Orta Doğu‘da ‘En İyi Türk Kadın Oyuncu‘ Seçildi
Arap izleyiciler tarafından ödüle layık görülen Songül Öden heyecanını paylaştı. Orta Doğu'da 'Dramaların Kraliçesi' dalında 'En İyi Türk Kadın Oyuncu' seçilen Songül Öden, ödüle layık görülmenin kendisini çok sevindirdiğini söyledi. Rol aldığı 'Gümüş' dizisinde oynadığı karakterin Müslüman toplumlarında model olarak algılandığına dikkati çeken Öden, 'Müslüman toplumunda insanların bir kadının hem modern hem de Müslüman olabileceğini, hem kendini ifade edip hem de gelenek ve göreneklerine bağlı kalabileceğini gördüler ve bu model onlara iyi geldi” dedi. Dizinin üzerinden yıllar geçmesine karşın Orta Doğu ve Balkan seyircisi tarafından hatırlanmanın mutluluğunu yaşadığını ifade eden Öden, sözlerine şöyle devam etti: 'Geçen sene bir tiyatro oyunuma Filistinli seyirciler geldi. Sadece 'Bir insanı televizyonda gördük, beğendik' değil de onu bütün olarak takip etmek çok farklı bir şey. Lübnan’a gittiğimde kadın hakları için ne yapıyorsunuz diye sordular. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler’in kadına şiddetle ilgili sözcüsü oldum. Gördüm bu sadece meşhur olmak meselesi değil, insanlar size çeşitli anlamlar atfediyorlar ve sorumluluğunuz da çok büyük oluyor. Son olarak Suudi Arabistan’da bir komedi dizisinde yer aldım, bunun yanı sıra Mısır’da çekilen bir uluslararası Ortadoğulu oyuncuların yer aldığı bir projede 12 bölüm oynadım.' Mısır'da bulunduğu set ortamından etkilendiğini, Türkiye'de de benzeri bir ortamın olmasını arzuladığını vurgulayan Öden, 'Türkiye'de yeterli yatırımın yapıldığını düşünmüyorum. Çünkü bu kendi kültürümüzü farklı coğrafyalara tanıtan bir unsur. Son yıllarda yaptığımız diziler sayesinde Türkiye’ye Balkan ve Orta Doğu ülkelerinden çok sayıda turist geldi. Ülkeler arasında ilişkileri etkileyen bir durum, Bu birbirimize kültürel olarak yakın olduğumuz gibi, farklılıklarımızın da bir zenginlik olduğunu keşfettik' diye konuştu. AA
Bakın Bu Zeki Köpek Tavukları Ocaktan Nasıl Çalıyor?
Bu sevimli kardeşin adı Lucy imiş. Sahibi, 'Her gün eve geldiğimde, ocaktaki şeyler eksik oluyordu. Ben de bu olayı çok merak ediyordum. Sonunda fark ettim ki, onları Lucy çalıyormuş.' diyor. Bir kediler, iki köpekler evrimleşerek insanın yerini alacak diye çok korkuyorum bazen (aslında korkmuyorum, keşke dünyayı onlar yönetse). Bu sevimli ve çok zeki köpek de acayip sıcak ocaktan tavukları bakın nasıl aşırıyor?
Sinem Kobal'dan Arda ile İlgili Şok Sözler!
Efsane aşkın akıbeti yavaş yavaş belli oluyor! Geçen hafta medyaya, arkadaşları vasıtasıyla Arda Turan ile ilişkisindeki sorunları aktaran Sinem Kobal, ipleri tamamen kopardı. Ünlü oyuncu, Cuma akşamı arkadaşlarıyla W Lounge isimli mekanda buluştu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Sinem, arkadaşlarına dert yandı. ARTIK ONDAN SOĞUDUM Kobal, ilişkilerinde bir gelecek görmediğini ve yaşananlardan sonra geriye bir dönüş olamayacağını açıkladı. Sabah'ın haberine göre; Kobal, düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi: 'Çok sabrettim ama Arda istediğim gibi biri olamadı. Benim için bu iş bitti. Artık ondan soğudum.'Star Gazete
'Kardeş Payı'ndan İlk Görüntüler
Murat Cemcir ve Ahmet Kural'ın yeni dizisi 'Kardeş Payı' için geri sayım başladı...Ekranların en komik ikilisi Ahmet Kural ve Murat Cemcir 'Kardeş Payı' ile çok yakında Star TV'de seyircisiyle buluşacak. SEVİLEN İKİLİ YİNE BAŞROLDE Yapımcılığını NTC Medya Mehmet Yiğit Alpin üstlendiği, hem senarist hem yönetmen koltuğunda Selçuk Aydemir'in bulunduğu dizinin başrollerini Ahmet Kural, Murat Cemcir, Seda Bakan, Rıza Akın, Ayşe Kökçü, Şinasi Yurtsever, Ali İhsan Varol, İpek Yaylacıoğlu, Berfu Öngören, Korhan Herduran, Nazlı Tosunoğlu, Sadık Gürbüz, Fulden Akyürek paylaşıyor. Dizide Ahmet Kural (Metin) ve Murat Cemcir(Ali) su tesisatçısı, Seda Bakan ise evin geçimini sağlayan akıllı küçük kardeş (Feyyza) karakterine can veriyor. MAHALLE DİZİSİ Mahalle duygusunun yoğun olarak hissedileceği dizide mucit kardeşler Metin ve Ali’nin dünyaya barış ve mutluluk getirecek bir icada imza atmalarıyla hayatları değişecek. KONUSU Senaryosunu Selçuk Aydemir’in kaleme aldığı dizinin konusu ise şöyle;Metin, Ali, Feyyza orta halli bir mahallede büyümüş aynı evde aileleri ile yaşamak zorunda olan üç kardeştir. Koyu Beşiktaşlı emekli mühendis Tahsin, efsane üçlüyü hayatının sonuna kadar yaşatmak için üç çocuk yapıp Metin, Ali ve Feyyaz isimlerini koymaya yeltenir. Üçüncü çocuk kız olunca adı Feyyza olur. Tahsin her yaz Metin ve Ali'yi 'Okumazsan kolunda bir altın bileziğin olsun' gizli tehdidiyle su tesisatçısında çırak olarak çalıştırır, iyi kötü de para kazanınca okumayıp hakikaten tesisatçılık yapmaya başlarlar. Yazları bir yere çırak vermediği tek çocuğu Feyyza ise okur ve şu an evin temel geçim kaynağıdır. Metin ve Ali eve zerre para getirmezler ama 'Dünya'ya barış ve mutluluk getirecek' diye iddia ettikleri bir icada imza atarlar. Kimsenin ciddiye almadığı icadın zamanla gerçekten çalıştığını göstermeleriyle, tüm dengeler değişir.Vatan
Reklam
Adele Rekora Doymuyor!
Piyasaya çıkmasının üzerinden neredeyse üç yıl geçmesine rağmen, Adele’nin 21 isimli albümü satış rekorları kırmaya devam ediyor. Raflarda yerini almasıyla birlikte, iki sene üst üste tüm dünya genelinde en çok satılan albüm unvanını alan '21', 2012 yılında Michael Jackson'ın Thriller albümünü geride bırakarak tüm zamanların en çok satan beş albümü arasına girmişti. Başarıya doymayan albüm şimdi de, dijital ortamda 3 milyonun üzerinde satışa ulaşarak yeni bir rekora imza attı. Milliyet Sanat
Reklam
Reklam
Müşteri Hizmetlerini Aramanın Sinir Harbi Yaşatan 15 Etkisi
Müşteri hizmetlerini aramak için çok düşünmelisiniz. Çünkü bir çok çeşitli engelli aşmanız gerekir. Hat düşmeli, telesekreterin anlattıklarını dinlemeli, anlamazsanız '9' tuşuna basıp tekrar dinlemeli ve yönlendirmelerini doğru uygulamalısınız. Sonunda robotla konuşma sınavını geçip, insanı hakettim demelisiniz. Monoton bir hayatınız varsa hemen bir müşteri temsilcisini arayın. Renkli bir gün sizi bekliyor.
Çin'de İlk Türk Dizisi: Muhteşem Yüzyıl
Çin devlet televizyonu CCTV, Muhteşem Yüzyıl dizisinin yayını için gün sayıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan edinilen bilgiye göre, Muhteşem Yüzyıl dizisinin Çince dublaj ve alt yazı çalışmalarında son aşamaya gelindi. Bakanlığın Pekin Müşaviri İlknur Yiğit tarafından yapılan açıklamada, CCTV'nin izleyici kitlesinin yüz milyonları bulduğuna işaret edildi.Açıklamasında proje üzerinde yıllardır çaba sarf ettiğini vurgulayan İlknur Yiğit, “Sonunda başardık. Türkiye 'yi her kesimdeki Çinlilere tanıtmak için çok büyük bir fırsat yakalandı' dedi. Dizi ile Türkiye'ye ilginin artması beklediklerini ifade eden Yiğit şunları kaydetti: 'Çin'de televizyonlarda yabancı dizi gösterim kotası ve ayrıca sıkı sansür uygulaması var. Tüm bunları aştık. Çok önemli bir tanıtım fırsatı olacak. CCTV ile dizi filmin tanıtım promosyonlarına başlıyoruz.' (DHA)
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Reklam
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 11 Videosu
Geçtiğimiz haftanın en beğenilen, en dikkat çeken, en komik ve ilginç videoları işte burada. İyi seyirler...Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanmakta fayda var.
Köpekler, Görme Engelliler İçin Neden En Uygun Hayvandır?
Çünkü ördek çok geveze bir hayvandır. Eşeği toplu taşıma araçlarına bindiremezsiniz, meşhur inadından dolayı. Koyun her yere pisleyebilir. Boğa fazlasıyla sinirli ve büyük... Ülkemizde pek yaygın olmamasına rağmen bilindiği üzere görme engellilere köpekler rehberlik yapmaktadır. Norveç Görme Engelliler Derneği bu konuyla alakalı olarak, köpeklerin görme engelli insanlara neden en uygun hayvan olduğuna dair süper bir reklam filmi çekmiş. İzliyoruz
Reklam
Irina Shayk Katalog Çekiminde!
Cristiano Ronaldo'nun sevgilisi seksi manken Irina Shayk, Karayiplerdeki katalog çekiminde güzelliğiyle yine büyüledi...
Herkes Bir Çalışırken Ben On Çalışıyorum
İnternete Mahir İpek yazınca çıkan ilk ayrıntı halk ozanı İsmail İpek’in oğlu olduğu. Onun için oyunculuk macerasından önce müzikle dolu çocukluğunu konuşuyoruz, sıcak detaylar çıkıyor. Mesela en büyük keyfi Aşık Mahsuni’yi telefonla arayıp işletmekmiş. Babanız halk ozanı. Onun türkülerini dinleyerek mi büyüdünüz? Biraz öyle, biraz da yasaklarla, darbe döneminin baskılarıyla geçen bir çocukluğum oldu. Tuhaf tabii… O zamanlar hayat hep böyle gidecekmiş gibi geliyordu. Babam söylediği türküler, hayata bakışı ya da tercihlerinden dolayı dönemin darbeci zihniyeti tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Sık sık başı belaya giriyordu. Gözaltıları, tutuklamalar... Çocukluğum bunların arasında geçti. Zaman zaman hapishane ziyaretlerine gidiyorduk. Dışarıda olduğu dönemlerde de pek karşılaşamıyorduk. Yurtdışı konserleri oluyordu. Sizi götürüyor muydu yanında? Hayır. O zamanlar halk ozanlığının çok kabul gördüğü, popüler olduğu dönemdi. Babam, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Selda o dönemin önde gelen ozanlarıydı. O yüzden yoğun bir trafik içinde yaşardı. Evimize hoş ziyaretler olurdu. Âşık Mahzuni gelip gidermiş, doğru mu? Tabii. O zamanlar cep telefonu yok ya, en büyük keyfim Mahsuni amcayı evden arayıp işletmekti. Rahmetli de her seferinde tongaya düşerdi. Telefon paranızı ödememişsiniz. Bu konuşmadan sonra telefonuz kesilecek, derdim. Delirirdi: ‘Ali’ye verdim, yatıracaktı, nasıl yatırmadı?’ Sonrasında ‘Ulan beni yine kandırdın, üçkâğıtçı!’ derdi. Müthiş keyifliydi... Her seferinde inanması beni daha da eğlendiriyordu. Ozanların gelip gittiği evde keyifli müzik ortamı vardır. Gecekondu mahallesinde oturuyorduk, Bedia Akartürk gibi popüler isimler uğrardı. Tek kanallı dönem… Cumhurbaşkanı gelince sokaklarda karşılama töreni olur ya, aynen öyleydi. İnsanlar onları görmeye gelirdi, ev kalabalık olurdu. Adeta konser havası esiyordu. Böyle bir ortamda neden müziğe yönelmediniz? Abim söyler çalar, bağlama-nota hocalığı yapar. Amerika’da yaşayan kız kardeşim muazzam bir sese sahip, öbür ablam da öyle. Küçük olarak kendimi hep kenara ittim. Babam sesimi yıllar sonra tiyatroda duydu, “Oğlum, sende de ses varmış. Niye böyle sakladın.” demişti. Çocukken kalabalığın içinde çok çabuk iletişim kurabilen biri değildim. Hâlâ da öyleyim. Bir ortamda pat diye kendi varlığımı ortaya koyamam. İlk tanıyanlar soğuk, soluk algılar, sonrasında öyle değilmişsin, derler. Kapalı Mahir nasıl açıldı, oyunculuğa yöneldi? O da ilginç. Lise yıllarında bir şey olmak gibi bir niyetim yoktu. Üniversiteye hazırlıklar başlamış, biri uluslararası ilişkiler, tıp okuyacağım diyordu. Hiçbiri beni çekmiyordu. Bir şeye yönelemedim, durdum. Okuldan soğumaya başladığım sıralarda edebiyat hocam, “6. sınıflar tiyatro yapacak. Erkek sayısı az. Sizin sınıftan var mı orada oynayacak.” dedi. Hiç oralı olmadım. Sınıftakiler bastırdı, hocam ısrar etti, gittim. İlk provada piyesin ilk cümlesini okurken işin keyfine vardım. O provadan ne istediği bilen biri olarak çıktım. Sonra tiyatro kurslarına gittim, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ankara ile doğunun harmanlanmış bir şivesi vardı bende. Onu düzelttim. Bir insan bir çalışıyorsa, ben on çalıştım. O günden itibaren hedeflediğim şeylerin büyük çoğunluğu oldu. Halk Oyuncuları tiyatrosunda ilk profesyonel oyunumu oynadım, Anadolu Sanat Merkezi’nde çalıştım. Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST) geçişiniz nasıl oldu? 1991’de Ayak Takımı’nı izlemiştim. Tiyatronun girişinde oyuncuların fotoğrafları vardı. Arkadaşlarıma demiştim ki, en geç bir yıl içinde benim de fotoğrafım burada olacak. Bir yıl sonra fotoğrafım orada vardı. Hep böyle hırslı mıydınız? Hırsı sevmem. Bu tip şeylerin çalışmayla olacağına inanan biriyim. Gerçekten çok çalıştım. AST’ye gidip ‘merhaba ben oyuncuyum’ deyince almıyorlar. Profesyonel tiyatro yapmama rağmen sıfıra döndüm, tiyatronun sınavlarına girdim, yeniden eğitim aldım. Kurs bitmeden beni oyuncu ekibine dâhil ettiler. Demet Akbağ ile Hükümet Kadın filminde Partiye yaslanmış tiyatro değiliz Türkiye’de politik tiyatro yapan ekiplerin sayısı neden bu kadar az? Son 30 yılda politik tiyatro yapan isimlere bakın, hep aynı isimler. Neden yeni isim çıkmıyor, bilemiyorum. Politik tiyatro deyince akla sağ-sol karşılaştırması, slogancı tiyatro algısı geliyor ama böyle bir durum yok. Bunlar politiktir ve politik tiyatro yapıyor diye ayırmak istemiyorum. Shakespeare de politiktir, bu politikadan ne anladığınızla ilgili bir şey. Macbeth’le bugünün dünyasına bir şey gönderebilirsin. Politik tiyatro yapmıyorum diyen bunu derken politika yapıyordur. Son dönemde revaçta olan ‘in your face’ akımıyla yapılan tiyatrolar da politik. Siyasi ile politiği ayırmak lazım. Biz siyasi değil, politik tiyatro yapıyoruz. Bir partinin arkasına yaslanmış, onun ideolojisini sahneye getirmiş bir tiyatro da değiliz. Kültür Bakanlığı tiyatrolara destek verirken ‘aileye uygunluk’ şartı getirdi. Ne dersiniz? Sanat, sonsuz özgürlüklerin içinde olmalı. Sanatı bu anlamda kısıtlarsanız, onu köreltir ve yok edersiniz. İpin ucu kaçırılmış şeyler yapılsın. İnsanları tahrik eden, olaylar çıkaracak şeyler yapılsın, demiyorum. Devlet yardımı insanların vergilerinden ayrılan fonlardan oluşuyor. Dünyanın her yerinde olan bir şey. Yaptığı tiyatroyu ya da içeriğini beğenmeyerek destek vermiyorum demek işi siyasallaştırır. Şu an ne kadar siyasi? AST olarak biz destek alamadık, 9. maddeden dolayı. Açtık, baktık. Tiyatroda süreklilik şartı var. 50 yıldır devam ediyoruz. Salonun olması zorunluluğu. 50 yıldır aynı salondayız. Personel bulundurma şartı var. Bizim de personellerimiz var. Bu maddeden dolayı yardım alamamak bizi çok şaşırttı, Türkiye’de sanatın geleceği adına üzüldüm. Bu hatanın önümüzdeki yıllarda düzeltileceğini umut ediyorum. Bu maddeden dolayı yardım alacak birkaç tiyatrodan biriyiz. 50. yılına giren tiyatromuz başka bir ülkede olsaydı, değil devlet desteği, koruma altına alınırdı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Halktan Biri oyununda Dört gün İstanbul’da yaşıyorum, üç gün Ankara’da Bütün aileniz müzikle haşir neşir. Siz hangi enstrümanları çalabiliyorsunuz? Amatör düzeyde bağlama çalarım. Telli çalgıları ufaktan tıngırdatırım ama hiçbir zaman profesyonel seviyeye taşımadım. Kendi kendime çalar, söylerim. Babamın karşısında söyleyemem, utanırım. Birinizin çalıp birinizin söylediği olmadı mı hiç? Valla yapmadık. Birgün televizyon programına çıktık, söyle diye ısrar ettiler. Babamın parçalarını da söyleyemedim. Evdekiler çok iyi olduğu için ben de varım diyemedim. Kalkıp öyle bir ligde yarışmak doğru olmaz. Maraş doğumlusunuz. Maraş katliamının ailenize yansıması nasıl oldu? O zaman Ankara’daydık. 7-8 yaşlarındaydım. Çok hüzünlü bir dönem. Birçok akrabamız orada yaşıyordu, katliamın mağduru oldu. Etkisi evden uzun süre gitmedi. Hatırlıyorum, sağ kurtulanlardan evimize gelenler olmuştu. Kulak misafiri olduk, belli bir yaşa geldikten sonra olayın şiddetini anlamaya başlıyorsun. Hâlâ sorumluları tam olarak ortaya çıkarılmış değil. Aileden size miras kalan neler var? İsmail İpek’in oğlu olduğum için hep gurur duydum. Bende insani ilişkiler birinci dereceden akrabalıkla ilgili değildir. Bir insanı akrabam olduğu için sevmem. Annem, babam bile olsa. Babamı duruşuyla, özverisiyle, tavrıyla doğru bir adam olduğu için seviyorum. Bizi de doğruluk ve dürüstlük üzerine yetiştirdi. Eve dair alınacak kararlarda ‘böyle bir şey var, ne dersin?’ diye bana danıştığı çok olmuştur. Ekonomik durumumuz pek iyi değildi. Kız kardeşime mont alınacağı zaman toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Sizin çocuğunuzla olan ilişkiniz nasıl? Benziyor. Evde oğlum, annesi ve ben bütün kararları beraber alırız. Olumsuzsa ikna ederiz. Oğlum inanılmaz yaratıcı. Sanata çok düşkün. Resim çiziyor, filmler çekiyor, program indirip montajını yapıyor. 11 yaşında. İnanamıyorum. Aileniz Ankara’da mı, İstanbul’da mı? İstanbul’da yaşıyoruz. Haftada üç gün tiyatro için Ankara’ya gidiyorum. Anne-babam Ankara’da. Bazen onlarda kalıyorum, bazen AST’nin yönetimindeki arkadaşlarda. Ömrünüz yollarda mı geçecek böyle? AST’nin Ankara’da yaşaması gerekiyor. Orada doğdum, büyüdüm diyebilirim. Ustalarımızdan devraldık, bir şekilde yönetim kurulu üyeliği yapıyoruz. Biraz yorucu bir hayat ama tiyatronun içinde olmak, merdivenlerinden aşağı inip problemleriyle boğuşmak beni mutlu ediyor. Yıllardır İstanbul’dayım ama Ankara’ya karşı zaafım var. Bir kente aidiyet diyorsanız, orası Ankara’dır. AYHAN HÜLAGÜ
Amerikan Dizisine Türk Oyuncu!
Türk dizileri Asya, Avrupa ve Afrika'ya ihraç edilirken, oyuncular da gözlerini dünyanın her yerinden milyonlarca izleyiciye ulaşan Amerikan dizilerine dikti. Broadway'de aldığı rolle adından söz ettiren Esin Varan, en iyi televizyon dizisi dahil birçok Altın Küre'nin sahibi 'Homeland'de rol alacak. Varan, Showtime kanalının haftalık ortalama 4.4 milyon izleyicisi bulunan dizisinde Ortadoğulu bir mülteciyi canlandıran rolüyle birkaç hafta misafir oyuncu olarak ekranlarda boy gösterecek. AA muhabiri Tuğba Özgür Durmaz'a açıklama yapan Varan, uzun zamandır sahnenin yanı sıra ekranlarda da ye almak için uğraştığını belirtti. Dünyanın en çok izlenen dizilerinden Homeland'de seçmeleri kazandığı için çok mutlu olduğunu söyleyen Varan, Türkiye'de de izleyicisi bulunan dizideki çekimlerinin mart ayından itibaren başlayacağını bildirdi. Varan, Amerika'daki oyunculuk serüvenine ilişkin ise şunları dile getirdi: 'Orada kalmak çok zor. Bambaşka bir kültürde bu işi yapmak kolay değil ve insanlar bir süre orada yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönünce işlerin çok daha kolay yürüyeceğini düşünüyorlar. Burada ünlü olmak ve çevre edinmek daha kolay. Orada ben gerçekten çok zorlandım, Amerikalı bir çabalıyorsa senin on çabalaman ve her zaman bir adım önde olman lazım. Sanırım insanlar uğraşmak istemiyorlar ya da umduklarını bulamıyorlar. Ama benim hedefim yurt dışında devamlılığı olan bir başarı elde edebilmek.' 'İşin mayası inanma' Varan, 'başarılı olabilmek için işin mayası kesinlikle inanma ve çabalamak' olduğunu da vurgulayarak, inanan kişinin daha çok çabaladığını ve başardığını söyledi. New York Theatre Academy'e girmek istediğinde '130 yıldır kimse girmemiş sen mi gireceksin' denildiğini aktaran Varan, 'Bana güvenen arkadaşlarım bile bu şüpheyi barındırıyordu ama ben bunları hiç düşünmedim. Ben neyi başarmayı istediğimi biliyordum. Hedeflerimle oraya gittim ve inandım' diye konuştu. Varan, yaklaşık on senedir tiyatroyla uğraştığını, Türkiye'de de bazı özel tiyatrolarda ve bir dizide küçük bir rol aldığını anlattı. Haber Türk
Reklam