Bağdat'ta Fransa Büyükelçiliği Önünde Protesto
BAĞDAT (AA) - Irak'ın başkenti Bağdat'ta, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam karşıtı açıklamalarına tepkiler sürerken, Şii gruplar Fransa Büyükelçiliği önünde protesto düzenledi.Bağdat'ın merkezinde yer alan Fransa Büyükelçiliği önünde toplanan ve Irak bayrakları taşıyan grup, Macron'a karşı sloganlar attı.Macron'un üzerinde kırmızı çarpı işareti olan posterlerini taşıyan protestocular, Fransız ürünlerini boykot etme çağrısı da yaptı.Taşınan bazı pankartlarda, 'Hep birlikte Macron'a haddini bildirelim ve Fransız mallarını boykot edelim.' ifadesinin yazılı olduğu görüldü. Başkent Bağdat'ta dün de Macron'un açıklamlarına karşı gösteri düzenlenmişti.Fransız yetkililerin son dönemde artan İslam karşıtı tutumuna İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO) ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) gibi kurumların yanı sıra çeşitli Arap ülkelerinden tepkiler gelmişti.Fransa'da 16 Ekim'de Hazreti Muhammed'e hakaret içerikli karikatürleri derste öğrencilerine gösteren bir öğretmenin başı kesilerek öldürülmesinin ardından, siyasetçilerin büyük bir kısmının İslam'ı ve Müslümanları hedef alan açıklamalarda bulunması tartışma ve İslam dünyasında protestolara yol açtı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron son dönemdeki bir açıklamasında, Hazreti Muhammed'e yönelik karikatürleri yayınlamaktan geri durmayacaklarını söylemişti.
Bora Farsak Yazio: Covid-19'da Mucize Gerçekleşmeyecek Boşuna Beklemeyin
Neredeyse 1 yıldır biz dahil tüm dünya Covid-19 üzerine yoğunlaştı. O semptom, bu ilaç, şu aşı derken maddi manevi Covid-19’a yenik düştük. Savaş kaybedilmiş değil sonunda kazanılacak. Ama beklenildiği gibi bugün aşı çıktı, okus- pokus ertesi gün Covid-19 bitti böyle bir mucize gerçekleşmeyecek. Önünde bilimsel, kanuni ve ciddi piyasa engelleri var. Bunun üzerine jeopolitik gerilimler ve ulusalcı yaklaşımlarda eklendiğinde yüksek riskli bile olsa birçok ülke ya da bireyin arzu ettikleri tedaviye ya da aşıya ulaşamayacağı kesin.Çinli bilim insanlarının Covid-19 Genom sıralamasını internette yayınlamasının üzerinden geçen süre içerisinde birçok ülke, birçok bilim insanı aşı ve tedavi geliştirmek üzere uğraşmakta. Şu anda 80'in üzerinde aşı çalışması var fakat üstesinden gelinmesi gereken bir o kadar da problem var.
Amazon'da Böcek Yiyen 9 Kuş Türü Popülasyonunda Keskin Düşüş
ANKARA (AA) - Amazon'da böcek yiyen kuş türlerinin sayısının son yıllarda önemli ölçüde azaldığı bildirildi. Sonuçları 'Ecology Letters' dergisinde yayımlanan araştırma, Amazon'un insandan uzak bölgelerinde böcek yiyen kuş türlerinin popülasyonunda keskin düşüş yaşandığını ortaya koydu. Çevre biyoloğu Thomas Lovejoy liderliğinde Amazon'da ormansızlaştırmanın neticelerine ilişkin yapılan çalışma çerçevesinde 30 yılı aşkın süre önce kayıt altına alınan veriden faydalanıldı, neredeyse görünmez olan ve kuşlara zarar vermeden sayılarını tespit edebilen ağlar kullandı. Tenis kortlarındaki ağlardan 20 kat uzun ve 3 kat yüksek olan bu ağlara takılan kuşlar, sayımları ve ölçümleri yapıldıktan sonra salıverildi. Uzmanlar ayrıca ormanın el değmemiş bölgelerinde inceleme yürüttü. Manaus'un 65 kilometre kuzeyindeki Kamp 41, bu bölgelerin merkez üssü konumundaydı. Bilim insanları, son yıllarda ormanın iç kesimlerindeki düzlüklerde 9 böcek yiyen kuş türü popülasyonunda keskin düşüşe rastladı. Meyve yiyen kuş türlerinin sayısında ise böyle bir azalma gözlemlenmedi. Bu düşüşe avlanma, istilacı bir yırtıcı hayvan ya da bir tür patojenin yol açmış olabileceği ihtimallerini bertaraf eden bilim insanları, tek mantıklı açıklamanın iklim krizi gibi göründüğüne işaret etti. Lovejoy, Amazon'un iç kesimlerinde daha kuru ve sıcak hava koşullarının, 'kuşları strese sokmuş' ya da ormanda gıda kaynaklarını azaltan 'yapısal değişikliğe yol açmış' olabileceğini söyledi.
Trendyol'dan "Sepette İyilik Hareketi" Projesi
İSTANBUL (AA) - Trendyol, sosyal sorumluluk projesi 'Sepette İyilik Hareketi' ile sivil toplum kuruluşlarını desteklemeye devam ediyor. Trendyol açıklamasına göre, sivil toplum kuruluşlarının en önemli gelir kaynağı olan ürünleri, platformdaki müşterileriyle buluşturan Şirket, 27 Ekim’i 'Sepette İyilik Günü' ilan etti.Marka, 'Sepette İyilik Hareketi' ile gerçekleşen satışların tüm gelirini komisyon almadan sivil toplum kuruluşlarına aktarıyor. Böylece sağlanan ek gelirle kuruluşların ürettikleri toplumsal faydayı artırmalarına katkı sağlıyor.Açıklamaya göre, söz konusu harekete özel platformda oluşturulan 'Sepette İyilik' butiğinde sivil toplum kuruluşlarının çantadan deftere, kalemden bardağa, su mataralarından fulara, telefon kılıflarından hediye sepetlerine, çikolatadan bilekliğe kadar binden fazla ürünü yer alıyor. Trendyol’un başlattığı bu iyilik hareketine katılmak isteyenler Bilim Kahramanları Derneği, ÇED, Darüşşafaka, Givin, Gülmek İyileştirir Derneği, Hayata Destek Derneği, HAYTAP, İstanbul Zihinsel Engelliler İçin Eğitim ve Dayanışma Vakfı, KAÇUV, KEDV, Kalben, Türk Kızılayı, Make A Wish Türkiye, Sosyal Ben Vakfı, OBİDEV, TİDER, Tohum Otizm Vakfı, TOG, TEGV, TOFD, TOÇEV ve Yeşilay’ın ürünlerinden satın alarak destek verebiliyor.
Kahin Tepe İkinci Göbeklitepe Olma Yolunda
KASTAMONU (AA) - Kastamonu Valisi Avni Çakır, Kahin Tepe'nin buluntuların ortaya çıkmasıyla ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini söyledi.Çakır, Kastamonu'nun Araç ilçesindeki arkeolojik alanda incelemelerde bulundu, Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin danışmanlığında devam eden Kahin Tepe kazısı hakkında bilgi aldı. Vali Çakır, gazetecilere yaptığı açıklamada, bölgede çıkan buluntuları inceleme fırsatı bulduklarını söyledi. Önemli buluntulara şahitlik ettiklerini anlatan Çakır, 'Kastamonu bildiğiniz gibi tarihi ve kadim bir şehir. Milattan önce 2-3 binli yıllara dayanan bir yaşam merkezi. İnşallah Kahin Tepe'de devam eden çalışmaların neticesinde medeniyetlerin beşiği olan ilimizin belki de Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden bir tanesi olduğuna tanıklık ediyoruz.' ifadelerini kullandı. 'Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den daha önce yapıldığını düşündürüyor'Kahin Tepe'nin ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini vurgulayan Vali Çakır, şöyle devam etti:'Göbeklitepe ile birlikte Anadolu'da yerleşim 10 bin yıl öncesine kadar dayandı. Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den dana önce yapıldığını düşündürüyor. Sanki buradan elde edilen tecrübe ile Göbeklitepe inşa edilmiş olabilir. Kahin Tepe'de medeniyetin 10-12 bin yıl önce yerleştiği yönünde buluntular var. Bu da hem ilimizin kadim şehir özelliğini perçinleyen hem de kültürel zenginliğine katkı sunan bir keşif. Burada arkadaşlarımız 3 yıldır Kültür Bakanlığımızın ve DSİ'nin yardımlarıyla bu çalışmaları yapıyorlar. İnşallah buluntuların ortaya çıkmasıyla Kahin Tepe ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyecektir. Çalışamların sonunda ikinci bir Göbeklitepe'yi de burada tüm insanlığın kültürel mirasına sunacağız.' 'Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri'Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin ise Karadeniz'in bilinmeyen Akeramik Neolitik dönemini açığa çıkardıklarını söyledi.Kazılarda Karadeniz'de bu döneme ait ilk buluntulara rastladıklarını aktaran Ayengin, şu bilgileri paylaştı:'Karadeniz'de daha önce böyle bir dönem bilinmiyordu. İlk defa bu yerleşimde gördük. Bu kültürü Göbeklitepe, Nevali Çori ve Çayönü gibi yerleşimlerden tanıyorduk ama Karadeniz'in Akeramik Neolitik dönemini bilmiyorduk. Yine aynı şekilde burada da şamanik bir inanç var. Bu inancın bütün bulgularını, verilerini görüyoruz. Buranın bir tapınma alanı ve toplanma alanı olduğunu düşünüyoruz. O dönemde insanlar hayvanlara tapıyorlar. Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri.' Salgın nedeniyle çalışmalarda aksamalar yaşandığını belirten Ayengin, 'Seneye pandemi ortadan kalkarsa çok daha büyük bir ekiple gelip, jeoradarla alanda çalışmalar yapacağız. Bizim kendi tespitlerimiz de var. Onlardan da yararlanarak kazı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tapınakları da bulacağımıza inanıyoruz. Çünkü mimaride kullanılan buluntularımız var. Mimari için özel üretilmiş dikmelerimiz var.' diye konuştu.
Kahin Tepe İkinci Göbeklitepe Olma Yolunda
KASTAMONU (AA) - Kastamonu Valisi Avni Çakır, Kahin Tepe'nin buluntuların ortaya çıkmasıyla ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini söyledi.Çakır, Kastamonu'nun Araç ilçesindeki arkeolojik alanda incelemelerde bulundu, Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin danışmanlığında devam eden Kahin Tepe kazısı hakkında bilgi aldı. Vali Çakır, gazetecilere yaptığı açıklamada, bölgede çıkan buluntuları inceleme fırsatı bulduklarını söyledi. Önemli buluntulara şahitlik ettiklerini anlatan Çakır, 'Kastamonu bildiğiniz gibi tarihi ve kadim bir şehir. Milattan önce 2-3 binli yıllara dayanan bir yaşam merkezi. İnşallah Kahin Tepe'de devam eden çalışmaların neticesinde medeniyetlerin beşiği olan ilimizin belki de Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden bir tanesi olduğuna tanıklık ediyoruz.' ifadelerini kullandı. 'Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den daha önce yapıldığını düşündürüyor'Kahin Tepe'nin ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini vurgulayan Vali Çakır, şöyle devam etti:'Göbeklitepe ile birlikte Anadolu'da yerleşim 10 bin yıl öncesine kadar dayandı. Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den dana önce yapıldığını düşündürüyor. Sanki buradan elde edilen tecrübe ile Göbeklitepe inşa edilmiş olabilir. Kahin Tepe'de medeniyetin 10-12 bin yıl önce yerleştiği yönünde buluntular var. Bu da hem ilimizin kadim şehir özelliğini perçinleyen hem de kültürel zenginliğine katkı sunan bir keşif. Burada arkadaşlarımız 3 yıldır Kültür Bakanlığımızın ve DSİ'nin yardımlarıyla bu çalışmaları yapıyorlar. İnşallah buluntuların ortaya çıkmasıyla Kahin Tepe ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyecektir. Çalışamların sonunda ikinci bir Göbeklitepe'yi de burada tüm insanlığın kültürel mirasına sunacağız.' 'Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri'Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin ise Karadeniz'in bilinmeyen Akeramik Neolitik dönemini açığa çıkardıklarını söyledi.Kazılarda Karadeniz'de bu döneme ait ilk buluntulara rastladıklarını aktaran Ayengin, şu bilgileri paylaştı:'Karadeniz'de daha önce böyle bir dönem bilinmiyordu. İlk defa bu yerleşimde gördük. Bu kültürü Göbeklitepe, Nevali Çori ve Çayönü gibi yerleşimlerden tanıyorduk ama Karadeniz'in Akeramik Neolitik dönemini bilmiyorduk. Yine aynı şekilde burada da şamanik bir inanç var. Bu inancın bütün bulgularını, verilerini görüyoruz. Buranın bir tapınma alanı ve toplanma alanı olduğunu düşünüyoruz. O dönemde insanlar hayvanlara tapıyorlar. Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri.' Salgın nedeniyle çalışmalarda aksamalar yaşandığını belirten Ayengin, 'Seneye pandemi ortadan kalkarsa çok daha büyük bir ekiple gelip, jeoradarla alanda çalışmalar yapacağız. Bizim kendi tespitlerimiz de var. Onlardan da yararlanarak kazı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tapınakları da bulacağımıza inanıyoruz. Çünkü mimaride kullanılan buluntularımız var. Mimari için özel üretilmiş dikmelerimiz var.' diye konuştu.
Reklam
Kahin Tepe İkinci Göbeklitepe Olma Yolunda
KASTAMONU (AA) - Kastamonu Valisi Avni Çakır, Kahin Tepe'nin buluntuların ortaya çıkmasıyla ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini söyledi.Çakır, Kastamonu'nun Araç ilçesindeki arkeolojik alanda incelemelerde bulundu, Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin danışmanlığında devam eden Kahin Tepe kazısı hakkında bilgi aldı. Vali Çakır, gazetecilere yaptığı açıklamada, bölgede çıkan buluntuları inceleme fırsatı bulduklarını söyledi. Önemli buluntulara şahitlik ettiklerini anlatan Çakır, 'Kastamonu bildiğiniz gibi tarihi ve kadim bir şehir. Milattan önce 2-3 binli yıllara dayanan bir yaşam merkezi. İnşallah Kahin Tepe'de devam eden çalışmaların neticesinde medeniyetlerin beşiği olan ilimizin belki de Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden bir tanesi olduğuna tanıklık ediyoruz.' ifadelerini kullandı. 'Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den daha önce yapıldığını düşündürüyor'Kahin Tepe'nin ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyeceğini vurgulayan Vali Çakır, şöyle devam etti:'Göbeklitepe ile birlikte Anadolu'da yerleşim 10 bin yıl öncesine kadar dayandı. Buradaki buluntular sanki Göbeklitepe'den dana önce yapıldığını düşündürüyor. Sanki buradan elde edilen tecrübe ile Göbeklitepe inşa edilmiş olabilir. Kahin Tepe'de medeniyetin 10-12 bin yıl önce yerleştiği yönünde buluntular var. Bu da hem ilimizin kadim şehir özelliğini perçinleyen hem de kültürel zenginliğine katkı sunan bir keşif. Burada arkadaşlarımız 3 yıldır Kültür Bakanlığımızın ve DSİ'nin yardımlarıyla bu çalışmaları yapıyorlar. İnşallah buluntuların ortaya çıkmasıyla Kahin Tepe ikinci bir Göbeklitepe olma yolunda hızla ilerleyecektir. Çalışamların sonunda ikinci bir Göbeklitepe'yi de burada tüm insanlığın kültürel mirasına sunacağız.' 'Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri'Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin ise Karadeniz'in bilinmeyen Akeramik Neolitik dönemini açığa çıkardıklarını söyledi.Kazılarda Karadeniz'de bu döneme ait ilk buluntulara rastladıklarını aktaran Ayengin, şu bilgileri paylaştı:'Karadeniz'de daha önce böyle bir dönem bilinmiyordu. İlk defa bu yerleşimde gördük. Bu kültürü Göbeklitepe, Nevali Çori ve Çayönü gibi yerleşimlerden tanıyorduk ama Karadeniz'in Akeramik Neolitik dönemini bilmiyorduk. Yine aynı şekilde burada da şamanik bir inanç var. Bu inancın bütün bulgularını, verilerini görüyoruz. Buranın bir tapınma alanı ve toplanma alanı olduğunu düşünüyoruz. O dönemde insanlar hayvanlara tapıyorlar. Burası gerçekten Anadolu tarihi ve dünya tarihi açısından çok önemli bir yerleşim yeri.' Salgın nedeniyle çalışmalarda aksamalar yaşandığını belirten Ayengin, 'Seneye pandemi ortadan kalkarsa çok daha büyük bir ekiple gelip, jeoradarla alanda çalışmalar yapacağız. Bizim kendi tespitlerimiz de var. Onlardan da yararlanarak kazı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tapınakları da bulacağımıza inanıyoruz. Çünkü mimaride kullanılan buluntularımız var. Mimari için özel üretilmiş dikmelerimiz var.' diye konuştu.
Nükleer Karşıtı Hareket "Nevada-Semey"İn Başkanı Süleymanov: "Ermenistan, Sivillere Saldırarak Uluslararası Hukuku İhlal Etti"
ALMATI (AA) - 'Nevada-Semey' Nükleer Karşıtı Hareketin Başkanı Olcas Süleymanov, Ermenistan'ın Azerbaycanlı sivillerin yaşadığı bölgelere saldırarak uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek 'Füze saldırısının yapılması için ülkenin en üst yetkilisinin özel emri gerekir. Muhtemel ki bu durumda (Gence'ye) saldırı emri Ermenistan Başbakanı tarafından verilmiştir.' dedi.Süleymanov, AA muhabirine, Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ'daki topraklarını işgalden kurtarma operasyonuna ve Ermenistan'ın sivillere yönelik saldırına ilişkin açıklamalarda bulundu.Eski büyükelçi ve Kazakistan’ın UNESCO temsilcisi, bilim adamı ve şair Süleymanov, Dağlık Karabağ'da bugün yaşananların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Gurubunun 'beceriksizliğinden' kaynaklandığına dikkati çekti. Minsk Grubunun Azerbaycan'ın mücadelesini desteklemesi gerektiğine işaret eden Süleymanov, 'Ne yazık ki 30 yıl buyunca hiçbir şey yapmadı. Bu nedenle Azerbaycan, kendi gücüyle topraklarını kurtarmak zorunda kaldı.' diye konuştu. Süleymanov, Azerbaycan'ın sahada tek başına sürdürdüğü askeri mücadelenin meşru olduğunu söyledi.Ermenistan ordusunun Azerbaycanlı sivillere yönelik saldırılarının 'açık bir provokasyon' olduğunu vurgulayan Süleymanov, 'Gence'ye füzeli saldırı yapıldığını öğrendiğimde çok endişelendim. Bu tamamen yasak bir hamle ve açık bir provokasyondur. Şehirlere roket saldırılarının yapılması uluslararası hukuka göre yasaktır. Ermenistan bu kuralları büyük ölçüde ihlal etti. Füze saldırısının yapılabilmesi için ülkenin en üst yetkilisinin emri gerekir. Muhtemel ki bu durumda saldırı emri Ermenistan Başbakanı tarafından verilmiştir. Bu hepimize yapılan bir hakarettir ve hepimizi üzüyor.' ifadesini kullandı. Azerbaycan'ın haklı mücadelesiyle ilgili süreci 1990'lı yıllardan beri dikkatle takip ettiğini dile getiren Süleymanov, '30 yıldır işgal altında kalan yedi bölgenin hepsinin de kurtarılacağına inanıyorum. Umuyorum ki Minsk Gurubu, Azerbaycan'ın tek başına verdiği mücadeleyi takdirle destekleyecektir.' dedi.Süleymanov kimdir?1936'da Kazakistan'ın Almatı şehrinde doğan Süleymanov, 1955'te yazarlık hayatına başladı. Kazakistan Yazarlar Birliğinde görev yapan Süleymanov, 1980'de Kazak Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi üyeliğine seçilmesiyle siyasi hayatına başladı.1989'da 'Nevada-Semey' Nükleer Karşıtı Hareketi kuran Süleymanov, bir ayda 4 milyondan fazla imza toplayarak Semey Nükleer Deneme Sahası'nın kapatılmasına katkı sağladı.Süleymanov, 'Nevada-Semey' Uluslararası Nükleer Silahlanmaya Karşı Hareketin Başkanlığını yürütüyor.
Reklam
Nükleer Karşıtı Hareket "Nevada-Semey"İn Başkanı Süleymanov: "Ermenistan, Sivillere Saldırarak Uluslararası Hukuku İhlal Etti"
ALMATI (AA) - 'Nevada-Semey' Nükleer Karşıtı Hareketin Başkanı Olcas Süleymanov, Ermenistan'ın Azerbaycanlı sivillerin yaşadığı bölgelere saldırarak uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek 'Füze saldırısının yapılması için ülkenin en üst yetkilisinin özel emri gerekir. Muhtemel ki bu durumda (Gence'ye) saldırı emri Ermenistan Başbakanı tarafından verilmiştir.' dedi.Süleymanov, AA muhabirine, Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ'daki topraklarını işgalden kurtarma operasyonuna ve Ermenistan'ın sivillere yönelik saldırına ilişkin açıklamalarda bulundu.Eski büyükelçi ve Kazakistan’ın UNESCO temsilcisi, bilim adamı ve şair Süleymanov, Dağlık Karabağ'da bugün yaşananların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Gurubunun 'beceriksizliğinden' kaynaklandığına dikkati çekti. Minsk Grubunun Azerbaycan'ın mücadelesini desteklemesi gerektiğine işaret eden Süleymanov, 'Ne yazık ki 30 yıl buyunca hiçbir şey yapmadı. Bu nedenle Azerbaycan, kendi gücüyle topraklarını kurtarmak zorunda kaldı.' diye konuştu. Süleymanov, Azerbaycan'ın sahada tek başına sürdürdüğü askeri mücadelenin meşru olduğunu söyledi.Ermenistan ordusunun Azerbaycanlı sivillere yönelik saldırılarının 'açık bir provokasyon' olduğunu vurgulayan Süleymanov, 'Gence'ye füzeli saldırı yapıldığını öğrendiğimde çok endişelendim. Bu tamamen yasak bir hamle ve açık bir provokasyondur. Şehirlere roket saldırılarının yapılması uluslararası hukuka göre yasaktır. Ermenistan bu kuralları büyük ölçüde ihlal etti. Füze saldırısının yapılabilmesi için ülkenin en üst yetkilisinin emri gerekir. Muhtemel ki bu durumda saldırı emri Ermenistan Başbakanı tarafından verilmiştir. Bu hepimize yapılan bir hakarettir ve hepimizi üzüyor.' ifadesini kullandı. Azerbaycan'ın haklı mücadelesiyle ilgili süreci 1990'lı yıllardan beri dikkatle takip ettiğini dile getiren Süleymanov, '30 yıldır işgal altında kalan yedi bölgenin hepsinin de kurtarılacağına inanıyorum. Umuyorum ki Minsk Gurubu, Azerbaycan'ın tek başına verdiği mücadeleyi takdirle destekleyecektir.' dedi.Süleymanov kimdir?1936'da Kazakistan'ın Almatı şehrinde doğan Süleymanov, 1955'te yazarlık hayatına başladı. Kazakistan Yazarlar Birliğinde görev yapan Süleymanov, 1980'de Kazak Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi üyeliğine seçilmesiyle siyasi hayatına başladı.1989'da 'Nevada-Semey' Nükleer Karşıtı Hareketi kuran Süleymanov, bir ayda 4 milyondan fazla imza toplayarak Semey Nükleer Deneme Sahası'nın kapatılmasına katkı sağladı.Süleymanov, 'Nevada-Semey' Uluslararası Nükleer Silahlanmaya Karşı Hareketin Başkanlığını yürütüyor.
Koronavirüs Salgınına Karşı Bu Hafta Yeni Kararlar Bekleniyor: Salgına 'Aç-Kapa' Önlemleri
Tüm dünyanın kış alarmına geçtiği koronavirüs salgınıyla mücadelede il il uygulanan kararlara yenilerinin eklenmesi bekleniyor. Önümüzdeki hafta yapılacak Bilim Kurulu toplantısında yeni kararlar alınacak. Türkiye’nin kasım ve aralık ayını bir dizi yeni önlemle geçireceği belirtiliyor. Uzmanlar buna ‘aç-kapa’ taktiği diyor. Salgının artış hızına göre yeni yasaklar olacak veya kaldırılacak.
Reklam
Irak'ta Fransa'nın İslam Karşıtı Tutumuna Tepki
BAĞDAT (AA) - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam karşıtı açıklamalarına Arap dünyasından tepkiler sürerken, bir tepki de Irak'ın başkenti Bağdat'tan geldi.Bağdat'ın Azamiye bölgesinde 'Azamiye Acil Hizmet Grubu' adlı insani yardım kuruluşuna bağlı bir grup, üzerinde kırmızı çarpı işareti olan Macron'un posterlerini taşıyan araç konvoyuyla tepki gösterisi düzenledi.Macron'a tepki konvoyuna yoldan geçen vatandaşlar da destek verdi.Fransız yetkililerin son dönemde artan İslam karşıtı tutumuna İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO) ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) gibi kurumların yanı sıra çeşitli Arap ülkelerinden tepkiler gelmişti.Fransa'da Macron yönetiminin son zamanlarda Müslümanları ve ibadet yerlerini hedef almasıyla ülkenin farklı şehirlerinde benzer uygulamalar görülmeye başlandı.Ülkenin Montpellier ve Toulouse kentlerinde, Paris yakınlarındaki Conflans-Sainte-Honorine semtinde geçen hafta başı kesilerek öldürülen öğretmeni 'anmak için' resmi binaların duvarlarına Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo'nun Hazreti Muhammed'e yönelik hakaret içerikli karikatürleri yansıtılmıştı.Macron açıklamasında, Hazreti Muhammed'e yönelik karikatürleri yayınlamaktan vazgeçmeyeceklerini söylemişti.
Umut Nur Sungur Yazio: Yaratıcılığı İlham Perileri mi Getirir?
etiket
Antik Yunanlılar, yaratıcılığın Tanrılardan, özellikle de ilham perilerinden geldiğine inanıyorlardı. Peki siz ilham perilerine inanıyor musunuz?  Yaratıcılık deyince sizin aklınıza kimler geliyor? Beethoven, Mozart, Leonardo Da Vinci, Van Gogh, Ernest Hemingway, Virginia Wolf, Albert Einstein, Thomas Edison. Yaratıcılık kelimesi acaba bize daha çok görsel sanatçıların, bestecilerin, şairlerin, yazarların imgelerini mi çağrıştırıyor? Einstein gibi bilim insanları veya Thomas Edison gibi mucitlerin ortaya çıkardıkları yaratıcılık ürünü değil midir? Yani aslında bence, ister resim yapın, ister uzay mekiği yapın her şey özünde aynı yaratıcı kapasiteden kaynaklanıyor. Bu ünlü isimlerin üstün yaratıcılıklarına ek olarak, ortak bir yanlarının daha olduğu iddia edilmiş. Sizce bu ortak yan ne olabilir? Hepsinin psikolojik sıkıntı ve rahatsızlıklardan muzdarip olmaları. Yaratıcılık ve psikolojik sıkıntılar arasında bir ilişki olduğuna dair varsayımı araştırmak için bilimsel çalışmalar yapılmış ancak bulunan sonuçlar bu hipotezi destekler nitelikte çıkmamış. Hatta psikolojik rahatsızlığı olan sanatçıların rahatsızlandıkları dönemlerde en iyi işlerini çıkaramadıkları gözlenmiş. Aristoteles 'Hiçbir büyük dahi, bir delilik gerilimi olmadan var olmamıştır' demiş. Onlarca yıl yaratıcılık ve deha arasındaki ilişki de deneysel araştırmalara konu olmuş ancak bununla birlikte, bu yapıların nasıl ilişkili olduğu konusunda da henüz bir fikir birliği oluşmamış. 1921 yılında Psikolog Lewis Terman tarafından başlatılan uzun soluklu bir deney, dehanın yaratıcılık için ön koşul olmadığını açık bir biçimde ortaya koymuştur. Şu bir gerçek ki yaratıcılık aynı düzeyde olmasa da hepimizde var olan bir yeti. Yaratıcılık yalnızca çocuklara veya yaratıcılığı kariyere dönüştüren kişilere özgü bir yeti de değil. Günlük yaşamımızdan örnek verecek olursam akşam yemeği için sofra/yemek sunumu hazırlamak da bir yaratıcılık, buzdolabında hiç malzeme yokken çocukların öğle yemeği için doğaçlama nefis bir şey bir araya getirmek de yaratıcılık.
Reklam
İtalya'da Kovid-19 Salgınına Yönelik Tedbirler Sıkılaştırıldı
ROMA (AA) - İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına yönelik yeni tedbirleri duyururken, 'Bu önlemlerin amacı, salgında yayılmayı kontrol altına almak için.' dedi.Conte, Başbakanlıkta düzenlediği basın toplantısıyla bu sabah imzaladığı Başbakanlık Kararnamesiyle getirilen yeni tedbirleri açıkladı. Ülkede son haftalarda vaka sayısının hızla yükseldiğine işaret eden Conte, 'Salgındaki son vaka sayıları, kayıtsız kalamayacağız bir hal aldı. Virüs bulaştırma katsayısı (Rt) kritik eşik olan 1,5'e ulaştı. Şimdi önlemleri sıkılaştırmazsak önünü alamayız.' dedi. Koronavirüs Bilim-Teknik Kurulu’nun cuma günü sunduğu verilerin, duruma bu şekilde müdahale etme gerekliliğini ortaya çıkardığını belirten Conte, 'Bütün bu önlemlerin amacı, salgında yayılmayı kontrol altına almak için.' ifadesini kullandı.Ülkede günlük vaka sayısının 20 bine ulaştığına dikkati çeken Conte, 'Bir başka genel karantinadan kaçınmak için salgın eğrisini kontrol altında tutmak istiyoruz. Ülke, ikinci bir genel karantinaya izin veremez. Hem sağlığı hem ekonomiyi korumalıyız.' diye konuştuBaşbakan Conte, sokağa çıkma yasağı getirmediklerini vurgulayarak şöyle devam etti:'Bu sevmediğimiz bir kelime ancak sağlık, iş, çalışma ve eğitim gibi nedenler dışında hareket edilmemesini tavsiye ediyoruz. Aynı zamanda evlerinize de aileden olmayan misafirleri kabul etmemenizi tavsiye ediyoruz.''Virüs hızlı yayılıyor'Bölge yönetimlerinin kendi bölgelerinde daha sıkı tedbirler de getirebileceğini belirten Conte, son imzaladığı kararnameyle tüm restoran, bar, kafe ve dondurmacıların 18.00’de kapanacağını ancak evlere servis yapabileceğini söyledi.Başbakan, tüm spor salonları, yüzme havuzları, oyun salonlarının, estetik merkezlerinin kapatıldığını bildirdi. 'Tiyatro, sinema, konser salonları kapanacak. Bu diğerlerine göre daha zor aldığımız bir karar oldu ki onlar aylardır zaten acı çekiyor.' diyen Conte, uluslararası da olmak üzere tüm fuarların ve ulusal düzeyde profesyonel sporların durdurulduğunu ifade etti. Başbakan, zarar gören sektörlere yönelik ek ödemelerin yapılacağı bilgisini de verdi. Conte, ilkokullarda yüz yüze eğitimin devam edeceğini, ortaokul ve liselerde yüzde 75 oranında uzaktan eğitime geçileceğini kaydetti. Hükümete yönelik eleştiriler hatırlatılan Başbakan, virüse karşı direnişini düşürmediklerini belirterek, 'Virüs hızlı yayılıyor. Bu nedenle biz müdahale için esnek ve hazır olmalıyız. Salgına yönelik dikkatin dağılması ya da azalması sebebiyle hükümeti suçlayamayız. Yazdan önce herkes salgının geçtiğini düşünürken, hükümet OHAL'in uzatılmasını istedi.' ifadelerini kullandı.İtalyanlar'ın, hayal kırıklığına uğramış, kızgın ve öfkeli olduğunun farkında olduğunu dile getiren Conte, 24 Kasım'a kadar yürürlükte kalacak bu önlemlerin, aralıkta kutladıkları Noel Bayramı'nı daha huzurlu geçirmeleri için olduğunu söyledi.Conte, 'İtalya, büyük bir ülke. Bunu bahar aylarında gösterdi. Bunu o zaman yaptık, şimdi de yapacağız.' dedi. Yeni kararnameye gösteri dünyasından tepki gecikmediYeni kararnamenin faaliyetleri durdurulacak ya da sınırlandırılacak sektörleri ekonomik olarak ciddi sıkıntıya sokabileceği ifade ediliyor. İtalya Gösteri Organizasyonları Federasyonu (AGIS) tiyatro, sinema, eğlence yerlerinin kapatılması kararına tepki gösterdi. Federasyonu Başkanı Carlo Fontana, yaptığı yazılı açıklamada, şunları kaydetti:'Sektörde faaliyetlerin yeni bir şekilde kapatılması, üstesinden gelinmesi zor bir darbeye yol açacak ve gelirlerdeki düşüşle geçim kaynaklarını bu sektörden kazanan on binlerce kişi üstünde dramatik bir etki yaratacak. Ülke için yıkıcı bir tercih.'
Irak'taki Kürdistan İslami Hareketi Partisi, Fransa'ya Tepki Gösterdi
ERBİL (AA) - Irak'taki Kürdistan İslami Hareketi Partisi (Bizutnava) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam karşıtı açıklamalarına tepki gösterdi. Kürdistan İslami Hareketi Partisi Politbürosu, Facebook hesabından yaptığı açıklamada, Macron'un İslam karşıtı konuşmalar yapacak seviyeye gelmesinin ülkesindeki iç krizle ilgisi olduğu ve halkı meşgul etmeyi hedeflediği kaydedildi.Fransa'da düzenlenecek seçimlerde Macron yanlılarının seçimi kaybeden tarafta olduğu vurgulanan açıklamada, Fransa halkının İslam ve Hazreti Peygambere olan inancının her geçen gün ve yıl daha da arttığı vurgulandı.Açıklamada, 'Macron gibi binlercesinin İslam üzerinde bir toz kadar kötü bir etkisi olamaz. Bu yüzyılda onun gibi birçok kişi bu rolü üstlendi ancak hepsi çöp olup gitti veya boşa çıkarıldı. Müslümanların Allah ve Peygambere olan inançları her geçen gün daha da güçleniyor.' ifadelerine yer verildi.Fransız yetkililerin son dönemde artan İslam karşıtı tutumuna İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO) ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) gibi kurumların yanı sıra çeşitli Arap ülkelerinden tepkiler gelmişti.Fransa'da 16 Ekim'de Hazreti Muhammed'e hakaret içerikli karikatürleri derste öğrencilerine gösteren bir öğretmenin başı kesilerek öldürülmesinin ardından, siyasetçilerin büyük bir kısmının İslam'ı ve Müslümanları hedef alan açıklamalarda bulunması tartışma ve İslam dünyasında protestolara yol açtı. Macron son dönemde yaptığı bir açıklamada, Hazreti Muhammed'e yönelik karikatürleri yayınlamaktan geri durmayacaklarını söylemişti.
Reklam
İletişim Başkanlığından "Osman Hamdi Bey Dijital Sergisi"
ANKARA (AA) - İletişim Başkanlığı, çağdaş Türk resim sanatının ve müzeciliğinin öncüsü Osman Hamdi Bey'in 50'ye yakın özel eseri ve bilinmeyen yönlerini üç boyutlu hologram ve özel projeksiyon cihazlarıyla '360 Kültür Sanat Gösterimi' altında sanatseverlerle buluşturacak.İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, milli, tarihi, kültürel ve bilimsel zenginliklerin yeni iletişim ve gösterim teknikleri kullanılarak vatandaşların erişimine sunulmasına devam edildiği belirtilerek, hologram ve özel projeksiyon teknolojisiyle dijital sergilerin gerçekleştirileceği '360 Kültür Sanat Projesi'nin hayata geçirildiği duyuruldu.Eserleriyle Türk sanat tarihine damga vuran sanatçı Osman Hamdi Bey anısına hazırlanan dijital serginin yarın Marmara Üniversitesi Sultanahmet Yerleşkesi'nde açılacağı bildirilerek, şu ifadeler kullanıldı:'Çağdaş Türk resim sanatının ve müzeciliğinin öncüsü Osman Hamdi Bey'in 50'ye yakın özel eseri ve bilinmeyen yönleri üç boyutlu hologram ve özel projeksiyon cihazlarıyla '360 Kültür Sanat Gösterimi' altında sanatseverlerle buluşacak. Sergide yeteneğiyle bugün dahi tüm dünyayı kendisine hayran bırakan Osman Hamdi Bey'in paha biçilemez eserleri, hayatı ve yaşadığı dönem, özel olarak tasarlanan gösterim tekniklerinin kullanılacağı dijital ortamda görülebilecek.'Osman Hamdi Bey Dijital Sergisi, 9 Kasım'a kadar 11.00-18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Misafirler, dijital sergide Kovid-19 salgınına karşı gerekli tedbirler alınarak ağırlanacak.Sanata adanmış ruh: Osman Hamdi BeyTürkiye'de müzeciliğin kurucusu sayılan, Tanzimat döneminde bilim, sanat, arkeoloji ve müzecilik anlamında büyük atılımlar gerçekleştiren Osman Hamdi Bey, mütevazı kişiliği ve sanata adanmış ruhuyla kendisinden geriye paha biçilemez eserler bıraktı. Osman Hamdi Bey, özellikle 'Kaplumbağa Terbiyecisi' (1906) ve 'Silah Taciri' eserleriyle tüm dünyada adından söz ettirdi.
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü'den Kovid-19 Uyarısı:
İSTANBUL (AA) - HATİCE ŞENSES - Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Kötüyü geride bırakmış değiliz, daha kötü günlere gidebiliriz. Salgının seyrine bakılırsa hiçbir duraklama yok, yani baştan beri giderek artıyor. Dolayısıyla yani henüz daha salgını durdurmuş, yavaşlatmış değiliz. Salgın devam ediyor, hem bulaşıyor hem hastalandırıyor hem öldürüyor.' dedi. Son dönemde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarında yaşanan artışın nedenlerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Özlü, vakaların sadece İstanbul'da artmadığını, genel olarak bakıldığında Türkiye'nin her yerinde bir artışın görüldüğünü aktardı. Prof. Dr. Özlü, ancak bunun Türkiye ile de sınırlı olmadığını, dünya genelinde de bir artışın söz konusu olduğuna işaret ederek, 'Dünyada son zamanlarda, salgının başladığından bu yana en büyük vaka sayıları yeni görülmeye başlandı.' diye konuştu. Amerika'da, Güney Amerika'da, Afrika'da, Avrupa'da vaka sayılarının arttığını dile getiren Özlü, günlük vaka sayılarını 200-300'e düşüren Avrupa ülkelerinde bile 25-30 bin vaka bulunduğunu söyledi. Özlü, 'Bu artış sadece İstanbul'a mahsus değil. Onu söyleyeyim. Peki neden artıyor? Çünkü yaz bitti, insanlar yazın açık havada, tatilde, yazlıkta, deniz kenarında, daha doğada, daha izole vakit geçiriyorlardı. Bu virüs açık havada daha az bulaşıyor. Şimdi tekrar döndüler ve kapalı yerlerde vakit geçirmeye başladılar. İnsanlar ofislerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, kapalı mekanlarda, toplu taşımada bir araya geliyorlar, bir kalabalıklaşma var. Virüs kapalı ortamlarda, iyi havalandırılmayan ortamlarda ve kalabalıklarda daha çok bulaşıyor. Birinci etken asıl bence bu.' şeklinde konuştu. Toplu, kapalı bulunulan alanda havalar soğudu için pencerelerin daha az açıldığını, içerinin havasının daha da kirlendiğini ve virüs yükünün arttığını vurgulayan Özlü, şunları kaydetti:'Havalar soğudukça bulaşma riski artacak muhtemelen öyle gözüküyor ama bir de tabii şöyle değerlendirmek lazım, insanların dikkatli olması, tedbirli olması bunu önleyecektir. İnsanlar tedbir almadığı için de vakalar artıyor. Bu konuda maalesef istediğimiz kadar herkes duyarlı olmadı. Bunun da etkisi var. Özellikle yeme-içme alanlarında, restoran ve kafelerde insanlar maskelerini de çıkardıkları için oralarda mesafeye de dikkat edilmiyor ve kalabalıklaşma oluyor ve bulaşma çok kolay oluyor. Bütün Avrupa'da da restoran ve kafelerle ilgili riskin çok yüksek olduğu ortaya çıktı. Genel olarak bence olay buna bağlı.' Herkes risk altında Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Virüsün erken teşhis edilmesi ve erken tedaviye başlanması ölüm oranlarını azalttı dünyada ama hala çok sayıda insan ölüyor.' diyerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Bakın Türkiye'de günde 70'in üzerinde insan ölüyor. Bu virüs hala öldürüyor. Yani her gün 70 eve ateş düşüyor. En sevdiğimiz insanları kaybediyoruz. Bu ölümler başkası için diye düşünmeyelim, bunlar bizim çevremizde, bildiğimiz, tanıdığımız insanlar. Artık tehdit yakından geliyor. Herkes bence risk altında. Elbette çoğu zaman tedaviyle iyi sonuçlar alıyoruz ama bazen de olmayabiliyor. Genç de olsa ağrı seyredebiliyor, ölümle sonuçlanabiliyor. Hepimizin çok daha fazla dikkatli ve tedbirli olmamız lazım. Çok basit yani herkesin yapabileceği kadar basit. Bu dönemde olabildiğince kalabalıklara girmeyelim. Kapalı alanlarda çok vakit geçirmeyelim, maskemizi usulüne uygun takalım. Bir de insanlarla mesafemizi koruyalım. Bunlara dikkat edersek yüzde 100'e yakın korunuyoruz. Yani önlemler başarılı, işe yarıyor. Bunlar çok güçlü, etkili tedbirler. Şu anda en güçlü tedbirler bunlar. Maskeni tak, mesafeni koru, bir de kalabalıklara girme, yüzde 100'e yakın korunursunuz.' Bazen kırılma noktalarının bulunduğunu, bu noktada aile içi temasların çok önemli olduğunu dile getiren Özlü, 'Eş, dost, hısım, akraba, komşular bir araya geliyor. İnsanlar, eskisi gibi ev oturmaları, davetler, birlikte yeme, içmeler, sohbetler oluyor. Bunlar şu anda tehlikeli. Çünkü o karşısındaki birlikte oturup yemek yediğiniz, sohbet ettiğiniz dostlarınızın, akrabalarınızın içinden birinin kovid pozitif olmadığını bilemezsiniz. Sizin de kovid pozitif olup, olmadığınızı bilemezsiniz. Dolayısıyla aile içi bulaşmalar da çok yüksek. Onun için bu dönemde ev içi toplanmalar, mevlit, nişan, söz, sünnet, günler, pasta kesmeler çok mahsurlu. Zorunlu görüşmeler ise kısa, maskeli ve mesafeyi koruyarak yapılmalı.' şeklinde konuştu. Toplu taşıma kullanan herkesin uyması gereken kural: maske Prof. Dr. Özlü, toplu taşımaların en önemli kırılma noktalarından biri olduğuna dikkati çekerek, 'Toplu taşımada mesafeyi korumak mümkün değil, çünkü en büyük korucu unsur mesafedir. Mesafe gidiyor. Sadece maske kalıyor. Toplu taşımada aracın içerisinde bir kişi maskesizse o tehdittir. Yani buna asla müsamaha edilmemeli. Toplu taşımada herkes maskesini takacak, bunun kaçarı yok. Toplu taşımaya binen herkesin maskesini usulüne uygun, yani burnunu ve ağzını kapatacak şekilde kapatması lazım. Maske tüm seyahat boyunca açılmamalı, bir şey yiyip, içilmemeli.' ifadelerini kullandı. Toplu taşımalarda havalandırmanın da çok önemli olduğunu, mutlaka dış atmosfer havasıyla iç ortam havasının değişiminin sağlanması gerektiğini vurgulayan Özlü, eğer kapı, pencere açılabiliyorsa kapı pencere, havalandırma sistemi varsa da iç havayı dış havayla değiştirecek şekilde klima çalıştırılması gerektiğini aktardı. Özlü, ayrıca toplu taşımada el hijyeninin de önem kazandığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Kötüyü geride bırakmış değiliz, daha kötü günlere gidebiliriz. Salgının seyrine bakılırsa hiçbir duraklama yok, yani baştan beri giderek artıyor. Dolayısıyla yani henüz daha salgını durdurmuş, yavaşlatmış değiliz. Salgın devam ediyor, hem bulaşıyor hem hastalandırıyor hem öldürüyor. 'Kötüyü geride bıraktık, biz bunu atlattık' zannetmeyelim. Önümüzde daha ne olduğu belli değil. Mutlaka ve mutlaka kış ve güz döneminde kapalı ortamlarda kalabalıklaşma nedeniyle bulaşma riski daha yüksek. Tedbirlere daha çok uymamız lazım.' İş yerlerinde de çay, kahve servisi, malzeme servisi yapanlarla, ürünü getirip, götüren personelin yayma açısından olasılığı yüksek grupta yer aldığını ifade eden Özlü, bu kişilerin maske kullanmasının, olabildiğince servis sırasında mesafeyi korumasının da çok önemli olduğunu vurguladı.
Burun Anatomisindeki Farklılıklar Kovid-19 Sonrası "Kalıcı Koku Kaybı" Riskini Artırıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Kulak Burun Boğaz, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ ve ekibince yapılan araştırma, burun anatomisinin farklı olması nedeniyle koku alanı daha geniş ve koku alma hacmi daha büyük olanlarda, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sonrası koku alma bozukluğunun kalıcı olma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınının en önemli semptomlarından birinin koku kaybı olduğu biliniyor. Tıp dilinde 'anozmi' olarak adlandırılan bu durum, birçok araştırmaya da konu oldu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Hastanesi Kulak Burun Boğaz, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ'ın aralarında nöroloji ve radyoloji alanından uzmanların bulunduğu ekiple gerçekleştirdiği araştırmada, Kovid-19 geçirenlerde koku kaybının kalıcı olup olmadığına yoğunlaşıldı. Bunun üzerine ekip tarafından, 29'u sağlıklı olmak üzere, 24'ü Kovid-19'a, 38'i ise diğer virüslere bağlı koku alma bozukluğu olan kişilerin burun anatomileri incelendi. Prof. Dr. Altundağ ve ekibi, incelemelerinin sonucunda, burun anatomisinin farklı olması nedeniyle koku alanı daha geniş ve koku alma hacmi daha büyük olan kişilerde, Kovid-19 sonrası koku alma bozukluğunun kalıcı olma riskinin daha yüksek olduğunu gözlemledi.Türk bilim insanlarının 'Kovid-19 hastalarında koku alanı ölçümleri' başlıklı bu araştırması Amerikan Kulak Burun Boğaz Cemiyeti'nin resmi yayın organı olan 'Otolaryngology-Head and Neck Surgery' adlı hakemli dergide de yayımlandı. '(Kovid-19'a yakalanmadan önce) Çok rahat koku aldıklarını söylediler'Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, Kovid-19'da koku alma bozukluğuna dair ilk bulguların salgının ilk açıklandığı Aralık 2019'dan itibaren tespit edildiğini ancak Şubat 2020'den sonra dünyada yoğun olarak rapor edilmeye başlandığını dile getirdi. Kendilerinin de martın sonunda Türkiye'deki gerekli kurumları ve toplumu, 'Eğer ani koku alma bozukluğunuz varsa viral enfeksiyon geçirebilirsiniz. Bu geçirdiğiniz viral enfeksiyonun da Kovid-19 olma ihtimali çok yüksek.' diyerek uyardıklarını anlatan Altundağ, ilerleyen süreçte bunun aslında çok temel bir bulgu olduğunun ve Kovid-19 hastalarının birçoğunda geçici olarak yaşandığının görüldüğünü ifade etti. Prof. Dr. Altundağ, zaman içerisinde bir grup hastada bu durumun 'uzamış koku alma bozukluğu' olarak ortaya çıktığını, martta Kovid-19'u atlatıp hala koku alma bozukluğu devam eden hastalar bulunduğunu, bu hastaların hem genç hem de yaşlı hastalar olabildiğini kaydetti. Uzamış koku alma bozukluğu yaşayan vakalar üzerine ekip arkadaşlarıyla bilimsel hipotezlerini bir çalışmaya dönüştürdüklerini aktaran Altundağ, şöyle konuştu: '(Kovid-19 bulguları) Uzamış hastalarda, koku alma bozukluğu geçmeyen hastalarda nasıl bir ortak bulgu ve problem var?' diye baktık. Aslında daha önce bildirilen bir şey vardı; ACE2 reseptörünün koku alanında çok yoğun bulunduğu. Biz de çalışmamızda bu kişilerin burun anatomisinde bir farklılık gördük. Koku alanı daha geniş, koku alma hacmi daha büyük olan hastalarda kalıcı koku alma bozukluğu riski de çok daha fazla. Bu insanlarla konuştuğumuzda öncesinde çok iyi, çok rahat koku aldıklarını söylediler. Bunun avantajını nasıl sağladıklarına baktığımızda da daha fazla koku reseptör hücresi içeren bir burun anatomisi vardı bu insanlarda. Bunu gözlemlemiş olduk. Biz, insanın savunma mekanizması mücadelede virüsü nerede karşılıyor, burunda mı karşılıyor, akciğere ne hızla gidiyor ve beyne doğru koku alma yolunu kullanarak mı gidiyor, bu mantıkla araştırmaya başladık ve burundaki yolları inceledik. Hastalarda da bu farklılıkları araştırmayla saptamış olduk.''Genç-yaşlı demeden, kalıcı koku alma bozukluğunuz olabilir'Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, araştırmada gözlemledikleri hastaların Kovid-19'u atlatan, hastalıkla ilgili diğer şikayetleri geçen fakat koku alma bozuklukları hala devam eden kişiler olduklarını, bunların bir bölümünün kısmi olarak koku alma duyularını geri kazandığını, bir kısmının ise henüz geri kazanamadığını dile getirdi. Uzamış Kovid-19 yani Kovid-19'a bağlı beyin sisi bulguları, 'kafam sersem-sepet' hali, kronik yorgunluk durumu gibi kavramların sıkça tartışılan konular olduğuna, bugünlerde ise koku alma bozukluğunun da bazı hastalarda kalıcı olup olmayacağı üzerine gözlemlerin yapıldığına işaret eden Altundağ, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Aslında kış dönemi yaklaşırken tüm viral enfeksiyonlarda bazı bireylerde kalıcı koku alma bozukluklarını görebiliyoruz. İnsanları tekrar uyarmak gerekiyor; genç-yaşlı demeden, bu hastalığa bağlı, iyileşmeyen kalıcı koku alma bozukluğunuz olabilir. Evet, oran düşüktür. Normal Kovid-19 enfeksiyonunda çok hızlı olarak koku duyusu geri gelir ama burnunuzda bir anatomik farklılık varsa, olfaktör kleft dediğimiz koku yarığında bir genişleme varsa kokuyla ilgili hasarlarınızın da daha uzun sürebileceğini bilmeniz gerekiyor.'Prof. Dr. Altundağ, burundaki anatomik farklılık ve koku yarığındaki genişlemeye ilişkin şu bilgileri verdi: 'Burnumuzun girişinde koku hücreleri yoktur. Koku hücreleri sadece burnumuzun çatı kısmında vardır. Bu burun çatısındaki koku yarığı dediğimiz alan daha geniş bu insanlarda. Daha geniş olunca daha çok ACE2 reseptörü oluyor o bölgede. Koronavirüs de hücre içine girerken ACE2 reseptörünü kullanıyor. Dolayısıyla ya akciğere ya da burun dikine yani koku alanına doğru gidecek. Burunda yoğunluk bulduğu için de oraya gidiyor ve virüsle savaş burunda başlıyor. Koku alma bozukluğu yaşayanlar yani savaşı yukarıda yaşayan hastalarda koronavirüsün klinik şiddetinin daha hafif olduğuna dair çalışmalar da var. Çünkü akciğere inmek yerine yukarıdalar.' Kovid-19 sürecinde sigara içilmemesinin önemine dikkati çeken Altundağ, sigaranın burundaki bariyerleri ve burnun savunma mekanizmasını bozduğunu vurguladı. Burnun koronavirüsün bir ön cephesi olduğunu belirten Altundağ, 'Burunda izole edebilirse çok daha klinik şiddeti hafif, belki de ayaktan geçirecektir. Zaten asemptomatik veya taşıyıcı dediğimiz pek çok vakada aslında bunu gördük. Herhangi bir öksürük, nefes darlığı bulgusu yok sadece koku alma bozukluğu var. O yüzden burun anatomisinin virüsleri algılamada çok önemli olduğunu düşünüyoruz.' diye konuştu. Koku duyusunu geri kazanabilmek için 'koklama egzersizleri' önerisi Salgının başından bu yana, oluşturdukları küresel kimyasal algılar çalışma grubu ile çok uluslu ve çok merkezli çalışmalar yaptıklarını, son araştırmalarında bu çalışmalarındaki bilgilerden de faydalandıklarını anlatan Altundağ, gerçekleştirdikleri bu çalışmanın, özellikle virüslere bağlı kimyasal ve koku alma duyularına dair hasarların algılanmasında çok faydalı olacağını düşündüklerinin altını çizdi. Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, Kovid-19'u atlattıktan sonra koku alma duyusu geri gelmeyen kişilere şu tavsiyelerde bulundu: 'Koku duyunuz hızlı geri geliyorsa endişelenmenize gerek yok. Fakat Kovid-19 enfeksiyonunuz geçti ve hala koku alma duyunuz geri gelmediyse mutlaka evde koklama egzersizleri yapın. Koklama egzersizleri kokunun geri kazanılmasında çok önemli. Mevcut kokularla uçucu yağlarla yapabilirsiniz veya bulduğunuz normal kokularla yapabilirsiniz. Kokuları koklamak ve oradaki hücrelerin yenilenmesini sağlamak çok önemli. Çünkü koku hücreleri kendini yenileyebilen sinir hücreleri. Biz bu avantajdan yararlanıyoruz. O yüzden hastalar beklemesinler evde mutlaka kokularla egzersiz yapsınlar.' Kendisine koku kaybı nedeniyle başvuran hastalarda koku egzersizi yöntemini denediklerini ve birçok kişiyi tedavi ettiklerini ifade eden Altundağ, 'Bunu da nereden biliyoruz? Daha önceki influenza ve rinovirüs hastalarındaki o tecrübelerimizi Kovid-19 hastalarında kullandık. Çok az bir kısmında tedaviye cevap vermeyenler var. Onları da şu anda takip ediyoruz ama büyük bir kısmı geri geliyor. Bu bizim için sevindirici.' şeklinde konuştu. Öte yandan Altundağ, yaptıkları çalışmayı genişleterek ikinci bir araştırma daha gerçekleştirdiklerini ve onun da bir radyoloji dergisinde yayımlandığını dile getirdi. İkinci çalışmalarında Kovid-19 geçirdikten sonra koku alma bozukluğu gelişen ve gelişmeyen kişileri baz aldıklarını aktaran Altundağ, bu araştırmada da koku alma bozukluğu oluşan bireylerde koku alanının daha geniş olduğunun saptandığını sözlerine ekledi.
Reklam