Azerbaycanlı Gençlerin Yükseköğrenim Rotası Türkiye Oldu
İSTANBUL (AA) - SEFA MUTLU - Türkiye ve Azerbaycan arasında her alanda gelişen ilişkiler Azerbaycanlı öğrencilerin yükseköğrenim tercihlerine de yansırken, Türkiye'de eğitim alanların sayısı 5 yılda yaklaşık 3 kat arttı.AA muhabirinin Yükseköğretim Kurulu verilerinden derlediği bilgilere göre, 2013-2014 öğretim döneminde 6 bin 901 olan Azerbaycanlı öğrenci sayısı 2018-2019 öğretim döneminde 19 bin 383'e yükseldi.Devlet üniversitelerinde 2013-2014'te 5 bin 934 Azerbaycanlı öğrenci eğitim alırken bunların 4 bin 819'u erkek, 1115'i ise kızlardan oluştu. Söz konusu dönemde vakıf üniversitelerindeki 967 öğrencinin 649'unun erkek, 318'inin kızlardan oluştuğu tespit edildi.2018-2019'da ise 13 bin 412'si erkek, 4 bin 291'i ise kız olmak üzere toplam 17 bin 703 Azerbaycanlı öğrenci Türkiye'deki devlet üniversitelerinde eğitim aldı. Bu dönemde 1020'si erkek, 660'sı kızlardan oluşan 1680 Azerbaycanlı genç ise vakıf üniversitelerini tercih etti. 2013-2014'te en çok Azerbaycanlı öğrencinin bulunduğu devlet üniversiteleri sırasıyla Anadolu Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi oldu. En fazla Azerbaycanlı öğrencinin eğitim aldığı vakıf üniversiteleri ise sırasıyla Aydın Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi olarak belirlendi. 2018-2019 öğretim döneminde ise 1271 kişiyle Atatürk Üniversitesi, 1269 kişiyle Anadolu Üniversitesi, 922 kişiyle İstanbul Üniversitesi, 833 kişiyle Uludağ Üniversitesi, 754 kişiyle Mersin Üniversitesi en çok Azerbaycanlı öğrencinin eğitim gördüğü kurumlar olarak sıralandı. Söz konusu dönemde 301 kişiyle Aydın Üniversitesi, 195 kişiyle ihsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi ve 186 kişiyle Bahçeşehir Üniversitesi, en çok Azerbaycanlı öğrencinin eğitim aldığı vakıf üniversiteleri oldu. 2013-2014 2018-2019 Kız Erkek Kız Erkek Devlet üniversiteleri 1115 4819 4291 13.412 Vakıf üniversiteleri 318 649 660 1020 TOPLAM 6901 19.383
Aysel Tuğluk Ve Sebahat Tuncel Hakkında Tutuklama Kararı
ANKARA (AA) - Eski HDP Milletvekilleri Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014'te Kobani bahanesiyle düzenlenen 6-7 Ekim Olayları'na ilişkin soruşturması kapsamında tutuklama kararı verildi. Soruşturma kapsamında iki eski HDP milletvekili, savcılıkça tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Başka suçlardan bulundukları Kandıra Cezaevi'nde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla yapılan sorgu sonucunda Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, Tuğluk ve Tuncel hakkında tutuklama kararı verdi.Tutuklama kararındaki tespitlerTutuklama kararında, 6-8 Ekim 2014'te Türkiye'nin farklı şehirlerinde aynı anda koordine içerisinde uzun namlulu silahlar, patlayıcı maddeler, taş ve sopa kullanılarak ve barikat kurularak kişilerin ölümüne, yaralanmasına, kamu ve özel malların zarar görmesine yol açan şiddet olaylarının terör örgütü PKK ve onun yurt dışı yapılanmasınca koordine edildiği kaydedildi.'Kobani'de belli bir etnik sınıfın mücadelesi ön plana çıkarılarak, Türkiye'de gerçekleştirilecek hareket ve eylemler için kamuoyunda cesaret yaratılmaya çalışıldığı' ifade edilen kararda, HDP, DBP, HDK ve DTK eş başkanları, temsilcileri ve milletvekillerince bu kapsamda açıklama ve çağrılar yapıldığına ilişkin dosyada tespit ve medya paylaşım tutanakları bulunduğu belirtildi.Kararda, 'Sebahat Tuncel'in olayların gerçekleştiği tarihte Halkların Demokratik Kongresi (HDK) sözde eş başkanı olarak görevli olduğu' hatırlatılarak, söz konusu kongrenin karar alma ve idare süreçlerindeki görevi sebebiyle gerçekleştirilen faaliyetlerden haberdar olduğunun kabulü gerektiği ifade edildi.Aysel Tuğluk'un ise yapılan açıklamalar ile paylaşılan sosyal medya içeriklerinin birbirine koşut olması ve bu hesaplar yönünden kamuoyuna yönelik bir yalanlamada bulunulmaması karşısında hesabın başka kişilerce ele geçirildiği şeklindeki savunmasına itibar edilmediğine işaret edilerek, 'Taraf beyanları, teşhis tutanakları, olay görüntülerini içeren tutanaklar, dijital inceleme tutanakları, arama ve el koyma tutanakları, örgütsel irtibata ilişkin e-mail içerikleri değerlendirildiğinde Tuncel ve Tuğluk'un üzerlerine atılı devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme ve öldürmeye teşebbüs ve suç örgütlerinin oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak silahla birden fazla kişi ile yağma suçlarını işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu' kaydedildi.Kararda, delil durumu ve atılı suçlar için istenen cezanın alt ve üst sınırları dikkate alınarak, Tuncel ve Tuğluk'un tutuklanmalarına karar verildiği belirtildi.Soruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Şenoğlu'nun da tutuklu bulunduğu 2014'te Kobani bahanesiyle düzenlenen eylemlere ilişkin soruşturması kapsamında, 25 Eylül'de 82 zanlı hakkında gözaltı kararı çıkartılmış, 7 ilde düzenlenen operasyonda terörle mücadele ekiplerince 20 zanlı yakalanmıştı. Zanlılardan Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan ve Gülfer Akkaya adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, bazı eski HDP milletvekillerinin de arasında bulunduğu 17 kişi tutuklanmıştı.
Sahte İçkide Kullanılan Metil Alkolün "7 Mililitresi Bile Öldürücü Olabilir" Uyarısı
ANTALYA (AA) - LEVENT KİŞİ - Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, sahte içki dolayısıyla meydana gelen ölümlere metil alkolün neden olduğunu belirterek, 'Metil alkol, 7 mililitre alımlarda dahi ölümcül olabilen çok ağır zehirlenmeye yol açabilir.' dedi. Aynı zamanda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi de olan Cander, AA muhabirine, son günlerde çok sayıda ölüme yol açan sahte içki kaynaklı zehirlenmelerin, etil alkol yerine tamamen veya karışım olarak metil alkol kullanılmasıyla oluşan çok ağır bir tablodan kaynaklandığını söyledi. Metil alkolün (metanol) endüstriyel çözücü ve boya çıkarıcı olduğuna, fotokopi sıvılarında, ojelerde ve cam yıkama sıvılarında yaygın kullanıldığına işaret eden Cander, 'Metin alkolün ağızdan alımında zehirlenme olur. Sürekli ve ısrarla solunursa veya cilde sürekli temasta da bulaşabilir. Metil alkol, 7 mililitre alımlarda dahi ölümcül olabilen çok ağır zehirlenmeye yol açabilir.' dedi. Cander, bu zehirlenmenin santral sinir sistemi, gastrointestinal sistem ve gözlerde etkili olduğunu kaydetti. 'Öldürücü olma oranları yüksek'Metil alkol zehirlenmesinin üç safhası olduğunu anlatan Cander, şöyle devam etti:'Birincisi 12-24 saat arası 'erken dönem'. Bu dönemde bulgu vermez ve sanki normal alkol alınmış gibi hissettirir. İkincisi 'sessiz dönem' ve 30 saate çıkabilir. Bu dönemde şuur açıktır ama görme sorunları olur. Görme kaybı, bulanık görme, görme alanının bozulması gibi. Üçüncü dönemde ise tüm sistemler etkilenmeye başlar. Bulantı, kusma, şuur değişikliği ve şuur kaybı ile koma görülebilir. Çok hızlı emilerek vücuda hemen dağılır. Öldürücü olma oranları yüksektir. Hasta tam iyileşse bile yüzde 25 hastada kalıcı körlük veya görme bozuklukları yapabilir. Sinir sitemini etkilediğinden parkinson hastalığına dahi sebep olabilir, denge kayıpları yapar.' 'Hastalar en çok solunum yetmezliğinden kaybedilir'Metil alkol zehirlenmesinin tedavisinin kolay olmadığına değinen Cander, zehrin etkisini gidermek için antidot tedaviler yapıldığını hastayı ayrıca acil diyaliz ünitesine bağlamak gerekebildiğini aktardı.Bu tür zehirlenmenin bütün organlarda yetmezliğe neden olduğunu vurgulayan Cander 'Solunum, kalp, akciğer etkilenir. Hastalar en çok solunum yetmezliğinden kaybedilir.Bu ağır tablodan kurtulmak için bilinçli olmalı ve koruma tedbirleriyle müeyyideler daha fazla uygulanmalı. Adeta bir insana zehir veriyorsunuz ve onu zehirliyorsunuz. Sahte içki olayları kasıtlı zehirleme olarak değerlendirilmeli.' ifadelerini kullandı.
Su Altı Fotoğrafçılığı Meraklıları Karaburun'da Buluşuyor
İZMİR (AA) - MAHMUT SERDAR ALAKUŞ - Şehir hayatının stresinden uzaklaşmak isteyen dalış ve su altı fotoğrafı tutkunları, aldıkları profesyonel eğitimin ardından kendilerini Ege'nin mavi derinliklere bırakıyor. Denizle iç içe bir yaşamı tercih eden balık adamlar, dalış yeteneklerini bir adım ileriye taşıyarak su altı fotoğraf ve video çekim teknikleri konusunda geliştiriyor. Bir süre sonra bu alanda da uzmanlaşan su altı fotoğrafçıları, hazırladıkları atölye çalışmalarıyla dalış tutkunlarına mavi sularda fotoğraf ve video çekmenin inceliklerini anlatıyor.Türkiye'nin dört bir yanından İzmir'in Karaburun ilçesine gelen su altı fotoğrafı meraklıları, hazırlanan atölye çalışmasına katılarak su altında en güzel kareyi yakalamaya çalıştı. Aralarında doktor, mühendis, iş insanı gibi farklı meslek grubundan 15 kişiye 'Su altında balık fotoğrafı nasıl çekilir' konulu teorik bilgiler verildi. Ekipman kullanımı konusunda da bilgilerini tazeleyen dalış tutkunları, Ege Denizi'nin derinliklerine dalıp yaptıkları pratikle eğitimlerini pekiştirdi.İmbat Su Altı Görüntüleme Merkezi sahibi Bülent Şelli, AA muhabirine, kendilerini geliştiren dalış tutkunlarının gördükleri güzellikleri kayıt altına alma amacıyla su altı fotoğrafçılığına ilgi duyduklarını söyledi. Yaklaşık 20 yıldır profesyonel su altı fotoğrafçılığı ile ilgilendiğini aktaran Şelli, şöyle konuştu:'Bizim yaptığımız, kara fotoğrafçılığından çok farklı. Gelişen teknoloji ile cep telefonlarıyla artık şaşırtıcı fotoğraflar çekilebiliyor. Ama su altında durum böyle değil. Elinizde ne kadar yüksek teknoloji olsa da su altındaki koşullar çok farklı. Bu nedenle deneyim paylaşımı çok önem arz ediyor.Su altında çok yoğun bir ortam var. Su, havadan yaklaşık 800 kat daha yoğun bir ortam. Bu olumsuzluğu aşmak için birtakım kullanılması gereken destekler var. Harici ışığın kullanılması çok önemli. Tabii bu harici ışığı kullanırken nasıl ayarlar olmalı, nasıl bir yaklaşım olmalı, bunların üzerine birtakım çalışmalar yapıyoruz.' Akdeniz havzasında özellikle dalış turizmi açısından Türkiye'nin yüksek potansiyele sahip olduğunu ifade eden Şelli, su altına gönül verenlerin teknik alet ve ekipmana sahip olmalarının kolaylaştırılması gerektiğini dile getirdi. Şelli, yapılan işe sadece 'hobi' olarak bakmamak gerektiğine dikkati çekerek, su altında çekilen her görüntünün ve fotoğrafın aynı zamanda tarihe düşülen bir kayıt olduğunu vurguladı. 'Müthiş bir keyif'İş insanı Devrim Gür ise Kayseri'de yaşadığını, Karaburun'a su altı fotoğrafçılığı konusunda deneyimlerini artırmak için geldiğini ifade etti. Su altının heyecan verici olduğunu anlatan Gür, 'Müthiş bir keyif diyebilirim. Önemli olan doğru bakış açısı. O canlıyla gerçekten iletişim kurarak fotoğrafını yakalamak. Buna çalışıyorum. Bunun için de teknik ekipmanlara hakim olmaya çalışıyorum. Kendimi su altı fotoğrafçılığında çok daha iyi bir seviyeye getirmek istiyorum.' diye konuştu.
Samsun'da Narkotik Uygulamasında 18 Şüpheli Yakalandı
SAMSUN (AA) - Samsun'da düzenlenen narkotik uygulamasında 18 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince kent merkezi ile Bafra ilçesinde uyuşturucuyla mücadele kapsamında gerçekleştirilen uygulamada 121 kişi, 25 araç, 7 iş yeri, 6 park ve 4 metruk bina kontrol edildi.Adreslerde ve kişilerin üst aramasında 42 uyuşturucu hap, 1362 gram esrar, 4 uyuşturucu hap, sentetik uyuşturucu, 2 kök kenevir bitkisi, esrarlı sigara ve 2 pompalı tüfek ele geçirildi.Ekipler, 6 şüpheliyi uyuşturucu ticareti yaptığı, 12 şüpheliyi de uyuşturucu kullandığı iddiasıyla gözaltına aldı.Öte yandan, uygulama sırasında yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerini ihlal ettikleri gerekçesiyle 3 kişiye idari işlem yapıldı.
AB, Maraş'ın Bir Kısmının Açılmasından Endişeli
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, kapalı Maraş'ın bir kısmının açılmasından derin endişe duyduklarını bildirdi.Borrell, AB adına yaptığı açıklamada, Maraş'ın statüsüne vurgu yaparak AB'nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarına uyulmasını istediğini aktardı.BM himayesindeki Kıbrıs müzakerelerinin başlamasını desteklediklerini ifade eden Borrell, AB'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümüne bağlı olduğunu kaydetti.Borrell, Türkiye'den beklentilerinin bu yönde olduğunu belirterek AB'nin müzakerelerde aktif rol oynamaya hazır olduğunu bildirdi.
Isparta'da 23 Yaşındaki Kadın Bıçaklanarak Öldürüldü
ISPARTA (AA) - Isparta'da 23 yaşındaki bir kadın, evinde bıçaklanarak öldürülmüş bulundu.Anadolu Mahallesi 131 Cadde'sindeki bir dairede yaşayan Gamze Esgicioğlu'nun (23) hareketsiz şekilde yattığı ihbarı üzerine bölgeye 112 Acil Servis ve polis ekipleri sevk edildi.Sağlık ekipleri, Esgicioğlu'nun hayatını kaybettiğini belirledi. Polis ekipleri ise olay yerindeki ekmek bıçağına el koydu, Esgicioğlu'nun karşı dairesinde oturan arkadaşları H.B, M.K, H.Y. ve İ.O.B'yi gözaltına aldı. Şüphelilerden H.B'nin ilk ifadesinde, karşı dairede oturan arkadaşı Esgicioğlu'nun yanına gittiğinde, kendisine sarılarak nefes alamadığını söylediğini, bunun üzerine durumu polis ve ambulansa bildirdiğini belirttiği öğrenildi. Öte yandan, incelenen güvenlik kamera kaydında, olay saatinde bir otomobilin apartın önüne geldiği görülüyor.
İstanbul'da Ekmek Satışı Pandemi Öncesi Rakamlara Yaklaştı
İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Erdoğan Çetin, İstanbul'da ekmek satışının pandemi öncesi rakamlara yaklaştığını belirterek, 'Okulların da açılmasıyla birlikte ekmek satışı pandemiden önceki orana ulaşacak.' dedi. Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul'daki fırınlarda pandemi tedbirleriyle ekmek satışlarının sürdüğünü söyledi. Koronavirüs salgınıyla birlikte kentte ekmek satışlarının azaldığını belirten Çetin, 'İnsanlar salgından dolayı İstanbul'dan memleketlerine gitmişlerdi. Yaz ayları gelince de İstanbul'un nüfusu iyice azalmıştı. Bu dönemde kentte ekmek satışlarımız yüzde 25 azalmıştı.' diye konuştu. Çetin, insanların yazın bitmesi ve okulların açılması nedeniyle İstanbul'a dönmeye başladığını anlatarak, şöyle devam etti:'İnsanların memleketlerinden dönmesi ekmek satışlarının artmasına biraz katkı sağladı. Fırıncılarımız endüstriyel ve perakende olarak ekmek satışı yapıyor. Endüstriyel satışlarda okullar, kantinler, kafeler, restoranlar gibi yerlere satış yapıyoruz. İstanbul'da endüstriyel ekmek satışlarında yüzde 40, perakende satışlarda hala yüzde 10 gerideyiz. Yavaş yavaş satışlarımız eski rakamlara dönüyor. İstanbul'da ekmek satışı pandemi öncesi rakamlara yaklaştı. Okulların da açılmasıyla birlikte ekmek satışı pandemiden önceki orana ulaşacak. Bu artışı eylül ayında bekliyorduk ama okullar pandemi nedeniyle yeni yeni açılıyor.''Yüzde 1'lik bir dilim evde ekmek yapımına devam ediyor'İnsanların bir dönem evlerinde yoğun olarak ekmek yapımına yöneldiğini dile getiren Çetin, bu durumun kendilerini olumsuz etkilediğini belirtti. Çetin, pandemi ilerledikçe evde ekmek yapımının azaldığını aktararak, 'Elektrik faturalarının yüksek gelmesi ve insanların ekmek yapımına zaman harcamak istememesi evde ekmek yapımını azalttı. Şu anda yüzde 1'lik bir dilim evde ekmek yapımına devam ediyor.' ifadelerini kullandı.
Antalya'da Hediye Paketlerinin İçinden Uyuşturucu Çıktı
ANTALYA (AA) - Antalya'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 4 şüpheliden 1'i tutuklandı. İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince, bir iş yeri ve eve düzenlenen operasyonda, 'Tony' isimli narkotik köpeğiyle yapılan aramada, hediye paketlerinin içinde satışa hazır 1 kilo 530 gram esrar ve 2 hassas terazi ele geçirildi. Operasyonda S.Ş, M.M.K, E.Ö. ve C.S. gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen zanlılardan S.Ş, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı. Diğer zanlılar adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Öte yandan, iş yerindeki tezgahın arka kısmında uyuşturucunun saklandığı düşünülen gizli bir kapı bulundu.
Bm: Son 50 Yılda 11 Binden Fazla Doğal Afet Yaşandı, 2 Milyon Kişi Öldü
CENEVRE (AA) - Birleşmiş Milletler (BM), dünyada son 50 yılda hava, iklim ve su kaynaklı 11 binden fazla doğal afet yaşandığını, 2 milyon kişinin yaşamını yitirdiğini ve 3,6 trilyon dolar ekonomik kaybın olduğunu bildirdi.13 Ekim Uluslararası Afetlerin Azaltılması Günü dolayısıyla, Dünya Meteoroloji Örgütünün (DMÖ) de aralarında bulunduğu bazı BM alt kuruluşları ortak rapor yayımladı.Rapora göre, iklim değişikliğinin sonucu olarak aşırı hava ve iklim olaylarının sıklığı, yoğunluğu ve şiddeti arttı. Bu durum savunmasız toplulukların orantısız şekilde büyük darbe yemesine yol açtı. 2020 İklim Hizmetlerinin Durumu raporuna göre ise dünyada her 3 kişiden 1'i erken uyarı sistemleriyle yeterince korunmuyor.Küresel çapta 2018'de yaklaşık 108 milyon kişi fırtınalar, seller, kuraklıklar ve orman yangınları nedeniyle uluslararası insani yardım sisteminden yardıma ihtiyaç duydu. BM, 2030 yılına kadar, bu rakamın yılda yaklaşık 20 milyar dolar maliyetle yüzde 50 artabileceği tahmininde bulundu.Dünyada son 50 yılda hava, iklim ve su kaynaklı 11 binden fazla afet yaşandı, 2 milyon kişi yaşamını yitirdi ve 3,6 trilyon dolar ekonomik kayıp oldu. Bu dönemde her bir afet için kaydedilen ortalama ölü sayısı üçte bir oranında düşerken, kaydedilen afet sayısı 5 kat ve ekonomik kayıplar da 7 kat arttı.DMÖ Genel Sekreteri Petteri Taalas rapora ilişkin yaptığı açıklamada, 'Erken uyarı sistemleri (EWS), afet riskinin etkin şekilde azaltılması ve iklim değişikliğine uyum için bir ön koşulu oluşturmaktadır.' ifadesini kullandı.Taalas, doğru zamanda ve doğru yerde hazırlıklı olmanın birçok hayatı kurtarabileceği gibi geçim kaynaklarının da bu şekilde korunabileceğine işaret etti.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının büyük çaplı uluslararası sağlık ve ekonomik krize yol açtığına dikkati çeken Taalas, iklim değişikliğinin ise gelecek yüzyıllarda insan yaşamları, ekosistemler, ekonomiler ve toplumlar için artan bir tehdit oluşturmaya devam edeceği uyarısında bulundu.Son 20 yılda doğal afetlerde dramatik artışÖte yandan, BM Afet Riski Azaltma Ofisinin (UNISDR) açıkladığı farklı bir raporda ise son 20 yılda doğal afetlerde dramatik artış olduğu bildirildi.Raporda, 1980-1999'da 4 binin biraz üzerinde olan doğal felaketlerin, 2000-2019'da 7 bin 348'e sıçradığı belirtildi.Asya kıtasının doğal afetlerden en kötü etkilenen kıta olduğu aktarılan raporda, sıcak hava dalgalarının ve kuraklığın gelecek 10 yılda büyük tehdit oluşturacağı uyarısında bulunuldu.Raporda, 2000-2019'da gerçekleşen 7 bin 348 doğal afetin 1,23 milyon kişinin yaşamına mal olduğu, 4,2 milyar insanı etkilediği ve yaklaşık 2,97 trilyon dolar küresel ekonomik kaybın gerçekleştiği kaydedildi.1980 ile 1999 arasında gerçekleşen 4 bin 212 doğal afetin ise yaklaşık 1,19 milyon can aldığı, 3,25 milyar insanı etkilediği ve yaklaşık 1,63 trilyon dolarlık ekonomik kayıpla sonuçlandığı belirtildi.Raporda, son 20 yılda Çin'de 577, ABD'de 467, Hindistan'da 321, Filipinler'de 304 ve Endonezya'da 278 afet meydana geldiği bilgisine yer verildi.En büyük doğal afetin 8'i Asya'da gerçekleşti.
Dev Lpg Tankeri İstanbul Boğazı'ndan Geçti
İSTANBUL (AA) - Panama bandıralı 'Marycam Swan' adlı dev LPG tankeri, İstanbul Boğazı'ndan geçti. Samsun Limanı'ndan gelen ve gideceği liman henüz belli olmayan 154,17 metre uzunluğunda, 25,5 metre genişliğindeki 16 bin 808 grostonluk geminin geçişine, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne ait bir gemi de refakat etti.Geminin geçişi sırasında İstanbul Boğazı'ndaki gemi trafiği, güvenlik amacıyla kontrollü şekilde gerçekleştirildi.
Bahçeli: '2023'te Cumhurbaşkanı Adayımız Recep Tayyip Erdoğan'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuşuyor. Hatay'da yaşanan yangınlarla ilgili konuşan Bahçeli, 'Teröristler Hatay’daki sözde kutsal ateşi selamlamışlar ve yangınların sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Kısa sürede yakalanıp yaktıkları kadar yakılmaları, dahası yaptıkları her türlü kötülük ve menfur eylemlerden dolayı hesaba çekilmeleri en acil hukuk ihtiyacıdır' dedi.
Azerbaycanlı Annelerden Ermenistanlı Annelere "Çocuklarınızı Karabağ'dan Çekin" Çağrısı
GENCE (AA) - İDRİS OKUDUCU - Ermenistan'ın orta menzilli balistik füzeyle saldırdığı Azerbaycan'ın Gence kentindeki anneler, ağlamasını istemedikleri Ermeni annelere, ivedi bir şekilde çocuklarını Karabağ'dan çekmeleri çağrısında bulundu. Ermenistan'ın 11 Ekim'de ateşkesi ihlal edip füzeyle vurduğu Gence'deki apartmanda yaralanan çocukların anneleri AA muhabirine konuştu. Saldırı sonrası evlerinin başlarına yıkıldığını, çocukları taş ve toprak altından kendi elleriyle çıkardıklarını hatırlatan Nuşabe Haydarova, 'Bebeklerin, çocukların hiçbir günahı yok. Onlar daha başlarına ne geleceğinden bihaber. Allah, yarattığı tüm çocukların canını annelerine bağışlasın.' ifadelerini kullandı. Ermenistan ya da başka bir yerde hiçbir annenin ağlamasını istemediğini belirten Haydarova, şunları söyledi: 'Hatta Ermeni annelerine şunu söylemek istiyorum; Ey Ermeni anaları, evlatlarınıza merhamet edin. Karabağ toprakları bizimdir. Biz topraklarımız uğrunda savaşıyoruz. Peki, sizin çocuklarınız niçin savaşıyor? Kimin için, hangi toprak için? Kendinize gelin ve en kısa zamanda çocuklarınızı savaştan çekin.' Olayda biri ağır iki çocuğu yaralanan Günay Caferova, 'İnşallah kimsenin çocuğuna, evladının başına bir şey gelmez. Ancak Allah onlara insaf versin. Sivillerden uzak dursunlar. En büyük talebimiz de öz topraklarımıza kavuşmak. Onlardan herhangi bir talebimiz yok. Çocukların ne günahı vardı ki bir gece bu facia ile yüzleştiler?' dedi. Ermenistanlı annelere çağrıda bulunan Caferova, 'İnsafa gelin, çocuklardan ve sivillerden uzak durulsun. Bizim topraklarımızdan uzak dursunlar. Bizim hiçbir günahımız olmadı ve bu konuda hiçbir eziyet çekmek istemiyoruz.' diye konuştu. Meryem adında 3 yaşındaki torunu yaralanan Elmira Kurbanova, Ermeni annelerin evlatları için asla gözyaşı dökmesini istemediğini belirterek 'Onlar da annedir. Ancak hakkın kimin hakkı olduğunu görsünler.' şeklinde konuştu. Karabağ topraklarının Azerbaycan'a ait olduğunu anımsatan Kurbanova, 'Onlar bizim topraklarımızı zapt etmişler. Hocalı ve diğer bölgelerde kadın, çocuk ve erkeklere yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bugün de füze atıldı. Bugün bizim çocuklarımızın başına gelenin yarın onların da başına gelebileceğini bilmeliler.' uyarısında bulundu. Savaşın kimseye faydasının olmadığını söyleyen Kurbanova, Ermeni annelerin çocuklarını Karabağ'dan çekmeleri ve barışçıl şekilde toprakları iade etmeleri gerektiğini söyledi. Kurbanova, 'Tüm Ermeni anneleri (Ermenistan Başbakanı) Paşinyan'ın önüne yığılıp 'çek bizim çocuklarımızı Karabağ'dan' demeliler.' dedi. Ermenistan ordusunun 27 Eylül'de Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine saldırması üzerine Azerbaycan ordusu operasyon başlatmış ve operasyonda Cebrail kenti, Hadrut kasabası ve 30'dan fazla köyü işgalden kurtarmıştı.Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim Cumartesi saat 12.00’den geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.Ateşkes üzerinden henüz 24 saat geçmeden Ermenistan ordusu, 11 Ekim'de ülkenin 2'nci büyük kenti Gence'deki sivillerin yerleşim birimine füzeyle saldırması sonucu 10 kişi hayatını kaybetmiş, 35 kişi yaralanmıştı.
Akdeniz Ve Ege'de Deniz Canlısı "Pina"Ları Yok Eden Parazit Tehdidi
ÇANAKKALE (AA) - MURAT YÜKSEL - Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesince yapılan araştırmada, Ege Denizi'nden Marmara'ya doğru yayılan bir parazit türünün, pina (kalem kabuklu yumuşakça) neslini tehdit ettiği belirlendi.Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Avlama Teknolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Altınağaç, AA muhabirine, pinalarla ilgili araştırma başlattıklarını söyledi.Pinanın, Latincede 'kanat' ya da 'yüzgeç' anlamına geldiğini belirten Altınağaç, 'Pina, çift kabuklular dediğimiz midye türlerinden bir canlıdır. Dik bir şekilde yarısına kadar deniz tabanına gömülü yaşarlar, aynı ağaç gibi. Suyu filtre eden, denize yararlı bir canlıdır.' dedi.Altınağaç, pinaların 1992 yılında imzalanan Barcelona Sözleşmesi'nde Avrupa Konseyinin tavsiyesiyle koruma altına alınan canlılardan biri olarak kırmızı listeye alındığını dile getirdi.Pinaların neslinin bir parazit nedeniyle tehlike altında olduğunu vurgulayan Altınağaç, şöyle devam etti:'Eskiden balık yemi yapılıyordu. Bunun yanı sıra kıyı tahribatı, kıyıların dolması, ağlara takılıp yerlerinden çıkmaları nedeniyle balıkçılık aktivitelerin verdiği zarar gibi pek çok etkenlerle bu canlı ölüyordu fakat bugün hepsinden daha büyük bir tehlike var; 'haplosporidium pinnae' adında bir parazit. Bu parazit Akdeniz'den bu yana bütün bu türü öldürüyor. Şu an Çanakkale Boğazı'nın orta noktalarına Ege Denizi'nden Kepez tarafına kadar hiçbir canlılık yok fakat Marmara'ya doğru canlılık var. Yani bu da yavaş yavaş hastalığın Akdeniz'den Ege'ye, Ege'den de Marmara'ya doğru yürüdüğünü gösteriyor. Akdeniz ve Ege pina mezarlığına dönmeye başladı diyebilirim.''Çanakkale Boğazı'nın yarısındaki pinaları tamamen öldürdüler'Hastalığın Akdeniz'de başladığını ve Marmara'ya doğru ilerlediğini, yavaş yavaş ilerleyen parazitlerin Ege'yi etkisi altına aldığı ve Çanakkale Boğazı'nın girişinde de görüldüğü bilgisini veren Altınağaç, 'Yaptığımız araştırmalarla boğazın yarısına kadar pinaların tamamen öldüğünü tespit ettik. Burada sonra da canlılık gittikçe yani hastalıklı bireylerin daha çok olduğunu belirledik. Hastalık Marmara'ya doğru kayıyor ama o bölgedeki balıkçılar ve araştırmacı arkadaşlarımızdan gelen haberlere göre pinalar Marmara'da daha canlı. Canlılık oldukça fazla fakat hastalığın oraya gideceğini öngörüyoruz.' diye konuştu.Bu konuda yapılabilecek bir şey olmadığını belirten Altınağaç, ekonomik değeri bulunan midyelerin de bundan etkilenebileceğini sözlerine ekledi.