'Sayın Genel Başkan Şerefli İkinciliğe Razı, Ben İktidar Diyorum'
CHP 18. Olağanüstü Kurultayı'nda genel başkanlığa aday olacağını açıklayan Yalova Milletvekili Muharrem İnce, kurultayda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyeceğini açıklayan CHP İzmir İl Başkanlığı'nı ziyaret etti. İl Başkanı Ali Engin'in olmadığı ziyarette İnce'yi, Örgütlenmeden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Barış Erel ve İl Sekreteri Sevda Erdan Kılıç ile partililer karşıladı. İnce, düzenlediği basın toplantısında, Kemal Kılıçdaroğlu'nun partiyi iktidar yapamayacağını kaydederek, 'O şerefli ikinciliğe razı. Ben ise değilim. Ben iktidar diyorum, Sayın Genel Başkan 'anlamlı bir kayıp olmazsa kalırım' diyor. Yani şerefli 2.'liğe razı. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, Trabzonspor'un teknik direktörü dese ki 'ben ikinciliğe razıyım' kulüp başkanı onu orada tutar mı? Ben şerefli ikinciliğe razı değilim. Sokaklarda, meydanlarda ben varım' diye konuştu. Neden aday olduğuyla ilgili cevabının bugün bir gazetede yer aldığını belirten İnce, şunları söyledi: 'Sayın Genel Başkan diyor ki 'anlamlı bir oy kaybı olursa bırakırım'. Sayın Genel Başkan Haziran 2011'de de 'Anlamlı bir oy artışı yüzde 40'ı bulamazsam bırakırım diyordu'. O zaman 'artışı sağlayamazsam bırakırım' diyor, aradan 3 yıl geçmiş 'çok fazla kaybetmezsem bırakmam, çok kaybedersem bırakırım' diyor. Ben kayıp falan bunları söylemiyorum. Ben iktidar vaat ediyorum, aramızdaki fark bu.' 'Türkiye'de solun oyunun yüzde 30, CHP yüzde 25 alıyor, bununla idare et' yaklaşımını doğru bulmadığını ifade eden Muharrem İnce, Bülent Ecevit'in aldığı yüzde 42'lik orana talip olduğunu dile getirdi. Kılıçdaroğlu'nun iddiasının bulunmadığını, kendisinin ise iddialı olduğunu savunan İnce, 'Aramızdaki bir fark; o seçmenleri tıpış tıpış sandığa götürmek istiyor, ben seçmeni koşa koşa sandığa götürmek istiyorum. Partinin mekanizmalarını çalıştırarak bunu yapmak istiyorum. Türkiye'de her şey değişti ama bir tek muhalefet değişmiyor. Bakın insanlar borç batağında, tarım çökmüş. Her türlü sorun var. Bütün şartlar oluşmasına rağmen CHP umut olamıyor. Koşullar uygun ama CHP'nin el fireni çekilmiş hareket edemiyor' diye konuştu. Göreve getirilmesi halinde yapacaklarını anlatan İnce, partinin büyük bir dönüşüm yaşayacağını, bütün adayların ön seçimle belirleneceğini, koltukta oturmak için çeşitli oyunlara girmeyeceğini, genel merkezin milletvekili seçimlerindeki kontenjanını yüzde 5'e düşüreceğini bildirdi. Seçilmesi durumunda Diyarbakır'da farklı İzmir'de farklı konuşmayacağını, insanlara yalan söylemeyip kandırmayacağını belirten İnce, Türkiye'de demokrasi iddiasında bulunabilmek için önce partilerinde demokrasiyi işleteceklerini dile getirdi. Başbakan olma iddiasıyla yola çıktığını belirten İnce, şöyle devam etti: 'Bana teyzem 'ne olacaksın' dediğinde 'milletvekili' demiştim. Anılarımda böyle yazmıştım. Şimdi doğrusunu söylüyorum. Aslında o zaman 'başbakan' olacağım demiştim. Bana o zaman 'niye 10 yıldır milletvekili dedin' diyebilirsiniz. Bilim insanları doğruyu bulduğunda, siyasetçiler ise zamanı geldiğinde söyler. Artık zamanı gelmiştir. 11 yaşında söylediğimi, bugün hep birlikte yapacağız.' İnce, Ali İsmail, Berkin Elvan Kadar, Abdullah Cömert kadar cesur olacaklarını, 'hak arayanları, gençleri sopa ile döverek öldürenlerden hesabını soracaklarını' ifade etti. Genel başkan adaylığını açıkladıktan sonra Anadolu'nun dört bir tarafından umut yükseldiğini, bunu hissettiğini söyleyen Muharrem İnce, 'Üyelerle bir genel başkanlık seçimi yapılsa yüzde 85-90 oy alırım. İzmirimizin kurultay delegelerine sesleniyorum. Eşinize, çocuğunuza, komşunuza sorun onlar size kimi öneriyorsa vicdanınızla birlikte karar verin. Eminim sokakta, milletin yüreğinde, cumhuriyetçilerin, aydınlık insanların yüreğinde ben varım' diye konuştu. Aleviler'in haklarını Rize'de, Trabzon'da anlatacağını, sadece alkış almak için Tunceli'de Aleviler'in sorunlarını dile getirmeyeceğini belirten İnce, 'Türkiye'nin birikmiş sorunlarını, Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?' sorusunu, 'Gezi'de, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Fenerbahçeli, Galatasaylı, Beşiktaşlı, BDP'li, CHP'li, TGB'li hep birlikte oldu mu? Oldu... İşte ben bunu başaracağım' diye yanıtladı. Genel Başkanlığa daha önce aday olmamasının sebebi sorulan İnce, 'Eğer 2015'te CHP yüzde 30 altında oy alırsa, AK Parti yine yüzde 45'i aşarsa, başkanlık sistemi gelirse o zaman yandık. Bir daha CHP umut da olmaz. Yani bu seçimde gerileteceksin, öbür seçimde indireceksin. Genel başkan bu ruhu gösteremez' yanıtını verdi. İnce kurultayda başarısızlık yaşaması durumunda istifa etmeyeceğini belirterek, 'Burası benim yuvam. Bir yere gitmem' dedi. İl Başkan Yardımcısı Barış Erel de, CHP'nin girdiği her kurultaydan güçlenerek çıktığını, demokratik yarışın koşullarını sağlamanın her kademedeki partilinin görevi olduğunu söyledi. İnce'yi karşılayanlar arasında CHP Genel Başkanlığı'na adaylığını açıklayan Şahmar Dalmış da bulundu. Dalmış, İnce'ye İl Başkanlığı önünde çiçek verdi. Muhabir: Ali Rıza Karasu | AA
Laboratuvarda İlk Kez İşlevsel Bir Organ Üretildi
İngiliz bilim adamları, laboratuvar ortamında ilk kez bütün işlevlerini yerine getiren organ üretti. 'Nature Cell Biology' dergisinde yayımlanan araştırmada, laboratuvarda üretilen ve yeniden programlanan hücreler ilk kez yaşayan bir hayvanda işlevini tamamen yerine getiren bir organ oluşturmak için kullanıldı. İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi Rejeneratif Tıp Merkezi Araştırma Konseyi'nde fareler üzerinde yapılan araştırmalarda söz konusu hücreler kullanılarak bağışıklık sisteminin çok önemli bir parçası olan timus bezi oluşturuldu. Laboratuvar ortamında üretilen hücrelerden elde edilen timus bezinin, işlevlerini yerine getirerek enfeksiyonlara karşı savaşmak için T hücresi ürettiği gözlendi. Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Clare Blackburn, 'inanılmayacak kadar heyecan verici' olarak nitelediği araştırmada ' Laboratuvar ortamında hücreleri yeniden programlayarak vücuda nakledildiğinde işlevlerini tam olarak yerine getiren bir organ oluşturan suni bir hücre türü elde ettik. Şimdiye kadarlaboratuvar ortamında elde edilen organlar, büyüklük ve işlevsellik açısından sınırlıydı. Araştırmamız, laboratuvar ortamında klinik olarak kullanılabilir, suni bir timus elde edilmesi açısından çok önemli bir adım' dedi. Laboratuvar ortamında elde edilen organların yeni ilaçların geliştirilmesine de büyük katkı sağlayacağına dikkati çeken Blackburn, organın doğuştan timusu olmayan çocukların tedavisinde kullanılabileceğine işaret etti. Araştırmanın, gelecekte organ nakline alternatif oluşturacak yapan organ üretiminde de çığır açması bekleniyor. Geçen yıl da Avusturya Bilimler Akademisi Moleküler Biyoloji Enstitüsü, laboratuvar ortamında 9 haftalık bir fetüsünkine benzer gelişim gösteren bezelye büyüklüğünde beyin üretmeyi başarmıştı. Muhabir: Gökhan Kurtaran | AA
Hepimiz Afrikalıyız! Modern İnsan Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Şey
Perseus Medusa'yı, Herkül Hydra'yı öldürmüş, Tuğrul ve Çağrı beyler Dandanakan Savaşı'nda Gazneli Mahmut'un ordularını silip süpürmüş olabilir. Bütün bunlar Plesiadapis'in başarısı yanında minik bir ayrıntı sayılır. Sadece 2,1 kiloluk bu küçücük canlı, döneminin bütün memelilerinden daha zekiydi. Çok zor şartlar altında, inanılmaz işler yaparak bütün primatların atası oldu. Ataları 65 milyon yıl önce dinozorların ve dünyadaki bütün türlerin yüzde 75'ini yok eden büyük bir kozmik soykırımdan sağ çıkmayı başarmıştı. Kendisi bu soykırımdan 10 milyon yıl kadar sonra, yani 55 milyon yıl önce Kuzey Amerika'da dünyaya geldi. Talihsizlik, onun da başından bela eksik olmadı. Paleosen dönemde hiç suçu olmadığı halde küresel ısınmayla uğraşıyor, denizler taşıp kıtaları su altında bırakırken hayatını idame ettirmeye çalışıyordu. Başarılı oldu. Çocukları Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya sonra Afrika'ya geçiş yaptılar. Büyüdüler, serpildiler, küresel ısınma nedeniyle oluşan tropik atmosferde ortalığı saran ağaçların birinden birine atlayıp günlerini gün ettiler. Yavruları arasından primatlar, onların arasından da Homo sülalesine mensup Homo Sapiens'ler çıkacak, akıllı telefonu, dijital kol saatlerini ve zamanlarını bir masanın önünde oturarak geçirmeyi öğrenecek, görünürde canlıların soyunu tüketecek kozmik bir olay olmadığı için de can sıkıntısından küresel ısınma çıkartıp, bunun hakkında pek düşünmeden hayatlarına devam edecek, Dandandakan savaşının tarihini ezberlemelerini isteyen tarih hocalarının kötü hatırasını unutmaya çalışacaklardı. Pek başarılı olamadılar. (1040)
Daha Uzun Yaşamanızı Sağlayacak 17 Öneri
Bilim insanları, insan ömrünü uzatabilmek için çok sayıda araştırma yürütmektedir.  Google bile 'Calico' adını verdiği bir program ile yaşlanmayı önlemenin yolları üzerinde durmaktadır. Calico'nun faydalarını görmeye başlamamıza daha uzun yıllar var gibi görünmektedir, bu sebeple sizler için bugünden sağlığınızı daha iyi bir hale getirmenizi ve hatta ölümü biraz daha ötelemenizi sağlayacak bazı aktiviteleri derledik.
Uçaklar İçin Akıllı Deri Üretilecek
İngiliz BAE Systems şirketi, uçakların yüzeyini kaplayacak binlerce mikro alıcıdan oluşan 'akıllı deri' üzerinde çalışıyor. Uçaklara hissetme özelliği kazandıracak teknoloji performans ve güvenlik alanında önemli gelişmeler sunacak. Uçakların dış yüzeyini örtecek alıcılarla kaplı bir örtü geliştirmeye çalışan bilim insanları, gelecekte hava araçlarının hissetmesini sağlayabilir. Dünyanın en büyük uzay-havacılık ve elektronik şirketlerinden olan BAE Systems İleri Teknolohi Merkezi'nde yapılan çalışmada, uçakların binlerce mikro-alıcı içeren deri benzeri bir örtüyle kaplamayı planlıyor. Başarılı olması halinde, akıllı deri yerdeki standart bakımı gereksiz kılacak, uçakların daha uzun sürede havada kalmasını sağlayacak ve güvenliği artıracak. Akıllı deri fikrini evindeki kurutma makinesinden aldığını belirten Lydia Hyde, 'Aşırı ısınmayı önlemek için tek bir sinyalin yeterli olması, mevcut alıcıları çok daha küçük ve çok fonksiyonlu versiyonlarıyla değiştirme fikri doğurdu' dedi. İlk başta uçaklar için düşünülen akıllı derinin ileride otomobiller ve gemiler için de kullanılabileceğini belirten Hyde, bu sayede araçların çevrelerini algılayarak ısı değişimi, hasar oluşumu gibi etkenleri fark edebileceklerini söyledi. Motes olarak bilinen ve boyutları 0.05 milimetrekare olan son derece küçük alıcıların, sprey boya gibi uçakların üzerine püskürtülmesi amaçlanıyor. Bu sayede, teknoloji kullanımdaki uçaklara da uygulanabilecek. Independent'a konuşan Hyde, başarılı olursa akıllı deri teknolojisinin havacılıkta ''oyun kurallarını değiştirebileceğini' söyledi. Kaynak: Al Jazeera
'Black Mirror' Noel'de Geri Dönüyor
Sevilen dizi “Black Mirror” Noel’de özel bölümüyle geri dönüyor Channel 4’un bilim kurgu serisi “Black Mirror” beklendiği gibi üçüncü sezonla dönmüyor ama üç hikayenin iç içe geçtiği özel bölümüyle Noel döneminde ekranlarda olacak. Oyuncu kadrosu henüz belli olmayan diziyi Channel 4 “En akıl almaz ‘Black Mirror’ bölümü” olarak tanımlıyor. Dizinin yaratıcısı Charlie Brooker, “Noel’de iyi bir hayalet hikayesi dinlemekten her zaman hoşlanmışımdır ve 70'lerde Amicus Yapımcılığın elinden çıkmış korku filmlerinin hastasıyım. Amacımız onun ‘Black Mirror’ karşılığını yaratmak” diye konuştu. Noel özel bölümünün detayları netleşmedi fakat dizinin şimdiye kadar yayımlanan birbirinden bağımsız altı bölümü insanlığın teknoloji takıntısı ve bunun sonucunda ortaya çıkan distopik hikayeleri ele alıyordu. Channel 4’un komedi bölümünün başındaki Phil Clarke Noel özel bölümüyle ilgili, “Charlie Brooker distopik gelecekte geçen bir bayram hikayesi kaleme aldı. Dramatik ve heyecan verici sürprizli bir sona giden, iç içe geçmiş üç hikaye izleyeceğiz” yorumunu yaptı. Milliyet Sanat
Reklam
'Mars'ta Kalça Kemiği' İddiası
Mars keşif aracı Curiosity'nin kısa süre önce Dünya'ya gönderdiği bir fotoğraf UFO araştırmacıları arasında heyecan yarattı. Fotoğrafta insan veya hayvan kemiği bulunduğu öne sürüldü. Kızıl Gezegen'de Ağustos başında ikinci yılını dolduran keşif robotu Curiosity'nin Dünya'ya gönderdiği fotoğraflardan biri, internette heyecan yarattı. Gale Krateri'ndeki beş bin metrelik Sharp Dağı'na ulaşmak için yoluna devam Curiosity, 14 Ağustos tarihinde kumlara gömülmüş taş parçalarının bulunduğu bir arazide rutin gözlemlerini gerçekleştirdi. Keşif aracının MastCam kamerasıyla çektiği fotoğraflardan bir tanesinde, 'insan kalça kemiği' yer aldığı öne sürüldü. Dahası, bazı UFO araştırmacıları bir zamanlar dinozor benzeri canlıların Mars'ta yaşamış olabileceğini öne sürdü. Independent'ın haberine göre, Northern Voices Online sitesinde yapılan yorumlarda, kemiğe benzeyen yapının 'fosilleşmiş sürüngen omurgası' veya 'insan parmağı' da olabileceği iddia edildi. Bilim insanlarının geçmişte öne sürdüğü teoriler, Mars'ta sürüngen benzeri canlıların yaşamış olabileceğini az da olsa doğruluyor. Astrobiology dergisinde Aralık 2013'te yayımlanan ve Pennsilvanya State Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, geride kalan 3.5 milyarlık süreçte dinozorları yok eden büyük meteor çarpmalarının Mars ve diğer gezegenlere organik yaşam parçaları taşımış olabileceği savunulmuştu. Güneş Sistemi'ndeki uydular da bu olasılığın içinde tutulmuştu. Mars'ın milyarlarca yıldır kurak ve atmosfersiz olması söz konusu teorinin olasılığını Kızıl Gezegen için düşürse de, yeni keşiflerle Dünya dışı yaşam iddialarının devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Curiosity ve 10 yıldır Mars'ta bulunan Opportunity, bugüne kadar birçok esrarengiz görüntü elde etmişti. En son olarak, Curiosity Nisan ayında kaynağı bilinmeyen bir ışık kaynağı görüntülemişti. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
İşçiler İçin Giyilebilir Sandalye
İsviçreli bir şirket, sanayi çalışanları için her ortamda kullanabilecekleri 'sandalyesiz sandalye' üretti. Noonee adlı şirket, bugüne kadar görmeye alştığımızın çok dışında bir giyilebilir teknoloji üretti. Sandalyesiz sandalye adı verilen icat, fabrika çalışanlarının her şart altında çok daha rahat çalışabilmesini amaçlıyor. Beş kişilik bir ekip tarafından geliştirilen Sandalyesiz sandalye, bacaklara monte edildikten sonra sadece tek bir tuşa basılarak aktif hale getiriliyor. Alüminyum karbon ve karbon fiber çerçeve, bacaklarınızın durduğu pozisyonu alıyor ve o şekilde sabit durabilmenizi sağlıyor. Batarya destekli sistem vücut ağırlığının tamamen bacaklara yüklenmesini önleyerek topuklara yönlendiriyor. Engadget sitesinin haberine göre, Noonee'nin çeşitli sanayi alanları için geliştirdiği icadını ilk olarak Audi ve BMW üretim hatlarında denemek istiyor. Prototipin başarılı olması halinde, icadın üretim, paketleme, gıda hizmetleri ve taşıamcılık gibi birçok sektörde kullanılması bekleniyor. Noonee, Sandalyesiz sandalyenin verimliliği artıracak olmasının yanında işçilerin yorgunluğunu ciddi ölçüde azaltacağını ve yaralanmaların önüne geçileceğini savunuyor. Kaynak: Al Jazeera
30 Yılda Buzulların 3'te Birini Kaybettik
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA, buzulların erime hızını saptamak için Kuzey Kutbu üzerinde uçuşlar gerçekleştirmeye hazırlanıyor. NASA, Kuzey Kutbu'ndaki araştırma uçuşlarına bu hafta Grönland'dan başlayacak. Yetkililer, buzulların tahminlerinden çok daha hızlı eridiğini ifade ediyor. Yapılan açıklamada 80'li yıllardan kalan uydu verileri incelendiğinde, buzulların 3'te birinin kaybedildiğine dikkat çekiliyor. Milliyet
Neptün'ün Uydusu Triton'a Ait Detaylı Harita Çıkarıldı
NASA bilim insanları, Voyager-2 uzay aracının 25 yıl önce çektiği fotoğrafları bir araya getirerek Neptün'ün uydusu Triton'un en detaylı haritasını ortaya çıkardı. Güneş Sistemi dışına çıkan Voyager-1 uzay aracının ikizi Voyager-2'nin 25 Ağustos 1989 tarihinde Neptün sisteminden geçerken elde ettiği görüntüler, çeyrek asır sonra Triton'un en detaylı haritasını ortaya çıkarmak için kullanıldı. NASA Ay ve Gezegen Enstitüsü'nden Paul Schenk'in başında olduğu ekip, bir uzay aracının ilk ve son kez Neptün sistemine yaptığı ziyaretin fotoğraflarını piksel başına 600 metre çözünürlüklü bir harita haline getirdi. Haritanın, Triton'un Güneş Sistemi'ndeki uydular arasındaki yerini de güçlendirmesi umuluyor. Schenk, blog sayfasında yaptığı açıklamada, 'Geride kalan keşiflerle dolu çeyrek asırda sanırım Triton'un ne kadar farklı ve esrarengiz olduğunu unuttuk' ifadesini kullandı. Triton'un benzersiz bir jeolojik yapıya ve Texas eyaleti büyüklüğünde alan kaplayan küçük ve büyük volkanik çukurlara sahip olduğunu belirten Schenk, uydunun halen birçok yerinin keşfedilmeyi beklediğini söyledi. Space.com'un haberine göre, yeşil, mavi ve turuncu filtreler kullanılarak hazırlanan harita, Triton'un insan gözüne kabaca nasıl belireceğini gösterecek şekilde büyütüldü. 25 yıl sonra ikinci ziyaret NASA'nın Plüton sistemini inceleyecek New Horizons uzay aracı, Voyager-2'nin geçişinden tam 25 yıl sonra, 25 Ağustos günü Neptün'ün yörüngesinden geçecek. New Horizons, 14 Temmuz 2015'te Plüton ve uydularının görüntüsünü elde etme şansı yakalayacak. Schenk, her ikisi de Ay'dan biraz daha büyük olan Plüton ve Triton'un nitrojen ağırlıklı ince atmosferlere sahip olduğunu belirtti. Her iki gök cisminde benzer jeolojik yapılar bulabileceklerini belirten Schenk, bu benzerliğin araştırmalarında kolaylık sağlayacağını ifade etti. Triton, Güneş Sistemi'nde yörüngesinde bulunduğu gezegenin aksi yönünde hareket eden tek uydu olma özelliğine sahip. Al Jazeera
Reklam
Yeni Kabine Nasıl Oluşacak,  Kimin Yerine Kim Gelecek?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ’nun AKP Genel Başkanlığı adaylığının ilanının ardından gözler yeni kabineye çevrildi. Kulislerde, seçimlerin zamanında yapılması halinde 10 ay işbaşında kalacak yeni hükümetin, partide olası bir ‘ak saçlılar-gençler’ krizine yol açmaması için ‘denge kabinesi’ olacağı belirtiliyor. Çözüm süreci ve ekonomi yönetimleri korunurken, yer değişiklikleri de dahil 4-8 isimle sınırlı bir değişiklikten söz ediliyor. Nuray Babacan ve Turan Yılmaz ’ın Hürriyet’teki haberine göre, yeni kabine için Davutoğlu’nun görüştüğü isimlerden Başbakan Yardımcıları Beşir Atalay ve Ali Babacan’ın görevlerine devam edebileceği, Bülent Arınç ile adı Başbakanlık kulislerinde öne çıkan eski Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın durumlarının ise belirsizliğini koruduğu öne sürülüyor. Başbakan Yardımcısı olarak adı geçen Binali Yıldırım’ın ise yeni kabinede yer almaya sıcak bakmadığı konuşuluyor. Basın toplantısında bu konudaki soruları geçiştiren Yıldırım’ın seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ni üstlenebileceği belirtiliyor. AKP’deki genç-yaşlı tartışmalarının odağında olan Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın kabinede yer alıp almayacağı da merak konusu oldu. Arınç ve Yıldırım’ın bakan olmaması halinde Akdoğan’ın ‘denge unsuru’ olarak dışarıda kalabileceği belirtilirken, kabineye girmesi halinde ise hükümet sözcülüğüyle birlikte hükümet-parti grubu ilişkileri görevlerini de üstlenebileceği savunuluyor. Görevini sürdürmesine kesin gözüyle bakılan İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yanı sıra Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın dışarıdan bakan olarak atanabileceği de kulislerde dillendirilen iddialar arasında. Buna karşın, milletvekilleri arasında bir sıkıntıya yol açmamak için dışarıdan bakan sayısının en fazla 2 isimle sınırlı tutulacağı da belirtiliyor. Kulislerde, Kurtulmuş’un kısa süreli bir bakanlığa sıcak bakmadığı, Fidan’ın ise çözüm süreci ve Ortadoğu’daki kritik gelişmeler nedeniyle bu dönem de görevinde kalıp önümüzdeki seçimlerde milletvekili yapıldıktan sonra kabineye alınabileceğinden bahsediliyor. Kulislerde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in değiştirilebileceği, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfü Elvan, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın ise yerlerinin değiştirilebileceği savunuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın adı da değiştirilebilecek isimler arasında geçerken, kabine dışı kalması halinde Kayseri’den Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş’ın yeni kabineye girebileceği vurgulanıyor. Grup Başkanvekilleri Nurettin Canikli ve Mahir Ünal ile Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un adı da yeni kabine kulislerinde geçiyor. Erdoğan’ın, adı Adalet Bakanlığı için geçen Şentop’u önümüzdeki seçimleri de dikkate alarak Seçim İşleri Başkanlığı’nda tutabileceği de öne sürülüyor. Kongreden sonra istifalarını Davutoğlu’na vermeleri beklenen parti yönetiminde de değişikliğe gidilerek, Genel Başkan Yardımcıları Salih Kapusuz, Hüseyin Çelik, Nükhet Hotar ve Ekrem Erdem’in yerine yeni isimlerin getirilebileceği belirtiliyor. Kulislerde Fazilet Dağcı Çığlık, Hamza Dağ, Mehmet Muş, Mustafa Akış ve Zeynep Karahan Uslu’nun adları da geçiyor.T 24
Spor Yapmak Ağrı Eşiğini Yükseltiyor
Avustralyalı bilim adamları, 6 hafta boyunca birtakım katılımcılardan kondisyon bisikletine binmelerini istedi. Katılımcıların derisine bir cihaz aracılığıyla basınç uygulayan bilim adamları daha sonra tansiyon aleti kullanarak kol sıkıldıkça hissedilen acıya dayanıklılık seviyesi ölçtü.altı haftanın sonunda bisiklete binenlerin deriye acı veren cihaz ile tansiyon aletinin uyguladığı ağrıya daha dayanaklı hale geldiği görüldü. Araştırmanın sonuçları, “Medecine & Science in Sports & Exercise” dergisinde yayımlandı.Araştırmanın, eklem, bel ağrısı gibi sebebi kesin olarak bilinmeyen kronik hastalıkları bulunanların katılımıyla da doğrulandığında ilaçsız tedavi yollarının önünü açması bekleniyor.kaynak: 365haber.org/sağlık haberleri
Reklam
Görünmez Güneş Paneli Üretildi
ABD'li araştırmacılar neredeyse tamamen şeffaf olan yeni nesil bir güneş paneli üretmeyi başardı. Michigan Üniversitesi (MSU) araştırmacıları, güneş ışığına maruz kaldığı zaman parlayan organik moleküller kullanarak enerji üreten güneş paneli geliştirdi. Panelin en büyük özelliği, neredeyse insan gözüne görünmez olması. Güneş panelleri, kenarlarındaki fotovoltaik şeritlerin yardımıyla kızılötesi ışığı enerjiye çeviriyor. Panelin kullandığı kızılötesi ışınların insan gözüne görünmez olması, panelleri de şeffaf kılıyor. Panellerin prototipi, günümüzde başta binaların çatılarında kullanılan fotovoltaik panellerin minyatürü olacak boyutta üretildi. Geçmişte elde edilen ilk şeffafa yakın paneller, içerdikleri fotovoltaik tabakalar nedeniyle mozaik cam görüntüsü veriyordu. MSU araştırmacıları, yeni panellerin yüzeyine yansıyan ışığın yüzde 1'ini enerjiye çevirdiğini, zamanla verimliliği artırmaya çalışacaklarını belirtti. Dünyanın en etkin güneş panellerinin dönüştürdüğü enerji miktarı yaklaşık yüzde 40. MSU, panellerin optimum enerji verimliliğinin yüzde 5 olmasını hedefliyor. Kaynak: Al Jazeera
Portre: Ahmet Davutoğlu
AK Parti yeni Genel Başkanı ve Türkiye'nin Başbakan adayı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı. Ahmet Davutoğlu, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin izlemeye başladığı ‘yeni dış politika’nın hem mimarlığını hem mühendisliğini yaptı. Bu yeni dış politikayı Merkez Ülke, Çok Boyutlu ve Çok Kulvarlı İlişkiler, Özgürlük-Güvenlik Dengesi, Komşularla Sıfır Sorun, Ritmik Diplomasi gibi genel prensipler üzerinden yürüttü. Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaşam öyküsü oldukça çarpıcı. Başbakanlık Başdanışmanlığından, Başbakanlığa uzanması beklenen yolu çocuk yaşlarda itibaren zorluklarla geçti. Davutoğlu, hastaneye yetiştirilemeyen annesi Memnune Hanım'ı kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı. Taşkent'te nakliye işleri ve kunduracılık ile uğraşan babası Mehmet Bey, kısa zamanda yeniden evlendi. Yeni eşi Sefure Hanım annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Ahmet Davutoğlu, bu 'ikinci anne'sini her zaman minnet ve şükranla andı. Onun hakkında konuşurken 'Beni ve kardeşlerimi hiçbir ayrım gözetmeden bir Anadolu terbiyesiyle büyüttü' diyordu. Ahmet Davutoğlu'nun doğan ilk kızına ikinci annesinin adını (Sefure) vermesi minnetinin bir ifadesiydi. Babası Mehmet Bey oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. BABAANNE DUASI... Mehmet Bey, ilk eşinin ölümünün üzerine İstanbul'a gelerek Fatih'e yerleşmişlerdi. Fatih'teki evde babaanne, baba, amca hep birlikte oturdular. Canı kadar sevdiği babaannesi onun için, “Oğlun ola kızın ola. Oğlunla Ordu, kızınla oba olasın. Koç koç oğlanların ardına düşe, dünyalar ayaklarına gele, herkes sana akıl danışa” diye dua ederdi. Davutoğlu bu duayı da, “Sabah okula giderken, babam işe giderken hepimiz sıraya girer babaannemin elini öperdik. Bu, babaannem 95 yaşında ölene kadar aksamadı. Şimdi de o duaların bereketini her zaman hissediyorum' sözleriyle hatırlatmıştı. Hala Nilüfer Özlü, bir televizyon programında yeğenini anlatırken gözyaşlarını tutamamıştı. Hala Özlü “4 yaşında öksüz kaldı. Çok zorluklarla büyüttük. 4 kardeşlerdi. Annesi aniden öldü. Ama elhamdülillah annemim duası onu bu derecelere getirdi” sözleri ile yeğenini anlatmıştı. DERİN DÜŞÜNCELİ BİR GENÇ Fatih’ten Sultanahmet’e kadar yürümekten büyük bir haz alıyordu. Geçtiği sokaklardaki tarihle büyülenerek atıyordu adımlarını. Kütüphaneleri, camileri, hamamları, Osmanlı dönemi yapılarını gördükçe kimliğinin köklerine dönüyordu. Soru işaretleriyle doluydu kafası. Ahmet Davutoğlu, henüz bir ortaokul öğrencisiydi o günlerde. Bu denli erken yaşta kimliğiyle ilgili derin düşüncelere dalmasının nedenlerinden biri İstanbul’un tarihi atmosferi ise diğeri de öğrencisi olduğu İstanbul Erkek Lisesi’ydi. 12 YAŞINDA YATILI OKULDA İkili bir kültürel yapısı vardı İstanbul Erkek Lisesi’nin. Cumhuriyetin ilk kuşağından Türk öğretmenlerden ders alıyor, güçlü bir tarih bilinci ile donanıyorlardı öğrenciler. Bir yandan da Almanca öğretmenlerden Batı kültürünü, asıl olarak da Alman kültürünü ve edebiyatını öğreniyorlardı. Yatılı okula 12 yaşında girdiği ilk günlerden itibaren klasikler ile yüzyüze gelmişti. Diğer öğrenciler gibi o da hemen Kafka’yı, Goethe’yi okumaya başlamıştı. Berthold Brecht’in eserlerini tanımıştı. Kitaplarda yeni bir dünya bulmuştu. İki cepheli bir yüzleşmeydi yaşadığı. Batı kültürünün temel eserlerini okumakla kalmıyor, Türk öğretmenlerinin teşvikiyle Türk edebiyatını hatmediyordu. Ahmet Hamdi’den Fuzuli’ye, Farabi’den Ahmet Cevdet’e kadar eserleriyle tanışmadığı isim kalmamıştı. SOL HAREKETLE İÇ İÇEYDİ 1970’ler, Türkiye’de çalkantılı yıllardı. Gençlik, daha çok sol siyasi hareketlerin etkisi altındaydı. İstanbul Erkek Lisesinde de rüzgarlar soldan esiyordu. Ahmet Davutoğlu da bu havanın dışında kalmadı. Marksist literatürün temel eserlerini de okudu. Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını okuduğu sırada orta üçteydi. Altını çizip, sayfaların kenarına notlar alarak dikkatle okuduğu kitabı, özenle saklayacaktı yıllarca. Yine de Marksist olmadı. Mekanik buldu bu ideolojiyi. Milli Türk Talebe Birliği gibi İslamcı gençlerin örgütlendikleri yapılanmaların da dışında kaldı. Zaman zaman konferanslara, gecelere gitse, kültür kulüplerine katılsa bile daha çok kendi çizgisinde yol alan bir gençti. Eğlenmeye, gezmeye zaman ayırdığı pek görülmezdi. Bazen futbol oynardı Mustafa Çam, Murat Ülker, Aydın Babuna ve Engin Işıksal’ın da aralarında bulunduğu sınıf arkadaşlarıyla. İyi bir oyuncuydu. BİLİM ADAMI OLACAKTI Alman kültürüyle iç içe olan İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin çoğunun hayallerini Almanya’ya gitmek, orada üniversite okumak süslerdi. Davutoğlu ise İstanbul’dan kopamazdı. Almanya’da okumayı kendi kültürüne yabancılaşma olarak görüyordu. 1977’de liseyi bitirdiğinde İstanbul’un tarihi ve kültürüyle, kökeniyle iyiden iyiye bütünleşmişti. Liseden sonra sosyal bilimler okumaya karar vermesi de tarihle yüzleşmede vardığı noktadan kaynaklanıyordu. Bilim adamı olmayı kafasına koymuştu. Hayat planının ilk adımı Boğaziçi Üniversitesi olacaktı. Fen bölümü mezunuydu ama sosyal bilimler okumaya kararlıydı. 4 YAŞINDA ANNESİNİ KAYBETTİ Ailesinin gönlünden geçen ise farklıydı. Annesi, doktora zamanında yetiştiremedikleri için hayatını kaybetmişti. O zamanlar İstanbul gibi doktorun çok olduğu büyük bir kentte değil, Konya’nın Taşkent kasabasında oturuyorlardı. Memnune hanım öldüğünde, Ahmet, henüz dört yaşındaydı. 1959’da doğmuştu. Babası Mehmet Bey, Toroslar’ın zirvesinde tipik bir Türkmen kasabası olan Taşkent’te nakliye işleri, kunduracılık ile uğraşıyordu. Kısa zamanda yeniden evlendi. Babasının tek oğlu olan Ahmet, Sefure hanımı benimsedi. Ona hep “Anne” diye seslendi. Onu oğlu olarak gören Sefure hanım da Memnune hanımın ölümünü unutamadığı için Ahmet’in doktor olması hayalini kuruyordu. BABASI İŞLETME OKUSUN İSTEDİ Babası Mehmet Bey ise oğlunun işletme okumasını, işlerini ona devretmeyi düşlüyordu. Mehmet bey, ilk eşinin ölümünün üzerinden bir yıl bile geçmeden ailesini alıp İstanbul’a göçmüş, Fatih’e yerleşmişlerdi. Ahmet de orada büyümüş, ilk dört yılı Hacı Süleyman Bey İlkokulu’nda okumuştu. Bahçelievler’e taşınınca ilkokulu orada bitirmişti. Tekstil ve ticaretle uğraşan Mehmet bey de yıllar içinde işini büyükmüştü. Oğlunun işletme okuyup yardım etmesini istiyordu. Davutoğlu da Boğaziçi’nde önce İktisat bölümüne kaydoldu. İngilizce için bir yıl hazırlık okuması gerekti. Lisede ikinci dili olduğu için zorlanmadı. Yazın da bir ay kadar İngiltere’ye giderek pekiştirdi İngilizcesini. Mutlu olamadı İktisat bölümde. İlaveten bir de siyaset Bilimi bölümüne girdi. Boğaziçi’nde iki bölümde okuma uygulaması yeni başlamıştı. İktisat bölümünü 1982’de bitirdi. FUTBOL VE GÜREŞE İLGİLİYDİ Yine siyasi gruplara katılmadan okumayı sürdürdü. Düşünceler tarihine yoğunlaştı. Eflatun’dan Hegel’e kadar düşünce tarihini incelemek, Osmanlı-Türk ve İslam kültürünü içselleştirmesi sonucunu doğurdu. Düşünce tarihindeki yerini daha iyi kavradı. Sınıf arkadaşları arasında Adnan Büyükdeniz, Ethem Eldem ve Nuray Mert de vardı. Bu yıllarda konserlere, toplantılara, öğrenci etkinliklerine fazla zaman ayırmadı. Futbol ve güreş dışında bir sporla da ilgilenmedi. Zaten 12 Eylül dönemiydi, öğrenci hareketleri de durulmuştu. ŞERİF Mardin’İN YARDIMI Üniversite sonrasında hiç tereddüt etmeden “bilim adamlığı” planına devam etti. 1984’te Kamu Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladı. Doktorasını ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Öğretim üyeleri ile arası iyiydi. En çok da Prof. Dr. Şerif Mardin sevdi onu. Tez hocası oldu. 1986’da başladığı tezini daha bitirmeden özet bir makale olarak üniversitenin akademik dergisinde yayınlattı. Tezin yayınlanması Davutoğlu için büyük bir teşvik oldu. Birbiri ardına makaleler hazırladı. 1989 Kasım’ında iki teklif birden aldı. Teklifin biri Amerika’dan geliyordu diğeri Malezya’dan… MALEZYA KÜLTÜRÜ ÇEKTİ Amerika’ya gitmek cazip gelmiyordu. Batı kültürünü yeterince tanıdığına inanıyordu. Malezya üzerinde duruyordu. Eksik kalan halkayı orada tamamlayabilirdi. Çin-Hint-İslam kültürü, Batı kültüründen nispeten uzak biçimde yaşanıyordu bu ülkede. Ama artık tek başına değildi. 1984’te evlenmiş, iki kızı olmuştu. jinekolog olan Sare hanım ile dünyaya aynı gözlüklerle bakıyorlardı. Kızlarına isim koymayı eşine bırakmıştı Davutoğlu. Sare hanım da onu memnun etmişti seçimleriyle. 1986’da doğan ilk kızlarına Sefure, 1988’de doğan ikinci kızlarına Memnune adını vermişti. Davutoğlu’nun her iki annesine de değer veriyordu. Sare hanım, eşinin Malezya’ya gitme kararını da destekledi. Kızlarını da alıp 1990’ın ilk aylarında yola çıktılar. Kuala Lumpur’da, Çin mahallesinde bir ev tutup yerleştiler. MALEZYA’DA DERS VERDİ İslam Konferansı Örgütü’nün kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Türkiye’den 15 kadar öğretim üyesi vardı. Daha sonra aralarına Yusuf Ziya Özcan da katılacaktı bu akademisyenlerin. Davutoğlu, bir hafta kadar sonra girdi ilk derse. Bir baktı, sınıf küçük bir Birleşmiş Milletler gibi. Sınıfın neredeyse yarısı Müslüman Malaylardan, kalanı da Çinli, Hint, Asyalı, Afrikalı öğrencilerden oluşuyordu. Her biri ayrı kültür havzasındandı. Fakat elindeki Sabine’in artık klasikleşen “Siyasi Düşünceler tarihi” kitabında onlar yoktu. Elindeki kitap Eflatun ile başlıyor, Aristo, Roma, Hıristiyanlık, Reform, Rönesans, Modern ideolojiler diye gidiyordu. İçinde Malaylar, Çinliler yoktu. Bunu yapamazdı. Oturdu, Konfiçyus’tan Taoizme, Hint ve tabii İslam kültürüne çalıştı. Onların yanına Osmanlı düşünürü Kınalızade’yi de ekledi ve yepyeni bir siyasi düşünce tarihi metni oluşturdu. Bu metin üzerinden verdi derslerini. PARADİGMA’SINI HAZIRLADI Malezya tam istediği türden bir laboratuvardı onun için. Yerel kültürü tanımak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Yerel festivallerin hemen tamamına eşi ve kızlarıyla beraber gidiyordu. Hem ailece de gezmiş oluyorlardı. 1993’te doçent oldu. Önce 1994’te “The Civilizational Transformation and the Muslim World” (Medeniyetin dönüşümü ve Müslüman dünyası) kitabını yazdı. Ardından aynı yıl, doktora tezi olan “Alternative Paradigms”ı (Alternatif Paradigmalar) kitap olarak çıkardı. İki yıl için gitmişti ama dört yıl kaldıktan sonra 1995’te ayrıldı Malezya’dan. Türkiye’ye döndüğünde aynı dosyasıyla yeniden başvurdu, doçentlik ünvanını burada da aldı. Çok geçmeden Marmara Üniversitesi’nde göreve başladı. Üniversitede kadro sorunları vardı. Önce sosyal bilimler yüksek okulunda başladı, sonra uluslararası ilişkilere geçti. GÜL İLE İLK TANIŞMASI 1999’da profesör olduktan sonra da Beykent Üniversitesi’ne geçti. Yeni kurulmuş bir üniversiteydi Beykent. En çok yankı uyandıran kitabını da bu üniversitedeyken yayınladı. “Stratejik Derinlik” bir yıl içerisinde 13 baskı yaptı. Giderek akademik yaşamın dışında da aktif olmaya başladı. Harp Akademisi’nden MÜSİAD’a kadar birçok yerde konferanslar verdi. ABDullah Gül ile 1980’li yıllarda tanışmışlardı. Bir makalesi, Gül’ün ilgisini çekmiş, bunun üzerine tanışmışlardı. Aralarındaki dostluk, 1990’lı yıllarda Gül’ün, Suudi arabistan’dan dönüşünden sonra oluştu. Daha sık görüşür oldular. ‘GÖLGE DIŞ İŞLERİ BAKANI’ Tayyip Erdoğan ile de belediye başkanlığı öncesinde tanıştı. Fakat Gül’e daha yakındı. Devlet Bakanlığı sırasında ihtiyaç duyduğunda Gül’e yardımcı oldu. Danışmanlığı, Gül’ün 2002 sonrasında başbakan olarak hükümet kurmasıyla resmileşti. Davutoğlu, Başbakanlık Başdanışmanı olarak göreve başladı. Gül’ün önerisiyle dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayıyla büyükelçilik ünvanı aldı. Gül’ün Başbakanlığı Erdoğan’a devretmesinden sonra da görevine devam etti. Zaten onu Gül davet etse de sonra Erdoğan ile de biraraya gelmişler; o da daveti yinelemişti. Davutoğlu, o dönemde “gölge Dışişleri bakanı” gibi dış temaslarda etkili olmaya başladı. DİPLOMASİ TRAFİĞİNİN ADAMI AB ile temaslardan, Kıbrıs müzakerelerine, Irak savaşına kadar hemen her alanda rol aldı. Göreve gelirken iki üç yıl sonra ayrılmayı planlıyordu. Yazmayı planladığı kitaplara yoğunlaşmayı, üniversiteye dönmeyi hayal ediyordu. 2007 seçimleri yaklaşırken milletvekili olmayı düşünmediği gibi ayrılmaya niyetlendi. Seçim sonrasında dosyalarını hazırlamaya da başladı. Ancak ayrılmasını ne Erdoğan uygun buldu ne de Gül. Hem PKK eylemlerinin artması nedeniyle aniden kendisini yeniden yoğun bir diplomatik trafik içinde buldu. Erdoğan’ın özel uçağıyla çeşitli ülkelere giden, hükümet adına resmi temaslarda bulunan, Türkiye diplomasi tarihinde örneğine rastlanmayan bir “Başdanışman” haline geldi. TÜRKİYE’NİN KISSINGER’I Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dış temaslarının, ikili görüşmelerinin değişmez ismiydi artık. Görüşmelerin en özel anlarına bile katılıyordu. ABD, Avrupa ülkeleri bile büyükelçilikler, Dışişleri yerine çoğu zaman onun telefonu, maili üzerinden Türkiye ile temaslar yürütüyordu. Gelen mesajları sonradan Dışişleri’ne aktarıp kayda geçiriyordu. Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile görüşme görevi MGK bildirisiyle duyuruluyordu. ABD Başkanı Obama gelmeden önce Washington’a gidip hazırlıkları da o yürütüyordu. Geldiği noktanın dikkat çekmesi ise Suriye, Filistin ve İsrail ile temasları sayesinde oldu. Hamas lideri Halit Meşal ile gizli görüşmesinin ortaya çıkması epey gürültü kopardı. Artık “Türk diplomasisinin Kissenger’ı”, “Gölge adam”, “İnce bir taktisyen” olarak tanımlanıyordu. 40 YIL AYNI EVDE OTURDU İlginç ama ayrı bir ekibi hiç olmadı Davutoğlu’nun. Başbakanlıkta, yardımcısı ve eski öğrencisi Ali Sarıkaya, bir sekreteri ve şoförü vardı sadece. Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık-Dışişleri Bakanlığı üçlüsü ile koordinasyon halinde çalıştı hep. Askerler de analizlerine önem verdi. Amacı, Türkiye’yi “merkez ülke” yapmaktı. Bölgedeki uçan kuştan bile haberdar olmaya çalışıyordu. Sonuç, 1.5 ay içinde 11 ülkeye gitmesiydi. Şubat sonundan itibaren Tanzanya, Kenya, İran, Irak, Çek Cumhuriyeti, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar ve Suriye’yi dolaşmıştı ve geziler aynı tempoda sürüp gidiyordu. 40 yıldır oturdukları Bahçelievler’deki evine çok az uğrayabiliyordu. İSTANBUL'A DÖNÜŞ KARARININ ERTELENMESİ AK Parti’nin 2009 yılında yapılan kongresinde Merkez Karar Yönetim Kurulu’na girdi. Bülent Arınç ile birlikte delegelerinin verdiği geçerli bin 243 oyun tamamını alan iki isimden biriydi. 1 Mayıs 2009’da yapılan kabine değişikliği sırasında Ali Babacan’ın yerine dışarıdan atamayla Dışişleri Bakanlığı makamına getirildi. Haziran 2011'daki genel seçimde, AKP listesinden Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. AKP'nin elde ettiği yüzde 50'ye yakın oy oranıyla büyük bir zafere imza attığı bu seçimden sonra kurulan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki 61. Cumhuriyet Hükümetinde de Dışişleri Bakanlığı koltuğunu korudu. ARAP BAHARI VE DAVUTOĞLU Davutoğlu eliyle yürütülen dış politika Arap Baharı’na daha ilk gününden itibaren destek verdi. Arap Baharı’nı Ortadoğu’da halkların diktatörlüklere isyanı, kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçme talebi, özgürlük ve refah arayışı olarak gördü ve destekledi. Bu sebeple farklı ülkelerde dile getirilen bu taleplere bu perspektiften yaklaştı. Türkiye, bu dönemde Mısır’da ülkenin tarihinde ilk kez seçimle iktidara gelen Muhammed Mursi’ye tam destek verdi. Hüsnü Mübarek’e ‘artık çekil’ çağrısının yapılması dış politikada o zamana kadar alınan en riskli kararlardan biriydi. Erdoğan’ın ağzından yapılan bu çağrı Kahire’de Tahrir meydanındaki yüzbinlerce Mısırlı tarafından canlı olarak izlenmişti. Türkiye’nin seçilmiş yönetime destek politikası Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra da devam etti ve darbeci yönetimle ilişkiler Mübarek dönemindeki gibi olmadı. Özellikle 900 kilometrelik sınırı paylaştığı Suriye rejimini çok önceden bu taleplere sessiz kalmaması için uyarmaya başladı. Hem Erdoğan hem Davutoğlu, Beşşar Esed’i halkın reform taleplerini kulak ardı etmemesi için sekiz ay çaba harcadı. Bu süreçte en kritik görüşme Davutoğlu ile Esed arasında 9 Ağustos 2011'de yapılan 6.5 saatlik görüşmeydi. O görüşme de sonuçsuz kalınca ipler koptu, Suriye’deki isyan dalgası iyice büyüdü. İsyanla birlikte rejimin karşı saldırılarıyla Suriye bir iç savaşa sürüklendi, ülke kan gölüne ve harabeye döndü. Milyonlarca Suriyeli ülkesine terk etmek zorunda kaldı, bir milyondan fazlası da Türkiye’ye sığındı. Mısır ve Suriye politikaları özellikle Türkiye içinden çok sert eleştirilere uğradı. Türkiye’nin bölgedeki bütün ülkelerle ilişkilerinin neredeyse kopuk hale gelmesi üzerinden Davutoğlu’na yönelik olarak yıpratıcı bir kampanya yürütüldü. Ancak Başbakan Erdoğan, bu politikanın arkasında durmaya devam etti. Türkiye’nin 2003 yılında 'Irak’a Komşu Ülkeler Toplantıları'nı devreye sokmasıyla başlayan Ortadoğu’ya açılım politikaları geçen 12 yılda Türkiye’nin bölgedeki profilini yükseltti. Bu süreçte yaşanan 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, Davos’taki 'one minute' vak’ası ve İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısından sonra yaşanan gelişmeler ve İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi bu profili daha da yükseltti. Milliyet
Reklam
Dişsiz Dev Dinozor Göklerin Hakimiydi
Fosiller üzerindeki yeni araştırmalar, kanat genişliği 12 metreye ulaşan dev dişsiz pretozorların bir zamanlar göklerin tek hakimi olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, 'Azhdarchidae' familyasında yer alan dev pretozorların 60 milyon yıl önce gökyüzünü kapladığını ve Kretase döneminin sonlarında ekosistem üzerinde çok önemli bir rol oynadığını gösterdi. Dev boyutlarına rağmen dişleri olmayan pretozorun, 90 milyon yıl önce mikroskobik deniz canlılarının ölümüyle baş gösteren kitlesel yok oluşta ortadan kalkan, dişe sahip akrabalarının yerini aldığı düşünülüyor. Araştırmada yer alan Rusya Bilim Akademisi'nden Alexander Averianov, 'Dişli dev kuşlardan dişsiz olanların gökyüzünü kaplaması, ekosistem üzerinde halen çok az anladığımız önemli değişimlere sebebiyet verdi' ifadesini kullandı. ZooKeys dergisinde yayımlanan araştırma, fosil kayıtlarına göre uçan ilk omurgalıların 220 milyon yıl önce ortaya çıktığını savunuyor. Farsça'da 'Ejder' anlamına gelen 'azdarha' kelimesinden türeyen 'Azhdarchidae' familyası, dev boyutları nedeniyle havalanmak için koşması gereken kuşları temsil ediyor. Bu familyaya özgü dişsiz dinozorların 70 milyon yıl önce Kretase döneminin sonlarında yaşadığı düşünülüyor. Eksiksiz ve iyi korunmuş fosilleri en zor bulunan canlılardan olan Azhdarchidae familyasının, bu sebeple yaşadıkları dönem de kesin olarak anlaşılamıyor. Bugüne kadar Azhdarchidae pretozorlarına ait 51 kemik ve üç fosil izini inceleyen Averianov, 'dev kuşların birçok iklimde yaşayabildiğini ancak ağırlıklı olarak göl ve nehir kenarlarıyla kıyı şeritlerini tercih ettiklerini' belirtti. Averianov, bugüne kadar bulunan fosillerin eksik ve iyi korunmamış olmasından dolayı bilim insanlarının birçok Azhdarchidae türüne ait kayıt oluşturduğunu ancak bu bilgilerin kesin olmadığını ifade etti. Araştırmacılar, pretozorların geçmişi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Google Earth aracılığıyla fosillerin dağılım haritasını çıkaran Ptero Terra veri tabanına başvuracak. Kaynak: Al Jazeera
İnsanlar Birden Bire Dünyadan Yok Olursa Ne Olur?
İnsanlığın ortadan kalkması bilim kurgu gibi görülebilir. Ama uzmanlar insanların yeryüzünde yürümediği bir günün geldiğinde dünyayı nelerin beklediği planladı. İnsanlar birdenbire ortadan kaybolursa, Dünya nasıl bir yer olur. İşte Alan Weismann 'The World Without Us' (Bizsiz bir Dünya) adlı kitabında bu konuya değinmiş. Arizona Üniversitesi profesörü olan Weismann, kitabı ile ilgili araştırmaları için Türkiye'ye de gelmiş. Weismann'ın Bizsiz bir Dünya adlı kitabı, Türkiye'de Altın Kitaplar Yayınevi tarafından satışa sunuldu. Kurguya göre gezegendeki insanlığın yok oluşundan saatler sonra dünyada ki ışıklar sönmeye başlayacak.
Reklam