onedio
25 Nisan: Tarihte Bugün
Kızıldeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayacak Süveyş Kanalı'nın kazılmasına, Mısır'ın Port Said kentinde başlandı.
Bizans İmparatorluğu Hakkında 10 İlginç Gerçek
Bizans İmparatorluğu 1125 yıl boyunca ayakta kalan gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklardan biridir fakat hakkında az şey bilinir. İlk başta Roma İmparatorluğunun doğu merkezi olan imparatorluk ve merkezi İstanbul, batı roma karanlık çağlara girerken kendine ait bir kültür oluşturabildi. Daha sonra da bu merkez rönesansı ve aydınlanmayı başlatan ana sebeplerden biri oldu. Çoğu tarihçi Bizans olmasa Avrupa'nın doğudan gelen İslam imparatorluklarına teslim olacağını düşünüyor.
Kafkaslar Hakkında Doğru Bilinen 5 Yanlış
Karadeniz’den Hazar denizine kadar 1200 km uzunluğunda ve onlarca km genişliğindeki Kafkas sıradağları Gürcistan ve Azerbaycan'ın kuzey sınırını oluşturmaktadır ve bu ülkelerin bulunduğu coğrafyaya literatürde Trans-Caucasus yani Trans Kafkas/Kafkas Ötesi denmektedir. Dağların Kuzey kısmına ise Kafkas/Kafkasya, Caucasus(Kavkaz) denmektedir ve asıl Kafkasya burasıdır(Renkli alanla gösterilen bölgelerin dahil olduğu yer).
Misak-ı Milli 94 Yıl Sonra Yayınlandı
Yıllardır kayıp olduğu sanılan Türkiye'nin kuruluş belgesi Misak-ı Milli'nin orjinal hali ilk kez yayımlandı.İstiklal Savaşı’nın ruhu, modern Türkiye’nin kuruluş ve varoluş belgesi olarak bilinen Misak-ı Milli’nin orijinal el yazması metni senelerden bu yana aranıyordu ama bir türlü bulunamamıştı.9 SAYFALIK GÖRÜNTÜLERİ 94 YIL SONRA YAYINLANDIMisak-ı Milli’nin Ankara’da ATASE Arşivi’nde saklanan orijinal nüshası geçen hafta Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Daire Başkanlığı tarafından, tarih yazılarıyla tanınan gazeteci – yazar Murat Bardakçı’ya hediye edildi. Kuruluş belgesinin dokuz sayfalık görüntüleri, metnin Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kabulünün ve ilanının üzerinden 94 sene geçtikten sonra bugün ilk defa Habertürk’te yayımlandı.'ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'NİN KURULUŞ SENEDİ''Türkiye’de neredeyse bütün tarihi tartışmalarda ve ilkokullardan başlayarak üniversitelerdeki inkılâp tarihi derslerine kadar eğitimin hemen her seviyesinde hep bir belgeden bahsedilir; çağdaş Türkiye’nin kuruluş senedi olduğu, İstiklâl Savaşı’nın bu belgenin verdiği ruh ile kazanıldığı ve devletin varoluş beyannâmesi olma kimliği taşıdığı söylenir. Misak-ı Milli'den söz ediyorum…6 MADDELİK BİLDİRİMisak-ı Milli, Osmanlı İmparatorluğu’nun son Meclis- i Mebusanı’nın 28 Ocak 1920’de kabul ettiği altı maddelik bir bildiri idi. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak çıkmamızın ardından, 1918’in 30 Ekim’inde imzaladığımız Mondoros Mütarekesi ile vatan toprakları henüz resmen olmasa da fiilen işgale uğramış ve İstanbul’da toplanan Meclis, ülkenin toprak bütünlüğü ile gelecekte uygulanacak dış politikanın esaslarını belirleyerek altı maddelik bir belge haline getirmişti.121 MİLLETVEKİLİNİN İMZASI VARMisak-ı Milli adı verilen bu belgenin altında, toplantıya katılan ve kararı oybirliği ile kabul eden 121 milletvekilinin imzaları vardı. 'Çağdaş Türkiye’nin kuruluş belgesi', 'varoluş senedi' ve 'Türkiye’nin Magna Carta’sı' diye nitelenen Misak-ı Milli'nin metni sonraki senelerde defalarca yayınlandı ama dokuz sayfalık belgenin orijinalinin görüntüleri şimdiye kadar hiçbir yerde çıkmadı.Habere Dikkat
Tarihi Yarımada’ya Hançer
Deniz altındaki tünel kazı çalışmalarına başlanan Avrasya Tüneli Projesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Tarihi Yarımada’da 8 şeritli bir ‘otoban’ öngörüyor. Uzmanlar, projenin bölgenin tarihi dokusunu tahrip edeceğini belirtiyor.İstanbul Boğazı’nın iki yakasını Kazlıçeşme-Göztepe hattında karayolu tüneliyle bağlayacak Avrasya Tüneli Projesi’nin deniz altındaki tünel kazı çalışmalarının başlaması projeye ilişkin tartışmaları da tekrar gündeme getirdi. Birgün gazetesinden Olgun Kundakçı'nın haberine göre, uzmanlar, UNESCO tarafından 1985 yılından bu yana Dünya Miras Listesi’nde yer alan Tarihi Yarımada’nın projeden olumsuz etkileneceğini belirtiyor. Tarihi Yarımada’yı denizin altından tünel ile Anadolu yakasında bağlayan proje, İstanbul’un anayasası kabul edilen 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yer almıyor. Çevre Düzeni Planı’nda başta Tarihi Yarımada olmak üzere kentin tarihi dokuya sahip alanlarında araç trafiğinin azaltılması öngörülürken, projeyle birlikte Tarihi Yarımada’nın sahil yolu olan Kennedy Caddesi, mevcut 6 şeritten, 8 şeride çıkarılacak.‘SURLARDA TAHRİBAT ARTAR’Sultanahmet Arkeolojik Parkı içinde yer alan Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Marmara Deniz surları ve Yenikapı’daki arkeolojik miras proje güzergahı boyunca etkilenecek  kültür varlıklarının başında geliyor.  Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, Tarihi Yarımada’da trafik yoğunluğunu artıracak projenin evrensel koruma ve planlama ilkelerine aykırı olduğunu söyledi.Tarihi Yarımada’yla ilgili bugüne kadar hazırlanmış tüm planlarda bölgedeki trafik yoğunluğunun azaltılmasının en temel planlama ilkesi olarak kabul edildiğini belirten Yılmaztürk, “Tarihi ve arkeolojik sit alanı olan, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almış bir bölgeye böylesi yoğun bir trafiğin sokulması kabul edilemez. Ayasofya’nın önlerinde Çatladıkapı’dan itibaren sahil yolunun 8 şerit haline getirilmesi denizin doldurulmasına neden olacak.  8 Şeritli transit yol deniz kıyısındaki tarihi surlardan geçerek, surlar bu yolun orta refüjünde kalarak, trafik ortasında ulaşılamaz, izlenemez bir hale gelecek, tahribat daha da artacak. Tarihi geçmişimize, kültürel ve arkeolojik mirasımıza, Tarihi Yarımada’nın dünya miras listesine girmesinin kriteri olan tüm değerlerimize aykırı bir proje” dedi.‘SİLUETİ ETKİLER’Projeyle birlikte Anadolu yakasında Haydarpaşa’da  Avrupa Yakası’nda ise Sultanahmet-Çatladıkapı önünde egzos salımını dış ortama taşıyacak havalandırma bacası yapılacak. Yılmaztürk, “1600 yıllık, tüm dünyaca bugün ortak miras olarak kabul edilen Ayasofya’nın önüne denk gelecek şekilde havalandırma bacası yapılması silüeti de olumsuz etklileyecek” dedi.‘İSTANBUL İÇİN KAYIP’Öte yandan, İstanbul’un trafiğini rahatlatacağı öne sürülen proje, Şehir Plancıları Odası’nın raporuna göre Boğaziçi Köprüsü’nün trafiğinde yalnızca yüzde 7’lik bir azalma sağlayacak. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, “Proje, İstanbul’un trafiğinde ilk etapta suni bir rahatlama yaratır, ancak ne kadar yol arz ederseniz, bu o kadar talep yaratacaktır ve trafikte  tıkanmalar kaçınılmaz olacaktır” dedi. Projenin boğaz köprülerinin çok altında bir günlük kapasiteyle çalışacağını belirten Kahraman, “Marmaray’ın ardından böyle bir projeyi yapmanın hiçbir anlaşılabilir yanı yok. Tamamıyla zorlama bir proje. Tarihi Yarımada dünyaya korumaya söz verdiğimiz bir alan. Bu alan içerisine otoban niteliğinde bir ulaşım yolu yapmak, bölgenin ulaşılabilirliğini artıracak, ancak köhnemeyi de beraberinde getirecek. İstanbul için bir kayıp” diye konuştu.Olgun Kundakçı | Birgün
Reklam
Çerkesler Hakkında Yanlış Bilinenler
Yakın zaman da ulusal bir kanalda sokaktaki insanlara bu soru yöneltilmiş ve ilginç cevaplar alınmıştı.Türk olduklarından tutun da, kızları,yemekleri,dansları gibi ezbere yada alakasız birçok sözler edildi.150 yılı aşkın bu topraklarda yaşayan ,Osmanlı ve anadolu tarihinde önemli yeri olan bu halk hakkında neden bu kadar bilgisiz bu halk azçok tahmin edebiliyorum. Gelin kısa olarak yanlışlara ve bilinmeyenlere değinelim.1- ÇERKES, ADIGE HALKINA VERİLEN BİR İSİMDİR.Bugün Çerkes dediğimiz halk, ülkelerine verilen Çerkesya adı ;Kuzeybatı Kafkaslarda bir halkın ve ülkesinin adı olarak 13. y.y.’dan itibaren Avrupa,!!Ermeni,Gürcü,Arap,Pers,Türk!! ve diğer tarihi kaynaklarda ortaya çıkar. Genel olarak Avrupa ve Rus kaynaklarında ‘Çerkes’ adının kullanılması ise 13.- 18 y.y.lardır ve halen bu adlandırma devam etmektedir.Aynı zamanda yerli halk kendini değişmez bir şekilde Adıge olarak adlandırmıştır. Yani Çerkes adı bilinenin aksine Adıge halkını tarif etmektedir.Ülkemizde ise tüm Kuzeykafkas göçmenlerine Osmanlı döneminde ilk sürgün yıllarında ortak giyim kuşamları,gelenlerin büyük çoğunluğunun Adıge olması ve Çerkes adının popularitesi nedeniyle 'Çerkes' denmiştir ancak, birkaç yıl sonra bu tanım doğru anlamına kavuşmuştur.Çeçenler,Osetler,Abhazlar,Karaçaylar v.s. Çerkesler ile komşu,boydan boya değişen bir ortak kültür ve tarihe sahip halklardır ve kendi isimleri ile anılırlar.2- ŞEYH ŞAMİL ÇERKES DEĞİLDİR,TÜRK VE ÇEÇEN'DE DEĞİLDİR. Şamil, Kafkas-Rus savaşları dönemine damga vurmuş,Çerkeslerin özgürlükçü,devletçi savaşı aksine daha çok dini ve cihadçı anlayışı benimseyerek İslamı bayraklaştırarak Ruslara karşı din savaşı vermiş savaşçı bir kişiliktir,önderdir.Kendisi Dağıstan-Avar kökenlidir; Kafkas Avarları Türk değildirler,Çeçen de değildirler.Dilleri farklı bir halktır. Çeçenler ile adının anılmasının nedeni ise Şamil'in Rus yanlısı Dağıstan beylerine karşı çıkarak Çeçen halkının bağımsızlık savaşında onlara önderlik ettiği için Çeçenlerin Lideri olarak görülmüş olmasındandır.Çerkesler ile alakası ise gönderdiği Naiblerin İslamı yaymaya çalışması ve kısmen bundan  başarılı olup,bir kaç Çerkes kabilesini bu sefer İslam bayrağı altında ruslara karşı savaşmaya ikna etmesi ile alakalıdır.Bir kaç Çerkes kabilesi bu savaşlar da Şamilin Naibi Muhammed Emini önder kabul ederek Ruslara karşı bu sefer İslam bayrağı altında mücadele etmeye devam etmişlerdir.Aynı zaman da Şamil'in kız torunlarından Nefiset Şamil bir Çerkes(Adıge-Ubıh) paşası ile evlendiğinden Çerkesler ile akrabalık kurulmuştur.3- ÇERKES KIZI, ÇERKES TAVUĞU,CARİYELİK VE ÇERKES KÖLELİĞİ HAKKINDA: Çerkes adı 18-19 yüzyıllarda daha çok dönemin avrupalı kaynakların da masalsı,oryantalizme hizmet eden populer bir isim haline gelmişti. Çerkesya'ya gelen yabancı seyyahların ve diplomatların,komutanların anıları ve kitapları, dönemin gazetelerin de Çerkes kızları,Çerkes savaşçıları ve ülkesi hakkında çokça iltifat ve hayranlık ifadeleri ve anlatımlar yayınlanmıştır.Çerkes kızları soluk beyaz tenli,ince belli, uzun boylu ve dik duruşları ile bahsedilir olduğundan ; Çerkes adı bu özellikleri sahip insanlara,yemeklere dahi isim olarak konulmaya başlanmış, bir Çerkes modası meydana gelmiştir.Hatta ilgi çektiğinden ticari anlamda bir marka isim haline getirilmiştir. Bizim yemekler ile alakası olmayan Çerkes tavuğu olarak bilinen yemek bile bu beyaz, yumuşak, soluk görüntüsü sebebiyle Çerkes adı ile anılmıştır. Köle ticaretinin çok yoğun olduğu dönemlerden geçildi.Çerkes tüccarlar da bu avantajı kendi lehlerine kullanarak çeşitli bakım ürünleri ve eğitimle Çerkes kızlarına benzettikleri savaş ganimeti olan köle kızları dönemin köle pazarlarında yüksek fiyatlara 'Çerkes Kızı' adı ile satmışlardır. Çünkü o dönemler Çerkes adı marka olduğundan bu isimle anılan kızlar çok yüksek fiyata satılıyorlardı.Osmanlı sarayı gibi saraylara cariye olan kızlar bu türden kızlardı(Çakma Çerkeslerdi yani).Ancak herkes onları Çerkes olarak bilmekte, hatta çerkeslerin öz kızlarını sattıkları bile yazılmış,çizilmiştir..Oysa Osmanlı padişahlarına, Kırım hanlarına,Rus çarlarına eş olan,nikahlı eşleri olan soylu ailelerden Çerkes prensesleri hariç hiçbir cariye aslen Çerkes kökenli değildi.(Azda olsa Çerkes kökenli olanları, Çerkes Xabzesi sonucu cezaya çaptırılan ,ailesi sürgün edilen ,toplumdan dışlanan Çerkes ailelerinin kızları ve çocukları idiler,bunlar köle sınıfına düşürülerek köle pazarlarında satılmışlardır.)Bunun yanında kırım tatarları tarafından köylerden kaçırılan özgür Çerkes kızları ve erkek çocukları da olmuştur.Bu nedenle Tatar-Çerkes savaşları kafkas tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eder.)- Mesela Kanuni sultan Süleymanın eşi Mahidevran Sultan Çerkes Prensi İdar Temruko'nun Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatundan olma kızıdır.Padişahlar köle pazarlarından satın alınan kızlarla nikahlanmazlardı.Bunun gibi Çerkes prenslerinin kız ve erkek çocukları birçok hanlık,imparatorluk,beylik ve hanedanlığa gelin ve damat olmuş,böylece siyasi bağlar,akrabalık kurulmuştur.Şimdilik bu kadar değerli arkadaşlar, devam edeceğiz!NOT: Sizlerden ricam şudur. Bu ülkede yaşayan hiçbir halk birbirinden üstün değildir..Tanıdıkça herkesin güzelliklerinin farkına varacaksınız, bu ülke halklarının ne kadar da asil,soylu,savaşçı,özgürlükçü bir karaktere sahip olduğunu anlayacaksınız. bu anadolu bu boyun eğmez insanların göç ettiği, birleştiği , toplandığı bir coğrafyadır.Tarih bilimi eğer ilgili ve tarafsız olursanız sizler,bizler için çok önemli bir ilim dalıdır ve yaşadığımız coğrafyayı,kimliğimizi anlamamıza çok büyük yardımcı olacaktır.Saygılarımla,
Daha Önce Hiç Görmediğiniz Tarihi Kareler
Soyu tükenmiş hayvanların son fotoğraflarından tutun da nanik yapan Stalin’e, samuraylardan ilk bilgisayara, Einstein’ın şık plaj modasından on bir yaşındaki Hitler’e, torununa hikâye anlatan Tolstoy’dan Berlin duvarının yıkılışına kadar çeşitli tarihi anları ve figürleri yakalayan nadir fotoğraflar, insanı şaşırtıcı, ibretlik ve keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
Reklam
18 Nisan - Tarihte Bugün
ABD'nin San Fransisco kenti 7,7 şiddetindeki 50 saniye süren deprem ve onu izleyen yangınlarla yerle bir oldu. 28 bin bina yıkıldı 500 kadar insan hayatını kaybetti, 100 bin kişi evsiz kaldı.
Reklam
Aspendos Tiyatrosu, Dünya'nın En Önemli Amfi Tiyatrolarından Biri
Aspendos, Antalya ilinin Serik ilçesine 7 km mesafedeki Belkıs köyünde Tiyatrosu ile ünlü antik kenttir. Aspendos'un hikayesi de şöyledir : Aspendos kralının bir zamanlar herkesin evlenmek istediği çok güzel bir kızı vardır. Kral kızını kime vereceğini bilemediği için halka, 'Kim halkımız, kentimiz için en yararlı şeyi yaparsa kızımı ona vereceğim' diye duyurur. Bunun üzerine iki ikiz kardeş iki büyük yapı yaparlar. Biri kente çok uzaklardan, karmaşık yolları birçok zorluğu geçerek, su getiren su kemerleri; öteki ortasında yere metal para atıldığında üst sıralardan bile sesinin duyulduğu dünyanın akustik olarak en iyi tiyatrosudur. Kral su kemerlerini gördükten sonra kızını su kemerlerini yapana vermek ister. Bunun üzerine tiyatronun mimarı Zenon krala bir oyun oynar. Kral tiyatronun üst sıralarında gezerken bir fısıltı duyar: 'Kral kızını bana vermeli.' Akustiğe hayran kalan kral kızını büyük bir kılıçla ikiye ayırır ve kardeşlere verir.
Büyük Aşk Juliet'in evi
Verona aşıklar kenti olarak biliniyor. Bundaki en büyük etken de elbette Shakespeare tarafından yazılan ve birbirine düşman Capuleti ve Montecchi Ailelerinin çocuklarının aşk öyküsünü anlatan Romeo ve Juliet adlı oyun. Dante’nin İlahi Komedya’sını okuyanlar bu iki ailenin isimlerinin burada da geçtiklerini göreceklerdir.
Reklam
Reklam
Büyükada Rum Yetimhanesi'nin 15 Etkileyici Fotoğrafı
Büyükada Rum Yetimhanesi, Büyükada'nın Manastır Tepesi'ndedir (eski adıyla Yunanca İsa anlamına gelen Hristos Tepesi). Bina 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury'dir. Yapı günümüzde boş olmakla birlikte Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin kontrolü altında bulunmaktaydı. Dünya'nın en büyük ahşap binalarından biridir.. Ülkemizdeki mimarlar mimarlık ile milli kimlik arasındaki bağı genel olarak reddederken, bir yabancı mimar Alexandre Vallaury kültürümüze saygı göstermiş ve İstanbul'daki diğer eserleri gibi bu yapıda da geleneksel mimarimiz unsurlarını ve geleneksel yapı malzememiz olan ahşabı kullanmıştır.
Avrupalı Zengin Roman'ların Hiç Bilmediğiniz Hayatlarından İlginç Fotoğraflar
1990 yılındna bu yana her sene 8 Nisanda çeşitli etkinliklerle kutlanan Roman Günü hakkında bir çoğumuz haberdarız. Daha da ötesi romanlar yani daha çok çingene adıyla tanınan, Avrupa ve Asyada yerleşen hemen-hemen her ülkede sık-sık rastlayabileceğimiz göçebe bir halk. Hayat tarzlarına uygun işler yaparak geçim sağlarlar. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederler. Erkekler çalgı çalar, lehimcilik, kalaycılık, hayvan ticareti gibi mesleklerde çalışırlar. Ama göreceğiniz çingeneler bildiğiniz tarzlardan değil.
Vefa'da Tarihi Vefasızlık
Kiliseden camiye çevrilen Molla Gürani Camii'nde tarih siliniyor. 800 yıllık yapıda papaz odası tuvalete çevrildi. Mozaiklerin üzeri badana ile örtüldü. Girişe prefabrik ev yapılıp kat çıkıldı İstanbul Vefa’daki Molla Gürani Camii’nde tarihi izler siliniyor. Agios Theodoros Kilisesi olarak anılan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası tarafından camiye çevrilerek ‘Molla Gürani’ adını alan yaklaşık 800 yıllık yapı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Süleymaniye Koruma Alanı içinde ancak kaderine terk edilmiş durumda. Vefa’da ‘Kilise Cami’ olarak da bilinen yapıda Bizans döneminde ‘papaz odası’ olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış. Sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerleri de sıva, boya, kaplama ve halıyla örtülü. Serdar Korucu'nun Radikal'de yer alan haberine göre, yapının içinde giriş bölümünde prefabrik bir ‘ev’ inşa edildi, tuvaletin hemen yanından çıkan merdivenlerle ulaşılan üst kata da bir başka ‘daire’ oluşturuldu. Ayrıca Molla Gürani Camii’nin kapalı tutulan bahçesine de ‘gecekondu’ inşa edildi. Yani eski kilisede üç ailenin yaşayabileceği alan meydana getirilmiş durumda. 2010 yılında basında yer alan haberlerin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı aldığını açıklayıp 2011 projelerine dahil ettiğini duyursa da aradan geçen üç senede hiçbir değişiklik yapılmadı. Halbuki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “İlgili koruma kurulunun onayını müteakip onaylı restorasyon projeleri doğrultusunda gerekli restorasyon çalışmalarına başlanılacaktır” denilmişti. Uzmanlarsa eski Bizans kilisesi için yetkilileri uyarıyor. Müzeye çevrilmeli Prof. Dr. İlber Ortaylı / Tarihçi Bu yapı geç Paleologos dönemine aittir. O dönem İtalyan etkisiyle yapılan mozaiklerin bir kısmı açılmıştı. Hepsi de çıkartılmadı. Fakat çok önemli mozaikler bulunuyor. Çok harap vaziyette. Duvarlarına birtakım musluklar açılmış, usulsüz eklemeler yapılmış. Duvarlarındaki yonca süslemelerinin ise haç zannedilerek üstü harçla kapatılmış durumda. Binanın çevresi de çok kötü durumda. Acilen korumaya alınması gerekiyor. Zaten cemaati de çok fazla değil. Özellikle ön cephesindeki giriş bölümü yani narteksin restore müzeye çevrilmesi lazım. Örnek olarak Fethiye Camii’nin alınması gerekiyor. Eyice: Emniyet devreye girsin Prof. Dr. Semavi Eyice / Sanat tarihçisi 1- derece önemde bir tarihi eser. Avrupa ’daki ilk sanat tarihi kitaplarına ilk giren yapılardandır. Güya din adamı yetiştiren bir kesimin elinde. Mozaikleri de berbat ettiler. Üstelik resmedilenler Hıristiyan azizleri değil Tevrat peygamberleri. Yani İslam’ın da tanıdığı peygamberlerin kral betimi ile portreleri bulunuyordu. 40-50 sene önce ortaya çıkartılan bu eserlerin üstünü badana ile kapattılar. Bu konuda Emniyet teşkilatının devreye girmesi gerekiyor.T24
Reklam