Hayat Ağacı Derneği 16 Yıldır İhtiyaç Sahipleri İçin "Gönül Köprüsü" Kuruyor
SİVAS (AA) - GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Sivas'ta ihtiyaçlarını karşılayamayan engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlar, 16 yıldır belediye bünyesinde faaliyet gösteren Hayat Ağacı Derneğince evlerine kadar getirilen yardımlarla hayata tutunuyor. Sivas Belediyesi bünyesinde 2004'te oluşturulan Hayat Ağacı Derneği, hayırseverler ile ihtiyaç sahipleri arasında 'gönül köprüsü' kuruyor.Dar gelirli aileler ve dezavantajlı bireylerin giyimden gıda ve temizlik maddesine kadar tüm ihtiyaçlarını 16 yıldır düzenli aralıklarla karşılayan dernek, hayırseverlerden gelen ayni ve nakdi bağışların toplandığı 'Gıda Bankası' aracılığıyla yardımları ulaştırıyor.Gıda Bankasındaki gişelerden aile fert sayısına göre belirlenen limitteki alışveriş kartını alan ihtiyaç sahipleri, bu kartla, kendileri için oluşturulan marketten her ay düzenli olarak ücretsiz alışveriş yapıyor. Engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan dezavantajlı vatandaşların ihtiyaçları ise derneğin özel servis araçlarıyla evlerine götürülerek teslim ediliyor.'Paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk' Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, AA muhabirine, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra sosyal belediyecilik alanında Türkiye'ye örnek olan projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Derneğin kentte yaşayan dar gelirlilere her ay düzenli olarak ihtiyaçlarını karşılama imkanı tanıdığını anlatan Bilgin, şöyle konuştu:'Gönül belediyeciliğinin gereği olarak tüm insanımızın gönlüne dokunmaya devam ediyoruz. Tabii bu noktada engellilerimiz, dezavantajlı gruplarımız bizim için çok daha önemli. Özellikle Hayat Ağacı Derneğimiz, bu noktada Türkiye'nin nadir örneklerinden birisidir. Hayırseverlerimizin desteğiyle ve belediyemiz bütçesinden oluşturulan Gıda Bankasına gelen ihtiyaç sahipleri, nasıl bir marketten alışveriş yapılıyorsa aynı şekilde buradan ihtiyaçlarını karşılıyor. Tek farkı, paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk.'Derneğin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemlerde hizmetlerini daha da artırdığına dikkati çeken Bilgin, 'Dezavantajlı gruplar ile yaşlı ve karantinadaki vatandaşların ihtiyaçlarını, sosyal hizmet uzmanlarımız evlerine kadar getirmeye devam ediyor. Bu şehirde her kesimden vatandaşımıza sahipsiz olmadığını hissettirmeye devam edeceğiz.' dedi.Derneğin yardımlarıyla hayata tutunan 2 çocuk annesi 41 yaşındaki Yurdagül Kayakıran ise eşi ve kendisi bedensel engelli olduğundan ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılayamadıklarını belirterek, 'Sağ olsun Belediye Başkanımız, Hayat Ağacı Derneği vasıtasıyla ihtiyaçlarımızı evimize kadar getiriyor.' ifadesini kullandı.Yardımlardan 2 yıldır faydalandığını anlatan Esme Kayacıoğlu da hastalandığında ihtiyaçlarının evine kadar getirildiğini kaydetti.
Meksika'da, Maya Treni Güzergahında 16. Yüzyıl Öncesinden 2 Binden Fazla Kalıntı Bulundu
MEKSİKO (AA) - Meksika'da uzmanlar, Yucatan Yarımadası'nda inşa edilmesi planlanan yolcu ve yük treni ağı projesi olan 'Maya Treni' güzergahı yakınında, İspanyolların bölgeye gelişinden önceki dönemden kalma yapılara ait 2 binden fazla kalıntı tespit etti.16. yüzyıl öncesi dönemden kalan yapıların bulunduğu alanlar, lazer darbeleriyle yüzeyin yüksek çözünürlüklü, ayrıntılı bir görüntüsünü elde etmek için kullanılan LiDAR yükselti haritalama teknolojisiyle keşfedildi.Lazer yükselti verileri, tren için önerilen güzergahın 366 kilometresi boyunca toplam 2 bin 187 'arkeolojik eseri' ortaya koydu.Kalıntıların bulunduğu bazı alanlarının varlığından daha önce haberdar olan uzmanlar, bunlardan bazılarının ise yeni olduğunu belirtti.'Arkeolojik eser' teriminin, İspanyolların bölgeye gelişinden önceki dönemden kalan bir Maya evinin kalıntılarından veya oyulmuş taşlardan, tapınak platformlarının kalıntılarına kadar pek çok şey anlamına geldiği ifade ediliyor.'Eserlere zarar vermemek için 'özel önlemler' alınması gerekiyor'Her bir yapı türünden kaç tane tespit edildiği belirtilmezken, Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü, en az 91'inin meydanlar, piramit veya tapınak platformları gibi büyük ölçekli yapılar olduğunu bildirdi.Enstitü, treni inşa edenlerin eserlere zarar vermekten kaçınmak için 'özel önlemler' almaları gerektiğini aktardı.Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador tarafından temmuzda inşası başlatılan 'Maya Treni' hattının, yaklaşık 1500 kilometre uzunluğunda olması bekleniyor.Bölgede, 'su kaynakları ve vahşi hayatı tehdit edeceği' eleştirilerine maruz kalan Maya Treni'nin, diğer yandan 80 bin kişiye iş imkanı sağlaması bekleniyor. Projenin çevreye zarar vereceğini savunarak mahkemeye başvuran bazı Maya toplulukları, bu konuda kendilerine yeterince danışılmadığını veya projenin faydalarının kendileriyle paylaşılmayacağını savunuyor.Bu arada, kalıntı alanlarının keşfinin ise halihazırda tartışmalı projenin ilerleyişini yavaşlatabileceği belirtiliyor.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesinin Eğitim Yılı Açılışında Konuştu:
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ermenistan'ın, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırdığını belirterek, Ermenistan'ın bu eylemlerinin savaş suçu olduğunu bildirdi.Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi 2020-2021 Eğitim-Öğretim Yılı'nın açılış konuşmasını online olarak yapan Çavuşoğlu, 1992'de üniversitenin temelini birlikte attıklarını anımsatarak, bu bilim yuvasının Türkiye-Kazakistan kardeşliğinin en güzel yansımalarından biri olduğunu söyledi.Çavuşoğlu, üniversitenin 30 yılda Türk dünyasının başlıca üniversitelerinden biri haline geldiğini, 'özerklik ve uluslararası statüsünün' başarının anahtarlarından biri olduğunu belirterek, özel statünün Kazakistan tarafından korunmasının önem taşıdığını vurguladı. Türkiye-Kazakistan iş birliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in samimi dostluğunun da sayesinde sağlam temeller üzerinde inşa edildiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, Türkiye için kardeş Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmenin öncellikli bir milli politika olduğunun altını çizdi.Çavuşoğlu, 2019'da bölge ülkeleriyle yaklaşık 8,5 milyar dolar ticaret hacmine ulaşıldığına, Türk firma ve müteahhitlerinin bölgede faaliyetlerini sürdürdüğüne işaret ederek, 'Geçen yıl açıkladığımız 'Yeniden Asya' politikamızda hem kardeş Orta Asya'ya hem yükselen Asya'nın diğer bölgeleriyle ilişkilerimize yeni öncellikler kazandırdık.' ifadesini kullandı.'Ermenistan, savaş suçu işliyor'Çavuşoğlu, Türkiye'nin çevresinin ihtilaflar ve potansiyel çatışmalarla dolu olduğunu belirterek, 'Bölgemizde zafiyet içinde yönetilemez ve saldırgan devletler var. Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik son dönemde yeniden artırdığı saldırganlığı, bize bu gerçeği bir kez daha gösterdi.' dedi.Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'sinin 30 yıldır Ermenistan işgali altında olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, 'Ermenistan, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırıyor. Ermenistan'ın bu eylemleri, savaş suçudur.' ifadesini kullandı.Bu durumda Azerbaycan'ın kendi toprakları ve halkını korumasından daha meşru bir durum olamayacağını dile getiren Çavuşoğlu, bazı aktörlerin Azerbaycan'ın mağduriyetine sessiz kaldığını, 'zalim ile mağduru' aynı kefeye koyduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, bu nedenle kardeş ülkelerin Azerbaycan'la dayanışma sergilemesinin büyük öneme sahip olduğunun altını çizerek, 'Türkiye olarak haklı mücadelesinde can Azerbaycan'ın her zaman yanında durduk, durmaya devam edeceğiz.' diye konuştu. 'Türkiye izleyen değil, inisiyatif alan ülkedir'Uluslararası ilişkilerde kapsamlı bir değişim dönemi yaşandığına ve çok merkezli yeni bir dünya düzeni oluştuğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şöyle devam etti:'Güç dengeleri değişiyor. Jeopolitik rekabet artıyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen aşınıyor, çok taraflılık zemin kaybediyor. Maalesef popülizm, aşırı milliyetçilik, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı tırmanışta. Bu sınamalar karşısında meselelere erken aşamada müdahil olmak ve gündemi şekillendirmek artık bir zorunluluk haline geldi. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye olarak girişimci ve insani dış politika uyguluyoruz. Artık izleyen değil inisiyatif alan, güçlünün arkasında değil mazlumların yanında bir Türkiye var.''FETÖ tehdidi devam ediyor'Diğer taraftan Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'yi ilk ziyaret eden liderin Nazarbayev olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, 'Kazakistan'ın milletimizin yanında durarak gösterdiği bu desteği unutmamız mümkün değil. FETÖ tehdidi, maalesef bugün hala devam ediyor.' uyarısında bulundu.FETÖ'nün sadece Türkiye değil, Kazakistan ve diğer kardeş ülkelerin milli güvenliği için büyük tehdit olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şunları kaydetti:'(Kırgızistan'da) Karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi FETÖ ve Kırgızistan'da yapılanmasıdır. Türkiye'de hain darbe girişimi olduğu zaman, bizzat ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan'da da güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım ve gün geldiği zaman kardeş Kırgızistan'a da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün Kırgızistan'daki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle bir kere daha gördü.' Çavuşoğlu, öğrencilerden de özellikle FETÖ'nün genç beyinleri zehirleyen faaliyetlerine karşı uyanık olmalarını rica etti. 'Kovid-19 mücadelesinde desteğimiz sürecek'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele bağlamında, Türkiye'nin kardeş ülkelere ve ortaklara yardımlarının sürdüğünü ifade eden Çavuşoğlu, 'Dünyada yurt dışı insani yardımlarda birinci sıradayız ve bu dönemde de 154 ülkeye tıbbı malzeme desteğinde bulunduk.' bilgisini verdi.Çavuşoğlu, Kazakistan'a da tıbbı malzeme ve ilaçlardan oluşan iki kapsamlı sevkiyatın yapıldığını, salgınla mücadeleye desteğin süreceğini söyledi.
Adana'da Fetö Sanığına 6 Yıl 3 Ay Hapis Cezası
ADANA (AA) - Adana'da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan yargılanan eski polis koleji öğrencisi sanığa, 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz sanık A.T.A. ve avukatı katıldı.Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın FETÖ'nün sohbet toplantılarına katıldığı, örgütün 'mahrem imamları' ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan cezalandırılmasını talep etti.Savcı ayrıca, A.T.A'nın 2011 yılındaki polis koleji sınav sorularını FETÖ üyelerinden alarak koleje girdiğini belirterek, sanık hakkında 'kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık' suçundan da Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması yönünde görüş sundu.Sanık A.T.A, hakkındaki suçlamaları reddederek, 'FETÖ üyesi değilim. Örgütün mahrem yapılanmasıyla bir bağlantım yoktur.' iddiasında bulundu.Mahkeme heyeti, sanığı 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet ayrıca A.T.A hakkında 'kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık' suçundan da Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
Brandaların Üzerinde Kurutulan Çeltik Pirince Dönüştürülüp Sofralardaki Yerini Alıyor
ÇANKIRI (AA) - MUHAMMED KAYGIN - Çankırı'da çiftçilerin hasat ettikten sonra brandaların üzerine serip kuruttuğu çeltik, fabrikalarda kabuğundan ayrılıp pirinç oluyor.Türkiye'nin önemli çeltik üretim merkezlerinden Çankırı'nın Kızılırmak ilçesinde çiftçiler, hasat sezonuyla hummalı çalışmalarına başladı.Güneşli havalarda biçerdöverlerle çeltiği biçen üreticiler, araziye branda serip ürünü üzerine sererek kurutma işlemini gerçekleştiriyor. Güneşin altında yoğun mesai harcayan çeltik üreticileri, ilçe girişindeki geniş alana serdikleri çeltiklerini tırmıklarla karıştırarak kurutuyor.Çeltik, kurutulduktan sonra fabrikalara satılıp pirince dönüştürülüyor. Kızılırmak Çeltik Üreticileri Birliği Başkanı Rıfat Koç AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çankırı'da 30 bin dönüme yakın arazide çeltik ekildiğini söyledi.Bu sene çeltikte 20-25 bin ton rekolte beklediklerini belirten Koç, 'Geçen sene pirincimizin randımanı daha iyiydi. Havalar sıcak gittiğinden, çeltikler yağmur almadığından randımanımız düşük. O da pirincin rekoltesini etkiliyor. Verim güzel ama randıman yok.' dedi.'Çocuk yetiştirir gibi çeltiğin peşinde gezmemiz gerekiyor'Çeltik üreticilerinden Fikret Göl ise 75 dönüm alana çeltik ektiğini anlattı.Çeltik üretmenin zahmetli bir iş olduğuna, uzun uğraşlar gerektirdiğine işaret eden Göl, 'Çocuk yetiştirir gibi çeltiğin peşinde gezmemiz gerekiyor. Peşinden gitmediğimizde ya suyu kesiliyor ya da böcek geliyor, çeltiği telef ediyor. Bir de domuz var. Tarlalarımızı darmadağın ediyor.' diye konuştu.Hasat edilen çeltiği branda serip tırmıklarla karıştırarak kuruttuklarını aktaran Göl, 'Sabah erken saatlerde geliyoruz, akşama kadar çeltiğin başında oluyoruz. Sürekli karıştırmalıyız. Makinede kurutmak maliyetli oluyor.' ifadesini kullandı.Üreticilerden Osman Orman da kurutma makinelerinin maliyetli olduğunu, ayrıca arazilerinin farklı zamanlarda biçildiği için makinede kurutma yapamadıklarını dile getirerek şöyle konuştu:'Çeltiği güneşin altında 3 günde kurutuyoruz. Brandanın üzerinde yapmak maliyetimizi de azaltıyor. Doğal şekilde kurutulmuş ürünler daha güzel olur. Burada yavaş yavaş, doğal şekilde kurutuyoruz. Bunun lezzete de etkisi oluyor. Sabah 8'den akşam 5'e kadar güneşin altında çalışıyoruz. Yağmur olduğunda sürekli çeltiğin başında oluyoruz. Çadırların ucundan tutup ıslanmamasını sağlıyoruz.'Evvabil Bayram da çeltik üreticiliğinin zorluklarına değinerek sıcak altında çalışmaya alıştıklarını, ürünleri kuruyana kadar yanından ayrılamadıklarını ifade etti.
Yeşilçam'ın Futbolcu Yönetmeni: Memduh Ün
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - Kariyeri boyunca, yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72, oyuncu olarak ise 48 filmde yer alan Yeşilçam'ın başarılı isimlerinden Memduh Ün'ün vefatının üzerinden 5 yıl geçti.Arif Memduh Ün, polis Mustafa Ün ile Makbule Ün'ün çocuğu olarak 14 Mart 1920'de İstanbul'un Kasımpaşa semtinde dünyaya geldi.Vefa Lisesinden mezun olduktan sonra 1938'de girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden üçüncü sınıfta ayrılan Ün, futbola ilgisi dolayısıyla, 1940 -1942 arasında BJK Beşiktaş'ta, 1941'in yaz mevsiminde Ankara Demirspor'da oynadı.Yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Ün, 1946'da Ankara'da askerliğini tamamladı.Memduh Ün, askerliğinin ardından İstanbulspor ve İETT futbol takımlarında antrenmanlara katıldı. Aynı dönemde Eskişehir Şeker Fabrikası, TCDD ve Elektrik İdaresinde memurluk yaptı.'Damga' filmiyle sinemaya giriş yaptıYapımcı Hürrem Erman'ın teklifi sonucu 1947'de rol aldığı 'Damga' filmiyle sinemaya giriş yapan Ün, 1951'de Hayat Acıları filmlerinde yer aldıktan sonra Arşavir Alyanak ile Yakut Film'i kurarak yapımcılığa başladı.Ün, 1954'te 'Yetim Yavrular' ile yönetmenliğe adım attı. Yapımcılık ve yönetmenliğin yanı sıra si­nema oyunculuğunu da sürdürdü. Yakut Film ve başka şirketlerin filmlerinde oyunculuk yapmaya devam eden Ün'ün, ilk yönetmenlik deneyimi 'Düşman Aşıklar' filmi beklediği ilgiyi görmedi.Usta yönetmen film anılarının yer aldığı 'Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor' adlı kitapta bu durumdan şu sözlerle bahsetti:'İlk filmim olacaktı, kendime çok güveniyordum. O güne kadar üretilmiş en iyi filmi yapacağıma inanıyordum.Bitirdiğimde değil en iyi filmi çekmek o güne kadar ülkemde üretilmiş en berbat filmi yapmış olduğumun ayırdına vardım.Ciddi şoka girdim.'Sinemada çocuk yıldızlar dönemini başlattıÜn, 1955'te 'Yetim Yavrular' ile başarıyı yakaladı, 1959'a kadar çoğunda Muhterem Nur'un başrol oynadığı koyu melodram filmler yapmaya devam etti.Başarılı yapımcı, 1958'de yapay bir duygusallık motifi içinde, da­yanışma, karşılıklı sevgi ve gerçekleşmesi olanaksız iyimserlikleri bir arada, büyük kentin küçük insanları çevresinde işleyen 'Üç Arkadaş' filmini yaptı.Filmin ardından büyük bir üne kavuşan yönetmen, 1960'ta Kurtuluş Savaşı'nı konu alan 'Ateşten Damla', 1961'de duygusallığı bu kez küçük çocuk mo­tifinde tekrarlayan 'Ayşecik' filmini yaptı.Ün, 'Ayşecik' filmiyle sinemada çocuk yıldızlar dönemini başlattı. Bu başarısının ardından Arşavir Alyanak ile Yakut Film'de olan ortaklığına son vererek Uğur Film'i kurdu. Bir röportajında 'Ayşecik filminde 4.5 yaşında bir çocuğa ben başrol oynattım. Bugün böyle bir riski hangi yönetmen alır?' diyen Ün, oyuncu seçerken nelere dikkat ettiğini ise şu sözlerle anlatmıştı:'Hikayeyi kafamda canlandırırım. Ve ona uygun insanlar arıyorum. 'Aman çok iyi oyuncu olsun' diye bir kaygım yok. Görüntü olarak oraya uyacak, o karakteri taşıyacak oyuncuyu arıyorum. O kim olursa olsun, 'Ben onu oynatırım' diyorum. İster sokaktan aldığım birisi olsun, isterse başka biri. Zıkkımın Kökü'nü çekeceğim zaman bir kız oyuncu arıyordum. Bir gün, Uğur Film'e gelirken sokakta bir kadın gördüm, yanında da güzel bir kız vardı. Büroya geldiğimde, hemen birini sokağa gönderdim, 'Gidip şu anne ve kızını buraya getirin' dedim. Getirdiler, hakikaten küçük kız filmde oynamak istiyormuş. Hayatında hiçbir filmde oynamamış. O küçük kız, Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.'Fatma Girik ile güçlü kadın tipleri üzerinden filmlere imza attıÜn, 1961'de Edmund Morris'in 'Tahta Çanak­lar' adlı piyesinden yola çıkarak 'Kırık Çanaklar'ı çekti. Gerçek hayattaki kişileri beyazperdeye olduğu gibi yansıtması ve iki ayrı kuşağın dayanışmasını melodram ögelerinden arınmış olarak ele alması, Kırık Çanaklar'ı hem Ün'ün, hem de Türk sinemasının başarılı yapıtları arasına kattı. 1963'ten sonra Ün, yapımcılık ve yönetmenlik gereğince ticari amaç güden melodramlar, güldürüler, polisiyeler ve yabancı kaynaklı filim, roman, piyes uyarlamaları yaptı. 1994'ten itibaren ise Mimar Sinan Üniversitesinde uygulamalı montaj dersleri verdi. Ayhan Işık ile polisiye ve komedi filmleri yapan Ün, Fatma Girik ile güçlü kadın tipleri üzerinden filmlere imza attı.Filmleriyle 'En İyi Yönetmen' ve 'En İyi Film' gibi ödüllere layık görülen Ün, yerli ve yabancı uyarlamalara yönelerek Orhan Kemal, Kerime Nadir, Graham Green, William Irish, Peride Celal gibi isimlerin eserlerini sinemaya uyarladı.Memduh Ün, 1961'de Türk Filmleri Yarışması’nda 'Kırık Çanaklar' filmiyle, 1966'da 3. Antalya Film Festivali’nde Namusum İçin' filmiyle 'En İyi Yönetmen' ödüllerini kazandı. 1990'da çektiği 'Bütün Kapılar Kapalıydı' filmiyle Antalya Film Festivali’nde en iyi kurgu dalında aldığı ödülle birlikte jüri özel ödülünün de sahibi oldu. 1998 Antalya Film Festivali’nde 'Yaşam Boyu Onur Ödülü'nün sahibi oldu.Yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72 filme imza attı, 48 filmde rol aldıYapımcı olarak 2005'e kadar 124, yönetmen olarak 72 filme imza atan, oyuncu olarak ise 48 filmde rol alan Ün, yetenekle ilgili olarak kitabında 'Ben bir insanın oyuncu, yönetmen ya da ressam doğduğuna inananlardanım. Eğitimi ikincil unsur olarak görüyorum. Başarı ile eğitim doğrudan ilişkilendirilmemeli. Ressamların çoğu akademi mezunu olsalar da Balaban benzeri sanatçılar kolayca çıkabiliyor.' ifadelerine yer vermişti.Memduh Ün 16 Ekim 2015'te 95 yaşındayken Bodrum'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.Oyuncu Olarak 'Sinema Bir Mucizedir', 'Düş Gezginleri', 'Gün Ortasında Karanlık', 'Vazife Uğruna', 'Garip', 'Çarıklı Milyoner', 'Zübük', 'Orta Direk Şaban', 'Bekçiler Kralı', 'Yıkılmayan Adam', 'İnsanlar Yaşadıkça', 'Kırık Hayatlar', 'Yetim Ömer', 'Karadeniz Postası' ve 'Damga' gibi filmlerde rol alan sanatçının yönetmenlik yaptığı filmlerden bazıları şöyle:Yetim Yavrular - 1955Ana Hasreti - 1956Yetim Ömer - 1957Üç Arkadaş - 1958Ayşecik - 1960Kısmetin En Güzeli - 1962Üç Tekerlekli Bisiklet - 1962Belalı Torun - 1962Güneş Doğmasın - 1961Akasyalar Açarken - 1962Yavaş Gel Güzelim - 1963Ağaçlar Ayakta Ölür - 1964Yıldız Tepe - 1965Fakir Çocuklar - 1966Yaprak Dökümü - 1967İnsanlar Yaşadıkça - 1969Sezercik Aslan Parçası - 1972Ağrı Dağı Efsanesi - 1975Cevriyem - 1978Kanlı Nigar - 1981Garip - 1986Gün Ortasında Karanlık - 1990Yer Çekimli Aşklar - 1995Sinema Bir Mucizedir / Büyülü Fener - 2005
Reklam
Suç Kaydı Olan Oğlunu Öldüren Baba: 'Başkasına Zarar Vermesin Diye Yaptım'
Bursa'da oğulları Şenol Rençber'i (34) başına levye ile vurduktan sonra bıçaklayan ardından da iple boğup, cesedini yol kenarına bırakan baba Telat Rençber (59) ile anne Ayşe Rençber'in (54) yargılanmasına başlandı. Tutuklu sanıklardan anne Ayşe Rençber, 'Oğlum uyuşturucu bağımlısıydı. Bir keresinde bana zorla uyuşturucu içirip tecavüz etmeye kalktı' derken, baba Telat Rençber, 'Oğlumu öldürme kastım yoktu. Yaralı halde yol kenarına bıraktım. Oradan biri alır görür de hastaneye götürür diye düşündüm. Çok pişmanım' diye konuştu.
Reklam
Altın Almak İçin Adana'dan Manisa'ya Gelen Kişiyi Dolandırılmaktan Polis Kurtardı
MANİSA (AA) - Telefonda anlaştığı kişiden altın almak üzere Adana'dan Manisa'ya gelen kişi, polisin durumu fark etmesi üzerine dolandırılmaktan kurtuldu. Alınan bilgiye göre, polis ekipleri, şüpheli davranışları nedeniyle bir bankadan kredi çekmek isteyen V.G. (65) ile görüştü. V.G, telefonuna gelen mesaj üzerine temas kurduğu kişiden yüklü miktarda altın satın almak üzere Adana'dan Manisa'nın Salihli ilçesine geldiğini anlattı. Polis ekipleri, altın alışverişi yapılacak noktada H.Y'yi (29) yakaladı. Zanlının yanında getirdiği poşette, üzerinde tuğra bulunan 255 adet sahte altın ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen H.Y. tutuklandı.
Görüş - Yükseldikçe Çevrelenen, Yalnızlaşan Çin'in Sorunları
İSTANBUL (AA) -ABDÜRREŞİT CELİL KARLUK- Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) sosyalist ideolojinin “Çin tarzı sosyalizmi”, kapitalizmin ise “Çin tarzı sosyalist piyasa ekonomisi” ile yönetilen, yüzlerce etnik grubun ve yasalarınca özerklik tanınmış 55 azınlık milliyetin bulunduğu, 9,6 milyon kilometrekarelik topraklarında yaklaşık 1,4 milyarlık bir nüfusu barındıran, beş özerk, iki yüksek muhtar bölge ile 22 eyalete ayrılmış idari yapısı olan bir ülkedir. ÇHC’nin resmî verilerine göre, hukuki statüsü ve özerkliği bulunan azınlıkların toplam nüfusunun ülke nüfusundaki oranı yüzde 10 dolayındadır ve Çin topraklarının yüzde 65’i azınlık milliyetlerin bölgesidir.Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetimi 1980 sonrası başlattığı “Reform ve Açılım”, 1992 sonrası uygulamaya koyduğu “Çin Tarzı Sosyalist Piyasa Ekonomisi” sistemi ile ekonomi ve endüstri alanında istikrarlı bir yükseliş yakalamış, 2002 sonrasında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliğiyle küresel ticarette elde ettiği büyük avantajlarla yükselişini sürdürerek küresel siyasette de artık ağırlığını daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Modern çağda ilk defa dünyanın ikinci büyük ekonomisi unvanını elde eden Çin yönetimi, günümüzde birbirinden çetin iç ve dış sorunlarla boğuşmaktadır.ÇHC yükselen ekonomisi ve gelişen endüstrisinin hammadde ve pazar ihtiyacını giderebilmek için yurtiçi ve dışında birbirinden farklı mikro ve makro ölçekli projeleri ve onlara uygun stratejileri hayata geçirmiştir ve gelişmiş ülkelerde daha fazla pazar elde etmenin yanında, stratejik şirketleri satın almaya da önem vermektedir. 2012’de ÇKP liderliğini elde eden Şi Cinping tarafından ortaya atılan ve ÇHC’nin resmi söylemine dönüşen “Çin Rüyası”, ÇKP’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2021 yılında orta halli refah toplumu inşasını kapsamlı bir biçimde tamamlamayı ve ÇHC’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2049’da ise müreffeh, güçlü, uyumlu, çağdaş Çin tarzı sosyalist bir ülke kurmayı, böylece Çin halkının büyük yükselişini öngören idealini gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu ideal ile eş zamanlı olarak ortaya atılan “Kuşak-Yol” projesinin işbu idealin gerçekleştirilmesinde önemli bir hegemonik girişim olduğu fikri alanın uzmanlarının nezdinde ağır basmaya başlamıştır. Bir yandan Çin’in Kuşak-Yol projesinin hayata geçirilmesi için ayırdığı milyarlarca dolarlık muazzam bütçe ve fonlar, ilgili güzergâhtaki ülkelerle kurulan açık ve gizli ilişkiler, satın almalar ve bu minvalde uygulanan borç diplomasisi, diğer taraftan ABD ile artan zıtlaşmalar ve ticaret savaşları, Çin’in “gizli planlarını” daha fazla açığa çıkarırken Çin rüyasının gerçekleşmesini zorlaştıran unsurların da artmasına neden olmaktadır.Özellikle Donald Trump yönetiminin Çin’i ABD’nin güvenliği ve dünya barışı için “tehdit” olarak görmesiyle başlayan ticaret savaşlarının gölgesinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Çin’in sergilediği tutum ve salgının en fazla ABD’de zarara yol açması sonucunda devam eden karşılıklı suçlamalar, Çin-ABD rekabetinin artık geri dönüşü zor bir zıtlaşmaya evrildiğini göstermiştir. Batı daha önceleri pek gündeminde tutmadığı, Çin’deki insan hakları ihlalleri başta olmak üzere, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yönelik kamp uygulamalarına daha fazla odaklanarak ÇKP’nin küresel “zarar ve tehdit” olduğu tezini meşrulaştırmaya başlamıştır. Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür.Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.ABD ve müttefiklerince denizlerden kuşatılan ÇHC, uluslararası arenada da yalnızlaşmakta, özellikle ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş ülkeler tarafından giderek adeta “istenmeyen ülke” ilan edilmektedir. Bunun belirgin nedenlerinden biri, yukarıda üzerinde durulan, ÇHC’nin dış politikadaki hırslı ve saldırgan tavrı ile Batı’nın eski sömürge bölgelerinde veya etki alanlarında doğrudan çıkar çatışmasına girişmesidir. Çin’in vatandaşı olan Uygurlara yönelik uyguladığı biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırımından vazgeçmemesi, azınlıklara, farklı inanç gruplarına yönelik Çinlileştirmeyi hızlandırması, Hong Kong’un muhtariyeti ve demokrasisini ortadan kaldırma girişimleri, Tayvan’a yönelik artan tehditkâr tutumları Batı’daki imajının daha da kötüleşmesine neden olurken, Batı ile rekabetinde daha fazla zafiyet göstermesine de neden olmaktadır. Bu bağlamda, ABD Kongresi başta olmak üzere çoğu gelişmiş ülkenin parlamentoları ÇKP rejiminin Doğu Türkistan ve Hong Kong’ta evrensel yasaları çiğneyen uygulamalarına karşı çeşitli yasalar çıkartmakta ve yaptırımlar uygulamaktadır. 7 Ekim 2020 tarihinde Almanya’nın BM Daimi Temsilcisi Christoph Heusgen BM Genel Kurulu’nda 39 ülke adına ortak açıklama yaparak Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin endişe verici boyutlarda olduğunun altını çizmiş, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan milyonlarca Uygur Türkünün derhal serbest bırakılması için acil çağrıda bulunmuştur. Bununla birlikte, 39 ülkenin Birleşmiş Milletler’i Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki sistematik baskı ve asimilasyon politikalarına karşı acilen göreve çağırması ise Çin’e karşı atılması muhtemel adımların habercisi gibidir. Çin’in yumuşak gücünün en başat aygıtı olan Konfüçyüs Enstitüleri ideolojik kampanya ve casusluk faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle Batı’da birbiri ardınca kapatılmaktadır.Türkiye de 6 Ekim 2020 tarihli BM Genel Kurulunda resmi olarak Çin’in Uygur Türklerine yönelik zulmünü kınamıştır. Çin’in Ankara Büyükelçiliği ise bu kınamayı geciktirmeden sert bir şekilde eleştirmiştir. Konu ile alakalı olarak Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımında, Türkiye’nin Doğu Türkistan’da cereyan eden vahşete artık daha fazla seyirci kalamayacağının sinyalini vermiştir.[Araştırmalarını Çin’in etno-sosyal yapısı, Çinlilik, Çinlilerin ötekilere bakışı, Çin tarzı asimilasyon, Doğu Türkistan araştırmaları alanında sürdüren Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Doğu Asya Araştırmaları Dergisi (DAAD) yayın yönetmenidir]“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Kadir Şeker Duruşma Öncesinde 'Yine Olsa Yine Yardım Ederim' Demiş
Konya'da, sevgilisi Ayşe Dırla'yı döven Özgür Duran'a engel olmak isterken kalbinden bıçaklayarak öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan Kadir Şeker 12,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Konya Baro Başkanı Mustafa Aladağ, duruşma öncesi görüştüğü Kadir Şeker'in kendisine yine olsa yine yardım edeceğini söylediğini anlattı.
Reklam
Türkiye'nin İlk Yerli Ve Milli Liflik Keten Tohumu "Yılmaz" Toprakla Buluştu
SAMSUN (AA) - İLYAS GÜN - Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünce geliştirilen Türkiye'nin ilk yerli ve milli liflik keten çeşidi 'Yılmaz'ın tohumu, Samsun'da toprakla buluşturuldu. Vezirköprü ilçesindeki 4 dekar arazide yetiştirilecek keten tohumu, çiftçilere dağıtılacak.Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Kibar Ak, AA muhabirine, liflik kenevir ve keten tohumu üretimi konusunda çalıştıklarını söyledi.Kenevir ekiminin yaz, ketenin ise kışın olmasının lif üretimi konusunda üretimde devamlılık sağlamaya imkan vereceğinin altını çizen Ak, 'Enstitümüz liflik ketenle ilgili sertifikalı çeşit ve üretimindeki mekanizasyon sorununu ortadan kaldırmıştır. Ülkemizde yakın zamanda liflik ketenin ekim alanı ve üretimi yaygınlaşacak, bu sayede ithalat önlenecektir. Liflik keten üretimi Türkiye ekonomisine güç katacaktır.' dedi.Ak, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü ile özel bir firmanın, saplarından lif elde edilen keten, kenevir ve ısırganın üretim ve işlem maliyetinin düşürülmesi için yerli ve milli makine ürettiğini anlatarak, bu sayede büyük sorun olan havuzlama ve lif soyma işlemlerinin ortadan kaldırıldığını, üreticilerin iş gücü ihtiyacı ile maliyetlerinin önemli oranda düşürüldüğünü kaydetti.18 yıllık çalışma sonucunda yerli ve milli keten tohumu üretildiKaradeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde görevli keten ıslahı araştırmaları proje yürütücüsü Serkan Yılmaz da ketenin, lif ve yağ elde edilmesi amacıyla yetiştirilen, buğday ve arpa gibi tarımı yapılan en eski kültür bitkilerinden olduğunu söyledi.Keten bitkisinin gen kaynaklarından birinin Karadeniz Bölgesi olduğuna işaret eden Yılmaz, 'Dünyada ve ülkemizde sağlıklı olması bakımından doğal liflere talep artmış durumda. Keten işleyen tesislerimiz olmasına rağmen üretim gerçekleştirilmemekte ve ihtiyaç duyulan hammaddenin tamamı ithalatla karşılanmaktadır. 67,5 milyon dolar değere sahip 36 bin 385 ton ithal edilmiş.' diye konuştu.Enstitü olarak Rize'den Zonguldak'a kadar 15 kentte keten üretimiyle ilgili çalışma yapıldığını belirten Yılmaz, 2002 yılında başlayan çalışmaların 2019 yılı itibarıyla hız kazandığını dile getirdi.Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla geçen yıl endüstriyel kenevir seferberliği ilan edildiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:'Lif amaçlı üretilen keten bitkisinin kullanım alanları ve üretim sürecinin endüstriyel kenevirle benzer olması, kenevirin yazlık, liflik ketenin ise kışlık ekiliyor olması, üretimini kısıtlayıcı yasal mevzuatın bulunmayışı gibi nedenler liflik keten üretimini cazip hale getirmiştir. 18 yıllık çalışmalarımız sonucunda ülkemizin ilk yerli ve milli liflik keten tohumu 'Yılmaz' ismiyle tescile sunulmuş ve üretim izni alınmıştır. Yılmaz liflik keten çeşidimizin bölgelere göre değişmekle birlikte dekara sap verimi 600-800 kilogram, lif verimi 150-200 kilogram, tohum verimi ise 200-250 kilogramdır. Tohumundaki yağ oranı ise yüzde 40 düzeyindedir.'Ekimi yapılan keten tohumunun özellikleri hakkında bilgi veren Yılmaz, 'En belirgin özelliği lif amaçlı hasadının, yani teknik sap uzunluğunun 60 santimetre olduğu dönemde tohumlarının da olgunlaşmasıdır. Aynı anda hem lif hem de yağlık üretiminin yapılabileceğine dair umut vermektedir. Bu da dünyada keten ıslahına dair çalışılan en önemli konulardan biridir.' ifadelerini kullandı.
Fotokapanlar Trabzon'da Suçlulara Göz Açtırmıyor
TRABZON (AA) - DUYGU AVUNDUK - Yeşilin bin bir tonunun hakim olduğu Trabzon'da, Orman İşletme Müdürlüğünce orman suçlarının tespiti ve önlenmesi amacıyla olayların yoğun yaşandığı ve otlatma baskısının olduğu stratejik noktalara yerleştirilen fotokapanlar, caydırıcı unsur olarak görev alıyor.Dünya genelinde daha çok ulaşılması zor doğa şartlarında yaban hayatını gözlemlemek için kullanılan fotokapanlar, Türkiye'de ise bu amacın yanı sıra ormanların kanun dışı müdahalelerden etkin korunması için de tercih ediliyor.Yerleştirilen fotokapanlar sayesinde Trabzon'da ormanlar sürekli gözetleniyor, usulsüzlük yaptığı anlaşılan şüphelilerin kimlik tespiti daha hızlı gerçekleştiriliyor.Trabzon Orman İşletme Müdürü Savaş Ayvaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Orman Genel Müdürlüğünün ormanların korunması noktasında her zaman yenilikçi bir anlayışla çalışmaya devam ettiğini söyledi.Sorumluluk sahaları içerisinde bulunan ormanları ülkenin akciğerleri olarak tanımlayan Ayvaz, buralara yapılacak kaçak müdahaleleri erkenden haber alarak önleyici tedbirlerle zarar görmesini engellemeye çalıştıklarını belirtti. Teknolojiden daha fazla istifade ederek maliyetleri azaltmak ve zaman kayıplarını engellemek için belli noktalarda harekete duyarlı fotokapanlar kullandıklarını dile getiren Ayvaz, 'Fotokapanlar, ormanların korunmasında bizlere yardımcı oluyor. Ormanlarımızı fotokapan ağlarıyla örüyoruz. Hem suçu önleme noktasında caydırıcı tedbir oluyor hem de işlenmiş olan suçu erkenden haber alıp, kimlik tespiti noktasında bizlere kolaylık sağlıyor.' dedi.Ayvaz, en ücra noktalarda görev yaptıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:'Çeşitli ağaçlandırma ve gençleştirme sahalarında otlatma suçları olabiliyor. Buralara gidip gelmek uzun zaman alıyor ve suçları geç haber alıyoruz. Bu noktada fotokapanlardan yardım alıyoruz. Fotokapanları stratejik noktalara kuruyoruz. Zaman kaybını önlüyor. Vatandaşlara, ormanların fotokapanlarla izlendiğini belirtiyoruz ve caydırıcı olduğuna inanıyoruz. Bölgemizdeki fotokapan sayısını her geçen gün artırmaktayız.'Şalpazarı ilçesi Orman İşletme Şefi Gökhan Bektaş da orman teşkilatı olarak özellikle Ağasar ve Şalpazarı şefliklerinde yoğun şekilde fotokapanları kullanmaya başladıklarını anlattı.Teknolojinin gelişmesiyle son yıllarda bu cihazların kullanımının da arttığını dile getiren Bektaş, 'Cihazın içerisinde bir adet sim kartı ve hafıza kartı mevcut. Yaklaşık 3 bin adet resim depolayabiliyor. Sahanız ne kadar büyükse, yaban hayatı popülasyonunuz ve üretiminiz ne kadar yoğunsa, yangın riskiniz ne kadar çoksa bu cihaz sayesinde bunları rahatlıkla belirleyebiliyorsunuz.' diye konuştu.Bektaş, fotokapanların 7 gün 24 saat kullanılabildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Bölgede insan ve hayvan hareketlerini, yaban hayatı, özellikle üretim sahalarında üreticilerin üretim şekillerini doğru yapıp yapmadıklarını, gece ve gündüz kaçak emvalin aktarıldığını bizlere anlık bildiriyor. Üreticiler de artık devletin yanlarında olduğunu daha iyi hissediyorlar. Çünkü fotokapanlarla vatandaşın ormanda hırsızlık yapmaları engellenerek, üretim sahalarında emvalleri korunmuş oluyor. Özellikle gidemediğimiz sahalarda bizim için çok kullanışlı.'Beşikdüzü ve Şalpazarı ilçelerini barındıran iki şefliğin 26 bin 500 hektar alanı kapsadığına işaret eden Bektaş, 'Fotokapanlarla özellikle bu bölgedeki ayı popülasyonunu gözlemleme şansımız oldu. Karaca, ceylan, yaban keçisi, kurt sürüleri ve çakal gibi yırtıcı hayvanların da hemen her gün kadraja girdiğini görüyoruz. Özellikle Milli Parkların müdahalesiyle karacalarda artış olduğunu söyleyebilirim.' değerlendirmesinde bulundu.Zaman zaman kaçak ağaç kesimlerinin de fotokapanlara takıldığı bilgisini veren Bektaş, 'Bize gelen mail üzerine olay yerine Toplu Koruma Ekipleri ile birlikte anında gidiyoruz. Yakaladığımız kişinin öncelikle orman emvaline el koymak suretiyle suç zaptı düzenliyoruz. Suç zaptı düzenlenen kişileri savcılığa sevk ettiriyoruz.' ifadesini kullandı.Bektaş, sorumluluk bölgelerinde bugüne kadar 3 adet adli ve idari suça müdahale ettiklerini, kadraja giren yaban hayvan sayısının ise sayılamayacak kadar fazla olduğunu dile getirdi.
Osmaniye'de İki Firari Fetö Hükümlüsü Yakalandı
OSMANİYE (AA) - Osmaniye'de, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olma suçundan haklarında kesinleşmiş cezası bulunan firari iki hükümlü yakalandı.İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, yaptıkları çalışmada FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan firari Y.S.B. ve M.N'nin kentte gizlendiğini tespit etti.Operasyonla yakalanan iki hükümlü, işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.
Reklam
"2021 Hacı Bektaş Veli Yılı" Logosu Hazır
İSTANBUL (AA) - KÜBRA KARA - Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli yılı ilan edilmesi kapsamında Paris'te özel logoların hazırlandığını söyledi.Evrensel boyuttaki düşünce ve öğretileriyle, asırlardır sevgi, hoşgörü, birlik ve barışın simgesi olmaya devam eden, Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş Veli, ölümünün 750. yılında tüm dünyada anılacak. UNESCO tarafından '2021 Hacı Bektaş Veli Yılı' ilan edilmesi kapsamında Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelerde etkinlikler düzenlenecek. 2021'in 'Hacı Bektaş Veli Yılı' olması yönündeki öneriyi UNESCO'ya sunan Prof. Dr. Öcal Oğuz, önerinin kabul sürecine ve gelecek yıl bu kapsamda yapılacak faaliyetlere ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu. UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümlerinin 1956 yılında başladığını hatırlatan Oğuz, Türkiye'nin bu programa 1981 yılında sunmuş olduğu Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü ile katıldığını aktardı. Bu tarihten sonra Türkiye'nin kimi zaman, UNESCO tarafından verilen 4 öneri sunma hakkını, kimi zaman ise 1 öneri hakkı kullandığı belirten Oğuz; Itri, Piri Reis, Evliya Çelebi, Mevlana gibi isimlerin ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılının şimdiye kadar kabul edilen öneriler olduğunu kaydetti. UNESCO'nun 2 yılda bir konferans yaparak başvuruları duyurduğu söyleyen Oğuz, Hacı Bektaş Veli'nin önerilme sürecini şöyle anlattı:'Bilim, kültür, iletişim yoluyla hangi alanı kullanıyorsa, o şahsiyetin, bulunduğu topluma vizyon verici, barışçıl, ışık açıcı bir yönü olması lazım. Biz de ülke içerisindeki bütün paydaşlarımızla görüşerek önerileri aldık. 2019 yılı içerisinde 22'nin üzerinde önemli şahsiyet ve olay vardı. İran, Azerbaycan ve Balkan devletleriyle ortaklıklar oluşturarak Hacı Bektaş Veli dosyasını UNESCO'ya sunduk. UNESCO da insanlık için önemli olduğu görüşüne vardı.'UNESCO'nun bir ülke tarafından önerilen ismi 2 farklı ülkeden daha destek almasıyla değerlendirmeye aldığını belirten Oğuz, Hacı Bektaş Veli ismi için farklı ülkelerden de destek geldiğini ifade etti.Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli gibi isimlerin yaşadıkları dönemde insanlığı aydınlattıklarına değinen Oğuz, 'Hacı Bektaş Veli gibi şahsiyetler, bilgi ve görgüleriyle, çevrelerine topladıkları insanlara iyiliği, güzelliği, sanatı, gelişmeyi telkin eden önemli kişilerdir. Ahmet Yesevi, öğretileriyle, büyük oranda İslamiyet'in, Türkler tarafından, göçebelikle yaşayanlar tarafından kolayca kabul edilmesini sağlayan bir yol ve yöntem izledi. Anadolu'da o yöntemi Hacı Bektaş Veli de izledi.' diye konuştu.Nevşehir'de sempozyum yapılması planlanıyorTürkiye'de birçok kurum ve kuruluşun 2021'de Hacı Bektaş Veli'yi anmaya yönelik hazırlıklar yaptığını söyleyen Oğuz, özellikle, Hacı Bektaş Veli'nin ömrünü tamamladığı Nevşehir'de yoğun hazırlıkların sürdüğünü bildirdi. Oğuz, sözlerine şöyle devam etti:'Paris'teki UNESCO Genel Direktörlüğünde hazırlanmış özel bir logomuz var. Sadece Hacı Bektaş Veli için kullanılacak olan özel logo 3 dilden oluşuyor: Türkçe, İngilizce ve Fransızca. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın bulunduğu Nevşehir'de, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi bir sempozyum yapmayı planlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Nevşehir Valiliği ile beraber geleneksel Hacı Bektaş Veli etkinliğini gerçekleştirdi ve 'Gelecek yıla hazırlanıyoruz' mesajı verdi.''Hacı Bektaş Veli'yi anlatmak isteyenlerle birlikte çalışmaya hazırız'2021 yılında dünyanın herhangi bir yerinde Hacı Bektaş Veli ile ilgili etkinlik yapılması istendiğinde, kendilerinin katkı sunmaya hazır olduklarını ifade eden Oğuz, bu konuda birlikte çalışabileceklerini, logo başta olmak üzere birçok konuda destek verebileceklerini kaydetti.
Trabzon'da Salgın Sürecinde 480 Yeni Firma Açıldı
TRABZON (AA) - Trabzon'da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde toplam 480 yeni firmanın açıldığı bildirildi.Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası'ndan (TTSO) yapılan yazılı açıklamada, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısının, Vali İsmail Ustaoğlu başkanlığında yapıldığı belirtildi.Valilik toplantı salonundaki toplantıda konuşan TTSO Başkan Yardımcısı Tolga Avcı, Şubat 2020 - Eylül 2020 arasındaki 8 aylık salgın sürecinde Trabzon genelinde odaya üye toplam 480 yeni firmanın açıldığı, 122 firmanın ise kapandığını vurguladı.Avcı, sektörlere göre açılan ve kapanan firma sayılarına bakıldığında salgın sürecinden en fazla etkilenen sektörlerde de rakamların umut verici olduğunu bildirdi.Son 8 aylık süreçte otel, yurt ve pansiyonlarda 23 işletmenin açılıp, 3 işletmeninde kapatıldığını belirteni Avcı, 'Restoran ve lokantalara bakıldığında da 18 işyeri açılırken, 11 işyeri kapandı. Pandemi, Türkiye ve dünyada en çok turizm bağlantılı olarak hizmet sektörünü vurdu. Trabzon'da işletmelerimiz, zor şartlara rağmen faaliyetlerini sürdürmek için büyük çaba harcadı. Bunda devletimizin verdiği destek ve teşviklerin de payı büyük.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam
20 Dakikadan Uzun Süren Baskıcı Göğüs Ağrısına Dikkat
İSTANBUL (AA) - HATİCE ŞENSES - Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Birol Özkan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi sürecinde kalp krizi geçiren hastaların hastaneye daha geç başvurduğunun saptandığını belirterek, '20 dakikadan uzun süren retrosternal denilen göğüs orta hattında olan ve sol tarafa doğru yayılabilen yanıcı, baskı tarzında göğüs ağrısı varlığında hastaneye başvurmaktan çekinilmemelidir.' dedi. Doç. Dr. Özkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) çok çeşitli klinik spektrumda seyrettiğini, hiçbir belirti ve bulgu vermeden atlatılabildiği gibi, solunum ve dolaşım yetersizliği ile ölüme yol açabildiğini de aktardı. Kovid-19 nedeniyle hastaneye yatırılan bireylerde kalp kası hasarı, kalp krizi, ritim bozukluğu ve yeni gelişen veya var olan kalp yetersizliğinin şiddetlenmesi şeklinde çeşitli kardiyak komplikasyonlar gelişebildiğini dile getiren Özkan, kalp kası hasarını gösteren troponin düzeylerinde artışın yaklaşık yüzde 10-30 izlendiğini ifade etti. Özkan, bu hastaların büyük kısmında kardiyak herhangi bir belirti ve şikayet izlenmediğini ve kalp krizinin saptanamadığını aktararak, şu bilgileri verdi:'Kan troponin düzeylerinde artış sıklıkla kalp kasında enflamasyon (miyokardit), hipoksiye bağlı hasar, stres kardiyomiyopati, mikrovasküler hastalık, sağ kalpte yüklenme veya sistemik enflamatuvar yanıt sendromuna bağlı olarak görülebilmektedir. Troponin düzeyindeki artış ne kadar fazlaysa kalp kasındaki hasar da o kadar fazladır. Kalp ritim bozuklukları da yüzde 5-20 civarında görülmektedir. Hipoksiye, elektrolit dengesizliğine, miyokard hasarına bağlı olabileceği gibi tedavide kullanılan ilaçlara bağlı olarak da izlenebilmektedir. Kovid-19 nedeniyle tedaviye başlamadan önce bazal elektrokardiyografi (EKG) çekilerek ilaçlara bağlı olarak gelişebilecek ritim bozuklukları QT mesafesinin yakın takibi ve de QT mesafesini uzatacak riskli ilaç kombinasyonların kullanımından kaçınılarak minimum düzeye indirilebilir. Diğer bir komplikasyon ise Kovid-19'un kardiyak olarak en çok belirti ve şikayete yol açan komplikasyonu olan kalp yetersizliğidir. Sıklıkla nefes darlığı, düz yatamama, vücutta ödem gibi belirti ve bulgulara yol açar. Kalp yetersizliği stres kardiyomiyopati veya akut enfarktüse bağlı ilk kez ortaya çıkabileceği gibi, önceden kronik olarak bulunan koroner yetersizlik veya hipertansif kalp hastalığının şiddetlenmesiyle de ortaya çıkabilir.'Özkan, Kovid-19'a özgü durumlardan birinin de hem atardamar hem de toplardamarlarda pıhtılaşmaya yatkınlık olduğunu ifade ederek, 'Bu yüzden bacak damarlarında, akciğer damarlarında veya atardamarlarda pıhtılaşma nedeniyle felç, kalp krizi, ekstremitelerde dolaşım bozukluğu ortaya çıkar. Bu risk yoğun bakım ünitesinde yatanlarda en sıktır. Bu durumda kan sulandırıcı ilaçlar da tedaviye eklenmektedir.' şeklinde konuştu. Hastaneye geç başvuru ölüm riskini artırıyor Doç. Dr. Birol Özkan, Kovid-19 sürecinde özellikle kalp krizi belirtisi olduğu halde hastaneye başvurulmamasının doğru olmadığını belirterek, 'Hastanede 'enfeksiyon kapma riskim var' düşüncesiyle göğüs ağrısı olanlar kesinlikle evde beklememeli. Kovid-19 pandemisi sürecinde kalp krizi geçiren hastaların hastaneye daha geç başvurduğu saptanmıştır. Bu durum tedavinin gecikmesine kalpte kalıcı hasarın oluşmasına hatta ölüm riskinin artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle 20 dakikadan uzun süren retrosternal denilen göğüs orta hattında olan ve sol tarafa doğru yayılabilen yanıcı, baskı tarzında göğüs ağrısı varlığında hastaneye başvurmaktan çekinilmemelidir.' diye konuştu. Bazı hastaların, 'Kimi kalp ve tansiyon ilaçlarının Kovid-19 seyrini kötüleştirdiğini duydum, ilacımı kesmeli miyim?' şeklinde soruları sıklıkla dile getirdiğini aktaran Özkan, ilaca doktorun uygun gördüğü şekliyle devam edilmesi gerektiğini belirtti. Özkan, şunları kaydetti:'Başlangıçta SARS-CoV-2 virüsünün akciğer dokusunda ACE2 enzimine bağlanarak etki ettiği için tansiyon düşürücü olarak yaygın kullanılan ACE inhibitörü veya Anjiyotensin reseptör blokerinin bu enzim düzeyini arttırarak hastalığın şiddetini arttırabileceği endişeleri vardı. Ancak bu endişeyi destekleyecek herhangi bir kanıt bulunmadığı gibi tam tersine Kovid-19 sırasında hastalık ciddiyetini azaltabileceği yönünde bulgular da izlenmiş. Ek olarak kalp damar veya böbrek hastalığı bulunan bireylerde bu ilaçların kesilmesinin hem mevcut hastalıkların şiddetlenmesine hem de ölüm riskinin artmasına yol açabileceğine dair sonuçlar bildirilmiştir. Bu nedenle hipertansiyon, koroner yetersizlik, kalp yetersizliği gibi nedenlerle bu ilaçları kullanıyorsanız bu ilaçlara aynen devam edilmesi önerilmektedir.' Kovid-19 pandemisi sürecinde kalp sağlığını korumak için de tavsiyelerde bulunan Özkan, 'Maske, hijyen, sosyal mesafeye dikkat ederek haftada 3-5 gün 30-45 dakika yürüyüş yaparak, dengeli beslenerek, yeterli uyku uyuyarak ve eğer hala kullanıyorsanız sigarayı bırakarak kalp sağlığınızı koruyabilirsiniz.' dedi.
İstanbul'un Mührü "Süleymaniye Külliyesi" 463 Yaşında
İSTANBUL (AA) - ÇİĞDEM ALYANAK - Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla 'Ya Fettah' diyerek 15 Ekim 1557'de açtığı Süleymaniye Külliyesi, 463 yıldır ihtişamını koruyor.Yahya Kemal'in 'En güzel mabedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin' dizeleriyle ruhaniyetini anlattığı Süleymaniye Külliyesi, İstanbul'un Suriçi'nde yer alan üçüncü tepesine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirildi.İmparatorluğun en simgesel yapısı ve konumu ile de İstanbul'un silüetinin en güzel parçası olan külliyenin yapımına 1550 yılında başlandı. Süleymaniye Külliyesi, imparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden getirilen malzemelerle 7 yılda tamamlandı. Tarihçi Peçevi'ye göre külliyenin inşasına 896 bin 360 altın para ve 82 bin 900 akçe, yani yaklaşık 3200 kilo altın harcandı. Külliyenin 7 yıl süren inşasında bin 713'ü Müslüman, toplam 3 bin 523 işçi çalıştı. Yaz aylarında günlük işçi sayısının 2 bine ulaştığı külliyede, Hassa Mimarlar Ocağı'nın elemanları, acemioğlanlar, diğer kapıkulu ocakları mensupları ile imparatorluğun dört bir yanından ücretli ustalar, işçiler ve forsalar görev yaptı. Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla 'Ya Fettah' diyerek 15 Ekim 1557'de külliyeyi hizmete açtı. Külliye 15 bölümden oluşuyor Külliye, cami, Rabi Medresesi, Salis Medresesi, Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Tıp Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, türbedar odası, darüşşifa, darüzziyafe, Darülhadis Medresesi, tabhane, Mimar Sinan Türbesi ve hamam olmak üzere 15 bölümden oluşuyor.Külliyenin hiç kuşkusuz en önemli bölümünü heybetin ve zarafetin bütünleştiği Süleymaniye Camisi oluşturuyor.Mimar Sinan'ın diğer eserlerinde olduğu gibi Süleymaniye Camisi de sadeliği ihtişama dönüştürebilmiş mabetlerden biri.Caminin kitabelerinde kullanılan süslemeler ile bezemeler, başlı başına birer estetik harikası.Mihrabın iki yanındaki pencerelerde çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinde ise Nur Suresi yazılı. Camideki yazılar meşhur hattat Ahmed Karahisari Şemseddin Efendi ve talebesi Hasan Çelebi tarafından yazıldı. Daha sonra kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etti.Yaklaşık 30'ar tonluk ve dört halifeye adanan 4 fil ayağı, caminin 26,50 metre çapında ve 53 metre yükseklikteki kubbesini taşıyor. Dört minare, Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'un fethinden sonraki 4. on şerefe ise Osmanlı'nın 10. padişahı olduğunu simgeliyor.Bin kubbeli külliyeİstanbul'un silüetine damga vuran eserler arasında yer alan külliyedeki yapılar, ortadaki caminin çevresinde 'U' şeklinde sıralanıyor. Külliyenin üzerinde ise bin kubbe bulunuyor. Külliyeye giriş, farklı isimlerdeki 11 kapıdan yapılıyor. Evvel Medresesi ve Sani Medresesi ile Rabi Medresesi ve Salis Medresesi külliyede yer alan iki ayrı medrese topluluğu. Evvel ve Sani Medresesinin üstünde Süleymaniye kitaplığı yer alıyor. Külliyenin güneydoğu köşesinde Süleymaniye hamamı, kuzeyinde darüşşifa ve bimarhane mevcut.Külliyede, Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Mimar Sinan Türbeleri'nin yanı sıra tabhane (düşkünlerevi / bakımevi), çarşılar ve sıbyan mektebi de bulunuyor. Süleymaniye Külliyesi'ne bağlı Mülazimler Medresesi, Daru'l-Hadis, Daru'l-Kurra, Medrese-i Salis ve İmaret, 2018-2019 akademik yılından itibaren İbn Haldun Üniversitesine bağlı Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, İslami İlimler Fakültesi, İslami İlimler Enstitüsü, Süleymaniye İlim ve Araştırma Merkezi ile Onur Programına ev sahipliği yapıyor.
Ata Tohumlarıyla Yetiştirilen "Çetmi Şeker Fasulyesinde" Hasat Sona Erdi
KONYA (AA) - ABDÜLHAMİT YAŞAR - Konya'nın Beyşehir ilçesinde ata tohumlarından geleneksel yöntemlerle üretilen, coğrafi işaret tescil belgeli Akçabelen (Çetmi) şeker fasulyesinde hasat süreci tamamlandı.Elle toplanan fasulye daneleri patoz makinesiyle bitkiden ayrılarak çuvallanıyor. Ürün Akçabelen Tarımsal Kalkınma Kooperatifine ait tesislerde elendikten sonra satışa sunuluyor.Beyşehir Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Akçabelen Mahallesi'nde yetiştirilen Çetmi şeker fasulyesi için coğrafi işaret belgesi alındığını söyledi.Yörede bir asırdan bu yana üretilen şeker fasulyesinin, kendine has aroması ve kalitesiyle dikkati çektiğini ifade eden Kaya, hasadın sona erdiğini, ürünün, kurutma, seleksiyon ve eleme işlemlerinin sürdüğünü bildirdi.Kaya, bu yıl 600 ton civarında rekolte beklediklerini dile getirdi.'Markalaşmanın ardından daha yüksek fiyatlardan alıcı bulacağını umuyoruz'Kaya, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak yöre çiftçisine bu yıl ekim döneminde 3 ton tohum desteği sağladıklarını belirterek şunları kaydetti:'Fasulyemiz diğer coğrafi işaretli ürünler gibi hak ettiği değeri bulamadı. Piyasada kilogramı 18,50 liradan alıcı buluyor. Bu fiyat yeterli değil, en az 25 lira olması lazım. Önümüzdeki yıllarda Çetmi şeker fasulyesinin tanınıp markalaşmasının ardından daha da yüksek fiyatlardan alıcı bulacağını umuyoruz. Çünkü coğrafi işaretli bir ürün ve her yerde bulunmuyor. Sadece o yöreye özgü, burada yetiştiği için bu belge veriliyor. İnşallah önümüzdeki yıllarda daha değerli olacağını öngörüyoruz.'Kaya, Akçabelen Mahallesi'nin coğrafi koşulları dolayısıyla ürünün geleneksel usullerle yetiştirildiğine işaret ederek, 'Burada tarım gerçekten çok zor oluyor. Atadan gelen tekniklerle halen üretime devam ediliyor. Beden gücüyle, elle ve hayvanlarla, doğal ve organik bir üretimle şeker fasulyesi yetiştiriliyor.' diye konuştu.Çiftçi Mehmet Ali Yıldırım da Çetmi şeker fasulyesinin Türkiye'nin en lezzetli şeker fasulyesi çeşitlerinden biri olduğunu söyledi.Yıldırım, 'Pişirirken içine et koymaya gerek yok. Lezzetli bir ürün, almak, tatmak isteyenleri yerleşim merkezimize bekliyoruz.' ifadesini kullandı.'Pazar ve fiyat konusunda sıkıntılarımız var'Çiftçi Dursun Ali Zeybek de bu yıl hava şartlarından dolayı üründe verim kaybı yaşadıklarını bildirdi.Fasulyenin hasadını elle yaptıklarını belirten Zeybek, şöyle dedi:'Deste deste elle yolduktan sonra araziye sererek kurumasını bekliyoruz. Ürünün ekiminde biraz geç kaldığımız için hasadı da geç oldu. O yüzden güneşe sererek kurutmak zorunda kaldık. Yetiştirdiğimiz ürünün patoz makinesiyle yapılan işlemden sonra danesi ve samanı ayrılıyor. Ardından isteyen değirmene götürüp eleme işlemine tabi tutabiliyor. Ardından satışa sunuyoruz. Patoz işlemi sonrasında kalan saman da hayvanların yem ihtiyacında kullanılıyor. Ürünümüzün kalitesi ortada, herkes tarafından biliniyor. Üretimde bir sıkıntı söz konusu değil ancak pazar ve fiyat konusunda hala sıkıntılarımız var. Bunun aşılması noktasında yetkililerden destek bekliyoruz. Markalaşmasıyla birlikte ürünümüzü hak ettiği fiyatlara satacağımız günlerin gelmesini umutla bekliyoruz.'
Hatay'da Kuyuya Düşen Köpek İtfaiye Ekiplerince Kurtarıldı
HATAY (AA) - Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde su kuyusuna düşen köpek, itfaiye ekiplerince bulunduğu yerden çıkarıldı. İlçeye bağlı Delibekirli Mahallesi'nde bulunan su kuyusunda bir köpeğin bulunduğunu görenler, durumu itfaiye ekiplerine bildirdi.Kısa süre sonra olay yerine gelen ekipler, su kuyusuna sarkarak köpeği kurtardı. Yemek ve su verilen köpek daha sonra yaşam alanına bırakıldı.
Reklam