Kırmızılı Kadın'a e-Posta Soruşturması
İTÜ Mimarlık Fakültesi yönetimi, Gezi Direnişi’nin simgesi haline gelen ve kamuoyunda ‘Kırmızılı Kadın’ olarak tanınan Ceyda Sungur hakkında, araştırma görevlilerinin kadrolarıyla ilgili olarak attığı bir mail nedeniyle soruşturma açtı.İstanbul Teknik Üniversitesi yönetimi tarafından araştırma görevlilerine yönelik baskı artarak sürüyor. Araştırma görevlilerine açılan onca soruşturmaya son olarak İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan ve “Kırmızılı kadın” fotoğrafının kahramanı Ceyda Sungur da eklendi. İTÜ Mimarlık Fakülte yönetimi tarafından Sungur’a “33a” kadrosunu savunan bir mail attığı için soruşturma açıldı. Sungur soruşturmanın asistanlar üzerindeki baskının boyutunu gösterdiğini belirterek “Burada önemli olan atılan e-postanın içerik ve meşruiyetinden çok iş güvencesi olmayan asistanların birbirleri arasında haberleşmesinin dahi kontrol altında tutulması. Sorgulayıcı eleştirel ve üretken olması beklenen bir akademik ortam için bu durum kabul edilemez” dedi.Eğitim - Sen İTÜ Mimarlık Fakülte temsilcisi Ceyda Sungur, eylül ayında hakkında olumlu görüş raporu bulunan bir araştırma görevlisinin “33a” kadrosuna yaptığı geçiş başvurusunun engellendiğini belirterek, asistanların yer aldığı mail grubundan çağrı yapıp, bölüm kurulunun toplanarak araştırma görevlisinin durumunu değerlendirmesini istedi. İTÜ Mimarlık Fakülte yönetimi de mailin ardından Sungur’a, araştırma görevlileri iletişim grubuna bir e-posta yazmak yoluyla araştırma görevlilerini “provoke etmek” gerekçesiyle soruşturma açtı.‘En temel hakkımız...’Gazetemize konuşan Ceyda Sungur “Eğitim-sen üyesi arkadaşımız, hakkında ihtiyacı ve başarısı beyan edilmiş görüşlerin olmasına karşın 15 Eylül’de işten atıldı. 9 Eylül’de 33a kadrosuna geçmek için yaptığı başvurunun bölüm kurulunda değerlendirmeye alınmaksızın talebinin reddedileceğini bildirmek ve konunun bölüm kurulunda değerlendirilmesini talep etmek üzere bölüm başkanlığı ile görüşmek için mail grubundan çağrıda bulundum. Bu mailde de herhangi bir şiddet ya da hakaret içerikli ifade yok” dedi. İfade özgürlüğünün engellenmek istendiğine dikkat çeken Sungur “İçeriği ne olursa olsun bu soruşturma üniversitemizde ifade özgürlüğünün önündeki kabul edilemez bir engeldir. Mimarlık fakültesi araştırma görevlilerine ait bir e-mail listesi gözetleniyor. Özgürce bilim üretmemiz beklenen bir fakültedede böyle bir müdahale olmaması gerekiyor” diye konuştu.Sungur’a daha önce de THY Başkanı Hamdi Topçu’nun kızı için üniversitede usulsüz kontenjan açılmasını protesto eden etkinliğe katıldığı için soruşturma açılarak, uyarı cezası verilmişti. Sungur uyarı cezasıyla ilgili dava açtıklarını da belirtti.Hazal Ocak | Cumhuriyet
CERN'in Başına Geçecek Yeni İsim Belli Oldu
İsviçre’de altmış yıl önce kurulan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nin (CERN) fizik laboratuarlarının genel direktörlüğünü, 2016 yılından itibaren ilk kez bir kadın bilim insanı yürütecek.Dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuarı olan CERN’in 2009 yılından beri genel direktörlüğünü yapan Rolf-Dieter Heuer’ın görevi 2015 yılının sonunda sona eriyor. 1 Ocak 2016 tarihinde ise bu görevi, İtalyan fizikçi Fabiola Gianotti üstlenecek.Evrenin varoluşu ve atom altı parçacıklarıyla ilgili önemli deneylerin yapıldığı merkez, 1954 yılında 12 ülkenin katılımıyla kuruldu. 21 tam üyesi ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 3 ortak üyesi bulunan CERN, dünyanın en büyük atom altı parçacık çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nı (LHC) da barındırıyor.2012 yılında CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı projesinde yer alan bilim insanları, ortaya çıkarıldığı düşünülen parçacığın, “Maddenin neden kütlesi var?” sorusunun anahtarı olarak görülen Higgs parçacığı olduğu yönündeki kanıtlarının güçlendiğini açıklamıştı.‘Tanrı parçacığı’ olarak da adlandırılan Higgs Bozonu’nu bulan ATLAS deneyindeki 39 farklı milletten 3.000 kişilik ekibin başında ise Fabiola Gianotti bulunuyordu.4 yıla yakın süren ve modern fiziğin en büyük gizemlerinden birinin aydınlatılmasından dolayı tarihin en büyük araştırma projesi olarak tanımlanan deneyin koordinatörü Gianotti, 2012′de Time dergisinin ‘Yılın Kişileri’ listesinde beşinci sırada yer almıştı.Müzisyen kimliğiyle de öne çıkan 52 yaşındaki Gianotti’nin genel direktörlük için rakipleri ise, Manchester Üniversitesi’nden İngiliz fizikçi Terry Wyatt ve Atomaltı Fizik Amsterdam Ulusal Enstitüsü Direktörü Frank Linde idi.Bu prestijli göreve seçilmesinden ötürü çok gurur duyduğunu ve mutlu olduğunu ifade eden Gianotti, amacının her zaman ‘barışın ve bilimin hizmetinde çalışmak’ olduğunu dile getirdi.Bu görevde başarılı olmak için çok çalışacağını belirten Gianotti, geçen yıl onarım için deneylerine ara verilen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın, 2015 yılında tekrar faaliyete geçeceğini de hatırlattı.Gianotti’nin 5 yıl kalacağı bu önemli göreve seçilmesi İtalya’da heyecan yarattı. Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano ile Başbakan Matteo Renzi ünlü fizikçiyi tebrik etti.Eğitim, Üniversite ve Araştırma Bakanı Stefania Giannini bu durumun, İtalyan biliminin büyük başarısı olduğuna dikkat çekti.Dışişleri Bakanı Paolo Gentiloni ise, Gianotti’nin bu göreve seçilmesinin, İtalya ve tüm dünyada görev yapan İtalyan araştırmacılar için onur verici olduğunu belirtti. İtalya bilim dünyasından da memnuniyet mesajları yağdı.Ülke basınında yer verilen haberlerde, İtalyan fizikçi Edoardo Amaldi’nin de CERN’in kurucuları arasında bulunduğu hatırlatıldı. CERN’in üst yönetiminde daha önce iki İtalyan fizikçi de görev almıştı. Nobel ödüllü parçacık fizikçisi Carlo Rubbia 1989-1994, Luciano Maiani ise 1999-2003 yılları arasında CERN’in genel direktörlüğünü yapmıştı.DHA
Nostaljinin Bize Faydası Var mı?
Geçmiş yalnızca yabancı bir ülke değildir, hepimiz sürülmüşüzdür o ülkeden. Bütün sürgünler gibi oraya geri dönmeyi arzu ederiz. İşte bu özleme nostalji denir.İster bir fotoğraf, ister ilk öpücük ya da değer verdiğimiz bir eşya ile tetiklensin, nostalji belli bir yeri ya da zamanı hatırlatır. Hepimiz biliriz o duyguyu: yaşanıp bitmiş olana karşı duyulan o tatlı hüznü, sararmış fotoğraflar gibi, akşam güneşi vurmuş gibi gözümüzde canlanan geçmişi.‘Nostalji’ kelimesinin dilimize yerleşmesi 1600’lere kadar gider. İsviçreli doktorlar evlerini özleyen askerlerin hallerini bu kelimeyle ifade etmiştir. Bugün ise eve özlemden daha geniş anlamda kullanılmaktadır.Fakat nostaljinin duygusallıktan öte işlevleri de olabilir. Psikolog Constantine Sedikides’in yaptığı araştırmalarda nostaljinin, korkudan arınmak ve bir amaç doğrultusunda ilerlemek için diğer insanlarla ve olaylarla bağlantı kurmada kullanabileceğimiz bir kaynak olabileceği sonucuna varıldı.Sedikides, Korkuyla Başetme Teorisi’ni (KBT) temel alıyor. Bu teori, insanın temel psikolojik ihtiyacının kendi ölümünün kaçınılmazlığı ile başetme ihtiyacı olduğu düşüncesine dayanıyor. Teorinin kökeninde ise Sigmund Freud’un psikanaliz geleneği yatıyor.2008’de yapılan deneylerde KBT teorisini sınamak için standart bir yöntem kullanılmış; deneklerden kendi ölümlerini düşünmeleri ve “bu düşüncenin yarattığı duyguları tarif etmeleri” istenmiş. Başka bir gruptakilere ise diş ağrısını düşünüp bunun yarattığı duyguları tanımlamaları söylenmiş.KBT teorisine göre insan, ölüm düşüncesine tepki olarak hayata daha geniş bir anlam yükleme çabasına girer. Daha sonra deneklerden “Yaşamın hiçbir anlamı yok,” ya da “Hayatta verilen her tür çaba boşa,” gibi ifadelere katılıp katılmadıkları sorulmuş. Verilen yanıtlara göre denekler, yaşama yükledikleri anlamın yoğunluğu bakımından sınıflandırılmış.İnsanların nostaljiye yatkınlık derecesinin verilen yanıtları etkilediği görülmüş. Araştırmacılar, deneklere kendi ölümlerinin hatırlatılmasının anlamsızlık duygusunu arttırdığını fark etmiş; ama sadece nostaljiye yatkın olmadığını bildiren insanlarda. Nostaljiye yatkın olduklarını söyleyenlerin ise ölüm düşüncesinin yarattığı olumsuz duygulardan etkilenmedikleri görülmüş.Daha sonra yapılan deneyler nostaljiye yatkın insanların ölüm düşüncesine takılıp kalmadıkları gibi, yalnızlık duygusuna kapılmalarının da daha az olası olduğunu ortaya koyuyor. Burada nostalji zayıflık olarak görülmüyor. Araştırmacılar nostaljiyi akıl sağlığı için önemli bir etken, “anlam sağlayan bir kaynak” olarak değerlendiriyor.Nostalji, hafızada pozitif duygular deposu olarak işlev görüyor; istediğimizde başvuracağımız, belki de gündelik yaşantımızda duygularımızı güçlendirmek için sürekli yararlandığımız bir depo. Geleceğimizle daha iyi baş etmemizi sağlayan da işte geçmişimize karşı duyduğumuz bu güçlü duygulardır.Tom Stafford - Sheffield Üniversitesi | BBC Türkçe
CHP'den  Mescit Açılımı
CHP Genel Merkezi’nde yapılması kararlaştırılan mescit hizmete açıldı. Mescit açılması konusunda parti içinde eleştirilere hedef olan Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu “Bir ihtiyaç karşılandı' dedi.Ankara Söğütözü'nde bulunan CHP Genel Merkezi binasında mescit açıldı. Al Jazeera’dan Sibel Demirci Erdem’in haberine göre CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, mescit açılması konusunda bazı delegelerden ve genel merkeze ziyarete gelen bazı partililerden bu yönde bir talep geldiğini söyledi. Genel Merkez’de görevli genel müdürün talimatı üzerine giriş katının altında bir oda mescit olarak hazırlandı.'İhtiyaç karşılandı'Genel merkeze gelen ve namaz kılmak isteyen partililer ve ziyaretçilerden de bu yönde talepler geldiğini belirten Bekaroğlu, mescidin bu talebi karşılamak amacıyla açıldığını ifade etti. Bekaroğlu 'Bir ihtiyaç karşılandı' dedi.Bekaroğlu’na mescit tepkisiCHP Genel Merkezi’nde mescit yapılacağının duyulması üzerine ulusalcı kanatta yer alan bazı milletvekilleri Bekaroğlu’na tepki göstermişti. Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz Twitter'dan yaptığı açıklamada, Bekaroğlu’nu din istismarı yapmakla suçladı. Yılmaz “CHP Bekaroğlu gibi dini istismar edenlere bu kadar kapıyı açarsa kendi öz kitlesini kaybeder. CHP programına aykırı davranan Bekaroğlu istifa” diye yazmıştı.Bekaroğlu CHP’de halkla ilişkilerden sorumluRefah Partisi eski millevtekili ve Halkın Sesi Partisi kurucularından Mehmet Bekaroğlu 18’nci Olağanüstü Kurultay öncesinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan aldığı davet üzerine CHP’ye katıldı. Kılıçdaroğlu’nun bu daveti 'muhafazakâr açılım' olarak yorumlandı.Bilim Kültür Platformu'nun aday listesinden Parti Meclisi’ne giren Bekaroğlu’nu CHP lideri Merkez Yönetim Kurulu’nda genel başkan yardımcısı olarak görevlendirdi. Bekaroğlu CHP’de tanıtım ve halka ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevini yürütüyor. Kurultay sonrasında Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Bekaroğlu ‘CHP dine karşı' algısının değişmesi gerekir ancak ben bu algıyı yıkmak için CHP’ye geçmiş değilim, yeni dönem siyasetine katkı sağlamak üzere buradayım” diye konuşmuştu.Kaynak: Al Jazeera
Zayıflamanızı Işık Hızına Taşıyacak 5 Yiyecek
Bazı yiyecekler var ki onlar kilo almamızın sorumlularıdır. Mesela Nutella!Fakat bazı yiyecekler bu ayıbı kapatmamıza yardımcı olabilir. Bu yiyeceklerden bazıları bizi daha uzun süre tok tutarken, kimisi de yağ yakımımızı hızlandırır. Bazıları ise tatlı isteğimiz tavan yaptığında, baklava yememizi engeller!İşte o yiyeceklerden 5 tanesi
İHA'lara Karşı Lazer Silahı
Çin'de insansız hava araçlarına karşı kullanılmak üzere özel bir lazer silahı geliştirildi. Yeni silah 5 kilometrekarelik bir alan içindeki küçük insansız hava araçlarını vurabiliyor.Şinhua ajansının Çin Akademisi Fizik Mühendisliği'ne dayandırarak verdiği haberde, Çin'in alçak seviyede uçan küçük insansız hava araçlarını (İHA) hedef alan lazer savunma silahını başarıyla test ettiği belirtildi. Geliştirilen lazer silahının, iki kilometrekarelik alan içinde beş saniyede hedefin konumunu belirleyerek vurabildiği ifade edildi.Lazer silahının kolay kurulabildiği ve taşınabildiği, özellikle büyük kentlerde düzenlenen etkinliklerde güvenlik açısından önemli rol oynayacağı vurgulandı. Son yapılan testlerde geliştirilen lazer silahının yüzde 100 başarı oranıyla 30'dan fazla hedefi başarıyla vurduğu açıklandı.Küçük insansız hava araçları sorun oluyorİHA adı verilen insansız hava araçlarının küçük boyutlu sürümleri son yıllarda çok popüler oldu. Birçok firmanın bu tip ürünü bulunuyor ve 300-500 TL'den başlayıp 5-6 bin TL'ye kadar ulaşan seri üretim insansız hava araçları satın alınabiliyor. Bu cihazların oluşturduğu güvenlik açıkları tüm dünyada tartışılan bir konu. ABD'de stadyum yakınlarında bu tip araçları kullanmak hapisle cezalandırılıyor.Kaynak: AA
Reklam
Penceresiz Bir Uçak ile Uçmak İster Misiniz?
Her sene Dünya’da havayolu ulaşımı için 832 bin litre yakıt kullanılıyor ve 700 milyon ton karbon dioksit çevreye salınıyor. Tüm havacılık endüstrisinin çalışmaları uçakların yaktığı yakıtları azaltmanın ve yolculukların daha keyifli hale getirmenin yollarını bulmak üzerine birleşmekte. Şimdi size bahsedeceğimiz bu konsept uçak tasarımı uçakların yakıt tüketimini dolayısıyla bilet fiyatlarını azaltıyor hem de gökyüzüyle iç içe bir uçuş deneyimi yaşatıyor.Bazı kişilere oldukça korkutucu gözükse de oldukça dikkat çekici bir tasarıma sahip olan penceresiz uçakların 10 yıl içinde kullanılabilir hale gelmesi planlanıyor. Öncelikle şunu belirtelim bu uçaklarda pencere yok ancak hava ile direk etkileşime de geçilmiyor. Araştırmacılar uçağın ağırlığını ve yakıt tüketimini azaltmak için uçaktaki ağır pencereleri ve kabin duvarlarını kaldırarak bunların yerine hafif, kırılmaz, tam uzunlukta akıllı ekranlar yerleştirmişler. Bu inovatif tasarımın arkasındaki Centre for Process Innovation şirketi, bu tasarım sayesinde uçakların yakıt harcamalarının yüzde 80 oranında azalacağını iddia ediyor.Bu akıllı ekranlar tabii ki sadece yakıt tüketimini azaltmaya yaramayacak, yolculara da unutulmaz deneyimler yaşatacak. Akıllı ekranların dış yüzeyinde yani uçağın dışında bulunan kameralar ile yolculuk esnasında dış ortam interaktif şekilde görüntülenebilecek. Yolcular isterlerse bu ekranlar ile internete bağlanabilecek ve görmek istedikleri başka şeyleri görüntüleyebilecekler. OLED ekran teknolojisi ile geliştirilen bu ekranlar oldukça az enerji harcıyorlar ve diğer ekran tiplerine göre daha ince ve sağlamlar.Oldukça sıradışı bir hava yolculuğu deneyimi yaşatabilecek bu penceresiz uçaklar 10 yıl içinde kullanılabilir hale gelebilecek mi merakla bekliyor olacağız. İşte karşınızda bu konsept tasarımı anlatan bir video:
Haftanın Kitap Önerisi: Benim Gözümden Dünya
Özgürlük, İyi ve Kötü, İnsanın Gerçek Değeri, Toplum ve Birey, Ölüm, Zenginlik, Eğitim, Din ve Bilim, Savaş ve Barış, Silahsızlanma, Dünya Ekonomik Krizi, Kültür ve Refah, Üretim ve Alım Gücü, Azınlıklar, Avrupa´nın Mevcut Durumu Benim Gözümden Dünya'da, Albert Einstein´ın hayata, yaşadığı dünyaya ve bilimsel çalışmalarına dair görüşlerini bulacaksınız. Büyüleyici, esprili ve zekice gözlemler, büyük bir kalbi ve az rastlanır bir aklı açığa vuran samimi itiraflar...Benim Gözümden Dünya, bu özel kişiliği, kendi yazdığı ya da başkası tarafından kaleme alınan hiçbir kitapla kıyaslanmayacak bir açıklıkta gözler önüne seriyor. Einstein insanlığa, yardımlaşmanın hakim olduğu barış dolu bir dünyaya ve bilimin yüce amaçlarına inanıyordu. 'İyi ve Kötü', 'Din ve Bilim', 'Aktif Pasifizm', 'Hıristiyanlık ve Yahudilik' , 'Azınlıklar' ve 'Bir Arap´a Mektup' gibi farklı konu başlıklarının ele alındığı Benim Gözümden Dünya, işte bu inançların savunması niteliğindedir.'insanın gerçek değeri kendi kendisinden özgürleşmeyi ne ölçüde ve ne anlamda becerebildiği ile belirlenir.' A. Einstein
Reklam
Vardiyalı Çalışma Beyninizi Yaşlandırıyor
Bilim adamları uyarıyor: Vardiyalı çalışma düzeni zamanından önce beyni yaşlandırabilir ve zihinsel becerileri köreltebilir.Bilim adamları uyarıyor: Vardiyalı çalışma düzeni zamanından önce beyni yaşlandırabilir ve zihinsel becerileri köreltebilir.Bir iş sağlığı dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, on yıllık vardiyalı çalışma kişinin beynini en az altı yıl yaşlandırabiliyor.Araştırmada 'asosyal çalışma saatleri' olarak da adlandırılan vardiyalı çalışma düzeninin bunama, uyku bozukluğu ve başka birçok hastalığa sebep olduğu gibi beyin fonksiyonlarını da etkilediği vurgulanıyor.Peki vücut saatimiz ne istiyor?Biyolojik saatimiz aslında gün içinde aktif olmaya ve gece uykuya geçmeye programlı.Vücut saatinin bu döngüsüne karşı gelindiğinde ise meme kanserinden obeziteye kadar birçok rahatsızlığa davetiye çıkarıldığı biliniyor.Yeni bir araştırma, bu hastalıkların yanında, vardiyalı çalışmanın zihin ve hafıza üzerinde de etkilerinin olduğunu gösteriyor.Swansea Üniversitesi ve Toulouse Üniversitesi'nin yaptığı araştırma için Fransa'da üç bin kişi hafıza, hızlı düşünme ve genel bilişsel aktiviteleri inceleyen testlere tabi tutuldu.Beyin doğal olarak biz yaşlandıkça zayıflıyor; fakat araştırmacılar asosyal çalışma saatlerinin beyindeki bu yaşlanmayı ve zayıflamayı hızlandırdığını iddia ediyor.Örneğin on yıldır vardiyalı çalışmış olan kişilerin test sonuçları, kendilerinden altı buçuk yaş büyük kişilerle aynı sonuçları gösteriyor.Yine de araştırmanın sonuçları o kadar karamsar değil. Kişi asosyal çalışma düzeninden çıktığında beynin normal haline dönmesi mümkün; ancak beynin iyileşmesi için yaklaşık beş yıl gerekiyor.Swansea Üniversitesi araştırma ekibinden Dr. Philip Tucker BBC'ye yaptığı açıklamada 'Beyin fonksiyonları açısından bu önemli bir gerileme; insanlar daha karmaşık bilişsel aktiviteler yapmaya çalıştıklarında daha çok hata yapabilirler. Belki yüz kişiden biri çok kötü sonuçlar doğurabilecek bir hata yapabilir. Fakat günlük hayatta bunun ne kadar büyük bir farklılık yaratabileceğini söylemek zor.' dedi.Tucker mümkün olsa gece vardiyasında asla çalışmayacağını fakat gece vardiyalarının modern toplumun olmazsa olmazlarından biri olarak görüldüğünü söyledi.Dr. Tucker, 'Vardiyalı çalışmanın etkilerini çalışma saatlerini yeniden planlayarak ve düzenli tıbbi kontrolleri yaparak hafifletmek mümkün... Tehlike işaretlerini görebilmek için bilişsel performans testleri de yapılmalı.' diye konuştu.İngiltere Tıp Araştırmaları Konseyi'nden Dr. Michael Hastings de BBC'ye yaptığı açıklamada 'Beynin normale dönebildiği bulgusu heyecan verici bir araştırma sonucu, çünkü daha önce kimse bunu göstermemişti. Kişinin durumu ne kadar tehlikeli olursa olsun bir iyileşme umudu olabilir. ' ifadelerini kullandı.Dr. Hastings bu raporun demans (bunama) için de önemli sonuçları olduğunu belirtti: 'Eğer uyku-uyanıklık düzenini sağlayabilirseniz nörodejenerasyonu tersine döndürme ihtimaliniz oldukça düşük olsa bile olumsuz sonuçları azaltabilirsiniz.''Bakımevlerinde yapılan bir şey de günlük rutini belirgin bir 24 saatlik aktivite düzenine göre ayarlamaktır. Yani gün içinde bol güneş ışığına maruz kalmak, gece dinlenmek ve yatmadan önce melatonin gibi gerekli ilaçları almak.'Surrey Uyku Merkezi'nden Prof. Derk-Jan Dijk de yıllar boyunca vardiyalı çalışmış ve emekliye ayrılmış kişiler için de uyarıda bulundu; bu kişilerin uyku kalitesinin hiç gece vardiyasında çalışmamış olanlara göre daha düşük olduğunu belirtti.Prof. Derk-Jan Dijk'e göre vardiyalı çalışmanın etkileri 'o kadar da hızlı bir şekilde düzelmeyebilir.'Prof. Dijk, 'Vardiyalı çalışmanın fiziksel sağlığınızı olumsuz etkileyebileceğini artık kabul ediyoruz zaten. Ancak bu çalışma vardiyalı çalışma sonucunda beyin fonksiyonlarınızın da etkilendiğini gösteriyor - ki bu bulgu birçok insanı şaşırtabilir.' dedi.BBC Türkçe
AIDS ile Mücadelede Dev Adım
Fransız bilim insanlarının araştırması; bir enzim sayesinde, HIV'in DNA'ya gömülebileceğini ortaya koydu.Koalaların 1920'den bu yana topluca ölümlerine neden olan HIV'e benzer bir virüse dirençli hale geldiğini, virüsün 'etkisiz bir biçimde' DNA'larında sindirildiğini belirten bilim adamlarının araştırması aynı mekanizmayla HIV taşıyanların iyileşebileceğini gösterdi.HIV taşıyan ancak hastalık belirtisi göstermeyen 2 kişinin gen haritasını inceleyen bilim insanları genlerde meydana gelen bazı değişiklikler sayesinde virüsün çoğalmadığını ve etkisiz hale geldiğini gördü. Virüsün DNA'nın içinde kaldığını ve hastaların iyileştiğini kaydeden bilim adamları bunun nedenini araştırdı.Bilim insanları, virüsle mücadele eden ancak HIV'in etkisiz hale getirdiği apobec adlı enzimin harekete geçirilmesi sayesinde koalalarda olduğu gibi 'virüsün genlere işleyerek' AIDS hastalarını iyileştirilebileceğini belirtti.Araştırmanın sonuçları 'Clinical Microbiology and Infection' dergisinde yayımlandı.AA
Türkiye Kişisel Özgürlüklerde Dünyada Sondan 8′inci
Londra bazlı bir düşünce kuruluşu olan Legatum Institute tarafından 2008’den bu yana her yıl yayınlanan Dünya Refah Endeksi’nin 2014 verileri açıklandı.Dünya nüfusunun yüzde 96’sını temsil eden 142 ülke hakkındaki, 8 ana başlıktan oluşan 89 farklı değişken incelenerek yapılan araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye genel sıralamada 86′ıncı sırayı alırken, Kişisel Özgürlükler alt başlığında 142 ülke arasında 134’üncü sırada bulunuyor. 2010 yılında aynı kategoride Türkiye 95’inci sıradaydı.Rapor hazırlanırken incelenen verilerin diğer ana başlıkları arasında Ekonomi, Girişimcilik & Fırsatlar, Devlet Yönetimi, Eğitim, Sağlık, Güvenlik ve Toplumsal Sermaye kategorileri bulunuyor. Araştırma kapsamında, 8 kategori için belirlenen toplam 89 alt başlık hakkındaki resmi veriler bilimsel yöntemlerle analiz edilip, elde edilen sonuçların sıralandırılması sonrası, tüm kategoriler bir araya getirilerek varılan neticeye göre genel sıralama yapılıyor. Türkiye bu başlıklardan Ekonomi’de 86, Girişimcilik ve Fırsatlar’da 66, Devlet Yönetimi’nde 48, Eğitim’de 81, Sağlık’ta 55, Güvenlik’te 95 ve Toplumsal Sermaye’de 114’üncü sırada. Aynı endeksin genel sıralamasında 2011 yılında 75’inci sırayı alan Türkiye, 2013 raporunda 87’inci sıraya gerilemişti.Türkiye’nin 134’üncü sırayı elde ederek tüm dünyada son 10 arasında yer aldığı Kişisel Özgürlükler kategorisinin alt başlıkları arasındaysa göçmenlere tolerans, azınlıklara tolerans, sivil özgürlükler ve tercih özgürlüğünden duyulan tatmin olmak üzere 4 konu ölçülmüş. Bu kategoride Suudi Arabistan 136, Malezya 112, Birleşik Arap Emirlikleri 55 ve ABD 21’inci sırada.Ekonomi ve Devlet Yönetimi ana başlıklarının 1′incisi İsviçre olurken, Girişimcilik ve Fırsatlar kategorisinin ilk sırasında İsveç var. Eğitim kategorisinin zirvesinde Avustralya bulunurken, sağlık sistemi uzun süre ciddi şekilde eleştirilen fakat Obamacare ismi verilen reform pakediyle bir dizi değişikliğe giden ABD sağlık kategorisinde 1′inci sırada yer alıyor. Güvenlik kategorisinin ilk sırasını Hong Kong elde ederken son ana başlık olan Toplumsal Sermaye konusunda ilk sırada genel sıralamanın da zirvesinde bulunan Norveç var. Türkiye’nin 134′üncü olduğu Kişisel Özgürlükler kategorisinde zirvede bulunan Yeni Zelanda, genel sıralamada da 3′üncü sırada.Araştırmanın genel sıralamasına göre refah düzeyi en yüksek 10 ülke şu şekilde:1. Norveç2. İsviçre3. Yeni Zelanda4. Danimarka5. Kanada6. İsveç7. Avustralya8. Finlandiya9. Hollanda10. ABDÖte yandan refah konusunda en kötü durumdaki 10 ülke de şu şekilde sıralanıyor:142. Orta Afrika Cumhuriyeti141. Çad140. Kongo Demokratik Cumhuriyeti139. Burundi138. Yemen137. Afganistan136. Togo135. Haiti134. Sierra Leone133. GineMerkezi Dubai’de bulunan uluslararası yatırım fonu Legatum bünyesindeki Londra merkezli Legatum Institute, kendi internet sitesinde amacını “insanlığın daha ileriye gidebilmesine katkıda bulunabilmek” olarak açıklayan bir ‘Think Tank’ yani düşünce kuruluşu. 2008’den bu yana yayınladığı Dünya Refah Endeksi haricinde bir çok çalışma yapan kuruluşun çalışanları arasında dünyanın önde gelen üniversitelerinden çok sayıda bilim insanı ve iş insanları bulunuyor.Araştırma sonuçlarını İngilizce detaylı biçimde incelemek için prosperity.com ziyaret edilebilir. Aras ZARAKOL | ZETE
Reklam
Uzay Çöpleri 'Lazer Işınlarıyla Temizlenecek'
Dünya'nın yörüngesi, büyük bir hızla ilerleyen yüz binlerce nesneyle dolu. Çarpışma yaşanması halinde bu nesnelerin çoğu, felakete neden olabilecek bir kazayı ateşleyebilir ve Dünya'nın telekomünikasyon ağlarındaki yörünge uzay çöplüğüne dönüşebilir.Avustralya'da uzay araştırmalarında öncü şirket Electro Optic Systems (EOS), yaklaşık 38 bin km yükseklikteki bu potansiyel ölümcül enkazları tespit etmek için yürütülen çabaların başını çekiyor.EOS Yönetim Kurulu Başkanı Ben Greene, uzay ajanslarının, ufak metal bir cıvatanın bir uyduya çarpmasından ve diğer uydulara zarar verebilecek şekilde uzayda, küçük çöp füzelerine dönüşmesinden endişe ediyor.Greene, uzayda yaklaşık 20 bin adet 'futbol topundan daha büyük' nesnenin bulunduğunu ve 'bir fındık kadar veya fındıktan biraz daha büyük' nesnelerin sayısının da yüz binlerce olduğunu tahmin ediyor.Greene'e göre bu nesneler, 20 yıl içinde birikecek ve büyük bir uzay yığınına dönüşecek.Uyduların maliyeti 30 milyon Avustralya doları ila 3 milyar Avustralya doları arasında değişiyor ve yörüngeye girmeleri ise yıllar alıyor. Dolayısıyla uyduların korunamamasının cezası da büyük oluyor.Greene, 'Yaklaşık 1 trilyon Avustralya dolarının (870 milyar ABD dolarının) yalnızca birkaç hafta içinde heba olmasından bahsediyoruz. Bir kere başladı mı, durdurulamaz. Bu yüzde 100 bir ihtimal, kesin olmayan tek şey ise ne zaman olacağı' diyor.EOS firması, yörüngedeki nesnelerin tespit edilmesi için yere bağlı lazerler kullanacak, fakat Greene bunun 'yalnızca zaman kazanma amaçlı' olduğunu söylüyor.Araştırmacılar daha sonra tıpkı 'Yıldız Savaşları' filminde olduğu gibi, tehdit olarak gördükleri nesneleri lazer ışınlarıyla, daha güvenli bir yerde parçalara ayrılmaları için atmosfer içinde yönlendiriyor.Greene, uydulara yönelik tehdidin yüzde 90'ını oluşturduğunu söylediği, boyutları 5 cm ile 10 cm arasında değişen nesnelerin de ışınlarla yönlendirilebildiğini belirtiyor.Avustralyalı EOS firması araştırma için, ABD'li Lockheed Martin ve Avustralya hükümetiyle ortak çalışma yürütüyor.Şirket, 10 ila 20 yıl içinde lazerlerle bu nesneleri yönlendirebileceklerini söylüyor fakat en büyük zorluk ise bu çözümü sanayileştirmek ve dünya genelinde merkez istasyonlar oluşturmak.Avustralya Ulusal Astronomi Araştırma Üniversitesi'nde teknik program müdürü Roger Franzen, 'sonsuz bir evrende bu tip küçük nesneleri tespit etmek için arka plandaki yıldızların parlaklığını azaltmak gerektiğini' ifade ediyor.Franzen, 'Enkazı görüntüleyebileceğiniz, açık bir yörünge tüneli ile hedefteki nesneleri de yönlendirebileceksiniz' diyor ve 'Enkazın manevralarını kontrol altına aldığınızdan emin olduğunuzda, bu iş için daha sağlam bir zemine kavuşmuş oluyorsunuz' diye ekliyor.BBC
1 Kilo Pamuk ile 1 Kilo Demir Kapışması
etiket
1 kilo pamuk mu daha ağırdır yoksa 1 kilo demir mi? NASA’nın Ohio’da 30 tonluk havayı boşaltarak uzay koşullarının oluşturulabildiği odada hepimizin hayatımızda öyle yada böyle karşılaştığımız bu sorunun cevabı verilmese de ilginç bir gösteri yapıldı. Sürtünmesiz ortamda yükseklikten bırakılan cisimlerin aynı hızda düştüğünü gösteren videoyu aşağıda bulabilirsiniz.
Reklam
Türkiye'nin 10 Gündem Maddesinin Yabancı Uyarlaması
Türkiye'de her gün onlarca ağır gündem maddesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Artık o kadar sıradanlaştı ki, 18 kişinin öldüğü iş cinayetleri, 24 kişinin öldüğü trafik kazaları sıradanlaştı. Bakın bizim gündemimiz, başka ülkelerde aynen bizde olduğu gibi olsaydı nasıl görünecekti.
Beyninden Örümcek Korkusu Çıkarıldı
İngiltere'de şiddetli baş ağrısı nedeniyle hastaneye giden ve rahatsızlığı ameliyatla giderilen hasta, beyninden alınan parça sayesinde örümcek korkusundan tamamen kurtuldu.Şiddetli baş ağrısı şikayetiyle doktora başvuran İngiliz, beyninin duygusal tepkiler ve hislerden sorumlu kısmı amigdalada sorun olduğu tespit edilince ek taramalara tabi tutuldu. Taramalar, sorunun beyin dışında akciğerlere ve deriye de zarar veren, nadir görülen sarkadozdan kaynaklandığını ortaya koydu.Amigdalanın sol kısmındaki sorunlu bölgeyi ameliyatla almaya karar veren doktorlar, baş ağrılarının geçmesini sağladı. Ancak hastada hiç beklenmedik değişimler yaşandı. Sevmediği reklam müzikleri gibi hoşuna gitmeyen seslerden midesi bulunan hasta, bu rahatsızlığından kurtulurken, hayattaki en büyük korkusunu da aşmayı başardı. Hasta, örümceklerden artık hiç korkusu kalmadığını fark etti.Nasıl gerçekleştiği belli değilİngiltere'nin Brighton ve Sussex Tıp Okulu'nda Nick Medford tarafından tedavisi yapılan hasta, ameliyattan önce örümcek gördüğü zaman onlara tenis topları fırlattığını, ilaç sıktığını veya elektrikli süpürgeyle çektiğini belirtti. Ameliyattan sonra ise fobisi ortadan kalkan hasta, örümcekleri avcuna alarak incelemeye başladı.Dr. Medford, yapılan ameliyatla hastanın beyninden nasıl spesifik bir fobinin çıkarılmış olduğunu anlamadıklarını belirtti. Medford, bu durumun korkuya verdiğimiz tepkiden kaynaklanıyor olabileceğini belirtti. Örnek veren Medford, 'Duvarda gölgesi yansıyan bir cismi ilk başta yılan sanabiliriz ancak dikkatli bakıldığında bir çubuk olduğunu görüyoruz. Bu çok doğru bir gözlem değil ancak panik tepkisi hayatta kalabilmek için çok önemli' ifadesini kullandı.Medford, yapılan ameliyatta genel korkuları barındıran bölgenin alınmasıyla hastanın panik bağlantılı korkularından bir tanesini temsil eden sinirlerin de çıkarılmış olabileceğini savundu. Başka fobisi bulunmayan hastanın daha fazla teste tabi tutulmak istemediği belirtildi. Böylece, benzer bir ameliyatın diğer panik tepkilerini nasıl etkileyeceğini anlamak şu an için mümkün görünmüyor.Neurocase dergisinde yayımlanan araştırmada, amigdalanın beyinde çok derinde yer aldığı ve cerrahi operasyon olmadan korku giderici deneyler ve girişimler yapmanın mümkün olmadığı vurgulandı.Al Jazeera
Reklam
Son 75 Yılın En Akılda Kalıcı 10 Şarkısı
'Zig-a-zig-ah' sözleri 20 yıl sonra bir şekilde tekrar zirveye oturdu ama bu sefer bambaşka bir şekilde. Spice Girls'ün çıkış şarkısı 'Wannabe' son 75 yılın en akılda kalıcı şarkısı oldu.7 milyon kopyası satılan ve 22 ülkede haftalarca zirvede kalan şarkı şimdi de, Amsterdam Üniversitesi ve Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi'nin yaptığı araştırmaya göre, 1940 yılından bu yana 220 en çok satan şarkı arasından yapılan değerlendirmede 'en fazla akılda kalıcı şarkısı' olarak kayıtlara geçti. Araştırmacılar Hooked on Music adlı bir interaktif oyunla en çabuk tanıyabildikleri şarkıları belirlediler. Ortalamanın 5 saniye olduğu oyunda, Wannabe 2.3 saniyeyle birinciliği aldı.'Citizen Science Experiment' adı altında 12.000 katılımcıyla gerçekleştirilen deneyde Lou Bega'nın Mambo Number 5 şarkısı 2.48 saniyeyle ikinciliği, Eye of the Tiger 2.62 ile üçüncülüğü aldı. Araştırmanın başındaki isim Dr. John Ashley Burgoyne ' Biz öncelikle müzikle ve hafızayla ilgileniyoruz ve neden insanların bazı şarkıların belirli kısımlarını akıllarında tuttuklarını araştırıyoruz.' dedi. 'Bazı şeyleri birkaç kez duyarsınız ve 10 yıl sonra hatırlarsınız. Ancak diğer şarkılar için, daha fazla duysanız bile tanıdık gelmez.'Burada önemli olanın ise melodi olduğu vurgulanıyor. Ayrıca müzikal belleğin nasıl çalıştığının kavranabilmesi için çalışmaların devam edeceği de söylenmiştir. Ayrıca bahsedilen Hooked on Music oyununa buradan ulaşıp, siz de kendinizi test edebilirsiniz.
Skolkovo City: Rusya Tamamen Girişimcilere Ayrılmış Bir Şehir Kuruyor
Silikon Vadisi her ayrıntısı, yapısı ve konumuyla büyük bir ilgi kaynağı. Teknolojinin, internet tabanlı girişimlerin artması, milyar dolarlık bir pazar oluşturmaları ile Silikon Vadisi oluşturmak isteyen ülkelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. Ancak henüz tam anlamıyla başarılı olmuş bir tanesini bile görebilmiş değiliz. İşin özünde Amerika bile kendi içerisinde birçok deneme yapmasına rağmen ikinci bir Silikon Vadisi oluşturabilmiş değil.Rusya yine başka alanlarda yaptığı gibi konuya hakim bir giriş yaparak daha öncesinde Xerox ve SAP’de üst düzey yöneticilik yapan Igor Bogachev öncülüğünde tamamen girişimcilere ve yüksek teknolojiye odaklanacak bir şehir olan Skolkovo City’yi hayata geçirdiğini duyurdu.Skolkovo City projesi aslında yeni değil ilk temelleri 2010 yılında 3 milyar dolar yatırımla atılmış. Ancak şehirde girişimcilerin ve yeni şirketlerin kullanabilecekleri paylaşımlı ofislerin yapımı, MIT ile partnerlik anlaşması bulunan araştırma üniversitesi Skoltech University’nin geliştirilmesi ve diğer alt ve üst yapıların çalışmalarının tamamlanma hedefi olarak 2017 belirlenmiş. Ancak şehrin başkan yardımcısı  ve projenin başındaki isim Igor Bogachev geçtiğimiz hafta Silikon Vadisini ziyaret ederek birçok girişimciye ve şirkete resmi olarak Skolkovo City’e taşınmalarını teklif etmiş.Şehir 2020 yılında 1060 tane teknolojisti toplamda ise 20.000 nüfusa erişmeyi hedefliyor. Şehire gelip kendi girişimlerini kurmak isteyen şirketlere %75 oranında araştırma ve geliştirme desteği ile tohum yatırım imkanı sunuluyor.Igor Bogachev ise projeyi şöyle özetliyor: “Bilim adamları ve programcılardan oluşan bir ordu kurmak istiyoruz. En iyilerin olduğu ve bu en iyiler içerisinden yeni farklı projelerin çıktığı bir ekosistem kurmayı hedefliyoruz.”. Burada Bogachev’in de aktardığı konuya değinmek istiyorum, girişimden kastettiğimiz “e-ticaret” değil. Bogachev yeni bir sosyal ağ, e-ticaret sitesi gibi projelerle ilgilenmediklerini 5 alana odaklarını bunların bilgi teknolojiler, biyoteknoloji, uzay, nükleer ve enerji verimliliği üzerine olan projeler olduğunu aktarmış.Şehrin ve projenin temel taşlarından biri ise Skolkovo University. Kural olarak üniversitede Rus profesörler çalışmıyor ve okul araştırma üzerine yoğunlaşmakla birlikte MIT ile işbirliği yapıyor. Üniversite ücretsiz, bununla birlikte kabul ettiği öğrencilere burs yardımı yapıyor ve onları projelerde çalışmaya teşvik ederek şehirde kurulan girişimlere çalışan gücü takviyesi yapmayı hedefliyor.Bogachev, birebir Silikon Vadisi benzeri bir yapı kurmanın mümkün olmadığını her şehrin ve ortamın içinde farklı dinamikler barındırdığını ancak Sovyetlerden bu yana gelen çok sayıda bilim adamına sahip olduklarını ve bu kişilere inovasyonu aşılayarak bir ekosistem oluşturma hedefinde olduklarını aktarıyor.Skolkovo City’nin en beğendiğim yanı bizde internet girişimi denilince ilk akla gelen ve yaklaşık 10 projeden 6’sını oluşturan e-ticaret ve türevlerini odaklandığı alana almaması. E-ticaret, mobil teknolojilerin önemi ve ekonomisi tabi ki yadsınamaz ama diğer tarafta enerji verimliliği, biyoteknoloji ve bilgi teknolojileri neden ısrarla görmezden gelinir? Donanım ve yazılım bütünleşik uygulamalar neden yeterince teşvik edilmez veya özendirilmez? soruları bizim ülkemiz için aklıma geliyor.Tabi ki meselenin özü bir bina yapmaktan çok oraya nitelikli insanlar yetiştirebilmek, yerleştirebilmek ve sonuç alabilmek. Skolkovo City projesinin başına getirilen kişinin geçmişine baktığımızda bile projeye karşı bir güven oluşuyor.Ülkemizde de yapımı uzun süredir konuşulan ve artık belli bir noktaya geldiği söylenen Bilişim Vadisi projesi de aslına bakarsanız Skolkovo City ile benzer bir amacı taşıyor. Ancak geniş çerçeveden baktığımızda ülkemizdeki kuluçka merkezlerine ve girişim hızlandırıcıların çıkar(ama)dıkları şirketlere baktığımızda, vizyon olarak ve bütünlük olarak ciddi eksiklerimiz olduğunu ve bu işin içindeki bizlerin bile bu çeşit projelere inanmakta güçlük çektiğini söyleyebiliriz.Webrazzi
İç Ses İşitilebilir Hale Geliyor!
Birinin konuştuğunu duyduğumuzda beynimizde belli nöronlar çalışıyor. Bununla birlikte bu nöronlar özel ses frekanslarına göre tepki veriyorlar. Bu iki keşfi yapan University of California, Berkeley’den araştırmacılar “bir gazete veya kitap okurken beynin içinde duyulan sesi beyni inceleyerek çıkartabilir miyiz” sorusuna cevap arıyor. Bu “düşünce dekoder” i için ekip her bir test kişisi için özel algoritma  geliştirmiş. Katılımcıdan önce bir yazıyı sesli şekilde okuması istenerek temel veri alınmış. Ardından içlerinden okuması ve sonra da hiçbir şey yapmadan oturması istenmiş ve toplanan verilerin ışığında insanların içlerinden bir şey okuduklarında hangi nöronların aktif hale geldiği saptanmış. Son olarak da bu beyin dalgalarını sese dönüştürecek bir düzenek hazırlanıp hangi nöronların çalıştığına bağlı olarak kelimeler tahmin edilmiş ve belli bir başarıya ulaşılmış.Teknoloji mükemmelden çok uzak olsa da araştırma takımı bir gün konuşma yetisini kaybetmiş olanlara bu yeteneklerini geri kazandırabileceklerinin hayalini kuruyor.
Güneşte Son 24 Yılın En Büyük Lekesi!
1990 yılından bu yana güneşin üzerinde görünen en büyük güneş lekesi görüntülendi. 17 ve 29 Ekim arasında görüntülenen leke teleskop olmadan görülebilecek kadar büyüktü. Ancak büyüklüğü ve çok fazla ateş çıkarmasına rağmen “Taçküre kütle atımı” adı verilen bir güneş patlamasına sebep olmadığı açıklandı.
Reklam