onedio
Gaziantep'te Bağ Bozumunun Ardından Pekmez Üretimi Başladı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in İslahiye ilçesinde bağ bozumunun ardından geleneksel yöntemlerle pekmez kaynatılmaya başlandı.İlçede 50 bin dekarda üretilen ve hasadı yapılan üzüm, geleneksel yöntemlerle pekmeze dönüşüyor.Altınüzüm, Boğaziçi ve Yeşilyurt başta olmak üzere 15 mahallede 'Antep karası', 'hatun parmağı', 'kardinal' ve 'sultani' cinsi üzümlerin hasadının tamamlanmasının ardından bağ bozumu sonrasında geriye kalanların bir kısmı kuru üzüm yapılıyor, bir kısmı ise pekmezlik olarak değerlendiriliyor.Üzüm yetiştiriciliği yapan birçok aile, hem kışın kendi yiyeceklerini ayırıyor hem de fazlasını satarak aile bütçesine katkı sağlıyor.Toplanan üzümler, yıkanıp ezildikten sonra suyu çıkarılıyor, ardından evlerin bahçelerine kurulan dev kazanlarda odun ateşinde kaynatılarak pekmez imal ediliyor. Amanos Dağları eteğindeki Koçcağız Mahallesi sakinlerinden Muzaffer Köklü, gazetecilere, pekmez yapmanın kolay olmadığını, kendi ihtiyaçlarının yanı sıra satmak için 'kabarcık' ,'hatun parmağı' ve 'Antep karası' türü üzümden pekmez ürettiklerini belirterek, pekmezin kilogramının 25 liradan alıcı bulduğunu kaydetti.
Sonradan Yerleştiği Köye Muhtar Olan Kadın Hizmet İçin Koşturuyor
KIRKLARELİ (AA) - ÖZGÜN TİRAN - Kırklareli'nde sonradan yerleştiği köye muhtar olan Mürvet Kahraman, kadınların desteğiyle köyü kalkındırmak için mücadele veriyor.Kahraman'ın hayatı, Vize ilçesinin Kızılağaç köyüne av için giden ve köye hayran kalarak yerleşen dayısını ziyaret etmesiyle değişti. Kahraman, ara ara dayısını ziyarete geldiği köyü ve insanlarını çok sevdi.Yöneticilik yaptığı hastaneden 2016 yılında emekli olması sonrası annesiyle Kızılağaç köyüne yerleşen Kahraman, kadınların isteğiyle muhtar adayı oldu.2019'da 4 erkek aday ile girdiği seçimlerde muhtar seçilen Kahraman, başarılı çalışmaları ile herkesin takdirini topluyor.Köyün tüm sorunlarıyla yakından ilgilenen ve ilk olarak köye şebeke suyu getiren Kahraman, boş zamanlarında köyün erkekleri ile kahvede çay içip, bağlama çalan amcalara eşlik ediyor.Kimi zaman evinin bahçesini çapalayan Kahraman, kimi zaman da köyün kadınları ile bir araya gelerek isteklerini dinliyor.'Muhtarlık benim için hayaldi, gerçek oldu'Kahraman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, köy hayatını çok sevdiğini söyledi.İstanbul'da yaşamanın artık çok zor olduğunu belirten Kahraman, 'Bu köyün güzelliğini bırakıp bir daha İstanbul'da yaşayamam' dedi.Hayatının ikinci baharını yaşadığını dile getiren Kahraman, şunları anlattı:'1998 yılında dayım buraya av merakıyla geliyor. Daha sonra burasını çok beğeniyor ve burada bir yer alıyor. Daha sonra biz de dayımı ziyarete ve İstanbul'un stresinden biraz uzaklaşmak amacıyla birkaç günlüğüne tatil amacıyla köye geldik. O gün bugündür köyden kopamadık. Annem ile birlikte köye taşındık ve bir ev yaptık. Maceramız bu şekilde başladı.' Kahraman, hayali olan muhtarlığı, köydeki kadınların desteğiyle gerçekleştirdiğini belirterek, 'Çocukluğumdan beri, ben muhtar olacağım, diye bir hayalim vardı. Muhtarlık benim için hayaldi, gerçek oldu.' dedi.-'Başarı tesadüf değil'Başarılarının hiçbir zaman tesadüf olmadığını vurgulayan Kahraman, 'Başarılı olabilmem aslında çok zordu, düşünüldüğünde. Doğma büyüme buralı değilim, dışarıdan buraya yazlıkçı olarak gelmiş biriyim. Köylerde yıllarca alışagelmiş muhtar denince akla sadece erkek geliyor. Fakat ben bu zoru başardım.' diye konuştu. Köyü ve görevini çok sevdiğini anlatan Kahraman, zaman zaman zorlandığını ancak görevini sevgiyle yaptığı için tüm zorlukların üstesinde gelmeyi başardığını ifade etti.Kadınların hizmet konusunda daha duyarlı ve dikkatli olduklarını ifade eden Kahraman, kadın muhtarların sayısının artması gerektiğine işaret etti. Kadınların objektif olduklarını dile getiren Kahraman, 'Daha geniş daha anaç düşünüyoruz. Bugün bir erkek de kadın da benim yanıma gelip derdini anlatabiliyor.' dedi.Köyde çocukluğuna geri döndüğünü belirten Kahraman, herkesin köyüne sahip çıkması gerektiğini ifade etti.
Metropol İmamı, Caminin Kapılarını Kimsesizlere Açtı
İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - Taksim'deki Selime Hatun Camisi imamı Osman Görkem, görev yaptığı caminin kapılarını sokaktaki kimsesizlere açarak, onlara yardım eli uzatıyor.Taksim Meydanı'nın yanındaki camide 18 yıldır imamlık yapan Görkem, görev yaptığı caminin kapısını sokaktaki evsizlere açtı. Görkem, kimsesizlerin ihtiyaçlarını karşılıyor, dertleriyle dertleniyor ve onlara umut ışığı oluyor. Görkem, evsizlerin kullanması için caminin alt katına banyo yaptırdı. Her cumartesi sabahı ise cami önünde sıcak yemek ikramında bulunuyor. Yardımseverlerden topladığı kıyafetleri kendi imkanlarıyla yıkayan Görkem, saç ve sakalı uzayanları da tıraş ediyor.Ayrıca Görkem, evsizlere iş bulup onları sokaktan kurtarıyor, küs olanları aileleriyle barıştırıyor. AA muhabirine açıklamada bulunan Görkem, uzun yıllardır yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım ettiğini söyledi. İnsanların sıkıntılarını kendisine dert edindiğini belirten Görkem, 'Uzun yıllardır sokakta kalan insanlara yardım ediyorum ve sıcak çorba, banyo yapma imkanı, kıyafet gibi ihtiyaçlarını karşılıyorum. 6 yılda yaklaşık 60 bin kişiye ulaştım.' diye konuştu.Görkem, kendisine gelen her insana yardımcı olmaya çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:'Görev yaptığım caminin kapısını sokakta kalan insanlara açtım. Cami, ibadet maksadıyla gelinen mekanın yanında dertlerin dinlendiği, sevinçlerin paylaşıldığı, fakir ile zenginin bir araya geldiği ve kardeşliğin paylaşıldığı bir yerdir. İmam da o caminin görevlisi, rehberi, önderi olması nedeniyle herkese kucak açmakla mesuldur.' 'Gönüllülerimiz her cumartesi gelip bana yardımcı oluyor'Cuma günleri, cuma namazından sonra sokaktaki insanlar için hazırlık yapmaya başladığını anlatan Görkem, camiye gelen insanlara dağıtmak için yemek ve elbiseleri büyük bir özenle hazırladıklarını söyledi.Görkem, cumartesi sabahı insanların caminin önünde toplandığını aktararak, şunları kaydetti:'Sokakta kalan insanlara yemek, elbise, tıraş, banyo olma imkanı sağlarken onlarla iletişime geçiyoruz ve onların dertlerini dinliyorum. Sıkıntısı olanın sıkıntısını dinliyor, iş arayanlara ise iş buluyorum. Bu yardım işine başlarken ilk başlarda tek başımaydım ama şimdi ekipleştim. Gönüllülerimiz her cumartesi gelip bana yardımcı oluyor. Bu gönüllülerin arasında mühendis de var, akademisyen de var, tüccar da var. Her hafta burada dağıttıklarımızı gönüllü insanlar karşılıyor.'
İhü'yü "Kampüs Üniversite" Kimliğine Kavuşturan Külliye Açılıyor
İSTANBUL (AA) - ZEYNEP RAKİPOĞLU - İbn Haldun Üniversitesini (İHÜ), teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla 'kampüs üniversitesi' hüviyetine kavuşturan külliye 19 Ekim Pazartesi günü hizmete açılıyor. Mimar Sinan'ın en önemli eserlerinden olan Üsküdar Atik Valide Sultan Külliyesi yerinde incelenerek projelendirilen ve temeli 22 Ekim 2018'de atılan İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi'nin yarın gerçekleştirilecek 1. faz açılışına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımı bekleniyor. Öğrencilerin ve akademik kadronun ders ve ders dışı tüm ihtiyaçlarını karşılayan külliye ile İHÜ, yeni teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları, spor alanları, etkinlik ve dinlenme alanları, bisiklet yolları ve parkları gibi sosyal donatılarıyla 'kampüs üniversitesi' kimliğine kavuşuyor. Eğitim-öğretime dair fiziki imkanlar ve sosyal donatılarKülliyenin 1. fazında inşası tamamlanan mevcut binalarda 12, 20, 30 ve 54 kişilik olmak üzere farklı büyüklüklerde 101 sınıf, 4 bilgisayar laboratuvarı ve 1 psikoloji laboratuvarı bulunuyor. Ayrıca külliyede, 180'er kişilik 2 amfi, daha çok hukuk fakültesi öğrencilerinin kullanacağı konsept bir sınıf ve 412 kişilik konferans salonu yer alıyor. Öğrenci kulüplerinin ve öğrencilerin sosyal faaliyetlerinde kullanımı için 837 metrekarelik kapalı bir alanın ayrıldığı külliyede, fakülte ve diller okulu kantinlerinin yanı sıra merkez kafeterya da hizmet verecek. 734 öğrenci kapasiteli yurtİbn Haldun Üniversitesi Külliyesinde, 361 kız, 382 erkek olmak üzere 743 öğrencinin konaklayabileceği bir yurt da bulunuyor. Odaların 3 kişilik olduğu yurt binasının içerisinde aerobik ve fitness salonları, hobi mutfakları, okuma alanları ve dinlenme alanları yer alıyor. Yurt binalarının kuzeyinde ise halı saha, basketbol sahası ve tenis kortu bulunuyor. Yurtlar bölgesinden fakülte bölgesine uzanan ve fakülte bölgesi çevresini dolanan bisiklet yolu, Türkiye'nin en uzun bisiklet yoluna sahip olan Başakşehir Belediyesinin bisiklet yoluna entegre oluyor. Külliyede 100 civarında bisiklet parkı bulunuyor. Ayrıca 'engelsiz üniversite' kriterlerine uygun inşa edilen külliyede tüm yol ve kaldırım birleşim yerleri hemyüz yapılarak engelli geçişi kolaylaştırıldı ve görme engelliler için yönlendirme uygulamaları yapıldı.65 bin metrekare yeşil alan Kullanıma açılacak 1. fazında 138 bin 62 metrekare açık, 67 bin metrekare kapalı alan bulunan külliyede, 65 bin metrekare yeşil alan yer alırken, 4 bin 500 metrekarelik bir alana birçok meyve türünden 124 meyve ağacı dikildi.Yapımı devam eden ve 2021 yılı sonunda tamamlanması planlanan Halkalı-İstanbul Havalimanı hattının İbn Haldun Üniversitesi durağı külliyenin giriş binasına 700 metre mesafede bulunuyor. Üniversitenin ana girişinde yer alan otobüs durağı da bölge otobüslerinin güzergahı arasında yer alacak. Klasik Türk mimarisi örnek alınarak inşa edilen ve en fazla 4 katlı binaların yer aldığı külliyede, Türk-İslam mimarisinde önemli yeri olan iç ve dış avlular teşkil edilerek nitelikli peyzaj düzenlemeleri de yapıldı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında Güz-2020 Dönemi derslerinin uzaktan eğitimle devam ettiği süreçte İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi ve kütüphane imkanları, öğrencilerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların kullanımına açık olacak.Külliyenin 2. ve 3. faz planlamalarıKülliyenin, inşaatı devam eden 2. ve 3. fazlarında ise İbn Haldun Korusu, Spor Merkezi, Öğrenci Yaşam Merkezi, yurt binaları ve fakülte binaları yer alacak. 12 Ekim'de temeli törenle atılan Spor Merkezinde, kapalı basketbol sahası ve halı saha, kapalı yüzme havuzu, tenis kortu, güreş salonu, fitness salonları, okçuluk alanı, sauna, buhar odası ve tuz odasının yer alması planlanıyor. Ayrıca, İbn Haldun Korusu olarak isimlendirilen vadide hobi bahçeleri oluşturulacak. 'Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık'Külliyeye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan İHÜ Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, kampüsün üniversitenin 'fikri bağımsızlık' mottosunu ve eğitim felsefesini yansıtacak bir mimari tasarımla inşa edildiğini söyledi. Üniversitenin eğitim anlayışını 'gelenekli yenilikçilik' olarak tanımlayan Şentürk, bir taraftan yenilikçi ama aynı zamanda geleneği de sürdüren bir yenilikçilik anlayışıyla eğitim müfredatını kurguladıklarını, kampüsün mimarisinin somut olarak bu anlayışı yansıttığını ifade etti. Külliyenin Osmanlı-Türk mimarisi örnek alınarak inşa edildiğini dile getiren Şentürk, 'Revaklar, iç avlular var. Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık. İç avlulardaki 6 köşeli kırmızı tuğlalar da Osmanlı eğitim mimarisini yansıtıyor. Külliye planlanırken mimarlarımız Atik Valide Külliyesi, Fatih ve Süleymaniye medreselerini incelediler. Buralardaki mimari anlayışı modern dünyaya taşıdılar.' diye konuştu. Kampüsün ortasında bir fütüvvet havuzu olduğunu aktaran Şentürk, şu bilgileri verdi:'Bu fütüvvet havuzu da İbn-i Haldun'un değerlerinden bir tanesi olan fütüvveti yansıtıyor. 8 köşeli bir Selçuklu fütüvvet yıldızı havuz şeklinde inşa edilmiştir. Bu da yine Selçuklu ve Osmanlı'dan bize kalan bir mimari öge. Burada da fütüvvetin 8 değeri havuzun etrafında yansıtılmış oldu. Fütüvvet karakter eğitimi anlamına geliyor. Yani özgeci, diğerkamcı, kendi menfaatini bencil bir şekilde önceleyen değil başkalarını önceleyen, topluma, ülkeye ve insanlığa hizmeti önceleyen bir ahlak anlayışı. Genel olara dünyada eğitim sisteminde liberal ahlak anlayışı hakim. Bir taraftan akademik eğitim diğer taraftan liberal ahlak anlayışı veriliyor. Liberal ahlak anlayışı da bireyin özerkliğine dayalı. Biz ise bu liberal gençlik ahlakına alternatif olarak İslam medeniyetinden, kültürümüzden ve tarihimizden tevarüs ettiğimiz fütüvvet gençlik ahlakını öğrencilerimize sunmak istiyoruz. Bunu da külliyemizin ortasına inşa ettiğimiz 8 köşeli fütüvvet havuzuyla sembolize etmiş olduk. Havuzun etrafında bu değerler yazılı.' Prof. Dr. Şentürk, külliyede modern teknik imkanları da kullandıklarını, akıllı sınıflar, konferans sınıfları, öğrenci merkezleri ve çok amaçlı alanlar oluşturduklarını kaydetti.'Ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak'Külliyenin 1. etabında 5 bina inşa ettiklerini belirten Şentürk, 'Giriş binamız var. İslam felsefesindeki varlığın ve bilginin 7 mertebesini sembolize eden bir giriş kapısı var. Öğrenci Merkezimizin içerisinde büyük etkinlik salonları ve öğrenci kantini bulunuyor. İnsan ve Toplum Bilimleri binası, İşletme Fakültesi binası, Diller Okulu ile Rektörlük ve yönetim binası inşa edildi. Kız ve erkek olmak üzere 2 yurt binasının inşası bitti. Bu hafta içerisinde Spor Merkezinin temelini attık. İçinde kapalı yüzme havuzu, tenis, okçuluk ve diğer sportif faaliyetlerin yapılacağı alanlar yer alacak.' ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Şentürk, külliyeye 3-4 kattan yüksek bina inşa edilmeyeceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Külliyemizde ağaçlardan yüksek bina olmayacak, daha doğal bir ortam olacak. Külliyenin üzerine oturduğu alan yaklaşık 500 dönüm bir alan. Peyzaj çalışmaları hızla ilerliyor. Şu anda 4 bini aşkın ağaç dikilmiş durumda. Özel olarak bir meyve bahçesi oluşturuyoruz. Ayrıca hobi bahçeleri tasarlıyoruz. Bu ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak. Burası hem fiziki imkanlarıyla hem de içindeki yüksek seviyeli akademik araştırmalarla uluslarası bir düzeyde mükemmeliyet merkezi olarak ülkemize hizmet verecek.' 'Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçilecek'Üniversitenin öğrenci projeksiyonunun 5 bini aşmayacak şekilde planlandığını, bunun yüzde 25'inin lisans, yüzde 75'inin de yüksek lisans ve doktora öğrencisi olacağını kaydeden Şentürk, şu anda yaklaşık 1500 öğrenci olduğunu, mevcut haliyle külliyenin kapalı mekanlarının yeterli olduğunu söyledi. Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçileceğini belirten Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:'Yeni fakülte ve yurt binaları ilave edilecek. Şu anda bir cami inşaatının projesi yapılıyor. Daha büyük bir üniversite kütüphanesi yapılacak, onun yanına da Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi inşaatı. Şu anda üzerinde çalışmalar devam ediyor. Çünkü amacımız araştırma üniversitesi olmak. Bu da ancak çok zengin bir kütüphaneyle mümkün olabilir. Kütüphanemizin içerisinde Dijital İnsan Bilimleri Merkezi kuracağız. Böylece kütüphane alanındaki dijitalleşmeyi takip edeceğiz. Dijital datalar toplanacak ve öğrencilerimiz kolaylıkla kaynaklara ve verilere hızla ulaşacak. Dünyadaki son gelişmelere göre tasarlanmış bir kampüs ve kütüphane, çalışma mekanları, sosyal faaliyet ve spor alanlarını kurmuş olacağız.'
Azerbaycan, Rus Medyasından Dağlık Karabağ'daki Gelişmelere Tarafsız Yaklaşmasını Bekliyor
BAKÜ (AA) - RUSLAN REHİMOV - Azerbaycanlılar, Rus medyasının Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyona ve Dağlık Karabağ'daki gelişmelere tarafsız gözle bakmasını bekliyor.Dağlık Karabağ'daki gelişmeleri yakından takip eden ve ilgili haber akışını artıran Rus medyası, genel olarak Ermenistan'ın işgalci politikasını haklı gösteren bir yol izliyor.Televizyonlardaki tartışma programlarına da daha çok Ermeni asıllı ve Ermenistan yanlısı uzmanları davet eden Rus medyası, Azerbaycanlı uzmanlar ve konuya objektif yaklaşan Rus uzmanların görüşlerine neredeyse hiç yer vermiyor.Rus televizyonlarındaki tartışma programlarında sadece Azerbaycan devlet yetkilileri değil, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer de suçlanıyor ve hedef gösteriliyor.Azerbaycan ordusunu, 'saldırgan', işgalci Ermenistan güçlerini ise 'mağdur' göstermeye çalışan Rus medyası, bazı durumlarda Ermenistan ordusunun saldırılarında zarar gören Azerbaycan'a ait sivil yapılar Ermenilere aitmiş gibi yayınlıyor.Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırılarında 60 sivilin ölmesine, 270 civarında sivilin yaralanmasına çok az değinen Rus medyası, genel olarak haberlerini Dağlık Karabağ'daki Ermeni nüfusun sözde mağduriyeti üzerinde kuruyor. Bazı Rus ajanslarının, Ermenistan ordusunun Gence'ye düzenlediği füze saldırısıyla ilgili haberi, saldırıda 10 sivilin ölmesine, resmen de açıklanmasına rağmen 'Gence'ye füze saldırısında yaralılar var' başlığıyla sunması dikkati çekti.'Azerbaycan Stepanakert'e saldırdı' başlıklı haberi servis eden başka bir ajans ise Gence'ye yapılan saldırıyı 'Azerbaycan Gence'de 10 kişinin ölmesinden Ermenistan'ı sorumlu tutuyor' başlığıyla yayınlayarak saldırının sorumlusunun net olmadığı izlenimi yaratmaya çalıştı.Komsomolskaya Pravda gazetesinin internet sitesindeki bir haberde ise Ermenistan'ın Gence'ye saldırısında yıkılan binanın fotoğrafı, 'Azerbaycan ordusunun Stepanakert'e saldırısında yıkılan bina' başlığıyla servis edilmesi Azerbaycan halkında tepkiye neden oldu.Tepkilerin ardından düzeltme veren Komsomolskaya Pravda, özür dilemek zorunda kalmıştı.Rus medyası, Gence'ye balistik füzelerle yapılan ve aralarında çocukların da bulunduğu 13 sivilin yaşamını yitirdiği son saldırıyı da net başlıklarla duyurmadı.Saldırı, bazı Rus haber sitelerinde 'Azerbaycan Gence'ye füze atıldığını açıkladı' şeklindeki başlıklarla yer aldı. Olayın yaşanmasına ilişkin fotoğraf ve görüntü olmasına ve olay yerinde canlı yayınlar yapılmasına rağmen Rus haber sitesi açıklamalar üzerinden duyurmayı tercih etti.İlham Aliyev, tepkisini dile getirmiştiCumhurbaşkanı İlham Aliyev de Rus medyasının Azerbaycan karşıtı yayınlarına tepkisini dile getirmişti. Aliyev, Rus RBK kanalına verdiği röportajda, muhabirin, 'Bakü'de çok sayıda Türk bayrağı gördüm fakat hiç Rusya bayrağı görmedim' şeklindeki değerlendirmesine şu yanıtı vermişti:'Son günlerde önde gelen Rus kanallarındaki Azerbaycan karşıtı güçlü propaganda, tartışma programına katılanların bazılarının manipülasyonu, katılımcılar arasında dengenin sağlanmaması, Azerbaycan halkına ve cumhurbaşkanına hakaretler Rusya'nın prestijini artırmaz. Rusya ile ilişkileri geliştirmeyi planlıyoruz. Ancak bu dönemde Rus medyasının bize karşı enformasyon saldırısı, kamuoyunun Rusya'ya bakışına büyük darbe vurdu.' 'Rus medyası çifte standartlardan vazgeçmeliMedya uzmanı Doç. Dr. Aynur Kerimova, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rus medyasının Azerbaycan'la ilgili haberlerde genel olarak gazetecilik ilkelerinin dışında tutum sergilediğini belirtti.Bunun nedenlerinden birinin, Rus medyasında yönetici pozisyonundaki Ermeni kökenli çok sayıda gazetecinin çalışması olduğuna dikkati çeken Kerimova, 'Ermenistan'ın çıkarları doğrultusunda, Azerbaycan karşıtı haberler yapıyorlar. Azerbaycan'ın Rusya ile kapsamlı iş birlikleri var. Gazetecilik mesleğinin gerekliliği olan tarafsız, dengeli ve objektif haberler yapmalarını bekliyoruz.' dedi. Medya uzmanı Rizvan Genberli de Rus medyasının Dağlık Karabağ'daki gelişmelerle ilgili olumsuz yaklaşımının bugüne özgü bir olgu olmadığını fakat Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonun ardından Rus basınındaki yanlı tutumun daha da belirginleştiğini kaydetti.Genberli, bunun nedenlerinden birinin Türkiye'nin bu haklı davasında Azerbaycan'ın yanından olduğunu açıkça beyan etmesi olduğunu belirterek Azerbaycan ordusunun kısa sürede elde ettiği askeri başarının Rus gazeteci ve yorumcuları rahatsız ettiğini kaydetti.Rusya'nın Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecini yürüten Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunun eş başkanlarından biri olduğunu hatırlatan Genberli, 'Her ne kadar Rusya devleti tarafsız olduğunu açıklasa da Rus medyası tarafsızlık bir yana, dengeli yaklaşım sergilemekte de zorlanıyor, etki gücünü kullanarak Azerbaycan karşıtı haberlerle kamuoyu oluşturuyor. Rus gazeteciler Azerbaycan'ın haklı durumunu önemsemiyor, işgal gerçeğini görmek istemiyor. Rus medyası, Dağlık Karabağ ve Azerbaycan topraklarının işgali konusunda çifte standartlardan vazgeçmeli, gerçekleri yazmalı ve göstermelidir.' diye konuştu.
Patara'nın Kum Tepeleri Turistlere Çöl Deneyimi Yaşatıyor
ANTALYA (AA) - TALİP DEMİRCİ - Antalya'nın Kaş ilçesi sınırlarındaki Patara Plajı, kilometrelerce uzanan eşsiz sahilinin yanı sıra çölleri anımsatan kum tepeleriyle de ziyaretçilerini etkiliyor.Tarihi ve doğal güzellikleriyle her yıl milyonlarca turisti ağırlayan Antalya, ziyaretçilerine şelalelerden, su altı mağaralarına kadar farklı seçenekler sunuyor.Kentte turistlerin en fazla merak ettiği yerlerden biri de Kaş ilçesindeki, Likya Birliği'nin başkenti olan ve tarihi binlerce yıl önceye dayanan Patara Antik Kenti'nin yanındaki kum tepeleri. Antik kentin içinden geçerek kum tepelerine ulaşan tatilciler, benzeri, çöllerde yaşanan tozlu bir yolculuğa çıkıyor. Nesli tükenme tehdidi altındaki caretta carettaların da önemli yuvalama alanlarından olan Patara Plajı'na bakan kum tepelerine uzanan turistler, adeta bir fotoğraf stüdyosuna dönüşen bölgede, eşsiz gün batımını izlemenin keyfini yaşıyor. Atlı ve develi safari turları düzenleniyorYeşilçam'ın birçok filmine de ev sahipliği yapan kum tepelerinde, atlı ve develi safari turlarına da katılan turistler, ardından denize girerek unutulmaz bir gün yaşıyor. İzmir'den tatile gelen Kemal Doyuran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kum tepelerinin çok ilgi çekici olduğunu söyledi.Hayatında ilk defa çölleri andıran bir kum tepesine geldiğini anlatan Doyuran, 'Gün batımını izlemeye geldik. Çok keyifliydi. Bizim için farklı bir deneyim oldu.' dedi.Muğla'dan karavanıyla tatile çıkan Sinem Bahçeci ise herkesin bir kez de olsa Patara kum tepelerini görmesi gerektiğini kaydetti.
Reklam
Dedesi Aliya'nın Fikirleri Yol Göstericisi Oldu
SARAYBOSNA (AA) - ZLATAN KAPİC/ALMİR TERZİC - Bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç'in torunu Nadja Berberovic Dizdarevic, dedesinin fikirlerinin, hayatındaki bir nevi ahlak pusulası olduğunu söyledi.Boşnak liderin vefatının 17. yılı öncesinde AA muhabirine dedesini anlatan Dizdarevic, hayatını dedesinin eserleri ışığında anlamlandırdığını belirterek 'Onun fikirleri bana köklerimi ve kişiliğimi hatırlatıyor. Onlar, hayatımdaki bir tür ahlak pusulası oldu.' dedi.Dedesinin son derece karizmatik, onurlu ve karakterli biri olduğunu anlatan Dizdarevic, 'Aliya İzetbegoviç benim gözümde sadece siyasetçi ya da lider değil. Ben onu her şeyden önce filozof bir aydın olarak görüyorum. Genç yaşından beri özgür ruhlu bir asi ve tutkulu bir okuyucuydu.' diye konuştu.Dizdarevic, Aliya'nın eserlerinin ve hayata dair tutumunun, İslam geleneği ve aynı zamanda Avrupa köklerine dayandığının altını çizerek 'Her ikisi de onun ruhunu ve fikirlerini zenginleştiriyordu. Aliya İzetbegoviç benim için özgür ruh ve düşüncenin sembolüdür.' ifadelerini kullandı.Saraybosna'daki Aliya İzetbegoviç Müzesi'nin müdürlüğünü yapan Dizdarevic, bu yıl da Aliya'nın ölüm yıl dönümü kapsamında bir dizi program tertip ettiklerini; salgın tedbirleri kapsamında bu yıl daha düşük katılımlı bir anma etkinliği ve fotoğraf sergileri yapacaklarını anlattı.'Dedem benim idolüm'Dedesi Aliya'nın, kendisinin idolü olduğunu vurgulayan Dizdarevic, 'Onun torunu olmaktan ve adını taşıyan müzede düzenlenen faaliyetler aracılığıyla hayatını adadığı ahlaki değerleri daha geniş kitlelere duyurabilmekten dolayı da gururluyum.' dedi.Dizdarevic, Aliya İzetbegoviç Müzesi'ni ziyaret edeceklerin, merhum Boşnak liderin sosyal, siyasi ve entelektüel yaşamı hakkında çok daha fazla bilgi edinebileceğini sözlerine ekledi.'Doğu ile Batı arasında denge sağlayan bir lider'Müzede görev yapan tarihçi Admir Lisica da bugünkü jeopolitik dünya ilişkilerine bakıldığında, Aliya İzetbegoviç gibi Doğu ile Batı arasında denge sağlayan liderlerin sayısının çok az olduğunu vurguladı.Aliya'nın diplomasideki ilk adımlarının ne bölge ne de Bosna Hersek kamuoyu tarafından yeterince bilindiğini kaydeden Lisica, Aliya'nın Bosna Hersek'in bağımsız bir ülke olmasından önce Avusturya ve İran, ardından Türkiye ve ABD'ye çok önemli ziyaretler gerçekleştirdiğini ifade etti.Boşnak gençlerin en çok Aliya'nın savaştaki rolüyle yakından ilgilendiğini anlatan Lisica, 'Yurt dışından gelen gençlerimiz burada edindikleri bilgileri yaşadıkları ülkelerde yaşıtlarıyla paylaşıyorlar. Bu, Aliya'nın fikirlerinin gelecek nesillere de aktarılmasında önemli bir husus.' dedi.'Çok mütevazı bir liderdi'Bosna'daki savaşta Müslüman Boşnaklarla aynı safta yer alıp bağımsız Bosna Hersek için hayatını kaybeden Sırp kökenli Cedomir Domuz'un eşi Vesna ise o dönemde tanışma imkanı bulduğu Aliya'nın son derece mütevazı bir lider olduğunu anlattı.Eşinin Müslümanlarla birlikte ülkeyi savunma kararının ardından Cedomir'in Sırp dayısı tarafından evlerinin yıkıldığını söyleyen Vesna Domuz, 'O dönem kalacak yerimiz yoktu. Görüşmeye gittiğim herkes beni saatlerce bekletirken tek bir mektupla yardım istediğim Aliya beni iki gün sonra makamında kabul etmişti.' ifadelerini kullandı.Vesna Domuz, Aliya İzetbegoviç'in hayal ettikleri gerçekleşmiş olsaydı bugün Bosna Hersek'in durumunun çok daha iyi olabileceğini sözlerine ekledi.Bosna Hersek'in Bosanski Samac şehrinde 8 Ağustos 1925'te doğan Aliya İzetbegoviç, 19 Ekim 2003'te Saraybosna'da vefat etti.
Azerbaycan Ordusu "Yenilmez Ermenistan Ordusu" İmajını Yok Etti
BAKÜ (AA) - RUSLAN REHİMOV - Azerbaycan ordusunun topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonda Ermenistan'a vurduğu ağır darbeler, yıllardır oluşturulan 'yenilmez Ermenistan ordusu' imajını yok etti. Operasyonların ilk günlerinde Azerbaycan ordusunu durdurdukları yönünde açıklamalarda bulunan Ermeni yetkililer, artık büyük kayıplar vererek geri çekildiklerini kabul ediyor. Ermenistan tarafı asker kayıplarını yaklaşık 700 olarak gösterse de Azerbaycan güvenlik makamları bu rakamın binlerce olduğunu belirtiyor. Ermeni yetkililerin çatışma alanlarında kalan cesetlerin can kaybı listesine eklenmediği yönündeki açıklamaları da Azerbaycanlı yetkililerin açıklamalarını doğrular nitelikte. Azerbaycan ordusunun yaklaşık 30 yıldır güçlendirilen savunma hatlarını kısa sürede geçmesi, eski Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan'ın adı ile ilişkilendirilen ve 'hiçbir zaman geçilemez' diye nitelendirilen 'Ohanyan hattı'nın da bir efsaneden ibaret olduğunu ortaya koydu.Ermenistan'ın yıllardır oluşturduğu kalınlığı 1 metreyi geçen beton mevziler, mayın tarlaları ve tel örgülerden oluşan hat, Azerbaycan ordusunu durduramadı ve 'daha az can kaybı, daha çok sonuç' ilkesiyle dikkatli hareket eden Azerbaycan askerleri, iki hafta içerisinde yaklaşık 60 yerleşim birimine ve çok sayıda stratejik tepeye bayrak dikti. Erivan yönetimi bazı bölgelerden 'taktik icabı' geri çekildiklerini öne sürse de Ermenistan ordusunun kaçarken bıraktığı çok sayıda silah ve mühimmat, yöneticilerini yalanlıyor. Azerbaycan ordusu, Ermenistan'a ait çalışır durumdaki 36 tankı ve 24 piyade zırhlı aracı ele geçirmiş bulunuyor. Bu tanklardan bazıları Azerbaycan askerlerince Ermenistan'a karşı operasyonlarda kullanılıyor. Ermenistan ordusu, işgal altındaki Dağlık Karabağ ve etrafındaki bölgelere yerleştirdiği tank, zırhlı araç, füze ve topçu bataryalarının büyük kısmını kaybetti. SİHA'lar Azerbaycan'ın başarısında büyük rol oynadıAzerbaycan ordusunun başarısında son dönemlerde Türkiye ve İsrail'den aldığı silahlı insansız hava araçları (SİHA) büyük rol oynadı.Azerbaycan Savunma Bakanlığının operasyon süresince paylaştığı görüntülerde, Ermenistan'a ait çok sayıda tank, zırhlı araç ve ateş noktasının tam isabetle imha edildiği görülüyor.Sadece Türk yapımı SİHA'larla imha edilen Ermenistan tank, zırhlı araç ve füzelerinin maddi değeri 1 milyar doları geçti. Savaş alanları, demir yığını haline gelen Ermenistan ordusuna ait yüzlerle askeri araçla dolu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in verdiği bilgilere göre bugüne kadar imha edilen ve ele geçirilen Ermenistan silahların maliyeti 2 milyar doları aşmış bulunuyor.Azerbaycan Savunma Bakanlığının açıklamalarından derlenen bilgilere göre, 27 Eylül'den 18 Ekim'e kadar Ermenistan'ın yaklaşık 300 tank ve zırhlı aracı, 300'den fazla top ve füze sistemi, yaklaşık 70 hava savunma sistemi, 16 komuta yönetim ve gözlem mıntıkası, 8 mühimmat deposunu, yaklaşık 200 askeri kamyon ve aracı Azerbaycan ordusunca imha edildi.Sivil yerleşim birimlerini hedef alan 2 balistik füze sisteminin ve iki S-300 hava savunma sisteminin nokta atışıyla imha edilmesi de Azerbaycan ordusunun çatışmalarda elde ettiği başarılardan biri olarak gösteriliyor. Çatışmalarda bazı Ermenistan askerleri beyaz bez kaldırarak Azerbaycan ordusuna teslim oldu. Ermenistan yetkilileri, askerlerinin esir olduğunu kabul etseler de esirlerin sayısı ve nerede oldukları konusunda bilgiye sahip olmadıklarını belirtiyor.Azerbaycan ordusunun ilerleyişi sürerken Ermenistan ordusunda firarların arttığı gözlemleniyor. Dağlık Karabağ'ın sözde Ermeni yönetimi, firarları önlemek için bölgeden çıkışlara yasak getirdi. Ermenistan'ın askeri kayıplarının ülke ekonomisini zora sokacağı, çatışmalar bittikten sonra ise siyasi krizlere neden olacağı öngörülüyor.
Reklam
Asırlık Nazmiye Nine Yıllara Meydan Okuyor
DÜZCE (AA) - CEM ALİ KUŞ - Düzce'nin Akçakoca ilçesinde yaşayan ve nüfus kayıtlarına göre 100 yaşında olan Nazmiye Özdemir, fındık ayıklayarak, bağ bahçe işleriyle uğraşarak ve ev işlerinde ailesine yardım ederek adeta gençlere taş çıkartıyor.İlçeye bağlı Ortanca köyünde doğup büyüyen, 7 çocuğu ve 24 torunu olan Özdemir, yaşamında bir asrı geride bıraktı.Nazmiye nine, sağlıklı kalmanın ve uzun yaşamanın sırrını her gün tükettiği yoğurt, su ve doğal yiyeceklerin yanı sıra yemek öğünlerini vaktinde yemesine bağlıyor. Torununun torununu da gören Nazmiye nine, ilerlemiş yaşına rağmen fındık ayıklıyor, bağ bahçe işleriyle uğraşıyor ve ev işlerinde ailesine yardım ediyor.'Halime şükür olsun'Nazmiye Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşini 46 yıl önce kaybettiğini ve çocuklarıyla yaşamını sürdürdüğünü söyledi.Genel anlamda bir şikayetinin bulunmadığını dile getiren Özdemir, 'Sağlık durumum iyi, bir hastalığım yok. Evin önündeki bahçeye iniyorum. Yanıma ziyarete gelenler oluyor ama koronavirüs nedeniyle çok kişi gelmiyor.Halime şükür olsun.' diye konuştu.Özdemir, geçmişte tarlada çalıştıklarını anlatarak, 'Eskiden, köydeyken sırtımızda eve ekmek yapmak için odun getiriyorduk ama çarşıya geldikten sonra getirmedim. O zamanın şartları neyi gerektiriyorsa onları yaptık.' dedi. Kendi yemeğini kendisinin pişirebildiğini belirten Özdemir, 'Her şeyim var. Mecbur kaldığım zaman yemek yapıyorum ama genelde gelinim bana yemek getiriyor. Yoğurt, kahvaltı tarzı şeyler yerim. Genelde yemek seçmem.' ifadesini kullandı.'Her zaman mutlu, enerjik ve kendi halinde'Halit Özdemir de annesinin sağlıklı beslendiğini ve uyku düzenine dikkat ettiğini söyledi. Annesinin yoğurt sevdiğini ve bol su tükettiğini dile getiren Özdemir, 'Yemeğini devamlı zamanında yemeye çalışır. Az yemek yer. Uykusunu güzel uyur, erken yatar. Evde evlatlarından bir sıkıntı görmedi, onu hiç üzmedik. Mutlu olduğu için belki de bir asır yaşadı. Gün içinde evin önüne çıkıyor. Komşularımız yanında oturuyor, halini hatırını soruyorlar.' diye konuştu.Talibe Özdemir ise kayınvalidesinin tarlaya gittiği zaman sebze ve meyvesini kendisi topladığını anlatarak, 'Sabah erken kalkar. Kahvaltısını hazırlar ve devamlı saatinde yemek yer. Devamlı hareket eder ve bir şeylerle uğraşır. Her zaman mutlu, enerjik ve kendi halinde.' dedi.
Gastronomi Şehrinin Keşfedilmemiş Lezzeti: "Patlıcan Böreği"
AFYONKARAHİSAR (AA) - ARİF YAVUZ- Afyonkarahisar'da taş fırında toprak tepside pişirilen ve içerisinde hamur işi olmayan keşfedilmemiş yöresel lezzeti 'patlıcan böreği' damaklarda eşsiz bir tat bırakıyor.Gaziantep ve Hatay'ın ardından UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na dahil olan Afyonkarahisar'ın yöresel lezzeti patlıcan böreği, yapılışının zahmetli olmasının yanı sıra içerisinde hamur bulunmamasıyla dikkati çekiyor.Kızartılmış patlıcan, soğan, yumurta ve kıymanın toprak tepsiye serilerek taş fırında pişirilen patlıcan böreği, üçgen şeklinde kesilerek servis ediliyor. Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı Öğretim Görevlisi Tansu Çelik, AA muhabirine, patlıcan böreğini özel kılan unsurun, Erenler Mahallesi ile Hocalar ilçesinde atalık tohumlardan yetiştirilen ve semt pazarlarında 'kuzu eti' diye satılan lezzetli patlıcanlardan yapılması olduğunu söyledi.Adını böbrek gibi kesilmesinden alıyorKentte çok sayıda patlıcan yemeği bulunduğunu ancak sıra ve davet organizasyonlarının olmazsa olmazının bu börek olduğunu dile getiren Çelik, şöyle konuştu:'Türk mutfağında börek, ince yufkalardan ve sebzelerden oluşan bir hamur işidir. Ancak gastronomi şehri Afyonkarahisar'ın patlıcan böreği ise içerisinde un barındırmayan bileşenlerinde soğan, yumurta ve kıymadan oluşan hafif bir sebze böreğidir. Afyonkarahisar'da bu yemeğe patlıcan böreği denmesinin sebebi de 'börek mantığı' ile düşünülüp kenarları yüksek bir tepsiye harcının yayılması ve fırında pişirilmesinin ardından börek şeklinde kesilerek servis edilmesinden adını alıyor.' Çelik, patlıcan böreğinin coğrafi işaretle tescillenmesi için çalışma yapıldığını da anımsattı. 'Müşterileriden çok güzel geri dönüşler alıyoruz'Şehirde yöresel yemeklerin yapıldığı restoranın sahibi Ayşe Safkurşun ise 'Şehrimize özgü bu yemeğimiz genellikle ara sıcak olarak biliniyor. Restoranımızda bu yemeğimizi sürekli yapıyoruz. İlk defa tadacak müşterilerimiz öncesinde hamur işi şeklinde geleceğini düşünüyor. Daha sonra lezzeti tattıklarında ise müşterilerimizden de çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Hatta bazı insanlardan ilginç bulanlar da oluyor. Tadını beğenenler bazen ellerine aldıkları kağıt ve kalemlerle 'Ayşe hanım lütfen tarifini yazar mısınız?' diye ricada bulunuyor.' yorumunda bulundu.
Yozgatlı Profesör Köy Okullarını Gezip Öğrencileri Motive Ediyor
YOZGAT (AA) - ÖMER ERTUĞRUL - İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi devlet okulunda yatılı olarak okuyan Yozgatlı profesör, tek tek köy okullarını gezerek düzenlediği etkinliklerle yol gösterdiği öğrencileri motive ediyor. Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata, devlete ve millete olan borcunu, kendisi gibi köylerde okuyan öğrencilere yol göstererek ödemek istiyor. Arkadaşlarından, çeşitli derneklerden ve düzenlediği kampanyalarda topladığı kitapları, gittiği okullarda öğrencilere hediye eden Böyükata, köylerin ismine göre, 'Hisarbey'den Farabi çıkabilir', 'Bayındırhüyük'ten Akşemseddin çıkabilir' gibi isimlerle düzenlediği etkinliklerle öğrencileri motive ediyor. Derslerde öğrencilere, bilim ve bilim adamları hakkında bilgi veren Böyükata, öğrencilerin sorularını cevaplıyor. Öğrenciler de köylerinde bir profesörü ağırlamaktan, onunla ders işleyip sohbet etmekten mutluluk duyuyor.Böyükata, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendisinin de köyde doğduğunu, ilkokulu köyde okuduğunu anlatarak, Yozgat'ın Çekerek ilçesine bağlı Bayındırhöyük İmam Hatip Ortaokulunda 'Bayındırhüyük'ten Akşemseddin çıkabilir' etkinliği düzenlediğini söyledi. Ortaokul ve liseyi, 'milletin parasıyla, Pazarören'de devlet okulunda, parasız ve yatılı olarak' okuduğunu anlatan Böyükata, 'Bu nedenle köy okullarından gelen talepleri geri çevirmiyorum. Gittiğim yerlerde Farabi'den, İbn-i Sina'dan, Aziz Sancar gibi bilime öncülük etmiş insanlardan bahsediyoruz. Onların hayatlarından örnekler veriyoruz. Bu da öğrenciler arasında merak uyandırıyor.' dedi. Böyükata, gittikleri yöreden de bahsettiklerini kaydederek, 'Yozgat'ta üst düzey birçok devlet adamımız var. Bulunduğumuz köy, Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay Bey'in doğduğu köy. Bunlar çocuklarımız için birinci derece motivasyon kaynağı oluyor.' ifadelerini kullandı. 'Biz kendi dönemimizde bir profesörle tanışma fırsatı bulamadık'Çekerek Milli Eğitim Müdürü Zeki Akkan da bir öğretim görevlisinin köy, kasaba demeden gelmesinden mutlu olduklarını dile getirdi. Akkan, 'Biz kendi dönemimizde bir profesörle tanışma fırsatı bulamadık. Bizim çocuklarımız eğitimin başında profesörden ders alma, onun deneyimlerinden faydalanma fırsatı buldu. Hocamıza katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Mustafa Bey'i her zaman köyümüzde görmek istiyoruz.' diye konuştu. Bayındırhüyük İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ahmet Erdem ise Prof. Dr. Mustafa Böyükata ile bir etkinlik düzenlediklerini aktardı. Erdem, okulda normal eğitim öğretimin dışında farklı etkinlik düzenlemeyi çok önemsediklerini dile getirerek, şunları kaydetti:'Ben de köyde okudum büyüdüm, ilk defa profesörü üniversitede gördüm, tanıdım, üniversitede dinledim. Bizim öğrencilerimiz 5. sınıfta profesörle ders yapma imkanı buldu. Bu etkinliğin çocukların ufkunu açma adına büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.''Hocamız bize köy okullarından da profesörlerin çıkabileceğini söyledi'Öğrencilerden Meltem Akkan da köylerine ilk defe profesör geldiğini ifade ederek, 'Çok mutlu odum, bize sorular sordu, biz de cevapladık. Aziz Sancar'ı, Akşemseddin'i, bilim insanlarını öğrendik.' dedi. Duygu Geçim de 'Profesör hocamız, bize herkesin bilim insanı olabileceğini söyledi, bize güven verdi. Aziz Sancar köyden çıktı, biz de köy okulunda okuyoruz, biz de profesör olabiliriz.' diye konuştu.Esmanur Karaşahin de profesörle ders yaptıklarını, sohbet ettiklerini aktardı.Karaşahin, 'genelde köy okullarından fazla bir şey çıkmaz' dendiğini anlatarak, 'Hocamız bize köy okullarından da profesörlerin çıkabileceğini söyledi. Bizleri, daha iyi yerlere gelebileceğimiz konusunda motive etti, çok teşekkür ederiz.' ifadelerini kullandı.
Reklam
"Mağara Cami" Tescil Yolunda
MARDİN (AA) - HALİL İBRAHİM SİNCAR - Mardin'in Midyat ilçesinde Anadolu'nun en eski mağara camilerinden biri olarak bilinen Sarıkaya Camisi'nin tescili için çalışma başlatıldı.Sarıkaya Mahallesi'nde kaya oyularak 650'li yıllarda yapıldığı değerlendirilen, bazı duvar ve kolonlarında görülen ancak tam okunamayan kitabelerin yer aldığı caminin restore edilen kitabesinde Abdurrahman Bin Haddad tarafından 1199 yıl önce yapılan restorasyon ile genişletildiği bilgisi yer alıyor.Biri aktif iki mihrabı bulunan tarihi caminin tescil edilmesi için İl Kültür ve Turizm ile Mardin Müzesi müdürlükleri tarafından çalışma yürütülüyor.'Tescil tamamladıktan sonra restorasyon yapılacak' Mardin Müze Müdürü Abdulgani Tarkan, AA muhabirine, Anadolu'nun bilinen en eski camilerinden biri olan Sarıkaya Camisi'nin tescil edilmesini istediklerini söyledi.Camide bulunan kitabelerden birinde hicri 821 yazılı olduğunu dile getiren Tarkan, 'Ancak buna yapı kitabesi diyemiyoruz. Çünkü yapıda daha eski kitabeler de bulunuyor. Muhtemelen bu, onarım, genişletme kitabesi olarak yazılmış. Kitabe kelime-i tevhid ile başlıyor, sonrasında Abdurrahman Bin Haddad tarafından bu mekanın genişletildiği yer alıyor.' dedi.Yapıda iki ayrı mihrap bulunduğunu dile getiren Tarkan, aktif mihrap dışında dışarıda da bir mihrabın bulunduğunu ancak zamanla tahribata uğradığını aktardı.Tarkan, Anadolu'daki nadir kaya ibadethanelerinden biri olan caminin ibadete açık olduğunu anlatarak, 'Tescil işlemleri tamamladıktan sonra restorasyon ve konservasyon çalışmaları yapılacak. Betonarme eklentiler kaldırıldıktan sonra konservasyon çalışmaları tamamlanacak.' diye konuştu.'Anadolu'nun en eski yapılardan biri'Restorasyon çalışmalarında daha eski tarihlere de ulaşabilme ihtimalinin bulunduğuna işaret eden Tarkan, 'Sözlü tarihe göre Emeviler döneminde yapılmış bir cami. 639 yılında Hz. Ömer'in komutanlarından biri olan İyaz bin Ganem'in bölgedeki İslami fetihlerinden sonra dini yapılar yapıldı. Muhtemelen bu yapı 639 yılından sonra yapılmış, Anadolu'nun en eski yapılardan biri.' ifadelerini kullandı.'Ecdadımızın 650'li yıllarda bu topraklarda yaşadığına ve ibadet ettiğine inanıyoruz'İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdulkadir Altay da caminin ibadethane olarak kullanıldığını belirterek, belirli dönemlerde genişletme çalışmaları yapıldığını öğrendiklerini aktardı.'Bu camiye köylüler huzurla gelerek ibadetini yapıyor. Yazın serinlik, kış aylarında ise sıcak bir ortamda, huşu içerisinde ibadetimizi yaptığımız bir yer' diyen Altay, caminin ata yadigarı olduğunu belirtti.Altay, caminin bilinirliğinin artırılması ve restore edilmesi için başlatılan çalışmalardan memnuniyet duyduklarını anlatarak, 'Ecdadımızın 650'li yıllarda bu topraklarda yaşadığına ve bu alanda ibadet ettiğine inanıyoruz.' diye konuştu.Köy muhtarı Mehmet Zeki Tuncer de caminin tescil edilmesi için çalışmalara başlanmasının kendilerini sevindirdiğini aktardı.
Konya'da 3 Mağara Koruma Altına Alındı
ANKARA (AA) - ZEHRA AYDIN TURAPOĞLU - Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Konya'da yürütülen çalışmalar sonucunda pek çok canlıya yaşam alanı oluşturduğu belirlenen 3 mağarayı 'tabiat varlığı' olarak tescil edilerek koruma altına aldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılan çalışmalarla, Türkiye'deki doğal mağaraların jeolojik ve ekolojik özellikleri tespit ediliyor, mağara ekoturizminin potansiyeli artıyor.Turizme açık olup ziyaret edilebilen Karabük Mencilis, Trabzon Çal, Gümüşhane Karaca, Mersin Taşkuyu gibi mağaralar, jeolojik özellikleri bakımından 'dünyada nadir görünen mağaralar' arasında yer alıyor.AA muhabirinin Bakanlıktan aldığı bilgiye göre, Türkiye'de farklı statüler altında korunan ya da henüz koruma altına alınmamış, özellikleri pek fazla bilinmeyen mağaralar bulunuyor.Bakanlık, bu yıl 13 ildeki 62 mağarada araştırma çalışması yürütüyor. Bu çalışmalar sonucunda Konya'daki Güneysınır, Körükini ve Suluin mağaraları 'tabiat varlığı' olarak tescil edilerek koruma altına alındı. Araştırmalar, bu üç mağaranın çok farklı yapıya sahip olduğunu ve pek çok canlıya yaşam alanı oluşturduğunu gösterdi. Güneysınır Mağarası'nda tür tayin çalışmaları devam eden omurgasız canlılar keşfedildiGüneysınır ilçesindeki Güneysınır (Güvercinlik) Mağarası'na 130 metrelik dikey bir inişten geçerek ulaşılıyor. Sadece profesyonel kişilerin iniş yapabileceği mağarada, çok büyük bir galeri bulunuyor.Mağarada yeni tür olma ihtimali yüksek olan ve tür tayin çalışmaları devam eden omurgasız canlılar da keşfedildi.Bakanlıkça 'tabiat varlığı' olarak koruma altına alınan ve araştırmaların devam ettiği Derebucak ilçesindeki Körükini ve Suluin mağaralarında, su samurlarının yaşadığı tespit edildi.
Azerbaycanlı Ressamın En Büyük Hayali Karabağ'da Sergi Açmak
KASTAMONU (AA) - ÖZGÜR ALANTOR - Türkiye başta olmak üzere pek çok yerde resimlerini sergileyen Azerbaycan asıllı Türk vatandaşı ressam Teymur Ağalıoğlu'nun en büyük hayali, Azerbaycan bayrağı dikildikten sonra Karabağ'da resim sergisi açmak. Kastamonu'nun Şenpazar ilçesinde belediyenin ev sahipliğinde Türkiye, Tataristan, Azerbaycan, Bulgaristan, Kırgızistan, Gürcistan, Makedonya ve Rusya'dan 15 ressamın katılımıyla Şenpazar Kızılcasu Uluslararası Resim Çalıştayı gerçekleştirildi. Çalıştaya katılan ressamlardan Ağalıoğlu, AA muhabirine, Türkiye'ye 1991 yılında geldiğini söyledi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye'ye göç ettiğini anlatan Ağalıoğlu, 'O zaman beni İsveç'e sanatçı olarak davet ettiler. Aynı millet iki devlet olduğu için burada kendi kardeşlerim arasında daha rahat edeceğim diye Türkiye'ye yerleştim.' dedi. Azerbaycan'a saldırarak Ermenistan'ın yayılmacı politikayla hareket ettiğini dile getiren Ağalıoğlu, şöyle devam etti: 'Bunu 1. Dünya Savaşı'nda da yaptılar. Nahçıvan ile Azerbaycan bir bütündü. 1. Dünya Savaşı'nda Nahçıvan ile Azerbaycan'ı ayırdılar. Kafalarındaki plan, 'Önce bunları ayıralım, sonra Nahçıvan'ı, ardından Karabağ'ı alırız ve büyük Ermenistan'ı kurarız.' düşüncesiydi. Kafalarındaki plan kursaklarında kaldı. Sovyetler dağıldıktan sonra da Ermenistan, Ruslar'ın yardımı ile Karabağ'a saldırdı. 30 senedir Karabağ ve Karabağ'a sınır olan illeri Ermenistan zapt etti. Bizimkiler 30 senedir bunu barış yoluyla halletmeye çalıştı ama olmadı. Daha önce de Türkiye'nin yardımları oluyordu, şu anda da çok güzel yardımları var. İki devlet tek millet birbirimize yardım ederek bu beladan kurtulacağız.' Kardeşlerinin Azerbaycan'da olduğunu belirten Ağalıoğlu, 'Biri subaydı. Ermenistan ile mücadele ederken gazi oldu. Biri de şu anda albay. Dualarımız Azerbaycan ile. İnşallah kazanacağız, Karabağ bizimdir.' ifadesini kullandı. Ağalıoğlu, bugüne kadar Türkiye ve yurt dışında çok sayıda sergi açtığına işaret ederek, '1981'de Tiflis Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olduktan sonra Tiflis'te, Gürcistan'da birkaç sergi açtım. Türkiye'de 35'ten fazla kişisel sergi açtım. Birçok sergiye resim gönderdim. Müzayedelere resimler veriyorum. En büyük hayalim, Karabağ'a bayrağımızı diktikten sonra orada kişisel sergimi açmak.' diye konuştu.
Reklam
Malatya'dan Avrupa Ülkeleri Ve ABD'ye Dondurulmuş Gıda İhracatı
MALATYA (AA) - Malatya'da Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) desteğiyle 5 ay önce faaliyete geçen fabrikada dondurulan organik ürünler, Avrupa'nın çeşitli ülkeleri ile ABD'ye ihraç ediliyor.Kentte 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) ihracata yönelik faaliyet gösteren, Malatya ile bölge illerden aldığı çeşitli sebze ve meyveleri işleyen fabrika, istihdama ve ülke ekonomisine katkı sağlıyor.İlerleyen yıllarda çiftçilerle anlaşmalı üretim modeline geçmeyi planlayan fabrikayla Malatya ile bölge illerinde sebze ve meyvelerin üretim miktarlarıyla çeşitliliğinin artması bekleniyor.Fabrikanın müdürü Cengizhan Leventoğlu, AA muhabirine, yaklaşık 5 ay önce TKDK katkısıyla fabrikanın 30 milyon liralık yatırımla faaliyete geçtiğini, henüz yüzde 100 kapasiteye ulaşmadıklarını söyledi.Tarımsal ürünleri, yaş meyve ile sebzeyi işleyerek yurt dışına ihraç etmek amacıyla faaliyette olduklarını, biber, brokoli, ıspanak, karnabahar, çilek, nar, portakal, ahududu, karadut gibi birçok ürünü işleyip satacaklarını ifade eden Leventoğlu, 'Yıllık 5 bin tonluk ürün ihracatı ile 30 milyon dolarlık gelir hedefimiz var.' dedi.Çalışan sayısı 500'e kadar çıkıyorFabrikada istihdam edilen işçi sayısının işlenen ürüne göre değişkenlik gösterdiğini, ortalama 250 olan çalışan sayısının 500'e kadar çıkabildiğini dile getiren Leventoğlu, şunları kaydetti:'Şu an fabrikamızda kapya biber işliyoruz. Biberi küp ve şerit şeklinde doğradıktan sonra donduruyoruz. Önümüzdeki süreçte nar, portakal, karnabahar, pırasa gibi ürünleri de işleyerek dondurmayı planlıyoruz. İşlediğimiz çileği Mersin'den getirdik, kapya biber Adana, Hatay ve Kahramanmaraş'tan geldi. Malatya'dan da kapya biber aldık. Önümüzdeki yıl tarım ürünlerinin üretim kısmını Malatya'da tedarik etmeyi planlıyoruz. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile irtibat halindeyiz, önümüzdeki yıl Malatya'da çilek üretim alanı oluşturularak işleyeceğimiz çileği Malatya'daki çiftçilerden tedarik etmeyi planlıyoruz. Biber, pırasa, ıspanak ve brokoli için de aynı şeyleri düşünüyoruz.'Fabrikalarının saatlik ürün dondurma kapasitesinin 5 ton olduğunu ve bu rakamın ürünün çeşidine göre değişiklik gösterdiğini anlatan Leventoğlu, 'Günlük 20 saat çalıştığımızda 100 tonluk ürünü dondurarak depolayabiliriz. Fabrikamız şu an iki vardiya çalışıyor ve biber donduruyoruz. Daha önceden işlediğimiz çilek, soğan ve havuç gibi ürünleri de ihracata hazır hale getiriyoruz. Ürünleri Amerika, İngiltere, Fransa, Belçika gibi ülkelere ihraç ediyoruz.' diye konuştu.'Bölge için alternatif ürünler geliştirilecek'TKDK Malatya İl Koordinatörü Murat Tunç ise kurumlarının çeşitli sektörlerde yapılan yatırımlara yüzde 40-60 arasında hibe desteği verdiğini, ihracata yönelik üretimde bulunan yatırımların önemli olduğunu dile getirdi.Kentte dondurulmuş tarım ürünleri ihraç etmek amacıyla fabrika kuran firmaya da destek verdiklerini aktaran Tunç, şunları kaydetti:'Burası Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde tek ve ilk. Bu nedenle bizim için çok önemli bir tesis. Alternatif ürünlerin geliştirilmesinde, çiftçilerimizin sözleşmeli tarıma geçmesi açısından önemli bir yatırım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın tarıma verdiği önem ile Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli'nin verdiği destekle bu tür yatırımları hayata geçiriyoruz. Birçok alanda yatırım desteklerimiz mevcut. Bu tesisle sadece ilimiz için değil, bölge için alternatif ürünler geliştirilerek, tarımın gelişmesine katkı sunulacağına inanıyoruz. Bu tür tesisler sözleşmeli tarımın gelişmesine de katkıda bulunacak.'
Endonezya'da "Ters Ev" Fotoğraf Meraklılarının Yeni Mekanı Oldu
CAKARTA (AA) - MAHMUT ATANUR - Endonezya’da eşyaların ters monte edilmesiyle oluşturulan Ters Ev, büyük ilgi görüyor.Bandung kentinde 655 metrekarelik bir alana kurulan 'Upside Down World' adlı Ters Ev’de, ev eşya ve gereçlerinin ters monte edilmesiyle sunulan farklı oda dekorasyonları ziyaretçilere farklı bir fotoğraf çekme mekanı sağlıyor. Kente gelen yerli ve yabancı turistlerin yeni uğrak mekanı olması amacıyla 2016’da inşa edilen Ters Ev’de farklı konseptteki odaların girişinde yer alan görselli açıklamaların yanı sıra görevliler de ilginç poz çekimi konusunda yardımcı oluyor.Bilardo ve Hello Kitty gibi çeşitli tema ve tasarımların da yer aldığı Ters Ev’de eğlenceli dakikalar geçiren ziyaretçiler, 'baş aşağı' çekilmiş fotoğraflarını sıklıkla Facebook ve Instagram gibi çeşitli sosyal medya hesaplarında paylaşıyor.İçerisindeki kafeterya ile ziyaretçilerine dinlenme imkanı sunan turistik mekan, isteyenlere çekilmiş fotoğraflarını belirli ücret karşılığında anında basılı olarak verebilme hizmeti de sağlıyor.İşletme görevlisi Ahmed Ramdani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ters Ev’in, farklı fotoğraf çekimi deneyimlemek isteyenler için eşsiz bir mekan haline geldiğini belirterek bölge halkının yanı sıra diğer kentlerden gelen turistlerin için de farklı bir aktivite alanı olduğunu ifade etti.Kullandıkları tüm eşyaların orijinal olduğunu söyleyen Ramdani, Ters Ev’de eşyaların ters yerleştirildiği 15 farklı konseptte oda olduğunu kaydetti.Bogor kentinden gelen ziyaretçi Indah Khairunnisa, 'İnternette Bandung’daki turistik mekanları araştırırken karşıma çıktı. Tasarımıyla baş aşağı duruyormuş gibi fotoğraf çektirmek ziyaretçilere keyifli anlar yaşatıyor.' diye konuştu.Diğer bir ziyaretçi Muhammed Reza da daha önce hiç görmediği ve ilginç fotoğraflar çektirebileceği bir yer olduğu için buraya geldiğini ifade etti.
Reklam
Tek Yumurta İkizi Doktorlar Şifa Dağıtıyor
ADANA (AA) - İSMİHAN ÖZGÜVEN - İlk ve ortaokulun yanı sıra üniversitede de aynı sıraları paylaşan, tek yumurta ikizi Sefa ve Zülfikar Arlıer kardeşler, hekimliklerini de aynı hastanede sürdürüyor.Benzerlikleriyle çoğu zaman doktor arkadaşları ve hastalar tarafından karıştırılan Arlıer kardeşler, görev yaptıkları Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hastalara derman oluyor. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Sefa Arlıer, AA muhabirine, ikiz kardeşiyle aynı hastanede görev yaptığını, bundan da büyük keyif ve mutluluk duyduğunu söyledi.Kardeşiyle ilk ve ortaokulu birlikte okuduklarını, lisede ayrıldıklarını ancak üniversitede buna dayanamayıp birlikte Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandıklarını belirten Arlıer, farklı branşlarda ihtisas yapmanın dışında her şeylerinin birbirine çok benzer olduğunu dile getirdi.Arlıer, tek yumurta ikizi olmaları dolayısıyla özellikle ilkokul yıllarında öğretmen ve arkadaşlarının kendilerini çok fazla karıştırdığını, bu benzerliklerini o dönemde kimi zaman yaramazlık yaptıklarında, 'Ben yapmadım, o yaptı' diyerek karşıdakinin aklını karıştırmak için kullandıklarını anlattı.Artık aynı hastanede farklı branşlarda hastalara şifa dağıtmak için çabaladıklarını aktaran Arlıer, birbirlerini sürekli motive ederek güzel şeyler yapmaya çalıştıklarını ifade etti.Çoğu zaman hastanede arkadaşları ve hastalarının kendilerini karıştırdığını söyleyen Arlıer, 'Aynı şeyleri düşünüyor ve aynı şeylerden hoşlanıyoruz. İkiz olmak özel bir şey. Bu şekilde dünyaya geldiğim için çok mutluyum. Hastalarımız ve arkadaşlarımız bazen bizi karıştırıyorlar. Hastalar gelip, 'hocam size muayene olmuştum.' diyorlar. Hastaya, ben değilim dediğimizde inanmıyor, kimliği gösteriyorum. Kimi zaman kardeşime muayene olmuş kişi bana sonuçları getirip gösteriyor.' diye konuştu.'İlk görenler genellikle ayıramıyorlar'Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnme Merkezi Sorumlusu ve Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Arlıer de kardeşiyle çok uyumlu çalıştıklarını, kimi zaman birbirlerine hasta yönlendirdiklerini kaydetti.Çocuklukta kardeşiyle hep aynı giyindiklerini anlatan Arlıer, farklı kıyafet alındığında olay çıkardıklarını, kimi zaman aynı rüyaları bile görebildiklerini dile getirdi.İlkokul öğretmenlerinin kendilerini sürekli karıştırması nedeniyle tahtaya aynı anda kaldırdığını ifade eden Arlıer, 'Hastanede de uzun bir süre arkadaşlarımız aynı kişi olduğumuzu zannettiler. Kimi zaman Sefa yerine benim yanıma gelip, ona soracakları soruyu sordular, daha sonra alıştılar. Kardeşimin birçok hastası bana gelip randevu almaya, raporunu göstermeye çalıştı. Bazen inanmadılar ve kimliğimi göstermek durumunda kaldım. Çünkü ilk görenler genellikle ayıramıyorlar.' dedi.Ellerinden geldiğince hastalara hizmet etmeye ve şifa olmaya çalıştıklarını vurgulayan Arlıer, hekimlik mesleğini çok sevdiklerini, ellerinden geldiğince hastalara hizmet etmenin gayretinde olduklarını sözlerine ekledi.
Otomotiv Sektörü Pandemide De "Gaz Kesmedi"
İSTANBUL (AA) - ABDULSELAM DURDAK - İstihdam, üretim, ihracat, yan sanayi ve yedek parça gibi farklı kanallar üzerinden ekonominin önemli alanlarından birini oluşturan otomotiv sektörü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında gösterdiği performansla ülke ekonomisinin lokomotifi olmaya devam ediyor. Kovid-19 nedeniyle küresel piyasalardaki dalgalanmaların artırdığı finansal riskler, tedarik zincirlerine ve ihracata yansıyan olumsuz etkiler ve salgınla mücadele tedbirlerinin iç talebe etkileri ülke ekonomilerini zor durumda bıraktı.Özellikle salgının ilk dönemlerinde birçok sektör olumsuz etkilenirken, otomotiv, en fazla etkilenen sektörlerin başında geldi. Otomotiv üreticileri, üretimlerini durdurmak zorunda kaldı. Salgın mart-nisan-mayıs döneminde Avrupa'daki satışlarda büyük kayıplar yaşanmasına neden olurken, Türkiye otomotiv pazarı da salgından olumsuz etkilendi.Kovid-19'un Avrupa'ya kıyasla Türkiye'de daha geç görülmesi, alınan güçlü önlemler ve özellikle ertelenen talepler nedeniyle artan satın alma iştahı gibi nedenler otomotiv satışlarında Türkiye'nin daha güçlü kalmasını sağladı. İhracat tarafında da otomotiv sektörü, ilk şoku atlatmasının ardından güçlü konumunu korumaya devam etti. Ayrıca, kamu bankalarının haziran ayında taşıt kredi faiz oranlarını tarihi düşük seviyelere çekmesi, otomotiv sektöründe de canlanmayı beraberinde getirdi. Otomotiv pazarında yüzde 115,8'lik büyümeAA muhabirinin derlediği verilere göre, gerileyen faiz oranlarının etkisiyle haziranda araç satışları 70 bin 288 adede ulaştı. Temmuzda otomobil ve hafif ticari araç satışı, 87 bin 401 adetle tüm zamanların en yüksek temmuz ayı satış rakamı olarak kayıtlara geçti. Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç pazarı, eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 115,8 büyüyerek 90 bin 619 adetlik satış rakamına ulaştı. Otomobil satışları, 9 aylık dönemde geçen yıla göre yüzde 70 artarak 388 bin 690 adet olurken, hafif ticari araç pazarı da yüzde 99,2 yükselerek 104 bin 931 adede ulaştı. Bu yılın eylül ayı ile geçen yılın aynı ayı değerlendirildiğinde ise otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 115,8'lik büyümeyle 90 bin 619 adet oldu. Bu şimdiye kadarki en yüksek eylül ayı satışı olarak kayıtlara geçti.Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 52 artış gösterdi. Otomobil pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 62,5 ve hafif ticari araç pazarı da yüzde 22,8 büyüdü. Yıl sonunda satışların 700-750 bin adet seviyelerine ulaşması öngörülüyor.Yüzde 15,7 pay ile ihracat sıralamasında ilk sıradaki yerini koruduSatışların yanı sıra ihracatta da tam gaz devam eden otomotiv, ülke ekonomisinin lokomotif sektörü olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, dünya genelinde Kovid-19 salgınının yoğun etkisiyle şubatta düşmeye başlayan ve nisanda 596 milyon 332 bin dolara kadar gerileyen otomotiv ihracatı, bu aydan sonra yükselmeye başladı ve yükseliş serisini ağustosa kadar sürdürdü. Türkiye'nin otomotiv ihracatı, ağustos ayında gerilemesine karşın eylülde tekrar toparlandı ve bu yıl içerisindeki zirvesine ulaştı. Türkiye ihracatının lokomotifi olan otomotiv sektörünün ihracatı, eylülde bir önceki aya göre yüzde 68,7 artarak 2 milyar 605 milyon 33 bin dolara yükseldi. Otomotiv sektörünün ocak-eylül ihracatı ise otomotiv fabrikalarının bakım, onarım faaliyetleri için üretime ara vermesi ve salgının etkisiyle 2019'un aynı dönemine kıyasla yüzde 24 gerileyerek 17,1 milyar dolar oldu. Toplam otomotiv sanayi ihracatı, bu dönemde yüzde 15,7 pay ile ihracat sıralamasında ilk sıradaki yerini korudu. Ülkeler bazında bakıldığında, eylül ayında otomotiv endüstrisinin gerçekleştirdiği ihracatta AB ülkeleri önemli rol oynadı.Salgının en yoğun hissedildiği dönemler sonrası yavaş yavaş normale dönülmesi, ekonomi yönetiminin iş dünyasını destekleyici adımlarıyla sanayinin çarklarının tekrar dönmeye başlaması, ekonominin toparlanma sürecine girmesi ve sanayi tesislerinin üretime kademeli olarak geri dönmesi, otomotiv sektörünün ihracatını olumlu etkileyen başlıca unsurlar arasında yer aldı. Üretim tarafı da olumlu sinyaller veriyorOtomotiv sanayi üretimi de pandemi döneminde görülen yavaşlamadan çıkış sinyalleri verdi. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre, geçen yılın eylül ayında 136 bin 236 adet olan otomotiv üretimi, bu yılın aynı döneminde yüzde 4 artarak 142 bin 129 adet seviyesine yükseldi. Yılın 9 ayında ise toplam üretim, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19 azalarak 854 bin 227 adet, otomobil üretimi de yüzde 18 düşerek 575 bin 761 adet oldu.Otomotiv satış sonrası pazarında satış, üretim ve ihracat artmaya devam ediyor Bu arada, otomotivin önemli bileşenlerinden olan otomotiv satış sonrası pazarında da olumlu gelişmeler yaşandı.Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği'nin ağustos sektörel değerlendirme anketine göre, ay boyunca sektördeki satış oranları ortalama yüzde 10 arttı. Üretici üyeler arasında ağustosta kapasite kullanım oranı ortalaması yüzde 80'e çıkarken, üyelerin ağustos ayındaki ihracatlarında temmuza göre yüzde 7,34'lük artış kaydedildi.İstihdam korunduAnkette, katılımcıların istihdam durumları da mercek altına alındı. Katılımcıların ağırlıklı olarak istihdam oranlarını koruduğu, dağıtıcı üyelerin personel artışının üretici üyelerinin artışının üzerinde olduğu belirlendi. Söz konusu soruya, katılımcıların yüzde 33'ü 'arttı', yaklaşık yüzde 65'i 'değişiklik yok', yüzde 2,4'ü de 'azaldı' yanıtını verdi.Otomotiv sanayisinin, bundan sonraki seyrini küresel pandeminin gidişatı ve ekonomideki gelişmelere göre belirleyeceği öngörülüyor.
Afyonkarahisar'da Otomobiliyle Drift Yapan Sürücüye 6 Bin 141 Lira Ceza
AFYONKARAHİSAR (AA) - Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesinde otomobiliyle drift yapan sürücüye 6 bin 141 lira para cezası verildi.Yakup Şevki Paşa Mahallesi'ndeki kavşakta gece saatlerinde bir otomobilin drift yaptığını gören vatandaşlar, polise ihbarda bulundu.Polis ekiplerince kısa sürede yakalanan otomobilin sürücüsü M.T'ye 6 bin 141 lira para cezası kesildi. Ekipler, M.T.'nin ehliyetine de 2 ay süreyle el koydu.Öte yandan, çevredeki güvenlik kameralarına yansıyan görüntülere, kavşağa giren otomobil sürücüsünün, kavşakta drift yapması yansıdı.
Malezya'da Yeniden Sokağa Çıkma Yasağının Gelmesi İşletme Sahiplerini Sevindirmedi
KUALA LUMPUR (AA) - ÖMER FARUK YILDIZ - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının son bir aydır yoğun artış gösterdiği Malezya'da, virüsün yayılmasını durdurmak için kırmızı bölgelerin olduğu yerlerde yeniden ilan edilen kısmi sokağa çıkma yasağı, işletme sahiplerinin işlerini olumsuz etkiledi.Malezya hükümeti, eylülden bu yana salgının sürekli yayıldığı Sabah ve Selangor eyaletleri ile başkent Kuala Lumpur ve idari başkent Putrajaya'da, 14-27 Ekim tarihlerinde kısmi sokağa çıkma yasağı ilan etti.İlk olarak 18 Mart'ta ilan edilen ve yaklaşık 3 ay süren kısmi sokağa çıkma yasağının bu bölgelerde yeniden uygulanması, Kovid-19 nedeniyle geliri azalan esnafı olumsuz etkiledi.Kısmi sokağa çıkma yasağının uygulandığı 4 bölgeye dışarıdan seyahatlerin yasaklanması üzerine, civar kentlerde ikamet eden ve iş için başkent Kuala Lumpur'a gelen çok sayıda ofis çalışanı işlerine evden devam etmek zorunda kaldı.Yasak kapsamında spor salonu, eğlence merkezi, park ve sinema gibi eğlence sektörüne ait işletmeler 27 Ekim'e kadar kepenk kapatırken restoran ve kafeler ise sınırlı sayıda müşteri şartıyla açık kalmayı sürdürdü.'Batmanın eşiğindeyiz'Kuala Lumpur'da bir restoranın sahibi Dev Ananth, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 Malezya'ya uğradığından bu yana işlerinin sürekli kötüye gittiğini belirterek 'Batmanın eşiğindeyiz' diyebilirim fakat durumun düzeleceğine dair umudumuzu her zaman koruyor ve bizi destekleyen müşterilerimize inancımızı sürdürüyoruz.' dedi.Ananth, son 7 aydır restoranın ortalama gelirinin yüzde 75 ila 80 azaldığını vurgulayarak 'İnternet üzerinden siparişlerimiz arttı fakat bu, bizim için yeterli değil. Sürekli değişen kurallar nedeniyle insanlar restoran ve kafelere gelmeye çekiniyor. Yasağın ilk gününde bir masada iki kişi sınırlaması olduğu açıklanmıştı, bugün ise dört kişinin bir masada oturabileceğini söylüyorlar.' diye konuştu.'Tişört ve akvaryum malzemesi satarak gelir kazanıyoruz'Kafe işletmecisi Jonathan Ong da Kovid-19 salgınının başlangıcından bu yana işlerinin kötü etkilendiğini belirterek 'Kafeye gelen müşterilerin sayısı azalınca alternatif ürün satışlarına başladık. Son birkaç aydır internet üzerinden baskı tişört ve akvaryum malzemeleri satışı yaparak gelirimizi kazanıyoruz.' ifadelerini kullandı.Ong, kısmi sokağa çıkma yasağı başladığından bu yana kafenin günlük müşteri sayısının 10'u bulmadığını söyleyerek 'Bu duruma artık alıştık. Şu an tek güvencemiz internet üzerinden yaptığımız satışlar.' diye konuştu.Kovid-19 tedbirlerinin daha ağır olduğu mart, nisan ve mayıs aylarına kıyasla şimdiki durumlarının daha iyi olduğunu ifade eden Ong, 'İşletmelere olumsuz etkisine rağmen kısmi sokağa çıkma yasağının yeniden uygulanmasını doğru buluyorum. Zira vakaların kontrolden çıktığı şu zamanlarda insanları evde tutmanın başka bir yolu yok.' dedi.'Kafeye gelenlerin sayısı azaldı'Bir diğer kafe çalışanı Hafız Arif Mohd Redza ise kısmi sokağa çıkma yasağının işletmesine çok büyük zararı olmadığını söyledi.Kafede şef olarak çalışan Hafız Arif, 'Biz genellikle internet siparişlerine ağırlık veren bir işletme olduğumuz için son tedbirler bizi çok fazla vurmadı. Sadece kafeye gelenlerin sayısı azaldı.' ifadelerini kullandı.Hafız Arif, Kovid-19'un başlangıcında işsiz kaldığını ve geçinebilmek için kuryelik ve internet üzerinden yemek satmak gibi birçok işi yaptığını belirterek 'Burada birkaç aydır çalışıyorum. İşsizliğin büyük oranda arttığı bir ortamda bu işi bulabildiğim için Allah'a şükrediyorum.' dedi.
Reklam