onedio
İsveç'te Rahim Nakli Yapılan Kadın Doğurdu
İsveç'te tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı.Gothenburg Üniversitesi ve Stockholm Tüp Bebek Ünitesi'nde görevli doktor Mats Brannstrom liderliğindeki ekibin rahim nakli yaptığı 36 yaşındaki kadının, geçen ay bir erkek çocuk dünyaya getirdiği bildirildi.İsmi açıklanmayan kadına, geçen yıl menopoza girmiş, iki çocuk sahibi 61 yaşındaki yakın bir aile dostundan alınan rahim nakledildi.Vücudunun organı reddetmemesi için ilaç tedavisi gören kadın, nakilden altı hafta sonra rahmin sağlıklı olduğunun göstergesi olarak adet görmeye başladı.Bir yıl sonra Brannstrom ve ekibi, organın iyi çalıştığından emin olunca kadından alınan yumurta ve kocasının spermini kullanarak laboratuvar ortamında dölledikleri tek bir embriyoyu kadının rahmine yerleştirdi.Tek böbrekli kadın, tüp bebek tedavisi sırasında, biri gebelik sırasında olmak üzere hafif seyreden üç reddetme vakası yaşadı, ancak hepsi ilaçlarla başarılı bir şekilde tedavi edildi.Maliyeti Jane ve Dan Olsson Bilim Vakfı tarafından karşılanan araştırmada gebelik 31. haftaya kadar normal seyrederken, annenin preeklampsi geliştirmesi ve ölümcül kalp ritminin tespiti üzerine erkek bebek sezaryenle dünyaya getirildi.Gebeliğin bu döneminde normal karşılanan, 1 kilo 800 gram ağırlığında dünyaya gelen bebek, doğumdan sonraki 10 gün boyunca yenidoğan ünitesinde tutuldu. Şu anda evlerinde olan bebek ve annenin durumlarının iyi olduğu belirtildi.Tüm bu işlemlerden önce sağlıklı yumurtalıklara sahip İsveçli kadının, 4 bin 500 kız çocuğunda bir rastlanan bir durum olan rahimsiz dünyaya geldiği ifade edildi.Mats Brannstrom, böyle yaşlı bir rahmin işe yaraması karşısında şaşkınlığa düştüğünü belirterek, 'Bebek harika. Ebeveynlerin sevincini ve onları nasıl mutlu ettiğimizi görmek çok güzel' dedi.Brannstrom, öte yandan sezaryen sırasında nakledilen rahme zarar vermiş olabileceğinden endişe ettiğini belirterek, annenin, rahminin ikinci bir hamilelik için hazır olup olmadığını anlamak için birkaç hafta beklemeleri gerektiğini söyledi.Yine ismi açıklanmayan baba, karısı ve kendisinin, deney aşamasındaki prosedürün işe yaracağından emin olduğunu belirterek, bebek için 'Çok ama çok tatlı, hiç bağırmıyor bile, sadece mırıldanıyor' dedi.Bebeklerinin, diğer çocuklardan hiçbir farkı olmadığını belirten baba, 'Anlatacak güzel bir hikayesi var. Birgün nasıl dünyaya geldiğini ve dünyada bu şekilde doğan ilk bebek olduğunu öğrenmek için gazetelere bakabilir' diye konuştu.Brannstrom ve meslektaşları, son iki yılda dokuz kadına rahim nakletti, ancak yaşanan komplikasyonlar iki vakada organların çıkarılmasıyla sonuçlandı.Yıl başında Brannstrom, yedi kadına embriyo transferine başladı. Bu kadınlardan ikisinin de en az 25 haftalık hamile olduğu açıklandı.Türkiye'deki çalışmalarTürkiye'de de rahim nakli konusunda çalışmalar sürüyor.Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi ve Estetik Rekonstrüktif Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, 8 Ağustos 2011'de 23 yaşındaki Derya Sert'e kadavradan rahim nakli yapmış, Sert dünyada bu şekilde nakil yapılan ilk kişi olmuştu.Özkan ve ekibi, sonrasında embriyo transferi yapılan Sert'in geçen yıl hamile kaldığını açıklamış, ancak kadının gebeliği 8. hafta sonundaki kontrolünde embriyo kalp atışlarının izlenmemesi üzerine sonlandırılmıştı.Bazı uzmanlar, hayattaki bir kişiden rahim alınmasını etik dışı ve hayat kurtarıcı olmayan bir ameliyat için bağışçı açısından çok riskli buluyor.AA
Türkiye'nin Tam Bir Turizm Cenneti Olduğunun 7 Kanıtı
Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) her sene ülkelerden gelen verileri toplayarak sıralamayı açıklar. Bu verilere göre 2013 yılında Türkiye Dünya sıralamasında Almanya ve Birleşik Krallık’ı geride bırakarak ilk 6 da yer almıştır. Listenin üst sıralarında İtalya, İspanya, Çin, A.B.D. ve Fransa bulunur. Avrupa sıralamasında ise Fransa, İspanya, İtalya’dan sonra 4’üncü sıradadır. Gayet iyi derecelere sahip olan Türkiye turizmi, yükseliş ivmesini korumaktadır.
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyen Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherma n ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson / BBC Türkçe
Titan'ın 'Sihirli Adası' Yeniden Belirdi
Satürn sistemini gözlemleyen Cassini uzay aracı, birkaç ay önce tespit ettiği Titan'daki 'sihirli adayı' yeniden gözlemledi. Ancak sırrı çözülemeyen adanın değiştiği fark edildi.Cassini'nin ilk olarak Haziran ayında fotoğraflarını elde ettiği Titan'daki esrarengiz yapı, ortadan kaybolduktan birkaç ay sonra yeniden belirdi. Titan'ın sıvı metan dolu Ligeia Mare denizinde tespit edilen ve 'sihirli ada' olarak adlandırılan yapı, yeni tartışmaları da beraberinde getirdi.Cassini, sihirli adayı tespit ettiği bölgeyi ilk kez 2007 yılında görüntülemiş ve fotoğraflar, karanlık bir alan ortaya koymuştu. Cassini, yazın çektiği fotoğraflarda Ligeia Mare'deki bölgede değişim gözlemlemişti. Bir süre gözden kaybolan esrarengiz yapı, yeniden ortaya çıktı.Bilim insanları, denizde yaşanan buharlaşmanın söz konusu değişime neden olduğunu düşünüyor. Yakınlardaki kıyı şeridinde bir değişim yaşanmaması, bu olasılığı güçlendiriyor. Diğer olasılıklar arasında ise dalgalara neden olan güçlü rüzgarlar, suyun yüzeyine yükselen gaz kabarcıkları, su üzerinde yüzen katı maddeler veya sığ sularda sürüklenen katı nesneler yer alıyor.NASA, öne sürülen olasılıklardan 'daha ilginç' bir durumun da söz konusu olabileceğini belirtse de, dünya dışı canlı ihtimali şu an çok güçlü görünmüyor. NASA, değişimlerin buzul uydu Titan'daki mevsimsel değişimlerden de kaynaklanıyor olabileceğini ifade etti.Cassini radar ekibinin başında yer alan Stephen Wall, 'Bilim gizemleri seviyor. Bu anlaşılmaz durum, Titan'da heyecan verici bir değişime tanıklık etmemizi sağlıyor. Değişim üzerindeki gözlemlere devam ederek daha fazla detay elde edebileceğimizi umuyoruz' dedi.NASA, yapılacak gözlemlere rağmen ne olduğunu bilinmeyen yapının esrarını ancak Titan'a gönderilecek bir uzay aracıyla çözebileceklerini belirtti.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Antarktika Eriyor Yerçekimi Azalıyor
Uydulardan elde edilen yeni görüntüler, Batı Antarktika'da yaşanan buzul erimesinin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösterdi. Buzul kaybı arttıkça, Dünya'nın yerçekim kuvvetinin de azaldığı belirtildi.Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, Batı Antarktika'da yaşanan buzul kaybı, Dünya'nın bu bölgedeki yerçekim kuvvetinin azalmasına neden oldu. Buzulların erimesi, Batı Antarktika'da uzaydan net bir şekilde görülen bir kütle kaybına neden olurken, bu azalma yerçekim kuvvetini de zayıflattı.Batı Antarktika'nın yerçekimi hakkındaki bilgiler, Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) GOCE uydusu tarafından elde edildi. Bilim insanları, görevi Kasım 2013'te sona eren uydunun 2009-2012 yılları arasında elde ettiği verileri analiz etti. Alman, Hollandalı ve ABD'li araştırmacıların incelediği veriler, artan sıcak okyanus akıntıları nedeniyle buzul ve buz katmanlarındaki erimenin hızlandığını gösterdi.ESA'nın verdiği bilgiye göre, 2011 ile 2014 arasında Antarktika'daki yıllık buzul kaybı 125 kilometreküp olarak belirdi. Batı Antarktika'nın ise 2009-2012 yılları arasında kaybettiği buzul miktarının 230 milyar ton olduğu tahmin ediliyor.Alman Jeodezik Araştırma Enstitüsü'nden Johannes Bouman'ın başında yer aldığı araştırma ekibi, NASA ve Almanya'nın yürttüğü Grace görevindeki verileri de kullanarak Antarktika'nın toplam buzul kaybını belirlemeye çalışacak.Milliyet
Tetris Film Oluyor
30 yıldır çeşitli platformlarda hayranlarıyla buluşan 90'ların en sevilen oyunlarından Tetris, bilim-kurgu tarzı bir filmle beyaz perdeye taşınmaya hazırlanıyor.Gelişmiş bilgisayar oyunları hayatımıza girmeden önce GameBoy benzeri el konsollarının vazgeçilmez oyunlarından olan Tetris, beyaz perdeye taşınıyor. Geometrik şekillerin ekranda düzgün sıralar haline getirilmesi esasına dayanan oyun, özellikle 90’lı yılların en sevilen oyunlarından biriydi. Günümüzde de popülerliğini koruyan Tetris, Mortal Kombat filmlerine de imza atan bir Amerikan yapım şirketi tarafından bilim-kurgu tarzı bir film olarak hayranlarının karşısına çıkacak.Threshold Entertainment adlı şirket, oyunun lisans haklarını elinde tutan The Tetris Company ile anlaştıklarını ve hayranlarının çok hoşuna gidecek bir hikâyeyle oyunu sinemaya uyarlayacaklarını söyledi.30 yıllık serüvenZaman içinde pek çok platform ve biçimde karşımıza çıkan Tetris, halen çok sevilen bir oyun. Oyun mobil cihazlarda şimdiye dek 425 milyon kez indirildi. İnternetteyse yılda bir milyardan fazla kişi Tetris oynuyor.58 yaşındaki Rus bilgisayar mühendisi Aleksey Pajitnov, harflerin geometrik şekillerle ifade edildiği Pentomino adlı oyunu bilgisayar ortamına taşıyalı 30 yıl oldu.İlk on yılda Sovyet Bilim Akademisi yoluyla dağıtımı yapılan oyun, Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilince popülerlik kazandı.Amerikan ortağı Henk Rogers ile Tetris şirketini kuran Pajitnov, oyunun lisansını Japon oyun firması Nintendo’ya satarak Game Boy versiyonuyla büyük başarı kazandı.Kaynak: AFP
Reklam
Yaşamdan Kitaplara, Kitaplardan Sinemaya Aktarılmış 59 Seçmece Film
Jackass'e yaptığı katkılar ve unutulmaz video klipleri (Beastie Boys/Sabotage) yetmiyormuş gibi John Malkovich Olmak ile zekanın, tuhaf olan ile hayli ilgi çekici bir kesişmesini sunan yönetmen, ilk uzun metrajından pek de farklı olmayan bir filmle geri dönüyor. Üstelik senarist yine John Malkovich, filminin mucize adamı ise Charlie Kaufman.Öykünün merkezinde yer alan karakter bizzat senaryoyu yazan Charlie Kaufman. Susan Orlean'ın The Orchid Thief kitabını senaryolaştırmaya çalışmaktadır. Başındaki orkide belası yetmiyormuş gibi, bir de konvensiyonel bir gerilim senaryosu yazmaya çalışan ikiz kardeşiyle uğraşmaktadır.Filmin bu noktadan itibaren nerelere ilerlediğini öğrenmek için izlemeniz lazım, zaten söylesek de inanmazsınız ! Bir yaprağın damarları gibi çatallanıp budaklanan yapım, günümüz sinemasının en yaratıcı yönetmenlerinden biriyle, en çılgın senaristini bir araya getiriyor. Charlie Kaufman bu filmin senaristidir.
Akdeniz'in Tabanı Anadolu'nun Altına Giriyor
Afrika levhasının yılda 2.15 santimetre hızla kuzeydoğuya hareket ederek Akdeniz'i daralttığı ve Akdeniz'in tabanının Anadolu'nun altına 14 derece açıyla girdiği bildirildi.Anadolu Üniversitesi (AÜ) Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Berkan Ecevitoğlu, 'Afrika levhasının Akdeniz'i bastırmasıyla Kuzey Anadolu Fay hattı sıkışıyor. Bu yüzden enerjiyi biriktiriyor. Ege ve Akdeniz'de ne zaman depremler azalıyor, o sırada Kuzey Anadolu Fay Hattı'ndaki aktivitede artma oluyor' dedi.Prof. Dr. Ecevitoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin kuzeyinde Anadolu levhası, güneyde de Afrika levhasının bulunduğunu belirterek, söz konusu levhaların hareketli olduğunu kaydetti.Afrika levhasının yılda 2.15 santimetre hızla kuzeydoğuya doğru hareket ettiğini anlatan Ecevitoğlu, şöyle konuştu:'Hareketlilik son 100 milyon yıldır devam ediyor. Son 2 yıldır Afrika levhası daha hızlı şekilde hareket etmeye başladı. Böylelikle Akdeniz'i daraltıyor. Bununla birlikte Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki depremler arttı. Akdeniz'in tabanı Anadolu'nun altına 14 derece açıyla girmeye başlıyor. Bu parça belli bir derinlikte kırılıyor. Bunun yaratığı derin depremler meydana geliyor. Kırılan parça da eriyor. Eriyen parça ya eski volkanları uyandırmaya ya da yeni volkan oluşturmaya çalışıyor. Muğla'daki Sömbeki Körfezi, eski bir patlamanın kalıntısı gibi duruyor. 100-200 bin yılık patlamanın izleri görülebilir. 100-200 bin yıllık bir volkan harekete geçebilir ya da magma odasında yeni bir oluşum meydana gelebilir.''Kuzey Anadolu Fayı, enerjiyi biriktiriyor'Ecevitoğlu, Akdeniz bölgesinin MÖ 2100 yılından beri sıkı bir volkanik aktivite geçirdiğine değinerek, bu bölgenin daha sonra sakinlik dönemine girdiğini vurguladı.Akdeniz bölgesinde yeniden aktivitenin görüleceğini öne süren Ecevitoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Ege ve Akdeniz'deki deprem yoğunluğunda 2 yıl öncesine göre yaklaşık yüzde 186 artış oldu. Yerin içindeki magmanın ısındığını tahmin ediyoruz. Afrika levhasının Akdeniz'i bastırmasıyla Kuzey Anadolu Fay Hattı sıkışıyor. Böylece baskı altındaki fay hattı kayamıyor. Bu yüzden enerjiyi biriktiriyor. Ege ve Akdeniz'de ne zaman depremler azalıyor, o sırada Kuzey Anadolu Fay Hattı'ndaki aktivitede artma oluyor. Afrika levhasının ilk gevşemesiyle 6.5 şiddetinde deprem çıkabiliyor. Afrika levhasının gevşemesiyle Kuzey Anadolu Fayı'nda bir deprem ortaya çıkabilir. Ancak bunun nerede olacağı belli değil.'AA
Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?
Kış Saati Uygulaması 2014 – Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?Adını dağlara yazdığımız, kalbimizin tek sahibi, gelsin diye gözüne baktığımız bir yaz daha bitti.Yazın bitmesiyle beraber Yaz saati uygulamasının bitmesine günler kaldı. 26 Ekim Pazar günü 04.00’ten itibaren saatler 1 saat geri alınacak.Evet 26 Ekim de bir saat fazla uyuyacaksınız. Çoğumuzun bu yaz saati uygulaması hakkında merak ettiği tek şey bu; bir saat fazla mı yoksa bir saat az mı uyuyacağım. Aslında merak ettiğiniz çok şey var bu konuda ama iş, güç, sınavlar, altın günü derken insan merak etmeye bile zaman bulamıyor farkındayım.Merak etmeyin ben sizin yerinize merak ettim ve araştırdım. Yaz saati uygulaması nedir, neden yapılır? İlk ne zaman nerede hangi tarihte başlamış?Bütün bu sorular cevapsız kalmayacakYaz saati uygulaması (YSU) gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak için saatlerin bir saat ileri alındığı bir uygulamadır. Kış gelince bu uygulama biter ve saatler eski haline getirilir.Peki bu uygulama ilk ne zaman başladı? Tarihçilere göre günümüzdeki uygulamanın aynısı gibi olmasa da bu uygulama ilk defa Antik Roma’da başlamış. Romalılara uzun yaz günleri yetmemiş daha da uzun olsun demişler ve birbirinden farklı uzunlukta saat dilimleri kullanmışlar. Bu şekilde mevsime göre farklılık gösteren zaman ölçekleri hesaplamışlar. Ama bu uygulama yeni saat sistemlerine geçildikçe unutulmuş, yalan olmuş.Ta ki 1784 yılında Paris’te büyükelçilik yapan Benjamin Franklin’in aklına gelene kadar. Adam büyükelçi olduğu için sabahtan akşama kadar koltuğunda oturuyor ve doğal olarak yorulmuyor. Bu yüzden de sabahın köründe uyanıyor. Artık nasıl bir kişiliği varsa ben bu saatte uyanıyorum millet niye uyuyor onlar da uyumasın ben enayimiyim diyerek orada burada tatava yapmış. Neymiş panjurlara vergi konulsunmuş, mum karneye bağlansınmış (nasıl bir karneymiş arkadaş herşeyi bağlıyorlar bu merete) , gün doğarken kilise çanları çalınsınmış daha da beteri var insanlar top ateşiyle uyandırılsın demiş bu adam. Adam büyükelçi mi koğuş nöbetçisi mi nedir anlamadım gitti. Benjamin bu meseleyi baya ciddiye almış olacak ki vecize bile yumurtlamış, “Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar.” Buyurun burdan yakın, lan sanki Paris’teki işçi kardeşim bir saat erken kalksa zengin olacak. Adamın yevmiyesi belli, ne uzalır ne kısalır. Yok bunun derdi başka tabi, sabahın köründe kendi gibi herkesi ayağa dikmek.Bu fikirleri yüzünden Paris esnafının, işçisinin elinden zor mu almışlar, evine sabahın köründe top mu atmışlar yoksa Fransa bunu ABD‘ye ne biçim büyük elçi göndermişsiniz lan bize, her işimize karışıyor, ya susturun ya da adam gibi bi elçi gönderin diyerek şikayet mi etmiş, Amerika da Benjamin dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık mı demiş artık ne olduysa bu fikirleri kabul görmemiş.Dünyada cins mi biter, bir tanesi de 1895 yılında Yeni Zelanda’da çıkmış ortaya, George Vernon Hudson adlı bir bilim adamı böcek toplayarak çalışmalarını sürdürürken zamanın yetmediğinden şikayet etmeye başlamış ona göre gün erkenden kararmaktaymış. Günün son saatleri onun için çok önemliymiş. Halbuki şöyle bi iki saat ileri alınsa saatler daha çok böcek toplayacağını Yeni Zellanda’da daki cümle haşeratla akraba olacağını düşünerek kaymakamlığa dilekçe yazmış ama dilekçesini böcekler yemiş , yalan olmuş.1916 yılında ise Birinci Dünya Savaşında yedi düvele karşı savaşan Almanya aşırı kömür kullanımından kurtulmak için Benjamin’in ,Hudson’un yaz saati uygulaması önerisine balıklama atlar. Böylece bu yaz saati uygulaması ilk defa Almanya’da uygulanmaya başlar.Bu uygulamanın faydalarını gören diğer anasının gözü devletler de bu furyaya katılmış aynı yıl İngiltere, 1917 yılında Rusya, 1918 yılında ise Amerika derken yaz saati uygulaması yaygınlaşır.Türkiye bu uygulamaya Montreux’de 10.10.1946 tarihinde toplanan Avrupa Doğu Münasebetleri ve Tren seferleri konferansında alınan ve Avrupa’da yaz saati uygulamasının aynı tarihlerde yapılması kararına uyarak, 05.12.1946 tarihli ve 5049 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla başlıyor.
Reklam
Dünya'da Suyun Büyük Kısmı Güneş'ten Yaşlı
Yeni bir araştırmaya göre, Dünya ve Güneş Sistemi'nin diğer bölgelerinde bulunan suyun büyük kısmı Güneş'ten çok eski bir tarihte oluştu. Araştırmaya göre, Dünya'daki suyun yüzde 30 ila 50'si yıldızlararası uzaydan geldi.Gökbilimciler, Dünya'daki suyun büyük bir kısmının Güneş'ten bile eski zamanlarda oluştuğunu düşünüyor. Michigan Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, Dünya'daki suyun bugüne ulaşan bir kısmı Samanyolu Galaksisi ve ötesindeki derin uzaydan gelen materyaller ile ortaya çıktı. Bulgu, Güneş Sistemi'nin ötesinde Dünya benzeri su içeren gezegenlerin bulunma olasılığını da bir kez daha doğruladı.Space.com'a açıklama yapan araştırma ekibinden Ilse Cleeves, 'Elde ettiğimiz bilgiler, yıldızlararası suyun olağanüstü sert yıldız doğumu süreçlerinde hayatta kalabildiği ve gezegensel nesnelerle birleştiğini gösteriyor' ifadesini kullandı. Cleeves, 'Güneş'in oluşumu öncesi ve oluşum sürecinde su içeren yıldızlararası suyun Güneş Sistemi'ndeki birçok sistemin de içeriği haline geldiğini' söyledi.Gökbilimciler, bugüne kadar keşfedilen 2 binden fazla dış gezegenin yanı sıra derin uzayda milyarlarcasının keşfedilmeyi beklediğini ve bu gezegenlerin bir çoğunda milyarlarca yıl yaşamın oluşmasına olanak verecek su bulunabileceğini ifade etti. Geçmişteki araştırmalar, Samanyolu Galaksisi'nde var olduğu düşünülen yaklaşık 100 milyar yıldızın en az bir gezegene sahip olduğunu ortaya koymuştu.'Her yerde su var'Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın gezegen olan Merkür'ün kutuplarında bile su yer alıyor. Jüpiter'in uydusu Europa, Satürn'ün uydusu Enceladus'ta keşfedilmesibin yanı sıra, Mars'ın kutup bölgelerinde de katı halde su bulunuyor.Araştırmada yer alan bir diğer isim olan Carneige Bilim Enstitüsü'nden Conel Alexander, 'güneş sistemlerinin erken dönemlerinde yıldızlararası su ile etkileşime girmeleri halinde, birçok gezegenin sahip olduğu disklerde de su bulunma olasılığının çok yüksek olacağını' söyledi.Alexander, 'güneş sistemlerindeki suyun yıldızların doğumunda yaşanan kimyasal süreçler sonucunda da oluşmuş olabileceğini, bu durumda su varlığının her yıldız sistemine göre değişeceğine' dikkat çekti.Ayrıca, her suyun 'standart' H2O olmadığına ve bazı su moleküllerinin farklı hidrojen izotopları içerdikleri için var olabilecekleri kozmik bölgelerin de değiştiği ifade edildi. Örnek olarak, döteryum adlı ağır hidrojen izotopu içeren su, ağırlıklı olarak süper soğukluğa sahip yıldızlararası uzayda yer alıyor.Su Güneş'ten önce doğduBilim insanları, gerçekleştirdikleri simülasyonlarda döteryum seviyesini sıfırlayarak, bir gezegen diski oluşumu için gereken ortalama bir milyar yıllık sürede ne dereceye kadar zenginleştiğini ölçtü. Sonuçlar, verilen sürede yaşam oluşumu için yeterince su oluşmadığına işaret etti.Bulgular, Dünya'daki suyun yüzde 30 ila 50'si ile kuyrukluyıldızlardaki suyun yüzde 60 ila 100'ünün yıldızlararası uzayda, Güneş'in doğumundan önce oluştuğunu gösterdi. Simülasyondaki en düşük olasılıklar, okyanusların yüzde 7'si ile kuyrukluyıldızlardaki suyun yüzde 14'ünün Güneş Sistemi dışından geldiğini one sürdü.Science dergisinde yayımlanan araştırma hakkında yorumda bulunan Cleeves, 'Her gün tecrübe ettiğimiz olaylarla galaksimiz arasında bu tür bağlar kurmak evrenimize inanılmaz bir bakış açısı sunuyor' ifadesini kullandı.Kaynak: Al Jazeera
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Genelkurmay, Bakanlar Kurulu’nda bölgedeki riskler ve risklere karşı alınabilecek tedbirlerle ilgili kapsamlı olarak bilgi verecek Org. Özel’in de katılması beklenen brifingde tüm olasılıklara göre yapılan planlamalar ve Türkiye’nin alacağı pozisyon artıları ve eksileriyle ele alınacakCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Birleşmiş Milletler Zirvesi için gittiği ABD’de yürüttüğü temaslar, Türkiye’nin 49 rehinesini kurtardıktan sonra değişen pozisyonuna paralel gelişti.Ankara, tezini, sınırda güvenli hat üzerine kurdu. Sınır boyunca ya da birbiriyle bağlantılı cepler halinde oluşturulacak bu hattın kazandıracakları ABD’deki görüşmelerde de ısrarla vurgulandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu konuda hiçbir ülkeden “hayır” yanıtı gelmediğinin de altını çizdi. Ankara, bu doğrultuda bir yandan koalisyon ülkelerinin yürütecekleri görevlerle ilgili planlamanın tamamlanmasını beklerken, diğer yandan da kendi planlamalarını yapıyor.Planlamaların öznesi ise elbette Genelkurmay Başkanlığı.
Dünyanın En Hızlı Koşan Robotu “Outrunner”
Dünyadaki robot teknolojisi, henüz enler kategorisinde listelenecek kadar gelişmedi. Fakat genç bilim adamları, bu gelişmeyi hızlandırmak adına, dünyanın en hızlı koşan robotunu imal etmeyi başardılar.
Reklam
TBMM'den Baksı Müzesi'nin Kurucusu Hüsamettin Koçan'a 'Onur Ödülü'
Sanatçı ve akademisyen, Baksı Müzesi'nin kurucusu Hüsamettin Koçan'a, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 'Onur Ödülü' verilecek.Bayburt'ta kurduğu Baksı Müzesi ile geçtiğimiz 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü kazanan Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, TBMM tarafından bu yıl beşincisi verilecek olan 'Türkiye Büyük Millet Meclisi Onur Ödülü'nü almaya hak kazandı. Hüsamettin Koçan, ödülünü 1 Ekim Çarşamba günü, TBMM'nin açılış töreninde Meclis Başkanı Cemil Çiçek'ten teslim alacak.Kendi çabaları ve gönüllülerin katkılarıyla, hiçbir devlet yardımı almadan, 2010 yılında Bayburt'ta açtığı Baksı Müzesi ile bugüne dek birçok ödüle layık görülen Hüsamettin Koçan, ulusal ve uluslararası müzecilik anlayışına da yeni bir bakış açısı getirmiş oldu. Bölgede yarattığı istihdam olanaklarının yanı sıra güncel sanat koleksiyonuyla da büyük ilgi gören Baksı Müzesi'nde orijinal bir Joan Miro heykelciği bulunuyor.Türkiye'nin temsil ve tanıtımına katkı gösteren kişilere verilen ödül için 103 aday arasından iki isim belirlendi. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın yanı sıra Ankara Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Demirer'e de ödülü 1 Ekim'de takdim edilecek. Al Jazeera
İnsan Beyni 40 Yaşından Sonra Küçülüyor
Yapılan araştırmaya göre 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildiStanford Üniversitesi’nin araştırmasını kaynak gösteren Naked Science tarafından geçilen haberde, 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildi. Araştırmalarını beynin farklı bölgelerinde bulunan beyaz madde miktarını esas almak suretiyle gerçekleştiren bilim insanları, 7-85 yaş grubunda bulunan 100’den fazla kişinin beynini MR ile inceledi.Farklı sonuçların elde edildiği araştırmada, bazı temel prensiplerin varlığı da belirlenmiş oldu. Buna göre, beyindeki beyaz madde miktarı sadece aynı yaş grubuna mensup insanlar arasında karşılaştırılmaya tabi tutulabiliyor ve en yüksek seviyesine de 30 ila 50 yaş aralığında ulaşıyor. İleriki evrede ise giderek azalmaya başlıyor.Rusya'nın Sesi tarafından aktarılan araştırmaya göre beyaz madde miktarı hususunda beynin faklı bölgeleri de birbirinden farklı reaksiyonlar gösteriyor. Örneğin, yaş ilerledikçe beynin öğrenmeden sorumlu olan bölgesindeki beyaz madde miktarı artarken, hareket ve kontrolden sorumlu bölgede ise yaşlanmayla birlikte ciddi miktarda azalıyor.Uzmanlar söz konusu araştırmanın önemli pratik yararlar sağlayacağı hususunda hemfikir. Buna göre, belirli yaş grubuna mensup kişilerin beyinlerinde bulunan beyaz madde miktarının bilinmesi sayesinde birtakım hastalıklar önceden önlenebilecek.Birgün
Reklam
Görünmezliğin Sırrı Harry Potter'daymış!
ABD'li bilim insanları, insanoğlunun en büyük hayaline cevap olacak bir icada imza attı. Maliyeti çok da yüksek olmayan lensler sayesinde, nesneleri görünmez yapmak artık mümkün!Guardian ’ın haberine göre, New York'ta bulunan Rochester Üniversitesi'nden araştırmacıların geliştirdiği ve'perdeleme' olarak bilinen yöntemle, objeler mercek yardımıyla görüşten saklanıyor ve görünmez gibi algılanıyor.Harry Potter serisinin 'görünmezlik pelerini' gibi işleyen mercekler, üzerine tutuldukları nesneyi görünmez yapıyor.
Başka Bir Gezegenden Gibi Gözüken 10 Doğal Harika
Yeni Zelanda'nın Güney Adası'nın batı kıyısında bulunan Krep Kayalıkları bu adı krepe benzeyen iştah açıcı görüntüsünden almaktadır. Bu kayalıklar milyonlarca yıl önce deniz altında ölü deniz canlılarının kalıntılarından, çamur ve killerden oluşmaya başladı. Zamanla depremler sonucu gün yüzüne çıkan kayalıklar Yeni Zelanda'nın bir parçası haline geldi. Rüzgar, yağmur ve kayalıklara vuran dalgalar şu anki şekillerini kayalıklara verdiler. Yüksek gelgit sırasında kayalıklarda bulunan sayısız deliklerden gayzer gibi havaya su püskürmektedir.
Robotlar Sahaya İndi
Boğaziçi Üniversitesi ile Bremen Üniversitesi'nin robot futbol takımları, Almanya Büyükelçiliği'nin organizasyonunda İstanbul'da gösteri maçı yaptı.Rahmi M. Koç Müzesi'nin evsahipliğinde, '2014: Türk-Alman Araştırma, Eğitim ve İnovasyon Yılı' etkinlikleri çerçevesinde, gençleri bilim ile teknolojiye teşvik etmek için bir robot futbol maçı gerçekleştirildi.Boğaziçi Üniversitesi'nin 'Cerberus', Bremen Üniversitesi'nin ise 'B-Human' adlı robot futol takımlarının, hazırlanan özel sahadaki maçları ilginç görüntülere sahne oldu. Onar dakikalık iki ayrı devrede yapılan robot futbol maçını, Bremen Üniversitesi takımı 7-0 kazandı.Organizasyonla ilgili bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Levent Akın, bilimsel çalışmalara dikkati çekmek için böyle bir etkinlik yapıldığını aktararak, 'Yapay zekaya ve bilimsel çalışmalara ilgi sağlamak amaçlı bir gösteri. Herkes futbolu biliyor ve robotların da bunları yapabildiklerini gösterebilmek için önemli bir etkinlik' ifadelerini kullandı.Muhabir: Mehmet Fatih Duman | AA
Reklam