onedio
Afyonkarahisar'ın Tarih Kokan Beldeleri Karavan Turizmiyle De Tanıtılacak
AFYONKARAHİSAR (AA) - CANAN TÜKELAY - Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, kentin tarihi yerlerini ve doğal güzelliklerini karavan turizmiyle tanıtmak için harekete geçti. İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar'ın turizm değerleri açısından oldukça zengin bir şehir olduğunu söyledi. 'Özellikle Frigya Vadisi'nde Hitit, Frig, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Türk medeniyetinin burada yansımalarını görüyorsunuz.' diyen Tanır, güzide tarihi eserleri tanıtmak, ilin sadece termal yönünün olmadığını göstermek için alternatif turizm çeşitliliğini artırmayı hedeflediklerini belirtti. Bu çerçevede çalışmaları başlattıklarını kaydeden Tanır, şöyle konuştu:'Valimiz Gökmen Çiçek'in himayelerinde, Bir Tutkudur Kamp ve Karavan Derneği iş birliğinde çalışmaları başlattık ve turistleri davet ettik. Bu çalışmada şunu da ortaya koymak gerekiyor, insanların pandemi sürecinde evlerine kapanmaktan korktukları, turizm açısından birçok yere çıkmaya çekindikleri bir dönemde karavan turizmi ciddi anlamda farklı bir fırsatı sunuyordu. Bu da önemli bir boyuttu. Karavan turizmciliğini buraya da sokarak, insanların buraya gelmesini temin ederek turizmi de canlandırmak istedik.''Turistlerimizi burayı görmeleri için davet ediyoruz'Turistlere farklı bir imkan da sunma fırsatları olacağını dile getiren Tanır, dernek aracılığıyla karavancıları kente davet edeceklerini söyledi.Afyonkarahisar'ın tarihi ve doğal güzelliklerinin saymakla bitmeyeceğini anlatan Tanır, şunları kaydetti:'Etkileşimli tanıtımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayazini'nin içini gezdik. Kaya yerleşmelerini ve Türk köyünü, Osmanlı'nın son döneminde yapılan köyü gezme fırsatı oldu. Bayramaliler Kalesi, antik yol, çok daha önemlisi 1921-1922'de Milli Mücadele'nin yapıldığı Kolankaya Şehitliği'ni gördük. Burada yerinde inceleme yapma fırsatımız oldu. Sizi farklı tarih harmanına götürüyor. Her şey var burada. Turistlerimizi burayı görmeleri için davet ediyoruz.' 'Ayazini'yi doğal bir Ürgüp olarak Türkiye'ye tanıtacağız'Tur için Afyonkarahisar'a gelen Bir Tutkudur Kamp ve Karavan Derneği Başkanı Hayriye Yıldız da Frig Vadisi'nde güzel yerler gezdiklerini belirtti.Bundan sonra her zaman kente gelmek istediklerini vurgulayan Yıldız, 'Köyler çok güzel, Yılanlı Kaya'ya gittik, oralar da güzeldi. Şehitlikleri gezdiğimizde çok duygulandık.' dedi. Ayazini köyü muhtarı Bekir Yılmaz, projede emeği geçenlere teşekkür ederek, 'Ayazini köyü gelecekte turizmin başkentidir. İnşallah ileriki günlerde Ayazini'yi doğal bir Ürgüp olarak Türkiye'ye tanıtacağız.' ifadelerini kullandı.
İstanbul Havalimanlarından 9 Ayda 30 Milyonu Aşkın Yolcu Uçtu
İSTANBUL (AA) - İZZET TAŞKIRAN - Ocak-eylül döneminde 257 bin 69 seferin düzenlendiği İstanbul'daki havalimanlarında 30 milyon 443 bin 701 yolcu misafir edildi.AA muhabirinin Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgiye göre, Atatürk Havalimanı'nda yılın ilk dokuz ayında toplam 26 bin 934 geliş-gidiş seferi yapıldı.Bu dönemde düzenlenen seferlerin 7 bin 458'ü iç, 19 bin 476'ü dış hatta icra edildi.Sabiha Gökçen Havalimanı'nda ocak ile eylül arasındaki dönemde 90 bin 564 sefer yapıldı.İç hatta 59 bin 850, dış hatta 30 bin 714 uçuş bu havalimanından gerçekleştirildi. İstanbul Havalimanı'nda ocak-eylül döneminde 45 bin 911 iç hat, 93 bin 660 dış hat seferi icra edildi. Toplamda 139 bin 571 sefer bu dönemde düzenlendi. Yılın ilk dokuz aylık döneminde, İstanbul'daki havalimanlarından iç hatta 113 bin 219, dış hatta 143 bin 850 olmak üzere toplam 257 bin 69 uçuş icra edildi.Geçen senenin aynı döneminde İstanbul'daki havalimanlarından 530 bin 344sefer icra edilmişti.Ocak-ekim döneminde Türkiye'deki havalimanlarından icra edilen 629 bin 705 seferin yaklaşık yüzde 41'inin İstanbul'dan yapıldığı hesaplandı.Sabiha Gökçen Havalimanı 12 milyon yolcuyu aştıAtatürk Havalimanı'nda, geçen yılın nisan ayındaki büyük taşınmadan bu yana özel ve kargo uçuşları yapılıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı, yılın ilk dokuz ayında toplam 12 milyon 385 bin 470 yolcu ağırladı.Bu dönemde seyahat eden yolcuların 8 milyon 489 bin 999'u iç, 3 milyon 895 bin 471'i dış hat noktalarına uçtu. Ocak-eylül döneminde İstanbul Havalimanı'ndan uçan yolcuların sayısı iç hatta 5 milyon 862 bin 150, dış hatta ise 12 milyon 196 bin 81 olarak belirlendi. Toplam 18 milyon 58 bin 231 yolcu bu dönemde havalimanından geliş-gidiş yaptı. Yılın ilk dokuz ayında İstanbul'daki havalimanlarından toplamda 30 milyon 443 bin 701 yolcu seyahat etti. Geçen yılın aynı döneminde 78 milyon 49 bin 532yolcu, İstanbul'daki havalimanlarını kullanmıştı.Yılın bu döneminde, Türkiye'deki tüm havalimanlarından seyahat eden 61 milyon 721 bin 290 yolcunun yüzde 49'u İstanbul'dan uçtu.
Analiz – Azerbaycan'ın Kazanımları Ermenistan'ın Stratejisini Bozdu
İSTANBUL (AA) -ALİ MASKAN- On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde Gülistan Anlaşmasıyla Karabağ bölgesine yerleşen Rusya, 1828 yılında İran ile yaptığı Türkmençay Anlaşması ile bölge devletlerinden getirdiği Ermenileri buraya yerleştirmek suretiyle Ermenistan devletinin temellerini atmış oldu. Kudüs gibi sonradan gelen yerleşimcilerle doldurulan Dağlık Karabağ, 200 yıllık bir sorun olarak uluslararası gündemdeki çözümsüzlüğünü korumakta. Ermenilerce işgal edilen Dağlık Karabağ Azeriler tarafından hukuki, Ermeniler tarafından ise siyasi bir sorun olarak telakki edilmekte. Kendisine ait bir toprağın Ermeniler tarafından işgal edilmiş olmasına vurgu yapan Azerbaycan, savunmasını uluslararası hukuk gereği bu toprakların işgal öncesi durumuna döndürülmesi gerektiği tezi üzerinden sürdürüyor. Ermeniler ise Türkmençay Anlaşması’na kadar giden bu fiili durumu dikkate alarak, konunun siyasi ve tarihi bir gerçeklik olarak ele alınmasını istiyor.Hukuki boyutBirleşmiş Milletlerin (BM) 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarında Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiği kabul edilmekte. Lakin BM ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu usul olarak, her iki ülkenin bakış açısını uzlaştırmak gibi bir imkânsızlığı benimsedikleri için, bu zamana kadar çözüme yönelik kayda değer hiçbir girişimde bulunamadılar. Bu fiili durumun şimdiye kadar Ermenistan’ın yaklaşımını destekler mahiyette geliştiğini söyleyebiliriz.BM, sorunu net bir şekilde tanımlamasına rağmen, uluslararası hukuka göre işgalci bir devlet olan Ermenistan’a uygulanacak hukuki yaptırımlara yönelik hiçbir girişimi bu zamana kadar gündeme getirmedi. Hâlbuki BM şartnamesinin 41 ve 42. maddeleri silahsız ve silahlı kuvvetleri kullanmak suretiyle alınacak önlemleri açıkça belirtmekte. BM böyle bir uygulamaya girmediği gibi 51. maddede belirtilen “meşru müdafaa” hakkının Azerbaycan tarafından kullanılmasına da müsaade edilmedi.Eşbaşkanlığını ABD, Rusya ve Fransa’nın yaptığı Minsk Grubu ise olaya tamamen siyasi boyuttan yaklaşıp, sorunun diplomatik ve barışçıl yollardan çözümü için iyi niyetlerini beyan etmekten öteye geçen bir girişimde bulunmadı. Belki de en önemli girişim 29 Kasım 2007’de İspanya’da yapılan toplantıda “Madrid İlkeleri” başlıklı bir süreçle başlatıldı. Ermenistan’ın işgal ettiği yedi bölgeyi boşaltması temeline dayanan bu girişim, Ermenistan tarafından kabul edilmedi. 2008’de imzalanan “Moskova Deklarasyonu” da bir sonuca varılmasına vesile olamadı.Siyasi boyutPeki, mevcut hukuki çözümsüzlük ve siyasi oyalamalar gölgesinde Ermenistan neye ve kime güvenerek Azerbaycan’a karşı silahlı bir saldırıda bulundu? Otuz yılı aşkındır uluslararası hukuka konu olmayan bu sorunun periyodik olarak çatışmaya dönmesi elbette ki sadece Ermenistan’ın takdirinde olan bir husus değil. Rusya ve Batılı ülkeleri ilgilendiren bu konunun siyasi boyutunun daha güncel hale gelmesi, sadece bölgede çıkarları olan ülkeler için değil, statükoyu sağlamlaştıracağı düşüncesiyle Ermenistan’ı da ziyadesiyle mutlu etmektedir. Lakin bu sefer ABD ve Rusya diplomasisi arasında sıkışan Ermenistan beklediği siyasi desteği bulamadı.Ermenistan’da 2018 yılında yapılan seçimlerde Batı yanlısı Nikol Paşinyan’ın liderlik ettiği “Benim Adımım” ittifakı yüzde yetmişlere varan oy alırken, Rus yanlısı eski Başbakan Serj Sarkisyan'ın Cumhuriyetçi Partisi barajı dahi geçemedi. Ülke içindeki bu radikal siyasi değişimden en büyük rahatsızlığı doğal olarak Rusya hissetti.Ermenistan devletinin tarihsel tasarımcısı olan Rusya’nın, bu ülkeyle 1995 tarihli “Kolektif Güvenlik Anlaşması” başta olmak üzere birçok askeri ve ekonomik anlaşması bulunuyor. Rusya Ermenistan’da bulunan askeri güçleri ve savunma yardımlarıyla burayı Kafkasya’daki bir üssü olarak telakki ediyor. Bununla birlikte, ülkede meydana gelen eksen kaymasının telafisi mümkün olmayan sonuçları beraberinde getirebileceği düşüncesi Rusya’yı yeni politik oyunlara yöneltmiş durumda.Çatışma ve ateşkes süreciEsasında Ermenistan’ın yapacağı saldırı bölge ve Minsk Grubu ülkeleri tarafından beklenmekteydi. Satrançtaki maharetine güvenen Ruslar hamleleri tasarlamak suretiyle başlattığı oyun sayesinde hem Ermenilere bir ders verecek hem de Azerbaycan ile olan ilişkilerinde bir güven tazelemeye gidecekti.Azerbaycan’ın donanımlı ve düzenli askeri birliklerinin işgal edilmiş bölgelerdeki başarılı operasyonlarına karşı, uluslararası camianın itidali koruyarak barış görüşmelerini tavsiye eden açıklamaları, Ermenileri ziyadesiyle şaşırttı. Bu temkinli açıklamalar Azerbaycanlılara siyasi bir güç verirken Ermenistan’ın şaşkın yalnızlığını ortaya çıkardı ve Paşinyan ateşkes için masaya oturabileceğini açıklamak zorunda kaldı.Azerbaycan’ın tahammül edilebilir askeri üstünlüğü sağlamasını müteakip, Ruslar devreye girerek olağan istikrarlı çözümsüzlük sürecinin bir yenisini başlattı. Zira Azerbaycan ordularının işgal edilmiş bölgelerin tamamını ele geçirmesi sadece Rusya’nın değil Minsk grubu üyesi ülkelerin de arzu ettiği bir durum değildi. Petrol ve doğalgaz boru hatlarının güvenliği, bölgedeki güç unsurlarının teyidi, başka bölgelerdeki pazarlık unsurları bu çatışmaları uluslararası bir niteliğe dönüştürmekteydi. Sorun her ne kadar Azerbaycanlıları ve Ermenistanlıları ilgilendirse de burada yaşananları Libya’dan, Suriye’den, Doğu Akdeniz’den, Belarus ve Kırgızistan’daki olaylardan bağımsız değerlendirmek mümkün değil.Bakiyesi olarak gördüğü ülkelerde yaşadığı ardışık sorunların, Rusya’nın tahammül sınırlarını aşmaması için, Azerbaycan-Ermenistan sorununda aktif arabulucu olarak kabul görmesi doğal karşılanmalı. Bir gün bu tahammül sınırlarının zorlanması da beklenebilir ama en azından bugün değil. Rusya’nın, dışişleri bakanı seviyesinde yürüttüğü bu ateşkes süreci, beklenildiği üzere mutlak bir kabulle devam etmese de uluslararası camianın mutabık kaldığı bir seviyeye gelindiğine şüphe yok.Ateşkese yönelik beyanların ifade edildiği toplantı akabinde, Minsk Grubu eş başkanlarının arabuluculuğuyla çözüm odaklı barışçıl müzakereler başlatılacağı ifade edildi. Soruna hiçbir zaman uluslararası hukuk boyutundan yaklaşmayan Minsk Grubu’nun diplomatik bir yaklaşımla sorunları “öteleyici” ve çatışmayı “önleyici” girişimleri devam edeceğe benziyor. Bu şekliyle ateşkesin, sorunun çözümüne yönelik girişimleri başlatacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Halihazırda Ermenistan’ın ateşkese uymadığı dikkate alınırsa, detayları önümüzdeki günlerde masada şekillenecek olan görüşmelerde, yeni sınırların kabulünün asgari şart olarak sunulması Azerbaycan açısından bir başarı olarak düşünülebilir.Peki, bu ateşkes görüşmesi taraflar için ne anlam ifade ediyor? Ermenistan, sorunun siyasi çözümsüzlüğünden beslenen bir ülke olarak, her defasında statükonun korunması yönünde bir gayret içinde olmuştu. Ancak bu defa Ermenistan'ın, Azerbaycan tarafından ele geçirilen toprakları kaybetme pahasına bir statükoya razı olması, izahı zor bir kabullenme olacak.Azerbaycan ise uluslararası müdahale olmadığı takdirde, işgal edilmiş topraklarını ele geçirme hususundaki askeri yeterliliğini göstermiş oldu. Hukuki alandaki haklılığını, askeri alanda elde ettiği başarılarla diplomasi masasına taşıyabilirse, gelecek günlerde daha rahat olacağı şüphesiz. Azerbaycan bundan sonraki süreçte Minsk Grubu eş başkanlığına Türkiye’nin de dâhil edilmesini, sorunun tarafsız uluslararası hukuk uzmanlarınca BM şartnamesi ve ilgili uluslararası hukuk mevzuatları çerçevesinde değerlendirilmesini talep edebilir. Ayrıca Azerbaycan’ın ele geçireceği bölgeleri Türkiye’nin askeri desteği ile tahkim etmesi bölgedeki bütün dengeleri değiştirecektir. Ayrıca bu süreçte Azerbaycan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygı çerçevesinde kullanması takdire şayan bir başarı olmuştur.Rusya baştaki sessizliği ve akabindeki sorun çözücü aktif pozisyonuyla bir taraftan Ermenistan’a gözdağı verirken diğer taraftan Azerbaycan’ın haklı taleplerine göz yummak suretiyle en azından sürecin kısmen de olsa farklı bir boyuttan değerlendirilebileceğini ortaya koydu. Yeni haritada güvenliği sağlamak amacıyla askeri varlığında bir düzenleme yapmak, Rusları bölgede biraz daha güçlendirecektir.ABD, yakında yapılacak seçimlerinde Ermenileri memnun edecek girişimlerde bulunmayı arzu etse de bölgede Rusya’dan bağımsız enerji politikalarının izlenmesi ve Kafkasya’da yeni dengelerin kurulmasına katkı sağlayacak girişimler her zaman önceliği olacaktır. Diğer taraftan bu ateşkes süreci, ABD’nin Ermenistan toplumu üzerindeki mahfuz siyasi kazanımlarında da bir kayba yol açmayacaktır.Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kadim dostluk her zamankinden daha güçlü hale gelmiş ve bu tek millet aklı bölgenin stratejik yapılanmasına yeni bir boyut kazandırmıştır.SonuçSonuç olarak, iki yüz yıldır kangren olmuş tarihsel bir gerçekliğin sihirli bir sopayla çözülmesi mümkün değil. Kaldı ki sorun sadece iki ülkeyi değil, bölgede menfaati olan birçok ülkeyi içine almıştır. Uluslararası hukuku kendi lehine işletemeyen Azerbaycan’ın, bu çatışmadaki üstünlüğü ve Türkiye ile işbirliği Rusya, ABD, Fransa ve İran’ı bazı hususları yeniden düşünmeye sevk edecektir. Azerbaycan uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını kullanmak suretiyle elde ettiği başarıyı, artık sorunun nedenlerini izah etme yerine, sonuçlarını müzakere etmeye dönüştürmek suretiyle Ermenistan'ın elindeki savunma stratejisini bozdu. Bu çatışma ve ateşkes Azerbaycan’a “nedenleri” ve “sonuçları” aynı anda müzakere gücü verdi. Ermeniler ateşkese riayet etmese de gelinen bu aşama Azeriler için önemli bir kazanım olmuştur.“Kafkasların Kudüs’ü”nde çözümsüzlüğü temel alan uzlaşma girişimlerinin, esasında yeni bir çatışmanın da temellerini attığını aklımızın bir köşesinde tutalım.[“Korsanlıktan Siyasal İslam'a: Cezayir'de Sosyal ve Toplumsal Değişim” ve “Kalanlara Gurbet Gidenlere Memleket Rumeli (Makedonya Türkleri)” kitaplarının yazarı olan Ali Maskan çalışmalarını sömürgecilik ve Afrika ile Balkanlar alanlarında sürdürmektedir]
Yanan Orman Alanlarında Yeşile Yolculuk Başladı
İZMİR (AA) - HALİL ŞAHİN - Yaz aylarında çıkan orman yangınları nedeniyle zarar gören alanların yeniden yeşile bürünmesi için çalışmalara başlandı.Alevlerde zarar gören ormanlık alanlar her yıl olduğu gibi dikilecek yeni fidanlar için hazırlanıyor. İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri de sorumluluk alanı olan İzmir ve Manisa'da, bu seneki yangınlarda zarar gören alanlarda yoğun bir çalışma yürütüyor.Bu kapsamda ilk olarak ormanda kesilmesi gereken ağaçların, doğal denge göz önünde bulundurularak düzenlenmesi yapıldı. Ardından kesilmesi gereken ağaçlar ile alevlerden az zararla kurtularak yaşamlarını sürdürebilecek ağaçlar tespit edildi. Kadastro ekipleri, yanan alan ölçümünün ardından sahanın yol şebekesi ve alevlerin atlamasını önlemek için yapılan yangın emniyet yollarının planlamasını gerçekleştirdi. Şimdilerde ise sahada çalışmayı sürdüren işçiler kesilmesi gereken ağaçların kesimini yapıyor. Kabukları soyularak tomruk haline getirilen ağaçlar, traktörlere yüklenerek belirli alanlara diziliyor. Kesimin tamamlanmasının ardından ağaçlar Orman Bölge Müdürlüğünün depolarına taşınacak ve satışa çıkartılacak. Ekipler, ağaçların ekonomik değerinin düşmemesi için ağaç kesimini, zararlı böcekler ağaca ulaşmadan tamamlama konusunda özel çaba sarf ediyor.Ağaç kesimi tamamlanan bölgelerde toprak üstü temizlenerek, toprak, dikim için hazırlanmaya başlanıyor. Dozerlerle örtü temizleme yapılıyor, ardından dikim terasları oluşturuluyor. Bu teraslara fidan dikim sezonunun başlangıcı olan kasım ayında ilk fidanlar dikilecek. Fidan dikimi 5 ay boyunca yapılabiliyor.6 milyon fidan yeşerecekİzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl siyaha bürünen alanlara 6 milyon fidan dikileceğini belirtti.İlk fidanların kasım ayında toprakla buluşacağını kaydeden Derince, yeni fidanlarla, yanan alanların yıllar içinde tekrar yeşile bürünmesi ve ormana dönüşmesinin hedeflendiğini söyledi.Derince, fidan dikiminin bir plan çerçevesinde gerçekleştirileceğine dikkati çekerek, sahanın geneline, asli tür olan kızılçam fidanı dikileceğini aktardı. Yol ve yangın emniyet şeritlerinin olası yangınlar dikkate alınarak ağaçlandırılacağını ifade eden Derince, bu güzergahların da dayanıklı ağaç türleri olan servi, akasya, ahlat, zakkum gibi türlerle ağaçlandırılacağını kaydetti.Yanan her ormanlık alanın yeniden ağaçlandırıldığını vurgulayan Derince, 'Yanan alanları ağaçlandırmak, yeniden orman haline getirmek bizim görevimiz. Yanan sahada yapılaşma söz konusu olamaz. Bir karış orman toprağı yapılaşmaya açılmaz.' ifadelerini kullandı.İzmir ve Manisa'da 261 orman yangınına müdahale edildiÖte yandan, bu yıl 1 Ocak-11 Ekim tarihlerinde, İzmir ve Manisa'da 261 orman yangını meydana geldi. Bu yangınlarda 4 bin 103 hektar alan zarar gördü.Yanan alan açısından yılın büyük yangını Manisa'nın Ahmetli ilçesinde yaşandı. 1 Ağustos günü saat 16.00 civarında başlayan yangın, 4 Ağustos günü saat 13.00 sularında kontrol altına alınabildi. Yangında 864 hektar ormanlık alan zarar gördü. İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Çile Mahallesi'nde, 2 Ağustos'ta başlayan ve 22 saat sonra kontrol altına alınabilen yangın da 430 hektar alanda etkili oldu.
Ankara'nın Ulaşım Master Planı "Smart Ankara" İle Belirlenecek
ANKARA (AA) - ÖMER OLCAY - Ankara Büyükşehir Belediyesi, kentin 20 yıllık sürdürülebilir ulaşım planlamasını belirleyecek 'Smart Ankara' projesini hayata geçirmek için çalışmalara başladı.Proje kapsamında, Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı (SUMP), Akıllı Ulaşım Sistemi (AUS) Vizyon Planı ve Akıllı Bisiklet Sistemi ile kentte, erişilebilirlik, ekonomik ulaşım, yaşam, sağlık ve çevre kalitesini yükseltmek hedefleniyor.EGO Genel Müdürü Nihat Alkaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Smart Ankara projesi, Mamak ilçesine yapılacak ANKARAY ve Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasının toplu taşıma araçlarında uygulanma süreçlerine ilişkin bilgileri paylaştı.Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu ile Smart Ankara projesi için 4 milyon 134 bin avroluk hibe antlaşması imzaladıklarını belirten Alkaş, hibenin 2 milyon avroluk kısmı ile AB'nin sağlayacağı araç, malzeme ve ekipman için ayrılırken kalan 2 milyon 134 bin avroluk bütçenin de projenin uygulanma aşamasında kullanılacağını söyledi.Alkaş, proje kapsamında yer alan Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı'nın Türkiye'de ilk olma özelliği taşıdığını ifade ederek 'Bugüne kadar şehirler konuşulurken hep ulaşım ana planlarından söz edildi. Şehirlerin ulaşım ana planları vardır. Ankara'nın da biliyorsunuz ulaşım ana planı vardı, revizesine yönelik bir süreç devam ediyor. Şu anda şehirler bu ulaşım ana planı üstündeki vizyona sahip olan Sürdürülebilir Ulaşım Ana Planı yapmaya çalışıyorlar. Bir nevi çatı plan diyebiliriz buna. Önümüzdeki süreçte bundan sıklıkla söz edeceğiz. SUMP ulaşımda enerjide sağlıkta giderlerin azalması anlamına geliyor.' dedi.SUMP planını, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile oluşturduklarını aktaran Alkaş, şöyle devam etti:'Sürdürülebilir Ulaşım Master Planı'ndan sonra Akıllı Ulaşım Sistemi (AUS) Vizyon Planı var. Bunlara ilave olarak da 408 tane elektrikli bisiklet ile kent genelinde 34 tane bisiklet şarj istasyonu yer alacak. Bütün otobüslerde bisiklet taşımaya uygun aparatlar, metrolarda bisiklet taşımaya uygun aparatlar olacak.Bu proje kapsamında, sağlanacak iki tane kamyon var. Kiralık bisikletinize bindiniz bir yerde bıraktınız. Bıraktıktan sonra bir tarafta fazla bir yığılma diğer tarafta hiçbir yığılma yok. Söz konusu iki kamyon sürekli Ankara'nın caddelerinde dolaşarak fazla olan yerlerdeki bisikletleri alacak diğer taraflara taşıyacak. İki tane bisiklet sayacı ile de ne kadar bisikletlinin hangi yolları kullandığını tespit edeceğiz.''7,4 kilometrelik hat için de 39 tane araç alınacak'Mamak ilçesini, Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesi (AŞTİ) ile Dikimevi arasında çalışan ANKARAY hattına bağlanması için etüt proje çalışmalarına ilişkin düzenlenen ihale sürecinin sonuçlandığını belirten Alkaş, 7,4 kilometre olarak planlanan projeye, Söğütözü ile AŞTİ arasındaki 788 metrelik raylı hattı da eklemek istediklerini ifade etti.Raylı sistemler projesi hakkında bilgi veren Alkaş, 'Her dizide mevcut 3 tane trenimiz var. Yani 33 tane toplam vagonumuz var. Bu 33 vagonun revize edilmesinin yanı sıra yeni yapılacak 7,4 kilometrelik hat için de 39 tane araç alınacak. Eğer bütün her şey zamanında olursa herhangi bir izin ya da onay konusunda bir gecikme yaşanmazsa Sayın Başkanımızın süresi içerisinde başlayıp önemli bir kısmının bitirilebileceğini düşünüyorum.' diye konuştu.HES kodu kişiselleştirmesi için son tarih 16 EkimAlkaş, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında, EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray'a binen vatandaşların kullandığı Ankarakartlarına tanımlayacakları HES kodu ile güvenli ulaşımı sağlayacaklarını söyledi.Sağlık Bakanlığına, kendilerine veri aktarılması yönünde başvurduklarını kaydeden Alkaş, 'Sağlık Bakanlığı hem hastaları hem de karantinada olması gerekenlerin kayıtlarını tutuyor. Bu kayıtların bizimle paylaşılmasıyla biz de onları ulaşım kartlarına yükleyerek en azından toplu taşıma araçlarını kullanmalarının önüne geçmiş olacağız. 4 milyon 900 bin civarında tam Ankarakart abonemiz mevcut bulunmaktadır. Bunların kişiselleştirilmiş olanların sayısı 300 bin civarında. Vatandaşlarımıza 16 Ekim'e kadar Ankarakartlarını kişiselleştirmeleri için çağrıda bulunduk.' ifadelerini kullandı.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Eyvah Sıra Bana Geldi, Ben De Öleceğim Hissine Kapıldım"
ADIYAMAN (AA) - ORHAN PEHLÜL - Adıyaman'da yakalandığı yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkanı Zeynel Abidin Kıymaz, herkesi tedbirli olmaya davet etti.Adıyaman'da oturan 58 yaşındaki Kıymaz, bir süre önce halsizlik, yüksek ateş, öksürük ve kas ağrıları şikayetiyle hastanenin pandemi servisine başvurdu.Kıymaz'ın hastanede yapılan tetkik ve testlerinde Kovid-19'a yakalandığı tespit edilerek, tedavisine başlandı. Kıymaz, tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.Zeynel Abidin Kıymaz, AA muhabirine, soğuk algınlığına yakalandığını düşünerek tatilini yarıda kesip Adıyaman'a döndüğünü söyledi.'Klima çarpmış' düşüncesiyle hastaneye başvurduğunu ifade eden Kıymaz, 'Kentte özel bir hastaneye gittim. Orada çekilen tomografi sonucunda akciğerlerimin kötü durumda olduğu ve test sonucunun da pozitif çıktığı söylendi. Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kovid-19 servisinde yatışım yapıldı.' dedi.'Eyvah sıra bana geldi' Mesleği gereği Kovid-19 sürecini yakından takip ettiğini ve hastaların ne zorluklarla karşılaştığına ilişkin haberleri okuduğunu anlatan Kıymaz, şöyle konuştu:'Her gün Kovid-19 hastalarının ölüm ve haberlerini okuyup yazan biri olarak 'Eyvah sıra bana geldi, ben de öleceğim.' hissine kapıldım. Bir haftalık hastanedeki tedavi sürecimde çok zorluklar çektim, sürekli öksürüyordum, nefes almakta zorlandım. Orada yatan hastaları da görünce etkilenmemek elde değildi. Çok şükür, ciğerlerim normale döndü. Vücudum tedaviye cevap verdi. Sigara, alkol gibi alışkanlıklarım yok, dirençli bir insanım ama 'Aşırı kilo ve obezite kaynaklı sıkıntı yaşayabilirim.' diye kötü düşünce vardı bende, çok şükür atlattım.'Hastanede kendisi gibi Kovid-19 tedavisi görenlerin durumunu çok yakından gözlemlediğini belirten Kıymaz, o ortamı gören kişilerin maske takmadan asla dışarıya çıkmayacağını söyledi.Kıymaz, insanların maske, mesafe ve hijyen tedbirlerine uymasının önemini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Durumu kötü olan vatandaşlarımız çok acı çekiyor. Bugün Kovid-19'dan tedavi görüp iyileşebilirsin ama ölüm gerçeğinden uzaklaşamazsın. Koronavirüs bu topluma, bizlere ölümü hatırlattı, iş yoğunluğu içerisinde insanlar ihmal ettikleri şeyleri Kovid-19 dolayısıyla fark etmeye başladı. Akrabaların, dostların ve arkadaşlarımın varlığını hissetmeye başladım. Hayatın boş ve nafile gitmesini hissetmeye başladım. Ölüm gerçeğinin hayatta var olduğunu öğretti bana. Biz hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz.'Sağlık personelinin büyük görev üstlendiğini ve canla başla çalıştığını birebir gördüğünü dile getiren Kıymaz, toplumun da kurallara uyarak sağlık çalışanlarının yükünü hafifletmesi gerektiğini ifade etti.
Reklam
Azerbaycan Savunma Bakanlığı: "Azerbaycan, İnsani Ateşkese Uyuyor"
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun geçici insani ateşkese uyduğu bildirildi.Azerbaycan Savunma Bakanlığının açıklamasında, Ermenistan tarafının, Azerbaycan'ın ateşkesi ihlal ettiği yönündeki iddiaları yalanlandı. Açıklamada, 'Azerbaycan ordusunun Hadrut'a girmek için askeri yığınak yaptığına ilişkin iddialar ve şiddetli çatışmaların yaşandığına dair yayılan bilgiler Ermenistan tarafının dezenformasyonudur. Hadrut, birkaç gün önce Azerbaycan ordusunca işgalden kurtarıldı. Azerbaycan ateşkese uyuyor ve aktif savaş faaliyeti yürütmüyor.' ifadeleri yer aldı.Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim Cumartesi saat 12.00’den itibaren geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.
Meslek Lisesi Maske Ve Dezenfektan Üretimini 5'E Katladı
BURSA (AA) - İSMAİL ÖZDEMİR - Bursa Yiğitler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde 2 milyon cerrahi maske ve 300 bin litre dezenfektan üretildi.Lisenin moda tasarımı teknolojisi ve kimya teknolojisi alanlarında 5 idareci, 10 öğretmen ile 60 öğrenci, yaklaşık 7 aydır maske ve dezenfektan üretimini sürdürüyor.Öğrenci ve öğretmenlerin ürettiği dezenfektan, temizlik ürünleri ve maskeler, başta Bursa olmak üzere birçok ildeki kamu kurumu ve özel kuruluşlara gönderildi. Elde edilen gelirle okuldaki üretim cihazları yenilendi, öğrencilere de aylık 3 bin lira ücret ödendi. Okul Müdürü Mehmet Akif Bingöl, AA muhabirine, salgının ilk günlerinde döner sermaye sistemi kurarak üretime başladıklarını söyledi.Süreç içinde atölyeleri ve üretim yerlerini modernize ederek üretimi 5 katına çıkardıklarını belirten Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:'Virüse karşı her türlü koruyucu tedbiri aldıktan sonra üretimdeki öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi motive ettik. Üretimdeki hiç kimsenin virüse yakalanmaması bu sürecin en büyük bereketi oldu. Dezenfektan üretim kapasitemiz günlük 20 bin litre, sipariş oldukça bunları karşılıyoruz. Şu ana kadar ürünlerimizin ulaşmadığı Bursa'da hiçbir okulumuz kalmadı. Başta 1 milyon maske hedefi koymuştuk, zaman içinde artan kapasitemiz bizi 2 milyona ulaştırdı.'Bingöl, eğitim öğretim ile döner sermaye kapsamında dezenfektan ve maske üretimini birlikte yürüttüklerini anlattı.Milletin en zor anında meslek liselerinin sorumluluk aldığını vurgulayan Bingöl, 'Kara gün dostu olduğumuzu gösterdik. İnsanların buraya gelip maske ihtiyacını karşılaması, hastanelere ürettiklerimizi ulaştırmamız, bu konuda ne kadar önemli bir vazife üstlendiğimizi gösterdi. Ürettiğimiz hiçbir ürünle ilgili hiçbir şikayet gelmedi.' diye konuştu.'İnsanlara yardımcı olduğum için onur duyuyorum'Öğretmen Selma Yücel Umutlu da maske üretimi için öğrencilere makineleri kullanmayı öğrettiklerini belirtti.Umutlu, süreç hakkında öğrencileri sürekli bilgilendirdiklerini ifade ederek, 'Bu süreçte koşarak geldik. Yapmamız gerekiyordu, devletimizin ihtiyacı vardı. Çocuklarda vatan aşkı var. Onlara bu sıkıntıların aşılacağını, dikkatli bir şekilde çalışmamız gerektiğini anlattım.' dedi.12. sınıf öğrencisi Semanur Coşkun ise maskelerin iyi bir şekilde dikilmesi ve paketlenmesi için gereken önlemleri aldıklarını dile getirdi.Maskelerin paketlendikten sonra sipariş sahiplerine ulaştırıldığına değinen Coşkun, 'Bu bölümü seçtiğim ve böyle bir iş yaptığım için daha da mutluyum. İnsanlara yardımcı olduğum için onur duyuyorum. Maske dikiminde yer alarak mesleki açıdan kendimizi geliştirdik. Okulumuzun bölümdeki altyapısı iyi. Öğretmenlerimizin bilgisi çok iyi, her şekilde bize yardımcı oluyorlar, bizim ileride iyi yerlere gelebilmemiz için bilgilendirici dersler veriyorlar.' değerlendirmesinde bulundu.11. sınıf öğrencisi Berfin Gençtürk de üretim sırasında eldiven takmaya, maske kullanmaya özen gösterdiklerini, steril bir şekilde maskeleri paketlediklerini aktardı.Maskeleri belli sayılarda paketlediklerini anlatan Gençtürk, vatana, millete bir katkı sağladığı için mutlu olduğunu, meslek lisesinde okumanın kendisine çok şey kattığını sözlerine ekledi.
Reklam
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19 Salgınıyla İlgili Gelişmeler
KİEV (AA) - Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürüyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 4 bin 420 kişide virüsün görülmesiyle vaka sayısının 265 bin 454'e çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 21 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 43 artışla 5 bin 15 olduğunu kaydetti.Stepanov, virüse yakalanan 521 kişinin hastaneye kaldırıldığını, iyileşen sayısının ise 903 artarak 114 bin 410'a ulaştığını ifade etti.Ukrayna Sağlık Bakanlığı, vakaların artışı nedeniyle üniversitelerin geçici olarak uzaktan eğitime geçmesi kararını aldı. Karantina uygulamasının 1 Kasım'a kadar uzatıldığı Ukrayna’da bölgelerin salgın durumuna göre 'yeşil', 'sarı', 'turuncu' ve 'kırmızı'ya ayrılmasına yönelik uygulama devam ediyor. Bölgedeki durum, yapılan test sayısı, yatak doluluk ve vakaların artış oranına göre belirleniyor. Bölgelerde Kovid-19'a karşı farklı tedbirler uygulanıyor.Ülkede, nisan ve mayısta 700'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, haziran sonuna doğru binin üzerine çıkmış, ardından düşüşe geçmişti.Vaka sayısı ağustos başında yeniden yükselmeye başlamış, geçen hafta 5 bin 804 kişide virüsün görülmesiyle rekor yaşanmıştı.GürcistanGürcistan Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, ülkede son 24 saatte 478 kişide Kovid-19’a rastlanmasıyla vaka sayısı 12 bin 313’e ulaştı.Virüsten iyileşenlerin sayısı 211 artarak 6 bin 538'e, hayatını kaybedenlerin sayısı 6 artarak 91’e yükseldi.Ülkede 5 bin 590 kişi karantinada, 836 kişi hastanelerde ve 1393 kişi de Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 5 Ekim'de 578 vakanın tespit edilmesiyle rekor yaşanmıştı. Gürcistan'da mart ve nisanda 40'ın altında görülen günlük vaka sayısı, mayıs ve haziranda 20'nin, temmuzda 10'un altına inmiş, ağustos sonunda ise hızla artmaya başlamıştı.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan bu yana ülkede Kovid-19 vakası sayısının 188 artarak 61 bin 205'e, virüsten ölenlerin sayısının ise 2 artarak 507'ye çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 102 artarak 58 bin 69 olduğu ve şimdiye kadar virüs tespit edilen hastaların yüzde 95'inin iyileştiği aktarıldı.Ülkedeki hastanelerde 2 bin 629 hastanın tedavisi sürüyor.Karantina tedbirlerinin 15 Ağustos'tan itibaren aşamalı olarak gevşetildiği Özbekistan'da, ağustos sonundan başlayarak 300'ün altında seyreden günlük vaka sayısı, eylülde yükselişe geçerek 700'ün üzerine çıkarken, ekimden itibaren ise 300 civarında gerçekleşiyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 74 artarak 108 bin 831'e çıktı.Virüsten iyileşenlerin sayısı 61 artarak 103 bin 980'e, ölenlerin sayısı 3 artarak 1768'e ulaştı.Ülkede 72'si çocuk 2 bin 30 Kovid-19 hastasının tedavisi devam ediyor, 84 kişinin sağlık durumu ağır, 13 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.Son 24 saatte Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vakası sayısı 34 artarak 34 bin 909'a yükseldi.Zatürreden 23 kişinin daha iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 27 bin 699'a çıktı, 1 kişi hayatını kaybetti, böylece ölenlerin sayısı 368 oldu. Öte yandan, 6 Ekim'den itibaren dış hat uçuşlar için uygulanan kısıtlamalar sürüyor. Yanında Kovid-19 test sonuçlarının negatif olduğu gösteren belgesi olmayan yabancılar uçağa alınmıyor.Kovid-19 belgesi olmayan yurt dışından dönen Kazak vatandaşlar ise test yaptırmak üzere karantinaya alınıyor.
Öğrenciler Özlemle Kavuşmayı Bekledikleri Okullarında Yeniden Dersbaşı Yaptı
İSTANBUL (AA) - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadele kapsamında uzun süredir uzaktan eğitim gören ilkokul, köy okulları, 8. ve 12. sınıf öğrencileri, lise hazırlık sınıfı öğrencileri ve özel gereksinimli çocuklar, hasret kaldıkları okullarında yeniden dersbaşı yaptı. Kovid-19 salgını nedeniyle TRT EBA, EBA ve canlı sınıf uygulamalarıyla yürütülen uzaktan eğitim sürecinde, yüz yüze eğitime aşamalı geçiş planlamasının ilk basamağı, 21 Eylül Pazartesi itibarıyla hayata geçirildi, 21 Eylül'de, okul öncesi eğitim ve ilkokul 1. sınıf öğrencileriyle yüz yüze eğitim başladı.Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yüz yüze eğitime geçişte ikinci aşamayı ise bugünden itibaren uygulamaya koydu. Bu kapsamda, ilkokullar, köy okulları, 8. ve 12. sınıflar, lise hazırlık sınıfları ile özel gereksinimli çocukların okullarında yüz yüze eğitim başladı. Oyun kitapçıkları ve aktivitelerle salgına karşı bilinçlendirme çalışmaları Bahçeşehir Koleji Okul Öncesi ve İlkokuldan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hale Güneş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüz yüze eğitimin 3 hafta önce okul öncesi ve birinci sınıflar için başladığını, bugün itibarıyla da 2, 3, 4, 8 ve 12. sınıfların okula döndüğünü hatırlattı. Güneş, özellikle küçük yaş grubunun yüz yüze eğitime başlama kararını olumlu karşıladıklarını çünkü öğretmenin öğrencisinin gözünün içine bakarak ders anlatmasının bambaşka olduğunu ifade etti. Hale Güneş, yüz yüze eğitim öncesinde öğrenci ve velileri bilgilendirmek amacıyla Bilim ve Danışma Kurulunun liderliğinde pandemi kitapçığı ve bilgilendirme metni hazırladıklarını, ayrıca oyun kitapçıkları ve aktivitelerle de çocukların okulda sosyal mesafeyi nasıl koruyacakları, mesafeli oyunları nasıl oynayacakları, yemekten önce, gün içerisinde ve tuvalete gittikten sonra el hijyenlerini nasıl sağlayacaklarına dair bilinçlendirme çalışmaları yürüttüklerini anlattı. Sabah girişten itibaren öğrencilerin gün içerisinde birkaç kez ateşlerinin ölçüldüğünü aktaran Güneş, okulda alınan tedbirlere ilişkin şöyle konuştu. 'Öğrenciler maske takma konusunda yönlendiriliyorlar. Özellikle küçük yaş öğrencilerimiz asla maskelerini çıkarmıyorlar. Bu konuda çok dikkatliler. Günde birkaç kez maske değişimi yapılıyor. Okulun her noktasında, özellikle okul koridorları, tuvaletler, sınıfların içleri gibi tüm ortak alanlar da dahil olmak üzere sosyal mesafeye dikkati çekecek, öğrencilerin el hijyenlerini sürekli yapmalarıyla ilgili uyarıcı nitelikte görseller hazırlandı. Öğrencilerin bahçede oyun alanları belli mesafelerde ayarlandı, çizgilerle belirlendi. Okul ve sınıf girişlerine el dezenfektanları yerleştirildi. Öğretmenlerimiz malzeme alışverişi yapmamaları konusunda onlara rehberlik ediyorlar. Maske değiştirmeleri gerektiğinde de kontrol ediyorlar. Her öğrencinin sırası belirlendi. O sırayı değiştirmiyorlar. Sıralar arası mesafeler de belirlendi.'Güneş, Kovid-19 salgınıyla ilgili özellikle psikososyal destek noktasında rehber öğretmenlerin öğrencilere bilgi verdiğini, bu konuda tedirginlik yaşamadan önlemleri alarak sürecin yürütülmesi gerektiğini öğrencilere anlattıklarını dile getirdi. Bakanlığın yönlendirmesi doğrultusunda öğrencilerin velilerinin isteğine bağlı olarak haftada 2 gün okula geldiklerini, haftada 3 gün de uzaktan eğitim sürecinin devam ettiğini hatırlatan Güneş, 'Ancak veliler istemezse tamamen evden online sürece devam edebiliyorlar. Online olarak devam ettiklerinde de herhangi bir yoklama alınmıyor, öğrenciler devamsız yazılmıyor.' dedi. Hale Güneş, yüz yüze eğitim esnasında, öğrencinin herhangi bir sağlık problemi yaşaması, ateşinin yükselmesi ya da kendini halsiz hissetmesi halinde hemen ailesine haber verildiğini de sözlerine ekledi.
Reklam
Karakurt Hes Barajı Nedeniyle Yeniden Yapılan Grup Köy Yolunda Sona Gelindi
KARS (AA) - Kars'ın Sarıkamış ilçesinde inşa edilen Karakurt Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin (HES) su tutup mevcut yolu kapatması nedeniyle yeniden yapımına başlanan grup köy yolunun büyük bölümü tamamlandı.İlçeye 28 kilometre uzaktaki, Aras Nehri'nin geçtiği Karakurt köyünde, Devlet Su İşleri tarafından 2014'te inşasına başlanan Karakurt HES Barajı'nın tamamlanmasıyla, 8 Şubat 2020'de su tutulmaya başlandı.Eski Kars-Erzurum kara yolu ile grup köy yollarının su altında kalmasıyla, Mescitli, Belencik ve Beşyol köyüne ulaşım sağlayan grup köy yolu yeniden inşa ediliyor. Kars Valisi ve Belediye Başkan Vekili Türker Öksüz, eski Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, AK Parti Kars Milletvekili Ahmet Arslan, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç, Sarıkamış Kaymakamı Recep Koşal ve beraberindekiler, grup köy yollarında incelemede bulundu. Öksüz, gazetecilere yaptığı açıklamada, Karakurt Barajı'nın ülke ve bölge ekonomisi için çok önemli bir yatırım olduğunu söyledi.Baraj yapıldıktan sonra Sarıkamış-Karakurt bölgesindeki bazı köylerin Sarıkamış ve Kars ile bağlantısının kesildiğini anlatan Öksüz, şöyle konuştu: 'Köylerimizin ulaşımı sağlamak için yeni bir yol yapımına başlandı. Bu yol toplamda 21 kilometre uzunluğunda ve 15 kilometresi yapılmış durumda. Bu yol birinci kalitede, standardı yüksek nitelikte. Yaklaşık 20'ye yakın köyümüz bu yoldan istifade edecek. Biz bir yatırım yaparken vatandaşımızın mağdur olmasını istemiyoruz. Bu yolla vatandaşımızı mağdur etmemenin gurur ve sevincini yaşıyoruz.'Milletvekili Arslan ise Karakurt Barajı nedeniyle köylülerin mağdur olmaması adına olağanüstü bir mesai harcadıklarını dile getirdi. Arslan, şunları kaydetti:'Sarp arazide sıfırdan bir yol yapıldı. Bu normal grup köy yolundan daha geniş ve asfalt olarak yapıldı. Barajın Sarıkamış tarafında kalan kısmında yine yaklaşık 8 kilometrelik, 7 kilometresi sıfır olmak üzere yeni yol yapıldı. Onun da asfaltı bitti. Ayrıca Mescitli köyüne bağlantı anlamında yaklaşık 7 kilometre yol kalmış ki onun da altyapısında çalışma devam ediyor, birkaç gün içinde asfaltı bitmiş olacak. Yani 21 kilometre yüksek standartta asfalt yola kavuşmuş olacak.'Yunus Kılıç ise Kars'ın bazı illere göre çok iyi hizmet aldığını anlatarak, 'Merkezi hükümetin imkanlarını buraya getiriyoruz. Valimiz, Özel İdare, belediyelerimiz, yerel yönetimlerimiz, bütün ekiplerimizle, teşkilatlarımızla insanımıza hizmet getiriyoruz. Allah emeği geçen herkesten razı olsun.' ifadelerini kullandı.Katılımcılar, daha sonra Osman Yüce Kayak Tesisleri'ndeki konaklama alanında devam eden tadilat çalışmalarını inceledi. Öksüz ve beraberindekiler, ardından Kars-Erzurum kara yolunda yapılan İl Jandarma Komutanlığına bağlı 'Kalekol'da incelemelerde bulundu.
Azerbaycan Ordusu, Ermenistan'ın 3 İha'sını Düşürdü
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun Ermenistan'a ait 3 İHA'yı düşürdüğü bildirildi.Azerbaycan Savunma Bakanlığının açıklamasında, gece saatlerinde Ermenistan-Azerbaycan sınırının Tovuz ili yönünde Ermenistan ordusuna ait 2 İHA'nın vurulduğu belirtildi.Açıklamada, saat 10.00 civarında da cephe hattının Ağdam ili yönünde Ermenistan'a ait bir İHA'nın Azerbaycan hava savunma güçlerince imha edildiği kaydedildi.
Azerbaycanlı Türkler, Dağlık Karadağ'daki Bölgelerine Bir An Önce Dönmeyi Bekliyor
TERTER (AA) - İDİRİS OKUDUCU - Ermenistan tarafından yaklaşık 30 yıl önce toprakları işgal edilen Dağlık Karabağlı Azerbaycanlıların memleketlerine dönme umutları işgal altındaki toprakların bazılarının geri alınmasıyla daha da güçlendi. Ermenistan'a bağlı silahlı grupların saldırıları sonucu toprakları olan Dağlık Karabağ'ı 1991-1994 yıllarında terk etmek zorunda kalan Azerbaycanlılar, başta ülkenin batısındaki Terter, Berde, Ağdem, Ağcabedi, Yevlah, Goranboy, Naftalan ve Mingeçevir gibi kentler ile başkent Bakü'ye yerleşti.O dönem imkansızlıklar nedeniyle kamplarda kalan 'Karabağ göçmenleri' için daha sonra Azerbaycan tarafından konutlar inşa edildi.Ermenistan'ın saldırısıyla yeniden çatışmaların başlaması sonucu Azerbaycan ordusunun, başlattığı karşı taarruzla onlarca yerleşim yerini işgalden kurtarması, 30 yıldır hasretle doğduğu topraklara dönmeyi bekleyen bölge sakinlerini umutlandırdı. Karabağlıların hemen hepsi, ateşkesin nihai çözüm olmadığına inanıyor ve tek isteklerinin Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ'ın tamamen geri alınması ve işgalin bir an önce son bulması olduğunu bildiriyor.Doğduğu topraklara geri dönmek isteyen Karabağlılardan biri, Terter sakini 70 yaşındaki Ali Memedov, AA muhabirine 1992'de Karabağ'ın Kelbecer kentinde silahlı Ermeni grupların saldırıları nedeniyle annesini ve kardeşini kaybettiğini söyledi. 27 Eylül'deki saldırıların başlamasıyla cephe hattına yakın Terter'den daha güvenli olan Berde kentindeki oğlunun yanına yerleşen Memedov, 28 yıl önce yaşanan tüm acıların hala zihninde canlı olduğunu söyledi. Memleketlerinin şu anda işgal altında olan Karabağ'ın Kelbecer kentine bağlı Ağdaban köyü olduğunu belirten Memedov, 'Bizim evimiz köyün başındaydı ve babam da köyü çok severdi. Hocalı katliamı olunca daha güvenli bir kent olan Terter'e taşınmasını istedim. Ancak kendisi 'Ben köyden çıkarsam kimse kalmaz.' dedi. Ermeni silahlı gruplar eve saldırınca artık yapacak bir şey kalmadı.' dedi. Olayın meydana geldiği dönem evde olmadığını, Terter'de ikamet ettiğini belirten Memedov, Karabağ'daki ailesinin başına nelerin geldiğini şu sözlerle anlattı: 'Ermeniler, 1'inci harp dediğimiz 1992'de annem ve kardeşimi evin içinde öldürdü. Babam ve kız kardeşimi de esir aldılar. Annem ve kardeşimin cenazesi 39 gün evin içinde öylece kaldı ve 40'ıncı gün Kelbecer'de defnedildi. O dönem henüz Kelbecer Ermenistan tarafından alınmamıştı. Daha sonra Kelbecer de onların eline düştü. Babam ve kız kardeşim de 40 gün sonra salıverildi. Bakü'nün o dönem müdahaleleri sonucu serbest bırakıldılar. Ancak babam, annemi göremedi.' Anne ve erkek kardeşinin öldürülmesinden sonra babasının yaşanan acılara yüreğinin daha fazla dayanamadığını aktaran Memedov, 'Babam, serbest bırakıldığı zaman onları sordu ve vaziyeti ona anlattık. O da annemden 4 gün sonra vefat etti.' dedi. 'Saldırı nedeniyle şok geçirdim ve ailemi kaybetmekten korktum'Ailesini kaybetme acısını halen yaşadığını belirten Memedov, 27 Eylül'de Terter'deki evinin önüne düşen füzeyle geçmiş acısının tazelendiğini kaydetti. Eşinin ve çocuklarının ölmesinden korktuğunu söyleyen Memedov, 'Çatışma aşamalı bir şekilde yoğunlaşıyordu. Aracımızla Terter'den Berde kentine gitmeye karar verdik. Tam eşyalarımızı araca yüklerken, bir füze evin önüne düştü. Saldırı nedeniyle şok geçirdim ve ailemi kaybetmekten korktum.' diye konuştu. Füze düştüğü zaman eski acı günlerin gözünün önünde canlandığını ifade eden Memedov, 'Saldırı sonrası çocuklar 'biz buradayız ve iyiyiz' diye seslenince rahatladım. Allah kimseye o anı ve sevdiklerini kaybetme korkusunu yaşatmasın.' dedi. Memedov, 'Karabağ'ı asla unutmadım. Doğduğum topraklara dönme umuduyla yaşıyorum. Azerbaycan ordusunun son ilerlemesiyle birlikte heyecanlandım.' şeklinde konuştu. 'Ateşkes bir şey ifade etmiyor'Terter kentinde ikamet eden ve aslen Karabağ bölgesinden olan Dilara Abbasov da işgalin sona ermesinden sonra doğduğu ve yıllardır görmediği Ağdere'ye gitmek isteyenler arasında bulunuyor.Ermenistan'ın attığı füze nedeniyle evi büyük hasar gören Abbasov, 'İşgal edilen Ağdere'den göç edip Terter'e yerleştik. Binbir zahmetle bu evi inşa ettik ancak yine de Ermenistan'ın hedefi olmaktan kurtulamadık.' dedi. Evinin yakınlarına isabet eden füzelerin büyük hasar oluşturduğunu belirten Abbasov, 'Biz savaş isteyen insanlar değiliz. Ancak ateşkes bir şey ifade etmiyor. Geçmiş tecrübelerimiz var. Topraklarımızın geri alınması gerekiyor.' diye konuştu. Abbasov, ordu ilerledikçe sevindiğini, doğduğu topraklara kavuşma umudunun içinde yeniden yeşerdiğini söyledi. Ermenistan'ın 27 Eylül'de başlattığı saldırılar nedeniyle şu ana kadar 41 Azerbaycanlı sivil hayatını kaybetti, 204 sivil yaralandı. Ermenistan ve Azerbaycan, Moskova'da yapılan görüşmelerde, 10 Ekim Cumartesi günü saat 12.00’den itibaren geçerli olmak üzere Dağlık Karabağ'daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören insani amaçlı ateşkes kararı almıştı.Ermenistan ordusunun, ateşkesin üzerinden 24 saat geçmeden, Azerbaycan'ın Gence kentine füzelerle saldırması sonucu 9 kişi ölmüş, 34 kişi yaralanmıştı.
Reklam
Havaların Soğuduğu Kars'ta Bal Üreticileri Arıları Erken "Kışlattı"
KARS (AA) - CÜNEYT ÇELİK - Türkiye'de bal üretiminin önemli merkezlerinden Kars'ta, hava sıcaklığının mevsim normallerinin altında seyretmesi nedeniyle bal üreticileri arıları erken kışlatmaya başladı.İlkbaharda yaylalara kovanlarını çıkaran arıcılar, bal üretim sezonunun tamamlanması ve havaların soğumasıyla yerleşim yerlerine indi.Hava sıcaklığının gece sıfırın altına 3 dereceye kadar düştüğü kentte arıları erken kışlatan arıcılar, kovanları daralttıktan sonra çuval, bez gibi koruyucu eşyalarla muhafaza ederek soğuktan koruyor.Arıcılar hava sıcaklığının mevsim normallerinin altında seyretmesi nedeniyle başvurduğu bu yöntemle, arıların hem telef olmasının önüne geçiyor hem de bir sonraki sezona daha sağlıklı girmelerini sağlıyor.Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Doğu Anadolu Bölge Sorumlusu Adem Ertaş, AA muhabirine, Kars'ta 60 bin kovanın aktif olduğunu ve kötü bir sezon geçirdiklerini anlattı.'Kış erken geldi'İlkbahar döneminde bölgeye gelen arıcıların kışa doğru Antalya, Muğla, Mersin gibi sıcak kentlere gittiklerini, Karslı bazı arıcıların ise bölgede kaldığını ifade eden Ertaş, şöyle konuştu: 'Bu yıl verimin düşük olması ve erken yağan karla arıcıların hummalı çalışması başladı. Kışlatma dönemine girdik, inşallah önümüzdeki sezon iyi olur. Bölgemizde bal sağım dönemini kapattık. Kış erken geldi, normalde ay sonunda kar kendisini gösterirdi ama bu yıl ekim ayının başında kar yağışını gördük ve soğuk havalar başladı.'Arıcı Serhat Aybek ise arıları kışlatmaya hazır hale getirdiklerini belirtti.Bal hasadından sonra arıların ilaçlamalarını yaptıklarını anlatan Aybek, şunları kaydetti:'Kovanların üzerindeki fazlalık ilaveleri, katları, çıtaları, petekleri alıyoruz. Kışlık bal durumlarını kontrol ediyoruz ve ona göre takviye veriyoruz. Arılarımızı genç nüfusla kışa sokuyoruz. Çünkü arılarımız kışın 4-5 ay uykuya dalacaklar. Kış uykusunu iyi geçirmek bir arı için çok önemlidir. Kovanları kalın çuval ve bez gibi şeylerle kapatarak sıcaklığı sağlıyoruz. Böylelikle kışın uykusunu alan arılar, ilkbahara güzel çıkıyorlar.'
Terör Örgütü PKK, Sincar'da İstikrarsızlık Unsuru Olmaya Devam Ediyor
ERBİL (AA) - BEKİR AYDOĞAN - İDRİS OKUDUCU - Bağdat ve Erbil arasında imzalanan Sincar anlaşması kapsamında bölgeden çıkartılması öngörülen terör örgütü PKK, 2014'ten itibaren Sincar'daki varlığı nedeniyle bölgenin istikrarı önünde engel teşkil ediyor.Irak'ın Musul kentine bağlı Sincar ilçesiyle ilgili merkezi yönetim ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında 9 Ekim'de Sincar'ın yeniden istikrara kavuşturulmasını amaçlayan anlaşma imzalandı. Anlaşmada, 'PKK’nın Sincar ve çevresindeki bölgelerde varlığı sonlandırılacak. PKK ve ona bağlı tüm yapıların bölgede hiçbir rolü olmayacak.' maddesi de yer aldı.Anlaşmanın maddelerinden birinin PKK’nın Sincar’daki varlığının sonlandırılmasını öngörmesi, terör örgütünün bölgedeki varlığıyla istikrarsızlık kaynağı olduğuna işaret etti. Öyle ki IKBY ve Ezidiler, Erbil ile Bağdat arasında statüsü tartışmalı bölgelerden biri olan Sincar'daki PKK varlığından duydukları rahatsızlığı sık sık ifade ediyor.Örgüt, DEAŞ'ı bahane ederek bölgeye konuşlandı3 Ağustos 2014'te Ezidilerin çoğunlukta yaşadığı Sincar ilçesine saldırı düzenleyen terör örgütü DEAŞ, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu binlerce kişiyi kaçırıp öldürdü veya elinde tuttuğu bölgelerde alıkoydu.Kasım 2015'te Sincar ilçe merkezi ve çevresini terör örgütü DEAŞ'tan geri alan Peşmerge güçleri, Irak merkezi hükümetine bağlı güçlerin Ekim 2017'de Sincar'a konuşlanması sonrası bölgeden çekildi. PKK da DEAŞ'ın 2014'te Sincar’a yaptığı saldırıyı bahane ederek bölgede konuşlandı.Musul kent merkezinden yaklaşık 120 kilometre mesafedeki Sincar'da DEAŞ öncesi yaklaşık 300 bin kişinin yaşadığı tahmin edilirken, bu nüfusun üçte ikisini Ezidiler, diğer bölümünü ise Sünni Kürt ve Arapların oluşturduğu belirtiliyor. 2014 sonrası ise PKK, Suriye ve Kandil'den getirdiği militanlarla başta Sincar Dağı olmak üzere birçok bölgede kamp kurup varlık göstermeye başladı.PKK'nın konuşlandığı Sincar, Suriye sınırına çok yakın olmasının yanı sıra aynı zamanda Türkiye'ye de yakın bir konumda bulunuyor. Bölgenin arazi koşullarının engebeli olmamasından dolayı mevcut kara yollarından hem Suriye'ye hem de Türkiye sınırına rahatlıkla ulaşılabiliyor. Terör örgütü, Suriye'den getirdiği araçlarla sınır üzerinden hareket edebildiği gibi birçok yola da keyfi şekilde kontrol noktaları kurdu.Ezidiler, terör örgütü PKK nedeniyle evlerine dönemiyorDEAŞ'ın saldırısı sonrası Ezidilerin birçoğu evlerini terk edip başta IKBY olmak üzere Türkiye ve çok az oranda da Suriye'ye kaçmak zorunda kaldı. DEAŞ'ın yaklaşık 15 ay boyunca ilçeyi elinde tutmasından sonra Kasım 2015'te bölgede kontrol tamamen sağlandı.Peşmerge güçlerinin, Sincar'da kontrolü sağlamasına rağmen birçok Ezidi terör örgütü PKK'nın engeline takılarak evine dönemedi. Ezidiler, PKK'nın Sincar'ın yeniden inşasının önünde engel teşkil ettiğini belirterek, her fırsatta örgütün Sincar'dan derhal çekilmesi çağrısında bulunuyor. IKBY yetkilileri ise PKK’nın bölgedeki varlığından dolayı Ezidilerin evlerine geri dönemediği ve bölgenin yeniden inşasının engellendiği eleştirilerini getiriyor. Ezidilerin ruhani liderinin vekili Mir İsmet Tahsin Beg, 3 Eylül'de AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK'nın Musul'un Sincar ilçesinde istenilmediğini, örgütün bölgeyi terk etmesi gerektiğini belirtmişti.Sincar İlçesi Kaymakamı Mehma Halil, 29 Ağustos'ta yaptığı yazılı açıklamada, PKK'nın, alıkoyduğu Ezidileri gizli hapishanelerde tuttuğunu açıklamıştı.IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, 3 Ağustos’ta yaptığı yazılı açıklamada, PKK'nın Sincar'daki varlığına imalı bir şekilde değinerek, 'Şengal (Sincar), Ezidilerin acılarını göz önünde bulundurmadan siyasi hedeflerini hayata geçirmek isteyen yasa dışı silahlı grupların üssüne dönüşmüş vaziyette.' ifadelerini kullanmıştı.Sincar'daki Ezidiler, PKK'nın bölgelerindeki varlığı ve kaçırılan çocuklarının serbest bırakılması için farklı aralıklarla eylemler düzenlemiş, Irak merkezi hükümetinin örgüte müdahale etmesi için çağrıda bulunmuştu.
Reklam
Dominik Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Serulle'den Türkiye'nin Kovid-19 Salgınıyla Mücadelesine Övgü:
ANKARA (AA) - MUHAMMET TARHAN - Dominik Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Elias Serulle, Türkiye'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadeledesine ilişkin, 'Hükümet elinden gelenin en iyisini yaptı. Hastanelerde çok iyi işler yapıyorlar. İnsanlar risk alıyor çünkü evde çok uzun süre saklandılar. İnsanlar sokakta ancak hükümet elinden gelenin en iyisini yapıyor.' dedi. Büyükelçi Serulle, Dominik Cumhuriyeti'nin kurucusu 'Juan Pablo Duarte y Diez'in büstünün Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ndeki (LAMER) açılış töreninde, AA muhabirine Türkiye'nin Kovid-19 salgınıyla mücadelesi ve Dominik-Türkiye ilişkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde, geçirdiği kanser ameliyatının ardından iyileşme sürecinde olduğunu aktaran Serulle, 3 ayını evinde geçirdiğini söyledi.Serulle, Kovid-19 salgınının insanlık için 'çok yeni' olduğunu ancak 100 yıl sonra 'çok eski' olacağını çünkü insanlığın bunu aşacağını dile getirdi.Kovid-19 salgınıyla mücadelede dünyada şu ana kadar kimsenin başarılı olamadığını belirten Serulle, 'Koronavirüs, oyunu tüm ülkelerde kazanıyor ama savaşıyoruz.' dedi. Serulle, Türkiye'nin koronavirüsle mücadelesine ilişkin soruya, Türkiye'deki önlemlerin, çoğu ülke ile benzer olduğu yanıtını verdi. Koronavirüsün ne zaman biteceğini bilmediklerini kaydeden Serulle, 'Hükümet elinden gelenin en iyisini yaptı. Hastanelerde çok iyi işler yapıyorlar. İnsanlar risk alıyor çünkü evde çok uzun süre saklandılar. İnsanlar sokakta ancak hükümet elinden gelenin en iyisini yapıyor.' ifadesini kullandı. Serulle, Dominik Cumhuriyeti'nde de durumun aynı olduğunu ve bu süreçte değişen önceki hükümetin harika iş çıkardığını belirterek, 'Her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için vatandaşların iş birliği yapması gerekiyor.' diye konuştu.'Dominik Cumhuriyeti'ne seyahat eden, fırsat arayan çok sayıda Türk yatırımcı var'Türkiye ile Dominik Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilerin düzeyi hakkındaki soruya Serulle, 'Pratik olarak başındayız. Ama hızla büyüyor. Dominik Cumhuriyeti'nde biliyorsunuz Survivor programımız var.' yanıtını verdi. Serulle ayrıca Türkiye'den bir şirket grubunun Dominik Cumhuriyeti'nde çok büyük bir otel inşa ettiğini belirterek, 'Dominik Cumhuriyeti'ne seyahat eden, fırsat arayan çok sayıda Türk yatırımcı var. İlişkiler çok iyi olacak.' değerlendirmesinde bulundu. 'Türk halkı Dominiklilere çok benziyor. Tek fark dil'Türkiye'deki görevinin birinci yılını tamamlarken Türkiye'ye alışıp alışmadığına ilişkin soruya Serulle, 'Burada olmayı seviyorum.' yanıtını verdi. Büyükelçi Serulle, 'Türk halkı Dominiklilere çok benziyor. Tek fark dil. Siz nazik insanlarsınız, bizler de nazik insanlarız. Siz komik insanlarsınız, biz de komik insanlarız. Siz misafir seviyorsunuz, biz de seviyoruz.' dedi.Diez'in fikirleri dünyaya yayılıyorBüyükelçi Serulle, diğer yandan Juan Pablo Duarte y Diez'in Dominik Cumhuriyeti için kurucu, yaratıcı ve tüm Dominiklilerin babası olduğunu, buradaki büstün ülkesi için önemli olduğunu vurguladı.Serulle, büstün çok hatırlatıcı olacağına dikkati çekerek, 'Çünkü bu, (Diez'in) fikrinin okyanusları aştığı ve ilkeleri, değerleri ve demokrasisinin tüm dünyaya yayıldığı anlamına geliyor.' değerlendirmesini yaptı. Büyükelçi Serulle, büstün üniversitedeki öğrenciler için de çok ilgi çekici olacağını dile getirdi.
Türkmen Lider Salihi: "Bağdat Zayıflarsa Ülke Bölünür"
BAĞDAT (AA) - HAYDAR KARAALP - Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salihi, ABD ve İran’ın Başbakan Mustafa el-Kazımi üzerinde baskı uyguladığını ifade ederek, Bağdat yönetiminin zayıflamasının ülkeyi bölebileceği uyarısında bulundu. Türkmen lider Salihi, ülkedeki erken seçim tartışmaları, Türkmenlerin seçime hazır olup olmadıkları konusu ile Irak’taki siyaset dengeler ve bunun Başbakan Mustafa el-Kazımi hükümetinin geleceğine etkisini AA muhabirine değerlendirdi.Irak’ta gelecek yıl haziran ayında yapılması beklenen erken seçimin belirlenen tarihte yapılmasının zor olduğunu ifade eden Salihi, 'Genel tabloya göre erken seçim zamanında yapılmayacak. Yüksek Seçim Komiserliğinin seçimin yapılabilmesi için bazı teknik eksiklikleri yerine getirmesi lazım. Erken seçim gelecek sene haziran ayında değil de, yıl sonuna sarkabilir. 2021 sonunda yapılmazsa da artık 2022’de normal seçim süresini bekleriz.' dedi.Şii partiler erken seçim istemiyorErşat Salihi, 2003 sonrası iktidarları paylaşan Şii partilerin erken seçim tavrını değerlendirerek, bu grupların kapalı toplantılarda erken seçimin yapılmamasından yana tavır koyduklarını ama tabanlarına bunun tersini anlattıklarını söyledi. Salihi, ülkede seçim bölgesi tartışmalarına ilişkin ise, 'Arzumuz, tüm Irak bir seçim bölgesinden oluşsun ki güneydeki de kuzeydeki vatandaş da Türkmenlere oy verebilsin. Vilayetler bazında da tek seçim bölgesi bizim lehimize. Birden fazla seçim bölgesi bizim için zarardır çünkü Türkmenler Irak’ta dağınık bir coğrafyada yaşıyor.Söz konusu o bölgelerdeki vatandaşlarımız aday çıkaramayacağımız için ya seçime katılmamayı seçer ya da gidip başkasına oyunu verir. Bu da bizim için dezavantajlı bir durum olur.' değerlendirmesinde bulundu.Musul ve Kerkük için özel seçim seçim bölgesi önerisiTürkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Musul ve Kerkük ile Telafer’in tek seçim ya da en fazla iki seçim bölgesinden oluşması için çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Salihi, 'Musul’da Sünni Araplar, seçim bölgesi konusunda bizimle aynı düşüncedeler ama Kürtler farklı tutum sergiliyor. Onlar, müteaddit seçim bölgesinden yanalar. Kürtlerin Kerkük ile ilgili de tutumları aynı. Kerkük ve Musul’da seçim bölgesi konusu özel olarak değerlendirilmeli çünkü buralarda Türkmen, Arap, Kürt Şii, Sünni, Şebek, Yezidi ve Hristiyanlar var.' şeklinde konuştu.'Bağdat’ın zayıflaması ülkeyi böler'Türkmen lider, Başbakan Mustafa Kazımi ve hükümetiyle ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:'Mevcut hükümetin, bazı eleştirilerimiz olmasına rağmen devam etmesini isteriz. Çünkü Irak’ta olası bir gerginliğin çıkması ve Bağdat’ın zayıflaması ülkeyi bölebilir. Böylece de milis güçlerle DEAŞ ve PKK gibi terör örgütleri kendilerine daha çok kontrol alanı sağlar. Güçlü bir Bağdat’tan yanayız. ABD ve İran’ın Kazımi üzerinde baskı uyguladığı açık ve net şekilde görülmektedir. Kazımi, ne ABD ne de İran’dan vazgeçmemek üzerine kurulu bir politika izliyor ama bu siyasette pek başarılı olan bir yöntem değil. Her iki tarafı da ikna etme çabası yanlış olur. Kazımi, Türkmenlerin kabinede ve siyasette rolünün olacağı ve Bağdat ile Erbil arasındaki müzakerelerde yer alacağı yönünde verdiği sözü yerine getiremedi. Hükümetle iletişim kanallarımız mevcut. Bağdat’taki siyasi liderler toplantılarına Türkmenleri temsilen katılıyorum. Ama birileri, Türkmenlerin siyasi iktidarda yer almaması için hükümetlere talimat vermiş.''Kerkük’te Kürtleştirme politikası Araplaştırma girişimlerinden daha çoktu'Kerkük’te Araplaştırma politikası iddialarına da değinen Salihi, kentin Araplaştırılması ve Kürtleştirilmesinin Türkmenlere zarar verdiğini vurguladı.Salihi, kentin demografik yapı değişimine uğradığını şöyle anlattı:'Kerkük’ün Kürtleştirilmesini Kürtler maalesef ustaca yaptı. Araplar da mevcut durumdan istifade ederek bazı araziler üzerinde yasa dışı evler yapmaya başladı. Ama Kerkük’te Kürtleştirme politikası Araplaştırma girişimlerinden daha çoktu. Kerkük’te şu an en azından faili meçhul cinayet ve suikastler yok. Kerkük’te artık Kürt asayiş ve KYB’nin silahlı yapıları bulunmuyor. Kerkük’te merkezi yönetimin gücü var ve halk güvenli bir şekilde yaşıyor.'
Kaplumbağadan İlham Alan Üniversiteli 7 Genç "Su Altı Drone" Prototipi Üretti
BALIKESİR (AA) - MİRAÇ KAYA - Balıkesir Üniversitesinde (BAÜN) öğrenim gören 7 arkadaş, iki yıllık çalışmalarının sonucunda ürettikleri su altı drone prototipini Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST'te görücüye çıkardı. Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümünden Abdulkadir Yıldırım, Fatih Elibol ve Bayram Er, Makine Mühendisliği Bölümünden Mert Koçak ve Erkin Öz, Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden Mert Yılmaz ve Sefa Eren, TEKNOFEST'e katılmak için ekip oluşturdu.Su altı teknolojisiyle ilgili araştırma yapan gençler, aralarından 3'ünün paylaştığı öğrenci evinin 20 metrekarelik odasında iki yıllık çalışma sonucunda ürettikleri prototipe, eski Türkçe'de 'su cini' anlamına gelen 'Ardov' ismini verdi.Mekatronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sabri Bıçakçı'nın danışmanlığındaki projede, gövdesi elle üretilen cam elyaf kompozit olan cihaza bir drone motorunu modifiye ederek yerleştiren 7 arkadaş, yazılımı da kendileri yaptı.Maliyeti yaklaşık 6 bin lira olan cihazın batık araştırması, sudaki kayıp bir şeyin bulunması ve su altı arama kurtarma ve temizlik gibi işlevleri bulunuyor. Gençler, TEKNOFEST'in İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması'nda 129 proje arasında finale kalarak 21'inci seçilen cihazı geliştirip su altı kablosuz haberleşme özelliğini eklemeyi hedefliyor.AA muhabirine proje hakkında bilgi veren takım lideri Abdülkadir Yıldırım, üniversitede oluşturdukları grupla Uluslararası Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (IEEE) topluluğuna üye olduklarını söyledi.Cihazın özelliklerine ilişkin Yıldırım, 'Aracı deri sırtlı deniz kaplumbağalarından ilham alarak tasarladık. Dış kabını cam elyaf kompozit yöntemiyle kendimiz imal ettik. Yine normalde drone motoru olarak kullanılan motorları suya karşı yalıttık. Pervaneler ve kol tutamakları, 3D yazıcıdan çıkartarak kendimiz imal ettik.' dedi.Yıldırım, TEKNOFEST'in kendileri için çok iyi bir tecrübe olduğunu, bu platformda eksikliklerini ve diğer takımların çalışmalarını görme imkanı bulduklarını dile getirdi.'Şimdiki amacımız önümüzdeki yıl TEKNOFEST'te birinci olmak'Mert Koçak da cihazın, manipüle kolu ve motoru sayesinde istenilen yöne doğru hareket ettirilebildiğini anlattı.Su altından numune alma ve çöp toplama gibi işlevlere sahip prototipin, kamerası sayesinde araştırmalarda kullanılabileceğini ifade eden Koçak, şöyle konuştu:'Aracın en büyük sıkıntısı kablolu olması. Bizim amacımız ise aracın üzerinde kablosuz haberleşme sağlamak. Radyo dalgaları ve wifi dalgaları suyun altında gitmediği için şu anda akustik iletişimle ilgili çalışmalar var, biz de buna yöneldik. Amacımız, su altında kablosuz iletişimi sağladıktan sonra bunu su altı haritalandırma görevinde veya sismik araştırmalarda kullanmak. Bunun için bize öncelikle motorlar ve laboratuvar ortamı gerekiyor. Daha güzel, daha kompakt tasarım yapmak istiyoruz. Şimdiki amacımız önümüzdeki yıl TEKNOFEST'te birinci olmak. Daha sonra ise bir şirket kurarak su altı üzerine yeni teknolojiler geliştirmeyi hedefliyoruz.'
Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı, Kaza Yapan Araç Sahiplerini Sevindirecek
ANKARA (AA) - MUHAMMED BOZTEPE - Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Ticaret Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rauf Karasu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla, trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde 'Genel Şartlar'ın belirleyici olmayacağına işaret ederek, 'Bu karar sigortalıların ve trafik kazalarında zarar görenlerin lehine bir karardır.' dedi.Prof. Dr. Karasu, trafik kazalarında zarar görenler ile araç sahiplerini sevindiren Anayasa Mahkemesinin iptal kararını AA muhabirine değerlendirdi.Mahkemenin, Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, 'Trafik Sigortası Genel Şartları' ifadelerini iptal ettiğini belirten Karasu, şöyle konuştu:'Bu maddelerde, sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu ve Trafik Sigortası Genel Şartları'na göre belirleneceği, bu kanun ve 'Genel Şartlar'da düzenlenmeyen hususlar hakkında ise Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu şekilde 'Genel Şartlar'ı düzenleyen idareye çok geniş yetkiler verilmişti. Anayasa Mahkemesi, 90 ve 92. maddelerde geçen 'Genel Şartlar' ifadelerini iptal etti. Dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar' kural olarak belirleyici olmayacaktır.'Tazminatların öncelikle Karayolları Trafik Kanunu'na göre belirleneceğini ve hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu'nun haksız fillere (tazminat) ilişkin hükümlerinin uygulanacağını belirten Karasu, 'Genel Şartlar'ın ise sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceğini dile getirdi.Karasu, 'Dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmü uygulanamaz hale geldi. Bu karar sigorta şirketlerinin aleyhine, sigortalıların ve trafik kazalarında zarar gören kişilerin ise lehine bir karardır.' dedi.Daha önceden trafik kazasında zarar görenlerin, uğradıkları geçici iş göremezlik tazminatlarını ve geçici bakıcı giderlerini sigorta şirketlerinden talep edemediğine değinen Karasu, AYM kararıyla bu hükmün geçersiz hale geldiğini, artık sigorta şirketlerinin zarar görenlerin geçici iş göremezlik tazminatları ile geçici bakıcı giderlerini de ödemek zorunda kalacağını vurguladı.Karasu, trafik kazası sonucu araç değer kaybı miktarının Trafik Sigortası Genel Şartları'nın ekinde yer alan bir formüle göre belirlendiğini anlatarak, şu bilgileri verdi:'Bu formül uygulandığında değer kaybı miktarı aracın piyasada gördüğü gerçek değer kaybı miktarından daha az çıkıyordu. Hatta kaza yapan bir aracın kilometresi 165 binden yüksek ise aracın hasar miktarı ne kadar yüksek olursa olsun değer kaybı '0' çıkıyordu. Anayasa Mahkemesi kararıyla gerçek değer kaybını tespit etmeyen ve denetime açık olmayan bu hesaplama formülü artık uygulanamayacak. Gerçek değer kaybı, pazar koşulları nazara alındığında hasar gören aracın, hasara uğramayan emsaliyle arasında oluşan farktır. AYM kararıyla araç sahipleri artık sigorta şirketlerinden daha fazla değer kaybı bedeli alabilecek. Ayrıca 165 bin kilometreden yüksek araç sahipleri de değer kaybı talep edebilecek. Bir başka örnek de trafik kazasında ölen kişilerin desteğinden yoksun kalanların tazminat hakları konusunda verilebilir. Kararla artık destekten yoksun kalan kişiler sigorta şirketlerinden daha fazla tazminat talep edebilecek.''Karar, devam eden davarlarda da uygulanabilecek'AYM'nin verdiği iptal kararlarının, bundan önce açılmış ve devam eden davalarda da uygulanabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karasu, 'Aksi halde anayasaya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuç ortaya çıkar ki bu durum anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olur.' diye konuştu.Karasu, Anayasa Mahkemesi kararından sonra Trafik Sigortası Genel Şartları'nın hangi hükümlerinin geçerli hangi hükümlerinin geçersiz olduğu konusunda sigorta şirketleri ve kazalarda zarar görenlerde tereddüt oluştuğundan, Hazine ve Maliye Bakanlığının en kısa süre içinde 'Genel Şartlar'ı yeniden ele alarak AYM'nin kararına uygun değişiklikler yapması gerektiğine işaret etti.Prof. Dr. Karasu, 'Ayrıca 'Genel Şartlar'da karara uygun değişiklik yapılana kadar, trafik kazasından zarar görenler sigorta şirketlerine başvuru yaparken, mutlaka Anayasa Mahkemesi kararını da eklesinler ve bu karara göre tazminat talebinde bulunsunlar.' uyarısında bulundu.
Reklam