 4 milyon kat daha büyük olan ve kısaca Sgr A olarak bilinen dev karadelik, sadece etrafındaki yıldızlara yaptığı etkiyle kendisini belli ediyor. Almanya'nın Max Planck Enstitüsü'nde görevli Stefan Gillessen, 2011 yılında Dünya'dan üç kat daha büyük ve Sgr A yönünde ilerleyen bir gaz bulutu keşfetti. Bilim insanları, geçtiğimiz ay Sgr A* ile etkileşime girmeye başlayan gaz bulutundaki değişimleri çeşitli dalgaboylarında gözlemlemeye başladı. Gökbilimciler, G2 gaz bulutunun dev karadeliğe en çok yaklaşacağı mesafenin 150 AU olduğunu belirtti (1 astronomik birim 150 milyon kilometreye eşit). Kozmik ölçekte mesafenin çok az olduğuna dikkat çeken Haggard, gelecek günlerde yaşanacak etkileşimi takip etmek için Chandra X-ray ve NRAO gözlemevlerinin X-ray ve radyo dalgaboylarını biraraya getirdiklerini belirtti. Ayrıca Avrupa Güney Gözlemevi'ne (ESO) bağlı Çok Büyük Teleskop (VLT), Sgr A* üzerinde kilitlenmiş durumda. Karadelik avını yutmaya başladı Gillessen, karadeliğe iyice yaklaşan gaz bulutunun, arka vagonları ön kısmından daha yavaş ilerleyen bir tren gibi ilerlediğini belirtti. G2'nin ön kısmı karadelik tarafından çekilirken, Gillessen gaz bulutu için gelişmelerin 'olumsuz' olduğunu ifade etti. NASA tarafından 1999 yılında ateşlenen Chandra X-ray gözlemevinden gelen dalgaboyları, henüz G2'nin karadelikle çok fazla etkileşime geçmediğini gösterse de, gökbilimciler kısa süre içinde bu durumun değişeceğinden emin. Gaz bulutunun yutulmasıyla karadelikte parlamaların meydana gelmesini bekleyen gökbilimciler, yapılacak gözlemle Sgr A* gibi karadeliklerin nasıl ortalama bir yıldızdan milyonlarca kat büyüyebildiğini anlamaya çalışacak. Al Jazeera
Conchita Wurst'a 'Eurovision'dan Çekil' Baskısı
Rusya, Bellarus ve Ermenistan’da, drag queen* Conchita Wurst ’un Eurovision’dan çekilmesi için kampanya başlatıldı. Bu sene Kopenhag’da düzenlenecek Eurovision’da Avusturya’yı temsil edecek olan Wurst, Rise Like a Phoenix adlı şarkıyı seslendirecek. Şarkı, Wurst’un kırsalda yaşayan bir oğlan çocuğundan sakallı bir drag queen olmaya giden hayatını anlatıyor. Ancak Wurst’un yarışmaya katılması, bazı ülkelerden tepki çekti. Rusya, Bellarus ve Ermenistan’da Wurst’un yarışmadan çekilmesi için imza kampanyaları başlatıldı. Eurovision’da Ermenistan’ı temsil edecek Aram MP3 adlı 30 yaşındaki erkek şarkıcı, Wurst’un yaşam biçiminin “doğal olmadığını” savunurken, “kadın mı erkek mi olduğuna karar vermesi gerektiğini” söyledi. 25 yaşında bir gey olan Wurst ise cevap olarak “Ona kadın olmak istemediğimi söyledim. Ben sadece çalışan bir kraliçe ve evde tembel bir oğlanım” dedi. Wurst, Reuters’a verdiği bir söyleşide de “Sakallarım, kim olduğun ve nasıl göründüğünden bağımsız bir şekilde, istediğin her şeyi başarabileceğine dair bir beyan” diye konuşmuştu. Eurovision, 1950’lerde 2. Dünya Savaşı’nın ardından birlik duygusunu pekiştirmek amacıyla başlamıştı. Yedi ülkede başlayan yarışma, yıllarla 37 ülkeye yayıldı. Eurovision’u 1998’de İsrailli trans şarkıcı Dana International, “Diva” isimli şarkıyla kazanmıştı. Bu sene 59. düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması 6-8 Mayıs 2014 tarihlerinde, finali ise 10 Mayıs 2014 tarihinde Danimarka Kopenhag'da gerçekleşecek.  Drag queen, performans sanatı amacı ile drag tarzında giyinen kişileri tanımlar. Kadın cinsiyet rolüne göre giyinen drag queen’ler, eşcinsel, trans ya da heteroseksüel olabilir. Bianet
Reklam
Bursa Surları'ndaki Kule Kazısından Bazilika Çıktı
Tarihi M.Ö 2200'e kadar (Bithynia dönemi) uzanan surların Tophane yamaçlarındaki kazıda, yaklaşık bin 600 yıllık erken Roma dönemine ait bazilika ortaya çıkarıldı Tarihi M.Ö 2200'e kadar (Bithynia dönemi) uzanan Bursa Surları'nın Tophane yamaçlarındaki kule kazısı sırasında, yaklaşık bin 600 yıllık erken Roma dönemine ait bazilika ortaya çıktı. Bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış, görünürdeki en eski yapı olmasının muhtemel olduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde dersler veren ve Bursa surlarının restorasyon projelerini hazırlayan Mimar Dr. İbrahim Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'Tophane Ön Yamaç Surları Restorasyon Çalışması'nın 'Saltanat Kapısı'nın kuzeyinden başlayarak 'Kaplıca Kapı'ya kadar uzanan kadar yaklaşık bin 200 metrelik bölümü kapsadığını belirtti. Yılmaz, bu kısma ait tüm restorasyon projelerinin Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylandığını ancak mesafenin uzun olması nedeniyle restorasyon uygulama çalışmalarının iki etaba ayrıldığını kaydederek, birinci etap restorasyon uygulama çalışmasının, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü önünden askeri garnizona kadar olan yaklaşık 500 metrelik mesafeyi içerdiğini, etap kapsamında 'A' ve 'B' olmak üzere iki büyük kule, bu kuleler arasında ise uzun sur beden duvarlarının bulunduğunu anlattı. 'Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı' Kulelerin restorasyon çalışması çerçevesinde, öncelikli olarak 'A Kulesi'nin ön ve yan duvarlarının iç kısımlarında güçlendirme amacıyla kazı çalışmaları yapıldığını hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti: 'Yapılan kazı çalışmalarında, kulenin alt kotlarında eski çağlara ait bazı duvar kalıntıları bulunmuştur. Bulunan kalıntıların erken Roma dönemi bazilikasına ait olduğu ve Bursa'nın mimarlık tarihinde yeni ufuklar açacağı düşünülerek kazının daha da genişletilmesi kararı alınmıştır. Bu amaçla kalıntıların üzerinde bulunan tek katlı yapı kamulaştırılarak yıkılmış ve kazıya geniş alanda ve derinlemesine devam edilmiştir. Kazı sonucunda beklendiği gibi doğu-batı ekseni üzerinde uzanan dikdörtgen bir plan şemasına sahip, mermer sütunları ve duvar süslemeleri olan, Hristiyanlığa geçişte ve ilk Roma devrinde kullanıldığı tahmin edilen bir bazilika yapısı ortaya çıkartılmıştır. Mimarlık tarihinde plan biçimini en uzun süre koruyan, Roma çağında ortaya çıkmış, ilk Roma döneminde de kullanılmış, hem mahkeme hem de dini yapı olma özelliği taşıyan bu bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı olması muhtemeldir.' Yılmaz, Bazilikanın teknik özelliklerine de değinerek, bu bilgileri verdi: 'Bazilikanın doğu kısmında yuvarlak bir apsis (ayin yapılan yer), apsisin önünde de aydınlatma amaçlı mazgal türü bir pencere boşluğu bulunmaktadır. Bursa bazilikasında ortada bir nef, nefin sağ ve sol yanlarında ise pastophorium türü iki adet hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin bir tanesi apsisin kuzey doğusunda, diğeri ise güney doğusunda yer almaktadır. Birinci hücrenin (oda) adı diokonikon, ikinci hücrenin adı ise prothesisdir. Diokonikon hücresi kutsal eşyaların bulunduğu yerdir. Bu hücre, dini eşya ve metinlerin saklandığı, din adamlarının ayin için hazırlık yaptığı odadır. Prothesis hücresi ise hediyelerin saklandığı ve kabul edildiği odadır. Bazilikada apsisin kuzey batısında neften girilen içinde rahip iskeletinin de bulunduğu bir mezar odası vardır.' 'Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracaktır' Burada halen devam eden kazı çalışmasında bazilikanın 'narteks' denilen giriş kısmı ile 'atrium' olarak adlandırılan avlunun ortaya çıkartılmasına çalışıldığını belirten Yılmaz, 'Özgün ve şu ana kadar bilinmeyen Bursa bazilikasının ortaya çıkması, Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracağı muhakkaktır. Burada, kazı sonra yapılacak korumaya yönelik restorasyon çalışmaları, turizm açısından da Bursa'ya önemli kazançlar sağlayacaktır' değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, 'B Kulesi' kısmında restorasyon öncesi yapılan temizlik çalışmalarında ise kuleye ait kazamat (yerin altına kazılmış siper) kalıntılarının ortaya çıktığına işaret ederek, 'Kalıntıların incelenmesi sonucu, 'B Kulesi'nin İç Kale'de bulunan Bey Sarayı'nı koruyan ilk kule olduğu anlaşılmıştır. Bu kule, kalıntılarının üzerinde geleneksel malzeme ve yöntemler kullanılarak özgün haliyle tamamlanmış ve eski ihtişamlı haline getirilmiştir. Kule iki katlı olmasına rağmen Tophane Parkı'nın ön görünüşünü etkilememesi amacıyla bir katı yapılmıştır. Diğer katının zemini seyir terası olarak bırakılmıştır' dedi.Milliyet
Hitler'in Hizmetçisinden Nazi Lideri Hakkında Bilinmeyenler...
Milyonlarca masum insanın ölümünden sorumlu, tüm dünyada kötülüğün sembolü haline gelmiş ve hakkında tarihçiler tarafından sayısız kitap yazılmış olan Nazi lideri Adolf Hitler’in karakteri ile ilgili detaylar hala gizemini koruyor. Eşi Eva Braun ile özel hayatını Alman toplumundan gizli yaşayan Hitler, 2. Dünya Savaşının sonunda eşi Eva Braun ile intihar ederek hayatına son vermişti. Eve Braun ile Adolf Hitler’in son günleri hakkında pek az bilgi bulunurken, geçtiğimiz günlerde Hitler’in hizmetçilerinden Elisabeth Kalhammer yıllar sonra suskunluğunu bozdu. 81 yaşındaki Elisabeth Kalhammer, Hitler’in son günlerini geçirdiği Bavarya’daki Berghof maliknesinde hizmetçi olarak çalışıyordu. 1943 yılında yayınlanan bir iş ilanına, kimin için çalışacağını bilmeden başvuran Elisabeth Kalhammer, işin Hitler için olduğunu öğrendikten sonra annesinin itirazlarına rağmen işe başladı. Salzburger Nachrichten gazetesine konuşan Kalhammer “Malikaneye geldiğim ilk gün çok gergindim. Düşünmek serbest olsa bile, Hitler’in bulunduğu ortamda konuşmak kesinlikle yasaktı” dedi. O zamanlar henüz 18 yaşından bile küçük olan Kalhammer’ın Hitler’le konuşması yasaktı ancak Nazi liderinin davranışlarını izleyebiliyordu. Kalhammer, Hitlerin sağlık problemleri nedeni ile çok sıkı bir diyeti olduğunu buna rağmen şekerli yiyeceklere karşı koyamadığını anlattı. Kalhammer’ın görevlerinden biri hergün Hitler için özel bir pasta hazırlamaktı. Hitler uyuduktan sonra hazırlanan pasta, evde herkes yatarken Hitler’in gizlice kalkıp yemesi için bir kenarda bırakılıyordu. Elma, fındık fıstık, ve kuru üzümden yapılan bu pastanın adı ise “Führer Pastası” idi. Kalhammer’in anlattıklarına göre Hitler’in ayrıca çikolatalı bisküvi ve tatlı çöreklere de zaafı vardı. Çay saatinde Nymphenburg porseleni fincan seti ile çay içerdi. Bir gün bu özel porselen setten bir fincanı kıran Kalhammer, tatilinden bir kaç gün kesilerek cezalandırılmıştı. Hitler’in hizmetçisi Kalhammer’ın anlatıklarına göre, Nazi lideri bir sinema tutkunuydu ve evinde özel bir sinema gösterim salonu vardı. Kendisi bu salonda sinema filmeri izlerken, çalışanların sadece Nazi propaganda filmleri izlemesine izin veriliyordu. Hitler geç saatlere kadar uyumaz ve öğlen 14:00 sularında yataktan kalkardı. Eva Braun’un ise çalışanlarla ilişkileri çok iyiydi. Bir moda tutkunu olan Eva Braun, Kalhammer’ın anlattığına göre her daim çok ‘elegan’ kıyafetler giyerdi. Kalhammer, Eva Braun’u ”Eva bizim arakdaşımızdı. Bize çok iyi davranırdı. Evli olmasa bile, evin hanımı gibi hareket ederdi. Noel zamanı bir gün bana bir top yün getirdi ve cephedeki askerlere çorap örmemi istedi” şeklinde anlatıyor. Hitler’in son günlerine kadar Eva Braun ile birlikte yaşadığı, ve Elisabeth Kalhammer’in de hizmetçi olarak çalıştığı Bergof malikanesi Nisan 1945 yılında müttefikler tarafından bombalanıp, ardından tamamen istimlak edildi. Dipnot Tv
Bir İlişkinin Başında Tarafların Gizlediği 13 Şey
Yeni bir ilişkiye başlarken hangimiz kendimizi her yönüyle anlatıyoruz? mesela göbeğini içeri çekmeyen var mı? ya da o kadar kıskancım ki evden dışarı adımını attırmam diyen? Dememiz o ki, ilişkinin başında hepimiz bir şeyleri gizleme ihtiyacı duyuyoruz. İşte belli başlı 13 tanesini sizler için derledik.
Reklam
Bir Fotoğraf Nasıl Popüler Olur? İşte Sırrı...
MIT araştırmacıları Flickr'daki milyonlarca fotoğraf üzerinde bir analiz yaparak bir fotoğrafı popüler yapan özelikleri belirledi ve kullanıcıların fotoğraflarının ne kadar popüler olabileceğini kestirmelerini sağlayan bir algoritma üretti. Araştırma sonucu az ya da çok tahmin edildiği gibi çıktı. Çalışmayı yapan Aditya Khosla tam 2 milyon 300 bin Flickr imajını inceledi. Bunun için birçok otomatik fotoğraf analiz yöntemlerinin kombine etti. İmajın içeriğinden sosyal işaretlere kadar birçok veriye bakıldı. Khosla'nın yaptığı araştırma sonucu eriştiği veriler ise şöyle: Fotoğrafta nesnelerin etkisi Güçlü pozitif etki: Mini etek, bikini, fincan, parfüm, tabanca, sutyen, tayt Orta derecede pozitif etki: Dev panda, basketbol, uğur böceği, lama, çita Düşük pozitif etki: Yaban domuzu, güneş enerjisi panelleri, at arabası, avokado salatası, katamaran Negatif etki: spatula, laptop, golf arabası, piston, elektrikli ısıtıcı Yeşil ve mavi tonlardaki resimler, kırmızı tonların hakim olduğu resimlere göre daha az popüler. Sosyal: (Flickr bünyesinde) İzlenme / tıklanma sayısının yüksek olması imajın popülerliğini daha da artırıyor. Kullanıcının ne kadar sayıda fotoğraf yüklediği, Kullanıcının kaç kişi tarafından takip edildiği, Kullanıcının kaç gruba dahil olduğu, Kullanıcının dahil olduğu grup üyelerinin sayısı, Kullanıcının üyelik süresi, Kullanıcının Pro Flickr hesabı olup olmadığı. Popüler fotoğrafın sırrı Araştırmaya göre bir fotoğrafı popüler yapan en önemli etkenleri şöyle sayabiliriz: Az giyinen kadınlar, sevimli hayvanlar, parlak renkler. Fotoğrafınızın olası popülerliliğini buradan ölçün Siz de fotoğrafınızın popüler olup olmayacağını ölçebilirsiniz. Kullanılan yöntemin basit bir versiyonu online olarak kullanıma açıldı. Bunun için http://popularity.csail.mit.edu/ adresine girip Popularity Demo alanında etkisini ölçmek istediğiniz fotoğrafı dosya seçten upload edip Run'a basmanız yeterli. Sayfanız biraz altında fotoğrafınızı göreceksiniz. Kısa bir süre sistem hesaplama yaptıktan sonra puanınızı gösterecek. (Dikkat yoğun kullanım durumunda sistem çökebiliyor ) Peki bu puanlar ne anlama geliyor? Örneğin fotoğrafınız 5 puan aldıysa, bu o fotoğrafı yayınladığınızda günlük ortalama 32 kişinin bu fotoğrafı izlemesinin muhtemel olduğu anlamına geliyor. Hesabı yaparken 2 üssü 5 olarak alıyor ve 2x2x2x2x2: 32. Eğer sistem 6 puan verseydi bu günlük 64 olası izlenmeye tekabül edecekti. (2 üssü 6 olarak: 2x2x2x2x2x2: 64) Algoritmayı geliştiren Aditya Khosla bunun kesin bir sonuç vermeyeceğinin altını çiziyor. Ancak bu yöntemle özellikle iki fotoğrafı karşılaştırarak hangisinin daha popüler olacağını anlamanın mümkün olabileceğini söylüyor. CNN Türk
Sanatsal GIF Yarışmasından Çok Etkileyici 12 GIF
Evet... GIF'ler artık resmen bir sanat formu. Dünyanın en büyük sanat evlerinden olan Londra Saatchi Gallery, GIF'leri hareketli fotoğrafçılık olarak tanımladı ve bir yarışma düzenledi. 52 ülkeden 4000 eserin katıldığı yarışmada 60 GIF finale kaldı ve bunlardan 6 tanesi manzara, yaşam, aksiyon, gece, insan ve şehir yaşamı kategorisinde ödüllendirildi...İşte yarışmadan ödül alan ve en dikkat çeken 12 GIF
Reklam
Ünlü Alman Yazar Stefanie Zweig Hayatını Kaybetti
Nazi soykırımından kaçan ailesini anlattığı 'Afrika'nın Hiçbir Yerinde' romanıyla dünya genelinde tanınan ünlü Alman yazar Stefanie Zweig hayatını kaybetti.Yazarın vefat haberini yeğeni Walter Zweig duyurdu. Yazarın ağır hastalığı nedeniyle geçen cuma Frankfurt'ta 81 yaşında vefat ettiğini açıkladı.1932 doğumlu Stefanie Zweig Nazi soykırımı döneminde 1938'de Yahudi olmaları nedeniyle ailesi ile birlikte Kenya'ya kaçmak zorunda kalmıştı. Yaşadıklarını 'Afrika'nın Hiçbir Yerinde' romanında anlatan yazar kısa sürede dünya genelinde tanınan bir yazar haline geldi. Yönetmen Caroline Link bu romanı beyaz perdeye aktardı ve 2003'te Oscar aldı.Yazar Stefanie Zweig 1947 yılında Almanya'ya döndü. İlk yıllarda kültür editörü olarak çalışan Zweig 1980'li yıllarda Abendpostgazetesi kapatıldıkan sonra, çocuk kitapları yazmaya başladı. Hayatının son yıllarında Frankfurt'ta gözlerden uzak bir hayat sürmeyi tercih etti. Zweig yeni bir kitap projesi üzerinde çalışıyordu. Ünlü yazar için yarın Frankfurt'ta cenaze töreni düzenlenecek.Cumhuriyet
Aklınızı Başınızdan Alacak En İyi 20 Kitap
etiket
Bazı kitaplar vardır ki, üzerinizdeki etkisi uzun zaman sürer. Bu pek tabii ki yazarın başarısıdır: kitabın etkisi sadece onu okurken değil; sonra da devam eder. Sebebi, hem provoke eden anlatımı, hem de altında yatan büyük fikir. Konunun sürükleyiciliği ise işin cabası.Dünyaca ünlü eğlence ve paylaşım sitesi Reddit'in kullanıcıları 'aklınızı başınızdan alacak kitapları' oylamış. Gerçekten dikkate değer bir liste. Bu yazımızda yer alan kitapların içeriklerini incelediğimizde de oldukça sürükleyici ve akıcı bulduk. Bizler de en çok beğenilen, en iyi kitaplar listesini sizler için bir araya getirdik. En iyi romanlar, kitap tavsiyeleri arayanlar için oldukça güzel bir liste. Okunacak kitaplar listesi yapıyorsanız ve okumadıklarınız varsa bu okunası kitapları kaçırmayın, mutlaka ekleyin! Dikkat, bu kitaplar sizi mutlu ettiği kadar, rahatsız da eder.İşte ilk 20:
Güneş'in En Soğuk Komşusu Keşfedildi
Gökbilimciler, Güneş’in yakın komşusu olduğu belirtilen ve bugüne dek keşfedilen en soğuk yıldızı tespit etti. Kutup bölgeleri kadar soğuk olduğu belirtilen kahverengi cüce, Dünya’dan 7.2 ışık yılı uzaklıkta.ABD’nin Pennsylvania State Üniversitesi araştırmacıları, en soğuk yıldızı ortaya çıkarmayı başardı. WISE J085510.83-071442 adı verilen kahverengi cücenin, Güneş’e en yakın dördüncü yıldız olduğu belirtildi.NASA’nın WISE ve Spitzer uzay teleskopları kullanılarak bulunan soğuk yıldızın, Dünya’nın kutup bölgeleri kadar soğuk olduğu düşünülüyor. Araştırmada yer alan astronomi profesörü Kevin Luhman, “Yıldız sistemimizin yeni bir komşusunu keşfetmek çok heyecan verici. Aynı zamanda yıldızın sahip olduğu sıcaklık, yörüngesinde yer aldığı düşünülen soğuk gezegenlerin atmosferleri hakkında da bize bilgi verebilir” dedi. Keşif, astronomi alanında yeni bilgiler elde edilmesi adına heyecan verici olsa da, WISE J085510.83-071442 gelecekte insanların evi olabilecek bir sistemi temsil etmiyor. Sahip olduğu hidrojeni helyuma çevirecek füzyon için yeterince kütlesi bulunmayan kahverengi cücelerden biri olan yıldızın sıcaklığı, -13 ile -48 derece arasında değişiyor. Yeni keşfedilen yıldızın yörüngesindeki gezegenlerin yaşamı desteklemek için çok soğuk olacağını belirten araştırmacılar, WISE J085510.83-071442’nin gökyüzünün kızılötesi taramayla ortaya çıkarıldığını belirtti. Bazı bölgelerin üç defa incelendiği taramada, ısılarının yaydığı parlaklığı sadece kızılötesi ışınlar altında belli olan kahverengi cüce kendini ele verdi. Gözlemleri ilk kez 2013 yılında başlayan WISE J085510.83-071442’nin, Jüpiter’in 3-10 katı büyüklüğünde olduğu tahmin ediliyor. Aylar süren gözlemlerle çekilen sayısız görüntüyü inceleyen bilim insanları, gök cisminin gezegen değil, ancak bir kahverengi cüce olduğunu kesinleştirdi. NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’nda görev alan Spitzer ekibi üyesi Michael Werner, “Onlarca yıl süren araştırmalardan sonra halen Güneş’in yakın komşularını tanımıyor olmamız şaşkınlık verici… En son keşif, WISE ve Spitzer gibi yeni teknoloji ve donanımlarla evrende neler keşfedebileceğimizi bize gösterdi” yorumunda bulundu. Güneş’in en yakın olan ilk üç yıldız sistemi, uzaklıkları 4.2 ile 6 ışık yılı arasında değişen Proxima Centauri, Alpha Centauri A-Alpha Centauri B ve Barnard Yıldızı. Al Jazeera
Reklam