DEAŞ Haberleri

DEAŞ ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. DEAŞ ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Davutoğlu Hangi Noktalarda Güvenli Bölge İstediklerini Açıkladı
Başbakan Davutoğlu Al Jazeera’ye verdiği mülakatta Halep’in kuzeyinde, İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, Lazkiye’nin kuzeyinde, Haseke’nin belli bölgelerinde, Cerablus ve Kobani'de güvenli bölge ilan edilmesi gerektiğini söyledi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, Al Jazeera Arapça'dan Ahmed Mansur’un sunduğu ‘Bila Hudud’ (Sınırsız) programında bölgede yaşanan gelişmeler, Kobani meselesi, IŞİD ve Türkiye’nin bölgedeki rolü hakkında açıklamalar yaptı. Davutoğlu bu röportajda ilk kez Türkiye’nin Suriye’nin hangi bölgelerinde güvenli bölgeler oluşturulmasını istediğini açıkladı. Başbakan Davutoğlu ayrıca “Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummayız” dedi. Türkiye’ye gelen mültecilerin çoğunun IŞİD’den değil rejimin hava bombardımanından kaçtığını söyleyen Davutoğlu “Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğmazdı” ifadelerini kullandı. IŞİD'in ise ilkeli bir tutum benimsenmemesi dolayısıyla 2013’ün baharında doğduğunu söyleyen Davutoğlu, 'IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur” dedi.‘200 bin Kürt kardeşimizi bir haftada kabul ettik’Davutoğlu, Türkiye’nin insani yardım konusunda büyük bir rol üstlendiğini ancak tek başına bir savaşa müdahil olmasının nihai bir çözüm getirmeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:“Bizim Suriye konusunda çok açık bir prensibimiz var: Suriye’de hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun, ister Arap, İster Kürt, ister Türkmen, ister Sünni, ister Nusayri, ister Hristiyan bütün kardeşlerimiz, dostlarımız herhangi bir yardıma ihtiyaç hissettiklerinde Türkiye yanlarında olmuştur. Bu sebeple geçmişte Arap, Kürt ve Türkmen 1 milyon 600 bin kardeşimizi kabul ettik. Halep’te, Azez’de, Tel Abyad’da, Rasulayn’da, İdlib’de sınır boylarımızda bir ihtiyaç hâsıl olduğunda elimizden geleni yaptık. Ancak Kobani konusunda yani Aynul Arap konusunda da aynı yardımı sergiledik. 200 bin Kürt kardeşimizi Aynul Arap’tan bir hafta içinde kabul ettik. Bütün Avrupa’nın üç buçuk yıl içinde kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısı bizim üç gün içinde kabul ettiğimizden daha az. Dolayısıyla gönlümüzü ve yüreğimizi açtık Suriyeli kardeşlerimize. Ama Türkiye’nin herhangi bir savaşa tek başına müdahil olması nihai bir çözüm getirecek durum değil. Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplum hep birlikte ve sadece Aynul Arap’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım. Çünkü nihai kertede Suriye’de IŞİD terörü dışında da, IŞİD ortaya çıkmadan önce de, geçen sene IŞİD 2013 Mart’ında ortaya çıktı, ondan önce de yüz binlerce insan öldürüldü, kitle imha silahları kullanıldı, scud füzeleri kullanıldı. İnsanlar fevç fevç Suriye’den kaçmak zorunda kaldılar. Bizim mesajımız çok açıktır: İnsani yardım konusunda hiçbir sınır tanımayız. ‘Bila hudut’ insani yardım yaparız. Yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Ama Suriye’ye müdahale konusunda her şeyden önce uluslararası toplumun entegre bir strateji geliştirmesi lazım. Sadece Aynul Arap’a dönük değil, Suriye’nin bütününe dönük bir strateji geliştirmeden, sadece Kürtleri değil, Suriye’nin bütün halkını korumaya dönük bir strateji geliştirmeden, sadece IŞİD terörüne karşı değil, zalim bir rejime karşı da ortak bir strateji geliştirmeden bir çözüme ulaşmak çok zor. Dolayısıyla tek bir bölgeye, tek boyutlu bir müdahalenin ve tek bir taraftan gelecek müdahalenin faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz”.‘IŞİD rejimin baskı politikaları yüzünden doğdu’Davutoğlu bölgede IŞİD’in ortaya çıkmasının sebebinin Suriye rejiminin baskı politikaları olduğunu söyledi:'IŞİD’in çıkmasının temel sebebi Suriye rejiminin acımasızca sürdürdüğü baskı politikalarıdır. Buna karşı direnen Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet güç kaybettikçe Suriye rejiminin desteklediği IŞİD güç kazandı. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik çıkarı yeni bir Suriye kurulmasındandır. Yoksa bugün IŞİD’İn tasfiye edilmesi yarın başka bir örgütün ya da rejimin IŞİD’in yerini doldurması sonucunu doğurur. Bizim için temel mesele, dünyanın da meselesinin bu olduğu kanaatindeyim, yeni bir Suriye’nin bütün etnik ve mezhebi dini gruplarıyla herkesin eşit vatandaş olduğu yeni bir Suriye’nin doğuşu konusunda Suriyeli kardeşlerimize yardım etmemiz şarttır'.‘Mülteci akının sebebi rejim’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’ye gelen sığınmacıların çoğunun rejimin hava bombardımanlarından kaçtığını belirtti:'Şu ana kadar Türkiye’ye dönük mülteci akınının en önemli kaynağı Suriye rejiminin hava bombardımanıdır. Bizde şu anda neredeyse bir milyon 800 bine yaklaşan mültecilerin bir milyon 600 bini Suriye rejiminden kaçarak geldi, 200 bini IŞİD’den kaçarak geldi. Dolayısıyla bu rakamlara baktığımızda IŞİD tasfiye olmuş olsa dahi Suriye halkı üzerindeki tehdit bitmeyecek. Ama öyle emin bölgeler ilan edebiliriz ki bu emin bölgelerde Suriye halkı kendi topraklarında bulunur. Bütün ihtiyaçlarını yine Türkiye karşılasın. Bundan hiç çekinmiyoruz. Ama artık Suriyeli kardeşlerimizin Suriye topraklarında kalmasını, kendi toprakları içinde gelecek inşa etmesini istiyoruz. Her türlü yardımı yine yapalım. Kastettiğimiz tampon bölge askeri bir tanımlama değil, insani bir güvenlik bölgesi, ama askeri bakımdan koruma altına alınmış bir güvenlik bölgesi. Bunun belli yerlerde derinliği farklı olabilir'.Güvenli bölgenin sınırlarıDavutoğlu Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada ilk kez güvenli bölgenin sınırın hangi bölgelerinde kurulması gerektiğine dair net ifadeler kullandı:'Biz bunun belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde, mesela Halep’in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim saldırıları var, hem IŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde, şu anki Cerablus bölgesinde, Aynul Arap’da… Birleşmiş Milletler’in belirlemesi en doğru olanıdır. Uluslararası meşruiyeti güçlü olur. Ama Birleşmiş Milletler bu konuda karar alamıyorsa ki biz üç buçuk yıldır Birleşmiş Milletler’in karar almasını bekliyoruz. Hiçbir karar alamıyor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, belli vetolar sebebiyle. O zaman Suriye’ye müdahale konusunda oluşan uluslararası koalisyon ve gönüllüler koalisyonu bu konuda belli kararlar alıp havadan koruma sağlayabilir. Bunun örneği de Irak’ta doksanlı yıllarda yaşandı. Irak’ta 90’lı yıllarda Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra uzun bir süre belli bir paralelin kuzeyi ve güneyi emin bölge ilan edildi ve Saddam’ın saldırılarına karşı korundu. Türkiye böyle bir koruma alanı oluştuğunda her türlü katkıyı vermeye hazır. Ancak böyle bir koruma alanı yokken tek başına Türkiye’nin müdahalesini istemek bütün bu riski tek başına Türkiye’nin üstlenmesini istemektir. Bizim burada vurguladığımız husus hangi strateji uygulanacaksa uygulansın bu strateji bütün Suriye’yi kapsamamalı, geçici olmamalı, tek boyutlu olmamalı, tek bir bölgeye veya şehre inhisar etmemeli. Nasıl Kürtlerin, ki kardeşlerimizdir, korunma hakları var, aynı şekilde Aynul Arap’taki Kürtlerin, aynı şekilde Tel Abyad’daki Arapların, Çobanbey ya da Bayırbucak’taki Türkmenlerin , İdlib’deki Arapların, Afrin’deki Kürtlerin de, yine Kürtlerin de korunmaya ihtiyacı var. Ama biz sadece bir noktaya teksif olursak, ve sadece IŞİD’den gelen tehdide teksif olursak, bu meseleye sadece palyatif bir çözüm, bu tabiri caizse geçici, palyatif bir çözüm olur. Biz artık Suriye’de kalıcı bir çözümün zamanının geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünüyoruz'.‘Bir terör örgütü gider başkası gelir’Davutoğlu Arap halklarının ve gençlerinin talepleri dinlenmeden yürütülecek mücadelenin sonuç vermeyeceğini ifade ederek “Bir terör örgütü gider başkası gelir” dedi:'3 sene önce 2011 yılında Arap Baharı başladığında, Arap gençleri sokağa çıktığında dünyadaki bütün diğer gençler gibi aynı şeyleri istiyorlardı: Daha çok özgürlük, daha çok refah, daha izzetli bir hayat, siyasi katılım ve liderlerin, ülkelerini idare edenlerin hesap verilebilir nitelikte ilişkiye sahip olması. Dünyada Avrupa’da, Amerika’da veya dünyanın her bir köşesinde gençlerin istediği taleplerdi. Ve 2011 yılındaki bu talepler 2012 yılında büyük bir ümit ortamı doğurdu. Ama 2013’ten bu yana bu taleplerin bastırılması ve maalesef uluslararası toplumun bu talepleri bastıranlara karşı etkin bir yöntem ve ilkeli bir tutum benimsememesi dolayısıyla IŞİD denilen yapı 2013’ün baharında doğdu. Yani bunu şunun için zikrediyorum: IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur. Çok büyük bir tehlikedir, tehdittir ve mazur görülemez. Ama bir taraftan da IŞİD’e karşı verilen mücadelenin esas yürümesi gereken alanın siyasi, kültürel bir mücadele alanı olduğunu da herkesin fark etmesi lazım. Baskı altında tutulan kitleler ümitlerini kaybettiklerinde radikalize olurlar. Soruyu sormak lazım: Arap gençlerinin ümidini kim tüketti? Kim Arap gençlerinin Suriye’de, Humus’ta sadece ve sadece özgürlük isteyen, fikir özgürlüğü, onurlu bir hayat isteyen insanların ümidini tüketti? Arap dünyasının her bir köşesinde 2011 yılında büyük ümitler vardı. Büyük bir gelecek beklentisi vardı. Şimdi bu soruları sormadan yürütülecek bir mücadele teröre karşı mücadele anlamında bir gün belki başarıya ulaşır. Ama bir terör örgütü gider, başka bir terör örgütü gelebilir. Esas itibariyle Arap halklarının ve gençlerinin o haklı taleplerine saygı duymak gerekir. Bundan 5 sene önce, 10 sene önce El Kaide’yi konuşuyorduk. Ondan daha önce başka terör örgütlerini konuşuyorduk. Şimdi IŞİD’i. Bunun tek çözümü meşru siyasi yönetimler ve kendi halkına saygı duyan liderler. Biz bunu Türkiye’de de bütün bu süreçlerde çok ciddi tecrübeler sonucunda buraya geldik. Düşünün, Beşşar Esed halkını bombalamak yerine o halkı dinlemeyi deneseydi. Üstlerine kimyasal silah kullanmak, scud füzesi kullanmak yerine o gençlere kulak verseydi IŞİD ortaya çıkabilir miydi? Ya da Beşşar Esed bunları dinlemediğinde ve insanları katlettiğinde Bosna’da Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Beşşar Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğabilir miydi? Vaktinde çözülemeyen krizler bir kartopu gibi daha bir yumak halinde önünüze geliyor. Ondan sonra da milyarlarca dolar harcamak, çok riskli operasyonlar yapmak ve çok daha fazla kan dökülmesi sonucunda bir netice almak zorunda kalıyoruz. Burada en önemli şey aynen tıpta olduğu gibi koruyucu hekimlik tarzında daha olay çıkmadan, kriz çıkmadan onu çözmeye dönük politikalar geliştirmek. Onun için şimdi biz bize dönük tavsiyede bulunanlara onu söylüyoruz: Kapsamlı bir strateji getirin, ilkeleri açık olsun. Sonucunda ne olacağını görelim. Her türlü katkıyı yaparız. Ama bunlar ortaya konmadan sadece bir tehdide dönük tek boyutlu bir mücadele bugün bir radikal örgütü tasfiye edebilir, radikalizme karşı gerçek bir zafer kazanılmasını ise mümkün kılmaz. Başka bir örgüt çıkar. O bakımdan kültürel, siyasi, askeri, ekonomik boyutları olan daha kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz'.‘IŞİD’in doğuşu 10 yıl öncesine gider’Davutoğlu IŞİD’i ortaya çıkaran faktörlerin 10 yıl öncesine kadar dayandığını belirtti:'Aslına bakarsanız DEAŞ’i (IŞİD) ortaya çıkarak faktörler bundan on sene öncesine kadar gider. İlk olarak biliyorsunuz Irak Kaide’si olarak ortaya çıktı. Amerika’nın Irak’a müdahalesi sonrasında. Sonra yapı değiştire değiştire, kendini bir anlamda dönüşüme uğrata uğrata geçen sene Mart ayında kendisini Suriye ve Irak’ı da kapsayan bir yapı haline dönüştürdü. Ne zaman DEAŞ yükselmeye başladı? Bağdat’ta ve Şam’da oturanlar çok geniş Sünni kitleleri tümüyle dışlayıp mezhepçi bir tutum benimsediklerinde hem Musul’dan Halep’e, Anbar’dan taa Humus’a kadar olan alanda, Rakka’ya kadar olan alandaki kitleler maalesef farklı arayışlara yöneldiler. Ama esas DEAŞ’ı burada ortaya çıkaran faktör Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden boşaltılan ve eski terör tecrübesi olan mahkûmlardır. İlginç bir şekilde, Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden, Suriye ve Irak’tan çıkan bu mahkûmlar, tekrar bu Irak El Kaide’sini dönüştürdükten sonra uzun bir dönem Suriye rejimi IŞİD’le hiçbir savaş yapmadı. IŞİD’i hiç bombalamadı. Aksine aralarında taktik bir koalisyon oluştur. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nu havadan bombaladı. Özgür Suriye Ordusu’nun elinde tuttuğu şehirler, Cerablus’tu, Tel Abyad’dı diğer birçok şehir havadan bombardımana dayanamayınca çekildiğinde bombalanan yerlerdeki boşluğu IŞİD doldurdu. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nun karşısına cesaretle savaşacak kara birlikleri çıkaramadığı için havadan bombaladıktan sonra bu IŞİD unsurlarının girebileceği bir yapı ortaya çıktı. Şimdi IŞİD’den muzdarip olan, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden ama bütün Kürtleri temsil etmeyen PYD de uzun süre IŞİD’le yan yana yaşadı. Hem PYD hem IŞİD rejimle işbirliği yaptı uzun bir süre. Hepsinin de hedefi Suriye halkının haklarını korumaya çalışan Özgür Suriye Ordusu’nun alanını daraltmaktı. IŞİD bu yapı içinde ortaya çıktı. Sonra Irak’ta özellikle Sünni politikacılar Bağdat’ta yalnızlaştırılınca ve Musul’da ciddi bir tepki oluşunca Musul’a tekrar döndü ve geniş bir alanda kontrol imkânı buldu. Ama bu yapıların bir taşeron gibi farklı istihbarat örgütleri tarafından kullanılabildiği de geçmişte görülen örneklerdendir. Ama esas itibariyle burada Suriye rejiminin IŞİD’e çok güçlü bir taktik destek sağladığını da göz ardı etmemek lazım. Eğer Suriye rejiminin hava saldırıları olmamış olmasaydı Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet bu alanları boşaltmak zorunda kalmazdı'.‘Meseleyi sadece bir yere bağlamak doğru değil’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin Kobani’nin (Aynul Arab) düşmesini istemeyeceğini ancak meselenin sadece buraya bağlanmasının doğru olmadığını vurguladı:'Aynul Arab’ın düşmesini istemeyiz, Aynul Arab’ın düşmemesi için elimizden gelen katkıyı sağlarız. Ama bütün bu sorumluluğu Türkiye’nin üzerine yüklemeye kimsenin hakkı yok. Suriye’deki krizin sorumlusu Türkiye değil. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Aynul Arabın düşmesi istenmiyorsa Aynul Arab’taki durumun diğer yerlere sıçramasına engel olmak lazım. Şunu sormak da herkesin hakkı; Peki Aynul Arabın düşmesi gerçekten bizi üzer ve düşmemesi için elimizden gelen katkıyı yaparız ama Rakka düşerken neredeydiler? Cerablus düşerken nerdeydiler? Musul düşerken neredeydiler? Musul’u terk etmediği için bizim başkonsolosumuz rehin alındı. Musul’u terk eden Irak ordusunun sorumluluğu nerede? Peki Azez düşerken neredeydiler? Şimdi dolayısıyla meseleyi sadece Aynul Arab’a bağlamak ve sadece bir yerdeki mücadeleye bağlamak doğru değil. Bizden bir şey talep eden, masaya kapsamlı bir strateji koyacak ve bu stratejinin uygulaması esnasında Türkiye’ye yönelecek mülteci gücünü nasıl engelleyeceğini de anlatacak. Orada da anlaşacağız. Bundan sonraki aşamada Suriye’de nasıl bir yapı doğacak, onda da anlaşmamız gerekecek. Yoksa IŞİD’e karşı mücadele ederken Suriye rejimini meşrulaştırmaya kesinlikle razı olmayız'.‘Mülteciler savaşmak isterse engel olmayız’Davutoğlu, IŞİD’e karşı savaşmak için Kobani’ye gitmek isteyenlerin durumuna dair şu ifadeleri kullandı:'Bunu daha önce Araplar da, Türkiye’de Arap nüfus da var Türkmen nüfus da var, onlar da giderek Suriye’de bunu yapmak istediler. Onlara da aynı politikayı takip ettik. Türkiye sınırı öyle bir sınır ki mesela Rasulayn’da, karşı tarafta Afrin’de ve Aynul Arab’ta her iki tarafta da Kürtler var, İdlib’te, Halep’te, Azez’de her iki tarafta Araplar var, Cerablus’ta ve Lazkiye’de her iki tarafta Türkmenler var. Eğer biz, ki bütün bunları kendimize kardeş kabul ederiz, onların giderek orda savaşmalarına izin verirsek, tüm Türklerin giderek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının savaşmalarına göz yummak gerekir ki, bunun doğurabileceği büyük bir kargaşa olur. Ama oradakilerin bulundukları yerlerde kendilerini savunmaları için neler yapılabilir, bunu tabii konuşmak gerekir veya Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummak bir müddet sonra başka yerlerde başka talepleri de beraberinde getirir. Türkiye için bir Arabın bi Türkmene, bir Türkmenin bir Kürde, bir Kürdün bir Araba üstünlüğü yoktur. Herkes eşit şekilde bizim kardeşlerimizdir. Birine vereceğimiz hakkı diğerine de vermem gerekir bu da Türkiye-Suriye sınırını kontrol etmeyi imkansızlaştırır'.İran’ın Şii ekseni oluşturma çabasıDavutoğlu İran’ın Suriye meselesindeki rolüyle ilgili de şu ifadeleri kullandı:“İran’ın bu kuşakta bir Şii ekseni oluşturma çabası, ki bunu tasvir ettiğiniz şekilde bölgede Şii-Sünni gerilimin artıracak ve mezhep çatışmalarına yol açabilecek tehlikeli bir senaryo olarak değerlendiririz. Burada İran’la da bütün diğer ülkelerle de öncelikle mezhep temelli ayrışmalar karşısında bir araya gelinmesi gerektiğini düşünüyoruz ve buna inanıyoruz. Onun için biz kendi halkına zulmedene kadar da hiçbir ülke liderini şu veya bu mezhepten diye dışlamadık. Ama bölgeyi siyasi ya da mezhebi bir rekabet alanı halinde görmek ya da bu hale getirmek geleceğe yönelik çok fazla riski de beraberinde getirir”.“Suriye rejimi kendi halkına zulmetmeye devam ettiğinde, ki geçmişte iyi ilişkilerimiz olan bu yönetimle ilişkilerimizi kesmeyi ve Suriye halkının yanında olmayı tercih ettik. İran yönetimi ise Suriye yönetiminin yanındaki politikasını sürdürdü. Bu konuda görüş ayrılığımız var ancak herhangi bir çözüm çabası içinde her zaman herkesle görüşme iradesine sahip olduğumuzu sürekli vurgulayageldik. Ümit ederiz ki İran Suriye yönetimi üzerindeki gücünü kullanır ve Suriye rejiminin kendi halkına karşı gerçekleştirdiği bu katliamların durması yönünde çaba sarf eder”.“Bizim burada önemli olan temel ilkemiz insan haklarına saygı kendi halkına karşı merhamet ve şefkat gösterilmesi ve hiçbir şekilde zulme alet olunmaması. Hepimiz İsrail’e karşıyız ama bütün Ortadoğu ülkelerinin de bilmesi gereken gerçek şu ki İsrail’in öldürdüğünden daha fazla Müslümanı Suriye rejimi katletti. Biz bunu İranlı dostlarımıza çok söyledik. İsrail Gazze’deki camileri bombaladı Suriye uçakları da Halep’teki Humus’taki Şam’daki mescitleri teravih namazında Ramazan’da bombaladı. Bizim için nasıl mazlumun kimliği yoksa zalimin kimliği de yoktur”.Yabancı savaşçılar meselesiBaşbakan Davutoğlu, Suriye'deki yabancı savaşçılara karşı çıkılırken bir ayrım yapılmaması gerektiğini, Suriye'de Hizbullah, İranlı ve Rus akseri danışmanların da yabancı savaşçı olduğunu vurguladı:“Yabancı savaşçılara da karşı çıkanlar da, burada da herkesin ilkeli olması lazım, yabancı savaşçıya karşı çıkmalıyız ama Suriye’ye giren Hizbullah da yabancı savaşçıdır, Suriye’ye giren bazı İranlı veya Rus askeri danışmanlar da yabancı savaşçıdır. Ya bütün yabancıların Suriye’den elini çekmesi lazım hangi niyetle ve ne şekilde olursa olsun. Suriye’yi Suriyelilere bırakalım”.‘Dünyada ve bölgede üç çeşit ülke var’Davutoğlu, Ortadoğu'da vekalet savaşlarıyla üzerinde etki kurularak yönetilemez hale getirilen ülkelerin ne kendilerine ne de etki kuranlara faydası olduğunu söyledi:“Aslında bugün bölgede ve dünyada üç grup ülke var; Vizyonu olup kendi yönetim kabiliyeti olan ülkeler, bunlar yükseliyorlar, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyeti olanlar, bunlar yerlerinde sayıyor, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyetine sahip olmayanlar, bunlar ciddi parçalanmalar içine giriyorlar. Maalesef bölgede birçok ülke vizyonunu da yönetme kabiliyetini de kaybettiği için ciddi parçalanmalar içinde. Bugün etki altına alındı dediğiniz, herhangi bir ülke tarafından, ülkelerin çoğu aslında yönetilemiyorlar, o etkinin de hiçbir ülkeye faydası olmuyor. Parçalanmış ve çatışmalar içine girdiğiniz bir ülke üzerinde etki kurduğunuzda size ne faydası olur o ülkeye ne faydası olur?”Al Jazeera
Erdoğan'dan DEAŞ Açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarını sürdürdüğü Fransa'nın başkenti Paris'te, Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı.Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde 2004 yılından sonra hitap etmekten memnuniyet duyduğunu ifade Erdoğan, bugün Fransalı mevkidaşı ile gerçekleştirdiği görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkileri ve bölgesel meseleleri değerlendirdiklerini kaydederek, 'İlişkilerde zaman zaman iniş çıkışlar olsa da tarihe baktığımızda genel olarak ortaklıkların işbirliğinin dayanışmanın öne çıktığını görüyoruz. İlişkilerimizdeki bir başka önemli boyut Fransa'da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye kökenli vatandaşlarımızdır ki sayısı 610 bin civarında. Çifte vatandaşlığa sahip vatandaşlarımızın sayısı da 300 bine ulaşmış durumda. Bu rakamlarla Türkler Fransa'da dördüncü büyük göçmen grubunu oluşturuyorlar' diye konuştu.Konuşmasında IŞİD yerine DAESH (IŞİD'in Arapça kısaltması) kelimesini kullanan Erdoğan, mücadelenin devam edeceğini belirterek, 'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır.Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DEAŞ ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. Anlamı 'barış' olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür' dedi.'AB TARAFINDAN TÜRKİYE'YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMASINI BEKLİYORUZ'Fransa ve Türkiye arasındaki işbirliğinin Avrupa ve Akdeniz'deki Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki birçok meselenin çözümüne katkı sağlayacağını savunarak, 'Biz Türkiye olarak Fransa ile ilişkilerimizde büyük devlet vizyonunu her zaman muhafaza ettik ve ediyoruz. AB üyelik sürecimizde bize en büyük desteği ve katkıyı beklediğimiz ülkelerin başında Fransa geliyor. Biz bu desteği Chirac'ın görevi bıraktığı ana kadar hep gördük. Bu destek o süreçler içerisinde hep oldu. Nedense Sayın Chirac ayrıldı. Ayrıldıktan sonra bir farklı hava esmeye başladı. Bu da bizi üzdü tabi. Temenni ederim ki şimdi yeni bir sürecin içerisine girmiş bulunuyoruz. Türkiye'nin 1963 yılından bu yana AB kapısında bekletiliyor olması izahı mümkün olmayan bir süreçtir. Hiçbir ülkeye böyle bir uygulama yapılmamıştır. AB müzakere süreci maalesef fasıllar üzerine konan blokajlar nedeniyle ciddi bir duraklama süreci yaşıyor. AB tarafından Türkiye'ye verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz. Bu da bizim en doğal hakkımızdır. Fransa tarafından da bize verilen sözlerin tutulacağını ümit ediyoruz' ifadelerini kullandı.'300 BİN İNSANIN ÖLÜMÜ GÖSTERE GÖSTERE GELMİŞTİR'Ortadoğu'daki krizleri daha ortaya çıkmadan gören ve uyarıları yapan ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Irak'ta bu manzaranın oluşabileceğini Irak'ın bölünme noktasına gelebileceğini yıllar öncesinden ifade ettik. Türkiye'nin bu konuda uyarıları dikkate alınmış olsaydı buna yönelik tedbirler alınmış olsaydı Irak'ta şu anda yaşananlar yaşanmayacak barışçıl demokratik çözümler üretilmiş olacaktı. Aynısı Suriye için de geçerli. Suriye'de yaklaşan tehlike görülmediği için işte bugünkü trajik manzaraya ne yazık ki düşmüş durumdayız. 300 bin insanın ölümü maalesef göstere göstere gelmiştir. Öyle bir yaklaşım tarzı var ki anlamak mümkün değil' dedi.'DEVLET TERÖRÜNÜ ESTİREN KİŞİ BANA GÖRE TERÖRİSTTİR'Dünya siyasetine yerleşmiş olan iki kavramın kendisini çok rahatsız ettiğinden bahseden Erdoğan, şunları söyledi:'Bunların bir tanesi konvansiyonel silahlar meselesidir bir diğeri de kimyasal silahlar meselesidir. Bunun uygulaması karşımıza özellikle Suriye'de çıktı. Kimyasal silahların uluslararası hukuk açısından çok farklı bir konumu olabilir fakat Suriye'de kimyasal silahlarla ölenlerin sayısı binlerle ifade edildi. Konvansiyonel silahlarla ölenlerin sayısı ise üzülerek ifade ediyorum 300 bine yakındır. Konuşulan hep nedir? Kimyasal silahtır. Konvansiyonel silahları neden konuşmuyorsunuz? Kimyasal silahla öldürülürse suç değil, konvansiyonel silahla öldürülürse suç, mantık bu mu? Neticesi ölüm olan ve bu vesile ile kullanılmış olan ne olursa olsun bunun yasaklanması gerekir. Konvansiyonel silahı kullanıyorsa oradaki devlet terörünü estiren kişi ki bana göre bir teröristtir ve ortada bir devlet terörü vardır. Bu kişiye karşı ulusların birleşip Adalet Divanı'na mı gider nereye giderse bunun oraya götürülmesi lazım.''DAESH İLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR'Türkiye'nin DAESH'a (IŞİD) yardım ettiği yönündeki iddialardan rahatsız olduklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır. Biz 32-33 yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DAESH ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. İslam anlam itibariyle anlamı 'barış' olan kelimeden türemiştir. Anlamı barış olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür. Dikkat edin IŞİD'i de ısrarla kullanmıyorum. DAESH diyorum. Çünkü bunlar bir terör örgütüdür.''KOBANİ'Yİ NİYE BU KADAR STRATEJİK BİR KONUMA TAŞIDILAR?'Bölgedeki meselenin sadece Kobani olmadığını belirten Erdoğan, Kobani'nin istismarının yapıldığını savunarak 'Kobani niye böyle bir stratejik konuma getirilmiştir. Ne var burada acaba? Petrol mü var, altın mı var, elmaslar mı var? Neden acaba Kobani? Bugün Kobani'yi bombalayanlar, koalisyon güçleri, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Humus vurulmuştur sesleri çıkmamıştır. Buralar vurulurken sesleri çıkmayanlar acaba Türkiye'nin sınırındaki Kobani ile ilgili niye bu kadar stratejik bir konuma taşıdılar? Onlar için bunun stratejik önemi nedir? Benim sınırımda burası. Eğer stratejik bir konumu olacaksa benim için olmalı. Onlar için olmaması lazım. Şu anda boş bir Kobani var' diye konuştu.'BUGÜN KOBANİ'Yİ KURTARIRSINIZ YARIN BAŞKA KOBANİLER ÇIKAR'Batı'nın Ortadoğu'ya karşı sergilediği çifte standartlı tutumun Ortadoğu'da vicdanları derinden etkilediğini aktaran Erdoğan, 'Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı küresel adalet tesis edilmediği müddetçe Ortadoğu'da ya da diğer bölgelerde bu tahribat daha da artacaktır. Batı da bu tahribattan uzak kalmayacaktır. Yaklaşan bu tehlikeyi hepimizin görmesi gerekiyor. Avrupa'nın bu tehdidi özellikle görmesi gerekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da çizilen sınırlar oluşturulan senaryolar şu anda adeta dikişlerini patlatarak küresel sorunlara dönüşüyor. Bölgedeki her meselenin birbiri ile irtibatı var. Bugün DAESH'i ortadan kaldırırsınız yarın bir başkası çıkar. Bugün Kobani'yi kurtarırsınız yarın başka Kobaniler çıkar. PKK terör örgütüne yeşil ışık yakılırken işte bu terör örgütüne kırmızı ışık yakılması terörle mücadele konusundaki samimiyetin sorgulanmasını da beraberinde getirir' ifadelerini kullandı.'ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK EN BÜYÜK SALDIRI KOBANİ BAHANESİYLE SERGİLENDİ'Konuşmasında çözüm sürecine değinen Erdoğan, 'Çözüm süreci adını verdiğimiz terörü sona erdirme toplumsal barışı tesis etme süreci yapılan tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen devam ediyor. Bu süreç daha başladığı anlarda Paris'te yapılan bir saldırı sürece yönelik büyük bir sabotaj olmuştu. Bu sabotajın süreci yaralamasını engelledik. Yaklaşık 2 yıllık süreçte benzeri birçok saldırıyı kararlılıkla bertaraf ettik. Çözüm sürecine yönelik en büyük saldırı Kobani bahanesi ile geçtiğimiz haftalarda sergilendi. 40 vatandaşımız Kobani bahanesi ile yapılan saldırılarda hayatını kaybetti. Bunların tamamı terör örgütü PKK'nın katlettiği Kürt kökenli vatandaşlarımızdı. Terör örgütü gibi terör örgütünün uzantısı olan siyasi parti de kendi ideolojisi kendi fikirleri kendi yaşam tarzı dışında hiçbir oluşuma tahammül etmiyor. Kimi zaman şiddetle kimi zaman baskı ile farklılıkları ortadan kaldırmanın gayreti içine giriyor. Zor bir süreçteyiz hassas bir süreçteyiz. Ama barıştan başka bir seçeneğimiz yok. Bunu mutlaka tesis edeceğiz. Ne güvenlikten ne hukuk ve demokrasiden taviz vermeden devam ediyoruz' diye konuştu.'İYİ NİYETİMİZ KARŞILIK BULMADI'1915 Olayları ile ilgili değerlendirmede bulunan Erdoğan, bu konunun dezenformasyondan uzak tutularak ele alınamadığını kaydederek, 'Bizim bütün yapıcı yaklaşımlarımıza rağmen Ermenistan ve Ermeni Diasporası sağduyulu bir yaklaşım sergilemediler. Biz bu meselenin siyasi bir mesele olmaktan çıkarılmasını siyasetin malzemesi olmaktan çıkarılmasını, bırakalım bunu tarihçiler gelsinler bu mesele üzerinde çalışsınlar. Biz arşivlerimizi açtık. Ermenistan'ın elinde varsa bu tür arşiv o da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsın. Bu belgeler üzerinde hukukçular siyaset bilimciler tarihçiler çalışmalarını yapsınlar. Onların yaptığı tespitlerle adım atalım. Bizim iyi niyetimiz maalesef karşılık bulmadı' dedi.CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KONFERANS’TA SORULARI YANITLADICumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temasları kapsamında gittiği Fransa'daki Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı. Açıklamalarının ardından kendisine yöneltilen sorulara yanıt veren Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili sorulan bir soru için Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini anlatarak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır' dedi.'İSRAİL YÖNETİMİNİN ANLAYIŞI İLE BARIŞIK OLMAK BİZİM AÇIMIZDAN MÜMKÜN DEĞİL'İsrail ve Türkiye ilişkileri ile ilgili sorulan bir soruya Erdoğan, 'İsrail bölgede halkı Müslüman olan ülkeler olarak ilişkileri en ileri olan ülke Türkiye'ydi. İsrail böyle bir dostunu kaybetti. Gerek malum Mavi Marmara olayı diye uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım götüren gemiyi vurmalarından sonra aramızdaki münasebetler olumsuz gelişti. Biz kendilerine o zaman 3 maddeden oluşan şart sunduk. Bunun bir tanesi özür dilenmesiydi. İki tazminat konusuydu. Üç, Filistin'e ambargonun kaldırılmasıydı. Özür dilendi. Tazminat için belli bir noktaya gelindi. Ambargonun kalkmasını beklerken Gazze vurulmaya başlandı. Filistin vurulmaya başlandı. Böyle İsrail halkı ile bir sorunumuz yok. Bizim ülkemizde Musevi vatandaşlarımız var. Sorunumuz yok ama İsrail yönetimi ile bizim sorunumuz var. Şu andaki İsrail yönetiminin anlayışı ile barışık olmak bizim açımızdan mümkün değil' diye yanıt verdi.'DARBECİ İLE YAN YANA OLAMAM'BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmadığı konusunu 'Darbeci ile yan yana olamam' diyerek açıklayan Erdoğan, 'Benim demokrasi derdim var. Ben demokratik bir liderim. Mısır'da da demokrasi mücadelesinde Mursi yüzde 52 oy ile Mısır'a başkan seçildi. Mısır'a başkan seçilen Mursi, şu andaki Sisi'yi kendine Milli Savunma Bakanı yaptı. Kendisi aynı zamanda Genelkurmay Başkanı konumunda. Milli Savunma Bakanı yaptığı Sisi, kalktı darbe ile Mursi'yi indirdi. Burada Batı çok büyük bir yanlış yapmıştır. Ben Batı'ya sesleniyorum. Siz demokrasiden yana mısınız, darbeden yana mısınız? Ben uygulaması ile Batı'nın kusura bakmasınlar darbeden yana olduğunu gördüm. BM Genel Kurulu'nda verilen yemekte bizi liderler arasında bir masaya oturtacaklar. Sordum masada kimler var. Dediler ki Sisi de o masada. Sisi o masadaysa ben o masaya gitmem dedim. Niye? Çünkü benden meşruiyetini alacak bir darbeci ile yan yana olamam. Şu anda Batı da bir yol ayrımında. Eğer demokrasi diyorsak demokrasi ile ilgili mücadelemizi kalemlerimizle de vereceğiz, söylemlerimizle de vereceğiz, duruşumuzla da vereceğiz' diye konuştu.'TÜRKİYE'NİN SÖZDE SINIRLARA EVET DEMESİ, MÜMKÜN DEĞİL'Ortadoğu'daki yeni sınırlar ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Türkiye'nin burada oluşabilecek sözde sınırlara evet demesi mümkün değil. Bu konu ile ilgili olarak atılan adımlar çok önemli. Irak'ta maalesef zihinsel sınırlar başka ülkeler tarafından atılıyor bu da önemli. Burada DAESH’ın da (IŞİD) böyle bir adım atmadığını da kimse söyleyemez. Bu da bunu bir fırsata dönüştürmüş olabilir. Bu bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün orada böyle bir netice alabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Aynı şekilde Suriye'de de böyle netice alabileceğine yine ihtimal vermiyorum. Sonunda ben inanıyorum ki Irak'ta Irak halkı galip gelecektir. Suriye'de de Suriye halkı galip gelecektir ve topraklarına sahip çıkacaklardır' ifadelerini kullandı.'PEŞMERGELER ÜLKEMİZE DAVULLU ZURNALI GELDİ'Peşmergelerin Türkiye'den geçişini farklı bir şekilde aktaran Fransız medyası ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Biz peşmergelerin Türkiye'den geçmesi için gayret sarf ettik. Biz Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye'den geçmesi ile ilgili gayret sarf ettik. Nitekim Özgür Suriye Ordusu Türkiye'den geldi ve Kobani'ye girdi. Peşmergeler Türkiye'ye geldiler ve tüm mühimmatı ile araç gereçleri ile ülkemize geldiler. Ve bir de davullu zurnalı geldiler, onu da söyleyeyim. Peşmergeleri uçakla biz Şanlıurfa Havalimanımıza aldık. Orada hala istirahat ediyorlar. Fakat şu anda bu akşam itibariyle 2 gündür bizdeler Erbil'den şu anda haber bekliyorlar. Çünkü gelen konvansiyonel silahların Kobani'ye girmesinin uygun olmadığına dair aldıkları bir haber üzerine Kobani'ye henüz girmiyorlar. Biz daha da fazlasını peşmergelerden bekliyorduk. Özgür Suriye Ordusu'ndan da daha fazlasını bekliyorduk. Oradaki gidip savaşacakların sayıları ortalama 100'er kişi diyebilirim. 100 Özgür Suriye Ordusu'ndan 100 peşmergelerden. Batı medyasına bu ifadeleri niçin böyle söylediğimi böylece anlamış olun. Bu kadar hassas bir konuda Türkiye'yi zor durumda bırakmak için peşmergeye müsaade etmiyor, Özgür Suriye Ordusu'na müsaade etmiyor. Böylece yalan yanlış doğru olmayan haberler yapıyorlar' şeklinde konuştu.'ŞU AN HİZMET VERDİĞİM YER, GAZİ MUSTAFA KEMAL'İN HİZMET VERDİĞİ KÖŞK DEĞİLDİR'Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasına ilişkin Atatürk Orman Çiftliği'ndeki yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini aktararak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Onun yanında Pembe Köşk diye adlandırılan yerdir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Pembe Köşk'ü büyük ihtimalle Gazi Mustafa Kemal ile alakalı Ankara'da bir müze haline getirmek ve oturduğu yeri ondan kalan bütün objeleri de orada toplamak sureti ile Pembe Köşk'ü daha anlamlı kılabilecek bir adımı da böylece atmış olacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır. Biliyorsunuz artık Yeni Türkiye var. Yeni yer yine bizim imari üslubumuza, Türkiye bir medeniyetin varisidir. Nasıl ifade ediyorsunuz Atatürk'ün mirasları diyorsunuz, işte biz Selçuklu bakiyesi üzerine bir Osmanlı bakiyesi üzerine gelmiş bir ülkeyiz. Bizim bir mimari anlayışımız var. Gayet güzel bir eseri ortaya çıkarmış olduk' dedi.Gülten ÖZBEY-Bahar DEMİREL - DHA
"Bizim Ne Aklımız Ne de İrademiz İpotek Altında Değildir"
Cumhurbaşkanı Erdoğan,' 'Kobani' dediler, Diyarbakır'da, Batman'da, Hakkari'de alçakça cinayetler işlediler. DEAŞ vahşeti dediler DEAŞ'ın vahşetini aratmayacak işkenceler yaptılar' dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Kobani' dediler ama aslında ne kadar korkak olduklarını gösterdiler. 'Kobani' dediler, 'yaşasın' dediler, gittiler Diyarbakır'da, Batman'da, Hakkari'de alçakça cinayetler işlediler. DEAŞ vahşeti dediler, DEAŞ'ın vahşetini aratmayacak alçakça, insanlık dışı işkenceler yaptılar. Masum gençleri katlettiler. Sanmayın ki bunlar yapanın yanında kar kalacak. Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz bu olayların sorumlularını, canileri, katilleri tek tek tespit ediyor ve yargı önüne çıkarıyor. İnşallah Meclisimizin çıkaracağı yeni yasayla da bu tür şiddet eylemleri karşısında daha güçlü tedbirler alınacak' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esenler Dörtyol Meydanı'nda düzenlenen Esenler Belediyesi Toplu Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, açılışı gerçekleştirilen eserlerin hayırlı olması temennisinde bulundu.Yarın muharrem ayının 10'nu, aşure günü olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Tüm insanımız için hayırlara, barışa, özgürlüğe, kurtuluşa vesile olmasını Allah'tan niyaz ediyorum. Birliğimizi teyit eden bir gün, bir ay olmasını niyaz ediyorum' diye konuştu.Erdoğan, Esenler Belediyesinin vatandaşlara daha iyi hizmet için yeni bir hizmet binası inşa ettiğini ifade ederek, şunları kaydetti:'Yine sizlerin kamu hizmetlerini çok daha iyi bir ortamda alabilmeniz için belediyemiz yeni bir hükümet konağı inşa etti. Büyükşehir Belediye Başkanımızını adını taşıyan bir kültür ve sanat merkezi Esenler ilçemize kazandırıldı. Edebiyatımızın önemli isimlerinden değerli şairimiz merhum Cahit Zarifoğlu adına inşa edilen gençlik merkezi ve bilgi evi de bugün açılışı yapılan eserler arasında yer alıyor. Yine bilgi ve hikmet evi de belediyemiz tarafından yapılarak sizlerin hizmetine sunuldu.'Erdoğan, bugünkü açılış programı arasında yer alan eserlerden birinin de Özdilek Anadolu İmam Hatip Lisesi olduğunu belirterek, şöyle devam etti:'Mimarisiyle, kapasitesiyle gerçekten etkileyici bir eser olan bu okulumuzun birinci etabı tamamlandı. İkinci etabının da bu açılış vesilesiyle startını veriyoruz. Toplam 111 trilyon yatırım tutarı olan bu eserlerin Esenler ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Bu eserlerin Esenler'e kazandırılmasında emeği geçen başta belediye başkanımız Tevfik Göksu ve ekibi olarak mimarından işçisine kadar tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.'Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olarak İstanbul'a hizmet etmenin bahtiyarlığını yaşadığını anlatarak, sözlerini şöyle devam ettirdi:'Esenler'in tarihini bilirim bir İstanbullu olarak. Esenler'in geçmişini bilirim bir İstanbullu olarak. Buranın köy olduğu zamanı bilirim bir İstanbullu olarak. Hamd olsun 1990'dan bu yana buralar çok hızlı bir değişimi, dönüşümü bizim zihniyetimizde yaşadı. Büyükşehir belediye başkanlığı görevinden sonra başbakan olarak Türkiye'ye ama en çok da Türkiye'nin özü ve özeti olan İstanbul'a eserler kazandırmanın iftiharını yaşadık. Şu anda da Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı halkın doğrudan oylarıyla seçilmiş cumhurbaşkanı olarak aynı azimle, aynı sevda ile yine milletimin ve ülkemin hizmetindeyim. Yine 81 vilayetimize özellikle de İstanbulumuza hizmetler kazandırmanın gayreti içerisindeyim.''Projeleri çok yakından takip ediyorum'81 şehirde, özellikle de İstanbul'da başbakanlığı döneminde başlayan önemli projelerin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:'Bu projeleri çok yakından takip ediyorum. Başlamış projelerin yanında yeni projelerin başlatılması, kalkınma seferberliğinin hız kesmeden devam etmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz ve yapacağız. Bugün geriye dönüp baktığımızda hamd olsun tüm Türkiye'de, İstanbul'da da önemli mesafeler katettiğimizi görüyoruz. Bizim kolları sıvayıp işe başladığımız 1994 yılının İstanbul'u ile bugünkü İstanbul arasında dağlar kadar fark var. 1990'ın Esenleri'ni gözönüne getirin bir de 2014'ün Esenleri'ni göz önüne getirin. Soruyorum Esenler halkına 'geriye mi gittik, ileri mi gittik?' Daima ileriye. Ne dedik 'durmak yok, yola devam.' Yine durmayacağız, yine yola devam edeceğiz. İlerlemeye, kalkınmaya devam edeceğiz.' Bölgenin 4 bin metrekarelik bir alan olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:'Şimdi yol buranın altında ve yaklaşık 30 bin metrekareye ulaştı. Bu bir aşktır, bu bir dertlenmedir, derdiniz varsa bunu yaparsınız. Eğer derdiniz yoksa bunu yapamazsınız. İşte ben dertli olan bu kadroyu kutluyorum. İlçe belediye başkanlarımıza, büyükşehir belediye başkanıyla, tüm hükümetimizle ben bu kadroyu kutluyorum. Aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması lafla olmaz, çalışmayla olur. Kardeşlerim burada, bu icraatlarda akıl var, bilgi var, tecrübe var ve neticelendirme var. İşte biz bunu böyle yaptık.' İstanbul'un nüfusunun ikiye katlandığına değinen Erdoğan, şöyle devam etti:'Ben belediye başkanıyken İstanbul'un nüfusu 7,5 milyon civarındaydı, şimdi 15 milyonu buldu. Bakınız nereden nereye... 1994 İstanbulunda musluklardan su akıyor muydu? Sokaklar çöpten geçilmiyordu. Hava kirliliği nefes aldırmıyordu. Gazeteler maske dağıtıyordu. Haliç'in yanından geçmek mümkün değildi kokudan. Adacıklar artık belirmişti. Ulaşımda raylı sistem Osmanlı döneminden kalanlardan ibaretti. Çevre düzenlemesine sıra dahi gelmiyordu. Biz İstanbul'a aşkla, sevda ile gönülden gelen bir şevkle hizmet ettik. İstanbul'un çehresini bununla birlikte Türkiye'nin çehresini değiştirdik.''Kanal İstanbul sözümüzü de unutmadık'Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı heyecanla İstanbul'un geleceği için yeni projeler peşinde koştuklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:'İşte üçüncü köprü, şu anda kuleler bitti. Şimdi tabliyelere geçilecek ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile 4 gidiş, 4 geliş, ortasından da raylı sistem. Türkiye'de bir ilk, dünyada bir örnek. Yeni havalimanının, lastikli tüp geçiş projesinin inşaatları da sürüyor. Kanal İstanbul sözümüzü de unutmadık, bugünlerde ihale hazırlıkları yapılıyor. İnşallah ihalesiyle birlikte Karadeniz'i Marmara'ya bağlayacağız. Kanal İstanbul'un da her iki tarafında numune adeta şehircikler göreceksiniz. Biz ülkemiz için milletimiz için daha da ötesi yeryüzündeki tüm kardeşlerimiz için tüm insanlarımız için hayaller kurmaya, hedefler kurmaya devam edeceğiz.'İstanbul'un bu hayallerin lokomotifi ve merkezi konumunda olduğunu ifade eden Erdoğan, '77 milyonluk Türkiye'nin özü ve özeti olan İstanbul güçlendikçe, güzelleştikçe diğer 80 vilayetimiz de onu izleyecektir. İstanbul için çalışan, İstanbul için alın teri döken, emek veren herkes işte böyle bir sorumluluk taşıyor. İşte böyle şerefli bir görevi yerine getiriyor' diye konuştu. Türkiye'nin bölgedeki diğer ülkelerle çok önemli ve tarihi bir süreçten geçtiğine işaret eden Erdoğan, 'Suriye ve Irak başta olmak üzere bölge ülkelerinde yaşanan sıkıntıların, sorunların etkilerini burada, İstanbul'da dahi görmek, hissetmek mümkün. Çünkü İstanbul, sadece ülkemizin değil, tüm bölgenin de kalbi durumundadır. Halep'te yıkılan evinin önünde ağlayan bir annenin sesi, İstanbul'da yankılanır. Musul'da üzüntüyle duvara yaslanıp kalan bir babanın gölgesi, buraya, İstanbul'a düşer. Kahire'de sakalından gözyaşları süzülen bir ihtiyarın kederi, buraya, İstanbul'a kadar ulaşır. Filistin'de, Gazze'de deniz kenarında oynarken öldürülen çocuğun feryadı, burada, İstanbul'da duyulur. Kahire'de şehit edilen 18 yaşındaki Esma'nın sesi burada duyulur' diye konuştu. 'Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' sözünü yineleyen Erdoğan, böyle bir Türkiye'nin yeniden imarı ve ihyası için çalıştıklarını, bundan taviz vermeyeceklerini ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Bosna'da ailesinin tüm fertlerini kaybedip Srebrenitsa'da o kayıp mezarları arayan anneleri gördüğünüz zaman, sorumluluğumuzun ne kadar büyük olduğunu anlarsınız ama bu bir aşk meselesidir, dertli olma meselesidir. 'Bosna Hersek'ten bana ne, Mısır'dan bana ne, Suriye'den bana ne, Irak'tan bana ne?' diyemezsiniz. Eğer biz Osmanlı bakiyesinin üzerinde, Selçuklu bakiyesinin üzerinde bir Türkiye isek bizim buralar için 'bana ne' deme hakkımız yok. Buralarda olan bitenden her zaman bizim dertlenmemiz şart. Bu yeni Türkiye'nin görevidir, büyük devlet olmanın görevidir. Bunu bir kenara koyamazsınız. Kırım'da uzun zaman sonra kavuştuğu vatanını kaybetme korkusu yaşayan kardeşlerimizin yürek çarpıntısı, burada, İstanbul'da karşılık bulur. 'Hayır' diyemezsiniz. Bunun için İstanbul, bunun için Türkiye, çevresinde olup biten olaylar karşısında tepkisiz kalamaz. Biz güçlü olacağız ki komşularımız da güçlü olabilsin.''Batı medyasının asparagas haberlerle Türkiye'yi karaladığını gördüm'Fransa gezisinden yeni döndüğünü ve orada birçok konuda görüşme yaptığını hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:'Orada bir kuruluşta yaptığım toplantıda, verdiğim konferansta, bir hava gördüm. Neydi? Batı medyasının ne kadar asparagas haberlerle, yalan yorumlarla Türkiye'yi karaladığını gördüm. Çok enteresan... Soru ne biliyor musunuz? 'Siz Peşmergelere niçin müsaade etmiyorsunuz?', 'Siz Özgür Suriye Ordusu'na niçin müsaade etmiyorsunuz?' Dedim ki, 'Müsaade etmediğimizi size kim söylüyor? Siz bana burada bir defa yalan bir soru üretiyorsunuz ve bana bunu soruyorsunuz. Bir defa şu anda Peşmergeler, Türkiye toprakları üzerinden geldi ve Kobani'ye, yani eski adıyla Ayn-el Arab'a girdi. Özgür Suriye Ordusu geldi, girdi. Senin bunlardan bile haberin yok. Tam aksine PYD denilen bir terör örgütü bunları almıyordu. Sonunda almak zorunda kaldı. Niye? Dert başka. Bir üst akıl bunları farklı yönlendiriyor.' 'Kobani niye bu kadar önemli?' 'Kobani niye bu kadar önemli?' diye soran Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:'Değerli kardeşlerim Kobani'yi bu kadar önemseyenler acaba Hama'yı niye önemsemediler? Humus'u niye önemsemediler? Deyr Ez-Zor'u niye önemsemediler? Kobani'de neden? Burası düşündürücüdür. Aynı şekilde Irak'ın yüzde 40'ı DEAŞ'ın işgali altında. Orayı niye önemsemiyorlar? Musul'u niye önemsemediler? El Anbar'ı niye önemsemediler? Burası da düşündürücü? Enteresan.Türkiye, atacağı adımları dikkatli atabilecek kadar bir yönetim kabiliyetine sahiptir. Kusura bakmasınlar, biz aklımızı kiraya vermedik. Bizim ne aklımız ne de irademiz ipotek altında değildir. Otururuz, değerlendiririz, istişareyi yaparız ona göre adımlarımızı atarız. Şu ana kadar da yaptığımız budur. Kardeşlerim bütün bunlar olurken, burada bir gerçeği görmemiz lazım. İşte buyurun, Amerika yardım yapıyor. Nereye? Kobani'ye. İndirilen silahlar, terör örgütü, bir kısmı DEAŞ'ın eline düşüyor, bir kısmı da PYD'nin eline... Böyle bir yanlış olabilir mi? Biz uyarımızı yaptık, 'Bak yanlış yapıyorsunuz. Bu göndereceğiniz silahlar, mühimmatlar ya terör örgütü DEAŞ'ın eline giderse ne olacak?' İşte Musul'da verdiniz, Irak'ın merkezi ordusu kaçtı, bütün verdiğiniz silahlar DEAŞ'ın eline. İşte biz bu yanlışlara düşmeyiz.'Türkiye'nin tarih boyunca mazlumlar için umut ışığı olduğunu, bugün de bunun sürdüğünü dile getiren Erdoğan, 'Türkiye asırlar boyunca mağdurlar, muhtaçlar için sığınılacak, güvenli bir ülkeydi. Bugün de aynı şekilde güvenli bir ülke. Bakın şu anda komşumuz Irak ve Suriye'de yaşanan gelişmeleri çok dikkatle, çok büyük hassasiyetle izliyor, büyük devlet refleksiyle olaylara müdahalemizi yapıyoruz. Basit düşünenler, belli kalıplar belli şablonlar içinde düşünenler, şu anda bizim bölgede ne kadar aktif olduğumuzu, ne kadar başarılı ve barışçıl bir yol izlediğimizi göremezler, göremiyorlar ama biz büyük devlet refleksiyle, usta bir satranç oyuncusu tecrübesiyle bölgedeki ateşi düşürmenin, söndürmenin mücadelesini veriyoruz ve Allah'a hamd olsun, bunda da başarılı oluyoruz' dedi. Türkiye'de ve Türkiye dışında bazı çevrelerin Kobani meselesi üzerinde bu kadar durmuş olmalarının manidar bulduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:'Şimdi ben gayretle, buradaki mücadelede yerimizi aldığımızı söylüyorum. Dikkatinizi çekiyorum, Kobani'de şu anda 2 bin savaşçı var ama Kobani'den 200 bin insan nereye geldi? Türkiye'ye geldi. Öyle mi? Bunlar başka bir yere gitmedi. Birileri, Kobani'den çıkan Kürt vatandaşları kalkıp da ağırlamadı, onlara destek vermediler. Yediren, giydiren kim? Türkiye. Şu anda Türkiye'de 1 milyon 600 bin sığınmacı var, mülteci var. Şu ana kadar bizim yaptığımız harcama 4.5 milyar doları buldu. Kardeşlerim, Türkiye, bütün bu harcamaları yaparken 230 bin çadır kent ve konteyner kent kurarken, dünyanın bize gönderdiği destek ne biliyor musunuz? 200 milyon dolar. 4,5 milyar dolar biz harcamışız, 200 milyon dolar bize destek gelmiş. Batı, sesi çıkmıyor. BM, sesi çıkmıyor. Siz ne işe yarıyorsunuz? Ne işe yarıyorsunuz? Türkiye üzerine düşeni yapıyor bir de utanmadan, sıkılmadan diyorlar ki Türkiye bu işlere sessiz kalıyor. Hayır, öyle değil. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Asıl sessiz kalan sizsiniz. Siz görevinizi yapmıyorsunuz. Türkiye, sınırında cereyan eden tüm bu olaylar karşısında bütün tedbirlerini kendi alıyor, elinden gelen bütün gayreti kendisi ortaya koyuyor.'AA
Erdoğan: 'Ekmek Almaya Gitti' Diyorlar, Yalan...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi 2014- 2015 Akademik Yıl Açılış Töreni'ne katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada Berkin Elvan'a yönelik açıklamalarda bulundu ve 'Ekmek almaya gitti dediler. Yalan.. Ne ekmek alması. Sapanlarla maskelerle resmi var.' dedi. BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmamasıyla ilgili ise 'Geçen BM genel kurulunda Sisi'yi bizim masaya oturtacaklardı. Ben dedim bu yemeğe katılmam. Çünkü o adama meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetini kaybetmiş bir lider değilim. Benim sandalyem orada boş kaldı. Bizim izzetimiz onurumuz var' açıklamasını yaptı.ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN SATIRBAŞLARI:Bezmialem farkını ortaya koymaya başladı. Bu sene 2 bin öğrencisiyle önemli işlere imza atıyor. Bezmialem'in dev bir kampüs haline gelmesi tıp alanında çok değerli araştırmalar yapılacak.'EĞİTİME BÜYÜK KATKI SAĞLADIK'İktidara geldiğimizden beri eğitime büyük katkı sağladık. Eksiklerimiz fazla. 12 yıl öncesini düşünün. Bugüne bakmayın. Vakıf Gureba'nın öğrencilik yıllarımdaki halini bilirim. Nereden nereye? Yarınlar daha iyi olacak. Türkiye'nin her yerinde okul açtık. Eğitimi fiziki olarak engelleri ortadan kaldırdık.'DOKTORLAR KONUSUNDA AÇIĞIMIZ VAR'Ben 75 kişilik sınıflarda okudum. Şimdi 30 kişilik sınıflar var. Maddi imkansızlıkları kaldırdık. Çocuklarını okutan ailelere maddi destek sağladık. 175 üniversite var. Akademisyeniniz var mı? dediler. O da olacak dedik. Hocalarımız yetiştirecek biz de onları istihdam edeceğiz. Üniversitelerimiz bir yarış halinde olmalı. Tıp'ta açığımız var mı? Var! Gelin Sağlık Bilimleri Üniversite'sini kuralım. İlk adımı Bezmialem'le attık. Şimdi Sağlık Bilimleri Üniversitesi kuruluyor. Doktor konusunda açığımız var.'GEÇEN SİSİ'Yİ BİZİM MASAYA OTURTACAKLARDI'Geçen BM genel kurulunda Sisi'yi bizim masaya oturtacaklardı. Ben dedim bu yemeğe katılmam. Çünkü o adama meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetini kaybetmiş bir lider değilim. Benim sandalyem orada boş kaldı. Bizim izzetimiz onurumuz var. Ben haktan yanayım.'NE EKMEK ALMASI'Gezi'de hayatını kaybeden bir çocuğu reklam malzemesi yaptılar. Ekmek almaya gitti dediler. Yalan.. Ne ekmek alması. Sapanlarla maskelerle resmi var. Bunun için kıyamet koparanlar Diyarbakır'da vahşice öldürülen Yasin'le ilgili konuyu asla gündeme getirmediler. Yasin Börü ve arkadaşlarını görmediler. Niye? Çünkü Yasin Börü inancını yaşayan bir delikanlıydı. Yani bu anlayışı anlamak mümkün değil.'İÇERİDE 100 TANE GAZETECİ FALAN YOK'Batı medyasında Türkiye'ye karşı yalan haberlerle örülmüş bir psikolojik savaş var. İçeride 100 tane gazeteci falan yok. İçerdeki gazeteci sayısı 7'dir. Bunlar terörist. Gazeteci kimliği olan terörist. Öbürü kaçak silahla yakalanmış. Kimisi asker öldürmüş, kimisi banka soymuş. Bunlar gazeteci kimliğiyle bunları yapmış.'HENDEK ATLATTILAR BUNLAR BİZE YA!'Türkiye içinden de bir takım siyasiler ve bir takım medya bu algı operasyonunun değirmenine su taşıyor. ABD'de Türkiye'yi sürekli imam hatip okulları açıyor, yasaklama yapıyor diye iftira atan ihanet yapan zavallı hainler var. Niye Tayyip Erdoğan imam hatip mezunu... Ben hem imam hatip hem Eyüp Lisesi mezunuyum. Niye çünkü almadınız... Hendek atlattılar bize bunlar ya. Yapmadıları kalmadı ki. Aynı şeyi yavrularımıza da yaptılar. Katsayı dediler. Bu zulümler bu ülkede yaşandı. Ama şimdi hamdolsun serbestçe herkes yarışa giriyor.Bizim için DEAŞ'a destek veriyor dediler.Amerika laf dinlemedi uçaklarla silah attı. Bir kısmı DEAŞ'ın eline geçti.haberler.com
Özür Krizi Sonrası Erdoğan ile Biden İlk Kez Bir Arada
Erdoğan ile Biden'ın isimleri kısa süre önce yaşanan polemikle gündeme gelmişti.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Beylerbeyi Sarayı'nda ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile özür krizi sonrasında ilk kez başbaşa görüştü.Erdoğan ile Biden'ın isimleri kısa süre önce yaşanan polemikle gündeme gelmişti.ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Harvard'ta yaptığı bir konuşmada aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bölgedeki ABD müttefiklerinin IŞİD'e yardım yaptığını söylemiş, Erdoğan'ın Suriye'ye ilişkin olarak kendisine 'Siz haklıydınız' dediğini ifade etmişti. Erdoğan, 'Bu konuda eğer Biden, bu tür ifadeler kullandıysa, Biden benim için tarih olmuştur' demişti.Daha sonra Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada Biden'ın Erdoğan'ı arayarak özür dilediği söylenmişti. Ancak Biden geçtiğimiz günlerde yaptığı başka bir açıklamada, Erdoğan'ndan özür dilemediğini ifade etmişti.T24
'ABD ve Türkiye Görüş Ayrılıklarını Gideremedi'
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dört saatlik görüşmesinden sonra düzenlenen basın toplantısı olumlu mesajlar içerdi.Biden, iki ülkenin birbirine olan ihtiyacının altını çizerken, Erdoğan fikir birliği içinde olduklarını söyledi. Peki Türkiye ve ABD arasında özellikle bölgesel konular ve Suriye kriziyle ilgili farklılıklar giderildi mi? Basın toplantısı bu sorunun yanıtına dair ipuçları içeriyor mu?Uzmanlar, iki liderin basın açıklamalarının satır aralarında, görüş ayrılıklarının giderilmediği sonucunun çıktığını söylüyor.Açıklamaları BBC Türkçe’ye değerlendiren The German Marshall Fund (GMF) Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, “Ortak basın toplantısı iki ülke arasındaki güçlü müttefiklik ilişkileri ve ortak vizyonun yanı sıra bazı konulardaki farklı bakışın kodlarını da yansıttı” diyor.Ünlühisarcıklı ayrıca, Biden'ın “Her zaman her konuda çok açık ve dürüst görüşmelerimiz olmuştur” cümlesinin ise “diplomatik dildeki karşılığı bazı konularda farklı yaklaşımların karşılıklı olarak dile getirilmesidir” yorumunda bulunuyor.“Kısa vadede uzlaşı söz konusu değil”Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı Şaban Kardaş da basın açıklamasının, “son dönemdeki, ‘işbirliği çatırdıyor mu’ mu şeklindeki yorumlara net bir cevap niteliği taşıdığını” söylüyor. Ancak detaylara bakıldığında iki ülke arasında görüş farklılıkları bulunan konularla ilgili bir uzlaşmanın sağlanmadığının göründüğünü belirtiyor.Kardaş, “Özellikle son dönemde tartışılan güvenli bölge, uçuşa yasak bölge gibi konularda uzlaşılan net bir konu olmadığını anlıyoruz. İşbirliği ortaklık önemli, ama farklılık devam ediyor ve bunları görüşmeye devam ediyoruz mesajı var” diyor.Peki bu farklılıkların yakın zamanda giderilmesi mümkün mü? Kardaş, bu soruya “Teknik düzeyde yapılan görüşmeler var. Orada ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama ortaya çıkan resim o görüşmelerin kısa vadede sonlanmayacağı yönünde. Uzlaşacakları bir noktaya gelmeleri kısa vadede şu an söz konusu değil” değerlendirmesini yapıyor.Satır araları hangi ipuçlarını veriyor?Bunun yanında Özgür Ünlühisarcıklı iki liderin değindikleri başlıkların farklılık göstermesinin önemli olduğuna dikkat çekiyor. Erdoğan'ın basın toplantısında “vurgulayarak yer verdiği” Kuzey Afrika'daki gelişmeler konusunda görüş birliğinin “Biden'ın açıklamalarına yansımadığını” belirtiyor ve ekliyor: “Öte yandan Biden'ın Irak'taki yeni hükümete ilişkin olumlu açıklamaları ve Türkiye'nin yeni Irak hükümeti ile diyaloğunun öneminin altını çizmesi Erdoğan'ın açıklamalarında yer almadı.”Ünlühisarcıklı’nın bir başka değerlendirmesi de iki ülkenin birbirini nasıl tanımladığına ilişkin: “Erdoğan ABD ve Türkiye'den stratejik ortaklıktan model ortaklığa geçiş sürecini başarmış iki ülke olarak söz ederken Biden birbirine ihtiyaç duyan iki ülke yaklaşımını sergiledi” yorumunu yapıyor.ABD’nin Suriye krizine daha etkin bir şekilde dahil olmasından ve IŞİD ile mücadeleyi gündeminin üst sıralarına taşımasından bu yana Türkiye ile iki noktada ayrışıyor. Türkiye, yaklaşık 1,000 kilometrelik sınırında güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge için ısrar ederken ABD bu öneriye sıcak bakmıyor. Türkiye IŞİD ile karşı mücadelede Esad rejiminin devrilmesini bir öncelik olarak öne sürerken ABD’li yetkililer Esad’ın devrilmesini hedeflemediklerini yineliyorlar.Bununla birlikte bugünkü basın toplantısında Biden, “Suriye muhalifetini güçlendirmek ve Esad rejiminden uzakta bir geçiş sürecini temin etmek” ifadelerine yer verdi.Erdoğan ise “Birinci derecede, Suriye ve Irak'ta gelişmeler ile 'DEAŞ' tehdidi konusunda etraflıca görüşme imkanımız oldu. Gündemde ön planda olan meselelere ilaveten bazı bölgesel ve küresel konuları da değerlendirme fırsatımız oldu. ABD ile fikir birliği içinde olduğumuzu gördüğümüzü memnuniyetle ifade etmek isterim” dedi.Uzman Şaban Kardaş da “Şu ana kadar yapılan spekülasyonlara karşı stratejik ortaklığın konjonktürel olarak yaşanan ayrışmalar ve krizler bir yana iki taraf açısından da kaçınılmaz bir gerekliliği var. Bunu ortaya koymuş oldu” görüşünde.İki liderin de gazetecilerden soru almadan sonlandırdığı basın toplantısının planlanandan fazla süren görüşmenin içeriğine dair verdiği ipuçları özellikle Suriye’de çözüm için yaklaşım farklılıklarında uzlaşmanın zaman alacağına işaret ediyor gibi görünüyor. BBC Türkçe
Papa: 'Tanrı Türkiye'yi Kutsasın ve Korusun'
Papa Franciscus ve beraberindeki heyeti taşıyan İtalya havayolları Alitalia’nın kendisine tahsis ettiği ve üzerinde Papalık arması bulunan özel uçak, saat 12.50'de Esenboğa Havalimanı'na indi. Karşılamada askeri kıta hazır bulundu. Türkiye ziyaretine Anıtkabir'de saygı duruşuyla başlayan Papa Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın ilk resmi konuğu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Papa Franciscus Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki görüşmenin ardından ortak bir açıklamada bulundu. Katolik aleminin ruhani lideri Papa Franciscus'un bugün başlayan Türkiye ziyareti 30 Kasım'a sürecek. Ziyaretin ilk ayağı Ankara. Papa Franciscus'u taşıyan özel uçak saat 13.00 sıralarında Esenboğa Havalimanı'na indi. Papa ilk ziyaretini Anıtkabir'e gerçekleştirdi ve ardından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Papa Franciscus Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.Açıklanan programa göre Papa daha sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’le görüşecek.Papa’nın Mart 2013’te göreve gelmesinden bu yana yapacağı 6. yurtdışı gezisi olan Türkiye ziyareti, hem Hristiyan alemi içindeki ayrılıkların aşılması, hem de İslam dünyasıyla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından özel bir öneme sahip.Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede yaşananlar da bu ziyaretin etki alanını Vatikan-Türkiye ekseninden çıkarıp genişletiyor.
'AB Stratejik Hedefimiz'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'AB'ye tam üyeliği stratejik bir hedef olarak görüyor ve yaklaşık 50 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz' dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AB tam üyeliğini Türkiye'nin stratejik bir hedefi olarak gördüklerini ve yaklaşık 50 yıldır bunun mücadelesini verdiklerini belirterek, 'Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, ülkemize katkılarının yanında Avrupa'nın da ihtiyacı olan dinamizmi, kültürel çoğulculuğu ve hoşgörü iklimini yeşertecektir' dedi.  Erdoğan,  Le Meridien Otel'de düzenlenen Türk-İngiliz Tatlı Dil Forumu yemeğinde yaptığı konuşmada, forumun 4. toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.Edinburgh'da geçen yıl düzenlenen forumun başarıyla icra edilmesinde büyük katkıları olan majesteleri York Dükü Prens Andrew'e, bugün aralarında olması hasebiyle ayrıca teşekkür ettiğini kaydeden Erdoğan, 'Forumu, değerli dostum Başbakan Cameron ile yaklaşık 4 yıl önce iki ülke halklarını daha da yakınlaştırmak amacıyla başlatmıştık. 4 yılın ardından bugün burada gördüğünüz samimi atmosfer ve yakın temas, forumun ne derece başarıya ulaştığını gösteriyor' diye konuştu.Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının son derece dinamik, son derece canlı ve aktif bir karaktere sahip olduğunu belirten Erdoğan, son 12 yılda gerçekleştirilen reformlarla sivil toplum kuruluşlarının çok daha başarılı çalışmalara imza attığını dile getirdi.Köklü geleneklere sahip iki ülkenin sivil toplum alanındaki birikimlerini de samimiyetle paylaşacaklarına, işbirliğini çeşitlendirerek daha da ileriye taşıyacaklarına emin olduğunu vurgulayan Erdoğan, 'Bu forum vesilesiyle iki ülke halkları arasındaki ilişkiler inşallah çok daha sağlıklı ve güçlü bir temele oturacak, farklı alanları da içine alarak daha da zenginleşecektir' ifadelerine yer verdi.Gerek Türkiye, gerekse Birleşik Krallık'ın köklü bir medeniyete, güçlü bir devlet geleneğine, kendine özgü küresel bir siyaset vizyonuna sahip olduğunu kaydeden Erdoğan, küresel ve bölgesel konularda istikrarlı, yapıcı ve sonuç alıcı adımların atılması için iki ülkenin çok yoğun bir işbirliği içinde olması gerektiğine işaret etti.Erdoğan, şöyle konuştu:'Bilhassa dünyada barışın, istikrarın, demokrasinin, bütün bu önemli adımların atılması hususunda stratejik işbirliğimizin hayati önemi bulunuyor. Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki münasebetlerin tarihi derinliği ve birikimi işbirliğimizin en sağlam temelini teşkil ediyor. Stratejik ortaklığımızı geliştiren alanların başında hiç kuşkusuz ekonomik ve ticari ilişkilerimiz geliyor. Dünyanın en büyük dış yatırımcıları arasında bulunan Birleşik Krallık, hali hazırda ülkemizdeki en önde olan yatırımcılardan bir tanesidir. Ülkemizde faaliyet gösteren 2700'ün üzerindeki İngiliz sermayeli firma, bu sahadaki bağların gücünü ortaya koyuyor. Bizler, Birleşik Krallık ile 2009 yılına ait ikili ticaret hacmimizi, 2015 yılı itibarıyla iki katına yani 19 milyar dolar seviyesine yükseltme hedefi doğrultusunda iş çevrelerimizi destekleme kararı almış ve buna devam edeceğimizi söylemiştik.'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023 hedefleri arasında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmanın bulunduğunu ve bu amacı gerçekleştirmek için de var güçleriyle kararlı bir şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.Bu noktada Birleşik Krallık ile ekonomik ve ticari işbirliğine büyük önem verdiklerini, çok daha yakın çalışmayı arzu ettiklerini anlatan Erdoğan, 'Türk inşaat ve müteahhitlik firmaları, dünyanın dört bir yanında çok büyük projelere, önemli başarılara imza atıyorlar. Birleşik Krallık'ın da bilhassa mühendislik ve mimarlık alanında ciddi bilgisi ve birikimi bulunuyor. Bu alanda el ele vererek, tecrübe ve deneyimlerimizi paylaşarak, beraber ve yeni ortaklıklar tesis edebileceğimize inanıyorum. Önümüzdeki dönemde gerek Türkiye'de, gerek üçüncü ülkelerde Türk ve İngiliz firmalarının daha fazla ortak projede ve girişimde yer almasını bekliyoruz' şeklinde konuştu.  'En az 3 çocuk diyorum ama kimse buna yaklaşmıyor'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2008-2009 yıllarında tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizin olumsuz etkilerinin Avrupa'da hala devam ettiğini anımsattı. Her ne kadar bu yıl belirli bir toparlanma yaşansa da kaydedilen gelişmelerin son derece kırılgan olduğunu vurgulayan Erdoğan, kamu borcuyla işsizlik oranının yüksekliği ve finans sektörüyle ilgili sorunların bu kırılganlığı daha da artırdığını dile getirdi.Avrupa genelinde giderek yaşlanan nüfusla, bunun sosyal güvenlik sistemi üzerine getirdiği yükün etkilerinin uzun vadede devam edeceğinin görüldüğüne dikkati çeken Erdoğan, nüfusun yaşlanması noktasında şahsen kendisinin de Türkiye'de ciddi bir mücadele verdiğini anlattı.Erdoğan, 'Ama henüz başarılı olduğumu söyleyemem. Çünkü her gittiğim veya davetli olduğum nikahta şunu söylüyorum; 'en az 3 tane çocuk' diyorum ama kimse buna yaklaşmıyor' dedi.Ekonominin en dinamik unsurunun insan olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:'Genç nüfus. Eğer genç nüfusa sahipseniz, ekonomide başarılı olmanın yolu açıktır. Aksi takdirde başaramazsınız. Bu konjonktüre rağmen Türkiye'de son 12 yıl içinde ekonomik açıdan büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Türkiye olarak 2001 yılında ülkemizde yaşanan krizden özellikle bir ders çıkardık. 2002'den itibaren ekonomimizi sağlam ve sarsılmaz bir yapıya kavuşturmanın mücadelesini verdik. Birçok Avrupa ülkesinden farklı olarak bankacılık sektörümüzün altyapısını güçlendirmek suretiyle bütçe açığımızı düşürerek, düşük borç stoğu ve sağlam bir finans yapısıyla krizi karşıladık. Bu çabalarımızın meyvesini de kriz döneminde alma imkanı bulduk. Krizin olumsuz etkilerinden en az etkilenen ülkelerden biri Türkiye'dir. Ağır kriz döneminde dahi ekonomimizdeki büyüme ve milli gelirimizdeki artış devam etti. Bu bakımdan 2015 yılında sürdüreceğimiz G-20 dönem başkanlığımızın son derece önemli ve anlamlı olduğunu burada ifade etmek istiyorum.'Türkiye'nin dönem başkanlığı sürecinde önceki dönemlerde başlatılan finans sektörünün regülasyonu, yatırımların finansmanı ve iklim değişikliği alanlarındaki önemli uygulamalara devam edileceğini belirten Erdoğan, KOBİ'lerin istihdam ve ekonomik kalkınma açısından oynadığı o kritik rolü göz önüne alarak, onları destekleyecek ve teşvik edeceklerini söyledi.Erdoğan, 'G-20 dönem başkanlığımız sırasında en az gelişmiş ülkelere sağlanacak destek konusunu da gündemde tutacağız ve geleceğe yönelik bunu teşvik edeceğiz. Genel bütçe kesintilerine rağmen uluslararası kalkınma yardımlarında herhangi bir kesintiye gitmeyen Birleşik Krallık ile bu bağlamda da görüş birliği içindeyiz. Dönem başkanlığımız sırasında Birleşik Krallık ile yakın diyalog ve istişare halinde olmayı arzu ettiğimizi özellikle bu toplantıda da ifade etmek isterim' değerlendirmesinde bulundu.Gerek ikili ilişkilerin ulaştığı aşama, gerek yürütülen başarılı kamu diplomasisi sayesinde iki ülke arasındaki irtibatın, halklar düzeyinde de arttığını belirten Erdoğan, Birleşik Krallık'tan her yıl 2,5 milyon turisti Türkiye'de misafir ettiklerini söyledi.Erdoğan, 'Ayrıca 51 bin İngiliz vatandaşı, Türkiye'yi ikinci vatanları olarak seçerken, 400 bin civarında insanımız da Birleşik Krallık'ta yaşıyor. Önümüzdeki dönemde ekonomik ve ticari ilişkilerimizin yanında insani bağlarımızın da güçlenmeye devam edeceğine, yakalanan bu ivmenin sürdürüleceğine inanıyorum' diye konuştu.'Avrupa Birliği'ne tam üyeliği ülkemizin stratejik bir hedefi olarak görüyoruz'Türkiye'nin, tarihi, coğrafi ve kültürel bakımdan Avrupa'nın doğal ve vazgeçilmez bir parçası olduğunu söyleyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:'Avrupa Birliği'ne tam üyeliği ülkemizin stratejik bir hedefi olarak görüyor, yaklaşık 50 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Bu süreçte gerçekten çok önemli reformları hayata geçirdik. Temel hak ve özgürlükler ile demokrasimizin güçlendirilmesi noktasında ciddi adımlar attık. Biz bu reform sürecini çeşitli ülkelerin siyasi engellemelerine rağmen hız kesmeden aynı kararlılıkla devam ettireceğiz.Bu noktada AB üyeliğimizin önündeki siyasi engellerin aşılması ve halkımızın bu süreçle ilgili motivasyonunun yeniden canlandırılması önem taşıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, ülkemize katkılarının yanında Avrupa'nın da ihtiyacı olan dinamizmi, kültürel çoğulculuğu ve hoşgörü iklimini yeşertecektir. Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği üyeliğimiz için gösterdiği tutumu her zaman takdir ettiğimizi, verilen desteğe müteşekkir olduğumuzu belirtmek isterim.''Sadece erteledi'Erdoğan, 100. yılı anılan Birinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı yıkımlar, acılar ve sorunların bölgede etkisini hala canlı şekilde sürdürdüğünü vurguladı. Birinci Dünya Savaşı'nın, meseleleri çözmeyip sadece ertelediğini, bölgedeki etnik, mezhebi ve dini çatışmaların en önemli nedenlerinden birini, bu savaşın bıraktığı acı mirasın oluşturduğunu aktaran Erdoğan, Türkiye'nin hem coğrafi hem de kültürel olarak, bölgede yaşanan çatışmalardan ve krizlerden en fazla etkilenen ülkelerin başında geldiğini söyledi.  Türkiye'nin kuzeyinde ve güneyinde ciddi sıkıntılar yaşandığını dile getiren Erdoğan, 'Yaklaşık 2 milyon mülteciye biz şu anda ev sahipliği yapıyoruz. Bunun 1,5 milyonu Suriye'den, diğeri Irak'tan gelenler. Bunların eğitim, gıda, sağlık, bütün bunların yanında barınma, bu ihtiyaçlarını Türkiye gideriyor. Şu ana kadar yaptığımız harcama 5 milyar dolara ulaştı. Bize dünyadan gelen destek ne biliyor musunuz? 200 milyon dolar. Tüm Avrupa'da ne kadar sığınmacı var? 200 bin. Sadece Türkiye'de 10 katı. Çünkü biz açık kapı politikasıyla ölümden kaçan o insanlara kapımızı kapayamazdık ve kapımızı açmak zorunda kaldık' diye konuştu. Bugün, Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın Suriye tarafında çatışmalar yaşandığını ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin tüm sınır boyunda güvenlik tedbirlerini kararlı şekilde aldığını ifade etti.Batılıların DEAŞ gibi terör örgütüne Türkiye'nin destek verdiğini söyleyerek kendilerini 'ciddi manada üzdüğünü' aktaran Erdoğan, 'Bir defa bizim El Kaide gibi, DEAŞ gibi buna benzer terör örgütlerine destek vermemiz mümkün değil çünkü bunların hepsi bizim bir defa dinimize de gölge düşüren, bir barış dini olan İslam'a da gölge düşüren terör örgütleridir. Bunlarla bizim asla bir dayanışma, birliktelik içinde olmamız mümkün değil ama bu kampanyayı yürütenlerin İslamofobia'dan kaynaklanan bir rahatsızlıkları var. Çünkü ona karşı da böyle bir mücadeleyi vermediler. Onun karşısında da durmadılar' dedi. Türkiye'nin terörle mücadelesini hatırlatan Erdoğan, 'Biz terörden çok çektik, hala çekiyoruz. PKK terör örgütüne karşı 35 yıldır bu topraklarda biz bir mücadele sürdürüyoruz. Biz terörün ne olduğunu çok iyi biliriz. İngilizler de bunu çok iyi biliyorlar. Öyleyse bizi en iyi anlaması gereken İngiltereli dostlarımızdır. Dolayısıyla bu mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdürmek durumundayız' ifadelerini kullandı.'Niye Esed'e bu kadar güveniyorsunuz ki?' 'Ben biraz açık sözlüyüm, sözümü esirgemem' diyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:'Suriye'nin başındaki zat, devlet terörü estiren bir zattır. DEAŞ terör örgütü ama öbür tarafta da devlet terörü estiren birisi var. Söylenen ne? 'Esed giderse yerine kim gelecek?' Eğer demokrasiye inanıyorsak, demokratsak ben diyorum ki 'Halk kimi isterse o gelecek'. Niye Esed'e bu kadar güveniyorsunuz ki? Eğer başarılı bir idareci olabilseydi Suriye bu hale gelmezdi. Şu anda Suriye'de bir medeniyet ülkesi, bir tarih ülkesi olan, hakikaten kültürel zenginliklerin çok çok ileri seviyede olduğu Suriye artık yok. Kendisi bombalayarak bu Suriye'yi bitirmiştir. Yeniden bu Suriye'nin inşası böyle kolay olmayacak ama bir mezhep kavgasına maalesef Suriye'yi feda etmişlerdir ve babası Hama, Humus'ta 30 bin insanı öldürmüştür. Bu adam da Hama, Humus'a nazire olsun diye 300 bini aşkın insanı Suriye'de öldürmüştür. Kim bu öldürülenler? Kendi insanı. Bu insan için 'Bu giderse yerine kim gelir?' sorusu sorulabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Bir an önce ondan kurtulmak ve onun yerine de halkın samimi oylarıyla seçilmiş demokratik yollardan birisinin gelmesi şart. Bölgenin kaderi, -açık samimi söylüyorum- aynı zamanda bizim de kaderimizdir. Bölgedeki kanın, çatışmanın durması, her türlü menfaatin, her türlü hesabın üzerindedir. Bölgemizde kader birliği ettiğimiz kardeşlerimizin onurlu, demokratik bir hayat özleminin artık acilen hayat bulmasını arzu ediyoruz.''Kara harekatı olmadıktan sonra DEAŞ, yine orada işgallerine devam ediyor'Suriye'deki rejimin, sırf kendi ikbali, kendi iktidarını sürdürme gayreti adına bölgeyi, kendi vatandaşını ateşe atmasına müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle dedi:'Uluslararası toplumun yaklaşık 4 yıldır Suriye'de, Irak'ta yaşanan acılara sessiz kalması, kararsız tutum içinde olması maalesef durumu daha da zorlaştırıyor. İşte DEAŞ, Irak'tan çıktı, orada doğdu, El Kaide'den doğdu, Suriye'de beslendi, orada palazlandı, güçlendi tekrar Irak'a döndü ve Musul'da çok enteresan, Irak Ordusu kaçtı ve Amerika'nın o ağır silahlarını bıraktı, bu ağır silahlarla DEAŞ oradaki operasyonlarına başlayarak şu anda Irak'ın yüzde 40'ına sahip oldu. Şu anda yüzde 40'ına DEAŞ sahip. Böyle bir durum var ortada. 'Bütün bunların karşısında biz havadan bombalamak suretiyle bu işi bitiririz...' Hayır, bitiremezsiniz. Bir defa kara harekatı olmadıktan sonra DEAŞ, yine orada işgallerine devam ediyor. Suriye'de de aynı şey. İşgallere devam ediyor. Onun için bütün dostlarımıza açık açık söyledim, söylüyorum, bugün burada da söylüyorum: Bir defa açık ve net; uçuşa yasak bölge ilan edilmedikçe, güvenli bölge ilan edilmedikçe, eğit-donat halledilmedikçe ne Irak'ta, ne Suriye'de netice alınmaz. Onun için de Irak'ı ayrı, Suriye'yi ayrı düşünemeyiz. Her ikisini birlikte düşünmemiz gerekir ki bu terör örgütleriyle de mücadeleyi başarılı sürdürelim, Suriye'de de Esed rejiminin hallini birlikte halledelim.''PKK tüm bölgeye yönelik bir tehdittir' Bölgedeki çatışmaların bir an önce durması, akan gözyaşının dinmesi ve daha fazla insani trajedinin yaşanmaması için BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere tüm uluslararası toplumu daha fazla inisiyatif almaya davet ettiklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bölgemizdeki istikrarsızlık ve çatışma ortamının sadece bölgeyi değil tüm dünyayı olumsuz bir şekilde etkilediğine şahit oluyoruz. Şiddeti ve terörü yöntem olarak belirleyen radikal grupların mevcut çatışma ortamından ve sorunlardan beslendiğine, bunları istismar ettiğine de açıkça şahit oluyoruz. DEAŞ terör örgütü nasıl bölgenin geleceği için bir tehditse, uluslararası güvenlik ve istikrar için de aynı derecede tehdittir. DEAŞ esasında bizim kendi medeniyetimize yönelik de bir tehdittir. Aynı şekilde PKK terör örgütü sadece ülkemizde değil tüm bölgeye yönelik bir tehdittir. Askeri mücadele kadar siyasi ve ekonomik boyutlarıyla birlikte topyekun mücadelenin esas alınması şarttır. Türkiye, yanı başındaki bu tehditlerle mücadele noktasında kararlıdır. Aynı mücadele azmini, aynı kararlılığı, terör örgütleri arasında ayrıma gitmeden, bizler de uluslararası toplumdan bekliyoruz.'Erdoğan, Birleşik Krallık ile gerek bölgesel gerekse küresel sorunların çözümünde beraber çalışmayı arzu ettiklerini ifade etti.İngiltere Başbakanı David Cameron'un 9 Aralık'ta Türkiye'ye geleceğini, burada da kendileriyle değerlendirme yapacaklarını belirten Erdoğan, 'Yalnızca ikili ilişkilerimiz için değil, zor bir dönemden geçen ülke ve bölgelerin halkları açısından da bunun önemli ve değerli olduğunu ifade etmek isterim. Ortak siyasi irade ve iki ülke halkının beklentileri doğrultusunda işbirliğimizi daha da derinleştirerek ileriye taşıyacağımıza inanıyorum' dedi.Erdoğan, Tatlı Dil Forumu'nun iki ülkenin birbirlerine daha da yakınlaşmasında ve küresel meselelerin çözüme kavuşturulmasında önemli bir platform oluşturduğunu belirterek, forumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.AA
Erdoğan: 'IŞİD'e Karşı Hava Destekli Kara Harekatı Yapılmalı'
Cumhurbaşkanı Erdoğan IŞİD ile mücadele ile ilgili olarak, 'Hava harekatı ile sonuç almak mümkün değil. Hava destekli kara harekatı yapılmalı' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, IŞİD ile mücadeleye ilişkin, ''Eğit-donatta bir mutabakat görünüyor ama diğer iki konuda maalesef henüz bir mutabakat yok. Tabii bu mutabakat olmadığı sürece burada sağlıklı bir adımın atılması mümkün değil' dedi.Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, Litvanya Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaite ile yaptığı görüşmenin ardından, anlaşmaların imza törenine katıldı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşme sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısının ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.Bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinin ardından bugün AB heyeti ile bir araya geldiğini belirterek, 'AB heyetinin Türkiye'den Rusya'ya yaptırım talebinde bulunduğuna yönelik haberler yansıyor. Bu konu gündeme geldi mi bu noktada Türkiye'nin tavrı ne olacak' demesi üzerine Erdoğan, 'Doğrusu gelen heyetin benden böyle bir talebi olmadı' karşılığını verdi.Sadece süreci kendileriyle değerlendirdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:'Yani enerjiyle ilgili Güney Akım yerine şu anda ikame edilecek olan bu enerji adımında durum nedir, bunu kendileriyle görüştük. Bu henüz bir ön mutabakattır ama hukuki noktada bağlayıcılığı olmayan bir ön mutabakattır dedik. Şu anda bu çalışmayı, görüşmeyi Enerji Bakanlığımız muhataplarıyla devam ettirecek. Bu arada tabii TANAP'ı görüştük. TANAP ile ilgili nasıl süratli adımlar atıldığını kendilerine ifade ettim, anlattım. Fakat tabii Nabucco diye yok dedim. Nabucco ile çok daha önceden görüştük, Ankara'da imzaları attık, o günden bugüne çok yıllar geçti ama herhangi bir gelişme olmadı. Çünkü tedarikçisi yoktu doğal gazın. Tedarikçisi olmadığı için de tabii ki böyle bir adımı atmaları mümkün değildi. Kaldı ki yatırım yapmak için de ortada bir fon da yoktu. İlk etapta konuşulan 250 milyon dolar gibi bir rakamdı, o rakamı da temin edemiyorlardı. Dolayısıyla Nabucco, Ankara'da attığımız imzalarda, Rixos'ta, orada kaldı. Ama TANAP'ta çok hızlı mesafe alındı şu anda TANAP'ta temeller atıldı, boru siparişleri verildi, bunun yanında da inşaatı yapacak firmalarla ilgili adımlar atılmış oldu. O da hızla yürüyor öbür tarafta da şu anda Güney Akım'ın yerine ikame edilecek olan bu yeni projeyle ilgili hukuki bağlayıcılığı olmadan bu çalışmalar sürdürülecek. Türkiye olarak ihtiyacımız neyse biz oradan ihtiyacımızı alabileceğimiz gibi Avrupa ülkeleri de talep etmeleri halinde oradan doğal gazlarını alabilecekler.''Kara harekatının hava harekatı ile desteklenmesi gerekir'Bir gazetecinin, 'IŞİD'le mücadeleye' ilişkin sorusunu, 'IŞİD değil, DEAŞ' diyerek düzelten Erdoğan, soruya şu yanıtı verdi:'Henüz özellikle uçuşa yasak bölge, güvenli bölge konusunda koalisyon güçleri tarafından taahhüt edilen bir durum yok. Bu da bizim heyetlerimizde tartışılan bir konu. Eğit-donatta bir mutabakat görünüyor ama diğer iki konuda maalesef henüz bir mutabakat yok. Tabii bu mutabakat olmadığı sürece, burada sağlıklı bir adımın atılması mümkün değil. Niye derseniz? Sadece hava harekatı ile burada netice almak mümkün değil. Bunun bir kara harekatı olması şart. Kara harekatının, hava harekatı ile desteklenmesi gerekir ve bu kara harekatında, Özgür Suriye Ordusu eğer eğit-donat noktasında gerekli desteği alırsa zaten onlar hazır. Onlar Suriye'nin evlatları ağırlıklı olarak. Bakın şu anda da Kobani'de ne oldu? Peşmergeleri, biz kendi ülkemizden geçirdik ve Kobani'ye geçtiler ve son günlerdeki olumlu gelişmeler ortada. Fakat onlara da yine bu desteklerin verilmesi gerekir. Eğer bu destekler verilirse hava destekli bu tür bir kara harekatının yapılması, bir de güvenli bölgenin tesis edilmesi bu defa göçü ne yapacaktır, engelleyecektir.'Şu anda ciddi bir göçün olduğunu, Türkiye'deki göçmen sayısının 1 milyon 600 bini bulduğunu belirten Erdoğan, bunların bakımının, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılandığını söyledi.Türkiye'nin göçmenlere verdiği desteğin 5 milyar doları bulduğunu, dünya ülkelerinin Türkiye'ye verdiği desteğin ise 200 milyon dolar civarında olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Eğit donatın nerede yapıldığı yada yapılacağı konusunda ise bu tabii taraflar arasında yapılan görüşmelerle uygun yerler şu anda kendi aralarında da belirlenmiş vaziyette ve tamamıyla mutabakat sağlandığında da bu eğit donatın belirlenen yerlerde yapılması süreci de başlayacaktır. Bunun ön hazırlığı, altyapısı her şeyi hazır vaziyettedir' dedi.AA