Antarktika Eriyor Yerçekimi Azalıyor
Uydulardan elde edilen yeni görüntüler, Batı Antarktika'da yaşanan buzul erimesinin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösterdi. Buzul kaybı arttıkça, Dünya'nın yerçekim kuvvetinin de azaldığı belirtildi.Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, Batı Antarktika'da yaşanan buzul kaybı, Dünya'nın bu bölgedeki yerçekim kuvvetinin azalmasına neden oldu. Buzulların erimesi, Batı Antarktika'da uzaydan net bir şekilde görülen bir kütle kaybına neden olurken, bu azalma yerçekim kuvvetini de zayıflattı.Batı Antarktika'nın yerçekimi hakkındaki bilgiler, Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) GOCE uydusu tarafından elde edildi. Bilim insanları, görevi Kasım 2013'te sona eren uydunun 2009-2012 yılları arasında elde ettiği verileri analiz etti. Alman, Hollandalı ve ABD'li araştırmacıların incelediği veriler, artan sıcak okyanus akıntıları nedeniyle buzul ve buz katmanlarındaki erimenin hızlandığını gösterdi.ESA'nın verdiği bilgiye göre, 2011 ile 2014 arasında Antarktika'daki yıllık buzul kaybı 125 kilometreküp olarak belirdi. Batı Antarktika'nın ise 2009-2012 yılları arasında kaybettiği buzul miktarının 230 milyar ton olduğu tahmin ediliyor.Alman Jeodezik Araştırma Enstitüsü'nden Johannes Bouman'ın başında yer aldığı araştırma ekibi, NASA ve Almanya'nın yürttüğü Grace görevindeki verileri de kullanarak Antarktika'nın toplam buzul kaybını belirlemeye çalışacak.Milliyet
Tetris Film Oluyor
30 yıldır çeşitli platformlarda hayranlarıyla buluşan 90'ların en sevilen oyunlarından Tetris, bilim-kurgu tarzı bir filmle beyaz perdeye taşınmaya hazırlanıyor.Gelişmiş bilgisayar oyunları hayatımıza girmeden önce GameBoy benzeri el konsollarının vazgeçilmez oyunlarından olan Tetris, beyaz perdeye taşınıyor. Geometrik şekillerin ekranda düzgün sıralar haline getirilmesi esasına dayanan oyun, özellikle 90’lı yılların en sevilen oyunlarından biriydi. Günümüzde de popülerliğini koruyan Tetris, Mortal Kombat filmlerine de imza atan bir Amerikan yapım şirketi tarafından bilim-kurgu tarzı bir film olarak hayranlarının karşısına çıkacak.Threshold Entertainment adlı şirket, oyunun lisans haklarını elinde tutan The Tetris Company ile anlaştıklarını ve hayranlarının çok hoşuna gidecek bir hikâyeyle oyunu sinemaya uyarlayacaklarını söyledi.30 yıllık serüvenZaman içinde pek çok platform ve biçimde karşımıza çıkan Tetris, halen çok sevilen bir oyun. Oyun mobil cihazlarda şimdiye dek 425 milyon kez indirildi. İnternetteyse yılda bir milyardan fazla kişi Tetris oynuyor.58 yaşındaki Rus bilgisayar mühendisi Aleksey Pajitnov, harflerin geometrik şekillerle ifade edildiği Pentomino adlı oyunu bilgisayar ortamına taşıyalı 30 yıl oldu.İlk on yılda Sovyet Bilim Akademisi yoluyla dağıtımı yapılan oyun, Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilince popülerlik kazandı.Amerikan ortağı Henk Rogers ile Tetris şirketini kuran Pajitnov, oyunun lisansını Japon oyun firması Nintendo’ya satarak Game Boy versiyonuyla büyük başarı kazandı.Kaynak: AFP
Yaşamdan Kitaplara, Kitaplardan Sinemaya Aktarılmış 59 Seçmece Film
Jackass'e yaptığı katkılar ve unutulmaz video klipleri (Beastie Boys/Sabotage) yetmiyormuş gibi John Malkovich Olmak ile zekanın, tuhaf olan ile hayli ilgi çekici bir kesişmesini sunan yönetmen, ilk uzun metrajından pek de farklı olmayan bir filmle geri dönüyor. Üstelik senarist yine John Malkovich, filminin mucize adamı ise Charlie Kaufman.Öykünün merkezinde yer alan karakter bizzat senaryoyu yazan Charlie Kaufman. Susan Orlean'ın The Orchid Thief kitabını senaryolaştırmaya çalışmaktadır. Başındaki orkide belası yetmiyormuş gibi, bir de konvensiyonel bir gerilim senaryosu yazmaya çalışan ikiz kardeşiyle uğraşmaktadır.Filmin bu noktadan itibaren nerelere ilerlediğini öğrenmek için izlemeniz lazım, zaten söylesek de inanmazsınız ! Bir yaprağın damarları gibi çatallanıp budaklanan yapım, günümüz sinemasının en yaratıcı yönetmenlerinden biriyle, en çılgın senaristini bir araya getiriyor. Charlie Kaufman bu filmin senaristidir.
Akdeniz'in Tabanı Anadolu'nun Altına Giriyor
Afrika levhasının yılda 2.15 santimetre hızla kuzeydoğuya hareket ederek Akdeniz'i daralttığı ve Akdeniz'in tabanının Anadolu'nun altına 14 derece açıyla girdiği bildirildi.Anadolu Üniversitesi (AÜ) Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Berkan Ecevitoğlu, 'Afrika levhasının Akdeniz'i bastırmasıyla Kuzey Anadolu Fay hattı sıkışıyor. Bu yüzden enerjiyi biriktiriyor. Ege ve Akdeniz'de ne zaman depremler azalıyor, o sırada Kuzey Anadolu Fay Hattı'ndaki aktivitede artma oluyor' dedi.Prof. Dr. Ecevitoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin kuzeyinde Anadolu levhası, güneyde de Afrika levhasının bulunduğunu belirterek, söz konusu levhaların hareketli olduğunu kaydetti.Afrika levhasının yılda 2.15 santimetre hızla kuzeydoğuya doğru hareket ettiğini anlatan Ecevitoğlu, şöyle konuştu:'Hareketlilik son 100 milyon yıldır devam ediyor. Son 2 yıldır Afrika levhası daha hızlı şekilde hareket etmeye başladı. Böylelikle Akdeniz'i daraltıyor. Bununla birlikte Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki depremler arttı. Akdeniz'in tabanı Anadolu'nun altına 14 derece açıyla girmeye başlıyor. Bu parça belli bir derinlikte kırılıyor. Bunun yaratığı derin depremler meydana geliyor. Kırılan parça da eriyor. Eriyen parça ya eski volkanları uyandırmaya ya da yeni volkan oluşturmaya çalışıyor. Muğla'daki Sömbeki Körfezi, eski bir patlamanın kalıntısı gibi duruyor. 100-200 bin yılık patlamanın izleri görülebilir. 100-200 bin yıllık bir volkan harekete geçebilir ya da magma odasında yeni bir oluşum meydana gelebilir.''Kuzey Anadolu Fayı, enerjiyi biriktiriyor'Ecevitoğlu, Akdeniz bölgesinin MÖ 2100 yılından beri sıkı bir volkanik aktivite geçirdiğine değinerek, bu bölgenin daha sonra sakinlik dönemine girdiğini vurguladı.Akdeniz bölgesinde yeniden aktivitenin görüleceğini öne süren Ecevitoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Ege ve Akdeniz'deki deprem yoğunluğunda 2 yıl öncesine göre yaklaşık yüzde 186 artış oldu. Yerin içindeki magmanın ısındığını tahmin ediyoruz. Afrika levhasının Akdeniz'i bastırmasıyla Kuzey Anadolu Fay Hattı sıkışıyor. Böylece baskı altındaki fay hattı kayamıyor. Bu yüzden enerjiyi biriktiriyor. Ege ve Akdeniz'de ne zaman depremler azalıyor, o sırada Kuzey Anadolu Fay Hattı'ndaki aktivitede artma oluyor. Afrika levhasının ilk gevşemesiyle 6.5 şiddetinde deprem çıkabiliyor. Afrika levhasının gevşemesiyle Kuzey Anadolu Fayı'nda bir deprem ortaya çıkabilir. Ancak bunun nerede olacağı belli değil.'AA
Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?
Kış Saati Uygulaması 2014 – Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?Adını dağlara yazdığımız, kalbimizin tek sahibi, gelsin diye gözüne baktığımız bir yaz daha bitti.Yazın bitmesiyle beraber Yaz saati uygulamasının bitmesine günler kaldı. 26 Ekim Pazar günü 04.00’ten itibaren saatler 1 saat geri alınacak.Evet 26 Ekim de bir saat fazla uyuyacaksınız. Çoğumuzun bu yaz saati uygulaması hakkında merak ettiği tek şey bu; bir saat fazla mı yoksa bir saat az mı uyuyacağım. Aslında merak ettiğiniz çok şey var bu konuda ama iş, güç, sınavlar, altın günü derken insan merak etmeye bile zaman bulamıyor farkındayım.Merak etmeyin ben sizin yerinize merak ettim ve araştırdım. Yaz saati uygulaması nedir, neden yapılır? İlk ne zaman nerede hangi tarihte başlamış?Bütün bu sorular cevapsız kalmayacakYaz saati uygulaması (YSU) gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak için saatlerin bir saat ileri alındığı bir uygulamadır. Kış gelince bu uygulama biter ve saatler eski haline getirilir.Peki bu uygulama ilk ne zaman başladı? Tarihçilere göre günümüzdeki uygulamanın aynısı gibi olmasa da bu uygulama ilk defa Antik Roma’da başlamış. Romalılara uzun yaz günleri yetmemiş daha da uzun olsun demişler ve birbirinden farklı uzunlukta saat dilimleri kullanmışlar. Bu şekilde mevsime göre farklılık gösteren zaman ölçekleri hesaplamışlar. Ama bu uygulama yeni saat sistemlerine geçildikçe unutulmuş, yalan olmuş.Ta ki 1784 yılında Paris’te büyükelçilik yapan Benjamin Franklin’in aklına gelene kadar. Adam büyükelçi olduğu için sabahtan akşama kadar koltuğunda oturuyor ve doğal olarak yorulmuyor. Bu yüzden de sabahın köründe uyanıyor. Artık nasıl bir kişiliği varsa ben bu saatte uyanıyorum millet niye uyuyor onlar da uyumasın ben enayimiyim diyerek orada burada tatava yapmış. Neymiş panjurlara vergi konulsunmuş, mum karneye bağlansınmış (nasıl bir karneymiş arkadaş herşeyi bağlıyorlar bu merete) , gün doğarken kilise çanları çalınsınmış daha da beteri var insanlar top ateşiyle uyandırılsın demiş bu adam. Adam büyükelçi mi koğuş nöbetçisi mi nedir anlamadım gitti. Benjamin bu meseleyi baya ciddiye almış olacak ki vecize bile yumurtlamış, “Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar.” Buyurun burdan yakın, lan sanki Paris’teki işçi kardeşim bir saat erken kalksa zengin olacak. Adamın yevmiyesi belli, ne uzalır ne kısalır. Yok bunun derdi başka tabi, sabahın köründe kendi gibi herkesi ayağa dikmek.Bu fikirleri yüzünden Paris esnafının, işçisinin elinden zor mu almışlar, evine sabahın köründe top mu atmışlar yoksa Fransa bunu ABD‘ye ne biçim büyük elçi göndermişsiniz lan bize, her işimize karışıyor, ya susturun ya da adam gibi bi elçi gönderin diyerek şikayet mi etmiş, Amerika da Benjamin dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık mı demiş artık ne olduysa bu fikirleri kabul görmemiş.Dünyada cins mi biter, bir tanesi de 1895 yılında Yeni Zelanda’da çıkmış ortaya, George Vernon Hudson adlı bir bilim adamı böcek toplayarak çalışmalarını sürdürürken zamanın yetmediğinden şikayet etmeye başlamış ona göre gün erkenden kararmaktaymış. Günün son saatleri onun için çok önemliymiş. Halbuki şöyle bi iki saat ileri alınsa saatler daha çok böcek toplayacağını Yeni Zellanda’da daki cümle haşeratla akraba olacağını düşünerek kaymakamlığa dilekçe yazmış ama dilekçesini böcekler yemiş , yalan olmuş.1916 yılında ise Birinci Dünya Savaşında yedi düvele karşı savaşan Almanya aşırı kömür kullanımından kurtulmak için Benjamin’in ,Hudson’un yaz saati uygulaması önerisine balıklama atlar. Böylece bu yaz saati uygulaması ilk defa Almanya’da uygulanmaya başlar.Bu uygulamanın faydalarını gören diğer anasının gözü devletler de bu furyaya katılmış aynı yıl İngiltere, 1917 yılında Rusya, 1918 yılında ise Amerika derken yaz saati uygulaması yaygınlaşır.Türkiye bu uygulamaya Montreux’de 10.10.1946 tarihinde toplanan Avrupa Doğu Münasebetleri ve Tren seferleri konferansında alınan ve Avrupa’da yaz saati uygulamasının aynı tarihlerde yapılması kararına uyarak, 05.12.1946 tarihli ve 5049 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla başlıyor.
Dünya'da Suyun Büyük Kısmı Güneş'ten Yaşlı
Yeni bir araştırmaya göre, Dünya ve Güneş Sistemi'nin diğer bölgelerinde bulunan suyun büyük kısmı Güneş'ten çok eski bir tarihte oluştu. Araştırmaya göre, Dünya'daki suyun yüzde 30 ila 50'si yıldızlararası uzaydan geldi.Gökbilimciler, Dünya'daki suyun büyük bir kısmının Güneş'ten bile eski zamanlarda oluştuğunu düşünüyor. Michigan Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, Dünya'daki suyun bugüne ulaşan bir kısmı Samanyolu Galaksisi ve ötesindeki derin uzaydan gelen materyaller ile ortaya çıktı. Bulgu, Güneş Sistemi'nin ötesinde Dünya benzeri su içeren gezegenlerin bulunma olasılığını da bir kez daha doğruladı.Space.com'a açıklama yapan araştırma ekibinden Ilse Cleeves, 'Elde ettiğimiz bilgiler, yıldızlararası suyun olağanüstü sert yıldız doğumu süreçlerinde hayatta kalabildiği ve gezegensel nesnelerle birleştiğini gösteriyor' ifadesini kullandı. Cleeves, 'Güneş'in oluşumu öncesi ve oluşum sürecinde su içeren yıldızlararası suyun Güneş Sistemi'ndeki birçok sistemin de içeriği haline geldiğini' söyledi.Gökbilimciler, bugüne kadar keşfedilen 2 binden fazla dış gezegenin yanı sıra derin uzayda milyarlarcasının keşfedilmeyi beklediğini ve bu gezegenlerin bir çoğunda milyarlarca yıl yaşamın oluşmasına olanak verecek su bulunabileceğini ifade etti. Geçmişteki araştırmalar, Samanyolu Galaksisi'nde var olduğu düşünülen yaklaşık 100 milyar yıldızın en az bir gezegene sahip olduğunu ortaya koymuştu.'Her yerde su var'Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın gezegen olan Merkür'ün kutuplarında bile su yer alıyor. Jüpiter'in uydusu Europa, Satürn'ün uydusu Enceladus'ta keşfedilmesibin yanı sıra, Mars'ın kutup bölgelerinde de katı halde su bulunuyor.Araştırmada yer alan bir diğer isim olan Carneige Bilim Enstitüsü'nden Conel Alexander, 'güneş sistemlerinin erken dönemlerinde yıldızlararası su ile etkileşime girmeleri halinde, birçok gezegenin sahip olduğu disklerde de su bulunma olasılığının çok yüksek olacağını' söyledi.Alexander, 'güneş sistemlerindeki suyun yıldızların doğumunda yaşanan kimyasal süreçler sonucunda da oluşmuş olabileceğini, bu durumda su varlığının her yıldız sistemine göre değişeceğine' dikkat çekti.Ayrıca, her suyun 'standart' H2O olmadığına ve bazı su moleküllerinin farklı hidrojen izotopları içerdikleri için var olabilecekleri kozmik bölgelerin de değiştiği ifade edildi. Örnek olarak, döteryum adlı ağır hidrojen izotopu içeren su, ağırlıklı olarak süper soğukluğa sahip yıldızlararası uzayda yer alıyor.Su Güneş'ten önce doğduBilim insanları, gerçekleştirdikleri simülasyonlarda döteryum seviyesini sıfırlayarak, bir gezegen diski oluşumu için gereken ortalama bir milyar yıllık sürede ne dereceye kadar zenginleştiğini ölçtü. Sonuçlar, verilen sürede yaşam oluşumu için yeterince su oluşmadığına işaret etti.Bulgular, Dünya'daki suyun yüzde 30 ila 50'si ile kuyrukluyıldızlardaki suyun yüzde 60 ila 100'ünün yıldızlararası uzayda, Güneş'in doğumundan önce oluştuğunu gösterdi. Simülasyondaki en düşük olasılıklar, okyanusların yüzde 7'si ile kuyrukluyıldızlardaki suyun yüzde 14'ünün Güneş Sistemi dışından geldiğini one sürdü.Science dergisinde yayımlanan araştırma hakkında yorumda bulunan Cleeves, 'Her gün tecrübe ettiğimiz olaylarla galaksimiz arasında bu tür bağlar kurmak evrenimize inanılmaz bir bakış açısı sunuyor' ifadesini kullandı.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Genelkurmay, Bakanlar Kurulu’nda bölgedeki riskler ve risklere karşı alınabilecek tedbirlerle ilgili kapsamlı olarak bilgi verecek Org. Özel’in de katılması beklenen brifingde tüm olasılıklara göre yapılan planlamalar ve Türkiye’nin alacağı pozisyon artıları ve eksileriyle ele alınacakCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Birleşmiş Milletler Zirvesi için gittiği ABD’de yürüttüğü temaslar, Türkiye’nin 49 rehinesini kurtardıktan sonra değişen pozisyonuna paralel gelişti.Ankara, tezini, sınırda güvenli hat üzerine kurdu. Sınır boyunca ya da birbiriyle bağlantılı cepler halinde oluşturulacak bu hattın kazandıracakları ABD’deki görüşmelerde de ısrarla vurgulandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu konuda hiçbir ülkeden “hayır” yanıtı gelmediğinin de altını çizdi. Ankara, bu doğrultuda bir yandan koalisyon ülkelerinin yürütecekleri görevlerle ilgili planlamanın tamamlanmasını beklerken, diğer yandan da kendi planlamalarını yapıyor.Planlamaların öznesi ise elbette Genelkurmay Başkanlığı.
Dünyanın En Hızlı Koşan Robotu “Outrunner”
Dünyadaki robot teknolojisi, henüz enler kategorisinde listelenecek kadar gelişmedi. Fakat genç bilim adamları, bu gelişmeyi hızlandırmak adına, dünyanın en hızlı koşan robotunu imal etmeyi başardılar.
Reklam
TBMM'den Baksı Müzesi'nin Kurucusu Hüsamettin Koçan'a 'Onur Ödülü'
Sanatçı ve akademisyen, Baksı Müzesi'nin kurucusu Hüsamettin Koçan'a, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 'Onur Ödülü' verilecek.Bayburt'ta kurduğu Baksı Müzesi ile geçtiğimiz 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü kazanan Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, TBMM tarafından bu yıl beşincisi verilecek olan 'Türkiye Büyük Millet Meclisi Onur Ödülü'nü almaya hak kazandı. Hüsamettin Koçan, ödülünü 1 Ekim Çarşamba günü, TBMM'nin açılış töreninde Meclis Başkanı Cemil Çiçek'ten teslim alacak.Kendi çabaları ve gönüllülerin katkılarıyla, hiçbir devlet yardımı almadan, 2010 yılında Bayburt'ta açtığı Baksı Müzesi ile bugüne dek birçok ödüle layık görülen Hüsamettin Koçan, ulusal ve uluslararası müzecilik anlayışına da yeni bir bakış açısı getirmiş oldu. Bölgede yarattığı istihdam olanaklarının yanı sıra güncel sanat koleksiyonuyla da büyük ilgi gören Baksı Müzesi'nde orijinal bir Joan Miro heykelciği bulunuyor.Türkiye'nin temsil ve tanıtımına katkı gösteren kişilere verilen ödül için 103 aday arasından iki isim belirlendi. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın yanı sıra Ankara Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Demirer'e de ödülü 1 Ekim'de takdim edilecek. Al Jazeera
İnsan Beyni 40 Yaşından Sonra Küçülüyor
Yapılan araştırmaya göre 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildiStanford Üniversitesi’nin araştırmasını kaynak gösteren Naked Science tarafından geçilen haberde, 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildi. Araştırmalarını beynin farklı bölgelerinde bulunan beyaz madde miktarını esas almak suretiyle gerçekleştiren bilim insanları, 7-85 yaş grubunda bulunan 100’den fazla kişinin beynini MR ile inceledi.Farklı sonuçların elde edildiği araştırmada, bazı temel prensiplerin varlığı da belirlenmiş oldu. Buna göre, beyindeki beyaz madde miktarı sadece aynı yaş grubuna mensup insanlar arasında karşılaştırılmaya tabi tutulabiliyor ve en yüksek seviyesine de 30 ila 50 yaş aralığında ulaşıyor. İleriki evrede ise giderek azalmaya başlıyor.Rusya'nın Sesi tarafından aktarılan araştırmaya göre beyaz madde miktarı hususunda beynin faklı bölgeleri de birbirinden farklı reaksiyonlar gösteriyor. Örneğin, yaş ilerledikçe beynin öğrenmeden sorumlu olan bölgesindeki beyaz madde miktarı artarken, hareket ve kontrolden sorumlu bölgede ise yaşlanmayla birlikte ciddi miktarda azalıyor.Uzmanlar söz konusu araştırmanın önemli pratik yararlar sağlayacağı hususunda hemfikir. Buna göre, belirli yaş grubuna mensup kişilerin beyinlerinde bulunan beyaz madde miktarının bilinmesi sayesinde birtakım hastalıklar önceden önlenebilecek.Birgün
Görünmezliğin Sırrı Harry Potter'daymış!
ABD'li bilim insanları, insanoğlunun en büyük hayaline cevap olacak bir icada imza attı. Maliyeti çok da yüksek olmayan lensler sayesinde, nesneleri görünmez yapmak artık mümkün!Guardian ’ın haberine göre, New York'ta bulunan Rochester Üniversitesi'nden araştırmacıların geliştirdiği ve'perdeleme' olarak bilinen yöntemle, objeler mercek yardımıyla görüşten saklanıyor ve görünmez gibi algılanıyor.Harry Potter serisinin 'görünmezlik pelerini' gibi işleyen mercekler, üzerine tutuldukları nesneyi görünmez yapıyor.
Reklam
Başka Bir Gezegenden Gibi Gözüken 10 Doğal Harika
Yeni Zelanda'nın Güney Adası'nın batı kıyısında bulunan Krep Kayalıkları bu adı krepe benzeyen iştah açıcı görüntüsünden almaktadır. Bu kayalıklar milyonlarca yıl önce deniz altında ölü deniz canlılarının kalıntılarından, çamur ve killerden oluşmaya başladı. Zamanla depremler sonucu gün yüzüne çıkan kayalıklar Yeni Zelanda'nın bir parçası haline geldi. Rüzgar, yağmur ve kayalıklara vuran dalgalar şu anki şekillerini kayalıklara verdiler. Yüksek gelgit sırasında kayalıklarda bulunan sayısız deliklerden gayzer gibi havaya su püskürmektedir.
Robotlar Sahaya İndi
Boğaziçi Üniversitesi ile Bremen Üniversitesi'nin robot futbol takımları, Almanya Büyükelçiliği'nin organizasyonunda İstanbul'da gösteri maçı yaptı.Rahmi M. Koç Müzesi'nin evsahipliğinde, '2014: Türk-Alman Araştırma, Eğitim ve İnovasyon Yılı' etkinlikleri çerçevesinde, gençleri bilim ile teknolojiye teşvik etmek için bir robot futbol maçı gerçekleştirildi.Boğaziçi Üniversitesi'nin 'Cerberus', Bremen Üniversitesi'nin ise 'B-Human' adlı robot futol takımlarının, hazırlanan özel sahadaki maçları ilginç görüntülere sahne oldu. Onar dakikalık iki ayrı devrede yapılan robot futbol maçını, Bremen Üniversitesi takımı 7-0 kazandı.Organizasyonla ilgili bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Levent Akın, bilimsel çalışmalara dikkati çekmek için böyle bir etkinlik yapıldığını aktararak, 'Yapay zekaya ve bilimsel çalışmalara ilgi sağlamak amaçlı bir gösteri. Herkes futbolu biliyor ve robotların da bunları yapabildiklerini gösterebilmek için önemli bir etkinlik' ifadelerini kullandı.Muhabir: Mehmet Fatih Duman | AA
Reklam
Beyin Dalgaları ile Suç Olayları Çözülecek
Bilim insanları, spesifik beyin dalgalarının analiz edilmesiyle insanların unuttukları anıları geri getirebileceklerini öne sürdü. Yapılan araştırma, adli soruşturmalarda insanların unuttuğu bilgileri ve yalanlarını ortaya çıkarabilir.Araştırmacılar, soruşturma altında elde edilemeyen ve unutulan bilgileri, beyin dalgalarını analiz ederek ortaya çıkarabileceklerini düşünüyor. Belli beyin dalgalarına odaklanarak, insanların unuttuğu bilgilerin elde edilebileceği, hatta hangi konularda yalan söylediklerinin anlaşılabileceği ifade edildi.Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırmada, P300 adı verilen beyin dalgasının incelenerek spesifik bilgilere ulaşılabileceği belirtildi. P300'ün analiz edilmesiyle, soruşturma esnasında çok fazla bilgiyi işlemeye çalıştığı için hata yapabilecek beyinden hedeflenen bilginin alınabileceği düşünülüyor.Concealed Information Test (CIT) adı verilen bir çalışma kapsamında 24 denek üzerinde analiz yapan bilim insanları, deneklerin bir suçla ilgili bilgileri ne kadar iyi hatırlayıp hatırlamadığını kontrol etti. Deneklerin tümü, dört saat boyunca kayıt yapan bir kamera ile gözlemlendi.Northwestern Üniversitesi'nden John B. Meizner ile J. Peter Rosenfeld'in başını çektiği araştırmada, katılımcılar test ve kontrol denekleri olmak üzere iki gruba ayrıldı. Araştırmacılar, test deneklerinden bir gün içinde tanık oldukları ve olmadıkları olaylar hakkında bilgi topladı. Test grubundakilere kişiye özel bilgilerden oluşan bir liste sunulurken, deney grubundakilere genel bir liste sunuldu. Listelerdeki bilgiler deneklere okunduğunda, Elektroensefalografi (EEG) ile P300 beyin dalgası incelendi.Kendilerine tanık olmadıkları olaylar hakkında da sorular sorulan test deneklerinin P300 dalgalarında belirgin bir değişim ölçülmedi. Deneklere, bir gün önce tanık oldukları olaylar hakkında bilgi verildiğinde ise beyin dalgaları değişim gösterdi.Detaylı bilgiler hatırlanabilirMeixner, yapılan deneyler sonucunda beynin tanık olduğu olaylar hakkında hatırlamadığı sıradan bilgileri bile gün yüzüne çıkarabileceğini belirtti: 'En ilgi çeken bulgu, deneklerin yaşadıkları bir gün içinde ulaşabileceğimiz bilginin önemsiz kısımlarını elde edebilmek. Bunlar bir şemsiyenin rengine kadar değişebilir.'Meixner, yöntemlerinin gelecek için büyük bir potansiyel barındırdığını belirterek, özellikle suç mahallindeki fiziksel içeriklerin hatırlanması sayesinde önemli bir atılım yapabileceklerini söyledi. Araştırmacılar, ileride yapacakları deneylerde tanımlayıcı ifadelerin yanı sıra video, fotoğraf ve diğer veri türlerini kullanarak P300'ün değişimini inceleyeceklerini belirtti.Cnet'in verdiği bilgiye göre, CIT Japonya başta olmak üzere dünyada birkaç ülkede kullanılıyor ancak ABD'de yeterince güvenilir kabul edilmiyor. Northwestern Üniversitesi tarafından yapılan çalışma, geçmişte sadece laboratuvar ortamında yapılan deneylere kıyasla gerçek dünyada yapılan ilk P300 deneyi olma özelliğini taşıyor.Al Jazeera
Reklam
Yeni Bir Gezegende Su Bulundu
Bilim insanları, uzayın derinliklerinde Neptün büyüklüğündeki bir gezegende su olduğunu keşfetti. HAT P-11b adı verilen gezegenin atmosferinde su buharına rastlandı. ABD'nin Maryland Üniversitesi'nden araştırmacılar, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) ait Hubble Spitzer ve Kepler teleskoplarını kullanarak atmosferini inceledikleri gezegenin, Dünya'dan dört kat büyük olduğunu belirtti.Bilim insanları, yörüngesinde bulunduğu yıldızın önüne geçtiğinde gezegenin emdiği ışığın renklerini ölçerek atmosferinde su olduğunu ortaya çıkardı. Ölçümler sırasında gezegenin atmosferinde bulut olmaması, bilim adamlarına yardımcı oldu.Ölçümler, HAT P-11b gezegeninin atmosferinin, yüzde 90 oranında hidrojenden ve önemli ölçüdesu buharından oluştuğunu gözler önüne serdi.   Daha önce bu tekniğin sadece Jüpiter gibi büyük gök cisimlerinde kullanılabileceği sanılıyordu.   HAT P-11b gezegeninin, yıldızına çok yakın olduğu için yaşam barındıramayacak kadar sıcak olduğu belirtildi.
Şimdi de Robot Arılar Geliyor!
Çiçekleri dölleyen polenleri taşıyarak meyve ve sebzelerin oluşmasını sağlayan arıların toplu halde yok olması üzerine robot arı geliştirildi . Deutsche Welle Türkçe internet sitesinin haberine göre ABD'li bilim insanlarının ürettiği RoboBee, doğadaki orijinali gibi çiçek dölleme görevini yerine getirebiliyor. Şimdilik 15 dakika uçabildiği ve enerji yenileme problemi olduğu belirtilen RoboBee'lerin iki yıl içinde geliştirilereceği öngörülüyor.Kanat genişliği sadece 3 cm olan, 80 miligram ağırlığındaki RoboBee, dünyanın en küçük ve uçabilen robotu unvana da sahip .Bilim insanları, RoboBee'yi inşa edebilmek için milimetrenin altına inen çözünürlük seviyesinde çok zor bir çalışma gerçekleştirdi . Balata ve civataların anlamsız kaldığı kadar küçük bir boyutta olan RoboBee, çok farklı bir yöntemle bir araya getirildi.RoboBee, birbirlerine yapıştırıcı ile tutturulabilen farklı materyallerin kullanıldığı düz levhalarla bir araya getirildi. Levhaların katlanabilir olması, RoboBee'nin bir araya getirilmesini kolaylaştırdığı gibi hareket kabiliyetini artırdı.Diğer önemli görevleriRoboBee’yi, orijinal kopyalarına bir alternatif oluşturmak dışında başka önemli görevler de bekliyor. Minik robotun, doğal afetler sonrası arama-kurtarma çalışmalarında ya da tehlikeli çevre koşullarında keşif amaçlı kullanılması da hedefleniyor. Ayrıca robotun, askerî gözetleme, hava ve iklim haritalama ve trafik izlemede de kullanılması öngörülüyor.Araştırmacıların amacı tüm bu kullanım alanları için bağımsız bir şekilde uçabilen yapay böcekler yapmak. RoboBee ise henüz o aşamaya gelmedi. Hâlihazırda küçük robotun uçuşu 8 farklı kamera ile takip ediliyor. Robotun tüm hareketleri kameralar aracılığı ile onu kumanda eden bilgisayara gönderiliyor. RoboBee henüz uzun süre uçamıyor. Robot böcek havalandıktan 15 dakika sonra bitkin düşüyor.Mühendis Robert J. Wood, robotun yorulma kapasitesinin henüz çok yüksek olduğunu, ayrıca enerji temininde de hâlâ sorunlar yaşandığını kaydediyor. Minik arı şimdilik ufak bir kablo ile enerji temin ediyor. Bu ufak robotu havalandırmaya uygun bir pil ise henüz icat edilmedi. Bilim insanları mini robotun bu en önemli sorunlarına iki yıl içinde çözüm bulabilmeyi hedefliyor.130.000 bitki arılar sayesinde varABD başta olmak üzere dünya genelinde onlarca ülkede, bal arılarının gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ile gündeme gelen, 'arılar ölürse ne olur?' sorusuna, uzmanlar, şu yanıtı veriyor: 'Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri arıların ayaklarına yapışarak taşınıyor. Arılar 130 bin farklı bitki türüne konarak bunların üremelerini sağlıyor. Sadece bir kovandaki arılar 1 günde 1 milyon çiceği döllüyor. Bu durum arıların yok olması durumunda bi bitkilerin de ortadan kaybolacağı anlamına geliyor. Bu tüm canlılar için ciddi tehdit oluşturuyor.'Haberin tamamı ve fotoğraflar için : İnsanoğlu arılarla iletişim kurmayı başardı !
Curiosity Mars'ta Top Buldu
Mars keşif aracı Curiosity, heyecan verici bir keşifte bulundu. Mars yüzeyinde araştırmalar yapan robot Curiosity, top şeklinde minik bir kürenin fotoğraflarını gönderdiDiscovery News sitesinde yayınlanan habere göre, Curiosity’nin çektiği fotoğraflar arasında düz bir kayanın yüzeyinde, mükemmel bir küre şeklindeki bir ‘top’ görülüyor. Biraz tozlu olmakla birlikte, aslında çevresindeki diğer kayalardan farklı bir rengi olduğu da görülebiliyor.NASA’daki bilimadamları ise bu fotoğrafta görülen objenin insan ya da uzaylı yapımı bir top olmadığını, yalnızca ‘katılaşma’ yoluyla oluşan bir kayacık olduğunu ifade ediyor.NASA’nın 6 tekerli keşif aracı Curiosity, şu sıralar Aeolis Mons adlı antik bir göl kraterinde keşifler yapıyor. Sharp Dağı adı verilen bir dağın tabanında bulunan gölde, bundan milyonlarca yıl önce sıvı suyla dolu bir göl olduğu düşünülüyor. Fotoğraf da Mars Bilim Laboratuvarları’na (Mars Science Laboratories, MSL) ait Mastcam tarafından çekildi ve 11 Eylül’de sisteme yüklendi. Ancak bilimadamlarının fotoğrafta alışılmadık bir obje bulunduğunu fark etmeleri biraz sürdü.Fotoğraftaki obje ilk bakışta Ortaçağ’da kullanılan gülleleri hatırlatıyor. Beynimiz, fotoğraftaki nesnenin insan yapımı (Ya da belki de uzaylı yapımı!) bir top olduğunu bize söylese de, muhtemelen bu yalnızca, inanılmaz aşamalardan geçerek oluşmuş normal bir kaya. MSL bilimadamları, kayanın fotoğrafta göründüğü kadar büyük olmadığını da ekliyor; kaya muhtemelen yalnızca 1 santimetre çapa sahip.Yapılan açıklamada bunun “konkresyon”, yani katılaşma sonucu oluşmuş bir kaya olduğu ihtimali üzerinde duruluyor. Bundan milyonlarca yıl önce Mars’ta sıvı halde su varken oluşan tortul kayaçlardan oldukları söyleniyor. Yapılan araştırmalar, Mars’ta eskiden sıvı halde su bulunduğunu, yüzeyde pek çok göle rastlandığını ortaya koymuştu. Bu kaya da, muhtemelen milyonlarca yıl önce göl olan bir kraterde bulundu. Söz konusu kraterde hala bir göl bulunduğu sırada, kayaların suyun hareketiyle aşınmış olabileceği, top şeklindeki kayacıkların da bu şekilde ortaya çıkması ihtimali üzerinde duruluyor.2004 yılında Mars yüzeyinde bu şekilde oluşan başka kaya örnekleri de bulunmuş, (yukarda) hatta bunlara “yabanmersimi kayaları” denilmişti. Öte yandan bilimadamları, daha önce bulunan kayalar arasında bu denli mükemmel bir ‘top’ bulunmadığı da sözlerine ekliyor.Milliyet
Buffy the Vampire Slayer İzlemek İçin 10 Neden
Dizinin ismine bakıp da esas kızımızın salt vampir avcısı olduğunu düşünmeyin. Buffy ve ekibi, 144 bölüm içinde yüzlerce farklı özelliklerde iblisle mücadele ettiler. Sadece iblisler mi var? Hayır! Kurt adam, cadı, zombi, tanrıça ve hatta yeryüzünün ilk Kötü'sü...
Reklam