OECD Haberleri

OECD ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. OECD ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

İnterneti En Pahalı Kullanan Üç Ülkeden Biri Türkiye
Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nın araştırması ekonomiye ciddi katkısı olan internetin Türkiye’de pahalı olduğunu gözler önüne serdi. Buna göre Türkiye, OECD ülkeleri arasında internete erişim için ödenen ücretlerde Meksika ve Yunanistan’dan sonra en pahalı ülke.Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde, 2003 yılında 20 bin olan genişbant abone sayısının 2013 yılında 34 milyona ulaştığını söylemişti. Fakat rakamlar milyona ulaşmasına rağmen kalitede bir düzelme yaşanmadı. Türkiye’de dünya genelinde en pahalı internet kullanıldığından yakınan Tüketiciler Derneği (TÜDER) Bilişim Uzmanı Murat Sevgi, “Şu an dünyada en pahalı internet bedelini biz ödüyoruz. Bu bir çelişki, internet ve sosyal medyayı destekliyorum diyorsan bu fiyatları düşürmek lazım.” dedi. İnternet gün geçtikçe insan hayatında daha büyük önem kazanıyor. Birçok vatandaş faturalarını, vergilerini hatta hastane randevularını bile internet üzerinden halleder hale geldi. İnternetin hayatımızda bu kadar büyük önem taşıdığı bir ortamda yüksek ücretlendirmelerden rahatsız olan TÜDER Bilişim Uzmanı Murat Sevgi, “Birçok şeyden dolaylı vergi alınıyor. Bazı konular istisna sayılmalı. İnternet bu konuların başında geliyor.” şeklinde konuştu. Günümüzde internetin keyfi bir ağ değil bir ihtiyaç olduğu vurgusunu yapan Sevgi, “Türkiye artık internetin halkla halkında internetle yaşadığı bir ülke haline gelmiştir. Bu durumda internetin yüksek bedellerle ücretlendirilmesi bir zulümdür.” dedi. Dünyanın birçok yerinde yaşayan gurbetçiler Türkiye’ye geldiklerinde karşılaştıkları düşük hizmet kalitesinden dolayı kendilerine şikâyetlerde bulunduklarını söyleyen Tüketici Derneği Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bize gelen şikâyetlerden de anlaşılıyor ki dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandığımız gibi en pahalı internet hizmetini en düşük kalitede kullanıyoruz.” dedi. Rekabet ortamı olmasına rağmen ülkemizde internet hizmetinin kötü olduğunu savunan Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Türkiye’de internet kullanıcıları, bağlantısı en kötü, en yavaş fakat en pahalı internet bağlantısını kullanıyor.” ifadelerini kullandı. Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan araştırmaya göre, OECD’de internete en yüksek ücreti ödeyen üçüncü ülke Türkiye. Geniş bant internete erişim fiyatları satın alma gücü kıyaslandığında; Türkiye’deki en ucuz internet paketinin dahi OECD’deki neredeyse her ülkeden daha yüksek olduğu görülüyor. OECD içinde en pahalı interneti 1.69 dolarla Meksika kullanırken, onu 1.25 dolar ile Yunanistan, 1.12 dolar ile de Türkiye takip ediyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de internet kullanıcısının çilesi yüksek ücret ödedikten sonra da bitmiyor. OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre, Türkiye en pahalı internet kullanan ülkelerden biri oldu. Özellikle yüksek hızlı internet bağlantı maliyetlerinde başı çeken Türkiye’de ortalama bağlantı maliyeti 621 dolarken en yakın takipçisi Lüksemburg’da bu ücret 112 dolar civarında. Zaman
Genç Kadınları Lider Pozisyonlarına Taşımak İçin Neler Yapmalı?
PwC, 2014 Dünya Kadınlar Gününde “Gelecek kuşakta çeşitlilik – Yarının kadın liderlerini geliştirmek” başlıklı bir rapor yayınladı Şirketler genç kadınları lider pozisyonlarına taşımak için neler yapmalı? PwC, 8 Mart 2014 Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlarının işyerinde yükselmesini sağlayacak doğru ortamları yaratmak için şirketlerin neler yapması gerektiğine ilişkin bir rapor yayınladı. “Next generation diversity – Developing tomorrow’s female leaders” (Gelecek kuşakta çeşitlilik – Yarının kadın liderlerini geliştirmek) adlı raporda Milenyum kadınlarını şirketlere çekmek, elde tutmak ve geliştirmek adına büyük önem taşıyan altı temel konu ele alınıyor. Rapordaki kilit konular şöyle sıralanıyor. Günümüz kadınları şirketler için büyük önem taşıyor, çünkü onlar önceki kuşaklara kıyasla daha eğitimliler ve iş gücüne daha fazla katkıda bulunuyorlar. Milenyum kadınları önceki tüm kuşaklardan daha yüksek öz güvene sahip ve kariyer fırsatlarına daha fazla önem veriyor. Çeşitlilik konusunda iyi bir geçmişi olan işverenlerle çalışmak istiyor. Milenyum kadınları kuşağı, iş hayatında eşi benzeri olmayan şirket kültürü değişikliklerine neden olabilir. Milenyum kadınları, düzenli olarak geribildirim almayı bekliyor; teknik konularda oldukça bilgili olsalar da, geribildirim görüşmelerini yüz yüze yapmayı tercih ediyor. Bu kuşağın Milenyum kadınlarının uluslararası deneyim talebi çok fazla. Onlar için işveren ve sektör imajı ve itibarı çok büyük önem taşıyor. PricewaterhouseCoopers International Ltd.’nin Başkanı, Dennis Nally şunları söylüyor: “Çeşitlilik bizim için en önemli konulardan biri, işte bu yüzden Milenyum kadınlarına odaklanmak istiyoruz. Her yıl tüm dünyadaki okullardan çeşitli yetenekleri işe alıyoruz, bunlar arasında binlerce milenyum kadını da bulunuyor. İşe aldığımız kadınların başarılı olması ve liderliğe hazırlanması için gerekli ortamı sağlamak istiyoruz.” PwC Türkiye Şirket Ortağı Beste Gücümen ise, şunları ekliyor: “Sürdürülebilir değişikliği yakalamak için lider rolünü üstlenen kadınlara odaklanmak yeterli değil. Liderlik seviyesinde çeşitlilik konusuyla ilgilenmeliyiz ancak aynı zamanda çalışanlarımıza ilk aşamadan itibaren destek vermeliyiz. Bunun için öncelikle Milenyum kadınlarını çekme, geliştirme ve elde tutma yollarını daha iyi anlamalıyız.” PwC tarafından hazırlanan “İş Dünyasında Kadınlar Endeksi” nin (Women in Work) ikincisi de yayınlandı. Endeks, 27 OECD ülkesini, kadınların ekonomik gücüne ilişkin beş kilit göstergeyi biraraya getiren bir ölçüte göre; erkeklerle gelir eşitliği; iş hayatında kadınların sayısı ve erkeklere oranı; kadınlarda işsizlik oranı; ve tam zamanlı kadın çalışanların oranı olarak sıralıyor Endekste, Kuzey ülkeleri başı çekmeye devam ediyor; Norveç, kadınların işsizlik oranının düşük olması ve kadın- erkek arasındaki gelir farkının az olması nedeniyle birinci sırada olmayı sürdürürken, Danimarka ve İsveç sıralamada onu takip ediyor. Bu üç ülke, sıralamanın ilk yapıldığı yıl olan 2000 yılından bu yana Endekste her yıl ilk üçte yer aldı. Ekonomik kriz, Güney Avrupa ülkelerindeki oranları ise kötü etkilemeye devam ediyor. 2012 yılında Portekiz, İspanya ve Yunanistan’da kadın- erkek gelir farkı büyüdü ve kadınların işsizlik oranı arttı. Bu durum, bu ülkelerin ekonomik gücünün azaldığını gösteriyor. Endekste yer alan iki Asya ülkesi, Kore ve Japonya’nın ise diğer OECD ülkelerine yetişmek için önünde uzun bir yol var. Her ne kadar bu iki ülke 2000 yılından bu yana reel rakamlarda ilerleme kaydetmiş olsa da, diğer ülkeler daha belirgin kazançlar elde etti. Bu ülkelerin zayıf performansının altında yatan nedenler ise kadın- erkek gelir farkının nispeten daha yüksek ve kadınların işgücüne katılım oranının ise daha düşük olması. Hollanda ve İrlanda ise beş basamak yükselerek geçtiğimiz yıldan bu yana Endekste en büyük ilerlemeyi kaydeden iki ülke oldu. Kadın-erkek gelir farkının düşük olması bunda büyük rol oynadı. Editöre notlar 1- “ Developing tomorrow’s female leaders”( Yarının kadın liderlerini geliştirmek) raporunu adresinden indirebilirsiniz. 2- PwC’nin Dünya Kadınlar Günü faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için adresini ziyaret edebilirsiniz. 3- Çeşitlilik hakkında daha fazla görüşe PwC’nin Toplumsal Cinsiyet Gündemi bloğundan ulaşabilirsiniz.4- PwC’nin İş Dünyasında Kadınlar Endeksi (WWI) OECD’den ve ulusal istatistik ofislerinden elde edilen verileri kullanarak kadınların ekonomik gücünü yansıtan beş kilit ölçütün ağırlıklı ortalamasından meydana geliyor. · Kadın- erkek gelir farkı (%25 ağırlık) · Kadınların iş gücüne katılım oranı (%25 ağırlık) · Kadın ve erkeklerin iş gücüne katılım oranlarındaki fark (%20 ağırlık) · Kadınlarda işsizlik oranı (%20 ağırlık) · Tam zamanlı işe sahip kadın çalışanların oranı (%10 ağırlık). 6- Sonraki sayfada yer alan tablo PwC’nin İş Dünyasında Kadınlar Endeksi sıralamaları ve hesaplamanın yapıldığı dört yıla ilişkin 27 OECD ülkesinin puanlarının ayrıntılarını gösteriyor: 2000, 2007, 2011 ve 2012. Ülkeler en güncel endeks olan 2012 endeksinin puanlamalarına göre sıralanmıştır.
AKP İktidarında Kadının Adı Yok
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye'nin 12 yıldır “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir başbakan ve partisince yönetildiğini, bu sözlerin AKP’nin kadına bakışını yansıttığını belirtti. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek ev içine hapseden AKP zihniyetinin, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalıp erkeğine koşulsuz hizmet eden bir kadın tipi istediğini belirten Umut Oran, '30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınların oy tercihi, ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte ve AKP zihniyetinden kurtulma yönünde büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 12 yılını çalan; her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadını ikinci sınıf gören, onu ekonomik, toplumsal ve siyasal hayattan dışlayan bu “erkek egemen” ortaçağ zihniyetinden kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor…AKP son demlerini yaşıyor, 12 yıllık AKP iktidarı Türk siyasi tarihinde kara bir dönem olarak yer alacak. Kadın seçmenin iradesi;  çağdaş, demokratik, ileri bir Türkiye’ye giden yolda belirleyici olacaktır. Kadınlarımız, AKP’nin biletini sandıkta kesecektir...- Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir' dedi.Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: AKP İKTİDARINDA KADININ ADI YOK…SANDIKTA AKP’NİN BİLETİNİ KADINLAR KESECEK…Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir. Cumhuriyet özünde kadını toplumsal yaşama katma projesiydi. Çünkü aksi halde çağdaş ve ileri bir toplum olamazdık. 8 MartDünya Kadınlar Günü de Türkiye’de ilk kez 1921 yılında 'Emekçi Kadınlar Günü” adıyla kutlanmaya başladı.AKP döneminde ise kadınlar ekonomik, sosyal ve siyasi alanlardan giderek dışlandı. İktidardaki parti, kadını, toplumsal hayattan dışlayan, onu evi ile sınırlayan anlayışıyla kadının konumunu geriletti.Türkiye 12 yıldır “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir başbakan ve partisince yönetiliyor. Bu sözler AKP’nin kadına bakışını yansıtıyor. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek ev içine hapseden AKP zihniyeti, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalıp erkeğine koşulsuz hizmet eden bir kadın tipi istiyor.Türkiye nüfusunun 38.2 milyonla yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Çalışma hayatında ise kadının adı yok. Kadınlarda işgücüne katılım yüzde 30.8’le 1990’ların gerisinde. Türkiye bu oranda OECD sonuncusu... Çalışma çağındaki 28 milyonu aşkın kadın nüfusun 11.5 milyonu ev kadını. Orta boy bir ülke nüfusuna denk bu kesim çalışma yaşamı yerine evle özdeşleşen geleneksel konumda ve işgücünden sayılmıyor.2.5 milyon dolayındaki kadının okuma yazması yok. Okuyanlar da iş bulamıyor. Çalışanlar yönetici olamıyor. Kamuda çalışanların yüzde 34’ünü  kadınlar oluştururken yöneticiler içinde kadın oranı yüzde 13.6.30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını oluşturan kadınların tercihi büyük önem taşıyor. Her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan ve kadını ikinci sınıf gören zihniyetten kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor. Sandıkta, AKP’nin biletini kadınlarımız kesecek…Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir. ‘Kadın’ dahi diyemeyen ‘bayan’ı tercih eden bu anlayış gereken cevabı bizzat kadınlarımızdan alacak.Kadınlarını ekonomik yaşamın içine katmayan bir ülkenin kalkınması, gelişmesi, ilerlemesi mümkün değildir. Kadınlar, ancak özgür, eşit, bağımsız bireyler olarak toplumda saygın yerini alır, erkeklerle aynı hak ve imkanlara sahip olur ve toplumsal süreçlere etkin biçimde katılabilirse, çağdaş ve ileri bir toplum yaratılabilir.Cumhuriyet kadını toplumsal yaşama katma projesiydi. Cumhuriyeti kuranlar, aksi halde çağdaş bir toplum ve ileri bir ülke olamayacağımızın bilincindeydi. Günümüzün en ileri ülkelerinden çok daha önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de Türkiye’de ilk kez 1921 yılında 'Emekçi Kadınlar Günü” adıyla kutlanmaya başladı.AKP döneminde ise kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda katılımı giderek geriledi. Ne yazık ki Türkiye 12 yıldır, kadın erkek eşitliğine inanmadığını açıkça söyleyebilen bir başbakan ve partisi tarafından yönetiliyor. İktidardaki parti, kadının haklarını ve katılımını artırmak bir yana, zihniyeti gereği kadını evi ile sınırlayarak toplumsal süreçlerden dışlamayı tercih etti. AKP,  kadının toplumdaki konumunu geriletti, onu erkeğin tahakkümü altında, ikinci sınıf insan konumuna itti ve kadına şiddeti de reva gördü.2.5 milyon kadın okuma yazma bilmiyor… Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda var olabilmelerinin en önemli aracı ise eğitim. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kız çocukları eğitime kazandırıldı ve ayrımcılık ortadan kaldırıldı. Ancak kadının eğitim imkânlarından yararlanma oranı AKP döneminde geriledi. Türkiye’de 2012 yılı itibarı ile okuma yazma bilmeyen 2.8 milyon kişinin yüzde 83’ünü kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de okuryazar olmayan her beş yetişkinden dördü kadındır. AKP iktidarı döneminde kız çocukları eğitimden uzaklaştırıldı; 4+4+4 sistemi ile eğitimde kız çocuklarının 5.-6. sınıflardan sonra okullarını terk eğilimi arttı. Kadınlarda yüksek eğitim oranı çok düşük… Üniversite mezunu kadın nüfusun en yüksek olduğu il olan Ankara’da bile bu oran yüzde 15.3’te bulunuyor. Bu oran Hakkari’de yüzde 2.6’ye kadar düşüyor. Çalışma hayatında kadının adı yok…2013 itibariyle Türkiye nüfusunun 38 milyon 194 bin 504 kişi ile yüzde 49.8’ini kadınlar oluşturuyor. Yani kadın nüfus erkek nüfusla yaklaşık olarak eşit… İleri yaş gruplarında ise kadın nüfus erkek nüfustan fazla… Çalışma çağındaki kadın sayısı 28 milyonu aşıyor. Bunların 11.5 milyonu ev kadını. Yani orta boy bir ülke nüfusuna yakın kadın iş gücü, çalışma yaşamı yerine evle özdeşleşen geleneksel konumunu sürdürüyor, bunlar “ev kadını” oldukları için işgücü sayılmıyor. Eğitime devam eden, emekli, iş bulma umudu olmayan, mevsimlik çalışan vb. de eklendiğinde, çalışma çağında olup da iş gücüne dahil olmayan toplam kadın sayısı 20 milyona yaklaşıyor. Geriye iş gücü olarak 8.7 milyonluk bir kadın nüfus kalıyor. Bunların da 1 milyon 33 bini işsiz, 7.6 milyonu çalışıyor. Ancak “çalışıyor” gözüken kadınların 2.4 milyonu, gerçek bir istihdam şekliyle ilgisi olmayan “ücretsiz aile işçisi”, bunların da tamamına yakını kırsal kesimde… Bu istatistik kamuflajına rağmen kadınlarda işsizlik oranı yüzde 11.9’la daha yüksek.Böylece 28 milyondan fazlası çalışma çağında olmak üzere toplamda 40 milyona yaklaşan kadın nüfus içinde ücretli-yevmiyeli, işveren ya da kendi hesabına çalışanların sayısı 5 milyon dolayında kalıyor. İşveren ve kendi hesabına çalışan kadın sayısı sadece 915 bin ve bunun toplam kadın nüfustaki oranı yüzde 2.4.2013 itibariyle kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 30.8’le, 1990’lı yıllardakinin altında bulunuyor. Türkiye, kadının iş gücüne katılımında OECD ülkeleri içinde son; dünyada ise 127. sırada yer alıyor.İş hayatında cinsiyet ayrımcılığı…İktidardaki parti, adar yıllardır cinsiyet ayrımcılığını ve kadın düşmanı politikalarını artırarak sürdürüyor. Kamuda çalışanların yüzde 34’ünü  kadınlar oluşturuyor. Buna karşılık 2013 kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı yüzde 9.3’e kadar gerilemiş durumda. Akademik personel içerisinde kadın profesörlerin oranı 2012-2013 öğretim yılı için yüzde 28.1 oldu. Kadın polis oranı 2013 yılında da yüzde 5.5’lik düzeyini korudu. BDDK, SPK gibi kuruluşlarda hiç kadın yönetici bulunmuyor, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay  ve HSYK başkanları, rektörlerin tamamına yakını erkek. Türkiye kadına ayrımcılıkta Tanzanya ve Katar’la aynı ligde…Dünya Cinsiyet Ayrımcılığı Raporu’na göre Türkiye’nin 136 ülke arasında 120. sırada bulunuyor. Sıralamada Türkiye’den hemen sonra gelen ülkeler ise Gana, Tanzanya, Katar gibi ülkeler...Kadına siyasette yer yok…AKP döneminde kadınların siyasete, sivil toplum kuruluşlarına ve genel olarak karar alma süreçlerine katılımlarındaki artış adeta durdu. Ülke nüfusunun yarısını kadınlar oluştururken, kadın milletvekili oranı yüzde 14.4’te kalıyor.  Türkiye’de 2013 itibariyle kadın bakan sayısı sadece 1 ve kabinede kadın bakan oranı olarak yüzde 4’e denk geliyor. Oysa bu oran Norveç’te yüzde 52.6, İsveç’te yüzde 52.2 düzeyinde bulunuyor. Kadınlar sivil toplum örgütlerinde de yeterince yer alamıyor. 2012 itibariyle toplam dernek üye sayısı içinde kadınların oranı yüzde 11.9’la çok düşük. Dernek üyesi kadınların toplam nüfusa oranı da sadece yüzde 2.2.AKP döneminde kadına şiddet tavan yaptı…AKP döneminde kadını ikinci sınıf gören zihniyetin tolerans ve himayesiyle toplumda kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri de tavan yaptı. Aralık 2002-Temmuz 2009 dönemini kapsayan bir araştırmaya göre bu dönemde kadın cinayetleri yüzde bin 400 arttı. göre 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı, 2009’un ilk 7 ayında 953’e yükseldi. Daha yeni verilere göre de 2011 yılında 257 kadın öldürülürken, 102 kadın tecavüze uğradı ve 202 kadın yaralandı. 2012 yılının ilk altı ayında 100’e yakın kadın hayatı kaybetti.Türkiye’de günde ortalama 5 kadın, eşleri, sevgilileri ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Devletten koruma talep eden kadınların kaldığı sığınma evleri açılış törenleri ile teşhir ediliyor, koruma talebiyle polis veya savcılığa başvuran kadınların yüzde 73’ü, sığınma evlerinde olan kadınların ise yüzde 27’si cinayete kurban gidiyor.AKP, erkek tahakkümünü hak görüyor…Başbakanın “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” sözleri doğrudan AKP’nin kadına bakış açısını yansıtıyor. Bu zihniyet kadının, “fıtratı” gereği zayıf ve erkeğin himayesine muhtaç olduğu; bu nedenle kapatılması ve kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyor. Kadını “en az 3 çocuk” doğurma görevi vererek aile içine hapseden, onu “itaatkâr eş ve anne” rolüne zorlayan AKP zihniyeti, erkek tahakkümü ve şiddetine sessiz kalan, erkeğine koşulsuz hizmet eden kadın tipi yaratmak istiyor.Ne kadar az eğitim, o kadar çok çocuk…Nüfus ve Konut Araştırması sonuçlarına göre 2011 yılında, 15 ve daha yukarı yaşta ve en az bir evlilik yapmış okuryazar olmayan kadınların yüzde 74.9’u 4 ve daha fazla çocuk doğurmuş durumda… Bu oran lise veya dengi okul mezunu kadınlarda yüzde 4.8’e, yükseköğretim mezunu kadınlarda yüzde 1.9’a düşüyor.Buna göre eğitimle çocuk sayısı arasında ters orantı bulunuyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe çocuk sayısı azalıyor. O halde Başbakan’ın çiftlerden “en az 3 çocuk” talebinin gerçekleşmesi için kadının eğitimsiz kalması gerekiyor. Bu istatistik, kürtaj ve sezaryeni yasaklatan Başbakanın nasıl bir kadın, aile ve toplum tasavvuruna sahip olduğunu gösteriyor.Fuhuş sektörü AKP döneminde zirve yaptıAKP, istatistik oyunlarıyla ekonomik göstergeleri makyajladı, kötü gidişatı kamuflaj yöntemiyle gözlerden uzak tutmaya çalıştı, ekonomide sahte pembe tablolar çizdi. Şimdi de 30 Mart seçimleri öncesi, “Ben lafa değil, icraata bakarım” temalı, asılsız başarı öyküleri anlatan TV reklamları ile göz boyamaya, beyin yıkamaya devam ediyor. Bu reklamlarda yok yok… Bunları izleyenler bu ülkeye bırakın metroyu, neredeyse uçağı bile ilk AKP’nin getirdiğini sanabilir.Oysa AKP’nin 12 yıllık iktidarında uyguladığı ekonomi politikaları kitlelere iş-aş yaratmadığı gibi, gelir dağılımı daha da bozuldu, milyonlar daha da yoksullaştı. Bir ülkede ekonomi bozuldukça hayat kadını sayısı da artar.  Resmi veriler AKP döneminde fuhuş sektörünün adeta tavan yaptığını gösteriyor. Başbakanlık İnsan Hakları Kurulunun 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre 2002’de 25 bin olan hayat kadını sayısı, 2010 itibariyle 100 bini aşmış durumda. Araştırma, 40 bin kadının da vesika alabilmek için beklediğini gösteriyor. Bu resmî veriler, 4 yıl önceki tabloyu yansıtıyor. Bu sayının bugün itibariyle çok daha yüksek düzeylere ulaştığı muhakkak…   AKP’nin toplum modelinde kadına biçilen rolAKP’li belediyeler düzenledikleri etkinliklerde kendi kafalarındaki kadın modelini topluma benimsetmeye çalışıyor; konuşmacılar, kadınlara erkeklerin üstünlüğünü kabul etmeleri yönünde telkinde bulunuyor. AKP kendi zihniyetindeki toplumun inşası için gerekli kadın tipini yaratma sürecinde rol modeller de oluşturuyor. Bu görevi üstlenen ve AKP’nin toplum mühendisliği çalışması kapsamında “Yaşam koçluğu ve aile danışmanlığı” sıfatıyla seminerler verenSibel Üresin, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde açık açık çok eşliliği, imam nikahının resmileşmesini savunuyor.AKP zihniyetinin kadına bakışını gösteren sadece birkaç örnek ifadeyi hatırlamakta yarar var:- “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum' (Tayyip Erdoğan / Kadın dernekleri ile yaptığı toplantıda)“Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” (AKP Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci)- “Kadına şiddet abartılıyor' (Tayyip Erdoğan / AKP’nin ilk 7 yılında yüzde 1400 artan kadın cinayetleri hakkında.- “Benim bedenim, benim kararım diyenler feminist' (Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem' (Tayyip Erdoğan / Dilşat Aktaş hakkında)- “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum.' (Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.' (Recep Akdağ / Eski Sağlık Bakanı, Kürtaj tartışmaları hakkında)- “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum…' (Ayhan Sefer Üstün / AKP Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı)- “Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı, Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular.' (Ayhan Sefer Üstün / AKP Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı)- “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın.' (İ. Melih Gökçek / AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı)- “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün.' (İ. Melih Gökçek)- “Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya...' (Tayyip Erdoğan / Münevver Karabulut cinayeti hakkında)- “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik' (Fatma Şahin / Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı)- “Türk kadını evinin süsüdür.' (Vecdi Gönül / Eski Savunma Bakanı)- “Evdeki işler yetmiyor mu?' (Veysel Eroğlu / Orman ve Su İşleri Bakanı / Kendisinden iş isteyen kadına)- “Kızlar okuyunca erkekler evlenecek kız bulamıyor.' (Erhan Ekmekçi / AKP İl Genel Meclis Üyesi)- “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.' (Mehmet Şimşek / Maliye Bakanı)- 'Kocama arkadaşımı tavsiye ettim', “Kocamın ikinci bir eş almasına müsaade ettim” (Sibel Üresin / AKP’nin yaşam koçu ve aile danışmanı)- “15’inde kız ya erde, ya yerde olmalı” (Prof. Remzi Fındıklı / Hükümetin 2012’de atadığı Polis Akademisi Başkanı)“Kızlı-erkekli aynı evde ne yapıyorlar belli değil” (Tayyip Erdoğan / Üniversiteli gençler hakkında)Peki CHP ne yapacak? CHP iktidarında Eşitlik Bakanlığı kurulacak ve eşitlik eylem planı gerçekçi hedefler ve somut önerilerle yenilenecektir. Bütün kamu kurumlarında toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme yapılacaktır.Eşitliğe kaynak ayırma şeffaf hale getirilecektir.En fazla beş yıl içinde okuma yazma bilmeyen kadın kalmayacaktır.CHP kendi yönetim kademelerinde yüzde 33 kadın kotası koyarak, kadınların karar verme süreçlerine katılmasındaki kararlılığını göstermiştir.CHP kamu yönetiminde kadın yönetici sayısını en üst düzeye çıkartacaktır.AB ülkelerine koşut olarak özel sektörde de kadınların yönetim kademelerinde yer almasını sağlayacak hukuki yaptırım ve teşvikler uygulanacaktır.Kadınların çalışma hayatına vasıflı işgücü olarak katılmaları sağlanacaktır. Güvencesiz çalışmanın önüne geçilecek ve bu konuda işverene destek olunacaktır.Şiddet mağduru kadınlar kesinlikle korunacaktır.Kadınların çalışma hayatına katılmalarını engelleyen nedenleri kaldırmak amacı ile tam gün okul, uzun süreli ucuz gündüz bakım hizmetleri, ailedeki engelli ve yaşlıların bakımında toplumsal ve kurumsal destek gibi olanaklar geliştirilip, yaygınlaştırılacaktır.Ailenin mutluluğu bireyler arasında eşit ve paylaşımcı değerlerin benimsenmesine bağlıdır.Demokrasi ancak kadınların güçlendiği ve tam anlamıyla eşit yurttaş olduğu bir toplumda kökleşebilir. Kadınlar Türkiye'nin yeterince değerlendiremediği en büyük varlığıdır. Kadınların toplumsal ve kamusal yaşama daha eşit katılmalarından, kısacası daha güçlü olmalarından kadınlar kadar erkekler ve çocuklar, neticede tüm ülke yararlanacaktır. Şiddet mağduru kadınlar kesinlikle korunacaktır.Kadınların çalışma hayatına katılmalarını engelleyen nedenleri kaldırmak amacı ile tam gün okul, uzun süreli ucuz gündüz bakım hizmetleri, ailedeki engelli ve yaşlıların bakımında toplumsal ve kurumsal destek gibi olanaklar geliştirilip, yaygınlaştırılacaktır.Ailenin mutluluğu bireyler arasında eşit ve paylaşımcı değerlerin benimsenmesine bağlıdır.Demokrasi ancak kadınların güçlendiği ve tam anlamıyla eşit yurttaş olduğu bir toplumda kökleşebilir. Kadınlar Türkiye'nin yeterince değerlendiremediği en büyük varlığıdır. Kadınların toplumsal ve kamusal yaşama daha eşit katılmalarından, kısacası daha güçlü olmalarından kadınlar kadar erkekler ve çocuklar, neticede tüm ülke yararlanacaktır.- Kadınlar için özgürlük, eşitlik ve adalet CHP ile gelecektir.Kadınların başta ekonomi olmak üzere yaşamın her alanında daha fazla ve etkin biçimde yer alması gerekiyor.Kadınların; eğitimde eşit fırsata sahip olması, ekonomi, toplumsal yaşam ve siyasete özgür ve eşit katılımı sağlanmalıdır.Demokrasinin “olmazsa olmaz”ı niteliğindeki eşit temsil ve katılım ilkesinin gerçekleşebilmesi için TBMM’de kadın milletvekili oranının kadınların nüfustaki ağırlığına paralel bir orana ulaşması gerekiyor.30 Mart yerel seçimlerinde oy kullanacak 52.7 milyon seçmenin de yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınların oy tercihi, ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte ve AKP zihniyetinden kurtulma yönünde büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 12 yılını çalan; her alanda cinsiyet ayrımcılığı yapan, kadını ikinci sınıf gören, onu ekonomik, toplumsal ve siyasal hayattan dışlayan bu “erkek egemen” ortaçağ zihniyetinden kurtulmada kadınlarımıza büyük görev düşüyor… AKP son demlerini yaşıyor, 12 yıllık AKP iktidarı Türk siyasi tarihinde kara bir dönem olarak yer alacak. Kadın seçmenin iradesi;  çağdaş, demokratik, ileri bir Türkiye’ye giden yolda belirleyici olacaktır. Kadınlarımız, AKP’nin biletini sandıkta kesecektir...
En Çok Ev İşi Yapan Kadınlar Türkiye’de
OECD'nin Dünya Kadınlar Günü raporuna göre Türkiye’de kadınların çalışma hayatında adı yok. En çok ev işi yapan kadınlar Türkiye’de; kadınlar günde 377 dakikalarını ev işine ayırıyor Fransa’nın başkenti Paris merkezli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde dünya kadınlarına ilişkin çarpıcı bir rapor yayınladı. Rapora göre 34 OECD ülkesi arasında, en çok ev işi yapan kadınlar Türkiye’de yaşıyor. Türkiyeli kadınlar günde 377 dakikalarını ev işine ayırırken, Türkiyeli erkeklerde bu süre 116 dakika ile sınırlı kaldı. 34 ülke içinde en fazla ev işi yapan erkekler günde 180 dakika ile Norveç’ten çıktı. Norveçli kadınlar da ev işine günde 210 dakika ayırıyor. Japon erkekleri ise günde sadece 62 dakika ile en az ev işi yapan erkekler olarak listenin en son sırasında yer aldı. Boş vakitleri yok Miliyet gazetesinde yer alan habere göre, raporda kadınların gün içinde kendilerine ayırabildikleri ‘boş vakit’ de incelendi. Türkiye bu listede 247 dakika ile sondan 6’ncı oldu. Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler Portekiz, Meksika, Japonya, Hindistan ve Çin olarak açıklandı. Gün içinde kendilerine en fazla zaman ayırabilen kadınlar ise 367 dakika ile Norveçliler. Öte yandan Türk erkekleri gün içerisinde kendilerine 279 dakikayı ayırabiliyor. Raporun bir diğer çarpıcı detayı Türkiye’deki kadınların maaşlı bir iş için ayırdıkları ortalama sürenin azlığı oldu. Ortalama alındığında Türkiye’deki kadınların bunun için ayırdıkları süre günde 124 dakika. Bu da Türkiye’nin listenin en sonunda yer almasına neden oluyor. Maaşlı bir iş için en fazla vakit harcayan kadınlar ise 291 dakika ile Çinliler. Türkiye’de erkeklerin bu konuda ayırdıkları süre ise 360 dakika. OECD rapor için 34 ülkeden 20 bin kişi ile görüştü. Eşitsizlikte 68’inci sıradayız BM Enformasyon Merkezi’nin (UNIC) rakamları, kadın-erkek eşitsizliğinin küresel bir sorun olduğunu gösteren çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Her on kadından üçünün, bir tanıdığı tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldığı bildirilirken, hala günde 800 kadının hamilelik ya da doğum sırasında önlenebilir sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Küresel seviyede 20 ila 24 yaşındaki kadınların üçte birinin, yani yaklaşık 70 milyon kadının 18 yaşın altında evlendirildiğine dikkat çekilirken, köklü önlemler alınmaması halinde gelecek on yıl içinde çocuk gelin sayısının 150 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. BM’ye göre, aynı işi yapsalar bile kadınlar erkeklerden yüzde 17 ila yüzde 35 oranında daha az maaş alıyor. Türkiye, siyasi katılım, üreme sağlığı, eğitim ve iş gücüne katılımda toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yansıtan 2012 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde (TCEE) 187 ülke arasında 68’inci sırada yer alıyor. Parlamentolararası Birlik’in (IPU) ulusal parlamentolardaki kadın milletvekili sayısı konusundaki en son verilerine göre ise Türkiye, 548 üyeli meclisindeki 79 kadın milletvekiliyle 188 ülke arasında 92’inci sırada bulunuyor. T24
Yurtdışında Çalışmak: Dünyanın En Cazip 20 Mesleği
HemşireSon 10 yıldır birçok ülkede* hemşirelere talep var.Avustralya'da ihtiyaç duyulan hemşireler arasında ruh sağlığı alanında ve ameliyatlarda çalışan hemşireler var. Ücret yılda 55.617 Avustralya dolarından (57.876 ABD doları) başlıyor.2013'te Avusturya'nın listesinde 13 alanda hemşireye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Psikiyatri ve pediyatrinin yanı sıra ameliyathanede çalışacak hemşireler de aranıyor.Belçika'nın aradığı hemşireler arasında yaşlıların ve hastaların sıkıntısını azaltmaya yönelik geriatrik ve palyatif bakım hizmetleri sunabilecek, acil koğuşlarında görev yapacak hemşireler var.Hükümete göre, Almanya'da yaşlılara bakım hizmeti sunan her hemşireye karşılık bu alanda çalışacak üç kişiye daha ihtiyaç var.İngiltere yeni doğanların yoğun bakım koğuşunda ve ameliyathanede çalışacak hemşireler arıyor.Florida ve California, ABD'de en çok hemşire açığı bulunan eyaletler. Ortalama yıllık ücret (2011'de) .110 tutarındaydı.Hemşireler dünyada en çok aranan meslek sahiplerinden. Peki ya siz?Makine mühendisiÖzellikle havacılıkta ve otomotiv sanayiinde 18 ülkede* makine mühendislerine ihtiyaç var.Avusturya'nın talep listesinde 23 alanda çalışacak makine mühendisi ve teknisyenler yer alıyor. Bunlar arasında otomotiv, ısıtma, havalandırma ve klima cihazları alanında çalışanlar da var.Almanya özellikle otomotiv sanayiinde çalışacak mühendisler arıyor.Singapur, otomasyon ve hassas cihaz mühendisliği dallarında çalışacak makine mühendisliği mezunları arıyor. Ücretler yılda yaklaşık .200'den başlıyor.İspanya'da işsizlik oranı yüksek olmasına karşın, makine mühendislerinin iş bulma şansı genelde diğerlerinden fazla görülüyor.İngiltere havacılık ve uzay sanayiinde çalışacak makine mühendisleri arıyor. Yeni mezunlar yılda ortalama £23.000 (.850) kazanıyor.Makine mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?DoktorAnestezi uzmanları, gastroentereloglar ve nörolojik cerrahi uzmanları Avustralya'da ihtiyaç duyulan 30 uzmanlık dalı içerisinde.Almanya'nın yaklaşık 5000 doktora ihtiyacı var. Ülkedeki en yüksek ücretli iş olan doktorlukta yılda ortalama 49.000 euro ($ 63.741) kazanılıyor.Yeni Zelanda'nın pratisyen hekimlere ve en az 10 dalda uzman sağlık personeline ihtiyacı var. Bunlar arasında genel cerrahi ve anestezi uzmanları da bulunuyor.İngiltere'nin pediyatri ve jinekoloji gibi en az yedi dalda doktorlara, ayrıca hematoloji ve adli psikiyatri gibi konularda uzman sağlık personeline ihtiyacı var.Doktorlar dünyada en çok aranan meslek sahiplerinden. Peki ya siz?Elektrik mühendisiElektrik mühendisleri ve teknisyenlere özellikle enerji ve inşaat sektörlerinde ihtiyaç duyuluyor.Avusturya otomotiv, enerji ve inşaat sektörlerinde çalışacak mühendis ve teknisyenler arıyor.Elektrik mühendisliği Macaristan'da en fazla uzun vadeli işgücü eksikliği olan 10 meslekten biri.Singapur'da kimyasal ve biyo-medikal üretim, deniz ve offshore, havacılık ve uzay sektörlerinde elektrik mühendislerine ihtiyaç var.İngiltere petrol, doğal gaz sanayii ve enerji dağıtım sektöründe çalışacak elektrik mühendisleri arıyor. Yeni mezunlara ödenen ücret yılda ortalama £23.000 (.850).Elektrik mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Bilgisayar uzmanı ve programcısıBu uzmanlar AR-GE çalışmaları yapar veya yazılımlar, uygulamalar, web siteleri için program kodu ve talimatlar hazırlar.Avusturya'da web, yazılım ve multimedya geliştirilmesi ile bilgisayar programcılığı alanlarında en az 15 dalda açık var.Yeni Zelanda'nın son listesinde en az dokuz çeşit programcılık ve geliştirme uzmanlığı yer alıyor.Singapur'un web geliştiricilerinin yanı sıra, oyun yazılım sektöründe çalışacak uzmanlara ihtiyacı var.Yazılımcılar ve gölgelendirme anlamına gelen 'shader' komut fonksiyonlarını yazanlar, bu kategoride İngiltere'nin aradığı uzmanlar arasında. Yılda £31.000 (.664) kazanıyorlar.Bilgisayar uzmanı ve programcıları dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Bilgisayar mühendisi ve analistleriSistem mühendisleri ve sistem analistlerine özellikle bilgisayar uzmanlarına ihtiyaç duyulan ülkelerde talep var. Telekomünikasyon mühendisleri de genelde bu grupta.Avusturya en az dokuz alanda bilgisayar mühendisi ve analist arıyor.Hükümetin araştırmasına göre Lüksemburg'da bilişim uzmanlarına iş imkanları 2010'dan 2012'ye iki kattan fazla arttı.Yeni Zelanda'nın mevcut işgücü açığı listesinde bilişim uzmanlığı gerektiren en az 12 meslek var. 5 yıla kadar deneyimi olan sistem analistlerinin ücreti yılda .699'dan başlıyor.İngiltere'de bir sistem mühendisinin ortalama ücreti yılda £41.000 (.993).Bilgisayar mühendisi ve analistleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?İnşaat mühendisiİnşaat mühendisleri arasında özellikle jeo-teknik uzmanlarına ihtiyaç duyuluyor. 17 ülkeden* en az sekizinde bu uzmanlara talep var.İnşaat sektöründe gelecekteki spor turnuvalarının tetiklediği büyüme nedeniyle, ülkeye daha fazla sayıda yabancı jeo-teknoloji uzmanı ve inşaat mühendisliğinin diğer dallarından uzmanlar geldi.Almanya'da inşaat mühendislerinin ücreti yılda .000 - .000'den başlıyor.Hintli yetkililere göre, inşaat sektöründe yılda en az altı milyon kişiye, özellikle de teknisyenlere ihtiyaç var.İngiltere'de inşaat mühendislerinin ücreti mezuniyetten sonraki ilk yılda £20.800'den (.345) başlıyor, yönetici düzeyinde yılda £70.000'e kadar (.000) yükselebiliyor.İnşaat mühendisi ve teknisyenler dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Veri tabanı ve bilgisayar ağı uzmanıBu uzmanlar veri tabanlarının, ağların ve işletim sistemlerinin tasarımı, geliştirilmesi ve desteği konularında çalışıyor.Avusturya'da elektronik veri işlem uzmanları bu kategoride en çok rağbet görenler.Yeni Zelanda'da bir veri tabanı yöneticisinin ücreti yılda .000 - .000'den başlıyor.Moskova yakınlarında bir yüksek teknoloji parkı olan Skolkovo Yenilik Merkezi'nin bilişim uzmanlarına ihtiyacı var. Skolkovo'daki şirketlerin işe aldığı kişilerin ülkeye kabulü için istenen koşullar, diğerlerinden daha az.Veri tabanı ve bilgisayar ağı uzmanları dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?MuhasebeciMuhasebecilere en çok ihtiyaç duyulan ülkeler* arasında kısa süre önceki mali krizden kötü etkilenen İrlanda ve Yunanistan da var.Mali sektör, Yunanistan'da yüksek vasıflı çalışanlara ihtiyaç duyulan en önemli iş kolu.Ekonomik krizden en çok etkilenen ülkeler arasında bulunan İrlanda'nın iş analistlerine, risk değerlendirme ve vergi uzmanlarına ihtiyacı var.Singapur'da üç ila beş yıl deneyimi olan bir muhasebeci yılda .757 ile .000 arasında ücret alıyor.Muhasebeciler dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Finlandiya'nın yanı sıra, tüm İskandinav ülkelerinde nitelikli ve deneyimli diş hekimlerine ihtiyaç var.Planlama Komisyonu'nun 2012 tarihli raporuna göre, Hindistan'ın kırsal kesimlerinde %58 oranında diş hekimi açığı var.EczacıHastanelerin ve ilaçlarla ilgili araştırma, reçetelendirme ve deneyler yapan sanayi dallarının nitelikli eczacılara ihtiyacı var.Bir ila beş yıl deneyimli bir eczacı Yeni Zelanda'da yılda .579 ile .810 arasında ücret alıyor.Eczacılar dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Endüstri ve üretim mühendisiEndüstri ve üretim mühendisleri araştırma ve tasarım yapar; sanayi tesislerinin işletim ve bakımıyla ilgilenir ya da denetler.Singapur'un deniz ve offshore sektöründe olduğu kadar, havacılık ve uzay sektöründe de üretim ve işleme mühendislerine ihtiyacı var.İngiltere havacılık ve uzay sektöründe çalışacak üretim ve işleme mühendisleri arıyor.Endüstri ve üretim mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Elektronik mühendisiEn az sekiz ülkede* elektronik ürün tasarlayacak, geliştirecek ve imalatını denetleyecek uzmanlara ihtiyaç duyuluyor.Elektronik mühendisleri Yeni Zelanda'da işe yılda .696 ücretle başlıyor. Deneyimli uzmanların ücreti yılda .327'ye kadar çıkabiliyor.Elektronik mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Kimya mühendisiÜrün geliştirme, su arıtma, petrol ve gaz sanayii gibi sektörlerde çalışacak kimya mühendisleri aranıyor.Yeni Zelanda'da bir kimya mühendisinin kazandığı ücret yılda .000 ile .000 arasında.Singapur'da kimya mühendislerinin ücreti yılda yaklaşık .000'den başlıyor.Kimya mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Maden ve petrol mühendisiMaden, doğal gaz ve petrol çıkarma konularında uzman mühendislere özellikle Brezilya gibi kalkınmakta olan ülkelerde ihtiyaç var.Brezilya'da yeni petrol rezervleri bulunduktan sonra maden ve petrol mühendislerine talep arttı.İngiltere'nin işgücü açığı bulunan meslekler listesinde en az 10 çeşit maden veya petrol mühendisi var.Maden ve petrol mühendisleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?FizyoterapistFizyoterapistler sağlık sektörünün en fazla ihtiyaç duyduğu yüksek vasıflı meslek sahipleri arasında.Avustralya'da klinik deneyimi olan bir fizyoterapist yılda .500 ile .600 arasında ücret alabiliyor.ABD Çalışma İstatistikleri Kurumu'na göre, fizyoterapi uzmanlarına duyulan ihtiyacın 2020'ye kadar %39 artması bekleniyor. Bu oran diğer iş kollarında beklenen ortalama artıştan daha fazla.Fizyoterapistler dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?PsikologPsikologlara ihtiyaç duyulan tüm ülkelerde* yabancılardan en az bir yüksek lisans derecesi isteniyor.Yeni Zelanda'da klinik psikoloji ve eğitim psikolojisi dalında uzmanlara ihtiyaç var. 3-10 yıl deneyimi olan psikologların ücretleri genelde yılda .400 ile .200 arasında.İsveç'teki psikologlar yılda ortalama .500 kazanıyor.Psikologlar dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Röntgen uzmanıLaboratuarlar ve tanı hizmetlerinde röntgen uzmanları gibi tıbbi görüntüleme teknisyenlerine duyulan ihtiyaç giderek artıyor.İngiltere'de bir röntgen uzmanının aldığı ücret, tedavi amaçlı çalışan uzmanlarda yılda £20.710 (.220), tanı amaçlı uzmanlarda £44.258 (.000) olabiliyor.Röntgen uzmanları dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?İşitme ve konuşma terapistiİşitme uzmanları (odyologlar) işitme, konuşma ve iletişimi etkileyen fiziksel bozuklukları tespit ve tedavi edebilir.Yeni Zelanda'da bir işitme uzmanı (odyolog) yılda .200 ile .000 arasında ücret alabiliyor. Konuşma terapistleri ise yılda .000'e kadar kazanabiliyor.İşitme ve konuşma terapistleri dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?Şef aşçılarDünyada en az beş ülke* yaklaşık beş yıl deneyimi olan yüksek vasıflı şef aşçılara ihtiyaç duyuyor.Yeni Zelanda'da şef aşçılar saatte ortalama ,20 ile ,33 arasında ücret alıyor.İngiltere sadece kıdemli şefler arıyor: yönetici aşçılar, baş aşçılar, aşçı yardımcıları ve belli uzmanlıkları olanlar. Bu şef aşçılar için aynı zamanda fast-food veya belli bir isim hakkını almış olan zincirlerde değil, diğer restoranlarda çalışma koşulu getiriliyor.Şef aşçılar dünyada en çok aranan meslek sahipleri arasında. Peki ya siz?AvustralyaAvustralya yüksek vasıflı göçmenleri teşvik eden, onları çekmek için puana dayalı bir sistem uygulayan ilk ülkelerdendi. Hükümet kısa süre önce farklı bölgelerin, özellikle de büyük şehirlerin dışında bulunan yerlerin ihtiyacını karşılamaya yönelik, daha seçici bir göç politikası benimsedi. Daha fazla beceri ve deneyim sahibi, İngilizce'yi iyi konuşan ve daha nitelikli meslek sahiplerini seçmek için vize kategorilerinin sayısı yarıya indirildi, puan sistemi gözden geçirildi.$ 44.983AvusturyaAvrupa Birliği'ne 2004'te katılan ülkelerin vatandaşlarının serbest dolaşıma hak kazanmasıyla göç de göreceli olarak arttı. OECD'ye göre, yerli halktan çok göçmen istihdamında artış görüldü. Avusturya, 2012'den bu yana yüksek vasıflı göçmenlere puana dayalı bir sistem uyguluyor. Buna göre iki tür kart verilebiliyor: Almanca Kırmızı-Beyaz-Kırmızı sözcüklerinin baş harflerinden oluşan RWR kartının ilk türü oturum ve belli bir işverenle çalışma izni veriyor. RWR-artı denen kart ise oturma izninin yanı sıra, istenen işte çalışma özgürlüğü tanıyor.$ 43.555Belçika2000 yılında OECD içindeki en serbest uygulamalardan birini başlatan Belçika, vatandaşlığa erişimi oldukça kolaylaştırdı. Her bölgede ihtiyaç duyulan mesleklerin listesi birleştirilerek ulusal bir liste hazırlanıyor. Bu mesleklerde olanların çalışma ve oturma izni koşulları daha esnek. Düşük vasıflı işlere artık Avrupa Birliği vatandaşları alındığı için, yüksek vasıflı yabancı göçmenler şu anda işe girenlerin çoğunluğunu oluşturuyor.$ 44.364BrezilyaBrezilya'nın işgücü göçüne yaklaşımını, yabancı işçi almak için Çalışma Bakanlığı'ndan izin alması gereken şirketlerin talepleri belirliyor. Yüksek lisans ya da doktora dereceleri olanların sadece bunu belgelemeleri yetiyor. Son zamanlardaki ekonomik büyüme sırasında Brezilya özellikle mühendislik ve bilişim alanında eleman sıkıntısı çekmeye başladı. Bu özelliklere sahip kişilerin göçünü kolaylaştırmak için, eleman açığı olan mesleklerin listesinin hazırlanması gibi bazı politikalar tartışma aşamasında.$ 9336KanadaKanada'da son yıllarda göçmen işçilere talep arttı. Ancak artık daha nitelikli kişilerin kabul edilmesine odaklanıyor. Göç işlemlerini hızlandırmak ve biriken başvuruları temizleyebilmek için, Kanada hükümeti ihtiyaç duyulan 29 meslek dalındaki kişilerin başvurularını kabul etmeyi geçici olarak durdurdu. Ancak belli bir iş teklifi alanlar veya doktora programı çerçevesinde başvuranlar kabul edilebiliyor.$ 42.253Hong KongHong Kong 2006'da nitelikli işçilere puan sistemi uygulamaya başladı ve OECD'ye göre yılda 20.000'den fazla nitelikli yabancı göçmen aldı. Hong Kong'un ihtiyaç duyulan meslekleri gösteren resmi bir listesi yok, ancak resmi raporlar, 2018 yılına kadar özellikle bilişim, sağlık ve mühendislik sektörlerinde işgücü açığı olacağını gösteriyor. Çin'in yüksek vasıflı göçmenleri çekmeye yönelik özel bir politikası yok. Halen alanlarında uzman olarak görülenler kabul ediliyor. Hükümet yurtdışında yaşayan yüksek vasıflı Çinlileri çekmeye odaklanıyor.$ 18.540Çek CumhuriyetiÇek Cumhuriyeti'nde 2008'den bu yana göçte azalma oldu. 2003 yılından bu yana yürürlükte olan yüksek vasıflı göç programı 2010'da sona erdi. Ancak AB dışındaki ülkelerden vasıflı işçilerin gelebilmesi için bunun yerine bir Yeşil Kart ve AB'nin Mavi Kart uygulaması başlatıldı. Bu şekilde Çek Cumhuriyeti'nde işgücü açığı olan sektörlere gerekli niteliklere sahip yabancıların alınması kolaylaştı. Bunlar genelde Çek veya AB vatandaşlarından geriye kalan işlerden oluşuyor.$ 19.630DanimarkaDanimarka, 2008 yılında talep olan meslek dallarından göçmenlerin kabulünü kolaylaştırmak için 'Olumlu Liste' adını verdiği bir liste belirledi. Puana dayalı bir sistem de, vasıflı işçilerin ülkede iş aramasına imkan tanıyan Yeşil Kart almasını sağlayabiliyor. 2011'de yeni hükümet göç politikasında reform yaptı. Buna göre sürekli oturma izni almanın artık dört koşulu var: En az beş yıl Danimarka'da ikamet etmek, üç yıl tam zamanlı bir işte çalışmak, mali açıdan kendine yetebilmek ve bir dil sınavından geçmek.$ 45.560FinlandiyaFinlandiya, 2012'nin Ocak ayında AB'nin Mavi Kart uygulamasını başlattı. Mavi Kart, AB dışı ülkelerden gelen ve istenen alanda en az bir yıl çalışmış yüksek vasıflı göçmenlere oturma ve çalışma izni sağlıyor. Ancak ortalamanın üzerinde bir ücret alabilme koşulu getiriliyor. Finlandiya'nın ayrıca fazla ve orta düzeyde talep olan işleri belirleyen bir listesi var.$ 36.676FransaFransa 2011'de AB'nin Mavi Kart uygulamasını başlattı ve listesinde işgücü açığı olan meslek sayısını 30'dan 14'e indirdi. Aynı zamanda nitelikli kişilerin ülkede kalıp geçici işçi olarak deneyim kazanması için daha katı kurallar belirledi. Bununla birlikte Fransa'nın (yüksek ve düşük vasıflı) bazı meslek dallarında Kongo, Benin, Burkina Faso ve Tunus gibi anlaşma yaptığı Afrika ülkelerinden vatandaşların başvurabileceği açıkları kapsayan listeleri de var.$ 38.128AlmanyaAlmanya kendi yerel işgücünü korumak için 1973 yılından beri yabancı işçi istihdamını yasaklamıştı. Ancak mühendislik, bilişim, sağlık gibi alanlardaki vasıflı işçi açığı, hükümeti 2012 yılında AB'nin Mavi Kart uygulamasını başlatmaya yöneltti. AB dışı ülkelerden göçmenlerin işgücü piyasasına girmesi kolaylaştı. Nitelikli işçilerin altı ay süreyle ülkeye girip iş aramasına da izin veriliyor.$ 40.223YunanistanYunanistan ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerden biri ve işsizlik muazzam seviyelere ulaştı. OECD'ye göre, son 10 yılda ülkeye giren göçmen işçilerin çoğu düşük vasıflı işlere kabul edildi. Düşük ve orta düzeyde vasıflı işçilere hala ülkenin bazı kesimlerinde talep var. Mali sektörde ise yüksek vasıflı işgücü açığı bulunuyor. Ancak Yunanistan'ın bu tür göçmenleri çekmek için özel bir programı yok.$ 26.295MacaristanMacaristan da ekonomik krizden etkilendi ve 2008'de rekor düzeye ulaşmış olan uzun dönemli göçte azalma gözlendi. Ancak girişimcileri ve özellikle sağlık sektöründe yüksek vasıflı göçmenleri çekmek için önlemler alınıyor. 2011'de Macar hükümeti AB dışı ülkelerin vatandaşları için AB'nin Mavi Kart Direktifi'ni uygulamaya koydu ve ülkeye kabul için gereken işgücü piyasası sınavlarından üst düzey yöneticileri muaf tutan yeni bir yasa çıkardı.$ 19.437HindistanHindistan dünyaya ve özellikle OECD ülkelerine en fazla vasıflı göçmen ve uluslararası öğrenci gönderen ülkelerden biri. Şimdiye kadar Hindistan hükümeti, yurt dışında yaşayan vasıflı Hint nüfusunu çekmeye ve yerli nüfusun becerilerini geliştirmeye yönelik eğitim programlarına odaklandı. Ülkde resmi bir işgücü açığı listesi bulunmuyor, ancak sürekli olarak, özellikle de sağlık ve inşaat sektörlerinde vasıflı kişilere ihtiyaç duyuluyor.$ 3540İrlandaMali krizden çok etkilenen İrlanda'ya net göç oranında büyük bir azalma görüldü. Özellikle de yüksek ve orta düzeyde vasıf gerektiren işlerde çalışan göçmenler, iş kaybından İrlanda'da doğanlardan daha çok etkilendi. İrlanda, 2010'dan bu yana göç politikasını belirli vasıflara sahip olanları çekmeye yönlendirdi. Yeni çalışma izni çıkarılması sadece yüksek ücretli iş teklifi alanlarla ve işgücü açığı bulunduğu kabul edilen mesleklerden olup, Yeşil Kart programı çerçevesinde ülkeye alınanlarla sınırlandı.$ 50.764LüksemburgEkonomik kriz sırasında Lüksemburg'da işe giren göçmenlerin sayısı, yerli işçilerden fazla oldu. Lüksemburg 2011'de AB ve Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) dışı ülkelerin vatandaşları için Mavi Kart uygulamasını başlattı. Hak kazanabilmek için çalışanların yüksek öğrenim diploması veya uzmanlık alanında beş yıl deneyimi olması, en az bir yıllık bir iş sözleşmesi ve yılda en az 66.000 euro (.000) veya bilişim sektörü gibi talep olan alanlarda 53.000 euro ücret alması gerekiyor.$ 52.847Yeni ZelandaYeni Zelanda vasıflı göçmen çekmek için puana dayalı bir sistemi ve işgücü açığı listelerini kullanan ilk ülkelerden biriydi. 2010 yılında yeni bir göç yasası yürürlüğe girdi ve göçmenlerin, sürekli vizeleri çıkarılmadan önce geçici vizeyle de çalışmalarına imkan tanındı. Sponsorluk sistemi de güçlendirilerek şirketlere daha fazla koşullar getirildi. Yatırımcıların, girişimcilerin ve ziyaretçi akademisyenlerin giriş yapması kolaylaştırıldı.$ 27.396NorveçNorveç'e göç oranı, özellikle İsveç, Litvanya ve Polonya gibi ülkelerden gelenlerden dolayı 2010'da rekor düzeye ulaştı. Norveç vasıflı göçmen kabulünü yılda 5000 kişi ile sınırladı, ancak şimdiye kadar bu rakama ulaşılamadı. Hükümet girişimcileri çekmeye yönelik adımlar da atıyor. 2011'de vasıflı işçilere çıkarılan izinler tavan noktasına ulaştı. Norveç'in halen, yüksek, orta ve düşük vasıflı işgücü talebi olan 150 mesleğin yer aldığı bir listesi bulunuyor.$ 43.990PolonyaOECD'ye göre, 2010-11 yıllarında Polonya'da yabancılara verilen çalışma izinleri arttı. Yüksek vasıflı göçmen çekmeye ve ülkede kalmalarını sağlamaya gerek olduğunu kabul eden hükümet, göç için yeni ölçütler belirledi. Artık beş tür çalışma izni var. Talep olan belirli meslek dallarında, ülkeye kabulden önce işgücü piyasası sınavından geçme koşulu kaldırıldı. İşverenler yabancılara Polonyalı işçilerle aynı düzeyde ücret vermekle yükümlü.$ 20.069PortekizKrizden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Portekiz'e göç azalırken, bu ülkeden dışarıya, özellikle Angola ve Brezilya'ya gidenlerin sayısında artış oldu. OECD'ye göre, tahminler yılda 70.000'den fazla kişinin ülkeyi terk ettiği, bunlardan yarısından çoğunun 29 yaşın altında olduğu yolunda. 2010'da Portekiz'de çalışma vizelerinin sayısı hükümetin yıllık kotasının altına düştü. 2012'de yüksek ücretle iş teklifi alan AB dışı ülke vatandaşlarına AB'nin Mavi Kart Direktifi uygulanmaya başladı.$ 22.742RusyaRusya Federasyonu yabancıların işgücü piyasasına erişimini kolaylaştıran önlemler sayesinde göçte artış yaşadı. 2010'da yüksek vasıflı yabancı uzmanların işe alınabilmesi için gereken işlemler basitleştirildi. Başlıca kabul ölçütü yılda en az 2 milyon ruble (yaklaşık .000) ücret alınması, ancak üst düzey öğretim üyeleri ve araştırmacılar için bu miktarın sadece yarısı yeterli sayılıyor. Giriş yapmaya hak kazanan göçmenlerin ailelerini de getirmesine izin veriliyor.$ 14.580SingapurSingapur son yıllarda uyguladığı politikalarla yüksek vasıflı göçmenler için en çekici ülkelerden biri haline geldi. İşgücüne talep olan meslekler listesinde 93 vasıf yer alıyor. 2012 Haziran'ına kadar ülkeye yaklaşık 174.000 yüksek vasıflı göçmen kabul edildi. Aynı yılın Eylül ayında hükümet, ülkenin sosyal altyapısı üzerindeki 'baskıyı azaltmak amacıyla' göçmen işçilerin ailelerini getirmeleri için öngörülen ücret koşullarını arttırdı.$ 31.392SlovakyaSlovakya hükümeti 2011'de işgücü piyasasının ihtiyacını karşılayacak yüksek vasıflı göçmenleri çekmek için yeni bir göç politikası benimsedi. AB'nin Mavi Kart uygulamasına benzer bir Slovak kartı çıkarıldı. Ülkeye dönen yüksek vasıflı Slovak göçmenlerin entegrasyonunu kolaylaştırmaya ve ekonomik avantajlar sunmaya başladı. Slovakya'nın işgücü talebini yansıtan resmi bir meslek listesi yok, ancak kamu sektörünün bazı kesimleri konuyu araştırıyor.$ 19.068SlovenyaSlovenya hükümeti 2009'daki ekonomik kriz üzerine Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) dışından gelen işçileri kapsayan yıllık çalışma izni kotasını düşürdü. Bunun sonucunda 2010 yılında göç oranı yarıdan fazla azaldı. Slovenya kısa süre önce AB/AEA dışından vasıflı göçmenleri çekebilmek için bazı önlemler aldı. 2011'de AB'nin Mavi Kart uygulaması başlatıldı. Yeni göç yasasına göre fiilen birlikte yaşayan ve eşcinsel eşler de oturma ve çalışma izni alabiliyor.$ 32.480Güney AfrikaGüney Afrika, Afrika kıtasına en fazla yüksek vasıflı işçi göçü veren ülke ve yurtdışında yaşayan vasıflı vatandaşlarıyla ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Hükümet 2002'den bu yana ülkede çalışmak isteyen yüksek vasıflı kişilere karşı bir 'açık kabul politikası' izliyor. Hükümet her yıl ülkeye kabul edeceği göçmenleri seçmek için az bulunan ve hayati önem taşıyan vasıfların bir listesini yapıyor. Göçmenlerin en az beş yıl iş deneyimine sahip olduklarını kanıtlamaları gerekiyor.$ 22.056İspanyaKrizden en çok etkilenen ülkelerden biri olan İspanya'da büyük istihdam kaybından dolayı ülkeye gelen göçmen sayısı azaldı, aksine buradan başka ülkelere göç arttı. Avrupa Birliği İşgücü Araştırması'na göre yabancılar arasında işsizlik oranı 2011'in yarısına kadar %32'ye ulaştı. İspanya 2011'de AB dışı ülkelerden gelen ve ülkede iş bulmuş yüksek vasıflı göçmenler için AB'nin Mavi Kart Direktifi'ni uygulamaya soktu. Ancak İspanya'daki yerel işgücünü korumak için göçü kısıtlayan bazı önlemler de aldı.$ 34.387İsveçİsveç, işgücüne Avrupa'da en liberal göç politikası uygulayan ülkelerden. 2008'den bu yana Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) dışından işgücü istihdamı kolaylaştırıldı. Yüksek, orta ve düşük vasıflı alanlardan yaklaşık 80 mesleği kapsayan bir ihtiyaç listesi var. Göçmenlerin İsveç'teki potansiyel bir işverenden yazılı iş teklifi aldıklarını göstermeleri gerekiyor. Aile üyelerine genelde ülkede oturma ve çalışma izni veriliyor.$ 37.734İsviçreİsviçre Avrupa'da en çok göç alan ülkelerden biri. Göçmenlerinin çoğu yüksek vasıflı. Kriz döneminde yerli halkta işsizlik, göçmenler arasındaki işsizlikten daha çok arttı. AB ve Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) dışından gelenlerin çalışma izni alması için gereken koşullar çok daha katı olduğundan, göçmenlerinin çoğu AB üyesi ülkelerden. Diğer ülkelerden gelen yabancıların elinde iş teklifi olması ve işverenin öncelikle İsviçre ve AB ülkelerinden eleman almak için 'yoğun çaba' sarf ettiğini göstermesi gerekiyor.$ 50.242İngiltereİngiltere'nin göç sistemini 2010'dan bu yana ihtiyaçlar yönlendirmeye başladı. 2010'da hükümet, yerli işgücünü korumak amacıyla, vasıflı olanlarınki de dahil olmak üzere, net göçü azaltmaya yönelik önlemler aldı. Örneğin yüksek vasıf kategorilerinde (1. ve 2. derece) ülkeye kabul edilenlerin sayısı sınırlandı. 2011'de işgücü talebi olan meslekler listesi daraltıldı. 2012'de işyerleri ve işverenlerden gelen talep üzerine bazı koşullar daha esnek hale getirildi.$ 44.743ABDOECD'ye göre, 2000-2010 yılları arasında ABD emekli olan her yüksek vasıflı kişiye karşılık, yaklaşık üç yüksek eğitimli göçmen kabul ediyordu. Ancak ekonomik krizden bu yana, mali sektör gibi yüksek vasıflı çalışanları istihdam eden sektörlerde büyük oranda iş kaybı meydana geldi. ABD, 'A listesi' adını verdiği, işgücüne talep olan meslekleri gösteren bir liste bulundurmaya devam ediyor. Bu mesleklerden kişilerin Yeşil Kart'a başvuru koşulları kolaylaştırılıyor, ancak iş teklifi almış olmaları gerekiyor.$ 54.450Bu meslek dalında işgücü açığı var ancak ayrıntılı bilgi yok.
Türkiye'nin Korkutan Yoksulluk Rakamları
- 22 milyon kişi aylık 527 TL ile geçiniyor! Nüfusun yüzde 40’ı “sızdıran çatı” altında yaşıyor! Kendisine yeni giysi alamayanlar yüzde 35 - Yoksulluğun siyasi istismarını bitirmek için: Oy karşılığı yardım yerine sosyal adalet ve sosyal yardımı hak olarak veren sosyal devlet CHP Parti Meclisi Üyesi, İstanbul Milletvekili Umut Oran, gelir dağılımı ve sosyal adalete ilişkin TÜİK verileriyle derlediği araştırma sonuçları en zenginle en yoksul arasındaki farkın giderek açıldığını, milyonlarca insanın temel gereksinimlerini drahi karşılamayadığını ortaya koydu. Umut Oran'ın açıklaması şöyle: AKP politikaları Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluğu kronikleştirdi. Resmi verilere göre en zengin ve en yoksul yüzde 10’luk nüfus arasındaki gelir farkı 14 kata ulaşıyor. OECD ortalamasının çok üzerindeki Gini katsayısı da Türkiye’deki kronik gelir dağılımı adaletsizliğini gösteriyor. TÜİK’in makyajlı istatistikleri, farklı göreli yoksulluk sınırı ölçütlerine göre 7,3-22,3 milyon arasındaki yoksul sayılarına işaret ediyor. Türkiye’nin en düşük bazda bile, birçok önemli ülkenin toplam nüfusundan fazla yoksulu bulunuyor. AKP, gelir dağılımını da düzeltmek, yoksulluğu yenmek istemiyor. Çünkü, yoksulluktan besleniyor, yoksul milyonların bu durumunu kullanarak oya tahvil ediyor. Yoksul aileleri erzak-kömür yardımlarıyla kendine bağımlı yapıp oyunu almaya devam eden AKP, onların hep yoksul ve kendine bağımlı kalmasını, iktidarının devam garantisi olarak görüyor. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin son yıllarda düzelmek bir yana daha da artması dikkat çekiyor. En yoksul yüzde 10’luk nüfusu barındıran haneler, toplam gelirden AKP’nin iktidarda ilk yılı olan 2003’te yüzde 2.3 oranında, 2005’te ise yüzde 2.2 pay almıştı. En varlıklı yüzde 10’luk kesimin gelirden aldığı pay ise 2005-2012 döneminde yüzde 28.7’den yüzde 31.1’e yükseldi. 2005’teki 13 katlık gelir farkı, izleyen yıllarda hep bunun üzerinde seyretti, 2012 itibariyle 14 katın üzerinde gerçekleşti. Ücretli-maaşlı çalışanlar bordrolarında yazan geliri beyan ederken, sermaye kesimindekilerin gelirlerini daha düşük beyan etmeleri nedeniyle bölüşüme konu gelir pastasının gerçek hacmi ortaya çıkmıyor, gelir dağılımı da olduğundan daha iyimser bir tablo ortaya koyuyor. Yani, gelir dağılımındaki gerçek uçurum, TÜİK verilerine yansıyandan çok daha derin; görünürdeki adaletsizlik de buzdağının sadece uç kısmı. AKP’nin halka empoze etmeye çalıştığı “ekonomide başarı”, büyüme-kalkınma masallarına rağmen, on iki yılı aşan iktidarı döneminde uyguladığı ekonomi politikaları, korkunç bir gelir dağılımı adaletsizliği ve ciddi boyutlarda bir yoksulluk tablosu ortaya çıkardı. AKP’nin ekonomi politikaları Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluğu kronikleştirdi.  Türkiye son 12 yılda, yoksul milyonların durumunu siyaseten istismar eden; sosyal yardımları parti yandaşlığı koşuluna bağlayan; böylece kendine bağımlı bir sadaka toplumu ortaya çıkararak bunu oya tahvil eden ve bu şekilde iktidarını sürdüre gelen AKP’ye tanık oldu. Gelirin yarısı nüfusun yüzde 20’sine ait Türkiye’de korkunç boyutlarda bir gelir dağılımı adaletsizliği yaşanıyor. TÜİK’in en son Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2012 yılındaki durumu yansıtıyor. Buna göre en üstteki yüzde 20’lik nüfus diliminde yer alan hane halkları, toplam gelirin yüzde 46.6’sını alırken, en alttaki yüzde 20, gelirden sadece yüzde 5.9 pay alabiliyor. En üstteki ile en alttaki arasında 8 katlık bir gelir farkı var. En varlıklı yüzde 20’lik nüfus gelirin yarıya yakınını elde ederken, nüfusun yüzde 80’i kalan yarısını paylaşıyor. Zengin-yoksul arasındaki makas açıldı Ancak en varlıklı ve en yoksul yüzde 10’luk dilimler esas alındığında ise fark 14.1 kata ulaşıyor. 2012 itibariyle en varlıklı yüzde 10’luk nüfus gelirin yüzde 31.1’ini alırken, en yoksul yüzde 10’un payı sadece yüzde 2.2’de kalıyor. Gelir dağılımındaki bu adaletsizliğin son yıllarda düzelmek bir yana daha da artması dikkat çekiyor. En yoksul yüzde 10’luk nüfusu barındıran haneler, toplam gelirden AKP’nin iktidarda ilk yılı olan 2003’te yüzde 2.3 oranında, 2005’te ise yüzde 2.2 pay almıştı. Bu pay 2010, 2011 ve 2012 yıllarında da yüzde 2.2 olarak gerçekleşti ve 2003’tekinin altında kaldı. En varlıklı yüzde 10’luk kesimin gelirden aldığı pay ise 2005-2012 döneminde yüzde 28.7’den yüzde 31.1’e yükseldi. En zengin ve en yoksul yüzde 10’luk kesimler arasında 2005’teki 13 katlık gelir farkı, izleyen yıllarda hep bunun üzerinde seyretti, 2012 itibariyle 14 katın üzerinde gerçekleşti. Yani gelir dağılımı bu dönemde düzelmek bir yana biraz daha bozuldu. AKP adaletsizliği kronikleştirdi… Bir ülkede milli gelirin dağılımının adaletli olup olmadığını ölçmeye yarayan Gini katsayısı da gelir adaletsizliğinin kronikleştiğini, uçurumun daha da büyüdüğünü gösteriyor. 2005’te 0.380 düzeyinde bulunan Gini katsayısı 2012 itibariyle de 0.402 oldu. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değerler alıyor ve değerin yükselmesi eşitsizliğin artması anlamına geliyor. Örneğin herkesin aynı gelire sahip olduğu bir toplumun Gini katsayısı 0 olurken, tüm gelirin bir kişide toplandığı toplumun Gini katsayısı 1 çıkıyor. Gelir uçurumunda görünen buzdağının sadece ucu… TÜİK, yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir gelirini 2012 itibariyle 11 bin 859 (Aylık 988) TL olarak baz alıyor. Hane halkları yüzde 10’luk nüfus dilimleri halinde yoksuldan zengine doğru sıralandığında 2012’de en alttaki dilimde 2 bin 599 (Aylık 217) lira olan yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir geliri, en üst dilimde 36 bin 905 (Aylık 3 bin 75) lira oldu. Ancak anket yöntemiyle yapılan gelir araştırmasında sonuçlar verilen yanıtlara göre elde ediliyor. Ücretli-maaşlı çalışanlar bordrolarında yazan geliri beyan ederken, sermaye kesimindekilerin gelirlerini daha düşük beyan etmeleri nedeniyle bölüşüme konu gelir pastasının gerçek hacmi ortaya çıkmıyor, gelir dağılımı da olduğundan daha iyimser bir tablo ortaya koyuyor. Üst gelir grubundakilerin gerçek beyanda bulunmaması nedeniyle maaş-ücret gelirleri yüzde 46,5’lik oranla toplam gelir içinde en fazla paya sahip, müteşebbis gelirleri ise yüzde 20.4’le bunun yarısından bile az gözüküyor. 2012 yılda GSYH cari fiyatlarla 1.4 trilyon TL olurken, 11 bin 859 TL olarak baz alınan eşdeğer hane halkı kullanılabilir geliri anılan yılda 73 milyon 604 bin kişi olan nüfusla çarpılınca 873 milyar TL’lik bir büyüklük ortaya çıkıyor. Milli gelirin bir kısmının “kullanılabilir gelir” olmadığı, yani hanelere girmediği dikkate alınsa bile üst-orta ve üst kesimlerin beyan etmediği önemli boyutta bir gelir olduğu anlaşılıyor. Yani, gelir dağılımındaki gerçek uçurum, TÜİK verilerine yansıyandan çok daha derin; görünürdeki adaletsizlik de buzdağının sadece uç kısmı. Yoksul sayısı birçok ülke nüfusundan fazla… TÜİK, 2012 yılında eşdeğer hane halkı kullanılabilir “medyan” gelirini yıllık 9.030 TL olarak baz alıyor ve bu medyan gelirin yüzde 40, yüzde 50, yüzde 60 ve yüzde 70’i üzerinden çeşitli “göreli yoksulluk sınırları” belirliyor. Bu farklı yoksulluk sınırlarına göre de  7.3 milyon-22.3 milyon kişi arasında değişen farklı yoksul sayıları ve yüzde 10-30 arasında yoksulluk oranları hesaplıyor. 22 milyon kişi aylık 527 TL ile geçiniyor! Eşdeğer hane halkı kullanılabilir medyan gelirin yüzde 40’ı olarak baz alındığında yoksulluk sınırı yıllık 3.612 (Aylık 301) TL çıkıyor ve buna göre 7 milyon 344 bin kişilik yoksul sayısı ortaya çıkıyor. TÜİK, yüzde 50’lik çıtaya göre yıllık 4.515 (Aylık 376) TL yoksulluk sınırı ile toplam 11 milyon 998 bin yoksul sayısı hesaplıyor. Yoksulluk sınırı olarak medyan gelirin yüzde 60’ı (Aylık 451 TL) baz alındığında toplam 16 milyon 741 bin; yüzde 70’i (Aylık 527 TL) baz alındığında ise 22 milyon 252 bin yoksul sayısı ortaya çıkıyor. Baz alınan yoksulluk sınırına göre değişen yoksul sayısının son 5 yılda 545 bin-1.7 milyon kişi arttığı görülüyor. Ancak resmi istatistiklerde baz alınan en yüksek yoksulluk sınırı bile, yoksulluğun boyutunu yansıtmaktan uzakta bulunuyor. TÜİK, 2012 itibariyle yüzde 70’lik medyan gelire göre yoksulluk sınırını aylık 527 TL olarak baz alarak bunun üstünde eşdeğer hane halkı kullanılabilir geliri olanları yoksul sayısına dahil etmiyor. Türk-İş ise Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını Aralık 2012 itibariyle 3 bin 208 TL olarak açıklamıştı. Bunu hane halkı başına düşündüğümüzde aylık 802 TL’ye denk geliyor. Yıllık 9.030 (Aylık 753) TL olan eşdeğer hane halkı gelirinin yüzde 100’ünü de aşan bu tutar dikkate alındığında ülkedeki yoksul sayısının 22.3 milyonun çok çok üzerinde olduğu görülüyor. Nüfusun yüzde 40’ı “sızdıran çatı” altında yaşıyor! TÜİK araştırması, eksiklikleri ve yanıltıcı yanlarına rağmen, Türk halkının ekonomik koşullarına ilişkin oldukça çarpıcı veriler de ortaya koyuyor. Buna göre; nüfusun yüzde 40.6’sının konutunda “sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi” gibi sorunları var. Konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşayanların oranı payı önceki yıla göre 5 puan artarak yüzde 46.6’ya çıktı. Nüfusun yüzde 27.4’ü oturduğu konutta odaların karanlık olması veya yeterli ışık alamaması gibi sorunlar yaşıyor. Nüfusun yüzde 61.3’ü hanesinin taksit ödemeleri ve borçları (konut alımı ve konut masrafları hariç) bulunuyor. Kendisine yeni giysi alamayanlar yüzde 35 Nüfusun yüzde 85.9’unun “evden uzakta bir haftalık tatil” yapacak parası yok. Nüfusun yüzde 61,8’i “beklenmedik harcamalarını” ve yüzde 78,8’i “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme” ihtiyacını ekonomik nedenlerle karşılayamayacak durumda. İki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafının karşılayamayanların oranı yüzde 43.9’a ulaşıyor.Hane halklarının yüzde 35.1’i kendisine yeni giysiler alamıyor. Ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı olarak tanımlanan ve belirlenmiş 9 maddeden en az 4’ünü karşılayamama ya da mahrum olma durumunu tanımlayan “maddi yoksunluk” oranı yüzde 59.2’ye ulaşıyor. AKP yoksulluktan besleniyor… Yıllardır büyüme-kalkınma masalları ile göz boyayan; algı yönetimi yoluyla yarattığı illüzyon sayesinde kitleleri “ekonominin çok iyi yönetildiğine” inandıran AKP’nin ekonomi politikalarının yol açtığı gerçek tablo böyle. AKP’nin, gelir dağılımını iyileştirmek, yoksul sayısını azaltmak gibi bir hedefi de olmadı, aslında bu çarpıklık onun işine de yaradı.Çünkü AKP, yoksulluktan beslendi, yoksul milyonların bu durumunu istismar edip, oya tahvil etmeyi tercih etti. Yoksul halkı erzak-kömür yardımlarıyla kendine bağımlı yapıp oylarını almaya devam eden AKP, onun hep yoksul ve kendine bağımlı kalmasını, iktidarının devamının garantisi olarak gördü. SOSYAL DEVLET İÇİN “AİLE SİGORTASI” ÖNERMİŞTİK CHP olarak, sosyal devlet ilkesini tesis amacıyla geliştirdiğimiz “Aile Sigortası Kurumu” (AS-KUR) modelini 2011 genel seçimleri öncesi kamuoyuna açıklamıştık.  Bu konuda TBMM’ye yasa teklifi de verdik. Benzerleri daha önce Meksika, Brezilya gibi ülkelerde uygulanmış ve yoksullukla mücadelede son derece başarılı sonuçlar elde edilmiş olan bu modelde ısrarlıyız, kararlıyız. AS-KUR modeli ile sosyal yardım kurumlarının tek çatı altında toplanması ve bu yardımların tek elden yürütülmesini amaçlıyoruz. Bu model, hem kısa vadede yoksulluğu yenmek için muhtaç durumdaki ailelere her ay düzenli nakdi yardım yapılmasını, hem de yoksulluğu uzun vadede azaltmak için kapsamdaki ailelerin çocuklarını düzenli sağlık kontrolü ve okula göndermeleri koşulunu içeriyor. Aylık ödemelerin hanedeki kadının adına açılan hesaba yapılmasını öngörüyoruz. Nüfusun en yoksul kesimine sağlanan nakit akışıyla kısa vadeli yoksulluğu azaltabiliriz. Eğitim ve sağlık kontrolü koşuluyla da uzun vadeli yoksullukla mücadelede yetişmiş insan kaynağını artırarak ülkeyi kalkındırıp ileri götürebiliriz. Mesleki eğitim kurslarını da içeren Aile Sigortası, AKP’nin sıcak paraya dayalı istihdam yaratmayan büyüme modelinin aksine istihdam artışı sağlayacak, Türkiye’nin kronik işsizlik sorununun çözümüne katkı sağlayacaktır. Sağlıklı ve eğitimli yeni nesillerin yetişmesinin garantisi olacak Aile Sigortası ile çocuk işçiliği sona erecek, çocuklarımızın sağlık ve eğitim hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını da sağlayacaktır.   Sonuç olarak sosyal adalet, sosyal yardım bir haktır. Bu hak ancak sosyal demokrasinin uygulandığı, sosyal devletlerde karşılıksız olarak verilir. Unutmayalım ki eğitim ve gelir düzeyi ne kadar artarsa toplum bilinçlenir ve hakkına sahip çıkar. AKP iktidarını devam ettirmek için sürekli eğitim sistemini değiştirerek eğitim düzeyini düşük tutmakta, ekonomide rakamlarla oynayarak düşük gelir düzeyini saklamakta, böylelikle oy karşılığı vatandaşına yardım yaparak yoksulluğu siyasi istismar aracı olarak kullanmaktadır.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Önce kaynak oluşturursun: Özelleştirme yoluyla elindeki varlıkları ve hizmetleri satarsın... Devlet bankalarındaki kredileri ayarlarsın... İçerdeki krediler yetmediği zaman, dışardaki müttefiklerinden kredi bulursun... Dışardaki krediler de yetmezse, şeyhlere, sultanlara arazi ve hizmet peşkeş çeker, dışardan fon aktarırsın... Vergi ve sosyal güvenlik reformu adı altında, halkın gırtlağına basar, herkesi silkeler, özellikle esnafın, serbest meslek sahiplerinin, dar ve sabit gelirlilerin canlarına okur,yeni fonlar bulursun... Sonra bu kaynakları dağıtırsın:İhale yasasında, her karşılaştığın sorunu aşmak için, olaya özel, yüzlerce değişiklik yaparsın... Tek bir kamu arsası satışını bile kendi iznine bağlarsın... Özelleştirmeleri yandaşlarına verirsin, onların rakiplerinin yarışmaya girmelerini engellersin...Büyük inşaat ihalelerini de doğrudan sana bağlı olan müteahhitlere verirsin, kazayla istemediğin biri kazanırsa, hemen ihaleyi iptal edersin... Yandaş müteahhitlere her türlü ayrıcalığı ve avantajı sağlarsın... Gerektiğinde Hazine garantisini bile devreye sokarsın... Mal ve hizmet alımlarında, devleti zarara uğratmak pahasına, sabit fiyat güvencesi de verirsin...
Vatandaş Gırtlağa Kadar Borç Batağında, Erdoğan Kapağı Çankaya'ya Atma Derdinde
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türk ekonomisinin iç-dış borcunun katlandığına ilişkin çeşitli verileri derlerken, 'Erdoğan döneminde kamu ve özel sektör borcu üç kat arttı o hala 'borç yiğidin kamçısıdır' diyor. Borç yiğidin kamçısı değil, ekonominin yumuşak karnıdır. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur” diye konuştu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:   Cumhurbaşkanlığı’na kendi kendini aday gösteren Tayyip Erdoğan, üç dönemlik başbakanlığı süresindeki ekonomi politikalarıyla devleti, özel sektörü ve vatandaşları gırtlağına kadar borca soktu. Erdoğanlı yıllarda kamunun toplam borcu net 378,8 milyar lira artarak 257 milyar liradan 636 milyara yükseldi. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplam borç 2.5 katına çıktı.  Kamu ve özel sektörün 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, 386.8 milyar dolarla üçe katlandı. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Buna karşılık Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlandı, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. Sürekli borçlanmaya ve tüketmeye teşvik edilen vatandaşların kredi borçları 127 kat artışla 1.9 milyardan 253 milyara, kredi kartı borçları da 4.3 milyardan 77.7 milyara yükseldi. 2.5 milyon kişi borcunu ödeyemediği için kara listeye girmiş durumda. Erdoğan döneminde kârın yurt dışına aktarılması teşvik edildi. Aralık 2002-Nisan 2014 arasında dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklindeki toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Şimdi Köşk’e kapağı atıp ülkeyi oradan yönetmeye, kendi tek adam rejimini tahkim edip resmileştirmeye niyetlenen Erdoğan, dokunulmazlık zırhı sayesinde, yaptığı onlarca yolsuzluğun cezai sorumluluğundan da kurtulmayı planlıyor. Erdoğan’ın ekonomide bıraktığı saatli bombanın bedelini ise 77 milyon ödeyecektir. Bu enkazın ciddi siyasi ve sosyal sonuçları olacak, bu yük uzun yıllar halkın ve devletin sırtında kambur olmaya devam edecektir. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur. Erdoğan, üç dönem yaptığı başbakanlık görevinin ardından şimdi kendi kendini Cumhurbaşkanlığına aday göstererek Çankaya’ya kapağı atmaya hazırlanıyor. Başbakanlığı süresince içeride toplumu kutuplaştıran, ülkeyi bölünme noktasına getiren, dış politikası ile Türkiye’yi adeta tüm dünya ile düşman eden Erdoğan, ekonomide de izlediği sıcak paraya ve borçla tüketime dayalı politikaların sonucuolarak patlamaya hazır bir saatli bomba niteliğinde devasa bir borç batağı bırakıyor. 11.5 YILDA DEVLETİ NET 379 MİLYAR LİRA BORÇLANDIRDI Kamunun 2002 sonunda 155 milyar lira olan iç borç stoku 11.5 yılda 436,3 milyar liraya çıkarak üçe katlandı. Aralık 2002- Mart 2014 döneminde 102 milyar liradan 199.6 milyara çıkan dış borçla birlikte kamunun toplam borç yükü yaklaşık bir buçuk kat büyüyerek 257 milyar liradan 636 milyar liraya ulaştı. Buna göre toplam kamu borcu 2002-2014 döneminde net 378,8 milyar lira büyüdü. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplum kamu borç stoku 2.5 katına çıktı.  11.5 YILDA DIŞ BORÇ 3’E KATLANDI…Erdoğan’ın başbakanlığında Türkiye, dış borçlanma rekoru kırdı. Ülkenin 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, Mart 2014 itibariyle 386.8 milyar dolara çıktı. AKP döneminde, Cumhuriyetin ilk 80 yılında oluşan stokun iki katı kadar net dış borçlanmaya gidildi. Başka deyişle 80 yılın sonundaki dış borç bakiyesi son 11.5 yılda üçe katlandı. 386.8 milyar dolarlık dış borcun yaklaşık 117 milyar doları kamuya, 4.9 milyar doları Merkez Bankası’na, 264.9 milyar dolarla en büyük bölümü ise özel sektöre ait bulunuyor. 11.5 yılda kamunun dış borcu yüzde 81 büyürken, özel sektörün dış borcundaki büyüme 515 kata ulaştı. AKP’nin işbaşına geldiğinde kamu finansmanını dış borç yerine ağırlıkla iç borçla döndürmeye ağırlık vermesi, kur garantisi vererek özel sektörü dışarıdan borçlanmaya teşvik etmesi bu kesimin dış borcunu patlattı. Bankalar başta özel sektör dışarıya, kamu ise daha çok içeriye borçlu hale geldi. VATANDAŞIN KREDİ BORCU 127 KAT, KART BORCU 17 KAT BÜYÜDÜ AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda 1.9 milyar lira dolayında bulunan toplam tüketici kredileri, aradan geçen sürede tam yüzde 12 bin 743 (127.4 kat) artarak bu yılın Nisan sonunda 253.4 milyar liraya ulaştı. Bunun 112.1 milyarını konut, 7.7 milyarını taşıt kredileri, yaklaşık 133.6 milyarını da diğer krediler oluşturuyor. AKP’nin, ekonominin lokomotifi olarak gördüğü ve aynı zamanda en büyük yolsuzluk alanlarının başında gelen inşaat sektörüne verdiği olağanüstü kamu desteğinin de etkisiyle, tüketici kredileri içinde en hızlı artış 420 katla konutta gerçekleşti. Aynı dönemde bireysel kredi kartı borçları da yüzde 1.692 oranında (16.9 kat) artarak 4.3 milyar liradan 77.7 milyara yükseldi. Böylece tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının bileşimi olan toplam hane halkı borç yükü, 51.5 kat büyüyerek 6.3 milyar liradan 331.1 milyara yükseldi. Bu dönemde haneler 324.8 milyarlık net borçlanmaya gittiler. Halkın borçla tüketime şartlandırıldığı AKP döneminde kredi kartlarının sayısında adeta patlama yaşandı. 2002 sonunda 15 milyon 705 bin 370 adet olan dolaşımdaki toplam kredi kartı sayısı, yüzde 265 artışla Mayıs 2014 itibariyle 57 milyon 317 bin 236 adede ulaştı. Buna göre AKP döneminde vatandaşların cebine net 41 milyon 611 bin 866 adet yeni kredi kartı konuldu. Öte yandan Mayıs 2014 itibariyle tüketici kredisi ve/veya kredi kartı borcunu ödemediği için kara listeye alınan 2.5 milyon vatandaş bulunuyor. Kara listedekilerin sayısı son 4 yılda 5’e katlanmış durumda. BORÇ BATAĞI NASIL OLUŞTU?Erdoğan hükümetlerinin izlediği politikalarla Türkiye ekonomisi, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirildi. Tatlı kârı gören sıcak para geldikçe ekonomi çarkı döndü. Ekonomide canlılık, yoğun sıcak para girişleri ve bankaların yurt dışından borçlanıp bununla içeriyi fonlaması sayesinde sürdürüldü. Bu kadar dış kaynak bolluğuna rağmen 2003-2013 dönemindeki ortalama büyüme sadece yüzde 4.9’la vasat düzeyde kaldı. Kâğıt üzerinde kaydedilen büyümeler de istihdam yaratmadı, işsizlik sorunu çözülemedi. İşsizlik kronikleşti, reel ücretler geriledi, gelir dağılımı bozuldu, buna rağmen tüketici kredisi ve kredi kartları üzerinden henüz kazanılmamış gelirlerle, yani borçlanarak tüketen vatandaşlara, sanal bir refah ve zenginleşme algısı yaşatıldı ve bu da oya tahvil edildi. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından borçlanarak sağladığı kaynaklar özellikle inşaat gibi belli sektörler yanında en çok tüketiciye pompalandı. Bankacılık sektörünün kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık patladı. Kışkırtılan tüketim, tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaşlar bankalara; bankalar ve şirketler yurt dışı kreditörlere, devlet ise hem yurt içi hem yurt dışındaki borç verenlere gırtlağına kadar borçlu hale getirildi. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Açık tüketici kredisi bulunanların sayısı 2002-2014 döneminde 1.7 milyondan 14.7 milyona yükseldi. Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlanırken, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. GELİNEN NOKTA: GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE OECD 3’ÜNCÜLÜĞÜ Tayyip Erdoğan, siyaset ve ekonomide kendisine yöneltilen tüm eleştirilerde “ekonomideki başarımızı çekemiyorlar” yalanına sarıldı ve ortaya çıkan tüm başarısızlıklarını “faiz lobisinin komplosuna” bağladı. Oysa TÜSİAD tarafından yaptırılan gelir dağılımı araştırması, yaklaşık 12 yıldır Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin, OECD ülkeleri arasında Meksika ve Şili’den sonra gelirleri en eşitsiz dağılan 3. ülke olduğunu ortaya koyarken,  2007-2011 döneminde açık farkla gelirleri en fazla artanın, faiz geliri elde eden kesim olduğunu gösteriyor.  Araştırmaya göre ülkedeki tüm ekonomik kesimlerin toplam geliri söz konusu dönemde yüzde 2.4 arttı. Bu kesimler içinde işçi ve memurların oluşturduğu emek kesiminin gelirleri yüzde 3.7, tarım müteşebbislerinin gelirleri yüzde 8.5, diğer müteşebbis gelirleri yüzde 4.8, emekli gelirleri ise sadece yüzde 1.6 artarken, Erdoğan’ın “faiz lobisi” diye adlandırdığı kesiminin gelirlerinde tam yüzde 45.6 artış yaşandı. YURTDIŞINA KÂR AKTARILMASI TEŞVİK EDİLDİErdoğanlı yıllarda, yabancıların kârı yurt dışına aktarması teşvik edildi. 2002 sonundan bu yılın Nisan sonuna kadar olan dönemde dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de çalışan yabancıların elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklinde yapılan toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Bu dönemde; dış kredilere ödenen faiz 104.8 milyar, sıcak paracıların Borsa ve DİBS’teki portföy yatırımlarından kazanarak ülkesine yaptığı transferler 38.2 milyar, doğrudan yatırımlardan elde edilerek aktarılan kârlar yaklaşık 25.5 milyar ve maaş-primlerden yapılan aktarma 1.7 milyar dolara ulaştı. 13 Haziran 2014 itibariyle Türkiye’de Borsa, DİBS, eurobond ve mevduatta park etmiş 144 milyar dolarlık bir portföye sahip bulunan yabancılar parayla para kazanıp, kârını ülkelerine aktarmaya devam ediyor. BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI DEĞİL EKONOMİNİN YUMUŞAK KARNIDIR!Sonuç olarak Erdoğan’ın ekonomi politikaları Türkiye de her alanda EŞİTSİZLİĞİ ciddi oranda arttırdı. Gelir artışının %90’ı en yüksek gelire sahip %5’lik kesime gidiyor. Türkiye’de fırsat eşitsizliği ve gelir dağılımı eşitsizliği öncelikle ele alınması gereken en önemli konulardandır. Erdoğan’ın ekonomi politikaları sonucunda BORÇLANMA / DIŞ TİCARET AÇIĞI / CARİ AÇIK / İŞSİZLİK ve YOKSULLUK çok büyük artış kaydetmiş ve kronik sorun haline gelmiştir. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda BORÇ KRİZİNE sürüklenmemesi ancak üretim eksenli yeni bir kalkınma paradigmasının inşasına ve tasarruf oranlarının arttırılmasına bağlı gözükmektedir. Bu yeni kalkınma stratejisi için bilim ve teknoloji politikalarının planlı bir şekilde hazırlanıp üretim yapısının dönüştürülmesiyle Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasında yararlı olacaktır. Bu bağlamda özellikle temel bilimlere yönelik eğitim yatırımlarının kamu tarafından planlı bir şekilde ele alınması yararlı olacaktır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur.
'İsrail'in OECD ve NATO Üyeliğinin Desteklenmesinin Gerekçesi Ne?'
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. 'İsrail'in OECD'ye ve NATO'ya üye olmasına destek verilmesi kararı kim tarafından alınmıştır? İsrail’in üyeliklerinin desteklenmesinin gerekçesi nedir?' diye sordu. Tanrıkulu; 2010 yılında İsrail askerlerinin baskını sonucu 9 kişinin öldüğü Mavi Marmara saldırısının ardından, Ankara-Tel Aviv hattında iplerin gerildiğini, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin en alt seviyeye indirildiğini hatırlattı. Tanrıkulu, Başbakan Erdoğan'ın, Mavi Marmara saldırısının ardından Tel Aviv’e yönelik sert ifadeler kullandığını, İsrail’in özür dilememesi, tazminat ödememesi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un önerdiği uluslararası soruşturma komisyonunun kurulmasına rıza göstermemesi, Tel Aviv’in Gazze Şeridi'ne uyguladığı ambargoyu kaldırmaması halinde ilişkilerin normale dönmeyeceğini belirttiğini aktardı. Tanrıkulu, 'Ancak İsrail hiçbir şartı yerine getirmediği halde hükümetiniz tek Müslüman üye ülke olarak, İslâm dünyasından ve Filistin’den gelen bütün uyarılara rağmen, İsrail’in OECD üyeliğini onaylamış, ardından 2012 yılında NATO üyeliğinin önünü açmıştır.' dedi. TANRIKULU, DAVUTOĞLU'NA ŞU SORULARI YÖNELTTİ İsrail’in OECD’ye ve NATO’ya üye olmasına destek verilmesi kararı kim tarafından alınmıştır? İsrail’in üyeliklerinin desteklenmesinin gerekçesi nedir? İs­ra­il'­in NA­TO tat­bi­kat­la­rı­na ve­to­su­nu han­gi Hü­kü­met kal­dır­mıştır? Hükümetiniz İsrail’e vetoyu, iddia edildiği gibi patriotlar yüzünden mi kaldırmıştır? Mavi Marmara saldırısının ardından iki ülke arasında karşılıklı ithalat ve ihracat rakamlar nelerdir? Ankara-Tel Aviv hattında ithalat-ihracata konu olan kalemler nelerdir? Tep­kim İs­ra­il Dev­let Baş­ka­nı­na de­ğil, mo­de­ra­tö­re­di­r” cümlesini kim söylemiştir? Ma­vi Mar­ma­ra bas­kı­nın­da yurt­taş­la­rı­mız ölürken, üç şar­tı­mız var­dı; özür di­le­ne­cek, taz­mi­nat öde­ne­cek ve Gaz­ze­'ye ab­lu­ka kal­ka­cak­tı. Bu istekler yerine getiril dimi? Getirildiyse bakanlığınızın kayıtlarında mevcut mudur? 13 Şu­bat 2009'da Ge­nel Baş­kan Yardımcısı imzasıyla bü­tün okullara “İs­ra­il mal­la­rı­nı boy­kot et­me­yi­n” genelgesi gönderildi mi? sondakika