onedio
Google'dan 'Yapay Zeka' Hamlesi
Google, iPhone'larda kullanılan şehir kılavuzu uygulaması Jetpac'i geliştiren ekibi transfer etti. Jetpac, gelişmiş derin öğrenme yazılımlarıyla Google'ın dijital hizmetlerine katkıda bulunacak. Google, Instagram'da paylaşılan mekan fotoğraflarından yararlanarak şehir kılavuzu hizmeti sunan Jetpac'in satın alındığını duyurdu. The Next Web'in haberine göre, uygulama birkaç gün içinde App Store'dan kaldırılacak, hizmete sunulan destek ise 15 Eylül'de sona erecek. Jetpac uygulamasının derin öğrenme yazılımı, kullanıcıların Instagram fotoğraflarını analiz ederek şehirlerdeki işyeri ve diğer mekanların tespitini yapabiliyordu. MIT Technology Review'da verilen bilgiye göre, yazılım bir mekana giden insanların turist veya köpek seven insanlar olup olmadığı gibi özellikleri belirleyebiliyor. Ayrıca, mekanın popülerliği de fotoğraf analizlerinden tespit ediliyor. Uygulama, bıyıklı erkek veya kareli gömlek sayısına göre belli mekanların yerlerini bile bulabiliyor. Google araştırmacılarından Geoffrey Hinton'ın da geliştirilmesinde katkıda bulunduğu Jetpac yazılımının, yapılan satın alımla bir nevi doğduğu yere döndüğü kabul ediliyor. Jetpac ile Google Now uygulamanız seçeceğiniz tarzlara sahip bölgelerde girdiğinizde alarm vermeye bile başlayabilir. Kaynak: Al Jazeera
Süpergüçlü İşçiler Devrine
Uzakdoğu’da işçileri süpergüçlere ulaştıran ilginç bir robot iskelet geliştirildi. İşçilerin 100 kilo ve üstündeki parçaları kaldırması için Güney Kore’li Daewoo firmasının ürettiği icat fabrikalarda çığır açacak bir buluş gibi görünüyor. Yazının devamı için tıklayın
35 Bin Çekirdekli Süper Bilgisayar İklim Araştırmalarında
NASA’nın iklim araştırmaları, CSC tarafından geliştirilen 35 bin çekirdekli süper bilgisayar ile yapılıyor. Dünyanın iklimin değişiklilerini analiz etmek ve küresel iklim modelleri oluşturmaya yönelik ihtiyaçlar, süper bilgisayarlar geliştirilmesinde teknolojinin sınırlarını zorluyor. CSC, NASA İklim Simülasyon Merkezi’nin süper bilgisayarlarının operasyon, bakım ve geliştirilme hizmetlerinde 2000 yılından bu yana NASA ile işbirliği yapıyor. NASA tarafından kullanılan “Discover” adlı süper bilgisayar, bugün dünyanın en iyi 100 süper bilgisayarı arasında bulunuyor. Discover, iklim ve hava durumu araştırmalarına odaklanan sistemler arasında ise lider konumda yer alıyor. NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde bulunan merkez, süper bilgisayar yeteneklerini görselleştirme ve veri etkileşimi teknolojileri ile entegre ediyor. Merkezin sunduğu hizmetlerden NASA’da görev yapan 500’ü aşkın bilim insanının yanı sıra dünya genelindeki laboratuvar ve üniversitelerdeki araştırmacılar da yararlanıyor. CSC, geçtiğimiz beş yıl içinde, Discover’ın performansının 130 kat artırılmasında önemli bir rol oynadı. Bugün 35 bin işlemci çekirdeğine sahip bulunan NASA’nın süper bilgisayarı, saniyede 400 trilyondan fazla kayan nokta operasyonu gerçekleştirebiliyor. Büyük veriyi yönetmek Merkezin gerçekleştirdiği çalışmalar, büyük veri yönetimini de zorunlu kılıyor. Bilim insanları, her biri büyük miktarda veri üreten, günlük olarak toplanan milyonlarca gözlemin entegre edilmesi, geçmiş gözlemlerin tekrar analiz edilmesi ve iklim modeli simülasyonları oluşturulmasında merkezi kullanıyor. CSC ayrıca, 37 petabayt kapasitesi bulunan ve şu an 28 petabaytlık kısmı kullanılmakta olan Discover’ın arşiv sisteminin yönetiminde de NASA’ya yardımcı oluyor. CSC’de NASA İklim Simülasyon Merkezi Destek Programı Yöneticisi olarak görev yapan Scott Wallace, büyük veri problemini samanlıkta iğne aramaya benzetiyor. 28 trilyon saman parçası içinde iğneyi bulmanın, 1 trilyon saman parçası içinde bulmaktan zor olmadığını söyleyen Wallace, “Eğer iğnenin konumunu belirlemek için bir yöntem geliştirmediyseniz, ikisi de neredeyse olanaksızdır” diyor. Merkezin ürettiği veri miktarı arttıkça, bilim insanlarına araştırmalarında yardımcı olacak görselleştirme teknolojileri geliştirildi. Merkeze yakın dönemde eklenen “Görselleştirme Duvarı”, Linux tabanlı 16 sunucu tarafından yönetiliyor. Bu sunucular, Discover’daki veriden üretilen ve ayrı olarak saklanan durağan imajlar, video ve animasyonların, 5×2 metre boyutlarındaki duvar üzerinde yüksek çözünürlüklü tek bir medya olarak görüntülenmesini sağlıyor. Daha keskin odak Merkezin yapabildikleri günden güne geliştirilse de, iklim değişikliği üzerine gerçekleştirilen güncel projeler, bilim insanlarının iş yükünün iki kat artmasına ve süper bilgisayardan beklentilerinin de yükselmesine neden oluyor. Discover bugün, dünyadaki yaşamın simüle edilmiş üç gününü, ulaşılmış en yüksek çözünürlük olan 3,5 kilometre küresel çözünürlükte bir gün içinde hesaplayabiliyor. Merkezin hedefi, 1 kilometre küresel çözünürlükte, 365 günü kapsayacak bir hesaplamayı bir gün içinde gerçekleştirebilmek. CSC-NASA işbirliği ile ilgili kısa video, http://bit.ly/1sMSs0h adresinden izlenebiliyor. Merkez geçtiğimiz günlerde, 2 yıllık dünya iklimini küresel olarak 10 kilometrede modelledi ve en yüksek çözünürlüklü atmosferik simülasyonu çalıştırma başarısını elde etti. NASA, bu gibi başarılar için CSC ile ortak çalışmalar yürütmeye devam ediyor.Stuff
Nike'dan Dünyanın İlk Tam Dokunmatik, Hareket Sensörlü Basketbol Sahası
Ünlü spor giyim markası Nike, genç basketbolseverler için Çin’de gerçekleştirdiği etkinlikte dünyanın ilk tam dokunmatik, hareket sensör destekli ve LED görselleştirme teknolojisine sahip sahasını inşaa ederek hayranlık uyandıran bir çalışmaya imza attı. Nike Rise kapsamında Lakers’ın yıldız oyuncusu Kobe Bryant ile genç yeteneklere eğitim veren firma, Şanghay’daki etkinliği daha dinamik ve keyifli hale getirmek için sıra dışı bir yol seçti. House of Mamba sahasının zeminini dokunmaya duyarlı ekranlarla kaplayan Nike, ek olarak entegre hareket sensörleri ve LED teknolojisiyle yaratıcılığın sınırlarını zorladı. Her bir oyuncunun saha içerisindeki hareketlerini anlık şekilde takip eden sistem, oyuncu performanslarını istatiksel olarak kayıt altına alırken; oyuncular ise interaktif çemberlerle işaretleniyor. Tamamen dijital altyapıya sahip olan saha diğer taraftan müsabakalarda etkin bir reklam aracına dönüşerek sunduğu görsel şölenle izleyicilerin beğenisini kazanıyor. Genel itibariyle bilgisayar oyununu gerçek hayata taşıyan Nike, böylelikle farkını bir kez daha ortaya koymayı başarıyor.teknolojioku
Reklam
Sanat Ne Anlatır? 6 Gizemli Yapıt ve Öyküleri - 3
Mitolojiye ilgi duyan hemen herkesin bildiği üzere tanrılar tanrısı Zeus, kadınlara olan düşkünlüğü ile bilinmektedir. Söylenmektedir ki, Sparta tanrıçası Leda'ya vurulan Zeus güzeller güzeli tanrıçayı elde etmek için, bembeyaz bir kuğu kılığına girerek ona sahip olmayı başarıyor. Ancak zamanlama manidar(!) Çünkü o gece aynı zamanda Leda'nın gerdek gecesidir. Leda ve müstakbel eşi, tanrının oynadığı bu oyundan habersiz 2 çocuk sahibi olurlar. Biri Pollux diğeri ise Truva'dan duyduğumuz Helen'dir.  Resim de gördüğümüz yumurta kabukları bu iki çocuğu temsil etmektedir. Dahi deli Dali o dönemlerde günceli yakalamanın ancak bilim ve teknoloji kuramlarını takip etmekten geçtiğine inanmaktaydı. Özellikle atom bilimine ve bombasına beslediği hayranlık kendi röportajlarında sık sık karşımıza çıkmaktadır. Resimde gördüğümüz kadın karısı olan Gala'dır. Resimde dikkat çeken noktaların başında hiç bir nesnenin bir birine temas etmemesidir. Tıpkı Atomlar gibi! Atom bilimine kafayı takan ressamımız, kusursuz bir bakış açısı ile mitolojik bir konuyu, atom bilimi ile harmanlayarak ortaya kendine has bir sanat eseri çıkarmayı başarmıştır.
Sanal Gerçeklik Teknolojileri
Uzun süredir, özellikle bilim ve kurgu seven meraklıların beklediği sanal gerçeklik dünyasında gezebileceğiniz sanal gerçeklik teknolojileri sonunda tamamen hayatımıza girdi. Mark Zuckerberg, sanal gerçeklik gözlüğünün önemini fark etmiş ve alanında lider olan Oculus VR ‘ı 2.4 milyar dolar gibi bir rakama satın almıştı. Alanında öncü olan Oculus Rift ‘in hızlı gelişimi ve bu gelişimin pek çok geliştirici ile oyun meraklılarının ilgisini çekmesi, birçok kişi ile firmayı bu alanda çalışmalar yapmasına teşfik etti. HER ALANDA KULLANILMAYA BAŞLANDI Yeni sanal gerçeklik gözlüklerinin geliştirilmesi ve bu işe ilgi duyan kişiler ve şirketlerin artması ile sıra bu cihaz ile uyumlu çalışan ve bu gözlükleri daha gerçekçi kılan teknolojilerin geliştirilmesine gelmiş durumda. Panopticam gibi 360 derece çekim yapan kameralar ile Oculus Rift gibi sanal gerçeklik gözlükleri farklı anlamlar kazanmaya başlamış durumda. Her açıdan çekim yapan kameraların sağlayacağı olanaklar ile sadece eğlencede kalmadığı gibi, Norveç ordusunda tank kullanan askerlerden, insansız hava araçlarını kontrol etmeye, oyun oynamaya ve tehlikeli görevler için simulasyon eğitimlerine kadar pek çok alanda kullanılabiliyor. 360 DERECE ÇEKİM VE EL, KOL HAREKETLERİ 360 derece çekim yapabilen kameranın verdiği gerçeklik hissine bir de elinizi, kolunuzu salladığınızda sanal ortamda bunun yansıması, sanal dünyası gözümüze iyiden iyiye gerçek kılmaya başlamış durumda. Bizde bu yazımızda bu çılgın teknolojilerin yapılış amaçları ile neleri yapabildiklerine kadar içeriklerinden bahsedelim dedik. Amerika’lı girişimci Palmer Luckey isimli kişi ve ekibi tarafından geliştirilen Oculus Rift, başlangıçta Kickstar projesi olarak biliniyordu. Özellikle Facebook’un şirketi toplamda 2.4 milyar dolar değer ile satın alması Oculus Rift’e gösterilen ilginin de doğal olarak artmış olmasını sağladı. Geliştiriciler için satılmasına rağmen Oculus Rift Developer Kit 2 , şimdiden pek çok amaç ve analiz için kullanılabiliyor. Üstelik Oculus Rift fikri o kadar tuttu ki, Sony Playstation 4 ile birlikte çalışacak olan Project Morpheus’u geliştirmeye başlamış durumda. Apple ve Samsung gibi teknoloji devleri de bu fuara dahil olmak üzere çalışmalara çoktan başladılar bile. Oculus Rift ile bir oyun oynamaya başladığınız zaman kendinizi 3D olarak tasarlanmış oyunun içinde bulabiliyorsunuz. Sağa sola dönmeniz veya gözlerinizi kapatmanız birşey ifade etmiyor. Artık adeta sanal ortamın parçalarından birisi haline gelebiliyorsunuz. İnanılmaz bir oyun deneyimi sunan Oculus Rift, alanında şuanda birinci olmuş durumda. PEKİ PROJECT MORPHEUS ? Sony, her ne kadar Oculus VR kadar bu alanda kendisini gösterebilmiş olmasa da elinde Playstation gibi bir büyük cevher bulunuyor. Bu demek oluyor ki gelecek zamanlarda Sony ekibi, bu cevheri değerlendirerek PS 4 veya üstü modellerde birleştirmeler yapabilir. Ayrıca ses konusunda üç boyutlu bir sanal sisteme sahip olan Sony’nin sanal gerçeklik gözlüğü Project Morpheus kullanırken, kafanızı sağa sola çevirdiğinizde duyduğunuz seslerin oranının değişeceği belirtiliyor. Playstation’dan alışkın olduğumuz DualShock gibi teknolojilerin de bulunacağı söylenen sanal gerçeklik gözlüğü, Playstation Camera ile çalışan 3D sensör ile kafanın tam olarak nerede durduğunu belirleyebiliyor. Project Morpheus , ekranından tıpkı Oculus Rift gibi her göz için 960 x 1080 çözünülürlükte görüntü kalitesi sunabiliyor.PCHOCASI
Reklam
Büyük Acının 15'inci Yılı
Yalova’da 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 15'inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma etkinliğinde felakette yaşamlarını yitirenler dualarla anıldı.Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için düzenlenen program, Yalova Mahalle Afet Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği meşaleli yürüyüşle başladı. Yalova Meydanı'ndan hareketle Gazipaşa Caddesi üzerinden 17 Ağustos Parkı'daki Deprem Anıtı’na yürüyen mahalle afet gönüllüleri, meşaleler yaktı. Yürüyüşe katılanlar anıtın önünde saygı duruşunda bulunuldu. Toplam 2 bin 504 kişinin hayatını kaybettiği, 10 bin 201 bina ve işyerinin yıkıldığı Yalova’da bu yıl düzenlenen törene Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, AK Parti Yalova Milletvekili Temel Coşkun, İl Genel Meclisi Başkanı Yaşar Demirel ile parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda kişi katıldı. Aradan geçen 15 yıla rağmen acılar yürekleri dağlarken etkinliğe katılanlar büyük afetin simgesi Deprem Anıtı’na akın ederek çiçeklerle donattr. Aradan geçen 15 yıla rağmen silinmeyen acı yeniden yürekleri dağladı. Yürüyüşe katılan İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu kısa bir konuşma yaptı. Doç.Dr. Gündoğdu, bu gibi felaketlerden ders çıkarılması gerektiğini vurgularken, 'Marmara’daki olası depremlerle ilgili mücadele etmemizi geliştirmemiz lazım. Başka da yolu yok. Mahalle afet gönüllülüğü konusunda eğitim almamız gerekiyor. Örgütlü olursanız devlet de sizi ciddiye alır ve beraber afeti önleme planlarını işlerler' dedi. Yalova Belediyesi tarafından her yıl olduğu gibi bu yıl da Deprem Anıtı’nda bir anma programı düzenlendi. Anıtta yakınlarını kaybedenler dualar okudu. Büyük felakette hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu mermer bloklara çiçek koyan Yalovalılar, deprem döneminde çekilmiş fotoğrafların yer aldığı sergiyi gezdi. Anma programında İl Müftülüğü görevlileri Kuran-ı Kerim ve ilahiler okudu. YÜZYILIN felaketi olarak nitelendirilen ve merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük İlçesi olan 7.4 şiddetindeki 17 Ağustos 1999 depreminde yaşamlarını yitirenler Kocaeli'nin Gölcük İlçesi Kavaklı sahilinde anıldı. Kavaklı sahilinde anma etkinliği depremde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlandı. Anma etkinliğine Ak Parti Milletvekili İlyas Şeker, Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş, Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat ve vatandaşlar katıldı. 'GENÇLERİN EĞİTİLMESİNE ÖNEM VERMELİYİZ' Deprem konusunda gençlerin eğitimine önem verilmesi gerektiğini söyleyen Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat konuşmasına söyle devam etti: 'Yaşadıklarımız bizim kent depremleriydi. Dolayısıyla sonuç olarak baktığımızda çok sık olmayan, ama nadir yaşadığımız 100-130 yılda olabilecek bir depremi yaşadık. Gölcük depremi Türkiye Cumhuriyeti'nde 1939 depremi sonrasında en büyük depremdir. Afetle mücadele çok kolay bir olgu değildir. Depreme karşı bilinçli bir toplum haline gelebilmemiz ve depreme dayanıklı binalarda oturmamız gerekmektedir. Gençlerimiz depremi unuttular. Bazıları da bilmiyor, onun için gençlerimizi bilinçli bir şekilde deprem konusunda eğitmeliyiz' dedi. 'BİLİNÇLİ BİR TOPLUM HALİNE GELMELİYİZ' Depremin büyüklüğü arttıkça tahrip gücünün artıcağını söyleyen Kalafat konuşmasını söyle sürdürdü: 'Japonya ile Türkiye'yi mükayese ettiğimizde Japonya'da 5.7 büyüklüğündeki depremin şiddeti 4'tür. Çünkü Japonya'da bütün binalar depreme dayanıklı yapılmıştır. Evlerindeki eşyaları sabitlemişlerdir. Türkiye'de olan depremlerde 5.7 büyüklüğündeki depremin şiddeti 8 olur. Çünkü depreme dayanıksız konutlardır. Bu depremde hasar olur can kaybı olur. Bunu engellemek bizim elimizdedir. Depreme dayanıklı binalarda oturursak can kaybı ve yaralanmaları berteraf etmiş oluruz. Gençlerimizin eğitilmesine önem vermeliyiz. Yağmur ve kar yağması gibi düşünerek bilinçli bir toplum haline gelmeliyiz. Doğa ile karşı karşıya gelirsek doğa bizden öcünü çıkartacaktır. Siz sulak yerlerde bina yapmakta ısrar ederseniz doğa bir depremde bunları yıkar.' DEPREM ÖLDÜRMÜYOR BİNALAR ÖLDÜRÜYOR İnsanları depremin öldürmediğini binaların öldürdüğünü söyleyen Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş, 'Asrın felaketi olarak bilinen Gölcük Depremi'nin üzerinden dolu dolu 15 yıl geçti. Yaşadığımız deprem felaketinde kaybettiğimiz canlar ve şehitler hepimizin yüreklerinde hala yaşıyorlar. Geride kalan engelli kardeşlerimiz, gözü yaşlı dünya kamuoyu o günü unutmadı ve unutmayacağız. Gelecek nesillere şuan bir mesaj vermekteyiz. Diyoruzki biz Gölcüklüler olarak hazırlıksız yakalanarak bir felaket yaşadık. Gölcük maddi kayıplarını önemli bir ölçüde kazanmış bir şekilde. Geriye dönmeyen canlarımız ve şehitlerimiz var. Onları rahmetle anıyoruz. Onların istek ve beklentileri doğrultusunda haykırıyoruz. Şehitlerimizi deprem öldürmedi depreme dayanıklı olmayan binalar yüzünden onlar şehit oldu' dedi. HEPİMİZİN ÜZERİNE DÜŞEN CİDDİ SORUMLULUKLAR VAR Herşeyi belediyeden ve hükümetten beklemenin yanlış olduğunu söyleyen Ak Parti Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, 'Depremlerle ilgili sadece ve sadece yıldönümlerinde hatırlanmamalı. Bu konunun sürekli gündeme getirilmesini insan arzu ediyor. Ben yüksek mühendis olarak depremin ne olduğunu bilmiyordum. Türkiyenin yüzde 80-90'ı deprem ve doğal afetlerden bilgisi yoktu. Gün geçtikçe unutuluyor. Unutulmaması lazım. Olası bir depremde aynı miktarda can kaybının verilmemesi ve can kaybının minimum seviyeye alınmasının önlemlerinin alınması lazım. Sadece bu çalışmaları belediye ve hükümetlerden beklemek yanlış. Hepimizin üzerine düşen ciddi sorumluluklar var' diye konuştu. Kuran'ı Kerim Tilaveti ve tasavvuf müsikisi dinletisinin ardından deprem sergisi gezildi. BAKAN IŞIK KONUŞURKEN ANMA PROGRAMINDA OLAY ÇIKTI 17 Ağustos Marmara Depremi'nin 15. yıldönümü konuşmalarının yapıldığı Kavaklı Sahiline Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık saat 00.00'da geldi. Bakan Işık, selamlama konuşması yaptığı sırada alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğu iddia edilen Recep Aydın isimli kişi Bakan Işık'a seslenerek, 'Depremle ilgili konuşuyorsunuz Gölcük'te bir prefabrik ve çadır yok' diyerek tepki gösterdi. Bakan Fikri Işık'da 'Gel konuşalım' diye yanıt verdi. Bakan Işık'ın korumaları tarafından işsiz olduğu öğrenilen Recep Aydın alandan uzaklaştırılıp, gözaltına alınmak istedi. Bu sırada Aydın kollarına giren polislere 'Başka koruma yok mu? Başbakanın korumalarını da gönderin' dedi. Aydın ifadesi alınmak üzere Gölcük Polis merkezine götürüldü. İnsanları depremin öldürmediğini binaların öldürdüğünü söylen Bakan Işık, 'Rabbim tüm şehitlerimize rahmet eylesin. Depremi hep birlikte yaşadık. Aradan 15 yıl geçti. Depremin bu süre içerisinde yaralarını sardık. Kocaeli'nin her yeri nakış nakış işlendi. Eskiye göre çok daha güzel bir şehir yaptık. Yapamadıığmız tek şey şehitlerimizi geri getirememek. Yapacağımız tek şey onların ruhlarına fatihalar okumak. Deprem şehitlerini unutmayacağız. Deprem gerçeğini de unutmayacağız. Burası deprem bölgesi. Deprem öldürmüyor insanların binalar öldürüyor, hırsı ihtirası öldürüyor. Kendi aramızda o gece yaşanan dayanışmayı unutmayacağız. Deprem anından itibaren insanların tek vucud olma durumunu da unutmayacağız. Dünyanın bize gösterdiği ilgiyi unutmayacağız. Kocaeli'nde yaşanan 1999 depreminin ardından Van'da yaşanan depremde dünyada en hızlı müdahele edilen ve en başarılı müdahele edilen depremlerden birisi oldu. Birinci yılında 20 bine yakın konut hak sahiplerine teslim edildi' dedi. SAAT 03.02’DE DENİZE KIRMIZI KARANFİL Felaketin olduğu saat 03.02'de Deprem Anıtı önünde depremde yaşamını yitirenler anısına denizekırmızı karanfil bırakıldı. Buradaki törende konuşan ve depremin acılarını unutmadıklarını söyleyen Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş, “Aradan 15 yıl geçmesine rağmen depremin izleri hepimizde kaldı. Geçmişten ders alıp yapılarımızı güvenli bir şekilde inşaa etmemiz gerekiyor. Biz depremde yaşamlarını yitirenler anısına her yıl burada olacağız.' diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından saat 03.02 gece denize kırmızı karanfiller bırakıldı. ADAPAZARI'NDA DEPREM ŞEHİTLERİ İÇİN KURAN OKUNDU ADAPAZARI'nda 17 Ağustos Depremi'nin 15'nci yıldönümünde 'Tatangalar' adlı Sakaryaspor taraftar grubu Kent Meydanı'nda Kuran-ı Kerim okuttu, helva ve ayran dağıttı. Marmara Depremi'nin 15'inci yıldönümüne Sakaryaspor taraftar grubu Tatangalar anma etkinliği düzenledi. Etkinliğe, depremde yakınlarını kaybedenler de katıldı. Program Yıldız Kuran Kursu öğrencilerinin Kuran-ı Kerim okuması ile başladı. Kuran-ı Kerim okunması ardından hazırlanan helva ve ayran etkinliğe katılanlara dağıtıldı. 1999 depreminin olduğu saat 03.02'de etkinliğe katılanlar depremde yaşamlarını yitirinler için 1 dakikalık saygı duruşu yaptı. Ergün AYAZ-Soner GÜLEZER- Süheyla GÖZDERELİLER-Ömür ÇİÇEK/YALOVA, DHA
Antik Mısır ile İlgili Bilmeniz Gereken 20 Şey
etiket
Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler.
Bilim Kurgu Senaryoları Bu Restoranda Gerçek
Çin'in Kunshan kentinde açılan bir restoranda yemek pişirmeden etrafı temizlemeye ve servise kadar bütün hizmetleri robotlar yerine getiriyor.Restoranın kurucusu Song Yugang, kızının ev işleri yapmaktan hoşlanmadığını söylemesi ve bu işleri yapacak bir robot geliştirmesini istemesi üzerine böyle bir uygulama başlattığını belirtti. Restorandaki 10 robotun ikisi kapıda gelen müşterileri karşılarken dördü servis ve temizlik işleriyle uğraşıyor. Mutfakta çalışan dört robotun ikisi malzemeleri doğruyor, ikisi yemek pişiriyor. Günlük kullanımdaki 40 cümleyi anlayabilen robotların her birinin maliyeti ise ortalama 6 bin 500 dolar, yani bir insanın yıllık maaşına eşit.teknokulis
Reklam
Dünya'ya Ulaşan İlk Yıldızlararası Parçacıklar
Bilim insanları, 2006 yılında Dünya'ya dönen bir uzay aracının üzerinden alınan örneklerde, Güneş Sistemi dışından geldiği belirtilen kozmik materyal tespit etti. NASA'nın Stardust uydusundaki kapsülle Dünya'ya taşınan yıldızlararası metaryal arasında, Güneş Sistemi'nin dışından geldiği belirtilen yedi kozmik tanecik bulundu. Kozmik toz taneleri, bilim insanlarının yanı sıra 30 bin sivilin yardımıyla teşhis edildi. Tamamen boş olmayan ve mikroskobik parçalarla dolu olan yıldızlararası uzaydaki materyalin, Güneş Sistemi dışındaki yıldızların çekirdeklerinde oluştuğu ve soğudukları süreçte uzaya yayıldıkları biliniyor. Bilim insanlarının inceleme şansı bulacağı kozmik parçalar, yıldızlararası tozların geçmişi ve dönüşümü hakkında önemli bilgiler sunacak. Araştırmada yer alan California Üniversitesi Uzay Bilimleri Laboratuvarı'ndan Andrew Westphal, BBC'ye yaptığı açıklamada, 'Aldığımız sonuçlar yıldızlararası toz parçacıklarının karmaşık yapısı ve çeşitliliği hakkında ilk bilgileri sunuyor' ifadesini kullandı. Yedi kozmik parçacık üzerinde yapılan ve sonuçları Science dergisinde yayınlanan analizde, 'geçmişteki astronomik gözlem ve teorilere kıyasla, yeni parçaların büyüklük, kimyasal bileşik ve yapı bakımından çok daha farklı olduğu' belirtildi. 30 bin gönüllü yardım etti Stardust görevi, Comet Wild 2 adlı kuyrukluyıldızdan saçılan parçacıkları toplamak ve Dünya'ya getirmek için düzenlemişti. Uzay aracı, kuyrukluyıldızdan saçılan numunelerin yanı sıra, kozmik yaşı daha fazla olan yıldızlararası tanecikleri de toplamayı başardı. Yıldızlararası Toz Toplayıcısı (IDC) adı verilen bir cihazla donatılan Stardust, en hafif insan yapımı madde olarak bilinen aerojelden üretildi. Yüzde 99'undan fazlası boşluk olan maddenin 132 sıra halinde dizilmesiyle oluşturulan IDC, saniyede 5 km hızla ilerleyen kozmik toz parçalarının üzerine yapışmasıyla numune topladı. Uzay aracının topladığı sayısız parçacığı incelemek için Stardust projesine 30 binden fazla gönüllü katıldı. Binlerce insan, bilim insanlarıyla beraber çapı metrenin milyonda biri kadar olan parçacıkları inceledi. Dr. Westphal, incelemeler sonucu silika, oksijen ve çeşitli metaller içeren minerallere sahip yedi parçacığı tespit ettiklerini söyledi. On milyonlarca yıllık geçmişi bulunan yıldızlararası tozların analizi, Güneş Sistemi'nin dışında olan bitenler hakkında gökbilimcilere önemli ipuçları verebilir. Kaynak: Al Jazeera
'6 Yıl İçinde Yerli Oto Yollarda'
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin 2020 öncesinde yerli otomobilin üretimine geçebileceğini belirtirken, elektriklinin yanında hibrit otomobil teknolojisine de vurgu yaptı. Bunun için tek babayiğit olmayabileceğinin altını çizen Işık, “Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. 5 ana ekipman üzerinde çalışıyoruz. Somutlaşınca paylaşacağız” dedi. Bakan Işık, önceki gün Ak Parti resepsiyonda gazetecilerin soruları üzerine yerli Otomobilüretimiyle ilgili çalışmaları anlattı. Işık, şunları söyledi: “2020 öncesinde yerli otomobil üretimine geçeriz. Otomobil üreticilerinin hibrite geçiş süreci yavaş ilerliyor. Bizim için daha hızlı hareket etme şansı var. Yerli otomobil stratejisi belirlendi.TÜBİTAK’ta çalışmalar ilerledi. Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. Bir kişi için büyük yük olabilir. Seri hibrit ticarileşiyor. Biz de dünyanın gidişini ıskalamadan gidiyoruz. Yol haritamız belli. 5 ana ekipman üzerinde çalışılıyor. Batarya, elektronik aksam, yazılım, elektrik motoru ve alternatör. Bunların hepsinde ayrı ayrı çalışma var. Somutlaşınca paylaşacağız.” Işık, “Devrim otomobili konusunda dönemin siyasi iktidarı doğru hareket etseydi, bugün Türkiye Hyundai gibi büyük markaları vardı” diye konuştu. Milliyet
Ali Babacan Kabine Dışı mı Kalıyor?
Tayyip Erdoğan ’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından olağanüstü kongreye gidecek olan AKP’de gözler yeni Başbakan’ın kuracağı kabineye çevrildi. Kulislerde üç dönem kuralına takılan bakanların değişeceği, bu bakanların yerine Erdoğan'ın yakın ekibinin kabineye gireceği dile getirilirken, en çok tartışılan isim Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan. Hürriyet'te yer alan habere göre AKP’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmasının ardından, gözler hem genel başkanlığı hem de başbakanlığı üstlenecek yeni isim kadar, beraber çalışacağı kabine arkadaşlarına da çevrildi. İçerisinde kabine hesapları yeni başbakanın kim olacağına göre değişirken, tüm senaryolar için geçerli olan bazı noktalar netleşmeye başladı. Buna göre, kabinedeki üç dönemlik bakanların büyük kısmı görevine veda edecek. Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan ’ın yakın çalışma ekibinden isimler ise hükümete girecek. Bu hafta genel başkan adaylığı konusunda istişareleri tamamlayacak olan Erdoğan, önümüzdeki hafta yeni kabinenin dizaynını da yapacak. Türkiye ’nin 62’nci hükümetinin kimlerden oluşacağı, AKP’de heyecanlı bir bekleyişe neden oldu. Mevcut bakanlardan özellikle siyasette 3 dönemden beri var olan bazı isimlerin değişeceği, bazılarının da kaydırma yoluyla başka bakanlıklara getirilebilecekleri belirtiliyor. AKP kulislerinde, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan , Bülent Arınç ve Beşir Atalay, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek , Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız , Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ nın görevlerinin sona erebileceği iddia ediliyor. Grup Başkanvekilleri Mahir Ünal ile Nurettin Canikli ’nin yanı sıra Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un ise yeni kabinede yer alacakları ifade ediliyor. Perfonmansıyla parti içinde destek gören Babacan’ın görevinden alınması, kabinedeki en önemli görev değişikliklerinden biri olacak. Kulislerde, bu görevi Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, Şimşek’in görevini de Grup Başkanvekili Nurettin Canikli’nin üstlenebileceği konuşuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın da bir son dakika sürpriziyle yerini EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’a bırakabileceği öne sürülürken, en büyük sürprizin ise Adalet Bakanı Bekir Bozdağ konusunda yaşanabileceğinden söz ediliyor. Bozdağ’ın Adalet Bakanlığı’ndan Başbakan Yardımcılığı’na kaydırılabileceği iddia ediliyor. Bu durumda, Adalet Bakanlığı’nı Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un üstlenebileceği ifade ediliyor. Dışişleri Bakanlığı’nı Ömer Çelik veya Mevlüt Çavuşoğlu’nun üstlenebileceği, Çelik’in bu görevi üstlenmesi durumunda ise Kültür Bakanlığı için Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın adı geçiyor. Dışarıdan bakan olabilecek isimler arasında Dışişleri Bakanlığı için MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın adı da kulislerde dillendiriliyor. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın yerinin kaydırılması durumunda yerine Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun getirilebileceğinden söz ediliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in de yerini kendisi gibi Diyarbakırlı Galip Ensarioğlu’na bırakabileceği öne sürülüyor. Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler , Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci , Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam , İçişleri Bakanı Efkan Ala , Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ’nin ise yerlerini koruyacağı belirtiliyor. Ancak Ala’nın adı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği için de geçiyor.T 24
Reklam
Sadece Renkli Saçlı Kızların Anlayacağı 10 Durum
Sarı, kızıl, siyah falan derken saç boyası sektörü aldı başını gitti. Artık mavi, pembe, mor gibi pek çok renk seçeneği de mevcut. Ancak saçınızı bu renklerden birine boyatırsanız karşılaşmayı göze almanız gereken bir kaç sinir bozucu durum var.
Reklam
Ebola Salgını ve Denek Olarak Kullanılan Halklar
Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması uluslararası sağlık örgütlerini ve pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Yeryüzündeki en ölümcül virüslerden biri olarak kabul edilen Ebola’nın henüz başarıya ulaşmış bir tedavisi yok. Hastalık primatlarla ortak bir bulaşıcılığa sahip ve kan ya da vücut salgıları yoluyla bulaşabiliyor. Üç haftaya kadar uzayabilen kuluçka süresi olan hastalık, ilk belirtilerini mide ağrısı, kusma ve yüksek ateşle gösteriyor. İshal, deri döküntüsü ve yüz bölgesindeki olası kanama semptomları ise hastalığı daha da korkutucu kılıyor. Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması, özellikle hastalığın Gine, Sierra Leone ve Liberya’nın ardından Nijerya’ya sıçramasıyla birlikte uluslararası sağlık örgütlerini ve başta Batı Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Pek çok hava firması seferlerini durdurdu, ticaret sınırlandırıldı ve denetimler arttırıldı. Bölgeye yönelik temel politikayı, salgını karantinaya almak ve bu ülkeleri tecrit etmek oluşturuyor. Türkiye’de ise iki gün önce Atatürk Havalimanı’nda bir Nijerya yolcusunun yüksek ateş ve kusma belirtisi ile hastaneye kaldırılması basında yer aldı. Bu arada ölümcül bir salgına karşı alınan önlemlerin yetersizliği de Türkiye’nin sağlık politikalarını bir kere daha sorgulamak gerektiğini akla getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yayılma hızının yüksekliği sebebiyle son 40 yılın en tehlikeli salgını yaşanırken, WHO bölgede deneysel ilaç ve aşı kullanımını etik bulduğunu ilan ederek, kullanıma yeşil ışık yaktı. Hem tecrit yöntemleri, hem de deneysel tedavilerin kullanımına onay verilmesi pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Salgınlara karşı alınan temel “önlem”, ülke ve bölgeleri tecrit etmek ve hastalığın yayılımını engellemek üzerine kurulu; batılı devletler uzun süreli bir sağlık yatırımı ya da araştırma bütçeleri yerine salgın dönemlerinde kendilerini güvende tutacak ekonomik yardım paketlerini tercih ediyor. Bu toplu ve ani müdahaleler, “X devletinden Y milyon dolarlık yardım paketi” şeklinde medyada yer aldığında kendi kamuoylarında da vicdani bir rahatlamaya sebep oluyor. Bir salgındaki temel yaklaşımlardan birisi olmasına karşın bu yaklaşım, ekonomik olarak zaten kötü durumdaki ülkelerde açlığın (ve çöp yeme gibi davranışların) artmasına sebep olabileceğinden tehlikeli olabilir. Aynı zamanda şirketler de kendiliğinden bölgedeki aktifliğini azaltma eğiliminde. Bu tedbirin hastalığın özellikle “batı ülkelerine” sıçramasını engellerken, diğer yandan bölgedeki yaygınlığını arttırıcı bir etkisi olabilir. İnsanlığın ilerlemiş üretim tekniklerine ve bilimsel gelişmeye tezat biçimde açlık ve yoksulluğa mahkûm kalmış bölgeleri, salgın hastalıklar konusunda da bir başlarına bırakılıyorlar. Ebola ilk kez tanımlandığı 1976 yılından beri bölgede ortaya çıkan salgınlarda bugüne kadar üç bine yakın insanın canını almış durumda. Teknik zorlukların ötesinde hastalığa tedavi ve aşı araştırmaları konusunda ilaç firmaları oldukça isteksiz, çünkü kar amaçlı çalışan bu şirketlerin gözünde görece az sayıda insanın hastalanması ve bölgenin yoksulluğu sebebiyle araştırmalar verimli bir yatırım değil. Ebola karşıtı aşı üretiminde en umut verici çalışmalardan birine ev sahipliği yapan ABD’deki University of Texas Medical Branch’tan virolojist Thomas Geisbert Scientific American dergisine yaptığı, araştırmasına kaynak bulma umudunu belirttiği açıklama dikkat çekici: 'İnsan çalışmaları konusunda yatırım arıyoruz … ancak bu, aşı geliştiren küçük firmaların ekonomik durumuna bağlı. İnsan çalışmaları pahalı ve çok büyük devlet yardımı gerektiriyor. Ebola açısından, küçük bir küresel pazar bulunuyor – büyük ilaç şirketlerini Ebola aşısına özendirecek bir sebep yok dolayısıyla devlet fonuna ihtiyaç duyuyor.' Az sayıdaki deneysel ilaç ve aşı çalışması küçük kamu ve araştırma kuruluşlarında düşük bütçelerle yürütülmeye devam ediliyor. Hastalığa dair araştırmaların ABD’de kamuya ait ve ücretsiz sağlık politikaları sebebiyle sosyalist olmakla suçlanan Kanada’da sürüyor olması tesadüf değil. BBC’nin haberine göre geçtiğimiz gün Kanada WHO’ya bin adet test aşamasındaki aşıyı teslim etti. Ancak aşının test edilmeden bölgede uygulanacak olması pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Ülkemizde 2009 yılında yine test aşamasındaki Domuz Gribi aşılarına karşı oluşan büyük kamuoyu tepkisine benzer şekilde, hasta olmayan insanlara uygulanacak aşıların sağlık açısından etkilerinin belirsiz olması tepki yaratıyor. 1976’dan 2013’e kadar Gabon, Kongo, Uganda ve Güney Sudan’da gözlenmiş olan salgınlar üzerine (pek çok başka yaygın hastalıkta gözüktüğü gibi), nüfus kontrolü ve yoksul bölgelerde insan deneyleri için üretildiğine dair pek çok spekülasyon ortaya atılmış olmakla birlikte, virüsün kökeni ne olursa olsun Afrika’da süregelen ölümlerin ülkeler ve sınıflar arası ekonomik eşitsizliğin bir eseri olduğu ve süregiden politikalarla sadece geçici çözümlere ulaşabileceği aşikar. Çözüm ise günü kurtaran “girişimler” yerine uzun süreli yatırımlar ve önleyici tıp çalışmalarında gözüküyor. Bilimsol
Bilim İnsanları Kanser Yiyen Bakteri Buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Bilim insanları, yaptıkları araştırmada vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Biyoteknoloji firması Bio Med Valley Discoveries'den Dr. Saurabh Saha tarafından yürütülen araştırma, Science Translational Medicine dergisinde yayımlandı. Kanser tedavisinde bakterinin genellikle 'dosttan çok düşman' olarak kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, oksijen kullanmayan Clostridium novyi adlı bakterinin vücuda verildiğinde kanserli tümörü küçülttüğü sonucuyla karşılaştı. Deney, köpekler ve kanser hastası bir kişiyle yapılırken, bu kişide yöntemin işe yaradığı görüldü. GELİŞME HEYECANLANDIRDI Time'ın haberine göre, bakterinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden bilim insanları, bakterinin kanserli tümöre iki yıl boyunca saldırabildiğini vurguladı. 'Kanser araştırmalarında ‘kanseri iyileştirmek' kalıbını çok iddialı olduğu için kullanmıyorduk. Ancak, köpeklerin üzerinde bakteriyi denediğimizde iyileşmenin meydana geldiğini gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı' diyen Saha, 16 köpekten üçünde tümörün tamamıyla yok olduğunu ve iki yıl sonra da kanserin geri gelmediğinin altını çizdi. Diğer köpeklerde ise, tümörün 21 gün içinde yüzde 30 küçüldüğü gözlemlendi. Köpeklerle yaptıkları araştırmanın başarısından yola çıkarak insanlar üzerinde bakteriyi denemeye karar veren uzmanlar, 53 yaşındaki kadında denedikleri yöntemin 4 gün içinde kendini gösterdiğini ve tümörün önemli ölçüde küçüldüğünü açıkladı. Milliyet
Nemrut Dağı Bitlis'e Enerji Olacak
Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde jeoloji mühendislerince yürütülen alan taramasından elde edilecek yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis sınırları içinde bulunan Nemrut kalderasında özel bir şirket tarafından yürütülen çalışmalarla elde edilecek 120 ile 200 derecedeki sıcak suyun buhar gücüyle kentte enerji üretimi sağlanacak. Şirket yetkilisi Bakır Geldegül yaptığı açıklamada, Güroymak ilçesindeki arazide yaklaşık bir aydır yürütülen çalışmalarda 60 dereceye varan ısıda doğal çıkışlı sıcak su kaynaklarına rastladıklarını söyledi. Jeotermal enerjiye dönük çalışma yürüttükleri için suyun ısısının 120 ile 200 derecede olması gerektiğini vurgulayan Geldegül, bu ısıya sahip sulardan elektrik üreteceklerini ifade etti. Geldegül, hedefledikleri ısıdaki suya ulaşmaları durumunda Güroymak'ta ciddi bir yatırım yapacaklarına değinerek, şöyle konuştu: 'İnşallah en kısa zamanda çalışmalarımız sonuç verir. Şu anda 2 bin 700 hektar alanda çalışma yapıyoruz. Yaklaşık 8 aydır belirli noktalarda bazı çalışma yaptık. Bunun sonucunda çıkacak raporlarla hangi noktada kaç derece sıcak su olduğunu tespiti için sondaj çalışması yapacağız. Yaklaşık 20 gün sonra bütün kriterler ortaya çıkacak. Bizde bu kriterler sonucu yatırımımızın hedefini belirleyeceğiz. İlk amaçta burada 47 megavatlık bir elektrik santrali oluşturmayı planlıyoruz. Tabi ki verimli sonuçlar alırsak, bunu daha da büyütmeyi ve geliştirmeyi düşünüyoruz.' Belirli bir dereceden sonra suyun turizm, balık üreticiliği, seracılık ve konut ısıtmasında kullanılabileceğini anlatan Geldegül, asıl hedeflerinin jeotermal enerji olduğunu, bu alanların da zamanla yapılacağını dile getirdi. İstedikleri ısıdaki suya 2 bin metrede ulaşmayı hedeflediklerini bildiren Geldegül, 'İnşallah en kısa zamanda böyle bir sonuca ulaşırız. Bitlis kendi enerjisini kendisi üretmiş olacak. Afyonkarahisar kendi enerjisini üretebiliyorsa Bitlis'te kendi enerjisini üretecek noktaya gelecek. Yapacağımız bu santral ayrıca istihdama da katkı sunacak' dedi. Şirketin jeoloji mühendisi Abdullah Güngör ise 7 yıldır jeotermal üzerine Türkiye'nin birçok bölgesinde çalışma yaptığına işaret ederek, Güroymak bölgesinde radon ve karbondioksit gazı ölçümleri yaptıklarını söyledi. Jeofizik çalışmaların 2 ay daha devam edeceğini kaydeden Güngör, araştırmadan çıkacak sonuca göre şirketin hareket edeceğini belirtti. Jeoloji mühendisi Deniz Kapçak da bir yıldır bölgede jeotermal alanında çalışma yaptığını bildirerek, ilksel tarihten beri jeotermalın sağlık alanında değerlendirildiğini ifade etti. 1970'li yıllarda çıkan petrol krizinden sonra jeotermal enerjinin gündeme geldiğini hatırlatan Kapçak, şöyle devam etti: 'Ardından enerji alanında değerlendirmelere geçildi. Literatür bilgilerine bakıldığında jeotermal enerji, jeolojik yapıya bağlı kalarak yerin yapısının yani magmatik tabakanın verdiği ısının, su buharının ve gazların birleşimiyle çıkmakta. 1980'li yıllarda çıkan güvenlik problemlerinden dolayı bölgemizde çok fazla çalışma yapılamamıştı. Maden Tetkik Arama'nın (MTA) çalışmalarına göre, Türkiye, Avrupa'da jeotermal alanda birinci, dünyada ise 7. sırada. Ülkemizdeki jeotermal potansiyelin yüzde 90'lık kısmının Ege Bölgesi'nde geri kalanının tüm Türkiye'ye yayıldığı söyleniyor. Bizce hatalı bir tespit yapılmıştır. Buradaki çalışmalarla bölgenin potansiyelini ortaya çıkarmış olacağız ve raporlarımızı hazırlayacağız.'teknolojioku
Reklam