onedio
'Black Mirror' Noel'de Geri Dönüyor
Sevilen dizi “Black Mirror” Noel’de özel bölümüyle geri dönüyor Channel 4’un bilim kurgu serisi “Black Mirror” beklendiği gibi üçüncü sezonla dönmüyor ama üç hikayenin iç içe geçtiği özel bölümüyle Noel döneminde ekranlarda olacak. Oyuncu kadrosu henüz belli olmayan diziyi Channel 4 “En akıl almaz ‘Black Mirror’ bölümü” olarak tanımlıyor. Dizinin yaratıcısı Charlie Brooker, “Noel’de iyi bir hayalet hikayesi dinlemekten her zaman hoşlanmışımdır ve 70'lerde Amicus Yapımcılığın elinden çıkmış korku filmlerinin hastasıyım. Amacımız onun ‘Black Mirror’ karşılığını yaratmak” diye konuştu. Noel özel bölümünün detayları netleşmedi fakat dizinin şimdiye kadar yayımlanan birbirinden bağımsız altı bölümü insanlığın teknoloji takıntısı ve bunun sonucunda ortaya çıkan distopik hikayeleri ele alıyordu. Channel 4’un komedi bölümünün başındaki Phil Clarke Noel özel bölümüyle ilgili, “Charlie Brooker distopik gelecekte geçen bir bayram hikayesi kaleme aldı. Dramatik ve heyecan verici sürprizli bir sona giden, iç içe geçmiş üç hikaye izleyeceğiz” yorumunu yaptı. Milliyet Sanat
'Mars'ta Kalça Kemiği' İddiası
Mars keşif aracı Curiosity'nin kısa süre önce Dünya'ya gönderdiği bir fotoğraf UFO araştırmacıları arasında heyecan yarattı. Fotoğrafta insan veya hayvan kemiği bulunduğu öne sürüldü. Kızıl Gezegen'de Ağustos başında ikinci yılını dolduran keşif robotu Curiosity'nin Dünya'ya gönderdiği fotoğraflardan biri, internette heyecan yarattı. Gale Krateri'ndeki beş bin metrelik Sharp Dağı'na ulaşmak için yoluna devam Curiosity, 14 Ağustos tarihinde kumlara gömülmüş taş parçalarının bulunduğu bir arazide rutin gözlemlerini gerçekleştirdi. Keşif aracının MastCam kamerasıyla çektiği fotoğraflardan bir tanesinde, 'insan kalça kemiği' yer aldığı öne sürüldü. Dahası, bazı UFO araştırmacıları bir zamanlar dinozor benzeri canlıların Mars'ta yaşamış olabileceğini öne sürdü. Independent'ın haberine göre, Northern Voices Online sitesinde yapılan yorumlarda, kemiğe benzeyen yapının 'fosilleşmiş sürüngen omurgası' veya 'insan parmağı' da olabileceği iddia edildi. Bilim insanlarının geçmişte öne sürdüğü teoriler, Mars'ta sürüngen benzeri canlıların yaşamış olabileceğini az da olsa doğruluyor. Astrobiology dergisinde Aralık 2013'te yayımlanan ve Pennsilvanya State Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, geride kalan 3.5 milyarlık süreçte dinozorları yok eden büyük meteor çarpmalarının Mars ve diğer gezegenlere organik yaşam parçaları taşımış olabileceği savunulmuştu. Güneş Sistemi'ndeki uydular da bu olasılığın içinde tutulmuştu. Mars'ın milyarlarca yıldır kurak ve atmosfersiz olması söz konusu teorinin olasılığını Kızıl Gezegen için düşürse de, yeni keşiflerle Dünya dışı yaşam iddialarının devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Curiosity ve 10 yıldır Mars'ta bulunan Opportunity, bugüne kadar birçok esrarengiz görüntü elde etmişti. En son olarak, Curiosity Nisan ayında kaynağı bilinmeyen bir ışık kaynağı görüntülemişti. Kaynak: Al Jazeera
İşçiler İçin Giyilebilir Sandalye
İsviçreli bir şirket, sanayi çalışanları için her ortamda kullanabilecekleri 'sandalyesiz sandalye' üretti. Noonee adlı şirket, bugüne kadar görmeye alştığımızın çok dışında bir giyilebilir teknoloji üretti. Sandalyesiz sandalye adı verilen icat, fabrika çalışanlarının her şart altında çok daha rahat çalışabilmesini amaçlıyor. Beş kişilik bir ekip tarafından geliştirilen Sandalyesiz sandalye, bacaklara monte edildikten sonra sadece tek bir tuşa basılarak aktif hale getiriliyor. Alüminyum karbon ve karbon fiber çerçeve, bacaklarınızın durduğu pozisyonu alıyor ve o şekilde sabit durabilmenizi sağlıyor. Batarya destekli sistem vücut ağırlığının tamamen bacaklara yüklenmesini önleyerek topuklara yönlendiriyor. Engadget sitesinin haberine göre, Noonee'nin çeşitli sanayi alanları için geliştirdiği icadını ilk olarak Audi ve BMW üretim hatlarında denemek istiyor. Prototipin başarılı olması halinde, icadın üretim, paketleme, gıda hizmetleri ve taşıamcılık gibi birçok sektörde kullanılması bekleniyor. Noonee, Sandalyesiz sandalyenin verimliliği artıracak olmasının yanında işçilerin yorgunluğunu ciddi ölçüde azaltacağını ve yaralanmaların önüne geçileceğini savunuyor. Kaynak: Al Jazeera
30 Yılda Buzulların 3'te Birini Kaybettik
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA, buzulların erime hızını saptamak için Kuzey Kutbu üzerinde uçuşlar gerçekleştirmeye hazırlanıyor. NASA, Kuzey Kutbu'ndaki araştırma uçuşlarına bu hafta Grönland'dan başlayacak. Yetkililer, buzulların tahminlerinden çok daha hızlı eridiğini ifade ediyor. Yapılan açıklamada 80'li yıllardan kalan uydu verileri incelendiğinde, buzulların 3'te birinin kaybedildiğine dikkat çekiliyor. Milliyet
Neptün'ün Uydusu Triton'a Ait Detaylı Harita Çıkarıldı
NASA bilim insanları, Voyager-2 uzay aracının 25 yıl önce çektiği fotoğrafları bir araya getirerek Neptün'ün uydusu Triton'un en detaylı haritasını ortaya çıkardı. Güneş Sistemi dışına çıkan Voyager-1 uzay aracının ikizi Voyager-2'nin 25 Ağustos 1989 tarihinde Neptün sisteminden geçerken elde ettiği görüntüler, çeyrek asır sonra Triton'un en detaylı haritasını ortaya çıkarmak için kullanıldı. NASA Ay ve Gezegen Enstitüsü'nden Paul Schenk'in başında olduğu ekip, bir uzay aracının ilk ve son kez Neptün sistemine yaptığı ziyaretin fotoğraflarını piksel başına 600 metre çözünürlüklü bir harita haline getirdi. Haritanın, Triton'un Güneş Sistemi'ndeki uydular arasındaki yerini de güçlendirmesi umuluyor. Schenk, blog sayfasında yaptığı açıklamada, 'Geride kalan keşiflerle dolu çeyrek asırda sanırım Triton'un ne kadar farklı ve esrarengiz olduğunu unuttuk' ifadesini kullandı. Triton'un benzersiz bir jeolojik yapıya ve Texas eyaleti büyüklüğünde alan kaplayan küçük ve büyük volkanik çukurlara sahip olduğunu belirten Schenk, uydunun halen birçok yerinin keşfedilmeyi beklediğini söyledi. Space.com'un haberine göre, yeşil, mavi ve turuncu filtreler kullanılarak hazırlanan harita, Triton'un insan gözüne kabaca nasıl belireceğini gösterecek şekilde büyütüldü. 25 yıl sonra ikinci ziyaret NASA'nın Plüton sistemini inceleyecek New Horizons uzay aracı, Voyager-2'nin geçişinden tam 25 yıl sonra, 25 Ağustos günü Neptün'ün yörüngesinden geçecek. New Horizons, 14 Temmuz 2015'te Plüton ve uydularının görüntüsünü elde etme şansı yakalayacak. Schenk, her ikisi de Ay'dan biraz daha büyük olan Plüton ve Triton'un nitrojen ağırlıklı ince atmosferlere sahip olduğunu belirtti. Her iki gök cisminde benzer jeolojik yapılar bulabileceklerini belirten Schenk, bu benzerliğin araştırmalarında kolaylık sağlayacağını ifade etti. Triton, Güneş Sistemi'nde yörüngesinde bulunduğu gezegenin aksi yönünde hareket eden tek uydu olma özelliğine sahip. Al Jazeera
Reklam
Yeni Kabine Nasıl Oluşacak,  Kimin Yerine Kim Gelecek?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ’nun AKP Genel Başkanlığı adaylığının ilanının ardından gözler yeni kabineye çevrildi. Kulislerde, seçimlerin zamanında yapılması halinde 10 ay işbaşında kalacak yeni hükümetin, partide olası bir ‘ak saçlılar-gençler’ krizine yol açmaması için ‘denge kabinesi’ olacağı belirtiliyor. Çözüm süreci ve ekonomi yönetimleri korunurken, yer değişiklikleri de dahil 4-8 isimle sınırlı bir değişiklikten söz ediliyor. Nuray Babacan ve Turan Yılmaz ’ın Hürriyet’teki haberine göre, yeni kabine için Davutoğlu’nun görüştüğü isimlerden Başbakan Yardımcıları Beşir Atalay ve Ali Babacan’ın görevlerine devam edebileceği, Bülent Arınç ile adı Başbakanlık kulislerinde öne çıkan eski Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın durumlarının ise belirsizliğini koruduğu öne sürülüyor. Başbakan Yardımcısı olarak adı geçen Binali Yıldırım’ın ise yeni kabinede yer almaya sıcak bakmadığı konuşuluyor. Basın toplantısında bu konudaki soruları geçiştiren Yıldırım’ın seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ni üstlenebileceği belirtiliyor. AKP’deki genç-yaşlı tartışmalarının odağında olan Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın kabinede yer alıp almayacağı da merak konusu oldu. Arınç ve Yıldırım’ın bakan olmaması halinde Akdoğan’ın ‘denge unsuru’ olarak dışarıda kalabileceği belirtilirken, kabineye girmesi halinde ise hükümet sözcülüğüyle birlikte hükümet-parti grubu ilişkileri görevlerini de üstlenebileceği savunuluyor. Görevini sürdürmesine kesin gözüyle bakılan İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yanı sıra Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın dışarıdan bakan olarak atanabileceği de kulislerde dillendirilen iddialar arasında. Buna karşın, milletvekilleri arasında bir sıkıntıya yol açmamak için dışarıdan bakan sayısının en fazla 2 isimle sınırlı tutulacağı da belirtiliyor. Kulislerde, Kurtulmuş’un kısa süreli bir bakanlığa sıcak bakmadığı, Fidan’ın ise çözüm süreci ve Ortadoğu’daki kritik gelişmeler nedeniyle bu dönem de görevinde kalıp önümüzdeki seçimlerde milletvekili yapıldıktan sonra kabineye alınabileceğinden bahsediliyor. Kulislerde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in değiştirilebileceği, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfü Elvan, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın ise yerlerinin değiştirilebileceği savunuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın adı da değiştirilebilecek isimler arasında geçerken, kabine dışı kalması halinde Kayseri’den Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş’ın yeni kabineye girebileceği vurgulanıyor. Grup Başkanvekilleri Nurettin Canikli ve Mahir Ünal ile Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un adı da yeni kabine kulislerinde geçiyor. Erdoğan’ın, adı Adalet Bakanlığı için geçen Şentop’u önümüzdeki seçimleri de dikkate alarak Seçim İşleri Başkanlığı’nda tutabileceği de öne sürülüyor. Kongreden sonra istifalarını Davutoğlu’na vermeleri beklenen parti yönetiminde de değişikliğe gidilerek, Genel Başkan Yardımcıları Salih Kapusuz, Hüseyin Çelik, Nükhet Hotar ve Ekrem Erdem’in yerine yeni isimlerin getirilebileceği belirtiliyor. Kulislerde Fazilet Dağcı Çığlık, Hamza Dağ, Mehmet Muş, Mustafa Akış ve Zeynep Karahan Uslu’nun adları da geçiyor.T 24
Reklam
Spor Yapmak Ağrı Eşiğini Yükseltiyor
Avustralyalı bilim adamları, 6 hafta boyunca birtakım katılımcılardan kondisyon bisikletine binmelerini istedi. Katılımcıların derisine bir cihaz aracılığıyla basınç uygulayan bilim adamları daha sonra tansiyon aleti kullanarak kol sıkıldıkça hissedilen acıya dayanıklılık seviyesi ölçtü.altı haftanın sonunda bisiklete binenlerin deriye acı veren cihaz ile tansiyon aletinin uyguladığı ağrıya daha dayanaklı hale geldiği görüldü. Araştırmanın sonuçları, “Medecine & Science in Sports & Exercise” dergisinde yayımlandı.Araştırmanın, eklem, bel ağrısı gibi sebebi kesin olarak bilinmeyen kronik hastalıkları bulunanların katılımıyla da doğrulandığında ilaçsız tedavi yollarının önünü açması bekleniyor.kaynak: 365haber.org/sağlık haberleri
Görünmez Güneş Paneli Üretildi
ABD'li araştırmacılar neredeyse tamamen şeffaf olan yeni nesil bir güneş paneli üretmeyi başardı. Michigan Üniversitesi (MSU) araştırmacıları, güneş ışığına maruz kaldığı zaman parlayan organik moleküller kullanarak enerji üreten güneş paneli geliştirdi. Panelin en büyük özelliği, neredeyse insan gözüne görünmez olması. Güneş panelleri, kenarlarındaki fotovoltaik şeritlerin yardımıyla kızılötesi ışığı enerjiye çeviriyor. Panelin kullandığı kızılötesi ışınların insan gözüne görünmez olması, panelleri de şeffaf kılıyor. Panellerin prototipi, günümüzde başta binaların çatılarında kullanılan fotovoltaik panellerin minyatürü olacak boyutta üretildi. Geçmişte elde edilen ilk şeffafa yakın paneller, içerdikleri fotovoltaik tabakalar nedeniyle mozaik cam görüntüsü veriyordu. MSU araştırmacıları, yeni panellerin yüzeyine yansıyan ışığın yüzde 1'ini enerjiye çevirdiğini, zamanla verimliliği artırmaya çalışacaklarını belirtti. Dünyanın en etkin güneş panellerinin dönüştürdüğü enerji miktarı yaklaşık yüzde 40. MSU, panellerin optimum enerji verimliliğinin yüzde 5 olmasını hedefliyor. Kaynak: Al Jazeera
Portre: Ahmet Davutoğlu
AK Parti yeni Genel Başkanı ve Türkiye'nin Başbakan adayı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı. Ahmet Davutoğlu, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin izlemeye başladığı ‘yeni dış politika’nın hem mimarlığını hem mühendisliğini yaptı. Bu yeni dış politikayı Merkez Ülke, Çok Boyutlu ve Çok Kulvarlı İlişkiler, Özgürlük-Güvenlik Dengesi, Komşularla Sıfır Sorun, Ritmik Diplomasi gibi genel prensipler üzerinden yürüttü. Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı. Taşkent'te nakliye işleri ve kunduracılık ile uğraşan babası Mehmet Bey, kısa zamanda yeniden evlendi. Yeni eşi Sefure Hanım annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Ahmet Davutoğlu, bu 'ikinci anne'sini her zaman minnet ve şükranla andı. Onun hakkında konuşurken 'Beni ve kardeşlerimi hiçbir ayrım gözetmeden bir Anadolu terbiyesiyle büyüttü' diyordu. Ahmet Davutoğlu'nun doğan ilk kızına ikinci annesinin adını (Sefure) vermesi minnetinin bir ifadesiydi. Babası Mehmet Bey oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. BABAANNE DUASI... Mehmet Bey, ilk eşinin ölümünün üzerine İstanbul'a gelerek Fatih'e yerleşmişlerdi. Fatih'teki evde babaanne, baba, amca hep birlikte oturdular. Canı kadar sevdiği babaannesi onun için, “Oğlun ola kızın ola. Oğlunla Ordu, kızınla oba olasın. Koç koç oğlanların ardına düşe, dünyalar ayaklarına gele, herkes sana akıl danışa” diye dua ederdi. Davutoğlu bu duayı da, “Sabah okula giderken, babam işe giderken hepimiz sıraya girer babaannemin elini öperdik. Bu, babaannem 95 yaşında ölene kadar aksamadı. Şimdi de o duaların bereketini her zaman hissediyorum' sözleriyle hatırlatmıştı. Hala Nilüfer Özlü, bir televizyon programında yeğenini anlatırken gözyaşlarını tutamamıştı. Hala Özlü “4 yaşında öksüz kaldı. Çok zorluklarla büyüttük. 4 kardeşlerdi. Annesi aniden öldü. Ama elhamdülillah annemim duası onu bu derecelere getirdi” sözleri ile yeğenini anlatmıştı. DERİN DÜŞÜNCELİ BİR GENÇ Fatih’ten Sultanahmet’e kadar yürümekten büyük bir haz alıyordu. Geçtiği sokaklardaki tarihle büyülenerek atıyordu adımlarını. Kütüphaneleri, camileri, hamamları, Osmanlı dönemi yapılarını gördükçe kimliğinin köklerine dönüyordu. Soru işaretleriyle doluydu kafası. Ahmet Davutoğlu, henüz bir ortaokul öğrencisiydi o günlerde. Bu denli erken yaşta kimliğiyle ilgili derin düşüncelere dalmasının nedenlerinden biri İstanbul’un tarihi atmosferi ise diğeri de öğrencisi olduğu İstanbul Erkek Lisesi’ydi. 12 YAŞINDA YATILI OKULDA İkili bir kültürel yapısı vardı İstanbul Erkek Lisesi’nin. Cumhuriyetin ilk kuşağından Türk öğretmenlerden ders alıyor, güçlü bir tarih bilinci ile donanıyorlardı öğrenciler. Bir yandan da Almanca öğretmenlerden Batı kültürünü, asıl olarak da Alman kültürünü ve edebiyatını öğreniyorlardı. Yatılı okula 12 yaşında girdiği ilk günlerden itibaren klasikler ile yüzyüze gelmişti. Diğer öğrenciler gibi o da hemen Kafka’yı, Goethe’yi okumaya başlamıştı. Berthold Brecht’in eserlerini tanımıştı. Kitaplarda yeni bir dünya bulmuştu. İki cepheli bir yüzleşmeydi yaşadığı. Batı kültürünün temel eserlerini okumakla kalmıyor, Türk öğretmenlerinin teşvikiyle Türk edebiyatını hatmediyordu. Ahmet Hamdi’den Fuzuli’ye, Farabi’den Ahmet Cevdet’e kadar eserleriyle tanışmadığı isim kalmamıştı. SOL HAREKETLE İÇ İÇEYDİ 1970’ler, Türkiye’de çalkantılı yıllardı. Gençlik, daha çok sol siyasi hareketlerin etkisi altındaydı. İstanbul Erkek Lisesinde de rüzgarlar soldan esiyordu. Ahmet Davutoğlu da bu havanın dışında kalmadı. Marksist literatürün temel eserlerini de okudu. Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını okuduğu sırada orta üçteydi. Altını çizip, sayfaların kenarına notlar alarak dikkatle okuduğu kitabı, özenle saklayacaktı yıllarca. Yine de Marksist olmadı. Mekanik buldu bu ideolojiyi. Milli Türk Talebe Birliği gibi İslamcı gençlerin örgütlendikleri yapılanmaların da dışında kaldı. Zaman zaman konferanslara, gecelere gitse, kültür kulüplerine katılsa bile daha çok kendi çizgisinde yol alan bir gençti. Eğlenmeye, gezmeye zaman ayırdığı pek görülmezdi. Bazen futbol oynardı Mustafa Çam, Murat Ülker, Aydın Babuna ve Engin Işıksal’ın da aralarında bulunduğu sınıf arkadaşlarıyla. İyi bir oyuncuydu. BİLİM ADAMI OLACAKTI Alman kültürüyle iç içe olan İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin çoğunun hayallerini Almanya’ya gitmek, orada üniversite okumak süslerdi. Davutoğlu ise İstanbul’dan kopamazdı. Almanya’da okumayı kendi kültürüne yabancılaşma olarak görüyordu. 1977’de liseyi bitirdiğinde İstanbul’un tarihi ve kültürüyle, kökeniyle iyiden iyiye bütünleşmişti. Liseden sonra sosyal bilimler okumaya karar vermesi de tarihle yüzleşmede vardığı noktadan kaynaklanıyordu. Bilim adamı olmayı kafasına koymuştu. Hayat planının ilk adımı Boğaziçi Üniversitesi olacaktı. Fen bölümü mezunuydu ama sosyal bilimler okumaya kararlıydı. 4 YAŞINDA ANNESİNİ KAYBETTİ Ailesinin gönlünden geçen ise farklıydı. Annesi, doktora zamanında yetiştiremedikleri için hayatını kaybetmişti. O zamanlar İstanbul gibi doktorun çok olduğu büyük bir kentte değil, Konya’nın Taşkent kasabasında oturuyorlardı. Memnune hanım öldüğünde, Ahmet, henüz dört yaşındaydı. 1959’da doğmuştu. Babası Mehmet Bey, Toroslar’ın zirvesinde tipik bir Türkmen kasabası olan Taşkent’te nakliye işleri, kunduracılık ile uğraşıyordu. Kısa zamanda yeniden evlendi. Babasının tek oğlu olan Ahmet, Sefure hanımı benimsedi. Ona hep “Anne” diye seslendi. Onu oğlu olarak gören Sefure hanım da Memnune hanımın ölümünü unutamadığı için Ahmet’in doktor olması hayalini kuruyordu. BABASI İŞLETME OKUSUN İSTEDİ Babası Mehmet Bey ise oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. Mehmet bey, ilk eşinin ölümünün üzerinden bir yıl bile geçmeden ailesini alıp İstanbul’a göçmüş, Fatih’e yerleşmişlerdi. Ahmet de orada büyümüş, ilk dört yılı Hacı Süleyman Bey İlkokulu’nda okumuştu. Bahçelievler’e taşınınca ilkokulu orada bitirmişti. Tekstil ve ticaretle uğraşan Mehmet bey de yıllar içinde işini büyükmüştü. Oğlunun işletme okuyup yardım etmesini istiyordu. Davutoğlu da Boğaziçi’nde önce İktisat bölümüne kaydoldu. İngilizce için bir yıl hazırlık okuması gerekti. Lisede ikinci dili olduğu için zorlanmadı. Yazın da bir ay kadar İngiltere’ye giderek pekiştirdi İngilizcesini. Mutlu olamadı İktisat bölümde. İlaveten bir de siyaset Bilimi bölümüne girdi. Boğaziçi’nde iki bölümde okuma uygulaması yeni başlamıştı. İktisat bölümünü 1982’de bitirdi. FUTBOL VE GÜREŞE İLGİLİYDİ Yine siyasi gruplara katılmadan okumayı sürdürdü. Düşünceler tarihine yoğunlaştı. Eflatun’dan Hegel’e kadar düşünce tarihini incelemek, Osmanlı-Türk ve İslam kültürünü içselleştirmesi sonucunu doğurdu. Düşünce tarihindeki yerini daha iyi kavradı. Sınıf arkadaşları arasında Adnan Büyükdeniz, Ethem Eldem ve Nuray Mert de vardı. Bu yıllarda konserlere, toplantılara, öğrenci etkinliklerine fazla zaman ayırmadı. Futbol ve güreş dışında bir sporla da ilgilenmedi. Zaten 12 Eylül dönemiydi, öğrenci hareketleri de durulmuştu. ŞERİF Mardin’İN YARDIMI Üniversite sonrasında hiç tereddüt etmeden “bilim adamlığı” planına devam etti. 1984’te Kamu Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladı. Doktorasını ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Öğretim üyeleri ile arası iyiydi. En çok da Prof. Dr. Şerif Mardin sevdi onu. Tez hocası oldu. 1986’da başladığı tezini daha bitirmeden özet bir makale olarak üniversitenin akademik dergisinde yayınlattı. Tezin yayınlanması Davutoğlu için büyük bir teşvik oldu. Birbiri ardına makaleler hazırladı. 1989 Kasım’ında iki teklif birden aldı. Teklifin biri Amerika’dan geliyordu diğeri Malezya’dan… MALEZYA KÜLTÜRÜ ÇEKTİ Amerika’ya gitmek cazip gelmiyordu. Batı kültürünü yeterince tanıdığına inanıyordu. Malezya üzerinde duruyordu. Eksik kalan halkayı orada tamamlayabilirdi. Çin-Hint-İslam kültürü, Batı kültüründen nispeten uzak biçimde yaşanıyordu bu ülkede. Ama artık tek başına değildi. 1984’te evlenmiş, iki kızı olmuştu. jinekolog olan Sare hanım ile dünyaya aynı gözlüklerle bakıyorlardı. Kızlarına isim koymayı eşine bırakmıştı Davutoğlu. Sare hanım da onu memnun etmişti seçimleriyle. 1986’da doğan ilk kızlarına Sefure, 1988’de doğan ikinci kızlarına Memnune adını vermişti. Davutoğlu’nun her iki annesine de değer veriyordu. Sare hanım, eşinin Malezya’ya gitme kararını da destekledi. Kızlarını da alıp 1990’ın ilk aylarında yola çıktılar. Kuala Lumpur’da, Çin mahallesinde bir ev tutup yerleştiler. MALEZYA’DA DERS VERDİ İslam Konferansı Örgütü’nün kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Türkiye’den 15 kadar öğretim üyesi vardı. Daha sonra aralarına Yusuf Ziya Özcan da katılacaktı bu akademisyenlerin. Davutoğlu, bir hafta kadar sonra girdi ilk derse. Bir baktı, sınıf küçük bir Birleşmiş Milletler gibi. Sınıfın neredeyse yarısı Müslüman Malaylardan, kalanı da Çinli, Hint, Asyalı, Afrikalı öğrencilerden oluşuyordu. Her biri ayrı kültür havzasındandı. Fakat elindeki Sabine’in artık klasikleşen “Siyasi Düşünceler tarihi” kitabında onlar yoktu. Elindeki kitap Eflatun ile başlıyor, Aristo, Roma, Hıristiyanlık, Reform, Rönesans, Modern ideolojiler diye gidiyordu. İçinde Malaylar, Çinliler yoktu. Bunu yapamazdı. Oturdu, Konfiçyus’tan Taoizme, Hint ve tabii İslam kültürüne çalıştı. Onların yanına Osmanlı düşünürü Kınalızade’yi de ekledi ve yepyeni bir siyasi düşünce tarihi metni oluşturdu. Bu metin üzerinden verdi derslerini. PARADİGMA’SINI HAZIRLADI Malezya tam istediği türden bir laboratuvardı onun için. Yerel kültürü tanımak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Yerel festivallerin hemen tamamına eşi ve kızlarıyla beraber gidiyordu. Hem ailece de gezmiş oluyorlardı. 1993’te doçent oldu. Önce 1994’te “The Civilizational Transformation and the Muslim World” (Medeniyetin dönüşümü ve Müslüman dünyası) kitabını yazdı. Ardından aynı yıl, doktora tezi olan “Alternative Paradigms”ı (Alternatif Paradigmalar) kitap olarak çıkardı. İki yıl için gitmişti ama dört yıl kaldıktan sonra 1995’te ayrıldı Malezya’dan. Türkiye’ye döndüğünde aynı dosyasıyla yeniden başvurdu, doçentlik ünvanını burada da aldı. Çok geçmeden Marmara Üniversitesi’nde göreve başladı. Üniversitede kadro sorunları vardı. Önce sosyal bilimler yüksek okulunda başladı, sonra uluslararası ilişkilere geçti. GÜL İLE İLK TANIŞMASI 1999’da profesör olduktan sonra da Beykent Üniversitesi’ne geçti. Yeni kurulmuş bir üniversiteydi Beykent. En çok yankı uyandıran kitabını da bu üniversitedeyken yayınladı. “Stratejik Derinlik” bir yıl içerisinde 13 baskı yaptı. Giderek akademik yaşamın dışında da aktif olmaya başladı. Harp Akademisi’nden MÜSİAD’a kadar birçok yerde konferanslar verdi. ABDullah Gül ile 1980’li yıllarda tanışmışlardı. Bir makalesi, Gül’ün ilgisini çekmiş, bunun üzerine tanışmışlardı. Aralarındaki dostluk, 1990’lı yıllarda Gül’ün, Suudi arabistan’dan dönüşünden sonra oluştu. Daha sık görüşür oldular. ‘GÖLGE DIŞ İŞLERİ BAKANI’ Tayyip Erdoğan ile de belediye başkanlığı öncesinde tanıştı. Fakat Gül’e daha yakındı. Devlet Bakanlığı sırasında ihtiyaç duyduğunda Gül’e yardımcı oldu. Danışmanlığı, Gül’ün 2002 sonrasında başbakan olarak hükümet kurmasıyla resmileşti. Davutoğlu, Başbakanlık Başdanışmanı olarak göreve başladı. Gül’ün önerisiyle dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıyla büyükelçilik ünvanı aldı. Gül’ün Başbakanlığı Erdoğan’a devretmesinden sonra da görevine devam etti. Zaten onu Gül davet etse de sonra Erdoğan ile de biraraya gelmişler; o da daveti yinelemişti. Davutoğlu, o dönemde “gölge Dışişleri bakanı” gibi dış temaslarda etkili olmaya başladı. DİPLOMASİ TRAFİĞİNİN ADAMI AB ile temaslardan, Kıbrıs müzakerelerine, Irak savaşına kadar hemen her alanda rol aldı. Göreve gelirken iki üç yıl sonra ayrılmayı planlıyordu. Yazmayı planladığı kitaplara yoğunlaşmayı, üniversiteye dönmeyi hayal ediyordu. 2007 seçimleri yaklaşırken milletvekili olmayı düşünmediği gibi ayrılmaya niyetlendi. Seçim sonrasında dosyalarını hazırlamaya da başladı. Ancak ayrılmasını ne Erdoğan uygun buldu ne de Gül. Hem PKK eylemlerinin artması nedeniyle aniden kendisini yeniden yoğun bir diplomatik trafik içinde buldu. Erdoğan’ın özel uçağıyla çeşitli ülkelere giden, hükümet adına resmi temaslarda bulunan, Türkiye diplomasi tarihinde örneğine rastlanmayan bir “Başdanışman” haline geldi. TÜRKİYE’NİN KISSINGER’I Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dış temaslarının, ikili görüşmelerinin değişmez ismiydi artık. Görüşmelerin en özel anlarına bile katılıyordu. ABD, Avrupa ülkeleri bile büyükelçilikler, Dışişleri yerine çoğu zaman onun telefonu, maili üzerinden Türkiye ile temaslar yürütüyordu. Gelen mesajları sonradan Dışişleri’ne aktarıp kayda geçiriyordu. Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşme görevi MGK bildirisiyle duyuruluyordu. ABD Başkanı Obama gelmeden önce Washington’a gidip hazırlıkları da o yürütüyordu. Geldiği noktanın dikkat çekmesi ise Suriye, Filistin ve İsrail ile temasları sayesinde oldu. Hamas lideri Halit Meşal ile gizli görüşmesinin ortaya çıkması epey gürültü kopardı. Artık “Türk diplomasisinin Kissenger’ı”, “Gölge adam”, “İnce bir taktisyen” olarak tanımlanıyordu. 40 YIL AYNI EVDE OTURDU İlginç ama ayrı bir ekibi hiç olmadı Davutoğlu’nun. Başbakanlıkta, yardımcısı ve eski öğrencisi Ali Sarıkaya, bir sekreteri ve şoförü vardı sadece. Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Dışişleri Bakanlığı üçlüsü ile koordinasyon halinde çalıştı hep. Askerler de analizlerine önem verdi. Amacı, Türkiye’yi “merkez ülke” yapmaktı. Bölgedeki uçan kuştan bile haberdar olmaya çalışıyordu. Sonuç, 1.5 ay içinde 11 ülkeye gitmesiydi. Şubat sonundan itibaren Tanzanya, Kenya, İran, Irak, Çek Cumhuriyeti, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar ve Suriye’yi dolaşmıştı ve geziler aynı tempoda sürüp gidiyordu. 40 yıldır oturdukları Bahçelievler’deki evine çok az uğrayabiliyordu. İSTANBUL'A DÖNÜŞ KARARININ ERTELENMESİ AK Parti’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi. Bülent Arınç ile birlikte delegelerinin verdiği geçerli bin 243 oyun tamamını alan iki isimden biriydi. 1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliği sırasında Ali Babacan’ın yerine dışarıdan atamayla Dışişleri Bakanlığı makamına getirildi. Haziran 2011'daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. AKP'nin elde ettiği yüzde 50'ye yakın oy oranıyla büyük bir zafere imza attığı bu seçimden sonra kurulan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki 61. Cumhuriyet Hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı koltuğunu korudu. ARAP BAHARI VE DAVUTOĞLU Davutoğlu eliyle yürütülen dış politika Arap Baharı’na daha ilk gününden itibaren destek verdi. Arap Baharı’nı Ortadoğu’da halkların diktatörlüklere isyanı, kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçme talebi, özgürlük ve refah arayışı olarak gördü ve destekledi. Bu sebeple farklı ülkelerde dile getirilen bu taleplere bu perspektiften yaklaştı. Türkiye, bu dönemde Mısır’da ülkenin tarihinde ilk kez seçimle iktidara gelen Muhammed Mursi’ye tam destek verdi. Hüsnü Mübarek’e ‘artık çekil’ çağrısının yapılması dış politikada o zamana kadar alınan en riskli kararlardan biriydi. Erdoğan’ın ağzından yapılan bu çağrı Kahire’de Tahrir meydanındaki yüzbinlerce Mısırlı tarafından canlı olarak izlenmişti. Türkiye’nin seçilmiş yönetime destek politikası Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra da devam etti ve darbeci yönetimle ilişkiler Mübarek dönemindeki gibi olmadı. Özellikle 900 kilometrelik sınırı paylaştığı Suriye rejimini çok önceden bu taleplere sessiz kalmaması için uyarmaya başladı. Hem Erdoğan hem Davutoğlu, Beşşar Esed’i halkın reform taleplerini kulak ardı etmemesi için sekiz ay çaba harcadı. Bu süreçte en kritik görüşme Davutoğlu ile Esed arasında 9 Ağustos 2011'de yapılan 6.5 saatlik görüşmeydi. O görüşme de sonuçsuz kalınca ipler koptu, Suriye’deki isyan dalgası iyice büyüdü. İsyanla birlikte rejimin karşı saldırılarıyla Suriye bir iç savaşa sürüklendi, ülke kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, bir milyondan fazlası da Türkiye’ye sığındı. Mısır ve Suriye politikaları özellikle Türkiye içinden çok sert eleştirilere uğradı. Türkiye’nin bölgedeki bütün ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopuk hale gelmesi üzerinden Davutoğlu’na yönelik olarak yıpratıcı bir kampanya yürütüldü. Ancak Başbakan Erdoğan, bu politikanın arkasında durmaya devam etti. Türkiye’nin 2003 yılında 'Irak’a Komşu Ülkeler Toplantıları'nı devreye sokmasıyla başlayan Ortadoğu’ya açılım politikaları geçen 12 yılda Türkiye’nin bölgedeki profilini yükseltti. Bu süreçte yaşanan 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, Davos’taki 'one minute' vak’ası ve İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısından sonra yaşanan gelişmeler ve İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi bu profili daha da yükseltti. Milliyet
Reklam
Dişsiz Dev Dinozor Göklerin Hakimiydi
Fosiller üzerindeki yeni araştırmalar, kanat genişliği 12 metreye ulaşan dev dişsiz pretozorların bir zamanlar göklerin tek hakimi olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, 'Azhdarchidae' familyasında yer alan dev pretozorların 60 milyon yıl önce gökyüzünü kapladığını ve Kretase döneminin sonlarında ekosistem üzerinde çok önemli bir rol oynadığını gösterdi. Dev boyutlarına rağmen dişleri olmayan pretozorun, 90 milyon yıl önce mikroskobik deniz canlılarının ölümüyle baş gösteren kitlesel yok oluşta ortadan kalkan, dişe sahip akrabalarının yerini aldığı düşünülüyor. Araştırmada yer alan Rusya Bilim Akademisi'nden Alexander Averianov, 'Dişli dev kuşlardan dişsiz olanların gökyüzünü kaplaması, ekosistem üzerinde halen çok az anladığımız önemli değişimlere sebebiyet verdi' ifadesini kullandı. ZooKeys dergisinde yayımlanan araştırma, fosil kayıtlarına göre uçan ilk omurgalıların 220 milyon yıl önce ortaya çıktığını savunuyor. Farsça'da 'Ejder' anlamına gelen 'azdarha' kelimesinden türeyen 'Azhdarchidae' familyası, dev boyutları nedeniyle havalanmak için koşması gereken kuşları temsil ediyor. Bu familyaya özgü dişsiz dinozorların 70 milyon yıl önce Kretase döneminin sonlarında yaşadığı düşünülüyor. Eksiksiz ve iyi korunmuş fosilleri en zor bulunan canlılardan olan Azhdarchidae familyasının, bu sebeple yaşadıkları dönem de kesin olarak anlaşılamıyor. Bugüne kadar Azhdarchidae pretozorlarına ait 51 kemik ve üç fosil izini inceleyen Averianov, 'dev kuşların birçok iklimde yaşayabildiğini ancak ağırlıklı olarak göl ve nehir kenarlarıyla kıyı şeritlerini tercih ettiklerini' belirtti. Averianov, bugüne kadar bulunan fosillerin eksik ve iyi korunmamış olmasından dolayı bilim insanlarının birçok Azhdarchidae türüne ait kayıt oluşturduğunu ancak bu bilgilerin kesin olmadığını ifade etti. Araştırmacılar, pretozorların geçmişi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Google Earth aracılığıyla fosillerin dağılım haritasını çıkaran Ptero Terra veri tabanına başvuracak. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
İnsanlar Birden Bire Dünyadan Yok Olursa Ne Olur?
İnsanlığın ortadan kalkması bilim kurgu gibi görülebilir. Ama uzmanlar insanların yeryüzünde yürümediği bir günün geldiğinde dünyayı nelerin beklediği planladı. İnsanlar birdenbire ortadan kaybolursa, Dünya nasıl bir yer olur. İşte Alan Weismann 'The World Without Us' (Bizsiz bir Dünya) adlı kitabında bu konuya değinmiş. Arizona Üniversitesi profesörü olan Weismann, kitabı ile ilgili araştırmaları için Türkiye'ye de gelmiş. Weismann'ın Bizsiz bir Dünya adlı kitabı, Türkiye'de Altın Kitaplar Yayınevi tarafından satışa sunuldu. Kurguya göre gezegendeki insanlığın yok oluşundan saatler sonra dünyada ki ışıklar sönmeye başlayacak.
'Başbakan Olacak Davutoğlu'nu Siyasete Kazandıran Benim'
Yeni Başbakan'ın Ahmet Davutoğlu olacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'Dışişleri Bakanı Ahmet beyi siyasete de devlet hayatına da kazandıran benim' dedi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görev süresinin bitimine 9 gün kala Çankaya Köşkü'nde son veda resepsiyonunda iş, sanat, medya ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ağırladı. Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından olağanüstü kurultaya giden AKP'de Ahmet Davutoğlu'nun Genel Başkan ve yeni Başbakan seçileceğini belirten Abdullah Gül 'Kongrede Genel Başkan seçilecek olan Ahmet Davutoğlu’nu siyasete ben kazandırdım başarılı olacağına inanıyorum' dedi. Abdullah Gül'ün resepsiyonunda Fener Rum PatriğiBartholomeos, TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yunus Söylet, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TURSAB Başkanı Başaran Ulusoy, gazetecilerDoğan Hızlan, Vahap Munyar ve Murat Yetkin, akademisyen ve reklamcı Levent Erden gibi isimler yer aldı. Veda resepsiyonunun açılışında bir veda konuşması yapan Gül, bir önceki resepsiyonunda Türkiye'nin siyasi gündemi ile ilgili konuştuğunu belirterek 'Geçen hafta yaptığım bu veda konuşmasında Türkiye'nin siyaseti ile ilgili söyleyeceklerimizi söylemiştim. Dolayısıyla bugün mesajım sadece sizlere. Sanatçılarımızın, bilim ve kültür adamlarımızın, araştırmacılarımızın, yaratıcılıklarına ve aldıkları ödüllerden her zaman gurur duydum. Sporcularımızın yine başarılarını gördükçe onları arayıp ilk kutlayanlardan oldum. Yerel yönetimlerin hizmetlerine bizzat hep şahit oldum. Hepsinden gerçekten çok büyük mutluluk duydum. Basın mensuplarının cesaret ve dikkatini her zaman takdir ettim' dedi. Konuşmasında 'Veda ediyorum' ifadesini kullanan Gül, ayrıca sosyal medyayı kullanan ilk cumhurbaşkanı olduğunu söyleyerek 'Sosyal medyayı da kullanan ilk cumhurbaşkanı oldum. Belki aranızda da epey takipçi vardır' ifadelerini kullandı. ‘Hep sizlerle bir aradayız, sizlere bu vesileyle veda etmek istiyoruz’ Cumhurbaşkanlığı görev süresinin bittiğinin altını çizen Abdullah Gül, şu ifadeleri kullandı: “Öncelikle şahsım ve eşim adına hepinize hoş geldiniz diyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı olarak görev sürem bitti. Geçen hafta burada yasama, yürütme ve yargı mensuplarına bir veda toplantısı bu şekilde yapmıştık. Bugün de sivil toplumun değerli temsilcileri, arkadaşlarım, dostlarım, sanat, kültür, spor camiasının temsilcileri, iş dünyası, sendikalara... Hep sizlerle bir aradayız ve sizlere bu vesileyle veda etmek istiyoruz. Gerçekten talihliyim. Çünkü cumhurbaşkanılığı yaptığım süre içerisinde ülkemiz her bakımdan yükseldi. Yerel yönetimlerden ekonomiye, sanattan bilimden, kültürden, spora kadar her alanda çok başarılı şeyler oldu. Hepimizin kıvanç duyduğu, övündüğümüz ve bunları hep beraber yaşadık geçen 7 yıl içerisinde. Burada bulunanlar, sizler çok geniş bir toplumun temsilcileri olarak buradasınız. Hep sizlerin sayesinde oldu. Ülkemizin artan refahının temelinde işçilerimizin, mühendislerimizin, teknisyenlerimizin, müteşebbis ve iş adamlarımızın sanayici ve tüccarlarımızın, esnafımızın çiftçilerimizin emeklerinin bilinciyle herkese teşekkür etmek istiyorum' ‘Çankaya'nın kapılarını herkese açtım’ Konuşmasında 'Veda ediyorum' diyen Gül, 'Türkiye'nin kalkınmasında herkesin çok büyük emeği oldu. Şüphesiz ki geçen hafta yaptığım bu veda konuşmasında Türkiye'nin siyaseti ile ilgili söyleyeceklerimizi söylemiştim. Dolayısıyla bugün mesajım sadece sizlere. Sanatçılarımızın, bilim ve kültür adamlarımızın, araştırmacılarımızın, yaratıcılıklarına ve aldıkları ödüllerden her zaman gurur duydum. Sporcularımızın yine başarılarını gördükçe onları arayıp ilk kutlayanlardan oldum. Yerel yönetimlerin hizmetlerine bizzat hep şahit oldum. Hepsinden gerçekten çok büyük mutluluk duydum. Basın mensuplarının cesaret ve dikkatini her zaman takdir ettim. Sivil toplum olarak gündelik siyasetin kimi zaman kısır döngüsünün dışında kaldınız ve bütün bu başarıları temin ettiniz. İnançlar, kimlikler arasında çok yakın iş birliği oldu ve huzur içerisinde Türkiye'de herkes beraber yaşadı. Dolayısıyla sizleri bir kez daha bundan dolayı kutluyorum ve tebrik ediyorum. Dediğim gibi veda ediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de Çankaya'yı, kapılarımızı herkese açtım. Sizin bu ilginizden karşılıksız bırakmamaya çalıştım.' şeklinde konuştu. ‘Hep beraber seferler yaptık’ Abdullah Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Cumhurbaşkanlığı benim dönemimde sendikaların, hepsini burada görüyorum. Esnaf ve meslek kuruluşlarının, odaların en sık uğradıkları ve dertlerini, meselelerini ilettikleri ve bunlara çare aradıkları makam oldu. Yurt dışına yaptığım seyahatlerde iş adalarımız, ihracatçılarımız, yatırımcılarımız hep beraber gittik. Herhalde binlerce oldu. Sayılarını istatistiki olarak çok çıkarttılar. Hep beraber seferler yaptık adeta. Yeni pazarlar keşfettik. Yeni dostlar keşfettik ve gittiğimiz her yerde ülkemizi gururla hep beraber  temsil ettik. Çok da iyi neticeler aldık. Yurt içi ziyaretlerinde belediyelerimiz arasında hiçbir ayrım yapmadan bütün belediyeleri ziyaret ettik. Bütün siyasi partilerin temsil ettikleri, belediyelerin hepsine gittim ve hepsini teşvik ettim. Çeşitliliğimizi ve zenginliğimizi oluşturan bütün mezhep, inanç, düşünce, din ve kimliklere ve onların temsilcilerine de daima kapılarımızı açık tutuk. Cumhurbaşkanı seçildiğimde yaptığım ilk konuşmada sanat, kültür, bilim faaliyetlerini daima himayeme alacağım ve destekleyeceğim dedim. Cumhurbaşkanlığı kültür ve sanat ödüllerini yeniden vermeye başladık. Dünya kültür miraslarımızın bakım restorasyonlarını hep himayeme aldım. Cumhurbaşkanlığımda bulunan kültür ve sanat eserlerinin bakım restorasyon ve korunması konusunda eşim Hayrünnisa Hanım, öncülüğünde gerçekten çok çalışmalar yapıldı ve birçok şeyler ortaya çıkartıldı. Bilimsel, teknolojik çalışmaların ülkemiz için önemine daima dikkat çekmek amacıyla TÜBİTAK tarafından verilen bütün ödüller, bilim adalarımıza ödülleri Çankaya'da, burada, vererek ilginin alakanın takdirin nerede yoğunlaşması gerektiğini özellikle gösterdim ve bilim adamlarımızla daima gurur duydum. Üniversiteler ve düşünce kuruluşlarıyla çok yakın diyalog içerisinde oldum. Gittiğim bütün illerde üniversiteleri ziyaret ederek onları daima teşvik ettim.' ‘Sosyal medyayı kullanan ilk Cumhurbaşkanı oldum’ Sosyal medyayı kullanan ilk cumhurbaşkanı olduğuna dikkat çeken Gül, katılımcılar arasından da takipçisi olabileceğini söyleyerek 'Değerli basın mensuplarına da her zaman açık davrandım. Yeri geldiğinde de yapılan yanlışlıkları açıkça zikretmekten hiç çekinmedim. Sosyal medyayı da kullanan ilk cumhurbaşkanı oldum. Belki aranızda da epey takipçi vardır. Yine birçok alanda sosyal sorumluluk projelerinde eşimle birlikte öncülük ettik. Başarlı sporcularımızı daima tebrik ettik. Onlarla da hep gurur duyduk. Zaman zaman değerleri, kültür, bilim insanları ve gençlerle burada Çankaya sofraları düzenledim ve o geleneği tekrar başlatıp burada birçok meseleyi konuştuk. Hem öğrendiklerimizle onların çözümü sağladım. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin bütün bu alanlarda daha ileri gideceğinden eminim ve Türkiye'nin geleceğinin çok daha parlak olduğundan, her alanda Türkiye'nin çok daha yükseleceğinden de hiçbir şüphem yoktur. Bu duygularla bir kez daha hepinize hoş geldiniz diyorum ve aynı zamanda eşimle birlikte veda ediyorum. Hepinize başarılar diliyorum. Sağ olun, var olun...' dedi.  T24
Reklam
İstanbul'da 9 İlçede Elektrik Kesintisi
Avrupa yakasında 9 ilçenin bazı bölgelerine bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle yarın elektrik verilemeyecek.Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ'den yapılan açıklamaya göre, elektrik kesintisi uygulanacak ilçeler ve saatleri şöyle: 'Zeytinburnu'nda saat 09.00-12.00 arasında, Seyitnizam, Telsiz ve Baş Telsiz mahalleleri, Mevlana, Seyitnizam ve Prof. Dr. Muammer Aksoy caddaleri ve çevresi, saat 13.00-17.00 arasında, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Semiha Şakir ve Asım Kazancıgil caddaleri ve çevresi ile Stad Parkı. Silivri'de, 09.00-17.00 saatleri arasında, Kavaklı Mahallesi, Fulya Caddesi, Hayati, Siyahgül, Özkan, Güzel, Akik, Yunus Emre, Regaip, Yiğit, Olgun, Tunca ve Güleryüz sokaklar. Bahçelievler'de 09.00-13.00 saatleri arasında Kocasinan Merkez Mahallesi, Hürriyet Caddesi ve civarı, 12.00-16.00 saatleri arası, Soğanlı Mahallesi, Çağatay Sokak ve civarı, 15.00-19.00 saatleri arası Mimar Sinan Caddesi, Bilim Sokak İçi ve civarı. Sarıyer'de 09.00-17.00 saatleri arasında, Çamlı Tepe Mahallesi, Ata Caddesi, Şen Cadde, Bayram Sokak, Ulu Caddesi, Birlik, Taş, Elmalı, Özgürlük ve Konak sokaklar ve civarı. Esenler'de 09.00-13.00 saatleri arasında, Havaalanı Mahallesi, Taş Ocağı Caddesi, Gülyüzlü, Güçlü, Gözde ve Göztepe sokaklar, Dijital Jeans, Creaw Jeans, Öğrenci Yurdu, okul. Büyükçekmece'de, 08.00-17.00 saatleri arasında, Batıköy Mahallesi, Uğur Mumcu ve Ünlüsoy caddeleri, Hanımeli Sokak, Güzelce Mahallesi, Balıkçı ve Yoğurthane caddeleri, Türkoba Mahallesi, İnönü Caddesi. Gaziosmanpaşa'da 09.00-13.00 saatleri arasında, Esentepe Mahallesi, 2396, 2421, 2425, 2416 ve 2858 sokaklar, 12.00-16.00 saatleri arasında 50. Yıl Mahallesi, 2316, 2315, 2317, 2309, 2310, 2278, 2313 ve 2312 sokaklar ve civarı, 15.00-19.00 saatleri arasında, 50. Yıl Mahallesi, 2114, 2148, 2133, 2116, 2141, 2142, 2144 ve 21456 sokaklar ve civarı. Şişli'de 03.00-07.00 saatleri arasında, Fulya Florence Nightangale Hastanesi, Okmeydanı Perpa, Okmeydanı Perpa Altı, Memorial Hastanesi. Beşiktaş'ta 23.00-03.00 saatleri arasında Gayrettepe Halkbank Genel Müdürlük Binası, TMT Otel, 03.00-07.00 arasında Gayrettepe Akabe İş Merkezi, Dikilitaş Bayındır Holding, Gayrettepe Mahallesi, Girne, Füsun, Ömer sokaklar ve civarı, Dikilitaş Mahallesi, Dikilitaş, Cami Meydanı ve Set Üstü sokaklar ve civarı.CNNTürk
"Dünya Dışı Yaşam Bulmaya Çok Yakınız"
Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan, dünya dışı yaşam keşfetmenin astronomi dünyasını şaşırtmayacağını belirtti. Kızıltan, Türkiye'nin uzay keşfinde başarı elde etmek için yeni bir strateji belirlemesi gerektiğini ifade etti. Eisntein’ın görecelik kuramında önemli bir yer tutan nötron yıldızlarından gelen sesleri 1 milyon kat daha net dinlemeyi sağlayan yöntemi geliştirerek astronomide büyük bir başarıya imza atan Dr. Bülent Kızıltan, Al Jazeera Türk’e konuştu. Yeni nesil uzay uydulardan elde edilen bilgiler sayesinde Güneş Sistemi dışındaki uzayın yeniden tanınmaya başladığını belirten Kızıltan, çeşitli yaşam formlarındaki dünya dışı canlıları yakın gelecekte mutlaka bulacaklarını belirtti. Kızıltan, insanlığın geleceği için kritik olan kolonileşme sürecinin de 2050’den önce başlayabileceğini söyledi. Türkiye’deki bilimsel araştırmalar hakkında görüşlerini anlatan Kızıltan, Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gereken planların bilim insanlarına devredilmesi gerektiğini vurguladı. Başkanlığını yaptığı uluslararası astronomi konsorsiyumunda birçok alandan insanlar bir araya gelen Kızıltan’a göre, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli programlarda başarı elde edebilmesi için disiplinlerarası çalışma yapması şart. Dünya dışı yaşamın bulunması insanlık üzerinde nasıl bir etki yapabilir? Bu keşfin insanlar üzerinde yaratacağı etki, nasıl bir canlı bulacağımıza bağlı. Uzak mesafelerden bakteriyel ve bitkisel canlıların keşfedilmesi belki de algımızı çok değiştirmeyecektir. Ancak Jüpiter'in uydusu Europa dahil Güneş Sistemi'ndeki uydularda canlı bulma olasılığımız oldukça yüksek. Çünkü bu uydularda sıvı olduğunu düşünüyoruz. Diğer gezegen ve uydularında koloni kurabilmek, insanlık için bir umut olacak. Çünkü bir asteroit çarpma tehdidinin çok yakın olduğunu düşünüyoruz. Güneş Sistemi'nde başlayacak koloni çalışmaları, canlı barındırdığı düşünülen yerlerin lojistik avantajıyla da insanlık için bir ön hazırlık olacak. Uzaylılarla temas haline geçmemiz ne kadar mümkün? Burada en büyük sorun, iletişim kurmak olacak. Bize en yakın yıldız (Proxima Centauri) 4.2 ışık yılı mesafede. Oradan bize bir sinyalin gelmesi ve bizim cevap vermemiz için 8 yıl gerekiyor. Mevcut fizik anlayışımız kapsamında uzaylıların bizi ziyaret etmesi, bizim onlara ulaşabilmemiz çok mümkün görünmüyor. Bunların dışına bakteri ve bitki düzeyindeki 'uzaylıların' keşfedilmesi, özellikle astrofizikçiler açısından pek bir şey değiştirmeyecektir. Biz zaten böyle bir keşif bekliyoruz. Böyle bir keşif bizi çok daha özel veya sıradan kılmayacak. Güneş Sistemi’nde kolonileşmeye yönelik birçok plan çiziliyor. 2050’de Mars’a veya birçok uyduya adım atmış olacak mıyız? Bunun olabilirliği, maalesef dünyadaki ekonomik dengelerle birebir bağlantılı. Dolayısıyla ABD ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin desteğiyle belli projelere fonlama yapılması gerekiyor. Bir ekonomik kriz yaşanmadığı sürece gereken bütçenin oluşturulması mümkün. Böylece 2050'de Mars veya Güneş Sistemi'ndeki uydulara uzay araçları gönderilmemesi, canlı (sera tabanlı) veya cansız bir ön koloni kurulmaması için bir sebep göremiyorum. Uzun vadede koloni kurulması da gerekli bir durum. Çünkü 100 bin yılda bir beklenen büyük asteroit çarpmasının yaklaştığını düşünüyoruz. Ancak bu olasılık birkaç yüzyıl değil, birkaç bin yıllık zaman aralığı kapsıyor. Teknolojik ve ekonomik imkanlarla dış gezegen ve uydulara koloni kurulması mümkün. Benim kolonileşmesi adına en ideal gördüğüm yer Europa uydusu. Orada canlıların keşfedilmesi de büyük bir olasılık. Mars, yakınlığı açısında avantajlı olsa da, kutup bölgelerindeki donmuş haldeki su kullanılabilir. 2050'ye kadar her iki gök cismine de koloni kurmuş olabiliriz. Başında yer aldığınız konsorsiyum Türkiye’ye neler sunabilir? Konsorsiyuma Multidisciplinary Project (Multidisipline Proje) adını veriyoruz. Normal araştırma konsorsiyumlarından farklı olarak birçok akademik alandan insanın bir araya gelerek araştırma yapması amaçlanıyor. Müzisyenlerle, sanatçılarla, doktorlar, astrofizikçiler hatta teologları bir araya getiriyoruz. Öncelikli projelerimiz arasında mühendislik, temel bilimler ve astrofizikle oluşturulan projenin piyasaya uygulanması ve bu teknolojinin bir şekilde ticarileştirilmesi de var. Sırf bu açıdan Türkiye'nin bu çalışmalarla ilgilenebileceğini düşünüyorum ki bu ilgi kendini göstermeye başladı. Türkiye'nin böyle bir projeye entegre olması birkaç şekilde mümkün olabilir. Öncelikle kritik insan kaynağı ihtiyacı, mühendislik alanında karşılanabilir diye düşünüyorum. İkinci aşamada, bürokrasinin böyle bir önceliğinin olması gerekiyor. Üçüncü aşamada ise Türkiye'nin finansal olarak bu tür bir projenin arkasında durmayı kabul etmesi lazım. Gerekli şartlar yerine getirilirse, ortaya uzun vadeli, günlük siyasetten uzak olması gereken bir yatırım konması gerekiyor. Türkiye’deki bilimsel çalışmaların potansiyeli hakkındaki görüşünüz nedir? Şahsen Türkiye'nin orta ve uzun vadeli bir bilim projesi olup olmadığı konusunda net bir bilgim yok. Milli Eğitim Bakanlığı ve sınavlar ile ilgili değişimleri sürekli görüyoruz, sürekli bir değişim yaşanıyor. Bahsettiğimiz yatırımların siyasetten arınmış bir politikayla ortaya çıkarılması gerekiyor. Türkiye büyük projelerde varım diyebilir ancak uzun vadeli olmadığı sürece uluslararası alanda işbirliği sağlanması mümkün olmaz.Türkiye'nin gerçekliğini yaşayan ve takdirlerimi sunmak istediğim birçok insan var. Bu insanların fikirlerinin öncelikle alınmasını ve bir proje oluşturulacaksa, bu insanların içinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin dünyadan farklı öncelikleri var ve bunları gerçekçi olarak değerlendirmek gerekiyor. Türkiye'de bir James Webb Teleskobu yapmayı arz talep açısından düşünmek gerçekçi değil. Uzay istasyonu yapmayı da buna örnek gösterebiliriz. Türkiye ne yapabilir diye baktığımız zaman, haberleşme ve askeri uydulara ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Bu uydular için gerekli teknolojilere ihtiyacımız var. Bu teknolojileri temin ve gerekli teknik bilgiyi de transfer edebiliriz veya kendimiz oluşturabiliriz. Facebook ve Google gibi firmaların uzay keşfine faydası olacak mı? Google, Facebook ve diğer şirketlerin ortaya koyduğu teknik bilgi gerçekten çok büyük. NASA bu bigiyi tek başına kendi kullanabilir ve bilgiden yararlanma aşamasında bu firmalarla temas halinde. Projelerinin detayları hakkında çok bilgim yok ama özellikle yazılım alanında NASA'nın teknoloji devlerinden yardım almayı istediğini biliyorum. Türkiye'de henüz tam olarka aklımıza yerleşmeyen oldu, birçok disiplinden gelen insanın ortak bir proje üretebilmesi. Farklı alanlarda uzmanlaşmış insanların bilgi birikimine ihtiyacınız oluyor. Bu teknik bilgiyi tek başınıza oluşturmanızın maliyeti de çok yüksek. Ama Google'ın belli alanlarda elde ettiği bilgiyi projelerinize entegre etmek için transfer etmeniz çok daha ucuz. Büyük projeler artık bu yöne doğru gidiyor ancak Türkiye'de halen teknoloji tüketiyor ama üretmiyoruz. Hedefe ulaşmak adına disiplinlerarası çalışma şart. Kaynak: Al Jazeera
Antik Esere Restorasyon Zulmü
Türkiye’de Roma döneminden kalma 206 antik tiyatronun hali içler acısı. Son örnek Kaş’taki Antiphellos. Bu eşsiz yapının zeminine beton döküldü.Türkiye’de çoğu Roma döneminden kalma 206 antik tiyatro var. Bu rakam, dünyanın pek çok ülkesinden kat kat fazla. Roma’nın ve Bizans’ın yayıldığı topraklarda bulunan Türkiye, bu nedenle antik tiyatro zengini sayılıyor. Ancak son zamanlarda antik tiyatrolarda restorasyon adı altında yapılan çalışmalar gören herkesin tepkisini çekiyor. Kaş’ta bulunan Antiphellos antik tiyatrosuna yapılanlar tepki çeken işlerden biri. taraf'tan Murat Erdin'in haberine göre, binlerce yıllık antik tiyatronun zeminine beton dökülmüş. Etkinlikler için kullanılan tiyatronun zeminine kimler hangi otoriteden izin alarak beton dökmüş belli değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda sessizliğini koruyor. TOKİ TİYATROYA GÖZ KOYDUMuğla’daki Telmessos Antik Tiyatrosu da “restorasyon nasıl yapılmaz” konusuna bir örnek teşkil ediyor. 2012 eylül ayında başlayan restorasyon çalışmaları halen devam ediyor. Telmessos’a ait fotoğraflarda tiyatronun tarihi dokusunu kaybettiğine dikkat çekiliyor. Yaklaşık 2300 yıllık, Helenistik dönemin en önemli yapıtlarından biri olan Troas Antik Kenti’ndeki Apollon Tapınağı’nın üzerine tonlarca ağırlıktaki kamyon çıkarılmıştı. Geçtiğimiz aylarda da İstanbul’da ilk Hitit izlerinin ortaya çıkarıldığı Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki kazı sonuçlarını görünce araziyi kamusallaştırarak ören yeri statüsüne almaya çalışmıştı. NE YAPMALI?Peki ne yapılmalı, restorasyonlar nasıl denetlenmeli? Uzmanlar bu konuda şu husulara dikkat çekiyorlar: Resmi kurumlar restorasyon yapılacak tarihi mekanlar için açtıkları ihalelerde mutlaka yeterlilik belgelerini daha önce yaptıkları restorasyonlar gözönüne alarak kabul etmeliler. Mutlaka bir bilim heyeti oluşturulmalı ve o heyet tarafından restorasyonlar her aşamada denetlenmeli. Restorasyon bittikten sonra hak ediş denetlemesi yapmanın, bir de bu denetimlerin ehli olmayan memurlara bırakılması daha çok restorasyon rezaleti görmemize neden olacak. Koruma Kurulları bir an evvel özerk bir yapıya kavuşmalı, siyasi baskılardan uzak tutulmalı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıkları Koruma kurulları ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıkları Komisyonları üniversitelere bırakılmalı, kurul üyeleri siyasetten uzak durmalı. Karar alınırken kişisel ilişkilerden çok bilimsellik ön plana çıkmalı MURAT ERDİN | Taraf
Reklam