İran doğumlu matematikçi Meryem Mirzakhani, ‘matematiğin Nobel ödülü’ olarak bilinen Fields madalyasını alan ilk kadın oldu ABD’nin California eyaletindeki Stanford Üniversitesi’nde ders veren Mirzakhani, 13 Ağustos Çarşamba günü Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Uluslararası Matematikçiler Kongresi’nde ödülünü aldı. Al Jazeera'da yer alan habere göre, ödülün verilmeye başlandığı 1936 yılından bu yana ödülü alan 56 bilim insanı arasında ilk kadın matematikçi olan Mirzakhani şunları söyledi: “Bu büyük bir onur. Bu ödülü almam, genç bilim kadınlarını ve matematikçilerini yüreklendirirse çok mutlu olurum. Gelecek yıllarda daha pek çok kadının bu tür ödüller kazanacağına eminim.” 37 yaşındaki Mirzakhani, Tahran doğumlu. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Mirzakhani aslında gençken yazar olmanın hayalini kurmuş. Matematik problemlerine olan tutkusunu, “Çok eğlenceli, bulmaca çözmek gibi bir şey. Bir dedektif gibi ipuçlarını birleştiriyorsunuz” diye anlatıyor. Mirzakhani ödülünü, ‘kavisli yüzeylerde simetri’ alanındaki çalışması için aldı. Fields ödülleri her dört yılda bir düzenleniyor. Çarşamba günü Mirzakhani’ye ödülünü veren de, bu göreve gelen ilk kadın olan Güney Kore Cumhurbaşkanı Park Geun-hye oldu.Birgün
Yaratıcılık, tuhaf ve genellikle de mantık dışı görünen bir şeydir. Yaratıcı düşünce biçimi, bazı kişilik türleri için sabit ve belirgin bir karakter özelliğidir. Ama duruma ve şartlara göre de değişebilir. İlham ve fikirler en beklenmedik anda birden bire zihnimizde belirebilir, ama onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman bir türlü ortaya çıkmazlar. Yaratıcı düşünce özel bir algılama yeteneği gerektirirse de, düşünme sisteminden tamamen farklıdır. Nörolojik bilim bugün yaratıcılıkla ilgili çok karmaşık bir fotoğraf ortaya koymaktadır. Bilim insanları artık yaratıcılığın sandığımız gibi sağ ve sol beyin farklılığıyla (sol beyin = mantıklı ve analitik, sağ beyin= yaratıcı ve duygusal ) açıklanamayacağını anlamış bulunuyor. Gerçekten de, yaratıcılığın bir dizi bilişsel süreçler, sinirsel akımlar ve duygular sonucu ortaya çıktığı düşülmekte, ancak yaratıcı zekanın nasıl çalıştığı hakkında hala net bir bilgimiz yok. Psikolojik açıdan bakıldığında da, yaratıcı kişilikleri belirlemek çok zordur. Zira bu kişiler genelde karmaşık ve çelişkili davranışlar sergiler ve alışkanlıklardan ya da rutin işlevlerden uzak durmaya çalışır. Bu sadece “acı çeken sanatçı” şablonu da değildir – sanatçılar belki de daha zor anlaşılan kişilerdir. Yapılan araştırmalar, yaratıcılığın karakter özellikleri, davranış biçimleri ve sosyal etkilerin bir kişi üzerinde birleşmesiyle meydana geldiğini ortaya koyuyor. Yaratıcılık konusunda uzun yıllardan beri çeşitli araştırmalar yapan New York Üniversitesi Profesörlerinden Scott Barry Kaufmann, Huntington Post’la yaptığı söyleşide “Aslında yaratıcı kişilerin kendi kendilerini anlayabilmeleri de çok zordur. Zira yaratıcı benlik yaratıcı olmayan benlikten çok daha karmaşıktır. En belirgin şekilde ortaya çıkan özellikler, yaratıcı benliğin çelişkileri ve tutarsızlıklarıdır…. Hayal gücü yüksek olan kişilerin zihinleri daha karmaşıktır” diyor. Yaratıcı kişiliğin “tipik” bir tarifi olmasa da, üstün yaratıcılığa sahip kişilerde belli davranışlar ve karakter özellikleri görüldüğü kabul ediliyor. Bu kişilerde görülen 17 farklı davranış biçimi aşağıda yer alıyor:
Lynn Fisher farklı duygular hissedilirken akan gözyaşlarının da farklı olabileceğini düşündü ve gözyaşlarını mikroskop altında incelemeye karar verdi. 100 farklı gözyaşını inceledikten sonra mutluluk, soğan doğrama, acı, öfke, reddedilme, azim, kahkaha, esneme, doğum ve yeniden doğum gözyaşlarının her birinin farklı bir yapısı olduğunu fark etti. Fisher bu çalışmaya ''Gözyaşı Topografyası'' adını vermiş. Smithsonian Sanat ve Bilim Üniversitesi'nden Joseph Stromberg'in bulgularına göre; Gözyaşları bilimsel olarak üçe ayrılıyor. Korneayı kaygan tutmak için düzenli olarak salgılanan bazal gözyaşı; keder ya da sevinç gibi duygusal anlarda gelen psişik gözyaşı; ve toz, soğan ya da biber gazı gibi maddelere tepki olarak salgılanan refleks gözyaşı. Her bir kategorideki gözyaşları farklı moleküller taşıyor, örneğin psişik gözyaşları doğal bir ağrıkesici sayılan leucine enkephalin adlı protein bazlı bir hormon içeriyor. Ayrıca mikroskop altında incelenen örnekler büyük oranda kristalize tuz olduğundan gözyaşlarının kuruma ortamı da farklı şekiller doğuruyor. İyi eğlenceler dileriz...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ziyareti sonrasında kısa bir açıklama yaptı. Bahçeli, 'İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' soran Yeni Akit muhabirine, 'Çok mu arzuluyorsun? Recep Tayyip Erdoğan’ın arzusuyla paralel gitme.” diye cevap verdi.Devlet Bahçeli ve MHP’li milletvekili Meral Akşener, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Levent’teki Seçim Koordinasyon Merkezi’nde ziyaret etti. Çıkışta gazetecilere kısa bir açıklama yapan Bahçeli, “Hepinizin bildiği gibi 10 Ağustos Pazar günü Türkiye 12. Cumhurbaşkanını seçmiştir. Bu seçimlere 3 aday katılmıştır. Bu adaylardan değerli bilim insanı ve diplomat olarak Türkiye’de çok sayıda siyasi partinin ortak aklı ve ortak adayı olarak seçimlere katılmıştır. Türkiye’nin siyasetine yüksek bir seviye, güzel bir üslup sunmak suretiyle bir mücadele vermiştir. Bu mücadele sonrasında kendilerini yerinde ziyaret ederek teşekkürlerimizi ve tebriklerimizi sunmak arzusu için Ankara’dan buraya gelerek değerli Ekmeleddin İhsanoğlu Beyle görüşme yaparak teşekkürlerimizi bizatihi iletmiş olduk.” diye konuştu. Açıklama bittikten sonra Yeni Akit muhabirinin, “1997 yılından beri seçimlere giriyorsunuz. 10 seçimi kaybettiniz. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' şeklindeki sorusuna Bahçeli, 'Çok mu arzuluyorsun? Recep Tayyip Erdoğan’ın arzusuyla paralel gitme.” cevabını verdi. Ekmeleddin İhsanoğlu ise Dvlet Bahçeli’ye ziyaretlerinden dolayı teşekkürlerini iletti. İhsanoğlu, “Sayın Genel Başkanımız ziyaret ettiler. Seçim esnasında kendilerinin, partilerinin destekleri oldu. Ben de kendilerine teşekkür ettim. Böylece açık seçim kampanyası, her şey bitmiştir. Buradan size veda mesajımı iletmiştim. İlave edecek bir şey yok ancak Sayın Başkan ve parti mensuplarının ziyaretlerinden çok memnun olduğumu belirterek kendilerine teşekkürlerimi iletiyorum.” diye konuştu. Bir basın mensubunun, 'Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?' sorusuna İhsanoğlu, 'Geçen arkadaşınız sormuştu, ben de söylemiştim; bende laf bitti!'YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.Cihan
İpek böceği larvaları yıllardır ipek üretiminde kullanılmaktadır. Ancak ipek üretiminde kullanılan bu larvalar büyüdüklerinde oyuncak ayıya benzeyen güveler haline gelir.
Sahildeki kumlar, “çokluk” kavramını betimlemek için mükemmel bir araçtır. Aynı benzetmeleri gökteki yıldızlar için de kullanırız, çünkü geceleri gökyüzüne baktığımızda gökteki yıldızlar gerçekten de sayılamayacak kadar çok gözükür. Peki hangisi daha fazla olabilir?Aslında bu iki kavramın da sayısını tam olarak bilmemiz mümkün değil.Ancak bir takım bilgileri kullanarak çıkarımlar yapabilir ve iki kavramı bu bilgiler ışığında karşılaştırabiliriz. Bulduğumuz sayılar %100 doğru olmayacaktır ancak yine de durumu kavramamızı sağlamaya yetecektir. Önce kumlarla başlayalım :Elbet hayatınızda bir kere sahile gitmişsinizdir. Elinize bir avuç kum aldığınızda, bunun çok büyük miktarda taneciği barındırdığını da farketmişsinizdir. Evet, gerçekten de bir avuç kum bile çok fazla tanecik içerir.Deniz kumu, sahilde bulunan ve boyutları 0,0625 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kaya ve mineral parçacıkları olarak tanımlanmaktadır. Hesapların kolaylığı açısından, bir kum tanesinin çapını 1 milimetre olarak kabul edelim. Bu hesaba göre 1 cm3 kumda 1.000 adet kum tanesi bulunmaktadır. Avucunuza alabildiğiniz kumların hacmini 100 cm3 olduğunu varsayarsak, bu tek seferde avucunuzda 100.000 adet kum tanesini tutabileceğiniz anlamına gelir.Ortalama bir sahilin uzunluğunu 100 metre, genişliğini 10 metre ve derinliğini de 5 metre kabul edelim. Bu varsayımlarla, bu standart sahilimizde 5×10 üzeri (12), yani 5 trilyon kum tanesi bulunmaktadır. 2012 yılında yapılan bir çalışmada ise Dünya’daki toplam sahil uzunluğunun 356.000 km. olduğu bilim insanları tarafından açıklanmıştır. Bu iki değeri çarptığımızda ise tüm Dünya’daki toplam kum tanesi sayısını 17,8×10 üzeri (18) olarak buluruz. Yani neredeyse 17,8 kentilyon kum tanesi. Evet “kentilyon”. 1 kentilyon yazmak için 1’in yanına 18tane sıfır “0” koymalısınız.Şimdi de yıldızların sayısına bir bakalım. Kendi gökadamız Samanyolu’nda en az 10 üzeri (11) yani 100 milyaryıldız olduğu kesin bir şekilde bilinmektedir. Gerçek rakamın 200 milyar ile 1 trilyon arasındaolduğu tahmin ediliyor. Biz en kötü ihtimali hesaplayalım ve 100 milyar yıldızı ele alalım. Evrendeki toplam galaksi sayısının ise 100 milyarile 1 trilyon arasında olduğu bilinmektedir. Biz tekrar en düşük sayıyı (100 milyar) baz alarak hesap yapacak olursak, evrendeki toplam yıldız sayısı 100 milyar X 100 milyar, yani 10 üzeri (22) adet çıkar. Bu sayıya 10 sekstilyon denmektedir. 1 sekstilyon = 10 üzeri (21)Gördüğünüz gibi evrendeki yıldız sayısı, en asgari şartlarda bile Dünya’nın tüm sahillerindeki kum tanelerinden daha fazladır. Hem de çok daha fazladır. Öyle ki, Dünya’daki her bir kum tanesi başına evrende tamı tamına 1.000 adet yıldız bulunmaktadır.
İnsan vücudu ve içerisindeki bütün sistemler inanılmaz bir şeydir. Bu sistemlerden birisi de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, patojen olarak bilinen ve vücudumuzda hastalığa sebebiyet veren mikropların tespit edebilmesi ve etkisiz hale getirilmesinden sorumludur. 28 yıl evvel, National Geographic Magazine 'Our Immune System: The Wars Within' adıyla bir makale yayımladı. Fotoğrafları Boehringer Ingelheim firmasından Lennart Nilsson tarafından çekilen Peter Jaret tarafından yazılan makale 1986'da National Geographic Magazine dergisinin Haziran sayısına basılmıştır. Nisan 2013'te, Reddit kullanıcısı 'spukkingfaceship' , bu makalenin fotoğraflarını Imgur sitesinde bulmuş ve gün yüzüne çıkarmıştır. Aşağıda bu fotoğrafları ve altlarında ise açıklamalarını bulabilirsiniz.
Amerikalı bilim insanları, insan müdahalesi olmadan kendine kendine katlanabilen, şekil değiştirebilen ve yürüyebilen bir robot geliştirdi.Robot, geleneksel Japon kağıt katlama sanatı origamiden esinlenilerek yapıldı.Cihaz bazıları sert ve bazıları ısıyla küçülebilen polimerden üretildi.Sistemin bu parçalara ısı göndermesiyle robot kendi kendini kurabiliyor.Robotla ilgili ayrıntılar, bilim dergisi Science'ta yayımlandı.Harvard Üniversitesi uzmanları, origamiden esinlenilerek geliştirilen bu teknoloji sayesinde gelişmiş nesne ve cihazların çok daha kolay ve çok daha ucuza üretilebileceğini belirtiyor.Araştırmaya öncülük eden Prof. Robert Wood, 'İnsanların origamide gördüklerine eminin, katlamayla çok muhteşem şeyler yapabiliyorsunuz. Ancak karmaşıklık eşiği aşıldıktan sonra elle katlamak çok yorucu olmaya başlıyor' dedi.Prof. Wood, bu amaçla kendi kendine katlanabilen bir cihaz geliştirerek katlamanın gücünü ortaya koymak istediklerini belirtti.
Hepimiz gibi sen de Dünyalısın tamam ama ya başka bir gezegene aitsen? Belki de Jüpiter tam seni tanımlıyordur, belki de Neptün ile ruh ikizisindir. Testi çöz, Güneş sisteminde hangi gezegen olduğunu gör.
Siyah giyen adamlar-Başrolde Will Smith'in oynadığı şahane film,90'larda ne kadar iyi filmler olsa da öne çıkıp bir farklılık yaratmıştır,tabii Men In Black müziği de herkesi havaya sokmaya yetti.
Nedir mutluluğun formülü? 2010 yılında İngiliz bilim adamları bir araştırma yaptılar ve mutluluğun beklentiler, ödüller ve geçmiş deneyimlerle ilişkili olduğunu ortaya koydular. İşte mutluluk araştırmasının ilginç sonuçları… Anlarda gizlenen ve tam yakaladığımızı düşünürken elimizden kaçıp giden mutluluğun formülünü merak ediyor musunuz? Öyleyse bilim dünyasından sizin için mutlu bir haber var. İngiliz bilim insanlarının 2010’dan beri topladıkları verilere dayanarak hazırlanan ve PNAS dergisinde yayınlanan çalışmanın sonuçlarına göre mutluluk üzerinde beklentiler, ödüller ve geçmişte deneyim edilenler etkili. İşte mutluluğun formülü: London College Üniversitesi’nden Dr. Robb Rutledge “Geçmişte aldığınız kararlara ve sonuçlara bakarak o zamanda ne kadar mutlu olduğunuzu artık öğrenmemiz mümkün” diyor. Beynimizin tüm karar, beklenti ve sonuçları bir araya getirip gelecekte daha iyi kararlar almak için kullandığını belirten Rutledge’e göre beklentilerinizi düşük tutup sonrasında daha iyi bir durumla karşılaşmanız halinde mutluluk kapınızı çalıyor. Matematiksel bir formül oluşturmak için 26 kişiyle çalışan ve katılımcılara sonucu net ya da riskli maddi ödüller öneren bilim insanları, tekrarlanan denemeler sırasında katılımcıların mutluluk seviyelerini not etmelerini istemişler. Bu işlemler sırasında katılımcıların beyinleri de fMRI yöntemi ile sürekli taranmış. Elde edilen denklem 18.000 insanın oynadığı “ The Great Brain Experiment ” adlı risk-ödül oyununa uygulanmış ve böylelikle kognitif davranışla ilgili daha geniş çaplı bilgiye erişilmiş. Oyunda büyük para kazananların değil, beklediklerinden çok para kazananların daha mutlu olduğu gözlemlenmiş. Çalışma belki varoluşsal sorunlarımıza çare bulmuyor ancak yine de insanların mutlu olabildikleri ortak anları belirleyebiliyor. Araştırmacılardan Prof. Oswald’a göre ulaştığınız yer ile beklediğiniz şey arasındaki fark mutluluğun ölçüsünü belirleyebilir. Örneğin, ekonomistlerin mutluluk ve iş yerinde tatmin arasındaki ilişkinin kişinin maaşından etkilendiğine dair tespitlerini ele alalım. Eğer bir insanın ne kadar mutlu olduğunu öğrenmek istiyorsak, ona maaşını değil, iş arkadaşlarından fazla kazanıp kazanmadığını ya da eski maaşına göre ne kadar zam aldığını sormamız mantıklı olacaktır. Çalışma, anlık mutluluğun formülünü oluştururken insan özüyle ilgili bir gerçeği de ortaya koyuyor: Kıyaslamadan duramıyoruz ve beklentilerimizin altında mutsuz olabiliyoruz. Belki de mutluluğun formülü kendi hayatımızı daha iyi ya da kötü bulduğumuz hayatlarla kıyaslamadan özgür ve özgünce yaşamaktır. Kaynak : Radikal mutlu olmanın yolları mutluluk mutluluk formülü mutluluk nedir mutluluk sende kimsin nasıl mutlu olunur
Araştırmacı yazar Thomas Corley, 'Rich Habits: The Daily Success Habits Of Wealthy Individuals' (Zengin Alışkanlıkları : Varlıklı Bireylerin Başarı Getiren Rutin Davranışları) adlı kitabı için, yıllık geliri $160,000 ve fazlası olan 'zengin'lerle, $35,000 aşağısı olan 'fakir'leri araştırdı. Corley'e göre Aslında gündelik hareketleriniz, yaşam standartlarınızı öyle bir ele veriyor ki... 'Zengin' , 'fakir'kavramları işin şakası tabii. İşte başlı başına 'varlıklı' ve 'yoksul' insanların gündelik hareketlerine yansıyan davranışları.Kaynak
IBM, insan beyninin mimarisini taklit eden bilgisayar işlemcisi geliştirdi. 1 milyon elektronik sinir içeren TrueNorth adındaki çip, beyin gibi algılayabilen işlemcilerin geliştirilmesi adına çok önemli bir adım olarak görülüyor. IBM'in dünya genelindeki 12 laboratuvarından oluşan Ar-Ge birimi IBM Research, insan beynine en çok benzeyen bilgisayar işlemcisini üretmeyi başardı. TrueNorth adı verilen çip, 1 milyon programlanabilir sinir, 4 bin 96 bireysel nörosinaptik çekirdek ve 5.4 milyon transistör içeriyor. İnsan beynini taklit etmesi için geliştirilen işlemci, sahip olduğu milyonlarca transistöre rağmen sadece 72 miliwatt gücünde enerji harcıyor. Science dergisinde yayımlanan araştırmayla duyurulan TrueNorth, birbirine bağlı transistör ağıyla insan beyninin karmaşık sinir ağını model alıyor. Çip, bu sayede beyin gibi algılama özelliği kazanıyor. New York Times'ın haberine göre, TrueNorth'un sahip olduğu elektronik sinirler, ışık gibi verileri belli bir eşik değerini geçtikleri zaman fark etme ve birbirlerinden ayırt etme özelliğine sahip. Programlanabilir sinirler, veriyi desenlere içinde organize ederek ışığın parlaklığının artması, renginin veya şeklinin değişmesi gibi değişimleri fark edebiliyor. Bu özelliği, işlemcinin bir videoda yer alan insan hareketlerini algılayabilmesini sağlıyor. Örneğin, bir kadınının cüzdanını çıkartması hareketini insan beyni bilinçli düşünce olmaksının algılayabilirken, günümüzde robotlar ve bilgisayarlar bu hareketleri yorumlayamıyor. TrueNorth, taklit ettiği yapısıyla, beyin gibi yorum yapabilen ilk işlemci olabilir. Tartışmaları beraberinde getirdi ExtremeTech sitesinin verdiği bilgiye göre, Samsung'un 28 nanometre yongaları kullanılarak üretilen TrueNorth, watt başına saniyede 400 milyar sinaptik işlem yapabiliyor. Bu miktar, TrueNorth'a kadar geliştirilen beyin mimarisi taşıyan modern işlemcilerden 176 bin kat daha etkin. Modern bir silikon işlemci, evrendeki en gelişmiş bilgisayar olarak kabul edilen ve toplam enerji tüketimi 20 watt olan insan beynine kıyasla milyonlarca kat daha fazla enerji harcıyor. IBM'in, TrueNorth ile insan beyni gibi çalışan ilk bilgisayar işlemcisine giden yolda önemli bir adım attığı kabul ediliyor. New York Times'a konuşan Facebook yapay zeka araştırmaları direktörü Yann LeCun ise IBM'in günümüzün en hızlı işlemcilerini geçebileceği konusunda şüpheli olduğunu belirtti. LeCun, 'TrueNorth'un birçok açıdan limitli olduğunu ve performansının görüldüğü kadar yüksek olduğunu sanmadığını' belirtti. LeCun, makine öğrenimi alanında TrueNorth'un etki yapabileceğini düşünmediğini ifade etti. Salk Enstitüsü Bilgisayımsal Sinirbilim Laboratuvarı'ndan Terrence T. Sejnowski ise TrueNorth'un uzun bir gelişim süreci geçireceğini ancak bir gün akıllı telefonlara eklenebilecek bir teknoloji haline geleceğini savundu. İki amaca hizmet edecek TrueNorth, Pentagon'un Ar-Ge kurumu DARPA tarafından desteklenen SyNAPSE programı kapsamında geliştirildi. Programın direktörü Gill PRatt, DARPA'nın makine öğrenimi çalışmalarıyla iki amacı olduğunu belirtti. İlk olarak askeri drone'ları otomatik hale getirmek istediklerini söyleyen Pratt, böylece kontrol etmesi için yeterli insan bulunmayan verilerle baş edebileceklerini belirtti. İkinci amaç ise beynin nasıl çalıştığını daha iyi anlamak için bilim insanlarının laboratuvarlarda kullanabileceği yeni bir teknoloji geliştirmek olarak açıklandı. IBM'in ilk başarısı değil IBM, insan beyni gibi çalışan işlemci konusunda yaptığı çalışmalarda ilk önemli başarıyı Kasım 2012'de göstermiş ve en büyük beyin simülasyonunun oluşturulduğunu açıklamıştı. DARPA'nın desteklediği projede, 10 milyar sinir hücresi ve 100 trilyon sinaps kullanılarak bilinen en büyük beyin simülasyonu hazırlamıştı. IBM, Mart 2013'te ise silikon çiplerden çok daha etkin olacak yeni nesil transistör geliştirildiğini açıklamıştı. Al Jazeera
Teknolojik gelişmelerin hızıkatlanarak artıyor; önümüzdeki 50 yıl ise aklımızıbaşımızdan alacak. Nesneler akıllanacak, insan beyni kontroledilecek, sağlık alanında devrim niteliğinde gelişmeleryaşanacak. Bir de uzaylılarla tanışacağız. “Yok daha neler!”diyorsanız; buyrun, buradan bakalım:
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak.” sözlerine tepkiler çığ gibi büyürken, akıllara kahkaha atmanın insan sağlığına etkileri nelerdir? Sorusunu da beraberinde getirdi ve araştırmalara göre, kahkaha atmanın insan sağlığı üzerinde bir çok olumlu etkisi bulunuyor. Uzmanlara göre, kahkaha atmanın psikolojik etkilerinin yanı sıra fizyolojik etkileri de söz konusudur. Bilimsel olarak gösterilmiştir ki gülme esnasında vücuttaki birçok kas uyarılmakta, ağrı ve acıya tolerans artmakta olup, otonom sinir sistemine etki yapılarak stres hormonlarının salınımı olumlu yönde değiştirilmektedir. Kahkaha esnasında özellikle karın kasları gerilmekte ve bu gerilme karın bölgesinin düzleşmesinde ciddi bir etki göstermektedir. Kahkaha atmanın formda kalmak yönünde fizyolojik etkisi ile birlikte, psikolojik etkisi de söz konusudur. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; mutlu insanlar, mutsuz insanlardan daha zayıf ve daha formdadır. Bunun ana nedeni gülme eyleminin yemeğe olan düşkünlüğü azaltmasıdır. Mutsuz ve depresif insanlar yeme eğilimlerini artırmakta, zaman zaman bu eğilim kontrolsüz hale gelebilmektedir. Kahkaha atmanın insan sağlığı üzerinde bilinen en olumlu etkisi, Oxfordlu bilim adamlarının yürüttüğü deneyin sonuçlarına göre kahkaha atmanın acıyı azalttığı kaydedildi. kendinigelistir
Mars-One Projesi Kurucu Ortağı Lansdorp 'Türkiye'den bin kişi olmak üzere dünyanın çeşitli ükelerinden 200 binden fazla insan Mars'a gitmek için web sitemizden başvuru yaptı' dedi. Webit Kongresi'nin ikinci gününde, 'Teknolojiler, Engeller ve Yenilikler' paneliyle yeni ürün ve hizmetler ele alındı. Panelde, 2023 yılında Mars'a insan göndermeyi amaçlayan Mars-One Projesi'nin Kurucu Ortağı Hollandalı girişimci Bas Lansdorp da bir sunum gerçekleştirdi. 200 BİN KİŞİ BAŞVURU YAPTI Mars'a gitmenin teknolojik imkanlara sahip olunması durumunda mümkün olabileceğini ifade eden Lansdorp, bini Türkiye'den olmak üzere yaklaşık 200 bin kişinin Mars'a gitmek için web siteleri üzerinden başvuru yaptığını kaydetti. Mars'a gittikten sonra dönüş imkanı olmadığını ve gidenlerin orada kalmak zorunda olduğunu kaydeden Lansdorp, bu yolculuk için bazı önemli aşamalardan geçilmesi gerektiğini söyledi. Mars'a yolculuğun zaman çizelgesine ilişkin bilgi veren Lansdorp, 'İlk grup dünyayı 2022 yılında terkederek 2023 yılında kırmızı gezegene varacak. Bunun öncesinde Mars-One insanların hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli malzemeleri gönderecek. Ardından ikinci grup 2024’te Mars'a ayak basacak' dedi. Projeyi 'en tutkulu' projelerden biri olarak nitelendiren Lansdorp, projenin başarılı olması için yatırımcıları da projeye katkı yapmaya davet etti. Projeyle ilgili http://www.mars-one.com/en/ adresinden bilgi alınabiliyor. Panelde 'Sanal Ortam ve Gerçek Dünya Problemleri İçin Çözümler' konulu sunum yapan Yandex Ürün Pazarlama Direktörü Andrey Sebrant ise bağlantı özelliğine sahip cihazların neredeyse yaşamlarının tamamında insanlara eşlik ettiğini, mobil uygulamaların internet tarayıcılarının yerini alması gerektiğini, dünyanın değiştiğini ve kişiselleştimenin önem kazandığını kaydetti. Volkswagen Dijital Pazarlama Yöneticisi Ertuğrul Malatyalı da sosyal medyanın, özellikle Twitter ve Facebook'un kötü müşteri deneyimlerini öğrenmek için en iyi yollardan biri olduğunu, müşteri hizmetlerinin geliştirilerek sosyal medyaya uyumlu hale getirilmesi gerektiğini anlattı. Kaynak : Türkiye’den bin kişi Mars’a gitmek için başvuru yaptı
Korkarak izlediğiniz filmlerin gerçek olabilme olanağını düşündünüz mü hiç?Birçoğumuzun izlediği filmler gerçek hayattan ilham alınarak yapılmış.Bakalım hangileriymiş.