Rusya'da Kovid-19 Vakası Sayısı 1 Milyon 312 Bini Aştı
MOSKOVA (AA) - Rusya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısı 1 milyon 312 bin 310'a, ölü sayısı 22 bin 722'ye yükseldi.Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte 13 bin 592 kişi virüse yakalandı ve böylece şimdiye kadar Kovid-19 vakası sayısı 1 milyon 312 bin 310'a çıktı. Günlük vaka sayısı iki gündür 13 binin üzerinde seyrediyor.Ülkede son 24 saatte iyileşenlerin sayısı 3 bin 793 artarak 1 milyon 24 bin 235'e, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 125 artışla 22 bin 722'e ulaştı.Rusya genelinde yeni vakaların yüzde 26,2'sinde hastalık belirtileri görünmezken, vaka sayısındaki günlük artış oranı yüzde 1,1’den yüzde 1’e indi.Toplam test sayısı 51 milyon 100 bini aştıBaşkent Moskova’da son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 4 bin 395 artarak 334 bin 813'e, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 34 artışla 5 bin 629'a yükseldi.Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi, son 24 saatte 409 bin Kovid-19 testinin yapıldığını ve toplam test sayısının 51 milyon 100 bini geçtiğini duyurdu.Rusya'da Kovid-19Rusya'da ilk Kovid-19 vakaları 31 Ocak'ta tespit edilmiş, ilk virüs kaynaklı ölüm ise 19 Mart'ta kaydedilmişti. Ülkede, dün 13 bin 634 vakanın görülmesiyle rekor yaşanmıştı.Rusya'da 1 Eylül'de yeni eğitim öğretim yılı başlamış, okullarda maske ve sosyal mesafe zorunluluğu getirilmemişti.
Nevşehir'den Hatay'a Bir Tır Fidan Desteği
NEVŞEHİR (AA) - Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, Hatay'a bir tır fidan göndereceklerini bildirdi. Arı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Hatay Valiliği ve Hatay Büyükşehir Belediyesini etiketleyerek şu ifadelere yer verdi:'Elbette devletimizin kurumları gerekeni yapacaktır ama biz de bir iyilik mayası çalalım istedik. Bu hafta itibarıyla ilk etapta bir tır yetişmiş fidanı Hatay'ımıza gönderiyoruz. Evet abiler, var mı artıran?'Arı'nın paylaşımı çok sayıda beğeni aldı.
Samsun'da 3 Aracın Karıştığı Trafik Kazasında Teğmen Yaralandı
SAMSUN (AA) - Samsun'un Tekkeköy ilçesinde biri tır 3 aracın karıştığı trafik kazasında bir kişi yaralandı.Ünal Şiş'in kullandığı 55 AOD 28 plakalı tır, Samsun Ordu kara yolu Gelemen mevkisinde aynı yönde seyir halindeki Oğuzhan Saraç (24) idaresindeki 55 SR 078 plakalı otomobil ve Celal Güven yönetimindeki 55 BBK 35 plakalı otomobille çarpıştı.Yaralanan sürücü Saraç'ın Diyarbakır 16'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında teğmen olduğu öğrenildi.Sağlık ekiplerince özel hastaneye kaldırılan Saraç'ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi.Bir süre trafiğe kapanan yol araçların kaldırılmasının ardından normale döndü.
ABD'de Etkili Olan Delta Kasırgası'nın Yol Açtığı Yangınlarda 2 Kişi Öldü
NEW ORLEANS (AA) - ABD'nin Louisiana eyaletinde etkili olan Delta Kasırgası'nın yol açtığı yangınlarda 2 kişi yaşamını yitirdi.Yetkililer, Louisiana'da şiddetli fırtınanın etkisiyle bazı bölgelerde yangın çıktığını bildirdi. Yangınlarda biri 70, diğeri 86 yaşında 2 kişi hayatını kaybetti.Louisiana eyaleti ve çevresinde cumartesi günü 500 bin civarında ev ve iş yerinde elektrik kesintisine sebep olan kasırganın, bölgede etkisini azaltarak ülkenin güneydoğu eyaletlerini tehdit etmeye başladığı açıklanmıştı.İlk olarak çarşamba günü Meksika'nın Yucatan bölgesini vuran ve ardından ABD'nin güney kıyısındaki Louisiana eyaletini etkisi altına alan Delta Kasırgası, bu yıl ABD'de karaya ulaşan 5'inci kasırga olma özelliğini taşıyor.
Ağır Vasıta Usta Öğreticisi İki Çocuk Annesinin 10 Parmağında 10 Marifet
KAYSERİ (AA) - MURAT ASİL - Kayseri'de, tır, kamyon, otobüs, traktör, otomobil gibi çok sayıda aracı kullanabilen ve sürücü kursunda usta öğreticilik yapan iki çocuk annesi Özlem Borazan, katıldığı çok sayıda kurstan aldığı sertifikalar ve eğitim aşkıyla dikkati çekiyor. Otomobil kullanmayı babasını izleyerek öğrenen ve 1987 yılında ilk ehliyetini alan 51 yaşındaki Borazan, zaman içerisinde tırdan otobüse, traktörden kamyona birçok aracı kullanabilmek için gerekli olan ehliyet sınıflarına sahip oldu.Bir sürücü kursunda ağır vasıta usta öğreticiliği yapan Borazan, 1987'de ehliyet alırken kullandığı Murat 124 marka otomobilin maketini yaptırıp evinin en güzel yerine koydu.Araçlara olan tutkusunun yanı sıra eğitim aşkıyla da dikkati çeken Borazan, 42 yaşından sonra liseyi açıktan tamamlayarak üniversite eğitimine başladı.Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde sosyal hizmetler önlisans ile kamu yönetimi lisans bölümlerinden mezun olan Borazan, aynı üniversitede Uluslararası İlişkiler bölümünde son sınıf öğrencisi olarak eğitim hayatına devam ediyor.İşaret dili tercümanlığından maket uçak yapımına, dikiş nakıştan diksiyona, el sanatlarından aşçılığa kadar yaklaşık 40 kursa katılarak çok sayıda sertifika alan Borazan, azmi, heyecanı ve marifetleriyle örnek oluyor.'Azmin elinden bir şey kurtulmuyor'Borazan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, otomobil kullanmayı babasını izleyerek öğrendiğini söyledi.Babasının, otomobil kullanabileceğine inanmadığını fakat ilk denemesinde bu işi başardığını belirten Borazan, o günden beri direksiyon başında olduğunu aktardı.Borazan, sürekli yeni sınıf ehliyetler aldığını, en sonunda da sürücü adaylarına usta öğretici olarak hizmet vermeye başladığını dile getirerek, şöyle konuştu: 'İlk ehliyetimi 1987'de aldım. Daha sonra diğer ehliyetlerimi tamamlamaya karar verdim. Önce otobüs, sonra kamyon, daha sonra da tır ehliyeti aldım. Bundan sonraki hedefim motosiklet ve iş makinesi ehliyeti almak. Araba sürmeyi seviyordum, usta öğretici olmaya karar verdim. Halk eğitim merkezinden usta öğreticilik belgesi aldım. Trafik ve ilk yardım belgesi aldım. Sürücü kursuna usta öğretici olarak girdim. Direksiyon usta öğreticisiyim, trafik, ilk yardım, motor dersleri de anlatıyorum. Adaylarla samimiyim, sağlam öğretirim ve dostluklarım da devam eder. Azmin elinden bir şey kurtulmuyor. Yaparım dersen her şeyi yaparsın.'-'Mezun olduğum zaman canım sıkılıyor'Tamamını erkek kursiyerlerin oluşturduğu kamyon, tır ve otobüs ehliyeti kurslarında kendisini eğitmen olarak görenlerin şaşırdıklarını anlatan Borazan, 'Sürücü adayları beni görünce önce şaşırıyorlar. Önce bakıyorlar, sonra bir daha bakıyorlar, tırda bayan var. Gülümsüyorlar, takdir ediyorlar. Kadınların yapamayacağı iş yok, yeter ki azmetsinler.' dedi.Borazan, üçüncü üniversitesini okuduğunu ve yenilerine de devam edeceğini belirterek, şöyle devam etti:'İlk ve ortaokuldan sonra ailem beni okutmadı. Benim de içimde ukde kaldı. Evlendim 2 çocuğum oldu. Halk eğitim merkezine yazılıp liseden mezun oldum. Daha sonra üniversite sınavına girdim, kazandım. Sosyal hizmetler ön lisans, kamu yönetimi lisans bölümlerinde okudum ve mezun oldum. Şu anda uluslararası ilişkiler okuyorum. Okumayı, öğrenmeyi, başarmayı seviyorum. Mezun olduğum zaman canım sıkılıyor. Çünkü kitaplarım elimden gidiyor. Elimden geldiğince okuyacağım. Bundan sonraki hedefim fotoğrafçılık bölümü okumak. Çünkü fotoğraf çekmeyi çok seviyorum.'
Antalya'da Konteyner Barakada Çıkan Yangında 6 Aylık Bebek Öldü
ANTALYA (AA) – Antalya'nın Serik ilçesinde tarım işçisi ailenin kaldığı konteyner barakada çıkan yangında Suriye uyruklu 6 aylık bebek hayatını kaybetti. Kozağacı Mahallesi'ndeki bir serada çalışan Suriyeli çift, uyuyan 6 aylık bebeklerini kaldıkları konteyner barakada bırakarak sabah erken saatlerde seraya gitti. Bir süre sonra barakada henüz belirlenemeyen nedende yangın çıktı. Yangını fark eden çevredekiler durumu itfaiyeye ve sağlık ekiplerine bildirdi. Suriyeli anne ve baba da sesleri duyarak barakanın yanına geldi. Alevlerin arasına giren baba, 6 aylık kızını dışarı çıkardı. Bebek, sağlık ekibinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı. Yangın itfaiye ekiplerince söndürüldü. Savcı polis ekiplerinin incelemesinin ardından bebeğin cenazesi otopsi için Antalya Adli Tıp Kurumuna gönderildi.
Reklam
Estetik Mağduru Genç Kadının Hayatı Kabusa Döndü: 'Cinsel Organımın Bir Kısmı Bacağıma Yapıştı'
İstanbul'da Kübra Boyraz isimli genç kadının güzellik merkezinde yaptırdığı dolgu sonrası hayatını kaybetmesi, estetik operasyonları nedeniyle yaşanan ağır mağduriyetleri de gündeme getirdi. Estetik mağdurlardan biri olan 36 yaşındaki C.K., 30 kilo verdikten sonra vücudunu daha estetik hale getirmek isterken tam anlamıyla kabus yaşadı. 1.5 yılda 6 ameliyat geçiren 'Ameliyat sonrası ne oturmak, ne yatmak mümkün' diyen genç kadın, sağ göğsünün göbeğine değecek kadar aşağı düştüğünü, bacak germe ameliyatında cinsel organının bir kısmının bacağına yapışık hale geldiğini, kalçasının pantolon giyemeyecek kadar orantısız şekle dönüştüğünü söyledi.
Reklam
"Ömrünü Şiirin Hizmetine Sunan Şair: Cahit Sıtkı Tarancı"
İSTANBUL (AA) - MUSA ALCAN - Türk şiirinin unutulmazları arasına giren şair ve yazar Cahit Sıtkı Tarancı, vefatının 64. yılında anılıyor.Arife Hanım ile Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan Pirinççizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Beyin ilk çocukları olarak 1910'un ekim ayında doğan Tarancı'ya ailesi tarafından ilk olarak 'Hüseyin Cahit' ismi verildi.Soyadı Kanunu çıktığı yıl akrabaları 'Pirinççioğlu' soyadını alsa da şairin babası, o dönem pirinç ekiminden çok zarara uğradığı için 'Pirinççioğlu' yerine 'çiftçi' anlamına gelen 'Tarancı' soyadını aldı.İlkokulu Diyarbakır'da okuyan, orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne devam eden, lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Tarancı, 1931'de Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu.İlk şiir kitabı 'Ömrümde Sükut' 1933'te yayımladıTarancı'nın ilk eserleri, Galatasaray Lisesi'nin çıkardığı 'Akademi' ile dönemin ünlü 'Servet-i Fünun' dergilerinde yayımlandı. Fransızcayı ilerleterek, Stephane Mallarme, Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi Fransız şairlerin eserlerini okumaya başlayan şair, 'Garip' akımından etkilendi ve bu dönem serbest şiir denemeleri yaptı.Cumhuriyet döneminin önemli şair ve yazarlarından Ziya Osman Saba ile 1928'de tanışarak yakın dost olan Tarancı ile Saba arasında Türk edebiyatını etkileyen yazışmalar, Tarancı'nın vefatına dek sürdü.Cahit Sıtkı Tarancı, 1931'de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca, eğitimine Yüksek Ticaret Okulu'nda devam etti ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank'ta çalışmaya başlayınca bu okuldan da ayrıldı.'Ömrümde Sükut' adlı ilk şiir kitabını 1933'te Mülkiye Mektebi'ndeyken yayımlayan Tarancı, Karabük'e atanınca Sümerbank'taki memuriyetten ayrıldı ve öykülerini yayımladığı Cumhuriyet gazetesinde çalışmalarını sürdürdü. Aynı yıllarda Peyami Safa ile tanışan usta şair, Cumhuriyet gazetesi sahipleri Nadir Nadi ve Doğan Nadi'nin desteğiyle üniversite öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği de yapan Tarancı, 1938-1940'ta Sciences Politiques'te yüksek lisans yaptı ve Paris'teki yaşamı sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.'Otuz Beş Yaş' ile birinci olduİkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla arkadaşlarıyla birlikte Paris'ten bisikletle kaçan Tarancı, günlerce süren yolculuğun ardından Lyon üzerinden İsviçre'ye, oradan da trenle Türkiye'ye ulaştı.Tarancı, 1941-1943'te Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde yaptığı vatani görevi sırasında Türk şiirinin önemli örneklerinden biri olan 'Haydi Abbas' eserini kaleme aldı.Askerliğinin ardından İstanbul'a yerleşen ailesinin yanına gelen Tarancı, kısa bir süre babasının iş yerinde çalıştı. Cahit Sıtkı Tarancı, daha sonra Ankara'ya taşınarak, Anadolu Ajansı'nda ve Çalışma Bakanlığı'nda görev yaptı.Türk şiirinin klasikleri arasına giren 'Otuz Beş Yaş' şiiriyle 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin düzenlediği şiir yarışmasında birincilik elde eden şair, 1951'de Cavidan Tınaz ile evlendi.Cahit Sıtkı, şiir yazmanın hayatının en büyük amacı haline gelişini, 'Sanat, şiir benim için bir teselli vesilesi, bir kurtuluş kapısıdır... Ona dört elle sarılmaklığım tabii bir neticedir. Tutunduğum yegane dal...' sözleriyle anlatmıştı. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini 'Düşten Güzel' adlı kitapta bir araya getiren Tarancı, eşinden ayrıldığı 1954'te kalp rahatsızlığından dolayı kriz geçirince hastaneye kaldırıldı.Cahit Sıtkı, daha sonra sağ tarafından felç geçirerek konuşma yetisini kaybetti, İstanbul ve Ankara'da çeşitli hastanelerde tedavi gördü. Yaklaşık bir yıl kadar da Diyarbakır'daki baba evinde bakılan, tedavi için devlet tarafından 1956'da Avrupa'ya götürülen Cahit Sıtkı, zatülcenp olarak bilinen akciğer zarı iltihaplanması hastalığına yakalanarak 13 Ekim 1956'da Viyana'da vefat etti. Hayatını kaybettiğinde 'yolun yarısı' dediği 35 yaşını henüz 11 yıl geçirmiş olan şairin cenazesi Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.Cahit Sıtkı Tarancı'nın ailesinin Diyarbakır'daki evi 1973'te 'Cahit Sıtkı Müze Evi' olarak da ziyarete açıldı.'Şiir yazmak için yer seçmezdi'Cahit Sıtkı, ailesinden ayrılmasıyla oluşan özlemi, yalnızlığı, çevresindeki insanlara sitemleri, sevgisi ve birçok duygusunu ifade ederek yaşadıklarını şiirine yansıttı.Fazıl Hüsnü Dağlarca, bulunduğu her ortamda şiir yazan Tarancı için 'Şiir yazmak için yer seçmezdi' derken, Haldun Taner ise şu ifadeleri kullanmıştı:'Kısa ömrü boyunca Türkçenin tadını çıkaran, akıllarda kalan güzel şiirler yazdı... Müstesna incelikte, bütünüyle kendini şiire adamış bir insandı. İnsan onun hesap yaptığına, günlük alelade şeyler konuştuğuna inanamazdı.'Şiirde samimiyete önem veren Tarancı'nın şiiri, çok sevdiği Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi isimler tarafından da takdir edilmişti.'Yüzü her zaman çok temiz ve güzeldi'Cahit Külebi'nin Tarancı hakkındaki görüşleri ise şu cümlelerine yansımıştı:'Cahit Sıtkı, dış görünüşüyle her zaman iyimser ve neşeli, dokunmayıcı biçimde şakacı ve herkes için iyilikseverdi. Ufak tefek, zayıftı. Bir Uzak Doğuluya benzeyen yüzü her zaman çok temiz ve güzeldi. Oldukça 'harabati' olan böyle birinin o denli temiz oluşuna gerçekten şaşardım.' Usta şair, 'Sanat için sanat' ilkesiyle yazdığı şiirlerinde, yaşama sevinci, aşk gibi konuların yanı sıra ölüm temasına fazlaca yer verirken yalnızlık ve çocukluğuna duyduğu özlemi de şiirlerinde ele aldı. 'Yaş 35' şiirinin yanı sıra edebiyat dünyasında ilgi uyandıran 'Memleket İsterim' adlı ünlü eserini de 1946'da kaleme alan usta şair, bu eserinde ise barış, sevgi ve huzur dolu bir memleket isteğini anlattı.'Varlık', 'Kültür Haftası', 'Yücel', 'İnsan', 'Ülkü' ve 'Pınar' dergilerinde eserleri yayımlanan ve şiirin kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı olduğunu belirten Tarancı, edebiyat tarihçileri ve araştırmacıları tarafından Türk edebiyatında 'saf şiir' anlayışının önemli temsilcilerinden biri olarak görüldü.Kitaplarında yayınlanmayan eserler ve kendisi için yazılanlar 'Sonrası' adlı kitapta toplandıTarancı'nın, 'Şiir, ulaşmak istediğim esas mefkuredir. Şekilsizlik içinde güzellik avına çıkanlar, kendi kendilerini avutmaktan başka bir şey yapmazlar. Şiirdeki esas rol, kelimelerin istifidir.' açıklamaları uzun yıllar edebiyat dünyasında merak uyandırdı.Eserlerinde genellikle açık ve sade bir üslup kullandığı yaşamı boyunca birçok esere imza atan Tarancı, 1933'te 'Ömrümde Sükut', 1946'da 'Otuz Beş Yaş', 1952'de 'Düşten Güzel' adlı kitapları okuyucuyla buluşturdu.Tarancı'nın vefatından sonra, kitaplarında olmayan şiirler, şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar 'Sonrası' adlı kitapta toplanarak 1957'de yayımlandı. Arkadaşı Ziya Osman Saba'ya yazdığı mektuplar da aynı yıl, 'Ziya’ya Mektuplar' adlı kitapta toplandı. Gazetelerde çıkan 22 öyküsü ise Selahattin Öner tarafından 1976'da 'Cahit Sıtkı Tarancı'nın Hikayeciliği ve Hikayeleri' adlı eserde bir araya getirildi. Daha sonra usta şairin vefatının 50. yılında gazetelerde çıkan öykülerinin önemli bir kısmı Can Yayınları tarafından 'Gün Eksilmesin Penceremden' başlığıyla edebiyatseverlerin beğenisine sunuldu.Usta şairin yaşamı boyunca kaleme aldığı şiirlerden bazıları şöyle:'Abbas', 'Aşk Vakti', 'Batan Gemi', 'Ben Aşk Adamıyım', 'Bir Umut', 'Bir Kapı Açıp Gitsem', 'Bugün Hava Güzel', 'Can Yoldaşı', 'Çilingir Sonrası', 'Gidiyorum', 'Hatıralar', 'Hepimize Dair', 'İlk Aşklar', 'İki Ses', 'Gündüz', 'Her Günkü Ölüm' ve 'Gün Eksilmesin Penceremden.'
Afyonkarahisar'ın Tarih Kokan Beldeleri Karavan Turizmiyle De Tanıtılacak
AFYONKARAHİSAR (AA) - CANAN TÜKELAY - Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, kentin tarihi yerlerini ve doğal güzelliklerini karavan turizmiyle tanıtmak için harekete geçti. İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar'ın turizm değerleri açısından oldukça zengin bir şehir olduğunu söyledi. 'Özellikle Frigya Vadisi'nde Hitit, Frig, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Türk medeniyetinin burada yansımalarını görüyorsunuz.' diyen Tanır, güzide tarihi eserleri tanıtmak, ilin sadece termal yönünün olmadığını göstermek için alternatif turizm çeşitliliğini artırmayı hedeflediklerini belirtti. Bu çerçevede çalışmaları başlattıklarını kaydeden Tanır, şöyle konuştu:'Valimiz Gökmen Çiçek'in himayelerinde, Bir Tutkudur Kamp ve Karavan Derneği iş birliğinde çalışmaları başlattık ve turistleri davet ettik. Bu çalışmada şunu da ortaya koymak gerekiyor, insanların pandemi sürecinde evlerine kapanmaktan korktukları, turizm açısından birçok yere çıkmaya çekindikleri bir dönemde karavan turizmi ciddi anlamda farklı bir fırsatı sunuyordu. Bu da önemli bir boyuttu. Karavan turizmciliğini buraya da sokarak, insanların buraya gelmesini temin ederek turizmi de canlandırmak istedik.''Turistlerimizi burayı görmeleri için davet ediyoruz'Turistlere farklı bir imkan da sunma fırsatları olacağını dile getiren Tanır, dernek aracılığıyla karavancıları kente davet edeceklerini söyledi.Afyonkarahisar'ın tarihi ve doğal güzelliklerinin saymakla bitmeyeceğini anlatan Tanır, şunları kaydetti:'Etkileşimli tanıtımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayazini'nin içini gezdik. Kaya yerleşmelerini ve Türk köyünü, Osmanlı'nın son döneminde yapılan köyü gezme fırsatı oldu. Bayramaliler Kalesi, antik yol, çok daha önemlisi 1921-1922'de Milli Mücadele'nin yapıldığı Kolankaya Şehitliği'ni gördük. Burada yerinde inceleme yapma fırsatımız oldu. Sizi farklı tarih harmanına götürüyor. Her şey var burada. Turistlerimizi burayı görmeleri için davet ediyoruz.' 'Ayazini'yi doğal bir Ürgüp olarak Türkiye'ye tanıtacağız'Tur için Afyonkarahisar'a gelen Bir Tutkudur Kamp ve Karavan Derneği Başkanı Hayriye Yıldız da Frig Vadisi'nde güzel yerler gezdiklerini belirtti.Bundan sonra her zaman kente gelmek istediklerini vurgulayan Yıldız, 'Köyler çok güzel, Yılanlı Kaya'ya gittik, oralar da güzeldi. Şehitlikleri gezdiğimizde çok duygulandık.' dedi. Ayazini köyü muhtarı Bekir Yılmaz, projede emeği geçenlere teşekkür ederek, 'Ayazini köyü gelecekte turizmin başkentidir. İnşallah ileriki günlerde Ayazini'yi doğal bir Ürgüp olarak Türkiye'ye tanıtacağız.' ifadelerini kullandı.
İstanbul Havalimanlarından 9 Ayda 30 Milyonu Aşkın Yolcu Uçtu
İSTANBUL (AA) - İZZET TAŞKIRAN - Ocak-eylül döneminde 257 bin 69 seferin düzenlendiği İstanbul'daki havalimanlarında 30 milyon 443 bin 701 yolcu misafir edildi.AA muhabirinin Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgiye göre, Atatürk Havalimanı'nda yılın ilk dokuz ayında toplam 26 bin 934 geliş-gidiş seferi yapıldı.Bu dönemde düzenlenen seferlerin 7 bin 458'ü iç, 19 bin 476'ü dış hatta icra edildi.Sabiha Gökçen Havalimanı'nda ocak ile eylül arasındaki dönemde 90 bin 564 sefer yapıldı.İç hatta 59 bin 850, dış hatta 30 bin 714 uçuş bu havalimanından gerçekleştirildi. İstanbul Havalimanı'nda ocak-eylül döneminde 45 bin 911 iç hat, 93 bin 660 dış hat seferi icra edildi. Toplamda 139 bin 571 sefer bu dönemde düzenlendi. Yılın ilk dokuz aylık döneminde, İstanbul'daki havalimanlarından iç hatta 113 bin 219, dış hatta 143 bin 850 olmak üzere toplam 257 bin 69 uçuş icra edildi.Geçen senenin aynı döneminde İstanbul'daki havalimanlarından 530 bin 344sefer icra edilmişti.Ocak-ekim döneminde Türkiye'deki havalimanlarından icra edilen 629 bin 705 seferin yaklaşık yüzde 41'inin İstanbul'dan yapıldığı hesaplandı.Sabiha Gökçen Havalimanı 12 milyon yolcuyu aştıAtatürk Havalimanı'nda, geçen yılın nisan ayındaki büyük taşınmadan bu yana özel ve kargo uçuşları yapılıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı, yılın ilk dokuz ayında toplam 12 milyon 385 bin 470 yolcu ağırladı.Bu dönemde seyahat eden yolcuların 8 milyon 489 bin 999'u iç, 3 milyon 895 bin 471'i dış hat noktalarına uçtu. Ocak-eylül döneminde İstanbul Havalimanı'ndan uçan yolcuların sayısı iç hatta 5 milyon 862 bin 150, dış hatta ise 12 milyon 196 bin 81 olarak belirlendi. Toplam 18 milyon 58 bin 231 yolcu bu dönemde havalimanından geliş-gidiş yaptı. Yılın ilk dokuz ayında İstanbul'daki havalimanlarından toplamda 30 milyon 443 bin 701 yolcu seyahat etti. Geçen yılın aynı döneminde 78 milyon 49 bin 532yolcu, İstanbul'daki havalimanlarını kullanmıştı.Yılın bu döneminde, Türkiye'deki tüm havalimanlarından seyahat eden 61 milyon 721 bin 290 yolcunun yüzde 49'u İstanbul'dan uçtu.
Reklam
Analiz – Azerbaycan'ın Kazanımları Ermenistan'ın Stratejisini Bozdu
İSTANBUL (AA) -ALİ MASKAN- On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde Gülistan Anlaşmasıyla Karabağ bölgesine yerleşen Rusya, 1828 yılında İran ile yaptığı Türkmençay Anlaşması ile bölge devletlerinden getirdiği Ermenileri buraya yerleştirmek suretiyle Ermenistan devletinin temellerini atmış oldu. Kudüs gibi sonradan gelen yerleşimcilerle doldurulan Dağlık Karabağ, 200 yıllık bir sorun olarak uluslararası gündemdeki çözümsüzlüğünü korumakta. Ermenilerce işgal edilen Dağlık Karabağ Azeriler tarafından hukuki, Ermeniler tarafından ise siyasi bir sorun olarak telakki edilmekte. Kendisine ait bir toprağın Ermeniler tarafından işgal edilmiş olmasına vurgu yapan Azerbaycan, savunmasını uluslararası hukuk gereği bu toprakların işgal öncesi durumuna döndürülmesi gerektiği tezi üzerinden sürdürüyor. Ermeniler ise Türkmençay Anlaşması’na kadar giden bu fiili durumu dikkate alarak, konunun siyasi ve tarihi bir gerçeklik olarak ele alınmasını istiyor.Hukuki boyutBirleşmiş Milletlerin (BM) 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarında Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiği kabul edilmekte. Lakin BM ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu usul olarak, her iki ülkenin bakış açısını uzlaştırmak gibi bir imkânsızlığı benimsedikleri için, bu zamana kadar çözüme yönelik kayda değer hiçbir girişimde bulunamadılar. Bu fiili durumun şimdiye kadar Ermenistan’ın yaklaşımını destekler mahiyette geliştiğini söyleyebiliriz.BM, sorunu net bir şekilde tanımlamasına rağmen, uluslararası hukuka göre işgalci bir devlet olan Ermenistan’a uygulanacak hukuki yaptırımlara yönelik hiçbir girişimi bu zamana kadar gündeme getirmedi. Hâlbuki BM şartnamesinin 41 ve 42. maddeleri silahsız ve silahlı kuvvetleri kullanmak suretiyle alınacak önlemleri açıkça belirtmekte. BM böyle bir uygulamaya girmediği gibi 51. maddede belirtilen “meşru müdafaa” hakkının Azerbaycan tarafından kullanılmasına da müsaade edilmedi.Eşbaşkanlığını ABD, Rusya ve Fransa’nın yaptığı Minsk Grubu ise olaya tamamen siyasi boyuttan yaklaşıp, sorunun diplomatik ve barışçıl yollardan çözümü için iyi niyetlerini beyan etmekten öteye geçen bir girişimde bulunmadı. Belki de en önemli girişim 29 Kasım 2007’de İspanya’da yapılan toplantıda “Madrid İlkeleri” başlıklı bir süreçle başlatıldı. Ermenistan’ın işgal ettiği yedi bölgeyi boşaltması temeline dayanan bu girişim, Ermenistan tarafından kabul edilmedi. 2008’de imzalanan “Moskova Deklarasyonu” da bir sonuca varılmasına vesile olamadı.Siyasi boyutPeki, mevcut hukuki çözümsüzlük ve siyasi oyalamalar gölgesinde Ermenistan neye ve kime güvenerek Azerbaycan’a karşı silahlı bir saldırıda bulundu? Otuz yılı aşkındır uluslararası hukuka konu olmayan bu sorunun periyodik olarak çatışmaya dönmesi elbette ki sadece Ermenistan’ın takdirinde olan bir husus değil. Rusya ve Batılı ülkeleri ilgilendiren bu konunun siyasi boyutunun daha güncel hale gelmesi, sadece bölgede çıkarları olan ülkeler için değil, statükoyu sağlamlaştıracağı düşüncesiyle Ermenistan’ı da ziyadesiyle mutlu etmektedir. Lakin bu sefer ABD ve Rusya diplomasisi arasında sıkışan Ermenistan beklediği siyasi desteği bulamadı.Ermenistan’da 2018 yılında yapılan seçimlerde Batı yanlısı Nikol Paşinyan’ın liderlik ettiği “Benim Adımım” ittifakı yüzde yetmişlere varan oy alırken, Rus yanlısı eski Başbakan Serj Sarkisyan'ın Cumhuriyetçi Partisi barajı dahi geçemedi. Ülke içindeki bu radikal siyasi değişimden en büyük rahatsızlığı doğal olarak Rusya hissetti.Ermenistan devletinin tarihsel tasarımcısı olan Rusya’nın, bu ülkeyle 1995 tarihli “Kolektif Güvenlik Anlaşması” başta olmak üzere birçok askeri ve ekonomik anlaşması bulunuyor. Rusya Ermenistan’da bulunan askeri güçleri ve savunma yardımlarıyla burayı Kafkasya’daki bir üssü olarak telakki ediyor. Bununla birlikte, ülkede meydana gelen eksen kaymasının telafisi mümkün olmayan sonuçları beraberinde getirebileceği düşüncesi Rusya’yı yeni politik oyunlara yöneltmiş durumda.Çatışma ve ateşkes süreciEsasında Ermenistan’ın yapacağı saldırı bölge ve Minsk Grubu ülkeleri tarafından beklenmekteydi. Satrançtaki maharetine güvenen Ruslar hamleleri tasarlamak suretiyle başlattığı oyun sayesinde hem Ermenilere bir ders verecek hem de Azerbaycan ile olan ilişkilerinde bir güven tazelemeye gidecekti.Azerbaycan’ın donanımlı ve düzenli askeri birliklerinin işgal edilmiş bölgelerdeki başarılı operasyonlarına karşı, uluslararası camianın itidali koruyarak barış görüşmelerini tavsiye eden açıklamaları, Ermenileri ziyadesiyle şaşırttı. Bu temkinli açıklamalar Azerbaycanlılara siyasi bir güç verirken Ermenistan’ın şaşkın yalnızlığını ortaya çıkardı ve Paşinyan ateşkes için masaya oturabileceğini açıklamak zorunda kaldı.Azerbaycan’ın tahammül edilebilir askeri üstünlüğü sağlamasını müteakip, Ruslar devreye girerek olağan istikrarlı çözümsüzlük sürecinin bir yenisini başlattı. Zira Azerbaycan ordularının işgal edilmiş bölgelerin tamamını ele geçirmesi sadece Rusya’nın değil Minsk grubu üyesi ülkelerin de arzu ettiği bir durum değildi. Petrol ve doğalgaz boru hatlarının güvenliği, bölgedeki güç unsurlarının teyidi, başka bölgelerdeki pazarlık unsurları bu çatışmaları uluslararası bir niteliğe dönüştürmekteydi. Sorun her ne kadar Azerbaycanlıları ve Ermenistanlıları ilgilendirse de burada yaşananları Libya’dan, Suriye’den, Doğu Akdeniz’den, Belarus ve Kırgızistan’daki olaylardan bağımsız değerlendirmek mümkün değil.Bakiyesi olarak gördüğü ülkelerde yaşadığı ardışık sorunların, Rusya’nın tahammül sınırlarını aşmaması için, Azerbaycan-Ermenistan sorununda aktif arabulucu olarak kabul görmesi doğal karşılanmalı. Bir gün bu tahammül sınırlarının zorlanması da beklenebilir ama en azından bugün değil. Rusya’nın, dışişleri bakanı seviyesinde yürüttüğü bu ateşkes süreci, beklenildiği üzere mutlak bir kabulle devam etmese de uluslararası camianın mutabık kaldığı bir seviyeye gelindiğine şüphe yok.Ateşkese yönelik beyanların ifade edildiği toplantı akabinde, Minsk Grubu eş başkanlarının arabuluculuğuyla çözüm odaklı barışçıl müzakereler başlatılacağı ifade edildi. Soruna hiçbir zaman uluslararası hukuk boyutundan yaklaşmayan Minsk Grubu’nun diplomatik bir yaklaşımla sorunları “öteleyici” ve çatışmayı “önleyici” girişimleri devam edeceğe benziyor. Bu şekliyle ateşkesin, sorunun çözümüne yönelik girişimleri başlatacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Halihazırda Ermenistan’ın ateşkese uymadığı dikkate alınırsa, detayları önümüzdeki günlerde masada şekillenecek olan görüşmelerde, yeni sınırların kabulünün asgari şart olarak sunulması Azerbaycan açısından bir başarı olarak düşünülebilir.Peki, bu ateşkes görüşmesi taraflar için ne anlam ifade ediyor? Ermenistan, sorunun siyasi çözümsüzlüğünden beslenen bir ülke olarak, her defasında statükonun korunması yönünde bir gayret içinde olmuştu. Ancak bu defa Ermenistan'ın, Azerbaycan tarafından ele geçirilen toprakları kaybetme pahasına bir statükoya razı olması, izahı zor bir kabullenme olacak.Azerbaycan ise uluslararası müdahale olmadığı takdirde, işgal edilmiş topraklarını ele geçirme hususundaki askeri yeterliliğini göstermiş oldu. Hukuki alandaki haklılığını, askeri alanda elde ettiği başarılarla diplomasi masasına taşıyabilirse, gelecek günlerde daha rahat olacağı şüphesiz. Azerbaycan bundan sonraki süreçte Minsk Grubu eş başkanlığına Türkiye’nin de dâhil edilmesini, sorunun tarafsız uluslararası hukuk uzmanlarınca BM şartnamesi ve ilgili uluslararası hukuk mevzuatları çerçevesinde değerlendirilmesini talep edebilir. Ayrıca Azerbaycan’ın ele geçireceği bölgeleri Türkiye’nin askeri desteği ile tahkim etmesi bölgedeki bütün dengeleri değiştirecektir. Ayrıca bu süreçte Azerbaycan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygı çerçevesinde kullanması takdire şayan bir başarı olmuştur.Rusya baştaki sessizliği ve akabindeki sorun çözücü aktif pozisyonuyla bir taraftan Ermenistan’a gözdağı verirken diğer taraftan Azerbaycan’ın haklı taleplerine göz yummak suretiyle en azından sürecin kısmen de olsa farklı bir boyuttan değerlendirilebileceğini ortaya koydu. Yeni haritada güvenliği sağlamak amacıyla askeri varlığında bir düzenleme yapmak, Rusları bölgede biraz daha güçlendirecektir.ABD, yakında yapılacak seçimlerinde Ermenileri memnun edecek girişimlerde bulunmayı arzu etse de bölgede Rusya’dan bağımsız enerji politikalarının izlenmesi ve Kafkasya’da yeni dengelerin kurulmasına katkı sağlayacak girişimler her zaman önceliği olacaktır. Diğer taraftan bu ateşkes süreci, ABD’nin Ermenistan toplumu üzerindeki mahfuz siyasi kazanımlarında da bir kayba yol açmayacaktır.Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kadim dostluk her zamankinden daha güçlü hale gelmiş ve bu tek millet aklı bölgenin stratejik yapılanmasına yeni bir boyut kazandırmıştır.SonuçSonuç olarak, iki yüz yıldır kangren olmuş tarihsel bir gerçekliğin sihirli bir sopayla çözülmesi mümkün değil. Kaldı ki sorun sadece iki ülkeyi değil, bölgede menfaati olan birçok ülkeyi içine almıştır. Uluslararası hukuku kendi lehine işletemeyen Azerbaycan’ın, bu çatışmadaki üstünlüğü ve Türkiye ile işbirliği Rusya, ABD, Fransa ve İran’ı bazı hususları yeniden düşünmeye sevk edecektir. Azerbaycan uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını kullanmak suretiyle elde ettiği başarıyı, artık sorunun nedenlerini izah etme yerine, sonuçlarını müzakere etmeye dönüştürmek suretiyle Ermenistan'ın elindeki savunma stratejisini bozdu. Bu çatışma ve ateşkes Azerbaycan’a “nedenleri” ve “sonuçları” aynı anda müzakere gücü verdi. Ermeniler ateşkese riayet etmese de gelinen bu aşama Azeriler için önemli bir kazanım olmuştur.“Kafkasların Kudüs’ü”nde çözümsüzlüğü temel alan uzlaşma girişimlerinin, esasında yeni bir çatışmanın da temellerini attığını aklımızın bir köşesinde tutalım.[“Korsanlıktan Siyasal İslam'a: Cezayir'de Sosyal ve Toplumsal Değişim” ve “Kalanlara Gurbet Gidenlere Memleket Rumeli (Makedonya Türkleri)” kitaplarının yazarı olan Ali Maskan çalışmalarını sömürgecilik ve Afrika ile Balkanlar alanlarında sürdürmektedir]
Yanan Orman Alanlarında Yeşile Yolculuk Başladı
İZMİR (AA) - HALİL ŞAHİN - Yaz aylarında çıkan orman yangınları nedeniyle zarar gören alanların yeniden yeşile bürünmesi için çalışmalara başlandı.Alevlerde zarar gören ormanlık alanlar her yıl olduğu gibi dikilecek yeni fidanlar için hazırlanıyor. İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sorumluluk alanı olan İzmir ve Manisa'da, bu seneki yangınlarda zarar gören alanlarda yoğun bir çalışma yürütüyor.Bu kapsamda ilk olarak ormanda kesilmesi gereken ağaçların, doğal denge göz önünde bulundurularak düzenlenmesi yapıldı. Ardından kesilmesi gereken ağaçlar ile alevlerden az zararla kurtularak yaşamlarını sürdürebilecek ağaçlar tespit edildi. Kadastro ekipleri, yanan alan ölçümünün ardından sahanın yol şebekesi ve alevlerin atlamasını önlemek için yapılan yangın emniyet yollarının planlamasını gerçekleştirdi. Şimdilerde ise sahada çalışmayı sürdüren işçiler kesilmesi gereken ağaçların kesimini yapıyor. Kabukları soyularak tomruk haline getirilen ağaçlar, traktörlere yüklenerek belirli alanlara diziliyor. Kesimin tamamlanmasının ardından ağaçlar Orman Bölge Müdürlüğünün depolarına taşınacak ve satışa çıkartılacak. Ekipler, ağaçların ekonomik değerinin düşmemesi için ağaç kesimini, zararlı böcekler ağaca ulaşmadan tamamlama konusunda özel çaba sarf ediyor.Ağaç kesimi tamamlanan bölgelerde toprak üstü temizlenerek, toprak, dikim için hazırlanmaya başlanıyor. Dozerlerle örtü temizleme yapılıyor, ardından dikim terasları oluşturuluyor. Bu teraslara fidan dikim sezonunun başlangıcı olan kasım ayında ilk fidanlar dikilecek. Fidan dikimi 5 ay boyunca yapılabiliyor.6 milyon fidan yeşerecekİzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl siyaha bürünen alanlara 6 milyon fidan dikileceğini belirtti.İlk fidanların kasım ayında toprakla buluşacağını kaydeden Derince, yeni fidanlarla, yanan alanların yıllar içinde tekrar yeşile bürünmesi ve ormana dönüşmesinin hedeflendiğini söyledi.Derince, fidan dikiminin bir plan çerçevesinde gerçekleştirileceğine dikkati çekerek, sahanın geneline, asli tür olan kızılçam fidanı dikileceğini aktardı. Yol ve yangın emniyet şeritlerinin olası yangınlar dikkate alınarak ağaçlandırılacağını ifade eden Derince, bu güzergahların da dayanıklı ağaç türleri olan servi, akasya, ahlat, zakkum gibi türlerle ağaçlandırılacağını kaydetti.Yanan her ormanlık alanın yeniden ağaçlandırıldığını vurgulayan Derince, 'Yanan alanları ağaçlandırmak, yeniden orman haline getirmek bizim görevimiz. Yanan sahada yapılaşma söz konusu olamaz. Bir karış orman toprağı yapılaşmaya açılmaz.' ifadelerini kullandı.İzmir ve Manisa'da 261 orman yangınına müdahale edildiÖte yandan, bu yıl 1 Ocak-11 Ekim tarihlerinde, İzmir ve Manisa'da 261 orman yangını meydana geldi. Bu yangınlarda 4 bin 103 hektar alan zarar gördü.Yanan alan açısından yılın büyük yangını Manisa'nın Ahmetli ilçesinde yaşandı. 1 Ağustos günü saat 16.00 civarında başlayan yangın, 4 Ağustos günü saat 13.00 sularında kontrol altına alınabildi. Yangında 864 hektar ormanlık alan zarar gördü. İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Çile Mahallesi'nde, 2 Ağustos'ta başlayan ve 22 saat sonra kontrol altına alınabilen yangın da 430 hektar alanda etkili oldu.
Ankara'nın Ulaşım Master Planı "Smart Ankara" İle Belirlenecek
ANKARA (AA) - ÖMER OLCAY - Ankara Büyükşehir Belediyesi, kentin 20 yıllık sürdürülebilir ulaşım planlamasını belirleyecek 'Smart Ankara' projesini hayata geçirmek için çalışmalara başladı.Proje kapsamında, Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı (SUMP), Akıllı Ulaşım Sistemi (AUS) Vizyon Planı ve Akıllı Bisiklet Sistemi ile kentte, erişilebilirlik, ekonomik ulaşım, yaşam, sağlık ve çevre kalitesini yükseltmek hedefleniyor.EGO Genel Müdürü Nihat Alkaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Smart Ankara projesi, Mamak ilçesine yapılacak ANKARAY ve Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasının toplu taşıma araçlarında uygulanma süreçlerine ilişkin bilgileri paylaştı.Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu ile Smart Ankara projesi için 4 milyon 134 bin avroluk hibe antlaşması imzaladıklarını belirten Alkaş, hibenin 2 milyon avroluk kısmı ile AB'nin sağlayacağı araç, malzeme ve ekipman için ayrılırken kalan 2 milyon 134 bin avroluk bütçenin de projenin uygulanma aşamasında kullanılacağını söyledi.Alkaş, proje kapsamında yer alan Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı'nın Türkiye'de ilk olma özelliği taşıdığını ifade ederek 'Bugüne kadar şehirler konuşulurken hep ulaşım ana planlarından söz edildi. Şehirlerin ulaşım ana planları vardır. Ankara'nın da biliyorsunuz ulaşım ana planı vardı, revizesine yönelik bir süreç devam ediyor. Şu anda şehirler bu ulaşım ana planı üstündeki vizyona sahip olan Sürdürülebilir Ulaşım Ana Planı yapmaya çalışıyorlar. Bir nevi çatı plan diyebiliriz buna. Önümüzdeki süreçte bundan sıklıkla söz edeceğiz. SUMP ulaşımda enerjide sağlıkta giderlerin azalması anlamına geliyor.' dedi.SUMP planını, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile oluşturduklarını aktaran Alkaş, şöyle devam etti:'Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı'ndan sonra Akıllı Ulaşım Sistemi (AUS) Vizyon Planı var. Bunlara ilave olarak da 408 tane elektrikli bisiklet ile kent genelinde 34 tane bisiklet şarj istasyonu yer alacak. Bütün otobüslerde bisiklet taşımaya uygun aparatlar, metrolarda bisiklet taşımaya uygun aparatlar olacak.Bu proje kapsamında, sağlanacak iki tane kamyon var. Kiralık bisikletinize bindiniz bir yerde bıraktınız. Bıraktıktan sonra bir tarafta fazla bir yığılma diğer tarafta hiçbir yığılma yok. Söz konusu iki kamyon sürekli Ankara'nın caddelerinde dolaşarak fazla olan yerlerdeki bisikletleri alacak diğer taraflara taşıyacak. İki tane bisiklet sayacı ile de ne kadar bisikletlinin hangi yolları kullandığını tespit edeceğiz.''7,4 kilometrelik hat için de 39 tane araç alınacak'Mamak ilçesini, Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesi (AŞTİ) ile Dikimevi arasında çalışan ANKARAY hattına bağlanması için etüt proje çalışmalarına ilişkin düzenlenen ihale sürecinin sonuçlandığını belirten Alkaş, 7,4 kilometre olarak planlanan projeye, Söğütözü ile AŞTİ arasındaki 788 metrelik raylı hattı da eklemek istediklerini ifade etti.Raylı sistemler projesi hakkında bilgi veren Alkaş, 'Her dizide mevcut 3 tane trenimiz var. Yani 33 tane toplam vagonumuz var. Bu 33 vagonun revize edilmesinin yanı sıra yeni yapılacak 7,4 kilometrelik hat için de 39 tane araç alınacak. Eğer bütün her şey zamanında olursa herhangi bir izin ya da onay konusunda bir gecikme yaşanmazsa Sayın Başkanımızın süresi içerisinde başlayıp önemli bir kısmının bitirilebileceğini düşünüyorum.' diye konuştu.HES kodu kişiselleştirmesi için son tarih 16 EkimAlkaş, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında, EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray'a binen vatandaşların kullandığı Ankarakartlarına tanımlayacakları HES kodu ile güvenli ulaşımı sağlayacaklarını söyledi.Sağlık Bakanlığına, kendilerine veri aktarılması yönünde başvurduklarını kaydeden Alkaş, 'Sağlık Bakanlığı hem hastaları hem de karantinada olması gerekenlerin kayıtlarını tutuyor. Bu kayıtların bizimle paylaşılmasıyla biz de onları ulaşım kartlarına yükleyerek en azından toplu taşıma araçlarını kullanmalarının önüne geçmiş olacağız. 4 milyon 900 bin civarında tam Ankarakart abonemiz mevcut bulunmaktadır. Bunların kişiselleştirilmiş olanların sayısı 300 bin civarında. Vatandaşlarımıza 16 Ekim'e kadar Ankarakartlarını kişiselleştirmeleri için çağrıda bulunduk.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Eyvah Sıra Bana Geldi, Ben De Öleceğim Hissine Kapıldım"
ADIYAMAN (AA) - ORHAN PEHLÜL - Adıyaman'da yakalandığı yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkanı Zeynel Abidin Kıymaz, herkesi tedbirli olmaya davet etti.Adıyaman'da oturan 58 yaşındaki Kıymaz, bir süre önce halsizlik, yüksek ateş, öksürük ve kas ağrıları şikayetiyle hastanenin pandemi servisine başvurdu.Kıymaz'ın hastanede yapılan tetkik ve testlerinde Kovid-19'a yakalandığı tespit edilerek, tedavisine başlandı. Kıymaz, tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.Zeynel Abidin Kıymaz, AA muhabirine, soğuk algınlığına yakalandığını düşünerek tatilini yarıda kesip Adıyaman'a döndüğünü söyledi.'Klima çarpmış' düşüncesiyle hastaneye başvurduğunu ifade eden Kıymaz, 'Kentte özel bir hastaneye gittim. Orada çekilen tomografi sonucunda akciğerlerimin kötü durumda olduğu ve test sonucunun da pozitif çıktığı söylendi. Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kovid-19 servisinde yatışım yapıldı.' dedi.'Eyvah sıra bana geldi' Mesleği gereği Kovid-19 sürecini yakından takip ettiğini ve hastaların ne zorluklarla karşılaştığına ilişkin haberleri okuduğunu anlatan Kıymaz, şöyle konuştu:'Her gün Kovid-19 hastalarının ölüm ve haberlerini okuyup yazan biri olarak 'Eyvah sıra bana geldi, ben de öleceğim.' hissine kapıldım. Bir haftalık hastanedeki tedavi sürecimde çok zorluklar çektim, sürekli öksürüyordum, nefes almakta zorlandım. Orada yatan hastaları da görünce etkilenmemek elde değildi. Çok şükür, ciğerlerim normale döndü. Vücudum tedaviye cevap verdi. Sigara, alkol gibi alışkanlıklarım yok, dirençli bir insanım ama 'Aşırı kilo ve obezite kaynaklı sıkıntı yaşayabilirim.' diye kötü düşünce vardı bende, çok şükür atlattım.'Hastanede kendisi gibi Kovid-19 tedavisi görenlerin durumunu çok yakından gözlemlediğini belirten Kıymaz, o ortamı gören kişilerin maske takmadan asla dışarıya çıkmayacağını söyledi.Kıymaz, insanların maske, mesafe ve hijyen tedbirlerine uymasının önemini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Durumu kötü olan vatandaşlarımız çok acı çekiyor. Bugün Kovid-19'dan tedavi görüp iyileşebilirsin ama ölüm gerçeğinden uzaklaşamazsın. Koronavirüs bu topluma, bizlere ölümü hatırlattı, iş yoğunluğu içerisinde insanlar ihmal ettikleri şeyleri Kovid-19 dolayısıyla fark etmeye başladı. Akrabaların, dostların ve arkadaşlarımın varlığını hissetmeye başladım. Hayatın boş ve nafile gitmesini hissetmeye başladım. Ölüm gerçeğinin hayatta var olduğunu öğretti bana. Biz hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz.'Sağlık personelinin büyük görev üstlendiğini ve canla başla çalıştığını birebir gördüğünü dile getiren Kıymaz, toplumun da kurallara uyarak sağlık çalışanlarının yükünü hafifletmesi gerektiğini ifade etti.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı: "Azerbaycan, İnsani Ateşkese Uyuyor"
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun geçici insani ateşkese uyduğu bildirildi.Azerbaycan Savunma Bakanlığının açıklamasında, Ermenistan tarafının, Azerbaycan'ın ateşkesi ihlal ettiği yönündeki iddiaları yalanlandı. Açıklamada, 'Azerbaycan ordusunun Hadrut'a girmek için askeri yığınak yaptığına ilişkin iddialar ve şiddetli çatışmaların yaşandığına dair yayılan bilgiler Ermenistan tarafının dezenformasyonudur. Hadrut, birkaç gün önce Azerbaycan ordusunca işgalden kurtarıldı. Azerbaycan ateşkese uyuyor ve aktif savaş faaliyeti yürütmüyor.' ifadeleri yer aldı.Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim Cumartesi saat 12.00’den itibaren geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.
Reklam
Meslek Lisesi Maske Ve Dezenfektan Üretimini 5'E Katladı
BURSA (AA) - İSMAİL ÖZDEMİR - Bursa Yiğitler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde 2 milyon cerrahi maske ve 300 bin litre dezenfektan üretildi.Lisenin moda tasarımı teknolojisi ve kimya teknolojisi alanlarında 5 idareci, 10 öğretmen ile 60 öğrenci, yaklaşık 7 aydır maske ve dezenfektan üretimini sürdürüyor.Öğrenci ve öğretmenlerin ürettiği dezenfektan, temizlik ürünleri ve maskeler, başta Bursa olmak üzere birçok ildeki kamu kurumu ve özel kuruluşlara gönderildi. Elde edilen gelirle okuldaki üretim cihazları yenilendi, öğrencilere de aylık 3 bin lira ücret ödendi. Okul Müdürü Mehmet Akif Bingöl, AA muhabirine, salgının ilk günlerinde döner sermaye sistemi kurarak üretime başladıklarını söyledi.Süreç içinde atölyeleri ve üretim yerlerini modernize ederek üretimi 5 katına çıkardıklarını belirten Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:'Virüse karşı her türlü koruyucu tedbiri aldıktan sonra üretimdeki öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi motive ettik. Üretimdeki hiç kimsenin virüse yakalanmaması bu sürecin en büyük bereketi oldu. Dezenfektan üretim kapasitemiz günlük 20 bin litre, sipariş oldukça bunları karşılıyoruz. Şu ana kadar ürünlerimizin ulaşmadığı Bursa'da hiçbir okulumuz kalmadı. Başta 1 milyon maske hedefi koymuştuk, zaman içinde artan kapasitemiz bizi 2 milyona ulaştırdı.'Bingöl, eğitim öğretim ile döner sermaye kapsamında dezenfektan ve maske üretimini birlikte yürüttüklerini anlattı.Milletin en zor anında meslek liselerinin sorumluluk aldığını vurgulayan Bingöl, 'Kara gün dostu olduğumuzu gösterdik. İnsanların buraya gelip maske ihtiyacını karşılaması, hastanelere ürettiklerimizi ulaştırmamız, bu konuda ne kadar önemli bir vazife üstlendiğimizi gösterdi. Ürettiğimiz hiçbir ürünle ilgili hiçbir şikayet gelmedi.' diye konuştu.'İnsanlara yardımcı olduğum için onur duyuyorum'Öğretmen Selma Yücel Umutlu da maske üretimi için öğrencilere makineleri kullanmayı öğrettiklerini belirtti.Umutlu, süreç hakkında öğrencileri sürekli bilgilendirdiklerini ifade ederek, 'Bu süreçte koşarak geldik. Yapmamız gerekiyordu, devletimizin ihtiyacı vardı. Çocuklarda vatan aşkı var. Onlara bu sıkıntıların aşılacağını, dikkatli bir şekilde çalışmamız gerektiğini anlattım.' dedi.12. sınıf öğrencisi Semanur Coşkun ise maskelerin iyi bir şekilde dikilmesi ve paketlenmesi için gereken önlemleri aldıklarını dile getirdi.Maskelerin paketlendikten sonra sipariş sahiplerine ulaştırıldığına değinen Coşkun, 'Bu bölümü seçtiğim ve böyle bir iş yaptığım için daha da mutluyum. İnsanlara yardımcı olduğum için onur duyuyorum. Maske dikiminde yer alarak mesleki açıdan kendimizi geliştirdik. Okulumuzun bölümdeki altyapısı iyi. Öğretmenlerimizin bilgisi çok iyi, her şekilde bize yardımcı oluyorlar, bizim ileride iyi yerlere gelebilmemiz için bilgilendirici dersler veriyorlar.' değerlendirmesinde bulundu.11. sınıf öğrencisi Berfin Gençtürk de üretim sırasında eldiven takmaya, maske kullanmaya özen gösterdiklerini, steril bir şekilde maskeleri paketlediklerini aktardı.Maskeleri belli sayılarda paketlediklerini anlatan Gençtürk, vatana, millete bir katkı sağladığı için mutlu olduğunu, meslek lisesinde okumanın kendisine çok şey kattığını sözlerine ekledi.
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19 Salgınıyla İlgili Gelişmeler
KİEV (AA) - Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 4 bin 420 kişide virüsün görülmesiyle vaka sayısının 265 bin 454'e çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 21 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 43 artışla 5 bin 15 olduğunu kaydetti.Stepanov, virüse yakalanan 521 kişinin hastaneye kaldırıldığını, iyileşen sayısının ise 903 artarak 114 bin 410'a ulaştığını ifade etti.Ukrayna Sağlık Bakanlığı, vakaların artışı nedeniyle üniversitelerin geçici olarak uzaktan eğitime geçmesi kararını aldı. Karantina uygulamasının 1 Kasım'a kadar uzatıldığı Ukrayna’da bölgelerin salgın durumuna göre 'yeşil', 'sarı', 'turuncu' ve 'kırmızı'ya ayrılmasına yönelik uygulama devam ediyor. Bölgedeki durum, yapılan test sayısı, yatak doluluk ve vakaların artış oranına göre belirleniyor. Bölgelerde Kovid-19'a karşı farklı tedbirler uygulanıyor.Ülkede, nisan ve mayısta 700'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, haziran sonuna doğru binin üzerine çıkmış, ardından düşüşe geçmişti.Vaka sayısı ağustos başında yeniden yükselmeye başlamış, geçen hafta 5 bin 804 kişide virüsün görülmesiyle rekor yaşanmıştı.GürcistanGürcistan Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte 478 kişide Kovid-19’a rastlanmasıyla vaka sayısı 12 bin 313’e ulaştı.Virüsten iyileşenlerin sayısı 211 artarak 6 bin 538'e, hayatını kaybedenlerin sayısı 6 artarak 91’e yükseldi.Ülkede 5 bin 590 kişi karantinada, 836 kişi hastanelerde ve 1393 kişi de Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 5 Ekim'de 578 vakanın tespit edilmesiyle rekor yaşanmıştı. Gürcistan'da mart ve nisanda 40'ın altında görülen günlük vaka sayısı, mayıs ve haziranda 20'nin, temmuzda 10'un altına inmiş, ağustos sonunda ise hızla artmaya başlamıştı.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan bu yana ülkede Kovid-19 vakası sayısının 188 artarak 61 bin 205'e, virüsten ölenlerin sayısının ise 2 artarak 507'ye çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 102 artarak 58 bin 69 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı.Ülkedeki hastanelerde 2 bin 629 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 74 artarak 108 bin 831'e çıktı.Virüsten iyileşenlerin sayısı 61 artarak 103 bin 980'e, ölenlerin sayısı 3 artarak 1768'e ulaştı.Ülkede 72'si çocuk 2 bin 30 Kovid-19 hastasının tedavisi devam ediyor, 84 kişinin sağlık durumu ağır, 13 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.Son 24 saatte Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vakası sayısı 34 artarak 34 bin 909'a yükseldi.Zatürreden 23 kişinin daha iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 27 bin 699'a çıktı, 1 kişi hayatını kaybetti, böylece ölenlerin sayısı 368 oldu. Öte yandan, 6 Ekim'den itibaren dış hat uçuşlar için uygulanan kısıtlamalar sürüyor. Yanında Kovid-19 test sonuçlarının negatif olduğu gösteren belgesi olmayan yabancılar uçağa alınmıyor.Kovid-19 belgesi olmayan yurt dışından dönen Kazak vatandaşlar ise test yaptırmak üzere karantinaya alınıyor.
Öğrenciler Özlemle Kavuşmayı Bekledikleri Okullarında Yeniden Dersbaşı Yaptı
İSTANBUL (AA) - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadele kapsamında uzun süredir uzaktan eğitim gören ilkokul, köy okulları, 8. ve 12. sınıf öğrencileri, lise hazırlık sınıfı öğrencileri ve özel gereksinimli çocuklar, hasret kaldıkları okullarında yeniden dersbaşı yaptı. Kovid-19 salgını nedeniyle TRT EBA, EBA ve canlı sınıf uygulamalarıyla yürütülen uzaktan eğitim sürecinde, yüz yüze eğitime aşamalı geçiş planlamasının ilk basamağı, 21 Eylül Pazartesi itibarıyla hayata geçirildi, 21 Eylül'de, okul öncesi eğitim ve ilkokul 1. sınıf öğrencileriyle yüz yüze eğitim başladı.Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yüz yüze eğitime geçişte ikinci aşamayı ise bugünden itibaren uygulamaya koydu. Bu kapsamda, ilkokullar, köy okulları, 8. ve 12. sınıflar, lise hazırlık sınıfları ile özel gereksinimli çocukların okullarında yüz yüze eğitim başladı. Oyun kitapçıkları ve aktivitelerle salgına karşı bilinçlendirme çalışmaları Bahçeşehir Koleji Okul Öncesi ve İlkokuldan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hale Güneş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüz yüze eğitimin 3 hafta önce okul öncesi ve birinci sınıflar için başladığını, bugün itibarıyla da 2, 3, 4, 8 ve 12. sınıfların okula döndüğünü hatırlattı. Güneş, özellikle küçük yaş grubunun yüz yüze eğitime başlama kararını olumlu karşıladıklarını çünkü öğretmenin öğrencisinin gözünün içine bakarak ders anlatmasının bambaşka olduğunu ifade etti. Hale Güneş, yüz yüze eğitim öncesinde öğrenci ve velileri bilgilendirmek amacıyla Bilim ve Danışma Kurulunun liderliğinde pandemi kitapçığı ve bilgilendirme metni hazırladıklarını, ayrıca oyun kitapçıkları ve aktivitelerle de çocukların okulda sosyal mesafeyi nasıl koruyacakları, mesafeli oyunları nasıl oynayacakları, yemekten önce, gün içerisinde ve tuvalete gittikten sonra el hijyenlerini nasıl sağlayacaklarına dair bilinçlendirme çalışmaları yürüttüklerini anlattı. Sabah girişten itibaren öğrencilerin gün içerisinde birkaç kez ateşlerinin ölçüldüğünü aktaran Güneş, okulda alınan tedbirlere ilişkin şöyle konuştu. 'Öğrenciler maske takma konusunda yönlendiriliyorlar. Özellikle küçük yaş öğrencilerimiz asla maskelerini çıkarmıyorlar. Bu konuda çok dikkatliler. Günde birkaç kez maske değişimi yapılıyor. Okulun her noktasında, özellikle okul koridorları, tuvaletler, sınıfların içleri gibi tüm ortak alanlar da dahil olmak üzere sosyal mesafeye dikkati çekecek, öğrencilerin el hijyenlerini sürekli yapmalarıyla ilgili uyarıcı nitelikte görseller hazırlandı. Öğrencilerin bahçede oyun alanları belli mesafelerde ayarlandı, çizgilerle belirlendi. Okul ve sınıf girişlerine el dezenfektanları yerleştirildi. Öğretmenlerimiz malzeme alışverişi yapmamaları konusunda onlara rehberlik ediyorlar. Maske değiştirmeleri gerektiğinde de kontrol ediyorlar. Her öğrencinin sırası belirlendi. O sırayı değiştirmiyorlar. Sıralar arası mesafeler de belirlendi.'Güneş, Kovid-19 salgınıyla ilgili özellikle psikososyal destek noktasında rehber öğretmenlerin öğrencilere bilgi verdiğini, bu konuda tedirginlik yaşamadan önlemleri alarak sürecin yürütülmesi gerektiğini öğrencilere anlattıklarını dile getirdi. Bakanlığın yönlendirmesi doğrultusunda öğrencilerin velilerinin isteğine bağlı olarak haftada 2 gün okula geldiklerini, haftada 3 gün de uzaktan eğitim sürecinin devam ettiğini hatırlatan Güneş, 'Ancak veliler istemezse tamamen evden online sürece devam edebiliyorlar. Online olarak devam ettiklerinde de herhangi bir yoklama alınmıyor, öğrenciler devamsız yazılmıyor.' dedi. Hale Güneş, yüz yüze eğitim esnasında, öğrencinin herhangi bir sağlık problemi yaşaması, ateşinin yükselmesi ya da kendini halsiz hissetmesi halinde hemen ailesine haber verildiğini de sözlerine ekledi.
Reklam