Kütahya Çinisi 'UNESCO' Yolunda
Osmanlı döneminde 16'ncı yüzyılda zirvesine ulaşan Türk çiniciliğinin en önemli merkezlerinden Kütahya'daki bu mirasın uluslararası alana taşınması için çalışma başlatıldı.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahya Çiniciler Odası iş birliğinde, geleneksel el sanatları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıldır cami, saray, kervansaray gibi mekanları süsleyen Kütahya çinilerinin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınması amacıyla müracaat edildi.Kütahya Çiniciler Odası Başkanı Sadık Erilbaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iki yıldır yürüttükleri çalışmada önemli bir aşamaya geldiklerini söyledi.Bakanlık ile UNESCO'ya başvurduklarını anlatan Erilbaylı, 'İnşallah gelecek yıl Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine Kütahya çiniciliği de eklenecek. Kütahya'da 600 yıllık bir el sanatını yaşatmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz' dedi.Erilbaylı Kütahya'da, bakanlıkça onaylanan 417 çini atölyesi ile bu alanda 53 sanatçı, 826 usta bulunduğu bilgisini verdi. Evlerinde uğraşanlarla yaklaşık 6 bin kişinin çinicilik sektöründe çalıştığını dile getiren Erilbaylı, şöyle konuştu:'Bütün dünyanın camilerini, mabetlerini ve saraylarını süslemeye devam ediyoruz. Bunların yanı sıra bazı sorunlarımız da bulunuyor. Ürettiğimiz çinileri gerçek değerinde satamıyoruz, bunları bir çatı altında toplayamıyoruz. Bununla ilgili de çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca enerji ve istihdam desteğinin verilmesini istiyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde el sanatlarında katma değer vergisi oranı yüzde 1, bizde ise yüzde 18. Bunun yüzde 5'e çekilmesiyle ilgili olarak Maliye Bakanlığımıza da müracaatımızı yaptık, son aşamasına kadar geldik. Allah'ın izniyle bundan da sonuç alacağımıza inanıyoruz.'Çin malı çini ürünlerinin Türkiye pazarında yoğun olarak görüldüğünü vurgulayan Erilbaylı, Kütahya çinisi satın almak isteyenlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini belirtti.Kütahya çiniciliğinin 'yaşayan insan hazinesi'UNESCO'nun 2009 yılında 'yaşayan insan hazinesi' seçtiği çini sanatçısı Mehmet Gürsoy ise 40 yıldır bu işin içinde olduğunu bildirdi.Bu sanata, 16'ncı yüzyılda zirvede olan Türk çiniciliğinin 17'nci asrın başlarında devletin taleplerinin azalması gerekçesiyle gerilemeye başlamasından dolayı adım attığına değinen Gürsoy, 'Dünyada bütün müze, saray ve camileri eski ustaların yaptıkları eserler süslüyor. Maalesef günümüzde bu canım eserler üretilemiyordu. İşte bunların unutulmaması için bu sanata başladım. 2009 yılında da UNESCO ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmalarımın değerlendirilmesi sonucu beni miras taşıyıcı olarak kabul etti' ifadesini kullandı.AA
20. Yüzyılın Okunması Gereken 50 Romanı
Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder. Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır. 1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu. 2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar. 3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır. 4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur. 5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır. 6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır. 7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır. 8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder. 9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir. 10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker. 11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır. 12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır. 13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor. 14. Yabancı (1942) – Albert Camus Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır. 15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur. 16. 1984 (1949) – George Orwell 1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır. 1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır. 18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir. 19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır. 20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler. 21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir. 22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir. 23. Gece (1958) – Elie Wiesel Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir. 24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir. 25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır. 26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir. 27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir. 28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır. 29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler. 30. Herzog (1964) – Saul Bellow Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar. 31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir. 32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır. 33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir. 34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır. 35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir. 36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer. 37. The Color Purple (1982) – Alice Walker Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor. 38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar. 39. Watchmen (1986) – Alan Moore Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır. 40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır. 41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin 1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır. 42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır. 43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür. 44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir. 45. Life After God (1994) – Douglas Coupland Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır. 46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar. 47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır 48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır. 49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir. 50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır. Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır. (Onlineaccredittedegrees) | Notosoloji
Tesla'nın Yeni Filmi 2016'da Geliyor
Hepimiz teknolojiyi sever, ilgi duyarız. İşte o teknoloji, zaman içinde şekillenerek, gelişerek bugün bizlere aklımızın alamayacağı, binbir çeşit şey sunuyorsa, bunu temellerini oluşturan en önemli isimlerden biri de Nicola Tesla'dır. Yaşadığı dönemde gereken ilgi ve desteği göremeyen Tesla, beyaz perdeye taşınarak aslında ne kadar önemli bir kişilik olduğunu bilmeyenlere gösterecek.Film genel olarak henüz yetişkinliğinin başlarında olan Tesla'nın 1886'da Amerika'ya yaptığı yolculuğu eşsiz bir şekilde tasvir ediyor. Film Tesla'nın Thomas Edison, George Westinghouse, Guglielmo Marconi, Albert Einstein, Charles Luciano, J.P. Morgan, Mark Twain, J. Edgar Hoover ve Nazi Almanyasından Heinrich Himmler gibi tarihin en önemli ve tartışmalı isimlerinden olan pek çok kişi ile ilişkilerine ve etkileşimlerine değinilecek.
Emel Kurhan | Dört Mevsim Yalnızlık Sergisi
İstanbul’un en hareketli, en renkli mahallelerinden birinin, Galata’nın yan sokaklarından birinde eski bir apartmanın ikinci katında misafirliğe davetlisiniz. Emel Kurhan’ın İstanbul’daki dördüncü kişisel sergisi sizi günümüzün belki de en büyük çelişkisini, hem yalnızlık korkusu hem de içine kapanma duygularını aynı anda yaşayan birinin evinde sizi bekliyor. Dört Mevsim Yanızlık başlığı sizi korkutmasın, sergiyi gezdikten içinizi melankoliden çok umut duygusu kaplayacak ve yüzünüzde bir gülümsemeyle çıkacaksınız. Sergiyi 4 Nisan’a kadar Öktem & Aykut’da görebilirsiniz.
Elnur Hüseynov, Eurovision'da Azerbaycan'ı Temsil Edecek
'O Ses Türkiye' yarışmasının birincisi Elnur Hüseynov, Azerbaycan'ı Eurovision'da temsil edecek. 'O Ses Türkiye'nin Azerbaycanlı birincisi Elnur Hüseynov'un Eurovision'da ülkesini temsil edeceği bildirildi. Konuya ilişkin Azerbaycan İctimai Televizyonu'ndan (İTV) yapılan açıklamada, Eurovision şarkı yarışmasında ülkeyi Elnur Hüseynov'un temsil edeceği vurgulandı. Daha önce de temsil ettiHüseynov'un söz konusu yarışmada 'Hour of the Wolf' şarkısını seslendireceğini belirten İTV, daha önce de sanatçının Eurovision'da Azerbaycan'ı temsil ettiğini de hatırlattı.Elnur Hüseynov performansı ile 18 Şubat'ta seyircilerden 1 milyonun üzerinde SMS oyu toplayıp 'O Ses Türkiye' yarışmasının birincisi olmuştu.CHA
Ghostbusters’a Yeni Bir Film Daha Geliyor
1984 ve 89 yıllarında vizyona giren 2 Ghostbusters / Hayalet Avcıları filminden sonra hayranları bir yenisini beklese de sonuçsuz kalmıştı. Birkaç senedir etrafta dolaşan Ghostbusters 3 dedikoduları önce yalanlanmış, ardından da yine bitmek bilmeyen bir senaryo yaratım sürecine girilmişti.Herkes özellikle geçtiğimiz sene Hayalet Avcıları 3’ü beklerken resmen ters köşe yapılmış ve bu sene başında tamamı kadın oyunculardan oluşan Ghostbusters filmi duyurulmuştu. Yönetmen koltuğunda Paul Feig’in oturduğu filmin kadrosunda Melissa McCarthy, Kristen Wiig, Leslie Jones ve Kate McKinnon bulunuyor.Filmin heyecanı daha tazeyken şimdi yeni bir Ghostbusters filmi ile ilglili bilgiler geldi. Sony’nin yeni kurduğu Ghost Corps firması, bu sefer de erkeklerden oluşan bir Ghostbusters filminin yapımına başladı. Paul Feig’in çekeceği filmden bağımsız olacak yapımın daha şimdiden yapım kadrosu oldukça başarılı gözüküyor.Iron Man 3 ve Mission Impossible 5 gibi filmlerin senaristliğini yapan Drew Pearce’ın kaleme alacağı yeni Ghostbusters filminin yönetmen koltuğunda Joe ve Anthony Russo kardeşler oturacak. Russo kardeşler, son olarak Captain America: The Winter Soldier filmini çekmişti. Şu sıralar ise merakla beklenen Captain America: Civil War’un hazırlığı içerisindeler. Muhtemelen sonraki projeleri ise yeni Ghostbusters filmi olacak.Kadroda bir diğer önemli isimse Channing Tatum. Tatum’un filmin yapımcıları arasında yer aldığı belirtelim. Ancak Tatum aynı zamanda filmde önemli karakterlerden birisini de oynayacak. Bugün çıkan haberlerde ise ikinci oyuncunun Chris Pratt olabileceği belirtiliyor. Guardians of the Galaxy ile yıldızı parlayan Pratt, Jurassic World ile bu sene beyazperdeye tekrar konuk olacak ki ismi son dönemde Indiana Jones filmi ile de geçiyor.Ghostbusters’ın yeni filminin bu yapım kadrosunu, en azından Chris Pratt haricinde doğru olduğunu Drew Pearce, Twitter hesabından doğruları. Sony henüz resmi açıklamayı yapmasa da senaryonun ve kadronun biraz daha şekillendikten sonra duyurunun yapılacağını tahmin ediyoruz. Bu film ve kadınlardan oluşan Ghostbusters filminin yeni haberleri geldikçe aktarmaya devam edeceğiz.Süper Karga
Reklam
Sıradan Nesneler Kullanarak Süper Yaratıcı Çizimler Yapan Sanatçıdan 20 Başarılı Çalışma
Yaratıcılıkta sınır tanımayan bu sanatçının ismi Christoph Niemann. New York Times ve diğer prestijli gazetelere, dergilere ciddi çizimler yapmanın yanında, eğlence amacıyla günlük, sıradan nesneleri kullanarak böyle yaratıcı şeyler de ortaya çıkarıyor. Niemann bu tarz çalışmalarına 'Pazar Eskizleri' adını vermiş. Bu çalışmalarını da, Times ve New Yorker için çizdiği ciddi, politik karikatürlerinden ayırt etmiyor. Bu tür çizimin önde gelen diğer isimleriyse  Javier Perez ve Gilbert Legrand.Niemann'ın çizimlerini sevdiyseniz, Instagram hesabından diğer işlerine de göz atabilirsiniz.
Altyazı Sevenlerin Bile Dublajlısını Gönül Rahatlığıyla İzleyebileceği 10 Film
‘’Edriiiınnnn’’ diye konuşulamayacak derecede dağılmış ağızla konuşan Rocky Balboa’yı unutmak mümkün müdür? Bilgisayar çağı Türkiye’de yeni yeni başlarken TV’nin önüne geçip merakla beklediğimiz, bu kadar unutamadığımız bir film yoktur galiba. Rocky’nin o eşsiz dublajlı sesini hatırladıkça gidip izleyesim geliyor. Aranızda eski diye izlemeyenler varsa bir an önce izleme listesinin en üstüne koysun.   Filmden Türkçe dublajlı bir kesiti buraya tıklayarak izleyebilirsiniz
Reklam
"Türkiye'de Gişe Filmleri Ortalamanın Altında Zekaya Hitap Ediyor"
20. Türk-Alman Film Festivali kapsamında onur ödülü alan ünlü aktör Şener Şen ile Uğur Yücel festivalin ikinci gününde seyirci ile buluştuAlmanya’nın Nürnberg kentinde devam eden 20. Türk-Alman Film Festivali kapsamında onur ödülü alan ünlü aktör Şener Şen ile Uğur Yücel festivalin ikinci gününde gösterilen “Muhsin Bey“ filminin ardından seyirci ile buluştu.Söyleşiyi Türk-Alman Film Festivali Başkanı Adil Kaya yönetti. Adil Kaya, Şener Şen’e “1992 yıllarında Türkiye ’de seyirci sayısı 5-6 milyon iken bu sayı son yıllarda 60 milyonu buldu. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?” sorusunu yönetti. Şen Türkiye’nin hiçbir kurala girilmediğini, farklı bir millet olduğumuzu belirterek “Türk insanı filmlerde kendine ait hikâyeler buluyor” dedi.Taner Tüzün 'ün DHA'da yer alan haberine göre, Uğur Yücel ise Türk sineması neden uluslararası alanda daha fazla ilerleyemiyor sorusuna ise “İnsanların seviyesi algılaması, yani her anlamda edebiyat okuması sanata bakışı, müzikalitesi ne yazık ki çok ortalamanın altında. Dolayısıyla gişe yapan filmler hep ortalamanın altında zekaya hitap eden işler. Dolayısıyla burada nitelikli, seyirci, biz bunları reddediyoruz bizim sinemamız gelsin diye bir talep yaratmıyor. Bunu yapan yazarları dürtmüyor bu tavır” diye cevap verdi.Seyirciler Şener Şen’in ailesine ait bir bilgileri olmadığını, eşini çocuklarını hiç görmediklerini ve ailevi durumunu sorunca Şen “17 yıldır dulum, bir çocuğum var. Bir kızım var. Bitti” diye yanıt verdi.Seyirciler arasında bulunan Nürnberg Başkonsolosu Asip Kaya, görev bölgesinde 160 bin Türk’ün yaşadığını, daha büyük çapta festivallerin olması gerektiğini ve Türk sinemasının dünyada pek yer bulamadığını dile getirdi.Sinema ve tiyatronun toplumsal içerikli mesajlar vermesi gerektiğini söyleyen bir seyirci, Şen’e “Sizi neden bu tür toplumsal içerikli olaylarda ve gösterilerde göremiyoruz?” sorusunu yöneltti. Ünlü aktör bu soruya şöyle yanıt verdi; “Filmlerde sosyal içerikli mesajlar da var dediniz. Sonra dediniz ki yürüyüşlerde sizi görmüyoruz. O kadar ayrı alanlar ki... Biri oyuncunun ödevi, yaptığı filmlere hayat görüşünü yansımaktır. Bilfiil politikanın içinde olma, siyasetin içinde olma başka bir alandır. Bunu da sadece eylem yapan, hayatta başka hiçbir şey yapmayan, güzel film sevdalısı olmayanlara bırakıyoruz. Benden bu kadar.”Şener Şen, Hollywood’un kendine göre bir sistemi bulunduğuna işaret ederek, Türkiye ilerlerse Türk sineması da ilerler diye konuştu. Sanatta rakip olunmayacağının altını çizen Şener Şen: “Mesela Kemal Sunal bir tanedir başkası olamaz. Yılmaz Güney bir tanedir başka olamaz” dedi.Uğur Yücel konuşmasında “Amerikan filmleri görsel efektlere önem vererek, ilgiyi kendisine çekmeye çalışıyor, ama artık bu görselliği insanlarımız cep teflonlarında buluyor. Sinemaya giden filmin afişine bakarak cebimdeki 7 lirayı hangi filme versem diyor. Bakıyor komedi var, neşeli vakit geçirmek için o filme gidiyor. O zaman Türk halkı da komedi filmlerine rağbet ediyor” dedi.Uğur Yücel ise Türk sineması neden uluslararası alanda daha fazla ilerleyemiyor sorusuna ise “İnsanların seviyesi algılaması, yani her anlamda edebiyat okuması sanata bakışı, müzikalitesi ne yazık ki çok ortalamanın altında. Dolayısıyla gişe yapan filmler hep ortalamanın altında zekaya hitap eden işler. Dolayısıyla burada nitelikli, seyirci, biz bunları reddediyoruz bizim sinemamız gelsin diye bir talep yaratmıyor. Bunu yapan yazarları dürtmüyor bu tavır” diye yanıt verdi.Söyleşinin sonlarında her iki sanatçı da ‘bir star gibi değil, normal insanlar gibi yaşadıklarını’ belirttiler.T24
Reklam
Star Wars Spin Off Geliyor
Disney'in CEO'su Bob Iger Star Wars evreninde geçecek ilk spin off filminin 16 Aralık 2016 tarihinde gösterime gireceğini ve filmin adının Roughe One olacağını duyurdu. Filme dair çok bilgi olmasa da, Star Wars hayranları için bir ilk olacak bu film beklemeye değer...Teşekkürler: https://www.facebook.com/jediocaklari
Reklam
Amerikan Sinema Tarihindeki Gelmiş Geçmiş En İyi 20 Bağımsız Film
Galeriye başlamadan önce bilmeyen okuyucularımız için bağımsız filmin tanımını yapmak istiyorum. 'Bağımsız Film' küçük stüdyolar tarafından üretilen genellikle düşük bütçeli, klasik Hollywood yapımlarından farklı olan sanat filmlerini tarif etmekte kullanılan bir terimdir. Bunu dikkate alarak galerimize bakmanızı tavsiye ederiz. Film açıklamaları da Beyazperde sitesinden alınmıştır.
Reklam
Popüler Şarkıların 8 Muhteşem Rock Yorumu
Haftalık olarak Youtube kanallarına rock, hard rock ve metal tarzında yeniden yorumladıkları popüler şarkıların müzik videolarını yükleyen Deniz ve İzgi, ülkemizde bu işi yapan tek youtube müzisyenleri. Müziklerinin yanı sıra çektikleri, bir kısmı klip kalitesinde olan videoları ile de, şarkı orjinallerine göndermeler veya eğlenceli parodiler hazırlayan ikilinin yabancı takipcileri de bir hayli fazla.
8 Müthiş Grotesk Sanat Eseri
Massys grotesk üslubu ile tanınan bir ressam olmasa bile bazı eserlerinde gotik, macabre ve grotesk çizgilere rastlamak mümkün. 'Yaşlı Kadın' ise bunların en harikası, sanırım.
Hava ve Işık Kirliliği Yüzünden Gökyüzünün Büyüleyici Güzelliğini Unutanlara İlaç Gibi Gelecek 15 Fotoğraf
Şehirlerimizin üzerinde artan duman tabakasından yıldızların ışığını engelleyen ışık kirliliğine kadar, insanların gece gökyüzünde bıraktıkları izler açıkça görülüyor. Ancak bazı sanatçılar o gerçek gökyüzünü yeniden canlandırmaya çalışıyor.İşte o sanatçılardan birisi de Ben Coffman. Oregon orijinli Coffman çalışmalarıyla dünya çapında tanınan bir isim. Sanatçı gökyüzü ve samanyolu temalı fotoğrafları için, “Gece gökyüzü bende romantik duygular yaratıyor. Gökyüzünü değişmez bir varlık olarak görüyorum, bu görüntü sanki insanoğlu yeryüzüne ilk adımını attığından bu yana hiç değişmemiş,” diyor. Ve şunları ekliyor, “Bu benim geçmişle olan bağlantım. Denizcilere, kaşiflere ve sahiplerinden kaçan kölelere, aynı yıldızlar yol gösterdi. Bu yıldızlar kesinlikle efsanevi.”Işık kirliliği giderek artan, ciddi bir problem. Çünkü sağlığımızı ve yaşam kalitemizi etkiliyor. Dahası bu muhteşem manzaralardan da bizleri mahrum bırakıyor.  İşte o manzaralar:
Çıplak Bedenlerin Üzerine Litrelerce Bal Dökülerek Oluşturulmuş 14 Fotoğraf
Ödüllü bir fotoğraf sanatçısı olan Blake Little, Entertainment Weekly, People ve Time gibi dergiler için fotoğraf çeken bunun yanında birçok ünlü isimle çalışmış camia tarafından bilinen bir sanatçı. 'Preservation' adını verdiği son çalışması ile yine dikkatleri üzerine çeken Blake, çıplak modellerinin üzerine litrelerce bal dökerek onları fotoğraflayıp bir albüm oluşturmuş. Balın o yavaş akan yapısının modellerin üzerinde bıraktığı etki, etrafı kehribar ile kaplanmış heykelleri anımsatıyor.Blake Little web sitesi için BURAYA
Reklam