Kökeni Arapça Olduğuna Şaşıracağınız İngilizce Kelimeler
Bir dil, onu konuşan insanların tarihini anlatır. İngilizce de yüzyıllar boyunca temas kurduğu dillerden kelimeler aldı ve Arapça bu dillerin başında geliyor. Bu kelimelerin çoğu 12. ve 13. yüzyıllarda Akdeniz liman kentlerinde İtalyanca ve İspanyolca gibi dillere, oradan da İngilizceye geçti.
İşin ilginç yanı, bu kelimelerin birçoğunun Arapça kökenli akrabalarını biz de Türkçede her gün kullanıyoruz.
1. Zero (Sıfır)
Ortaçağ Avrupası'nda kullanılan Roma rakamlarında sıfır için bir sembol yoktu; bu kavram 'hiç' anlamına gelen nulla kelimesiyle ifade ediliyordu. 13. yüzyılın başında Kuzey Afrika'da yaşayan Fibonacci, Hint-Arap sayı sistemini tanıdı ve Arapçada 'boşluk, hiçlik' anlamına gelen sifr kelimesini Latinceye zephyrum olarak taşıdı. Kelime İtalyancada zefiro ve zero, Fransızcada zéro oldu; İngilizcede ise ilk kez 1600 civarında görüldü.
Türkçedeki 'sıfır' kelimesi doğrudan aynı Arapça kökten geliyor. İngilizcedeki 'cipher' kelimesi de sifr'den türedi; bizim 'şifre' dediğimiz kelime de Fransızca chiffre üzerinden aynı köke uzanıyor.
2. Chess ve Checkmate (Satranç ve Şah Mat)
Satranç Farsça ve Sanskritçe metinlerde 7. yüzyıldan itibaren geçiyor; bilinen ilk satranç el kitabı ise 9. yüzyılda Arapça yazıldı. Bu kitapta hem kralı hem de krala yapılan tehdidi anlatan Farsça 'şah' kelimesi kullanılıyordu. Ortaçağ Arapçasında sondaki 'h' sesi daha sert telaffuz edildiği için kelime Avrupa dillerine 'ck' sesiyle geçti: İtalyanca scacchi, Fransızca eschecs ve sonunda İngilizce chess ile check. Oyunun bitişini anlatan 'şah mat' ise Farsçada 'kral çaresiz kaldı' anlamına geliyordu ve İngilizceye checkmate olarak yerleşti.
Türkçede bu kelimeler neredeyse hiç değişmeden yaşıyor: Satranç oynarken hâlâ 'şah' çekiyor, oyunu 'şah mat' diyerek bitiriyoruz. 'Satranç' kelimesi de Farsça şatranç'tan geliyor.
3. Magazine (Mahzen)
'Magazine' kelimesi, Arapçada 'depolamak' anlamına gelen hazene fiilinden türeyen mahâzin, yani 'depolar' kelimesinden geliyor. 13. yüzyılda Marsilya, Pisa, Venedik ve Cenova gibi liman kentlerinde Latince magazenum olarak kullanılıyordu. Kelime 16. yüzyılda İngilizceye girdiğinde askeri depo ya da barut deposu anlamına geliyordu. Sonra silahın mermi deposu olan şarjörü anlatmaya başladı, en sonunda da bugün bildiğimiz 'dergi' anlamını kazandı.
Türkçedeki 'mahzen', 'hazine' ve 'hazne' kelimeleri de aynı Arapça kökten geliyor. Bizim 'magazin' dediğimiz kelime ise Fransızca magazine üzerinden Türkçeye girdi. Yani aynı kök Türkçeye iki farklı yoldan ulaştı.
4. Assassin (Haşhaşiler)
12. ve 13. yüzyıllardaki Haçlı Seferleri sırasında Avrupalılar, Doğu Akdeniz'de etkili olan Nizari İsmaililerle karşılaştı. Bu grup, rakip liderlere düzenlediği saldırılarla tanınıyordu ve kendilerine haşişiyyun deniyordu. Avrupa'da saldırılardan önce haşiş kullandıkları için bu adı aldıkları anlatıldı, ancak bunun bir söylentiden ibaret olduğu düşünülüyor. Kelime Latinceye Assissini olarak geçti ve kısa sürede her türlü profesyonel suikastçı için kullanılmaya başlandı.
Türkçede 'Haşhaşiler' olarak bilinen grubun kurucusu Hasan Sabbah, merkezi ise Alamut Kalesi'ydi. Vladimir Bartol'un 'Alamut' romanı ve Assassin's Creed oyun serisi de bu hikayeden ilham alıyor.
5. Sequin (Sikke)
13. yüzyıl Arapçasında sikke, para basmak için kullanılan kalıbın adıydı; zamanla madeni paranın kendisini anlatmaya başladı. Kelime, Venedik Cumhuriyeti ile Halep Sultanlığı arasındaki bir ticaret antlaşmasında geçiyor. Venedikliler kısa süre sonra darphane için zecca, şehirde basılan altın para için de zecchino kelimesini kullanmaya başladı. Zecchino, 1284'ten Napolyon'un şehri ele geçirdiği 1797'ye kadar Venedik'in temel para birimlerinden biriydi. Para birimi ortadan kalktı ama kelime, Fransızca sequin biçimiyle yaşamaya devam etti. Bu kelime başlangıçta Venedik modasında kıyafetlere dikilen madeni paraları anlatıyordu; bugün İngilizcede kıyafetlerdeki pulları, yani payetleri anlatıyor.
Türkçede ise kelime neredeyse hiç değişmedi: Eski madeni paralara bugün de 'sikke' diyoruz.
6. Serendipity (Serendib)
İngilizcenin en sevilen kelimelerinden biri sayılan 'serendipity', beklenmedik güzel tesadüfleri anlatıyor. Bu kelime yüzyıllar içinde kendiliğinden gelişmedi; büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından uyduruldu. Gotik roman 'Otranto Şatosu'nun yazarı Horace Walpole, kelimeyi bir mektubunda kullandı ve 'Serendip'in Üç Prensi' adlı Fars masalından esinlendiğini söyledi. Serendip ya da Serendib, bugün Sri Lanka olarak bilinen adanın Arapça adıydı. Bu ad da adayı 'aslanların yurdu' olarak anlatan Sanskritçe bir isimden geliyordu.
Türkçede bu kelimenin tek kelimelik bir karşılığı yok; genellikle 'hoş tesadüf' ya da 'beklenmedik şans' diye çevriliyor. Ada ise Türkçede uzun süre 'Seylan' adıyla anıldı.
7. Ghoul (Gulyabani)
'Ghoul' kelimesi İngilizcede ilk kez 1786'da, William Beckford'un gotik romanı 'Vathek'te geçti. Beckford kelimeyi büyük olasılıkla 1712'de yayımlanan Binbir Gece Masalları'nın Fransızca çevirisinde goule olarak gördü. Kökeni ise Arapça gul kelimesi. Arap folklorunda gul, mezarlıklarda ve ıssız yerlerde yaşayan bir ruhtu. Başlangıçta dişil bir kelimeydi ve erkekleri çöle çekip yiyen kadın akraba ruhlarını anlatıyordu. Zamanla kelime eril bir hal aldı ve 'Vathek'te savunmasızları avlayan uğursuz bir ölümsüz ruha dönüştü.
Türkçede bu yaratığın en bilinen akrabası 'gulyabani'. Kelime, Farsçada 'çöl gulü' anlamına gelen gūl-i beyābān'dan geliyor.
8. Giraffe (Zürafa)
Arap dünyası zürafayı Avrupalılardan çok önce tanıyordu. Kelimenin kökeni muhtemelen Sahra Altı Afrika dillerinden birine dayanıyor. Akdenizli gezginler Ortaçağ'da Kahire'de zürafalarla karşılaştı ve hayvana orada verilen zarafa adını Avrupa'ya taşıdı. Canlı zürafalar İngiltere'ye ancak 19. yüzyılda ulaştı. Öncesinde Avrupalılar bu hayvana, Antik Yunan ve Roma'dan kalma 'camelopard' adını veriyordu: Biçimi deveye, desenleri leopara benzediği için.
Türkçedeki 'zürafa' kelimesi de doğrudan aynı Arapça kelimeden geliyor.
9. 'Al' ile başlayan kelimeler (Kimya, Cebir, Alkol)
Arapçada 'al' eki, İngilizcedeki 'the' gibi bir belirlilik takısı. 'Al' ile başlayan pek çok İngilizce kelimenin kökeni Arapça. Maddeleri, özellikle altın ve gümüş üretimini inceleyen bilime kimya deniyordu; ekle birlikte al-kimya oldu ve İngilizceye alchemy olarak geçti. Ek düştükten sonra da chemistry ve chemical kelimeleri ortaya çıktı.
Algebra, 9. yüzyıl Arap matematiğinde 'kırık parçaları birleştirme' anlamına gelen al-cebr'den geliyor. Algorithm ise matematikçi Muhammed bin Musa el-Harezmi'nin adından türedi. Alcohol, ince öğütülmüş toz anlamına gelen al-kuhl'dan geliyor; kelimeyi damıtılmış sıvılar için kullanan ilk kişi simyacı Paracelsus'tu.
Türkçedeki 'kimya' ve 'cebir' kelimeleri de aynı Arapça kökenlere sahip. Harezmi'nin adı ise bize 'algoritma' olarak geri döndü. 'Alkol' kelimesi ise Türkçeye Fransızca alcool üzerinden girdi.
10. Coffee, Sugar, Syrup (Kahve, Şeker, Şerbet)
'Coffee' kelimesi de içeceğin kendisi gibi Arap dünyasından geliyor. Arapça kahve kelimesi önce Türkçeye kahve olarak geçti, oradan da İtalyancaya caffè olarak ulaştı. Yani bu kelimenin Avrupa'ya yolculuğunda Türkçe de bir durak.
Sugar, Arapça sukkar'dan geliyor. Bu kelimenin kökü ise Hindistan'daki uzun şeker üretimi tarihine işaret eden Sanskritçe bir isme uzanıyor. Syrup, sorbet ve sherbet kelimeleri de Arapçada 'içecek' anlamına gelen şarab'dan türedi; başlangıçta bu kelime ilaç olarak kullanılan bir sıvıyı anlatıyordu.
Türkçedeki 'şerbet', 'şurup' ve hatta 'şarap' kelimeleri de aynı kökün akrabaları. Lemon ve lime ile Türkçedeki 'limon' da 13. yüzyılda Araplar aracılığıyla Akdeniz'e ulaşan meyvenin Arapça adı limun'la aynı aileden geliyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın