onedio
Nijerya, Kovid-19 Nedeniyle Ekonomik Krizin Artmasından Endişeli
ABUJA (AA) - ADAM ABU-BASHAL - Afrika'nın en büyük ekonomilerinden Nijerya'da, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 6,1'lik küçülme ile son 10 yılın en kötü dönemi yaşanırken, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomiye etkileri nedeniyle krizin artmasından endişe ediliyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Nijerya ekonomisinin 2020'de daha hızlı büyümesi beklenirken, Kovid-19'un ortaya çıkması nedeniyle ilk yarıda yüzde 8,9 küçülme yaşandı. İlk Kovid-19 vakasının görülmesinin ardından Nijerya Borsası'nda yatırımcılar 3 hafta içinde 5,9 milyar dolar kaybetmişti. Nijerya İstatistik Bürosu verilerine göre, Kovid-19 salgını nedeniyle ülkede yaklaşık 21 milyon kişi işsiz kaldı.Ekonominin iyileşmesi için tedbirler alındıKovid-19 nedeniyle uzun süre sınırlarını kapatan, belli saatlerde sokağa çıkma yasağının uygulandığı ülkede, otel, turizm işletmeleri ve eğlence mekanları neredeyse iflas noktasına geldi. Ülkede Sheraton, Federal Palace ve Transcorp Hilton gibi büyük oteller, 2019'un ilk çeyreğinde 27 milyon dolar, bu yılın aynı döneminde ise yüzde 90 azalışla 2,6 milyon dolar gelir elde etti.Nijerya Merkez Bankası (CBN), salgından en çok etkilenen hanehalkı, küçük ve orta ölçekli işletmelere 138,89 milyon dolar, sağlık sektörüne de 277,78 milyon dolar teşvik paketi olarak hedefli ilave likidite imkanları tanıdı.Ülke ekonomisini güçlendirmek için üretim sektörüne 2,6 milyar dolar likidite imkanı sağlayan CBN, faiz oranını da yüzde 9'dan yüzde 5'e indirdi.Öte yandan, ülkede 2020 için planlanan 28 milyar dolarlık bütçe, salgın nedeniyle revize edilerek 4,9 milyar dolar düşürülürken, Devlet Başkanı Muhammed Buhari, ekonominin iyileşmesi için 2020 bütçesine 15 milyon dolar ilave edileceğini duyurdu.Kuaförler hala salgının etkisini altında Ülkede sokağa çıkma yasağının esnetilmesine karşın eğlence merkezleri ve kuaförler başta olmak üzere bazı işletmeler, müşteri bulmakta zorlanıyor. Başkent Abuja'da kuaför dükkanı işleten Ozo Nature, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgından çok kötü etkilendiklerini ve işlerinin iyi gitmediğini, Kovid-19 nedeniyle 4 ay boyunca dükkanı açamadıklarını anlattı. Nature, 'Benimle çalışan 20 personel vardı. Dükkanın kapalı olduğu 4 ay süresince ne dükkanın kirasını ne de personelin maaşını ödeyebildim.' dedi.Kovid-19'dan önce kuaförüne günde en az 20 müşterinin geldiğini, sokağa çıkma yasağının esnetilmesine karşın bu sayının şu anda 2 ya da 3 olduğunu belirten Nature, çalışanlarından 8'ini işten çıkarmak zorunda kaldığını, diğer personelin de maaşını düşürdüğünü söyledi.Kovid-19 nedeniyle pazarlarda büyük zararMeyve pazarında çalışan Sadik İliyasu, salgın nedeniyle getirdikleri mallardan yüz binlerce naira zarar ettiklerini bildirdi.Sokağa çıkma yasağından önce çok mal getirdiklerini anlatan İliyasu, 'Kovid-19 nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edildikten sonra haftada 3 gün çıkıyoruz ancak müşteri gelmiyor. Ürünlerimizin çoğu 1-2 gün süre durabiliyor. O yüzden çok zararımız oldu.' diye konuştu.Pazarda çalışan John Manu da sokağa çıkma yasağı esnetilse de müşteri gelmediğini belirterek, 'Artık eskisi gibi değil, çok müşteri gelmiyor. Gelen müşteriler de Kovid-19 nedeniyle bizden korkuyor, biz de onlardan korkuyoruz.' diye konuştu.Manu, artık müşterileri bulmak için sokaklarda durduklarını söyledi.Pazar müşterisi Cynthia Bafo ise 'Pazara geldiğimde Kovid-19 nedeniyle pazarın içinde gezmiyorum. İstediklerimi söylüyorum, getiriyorlar.' dedi.
Yahudi Yerleşimciler Zeytin Toplayan Filistinlilere Saldırdı: 5 Yaralı
KUDÜS (AA) - Yahudi yerleşimcilerin işgal altındaki Batı Şeria'da zeytin toplayan Filistinli çiftçilere saldırısında 5 kişi yaralandı.Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, bir grup Yahudi yerleşimci, Ramallah yakınlarındaki Burka beldesi kırsalında zeytin toplayan Filistinli çiftçilere saldırdı. Yahudi yerleşimcilerin taşlı saldırısı sonucu 5 Filistinli hafif şekilde yaralanırken, olayların ardından bölgeye gelen İsrail askerleri göz yaşartıcı gaz kullandı. Ramallah ve el-Bire kenti Valisi Leyla Ganem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zeytin hasadı döneminin her yıl Filistinli çiftçiler için İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimcilerle mücadeleye dönüştüğünü belirtti. İsrail güçlerinin Yahudi yerleşimcilerin saldırılarını önlemek yerine onları koruduğunu dile getiren Ganem, 'Burası bizim toprağımız ve onlara bırakmayacağız. Her tarlaya ulaşıp oralardaki zeytinleri toplayacağız.' ifadelerini kullandı. İşgal altındaki Filistin toprakları üzerinde ikamet eden Yahudi yerleşimciler, sık sık Batı Şeria'da Filistinli çiftçilerin en önemli geçim kaynağı olan zeytin ağaçlarını kesiyor veya ateşe veriyor. İsrail'in 1967'de işgal ettiği Batı Şeria'da 250'den fazla yasa dışı Yahudi yerleşim birimi bulunuyor. Bu yerlerde ikamet eden 400 binden fazla Yahudi yerleşimci, Batı Şeria'da işgal altında yaşayan Filistinliler için hayatı daha da zor hale getiriyor.Uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklarda bulunan tüm Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı kabul ediliyor.
Fetö Şüphelisi Hakkında 15 Yıla Kadar Hapis İstemi
EDİRNE (AA) - Edirne'de, FETÖ soruşturması kapsamında eski akademisyen hakkında, 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, örgütle bağlantısı olduğu iddia edilen tutuksuz F.S. hakkındaki soruşturmasını tamamladı. Eski akademisyen F.S. için 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istenen iddianame, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.Toplanan bilgi ve belgeler, şüpheli ifade tutanağı, bilirkişi raporları ve tutanaklara da yer verilen iddianamede, şüpheli F.S'nin örgüt evlerinde kaldığı, örgütün 2011 yılında çaldığı sorularla KPSS, ALES, Askeri Hakimlik Sınavı ve YDS'ye girdiği belirtildi. 'Deneme sorularının normal olmadığını askeri hakimlik sınavına girince fark ettim'Şüphelinin savcılık ifadesinde, 'Sezgin' kod adlı bir kişinin Askeri Hakimlik Sınavı'na 4 gün kala arkadaşlarıyla kaldığı örgüt evine geldiğini ve kendilerine bir deneme sınavı getirdiğini anlattı. F.S. savunmasında şu bilgileri verdi:'Sınava 4 gün kalmıştı. 'Sezgin' kod isimli kişi yanıma geldi ve deneme sınavını çözmemi istedi. Diğer arkadaşlar da odasındaydı, onlara da verdi mi bilmiyorum. Ben deneme sorularını çözdüm. Ben deneme sorularının normal olmadığın Askeri Hakimlik Sınavı'na girince fark ettim. Sorunların yüzde 30'u benzer çıktı. Bir kısmı da önceki verdikleri deneme sınavı sorularına benziyordu. Daha sonra beni mülakata girmem için zorladılar, ben mülakata girmek istemediğimi söyledim. Tartışma yaşadık. Daha sonra mülakat sınavına girdim. Sınavın ardından bir kişi yanımıza geldi, 7-8 kişilik grup içerisindeydim. Ben ve diğer bir kişiye 'Sizin burada işiniz yok' diyerek kibarca bizi kovdu. Bu yapının ne kadar güçlü olduğunu anladım.' İddianamede, şüphelinin ALES ve YDS'ye de girdiği, örgüt elemanları tarafından sınavlardan 3-4 gün önce, F.S'ye sınavdakine benzer veya aynı soruların çözdürüldüğü, en son YDS'yi kazanarak akademisyen olduğu belirtildi.
Afganistan'da Taliban, Helmand Vilayetine Saldırdı
KABİL (AA) - Taliban militanları, Afganistan'ın güneyindeki Helmand vilayeti merkezine saldırı düzenledi.Helmand İl Şura Başkanı Ataullah Afgan, basına yaptığı açıklamada, militanların, Helmand merkezine saldırması sonucu vilayet merkezinin bazı bölgelerinin Taliban kontrolüne geçtiğini söyledi.Afgan, saldırının ardından çıkan çatışmaların devam ettiğini, vilayet merkezinde tedirginliğin hakim olduğunu belirtti.Öte yandan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tarık Aryen de Helmand vilayetine takviye birliklerinin ulaştığını ve bölgede operasyonların başladığını kaydetti.Havadan ve karadan yürütülen operasyonlarda şu ana kadar 70 militanın öldürüldüğünü dile getiren Aryen, yaklaşık 100 militanın da yaralandığını vurguladı.Taliban'dan henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı.
Kovid-19 Tedavisi Gören Muhittin Böcek'in Sağlık Durumu Stabil
ANTALYA (AA) - Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanısıyla yoğun bakımda tedavi gören Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in sağlık durumunun stabil olduğu bildirildi.Büyükşehir Belediyesinin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, Başkan Böcek'in yoğun bakımdaki takip ve tedavisinin devam ettiği, son 24 saatte olumsuz herhangi bir gelişme yaşanmadığı kaydedildi. Açıklamada, 'Başkan Böcek'in klinik seyri stabil olarak devam etmektedir.' ifadesine yer verildi.36 gündür yoğun bakımdaBüyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, sosyal medya hesabından 17 Ağustos'ta yaptığı paylaşımla Kovid-19 test sonucunun pozitif çıktığını duyurmuş, herkese maske, hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uyması için uyarıda bulunmuştu.Hastanede takibi yapılan Böcek, sağlık durumu kötüleşince 7 Eylül'de yoğun bakım ünitesine alınmış, 24 Eylül'de de Akdeniz Üniversitesi Hastanesine sevk edilmişti.Akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle solunum kaslarında sorun oluşan Böcek'e daha iyi nefes alabilmesi için trakeostomi (nefes borusuna delik açılması) uygulanmıştı.
Reklam
Analiz - İran'ın Karabağ Siyaseti Diplomatik Esneklikle İmkansızlıklar Arasına Sıkışmış Durumda
İSTANBUL (AA) -MUSTAFA CANER- 27 Eylül’de gerçekleşen Ermenistan saldırısı ve devamındaki çatışmalar, yaklaşık otuz yıllık Karabağ ve ilişiğindeki işgal altındaki topraklar meselesini yeni bir boyuta taşıdı. Bu süreçte Azerbaycan’ın Fuzuli ve Cebrayıl rayonlarını özgürleştirmek gibi önemli kazanımları olurken zayıf Ermenistan’ın işgali devam ettirme ısrarı doğrultusunda ihtiyaç duyduğu dış destek de önemli bir faktör olarak karşımıza çıktı. Her ne kadar Rusya, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bir kan uyuşmazlığı yaşasa da bölgenin tamamen Azerbaycan tarafından kurtarılmasını arzulamadığını da yapmış olduğu askeri teçhizat desteği ile gösterdi. Fakat Moskova bu süreçte bilfiil askeri bir müdahaleden kaçındı. Elbette Rusya’nın soruna aktif taraf olmasını engelleyen birtakım sebepler mevcut. Örneğin, Ermenistan’ın Azerbaycan şehirlerini mütemadiyen hedef almasına karşılık Azerbaycan ordusunun benzeri bir eylemden kaçınması, Rusya’nın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü çerçevesinde fiili müdahalesini şimdiye dek önlemiş durumda. Yine de Moskova’nın Erivan’a kendi desteği olmadığı takdirde yaşanabilecekleri göstererek onu bir nevi “terbiye etme” yoluna gittiği de söylenebilir.Rusya’nın tutumu kadar Rus teçhizatlarının Ermenistan’a ulaştırılmasında kilit bir rotada yer alan İran’ın bu denklemdeki pozisyonu da son derece önemli. Tahran’ın Karabağ konusunda yaşamış olduğu krizin anlaşılabilmesi için İran’ın iç ve dış siyasi dengelerinin birlikte okunması ve elbette jeopolitik koşulların dikte ettiği siyasi pozisyonların da hesaba katılması şart. Tahran bölgenin önemli aktörlerinin başında geliyor ve Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’ye komşu olmasından dolayı da Karabağ meselesi İran’ı doğrudan ilgilendiriyor. Öte yandan İran-Rusya ilişkileri de bu denklemin önemli değişkenlerinden sayılabilir.İran'ın Kafkasya politikasıKarabağ sorununun başlangıcından bu yana aslında İran’ın pozisyonu hemen hemen aynı kalmıştır. Bu pozisyon, “tarafsızlık” ve “arabuluculuk” kavramları etrafında oluşmuştur. İran’ın dış siyasi yatırımlarında Kafkasya’nın Orta Doğu kadar yer tutmadığı bir gerçek. Tahran için bu bölge hiçbir zaman Suriye ya da Irak kadar önem arz etmemiştir. Bu durumun sebepleri arasında, ABD ve yaptırımlar baskısının Tahran’ın dış politika açılımlarını sınırlaması ve bölgedeki Rus nüfuzu zikredilebilir. Yine de bu topraklar, 19. yüzyılın başlarına dek bugünkü Gürcistan’ın güneyi ile Ermenistan ve Azerbaycan topraklarını elinde tutan İran’ın, tarihsel ve kültürel hafızası açısından önemsiz sayılamazlar. Özellikle Azerbaycan’ın İran sınırına yaklaştıkça karşılaştığımız Talışlar gibi İran dili ve kültürüne yakın duran etnik gruplar, Tahran’ın daha geniş bölgesel tasavvuru açısından dikkate değerdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bölgede yaşanan güç boşluğu, İran’ın da artık Kafkasya’ya yönelebileceği anlamına gelmiş ve dönemin Rafsancani hükümeti, 90’ların başında çeşitli girişimlerle bu yönde adımlar atmıştır. Elbette Hazar denizinin ticaret açısından stratejik önemi ve orada yer alan enerji kaynakları da İran’ın bölgeye yönelik ilgisini beslemiştir.Karabağ ve çevresindeki yedi bölgenin işgaline de İran bu çerçevede yaklaşmış, bir taraftan arabuluculuk faaliyetleriyle etkisini artırmaya çalışırken Ermenistan’ı ya da Azerbaycan’ı açıkça desteklemekten de imtina etmiştir. Bölgedeki istikrarsızlıkların ve muhtemel sınır değişimlerinin Hazar denizindeki hesaplarını olumsuz etkileyeceğini ve elbette kendi sınır güvenliğini de tehdit edeceğini düşünmüştür. Bu çerçevede İran’ın yaklaşımına reel-politik ve pragmatik hesapların yön verdiği söylenebilir. Zira aksi bir durumda, diğer bütün hukuki sebeplere ek olarak mezhepsel yakınlığının da bulunduğu Azerbaycan’ın yanında olması gerekirdi.Tahran, bölgedeki dengelerin değişmesinden endişeliPeki, İran’ın söylemsel tarafsızlığı gerçeği ne kadar yansıtmaktadır? İran, her ne kadar şifahi şekilde tarafsızlığını, uluslararası hukuka riayet etmeyi ve son günlerde ülke içerisinde artan tansiyonun da etkisiyle Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulasa da çatışmaların ilk günlerinde hem karadan hem de havadan Rusya’nın Ermenistan’a destek ulaştırmasına ses çıkarmadı. Hazar denizi ve ardından Bender Enzeli-Norduz sınır kapısı hattından askeri teçhizat ulaştırılması hem içeride hem de dışarıda İran’a karşı eleştirilerin yükselmesine sebep oldu. Özellikle Tebriz, Erdebil ve Tahran gibi şehirlerde İran Türkleri protesto gösterilerinde bulundular. İran içerisinde artan hoşnutsuzluk, resmi yetkililerin açıklamalarının tonuna ve içeriğine de etki etti. Protestoların ardından yetkililer daha açık şekilde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü savunduklarını söylediler, Norduz sınır kapısından artık teçhizat geçmediğine dair yayınlar yapıldı ve Dini Lider Ali Hamaney’in Tebriz, Erdebil, Zencan ve Urmiye vilayetlerinin temsilcileri, Karabağ’ın Azerbaycan ve İslam toprağı olduğuna dair bir bildiri yayınladılar.Çok geçmeden bildiri sahibi ulema mensupları ülke içerisinde sert bir şekilde eleştirilmeye başladı ve çeşitli yayın organlarında İran’ın ulusal çıkarlarına en uygun tutumun Ermenistan’a destek vermek ya da en azından tarafsızlığı muhafaza etmek olduğu şeklinde yazılar yayımlandı. Yani İran kamuoyu da resmi makamların yaşadığı ikilemi yaşamakta. Eleştirilerin önde gelen gerekçeleri arasında Türkiye’nin bölgede artan etkisinin sayıldığı da gözlerden kaçmıyor. Türkiye-Azerbaycan birlikteliği, bölgedeki dengeleri yeniden kurma kapasitesinden dolayı İran’ı endişeye sevk ediyor. Bu durum bahsi geçen yayın organlarında açıkça ifade edilmekle kalmadı, üstüne üstlük Türkiye’nin Suriye’den “cihatçı” grupları Karabağ’a savaşmaya gönderdiği gibi mesnetsiz iddialar da İran medyasında sıklıkla yer aldı. Her türlü kanıttan yoksun bu iddianın isim vermeden İran Cumhurbaşkanı Ruhani tarafından da gündeme getirilmesi, İran’ın Türkiye’nin bölgede artan rolünden duyduğu huzursuzluğun en net ifadesi.İran’ın manevra alanı kısıtlıİran sınır kapılarından ya da hava sahasından Ermenistan’a yardım gitmesine müsaade edilmesi, aslında Tahran’ın çok da gönüllü olduğu bir süreç olarak okunmamalıdır. İran’ın şu an için Rusya’ya hayır deme lüksü bulunmuyor. Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından görüşülen uluslararası silah ambargosu ve İran’ın nükleer faaliyetlerinden dolayı geri getirilmesi önerilen yaptırımlar (snapback sanctions) konusunda İran, Rusya’nın veto gücüne bağımlı durumda. Bir diğer ifadeyle İran, ABD’nin BM üzerinden yürüyen baskısını Rusya ile dengelemekte. Öte yandan İran, kendisi için hayati öneme sahip Esed rejiminin yıkılmaması için de Rusya’nın askeri varlığına bağımlı durumda. 2015 yılından bu yana bilfiil Suriye’de bulunan Rusya, sahada ipleri öylesine eline almış durumda ki İran’ın Suriye’deki tasarruf gücü epey sınırlanmış bir vaziyette. Askeri anlaşmalar ve silah alımı sebebiyle de İran’ın Rusya ile ilişkilerini bozmayı göze alamadığı söylenebilir. Böyle olunca İran, dışarıdaki Rus baskısı ile içerideki Türk nüfusunun baskısı arasında sıkışıp kalmış durumda. Tek çıkar yol olarak görülenin, İran’ın bu süreci esnek bir halkla ilişkiler pratiğini işleme sokarak atlatması olduğu anlaşılıyor.Her ne kadar uluslararası hukuk açısından Azerbaycan haklı olsa da İran Ermenistan’ı karşısına almamaya dikkat ediyor. İran için ABD ve Fransa’da önemli nüfuzu bulunan Ermeni diasporası ile ilişkilerini iyi tutması da son derece önemli. Ermeni lobisinin mezkûr ülkelerin siyasi süreçlerine olan etkisi biliniyor. Bu sebeple Tahran, başta yaptırımlar olmak üzere muhtelif dış baskılara karşı Ermeni lobisini kendisine alan açacak bir mekanizma olarak görüyor. Ayrıca yine, İran’da yaşayan 200 bin civarındaki Ermeni’nin de Tahran için adımlarını atarken dikkatli olması gerektiğine ilişkin diğer sebep olduğu gözden kaçmamalı. Bu kesimin özellikle yüksek ticari faaliyetlerle meşgul olmaları, İran ekonomisi açısından da önemli olduklarını gösteriyor. Tahran her zaman Ermenistan ve Ermeni nüfusu konusunda hassas olmuştur. Hatta Isfahan kentinde bir sözde Ermeni soykırımı anıtı dahi bulunmaktadır.İran’daki Ermeni varlığı, İran’ın Ermenistan siyasetini etkilerken İran nüfusunun en az yüzde 40’ını Türklerin oluşturduğu da gözlerden kaçmamalıdır. Türkler İran’ın asli unsurudur. İran’da en az 35 milyon kişi Türkçe konuşmaktadır ve Karabağ’da yaşanan çatışmalar, İran Türklerini duygusal olarak ciddi şekilde etkilemektedir. Azerbaycan Türkleri ile İran Türkleri arasında sıkı kültürel ve tarihi bağlar mevcuttur. Sınıra yakın bölgelerde bu bağlara akrabalık bağları da eklenmektedir. İran yönetimi için bu noktada dengeyi bulmak çok önemli. Bir yandan Azerbaycan Türkleri ile İran Türklerinin muhtemel siyasi birliklerinin engellenmesi hedeflenirken (ayrıştırma); öte yandan artan hoşnutsuzluk karşısında Tahran’ın Azerbaycan Türkleri ile yakınlığı ve onlara desteği vurgulanmaktadır (birleştirme). İlk bakışta tezat gibi görünen bu ayrı tutumlar, aslında hem İran’ın diplomatik esnekliğini hem de soruna bu esneklik dışında vaziyet edebilecek araçlardan yoksunluğunu gözler önüne sermektedir.[Mustafa Caner Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde (ORMER) İran uzmanı olarak çalışmaktadır]
Ditib Genel Başkanı Türkmen: "Eğitime Yatırım, Geleceğe En İyi Yatırımdır"
KÖLN (AA) - Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Başkanı Kazım Türkmen, 'Eğitime ve insana yapılan yatırım, geleceğe yapılan en iyi yatırımdır.' dedi.Almanya'nın Köln kentindeki DİTİB Genel Merkezi'nde, Almanya’nın 45 farklı üniversite şehirlerinde hizmet veren DİTİB Erdemli Öğrenci Evleri koordinatörleriyle bir araya gelen Türkmen burada yaptığı konuşmada, 'Buraya gelen ilk nesil büyüklerimizin hikayelerini tam olarak anlatamadan pek çoğunu ebediyete uğurladık. Bugün Almanya’ya ilk gelen neslimiz kadar avukatımız, öğretmenimiz, hemşiremiz, din görevlimiz var. Aslında işi belirleyecek olan tek başına bilgili ve eğitimli olmak değil. Burada bilgi, hikmet, marifet hepsinin temelinde de samimiyet olması gerekir. Bir şeyi bilmek değil sadece, onun hikmetini anlamak lazım. Bu topluluk bilgi, hikmet, marifet ve samimiyetle bu işin ciddiyetini anlar ve bu işe sarılırsa ben inanıyorum ki geleceğimiz dünden daha aydınlık olacaktır.' ifadelerini kullandı.Türkmen öğrenci evlerinin buradaki önemine dikkat çekerek, 'Öğrenci evlerimiz gün geçtikçe sayıları artarak hizmetlerine devam ediyor. Öğrenci evleri konseptine geç kalınmış olsa da, hamdolsun iyi çalışmalar yapıyoruz. Eğitime ve insana yapılan yatırım, geleceğe yapılan en iyi yatırımdır.' şeklinde konuştu.Genel Başkan Türkmen, şöyle devam etti:'Gelecekte öğrenci evlerimizde kalan çocuklarımız bu kurumlarda görev alsınlar. Avukat ise avukatlık yapmayı arzu etsin, mimar ise bizlere cami mimarisi çizsin, öğretmen ise camilerimize gelip çocuklarımıza ders versin. Farklı fikirleri olan var ise bu fikirleri alalım değerlendirelim. Öğrenci evleri koordinatörleri olarak sizler, birilerinin hayatına, kalbine, gönlüne dokunması gereken yerdesiniz. Samimiyetimizi öğrencilerimize aktaralım. Öğrencilerle sıcak iletişim kuralım, bunu bir Ashab-ı Suffe modeli olarak düşünün. Peygamber efendimiz etrafına talebelerini alırdı, onların yemesiyle, içmesiyle ilgilenirdi, onlar aç ise kendisi tok yatmazdı. Her şey görerek öğrenilir. Fedakarlık nasıl olur göstermeliyiz. Bu işe gönül ve emek verdiğiniz için her birinize ayrı ayrı tebrik ediyorum.'DİTİB Erdemli Öğrenci Evleri Koordinatörü Murat Demirel ise toplantıda Almanya'daki öğrenci evleri hizmetleri hakkında bilgi verdi.
Reklam
Kkk Darbe Davasında Duruşmalar Yarın Tekrar Başlayacak
ANKARA (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) karargahındaki eylemlere ilişkin açılan 132 sanıklı davanın görülmesine yarın yeniden başlanacak.Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları kampüsünde görülen davaya, sanıkların esasa ilişkin savunmalarının alınmasıyla yarın devam edilecek.Eski tuğgeneraller Erhan Caha, Adem Boduroğlu ve Ali Rıza Çağlar'ın da sanıkları arasında bulunduğu davanın, eylülde verilen araya kadar görülen duruşmalarında sanıkların büyük bölümü esas hakkındaki savunmasını tamamlamıştı.Ekim boyunca görülmesi planlanan duruşmalarda, henüz savunma yapmayan 23 sanığın esasa ilişkin savunmasını yapması bekleniyor.Yarınki duruşmada sanık eski albay Atilla Tanrıver'in savunması alınacak.Davanın geçmişiDarbe girişimi sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 150 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş ve mahkemenin iddianameyi kabulü sonrası 150 sanığın yargılanmasına 6 Temmuz 2017'de başlanmıştı.Yargılama devam ederken aralarında dönemin KKK Lojistik Başkanı olarak görev yapan eski korgeneral Yıldırım Güvenç'in de bulunduğu 8 sanığın dosyaları ayrılmış, sanık sayısı 142'ye düşmüştü.Davanın 22 Kasım 2019'daki celsesinde ise Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü açıklamış, aralarında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Cari Harekat ve Komuta Kontrol Daire Başkanı olan eski tuğgeneral Adem Boduroğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harbe Hazırlık ve Eğitim Daire Başkanı eski tuğgeneral Ali Rıza Çağlar'ın da bulunduğu 94 sanığın 'Anayasayı ihlal' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmesini istemişti.Sanıkların 17'sinin 'darbeye yardım' suçundan 20 yıla, 2'sinin ise FETÖ üyeliği suçundan 15'er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti.Savcı mütalaasında 12 sanık hakkında beraat, firari 12 sanığın dosyalarının ayrılmasını, daha önce 'Anayasa'yı ihlal' suçundan başka davalarda ceza alan 5 sanığın ise 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' ve 'kasten adam öldürmeye teşebbüs' suçlarından cezalandırılmalarını istenmişti.Mahkeme, 19 Ağustos'taki ara kararında aralarında eski albaylar Uğur Karaca ve Nuh Altınsoy'un da bulunduğu 12 firari sanığın dosyalarının mevcut davadan ayrılarak yargılanmalarının başka dava dosyasından sürdürülmesini kararlaştırmıştı.Dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga'nın darbeciler tarafından alıkonulmasına ilişkin davada yargılanan ve Yargıtay tarafından dosyaları bozulan eski albaylar Erkan Erol ile Mahmut Gündoğdu'nun dosyalarının mevcut dava ile birleştirilmesi kararı sonrası davadaki sanık sayısı 132 olmuştu.
Tarihi Maladabi Köprüsü Çevresinde Temizlik İçin Dalış Yaptılar
BATMAN (AA) - Batman Su Sporları Kulübü üyeleri, 'Sosyal sorumluluk' projesi kapsamında, tarihi Malabadi Köprüsü çevresinde dalıp su altındaki çöpleri temizledi.Batman Dicle Su Sporları Kulübü'nün organize ettiği proje kapsamında bir grup gönüllü dalgıç, Malabadi Köprüsü çevresinde su altında yaşayan canlıların yaşamını tehdit eden atıkları temizledi.Kulüp başkanı Veysi Mehmetoğlu, su altındaki atıkların, suda yaşayan canlıların yanı sıra yüzen insanlara da zarar verdiğini söyledi.Dalış sırasında, boğulmalara sebep olan balık ağları ile plastik çöpler gibi birçok atık maddeyi topladıklarını aktaran Mehmetoğlu, şöyle konuştu:'Daha temiz ve yaşanabilir bir dünya için çevremizi ve sularımızı koruyalım. Su altında atık temizleme çalışmalarımız aralıksız sürecek. Biz bir gönüllü ordusuyuz. Ekibimize katılım sağlamak isteyen tüm gönüllülere kapımız açık.'
Reklam
Bingöl Üniversitesi Canlı Ders Takip Zorunluluğunu Yüzde 70'Ten 25'E İndirdi
BİNGÖL (AA) - Bingöl Üniversitesi, yüzde 70 olan öğrencilerin canlı ders takip zorunluluğunu yüzde 25'e düşürdü.Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Çapak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri dolayısıyla yeni dönemin 5 Ekim itibarıyla uzaktan eğitim ile başladığını anımsattı.Çapak, öğrencilerle yüz yüze eğitim yapmak istediklerini ancak salgın nedeniyle bunu yapamadıklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:'Yaptığımız değerlendirmelerde, bu süreçte yurtlarda öğrencilerin çok sağlıklı kalamayacakları, en azından şartların iyi sağlanamayacağı fikri ortaya çıktı. Sağlık alanlarıyla ilgili sağlık müdürlüğüyle iş birliği yaptık. Bu süreçte öğrencilere staj imkanlarının riskli olabileceği kanaati ifade edildi. Ondan dolayı uzaktan eğitim kararı almak zorunda kaldık. Çok isteyerek yaptığımız bir şey değil.' Online eğitime 150 öğrenci katıldıKendisinin de öğrencileriyle canlı ders yaptığını hatırlatan Çapak, şunları kaydetti:'Online eğitimde 150'ye yakın öğrencim vardı. Bu kadar öğrenci direk intibak sağlayıp internet üzerinden derse katılım gösteriyor ise bu başarıdır. Bu süreçte verilen eğitimin, yüz yüze verilen eğitim kadar kaliteli olacağını düşünmüyoruz ama olabilecek en üst düzeyde bir kalite sergilemeye çalışıyoruz. Derslerimiz aynı anda kaydediliyor, dersleri takip edemeyen öğrencilerimiz, uygun oldukları zaman derslerimizi kayıttan izleyebiliyor. Sadece ders kayıtlarıyla yetinmiyoruz ayrıca öğrencilerimize PDF ödev ve sunumlarla destek sağlıyoruz.''Canlı ders süresini 15 dakika ile sınırladık'Prof. Çapak, süreci öğrencilerin lehine olacak şekilde planladıklarını, program yaparken öğrencilerin ekonomik şartlarını ve internete erişim olanaklarını da göz önünde bulundurduklarını aktardı.Canlı dersleri kısa tuttuklarını ifade eden Çapak, 'Bazı öğrencilerimizin imkanları olmayabilir düşüncesiyle canlı ders süresini 15 dakika ile sınırladık. Blok olarak yapılan derslerimizde de toplam 30 dakika canlı ders yapıyoruz. Bazı üniversitelerimiz yüz yüze eğitimi 1,5 saat yapıyor ama biz öğrencilerimizin şartlarını düşünerek süreyi kısa tutarken öbür taraftan da ödev sunumlarla bunu destekledik. Böylece öğrencilerimizin eksiği oluşmayacak.' ifadelerini kullandı.Çapak, şöyle konuştu:'Normal şartlarda yüzde 70 oranında öğrencinin canlı dersi takip etmesi gerekiyor. Biz öğrencilerimizin altyapısının yeterli olmayabileceğini düşünerek derslerin takip sürecini yüzde 70'ten yüzde 25'e indirdik. Dolayısıyla bir öğrencimiz haftada bir gün, ayda bir hafta canlı dersi izlemek zorunda. Gerisini banttan veya kayıttan takip etmek zorunda. Bu açıdan da öğrencilerimizin lehine düşündük. Dileriz bu pandemi sürecini bir an önce bitiririz ve öğrencilerimizle yüz yüze ders yaparız.''Öğrencilerimizi özledik'Prof. Dr. Çapak, 'Süreç öğrenciler, bizim ve toplum açısından da zor bir süreç. Kampüsü boş görünce üzülüyoruz. Merkezi kafeteryaya gittim, çok sessizdi. Öğrencilerimiz özledik. Bir an önce inşallah bu süreci geride bırakırız. Öğrencilerimize yüz yüze eğitim sürecini devam ettiririz.' dedi.
Belçika'da Kovid-19 Vakalarındaki Artış Hız Kesmiyor
BRÜKSEL (AA) - Belçika'da yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalananların sayısı her gün yeni rekor kırarken günlük ortalama vaka sayısı 4 bini aştı.Haftalık vakaların günlük ortalamasını yayımlayan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü, 2-8 Ekim haftasında Kovid-19 testi pozitif çıkan kişi sayısının günlük ortalamasının önceki haftaya göre yüzde 86 artarak 4 bin 154 olduğunu duyurdu.11,4 milyon nüfuslu ülkede bugüne kadar 3,7 milyon test yapıldı. Virüse yakalanan sayısı 162 bin 258, hayatını kaybedenlerin sayısı 10 bin 191'e çıktı. Hastanelerde şu anda 1329 kişi Kovid-19 tedavisi görüyor. Bu kişilerin 243'ü yoğun bakımda bulunuyor.Yetkililer, son günlerde yapılan her 5 Kovid-19 testinden birinin pozitif çıktığını ifade ediyor.Acil olmayan ameliyatlar erteleniyorArtan vakalar Belçika'da hastanelerde doluluk oranını artırınca başka hastalıkların tedavisinde acil olmayan durumlarda ertelemeler başladı. Birçok hastanede acil olmayan ameliyatlar, muayeneler veya tedavilerin bir kısmı ertelendi.Başkent Brüksel, Liege ve Anvers'teki bazı hastanelerde acil olmayan hastaların üçte birinin tedavisinin ertelendiği belirtildi.Federal hükümet, hastanelerin yoğun bakım yataklarının yüzde 15'ini Kovid-19 hastaları için ayırmasını istiyordu. Bazı hastanelerde yoğun bakım yataklarının yüzde 25'inde şimdiden Kovid-19 hastalarının tedavi edildiği bildirildi.Sokağa çıkma kısıtlaması düşünülebilirBelçika'da kafe ve barların kapatılması gibi önlemler de henüz sonuç vermedi. Belçika hükümeti yetkilileri, durumun gidişine göre yeni bir genel sokağa çıkma kısıtlaması yasağının düşünülebileceğini belirtti.Belçika, son haftalarda artan vaka sayılarının ardından 100 bin kişide görülen enfeksiyonlu sayısı bakımından da Avrupa'da en kötü durumdaki ikinci ülke oldu. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin verilerine göre, Belçika'da son iki haftada her 100 bin kişiden 364'ünde virüse rastlandı. Avrupa'da bu oranın en yüksek görüldüğü ülke 433 ile Çekya oldu. Çekya ve Belçika'yı Hollanda, İspanya, Fransa ve İngiltere takip ediyor.
Pakistan'dan Hindistan'a "Mezhep Çatışması Çıkarma" Suçlaması
İSLAMABAD (AA) - Pakistan Başbakanı İmran Han, ülkenin önde gelen ilim insanlarından Faruki Üniversitesi Rektörü Mevlana Muhammed Adil Han'ın suikaste uğramasından Hindistan'ı sorumlu tutarak, Yeni Delhi yönetimini ülkede 'mezhep çatışması' çıkarmakla suçladı.Han, Twitter'dan yaptığı açıklamada, Adil Han'ın öldürülmesini güçlü bir şekilde kınayarak, son 3 aydır Hindistan'ın ülkede mezhep çatışması çıkarmak için farklı hiziplerden ilim insanlarını öldürme girişiminde bulunduğunu belirtti.Geçen aylarda benzer eylemleri önledikleri bilgisini paylaşan Han, Adil Han'ın ölümünden sorumlu olanların güvenlik kuvvetlerince yakalanacağını vurguladı.Cumhurbaşkanı Arif Alvi, Kara Kuvvetleri Komutanı Kamar Cavid Bajva, siyasetçiler ve dini liderler saldırıyı kınayarak Adil Han'ın öldürülmesinden duydukları üzüntüyü ifade etti. Öte yandan, basında, geçen yıl alim Mufti Taki Osmani’ye suikast girişiminde bulunanlarla Han’ın ölümünden sorumlu olanların aynı kişi veya grup olduğuna dair yorumlar yapıldı. Pakistan eski şeriat mahkemesi yargıcı ve Karaçi Darul Ulum Korangi İslam Üniversitesi eğitim görevlisi Mufti Taki Osmani'nin içinde bulunduğu araca geçen sene 22 Mart’ta silahlı saldırı düzenlenmişti. Osmani, saldırıdan yara almadan kurtulmuş, koruması hayatını kaybetmişti.Babasının yanına defnedildi10 Ekim Cumartesi akşamı Karaçi'de işlek bir caddede park halindeki aracının içerisinde bulunan Adil Han ve şoförü, motosikletli bir saldırganın silahlı saldırısına uğramıştı.Han’ın şoförü olay yerinde, kendisi ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Han, ilim insanı babası Salimullah Han’ın üniversitedeki kabrinin yanına defnedildi.
Reklam
Ing Türkiye, Habitat Derneği Ve Odtü İş Birliğiyle "Dijital Öğretmenler" Projesi Başlıyor
İSTANBUL (AA) - ING Türkiye, Habitat Derneği, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) iş birliği ve İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı’nın (İLKSAN) desteğiyle ilkokul ve ortaokul öğretmenlerine yönelik 'Dijital Öğretmenler' projesi hayata geçiriliyor.ING Türkiye'den yapılan yazılı açıklamaya göre, öğretmenlerin yüz yüze ve uzaktan eğitimde yararlanabilecekleri dijital okuryazarlık becerileri edinmelerini ve bu becerileri ilkokul–ortaokul öğrencilerine aktarmalarını hedefleyen proje ile Ekim 2020-Ocak 2021 döneminde 10 ilden bin öğretmene ulaşılacak. İlkbahardan itibaren aynı kapsamda devam etmesi planlanan proje ile ODTÜ'lü akademisyenler tarafından hazırlanan ve dijital vatandaşlıktan yaratıcı düşünmeye uzanan kapsamlı eğitim içerikleri öğretmenlere aktarılacak.'Türkiye'nin dijital dönüşümüne katkıda bulunmaktan mutluyuz'Açıkalamada değerlendirmelerine yer verilen ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, şunları kaydetti:'ING Türkiye olarak stratejimizin omurgasını oluşturan dijitalleşmeyi temel alan, odağında da öğretmenlerin olduğu bir projeyi hayata geçirmek istedik. Bu doğrultuda öğretmenlerle yaptığımız atölye çalışmalarında, kendilerini en fazla geliştirmek istedikleri alanın, öğrencileriyle daha etkili iletişim kurabilmek ve dijital araçları kullanarak verdikleri eğitimin etkinliğini artırmak amacıyla dijital okuryazarlık olduğunu gördük.'Dijitalleşmenin, ING'nin stratejisinde çok önemli bir yere sahip olduğunu belirten Gökgöz, şu şekilde devam etti:'Dijitalleşme alanında öncü kuruluşlardan biriyiz. Dolayısıyla öğretmenlerin bu talepleri karşısında hemen harekete geçtik. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde uzaktan eğitime geçilmesi de dijital teknolojilerin öğretmenler ve öğrenciler için ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Öğretmenlerin eşit dijital becerilere sahip olması hedefini destekleyen ve dijital okuryazarlık alanında hayata geçirilen bu projede değerli paydaşlarımız ve destekçimizle beraber yer alarak, Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecine katkıda bulunmaktan dolayı mutluluk duyuyoruz.''Teknoloji üreten ve geliştiren nesiller yetiştirmeyi hedefliyoruz'Bireyi daha inovatif düşünebilen ve teknolojiyi üretim süreçlerinde daha etkin kullanabilen bir hale getirmeyi hedefleyen becerilerin eğitim ile kazanıldığına dikkati çeken Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır, şunları kaydetti:'Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz proje, öğretmenlerimizin dijital okuryazarlık becerilerini geliştirirken, birçok öğrencinin dijital becerilerinin de erken bir dönemde geliştirilmesine önemli katkı sağlayacak. Dijitalleşmenin hayatımızın her alanını değiştirdiği ve yeniden şekillendirdiği bu dönemde Türkiye’nin dijitalleşmesine değerli bir katkı koyarken aynı zamanda teknolojinin sadece kullanıcısı değil, üreticisi ve geliştiricisi olacak nesilleri de yetiştirmeyi hedefliyoruz.''Öğretmen, öğrenci ve velileri dijital becerilerle donatmalıyız'ODTÜ Görsel İşitsel Sistemler Araştırma-Uygulama Merkezi ve ODTÜ Uzaktan Eğitim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kürşat Çağıltay ise konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:'Dijital teknolojilerin eğitim öğretim süreçlerinde etkili bir şekilde kullanılabilmesi öğretmenlerin, öğrencilerin ve hatta velilerin çağdaş dijital becerilerle donatılması ile mümkündür. Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk da bu konunun önemine dikkat çekmekte, her öğretmenin dijital teknolojileri kullanabilir olmasını hedeflediklerini belirtmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve uluslararası standartlara uygun olarak tasarlayıp geliştirdiğimiz bu eğitimler ile öğretmenlerin dijital teknolojileri eğitim-öğretim süreçlerinde etkili ve verimli bir şekilde kullanmalarına destek olmayı hedefliyoruz. ODTÜ olarak araştırma ve eğitim alanındaki mükemmeliyetimizi, gelecek nesillerimizi yetiştiren öğretmenlerimizin hizmetine sunmanın heyecanını yaşıyoruz.''Eğitimin geleceği dijital okuryazarlık becerileri kazanımında saklı'İLKSAN Genel Müdürü Mintez Şimşek ise, 'Eğitimin geleceği teknolojide, bu teknolojilerin etkin ve verimli kullanımı ise dijital becerilerin kazanımında saklıdır. Geleceğimizi yönlendiren öğretmenlerimizin dijital bilgi ve becerilerinin artırılmasını amaçlayan bu proje, başta öğrencilerimiz olmak üzere öğretmenlerimizin etkileşim halinde bulunduğu tüm taraflara teknolojik beceriler kazandıracak. Eğitimin ilk basamağını temsil eden ilkokul öğretmenlerimiz, hiç şüphesiz eğitimin dijital dönüşümünde de temel öğretici adaylarıdır.' değerlendirmesinde bulundu.Devlet okullarında ilkokul ve ortaokul kategorisindeki öğretmenlerin dijital okuryazarlık becerilerini artırmaya yönelik 'Dijital Öğretmenler' projesi kapsamında; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Ağrı, Aydın, Erzurum, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Samsun olmak üzere toplam 10 ilden bin öğretmene ulaşılması hedefleniyor. Proje ile dijital vatandaşlık ve güvenlik, eleştirel düşünme ve ölçme, değerlendirme, yaratıcılık ve görsel tasarım, infografik, video ve fotoğraf oluşturma ve düzenleme, etkili sunum hazırlama içerikleri öğretmenlere aktarılacak. Bu eğitimleri alan öğretmenlerin de yaklaşık 30 bin civarında öğrenci ile temas ederek dijital okuryazarlık becerileri kazanmasına katkıda bulunması amaçlanıyor. Başvuru süreci başladıProje kapsamında 750 sınıf öğretmeni ile 250 branş öğretmenine eğitim verilmesi hedefleniyor. Projeye MEB'e bağlı sözleşmeli veya kadrolu ilkokul ve branş öğretmenleri 22 Ekim 2020 tarihine kadar 'https://form.jotform.com/202531295761959' adresi üzerinden başvurabilecek. Proje kapsamında dijital okuryazarlık eğitimi almak isteyen öğretmenlerin temel bilgisayar bilgilerine sahip olmaları yeterli oluyor.
Reklam
Rtük: "Hiçbir Derneğe, Vakfa Ya Da Stk'ya Bağışta Bulunulmamıştır"
ANKARA (AA) - Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'ndan (RTÜK), bazı basın yayın organlarında yer alan haberlere ilişkin, 'RTÜK tarafından hiçbir derneğe, vakfa ya da STK'ya herhangi bir bağışta bulunulmamıştır.' değerlendirmesi yapıldı.RTÜK'ün Twitter hesabından yapılan açıklamada, Üst Kurulun 2019 hesaplarına dair bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış haberlerin yapıldığı belirtildi.Açıklamada, şunlar kaydedildi:'Sayıştay raporunda geçen 'kar amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler' karşılığı olarak ödenen 700 bin liralık tutarın, bir kısım kuruluşlara yapıldığı algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Kamu gideriyle ilgilenen herkesin bildiği üzere devlet memurlarının yemek ödemeleri, eskiden beri bu bütçe kodunda gösterilerek muhasebeleştirilmektedir. RTÜK tarafından hiçbir derneğe, vakfa ya da STK'ya herhangi bir bağışta bulunulmamıştır.'
Van'da Ak Parti'li Aydın Ahi'nin Şehit Edilmesine İlişkin Dava
VAN (AA) - Van'ın Özalp ilçesinde AK Parti İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Ahi'yi şehit ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan iki sanığın yargılanmasına devam edildi.Van 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar R.K. ve E.K, avukatları ile Ahi'nin ailesi katıldı. Duruşmada dinlenen Ahi'nin kızı Gülay Ahi, gece evlerinin kapısını kırarak içeri giren teröristlerin babasını silah zoruyla götürdüklerini, evden uzaklaştıktan bir süre sonra silah sesi duyduklarını anlattı. Babasının teröristler tarafından şehit edildiğini belirten Ahi, sanıklardan şikayetçi olarak cezalandırılmalarını istedi. Duruşmada savunma yapan sanık E.K, kendi isteğiyle terör örgütünden kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduğunu ifade ederek olaya ilişkin bildiklerini ayrıntılı olarak önceki ifadelerinde anlattığını söyledi.Avukatların savunmalarını da dinleyen mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 12 Ocak 2021'e erteledi. Van'da 1 Temmuz 2017'de AK Parti Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Ahi, terör örgütü PKK mensuplarının düzenlediği silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.
Analiz – Maraş'ın Yeniden Açılması Kararı Ve Stratejik Kazanımlar
İSTANBUL (AA) -HACI MEHMET BOYRAZ/BURAK ÖZDEMİR- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Gazimağusa şehrine bağlı turistik bir bölge olan Maraş (Rumca Varoşa), 1974 yılında gerçekleştirilen ikinci harekât sonrasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararınca yerleşime ve iskâna kapatılmıştı. Harekât sırasında bölgede bulunan EOKA militanlarının Maraş’ı terk etmesiyle bölge Türk kontrolüne girmiş ve 1974 öncesinde hukuka aykırı şekilde el konulan vakıf taşınmazlarının üzerine inşa edilen mülklerin koruma altına alınması için bölge kullanıma kapatılmıştı. Bölge hâlihazırda Kıbrıs adasında Türk ve Rum taraflarını ayıran BM Yeşil Hattı içinde bir tampon bölge olarak kabul ediliyor. Maraş askeri yasak bölge sınırları içinde yer alsa da içinde BM güçlerine ait bir bina ile yaklaşık 500 metre uzağında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir orduevi ve öğrenci yurdu bulunuyor. Bu nedenle içeriye Türk askeri yetkililer ve BM güçleri ile yurtta kalan öğrenciler dışında sivillerin girmesine izin verilmemekte. Maraş’ın kullanıma kapatılmasıyla, bölgenin kimin kontrolünde olacağı, içinde yer alan mal varlıklarının mülkiyetlerinin kime ait olduğu ve yeniden yerleşime açılmasına ilişkin tartışmalar 1974 yılından günümüze kadar devam etti ve hâlâ devam etmekte. Diğer taraftan, uzun zamandan beri kullanılmadığı için bünyesindeki gayrimenkullerin âtıl duruma düştüğü “hayalet şehir” Maraş, 2004 yılında oylanan Annan Planı kabul edilseydi Rum tarafının kontrolüne bırakılacaktı. Fakat Rumlar planı kabul etmediği için bu tasarı da gerçekleşmedi.Maraş’ın açılmasının hukuka uygunluğuYaklaşık 4 bin 500 dönümlük bir bölge olan Maraş’ın açılmasının önünde hukuki bir engel olup olmadığı sorusuna cevap vermeden önce, bölgenin büyük bir kısmının esasında Osmanlı döneminde Lala Mustafa Paşa Vakfı, Abdullah Paşa Vakfı ve Bilal Ağa Vakfı olmak üzere üç vakfa ait taşınmazlardan oluştuğunu belirtmek gerekiyor. Ancak adanın Osmanlı’dan sömürgeci İngilizlere devri sonrasında bu vakıf mallarına çeşitli şekillerde el konulmuştur. Buna karşın, bölgedeki vakıf malları hukuki statüleri gereği devredilemez ve satılamaz nitelikte olduğu için, bunlara el konulması hukuka aykırı bir durumdur. Bu nedenle, Türk tarafı iddia edilenin aksine, Maraş’ın Rum toprağı olmadığını ve hem 1974 öncesinde hem de 1974 sonrasında bölgenin gerçek sahibinin Türkler olduğunu savunmakla birlikte, bölgedeki eski mülk sahiplerinin haklarını koruma altına almaya çalışmaktadır.Maraş bölgesi ile sık sık gündeme bir diğer önemli husus ise BM’nin Maraş bölgesi ile ilgili kararıdır. BMGK 1984 yılında 550 numaralı kararıyla, Maraş’ın herhangi bir bölümüne, kendi sakini dışındaki insanların yerleştirilmesi çabalarının kabul edilemeyeceğini açıklamış ve bölgenin BM yönetimine devredilmesi için çağrıda bulunmuştur. Fakat yukarıda ifade edildiği gibi, öncelikle Maraş’ın büyük bir kısmının Osmanlı döneminden kalan vakıf taşınmazlarından oluştuğu düşünüldüğünde, daha da önemlisi bir senelik envanter çalışması sonrasında bölgenin büyük oranda 1974’ten önceki asıl sakinlerine veya varislerine iade edilecek olması, BM kararları ile herhangi bir tezat oluşturmuyor. Zira KKTC hükümeti, yapılan kapsamlı envanter çalışmaları neticesinde, bölgeyi esasen 1974 öncesi sakinlerine teslim ederek açmaya çalışıyor. Bir başka önemli husus ise Maraş’ın 8 Ekim’de kullanıma açılan kısmının kamusal alanlar ve sahil şeridinden oluşuyor olması. Dolayısıyla Maraş’ın yeniden kısmi olarak kullanıma açılması konusunda herhangi bir mülke el konulma durumu söz konusu olmadığı gibi, henüz iskân ve yerleşime de izin verilmemiştir. Ayrıca kritik bir husus olarak, bölge kademeli şekilde açılırken, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonunun eski hak sahiplerine haklarının iade edilmesi ya da bunun yerine takas yapılması ve tazminat ödenmesi gibi kararlar verebileceğini de belirtmek gerekiyor. Buradan hareketle, Rum tarafının uluslararası kamuoyunu yanıltma çabalarının aksine, Maraş’ın açılmasından duyulan endişelerin son derece yersiz olduğu sonucuna varılabilir.Neden şimdi?Maraş 1974 yılında kapatıldıktan sonra, KKTC hükümeti tarafından zaman zaman açılmak istenmiştir. Buna karşın hem siyasi konjonktürün buna müsait olmaması hem de Rum tarafıyla yürütülen müzakerelere iyi niyet göstergesi olarak katkı sunmak istendiği için, bölge ne yazık ki uzun süre âtıl kalmıştır. Fakat hem geçen süre zarfında KKTC’nin tüm uzlaşı çabalarına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) kayıtsız kalması ve çözümsüzlüğü çözüme tercih etmesi hem de son dönemde Doğu Akdeniz’de Türk tarafının haklarının GKRY ve Yunanistan tarafından hiçe sayılarak bölgedeki kaynaklardan tek taraflı yararlanılmak istenmesi, KKTC ve Türkiye açısından bardağı taşıran damlalar olmuştur. Bu nedenle 2019 Haziran ayında toplanan KKTC Bakanlar Kurulu, 1974 yılından beri kapalı olan bölgenin açılması yönünde karar almış ve bunu takiben kısa süre içerisinde uzman bir heyeti envanter çalışmaları için görevlendirmiştir.Bu doğrultuda bölgedeki envanter çalışmalarının yakın zamanda büyük oranda tamamlanmasıyla birlikte, Maraş’ın açılması yolunda herhangi bir engel kalmamıştır. Nitekim KKTC Başbakanı Ersin Tatar, 6 Ekim 2020 tarihinde Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrasında, 8 Ekim 2020 itibariyle Maraş’ın sahil hattından istifade edilmeye başlanılacağını ilan etti ve planlandığı gibi, perşembe günü sabah saatlerinde Tatar’ın Yeniden Doğuş Partisi (YDP) lideri Erhan Arıklı ile birlikte Maraş’a gitmesiyle, bölge yaklaşık yarım asır sonra yeniden açıldı. 2020 cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını koyan mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, mevcut Başbakan Ersin Tatar, ana muhalefet partisi lideri Tufan Erhürman, yakın zamanda koalisyon hükümetinden çekilen Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Demokrat Parti eski lideri Serdar Denktaş ve YDP lideri Erhan Arıklı gibi ülke siyasetinde ön plana çıkan tüm şahsiyetler, yöntem ve zamanlama açısından farklı düşünseler de, nihayetinde Maraş’ın açılmasına destek vermektedir. Bundan dolayı, KKTC’deki bazı kesimlerin iddialarının aksine, Maraş’ın yeniden açılma kararını, ülkede 11 Ekim’de gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değiştirmeye yönelik bir hamleden ziyade, GKRY’nin sınır tanımaz siyasi tutarsızlıklarına ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına yönelik sonu gelmez duyarsızlığına somut bir tepki şeklinde yorumlamak daha doğru olacaktır.Maraş’ın açılması her yönüyle stratejikKapalı Maraş’ın yeniden açılması siyasi ve ekonomik açılardan özel önem arz ediyor. Buna göre, öncelikle 2004 yılında kapalı Maraş’ın kendilerine bırakılmasını öngören Annan Planı’nı dahi reddettikten hemen sonra, Rumların tüm adayı temsilen AB’ye üye yapılmış olduğunu ve akabinde adadaki iki ayrı devletin de facto varlığına rağmen Yunan ve Rum lobilerinin etkisiyle KKTC’ye uluslararası toplum nezdinde siyasi ve ekonomik tecrit uygulandığını hatırlamak gerekiyor. Zira bu durum zaman içinde Rum tarafına içi boş bir özgüven yüklediği gibi, daha sonra taraflar arasında devam eden müzakere süreçlerinde haksız şekilde Rum tarafının elini güçlendirmiştir. Nitekim bu gerçekliklerden ötürü, Rum tarafı 2005 sonrasında gerçekleşen tüm müzakerelerde, Yunanistan’ın da desteğiyle, maksimalist taleplerinde ısrarcı olmuş ve Türk tarafına karşı herhangi bir taviz vermeye yanaşmamıştır. Yakın tarihe gelindiğinde, GKRY-Yunanistan ikilisi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve KKTC’nin haklarını yok saymaya çalışarak bölgedeki doğal kaynaklardan tek başlarına istifade etmeye teşebbüs etmişse de, Türkiye’nin masadaki ve sahadaki kararlı duruşuyla bu teşebbüslerinde başarısız olmuşlardır. Bu minvalde, bölgede jeopolitik dengelerin değiştirilmeye çalışıldığı böylesi bir atmosferde, kapalı Maraş’ın yeniden açılması evvela adadaki çözümsüzlüğe ve Rum-Yunan tarafının Doğu Akdeniz’deki tek taraflı kazanç sağlamaya yönelik girişimlerine somut bir tepki olarak değerlendirilmelidir. Yine bu minvalde, bundan sonraki süreçte, Rum tarafıyla başlayacak olası müzakerelerde, KKTC’nin masaya siyasi ve ekonomik açıdan daha güçlü şekilde oturacağı da söylenebilir.Öte yandan Maraş’ın yeniden açılması KKTC ekonomisi için de büyük bir öneme sahiptir. Zira 45 yıl öncesine kadar “Akdeniz’in Las Vegas’ı” olarak bilinen bölge, yerleşime kapatılmadan önce bir kısmına yabancı yatırımcıların da ortak olduğu çeşitli özelliklerde yaklaşık 100 otele, 3 bin küçük ve büyük ölçekli işyerine, 150 eğlence, sanat ve spor merkezine ev sahipliği yapmaktaydı. Fakat geçen sürede sadece bu gayrimenkullerin âtıl kalması bile hem KKTC hem de bölge ekonomisi üzerinde ciddi manada olumsuz etki meydana getirmiştir. Haliyle Maraş’ın yeniden açılarak sadece bölgedeki âtıl gayrimenkullerin işlevsel hale getirilmesi durumunda bile ülke turizmi hareketlenecek ve bu da doğal olarak KKTC ekonomisine gözle görülür katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra, Maraş’ın Gazimağusa limanına yakın bir konumda olması da dikkate alınırsa, yaklaşık 10 milyar dolarlık gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra, bölge turizm dışı sektörlere de katkı sunabilecek potansiyele sahiptir. Aynı şekilde Maraş’ın yeniden açılması KKTC’ye gelen turist sayısını arttıracağı için, hükümetin bu kritik hamlesi, ülke ekonomisini uzun vadede kalkındırarak KKTC’nin daha fazla kendi ayakları üzerinde durmasına ve kendi kendine yetebilen bir aşamaya geçmesine de imkân sağlayacaktır. Ezcümle, tüm bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde, Maraş’ın yeniden açılması bölgeyi “hayalet şehir” olmaktan çıkarıp “hayal şehre” dönüştürebilecek stratejik bir gelişmedir.Uluslararası toplumun tutumu ve bundan sonrası6 Ekim’de Ersin Tatar’ın kapalı Maraş’ın 8 Ekim itibariyle açılacağını ilan etmesi üzerine, meselenin muhataplarından GKRY ve Yunanistan’dan herhangi bir zemine dayanmayan tepkiler gelmiştir. Zira kararın hukuksuz olduğu iddiasında bulunan bu iki ülke, iddialarını destekleyebilecek somut bir argüman ortaya koyamamıştır. Esasında GKRY-Yunanistan ikilisi Ağustos ayından beri Maraş’ın açılmaması için uluslararası toplum nezdinde birtakım lobi faaliyetlerinde bulunmuşsa da tam manasıyla bir hayal kırıklığına uğramışlardır. Nitekim Tatar’ın 6 Ekim’de yaptığı açıklamadan sonra ABD ve İngiltere gibi küresel güçler karara yönelik herhangi bir yorumda bulunmamış, Rusya ise sadece karardan endişe duyduğuna yönelik açıklama yapmıştır. Bunların yanı sıra AB ve BM gibi uluslararası örgütler ise kararın “endişe verdiğine” dair klişe açıklamalarda bulunmuş, kararın gözden geçirilmesi gerektiğine dair cılız tepkiler vermiştir. Aslında bu tür zayıf tepkilerin hepsi, Türkiye’nin kararlılıkla arkasında durduğu KKTC hükümetinin Maraş’ın açılması konusunda ne kadar haklı olduğunu ve kararın hukuka uygun olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır. Ayrıca bu tepkilerin zaten halihazırda uluslararası toplum tarafından yok sayılan KKTC devleti ve onun meşru hükümeti üzerinde bir bağlayıcılığı olmadığını da vurgulamak gerekiyor.Son olarak, Maraş ile ilgili bundan sonra ne olacağına dair bir yorum yapmak gerekirse, öncelikle bölgenin sahile bakan bir kısmının artık resmen açıldığını ve önümüzdeki süreçte kalan kısımların da kademeli şekilde açılması yönünde somut bir siyasi iradenin bulunduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu çerçevede, önümüzdeki süreçte KKTC Vakıflar İdaresi ile bölgenin eski sakinlerinin hakları korunarak bölgenin tamamen açılması bekleniyor. Bu süre zarfında GKRY yönetiminden tahrik edici bir hamlenin gelmesi durumunda ise bölgenin tamamen açılmasına giden sürecin daha da kısalacağını söyleyebiliriz. Daha de önemlisi, Ekim ayı içinde tamamlanacak KKTC cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ve daha sonrasında kurulacak yeni hükümetin tutumu, sürecin hızlanması ya da yavaşlaması hususunda belirleyici olacaktır.[SETA Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde görev yapan Hacı Mehmet Boyraz Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora tez çalışmalarına devam etmektedir][Lisans eğitimini Türk-Alman Üniversitesi’nde tamamlamış olan Burak Özdemir hâlihazırda Milli Savunma Üniversitesi’nde güvenlik çalışmaları alanında lisansüstü çalışmalarına devam etmektedir]
Bae'den Gönderilen İlk Kargo Gemisi İsrail'e Ulaştı
KUDÜS (AA) - İlişkileri normalleştirme anlaşması imzalanmasının ardından Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) İsrail'e gönderilen ilk kargo gemisi Hayfa limanına geldi. Tel Aviv ile Abu Dabi arasında ilişkilerin normalleştirilmesiyle BAE'den yola çıkan MCS PARIS isimli kargo gemisinde, demir, yangın söndürme, temizlik ve elektronik malzemeleri yer alıyor. Anlaşma sonrası Tel Aviv ile ticareti geliştirmeyi amaçlayan BAE'den İsrail'e haftada bir kargo gemisinin gönderilmesi hedefleniyor. İsrail ile BAE, 15 Eylül'de Beyaz Saray'da düzenlenen törenle ilişkileri normalleştirme anlaşmasını imzalamıştı.
Reklam