onedio
Bu Ağaç 40 Farklı Türde Meyve Veriyor
Bu zamana kadar aşılama işlemi ile tek ağaçtan birden fazla meyve elde edildiği birçok kişi tarafından zaten bilinir. Peki, bir ağaçtan 40 farklı meyve alınabilir olduğunu söylesek? Mesleki deneyimde oldukça tecrübeli olan Sam Van Aken adlı kişi, gerçekleştirmiş olduğu melez ağaç ile bu durumu gerçeğe dönüştürdü. Fotoğrafta görmüş olduğunuz ağaç, aşılama işlemi sayesinde 40 farklı meyve verebiliyor. Şeftali, erik, kayısı, nektari, kiraz ve badem gibi mevsimine göre farklı farklı meyveler üreten ağaç, aynı zamanda rengarenk çiçekleri ile de ön plana çıkıyor. New York'ta bulunan bu melez ağaç özellikle yazları pembe, kırmızı ve beyaz gibi etkileyici renkte çiçekler açıyor.teknokulis
Ay'da Toprak Sahibi Olan 10 İnsandan 1'i Türk
Lunarregistry.com (Ay'ın toprak kayıtları ve Ay vakfı)'un '' Emre Özerginli '' 6.Sıradan listeye girmiş ve Jennifer Lopez, Donald Trump, Paris Hilton, Richard Branson gibi isimleri geride bırakmış oldu. Emre Özerginli hakkında fazla bilgi sahibi değiliz, sadece Moon-Star Limunary adlı araç şirketin sahibi ve de Ay'da arsa satan çeşitli şirketler ile çalıştığı biliniyor. Bunun yanında yurtdışında bilim ve teknoloji dergilerine vede portallara çeşitli beyanatlar vermesiyle adından söz ettirdi. Özellikle yer altından çıkabilecek değerli madenler , minareller ve Ay'ın A.B.D'nin eyaleti olması gerektiği konusunda. Emre Özerginli'nin ardından zirveye doğru 630.000 dönüm ile Tom Cruise , 700.000 dönüm ile Bill Gates , 880.000 dönüm ile eski A.B.D başkanı George H.W.Bush , 1.000.000 dönüm ile ünlü Rus iş adamı Roman Abramoviç , listenin zirvesinde ise 1.500.000 dönüm ile iş adamı David M.Rothschild bulunuyor. Peki nasıl olabiliyor da Ay'da arsa sahibi olunabiliyor? Bilimsel ve hukuksal bir dayanğı var mı işte yapılan açıklama; Amerikalı bir avukat olan Dennis Hope , 1980 yılında Birleşmiş Milletler Uzay Antlaşması yasasındaki bir boşluğu fark ederek, Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Yasada hiçbir ülkenin uzaydaki bir gezegen üzerinde hak iddia edemeyeceği yazıyordu. Hope bu maddeye dayanarak; ülkelerin gezegenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyeceği, ancak şahısların toprak satın almasında herhangi bir kısıtlayıcı madde olmadığını farketti ve Ay'ı kendi adına tescil ettirdi ardından Beyaz Saray'a , Kremlin'e ve birleşmiş milletlere bir mektup yazıp Ay'ın artık kendi tescilinde olduğunu bildirdi hatta belgelerini ve kendi hazırladığı tapu örneğini de gönderdi olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt gelmeyince de kanuni süreç başlamış oldu ve Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Hope Ay'ı her biri 4 bin metrekarelik 5 milyon parsele bölerek satışa çıkardı.Bakalım Türkiye'den Emre Özerginli'den başka bu büyük çapta başka yatırımlar olacak mı? Kaynak: Sabah
Yedi Saat Uyumak Sekiz Saat Uyumaktan Neden Daha İyi?
Genellikle uzmanlar, sağlıklı yetişkinlere yedi ila dokuz saat uyumalarını öneriyor. Ancak uyku üzerinde çalışan bilim insanları, uyku konusundaki son araştırmaların yetersiz olduğunu göz önünde bulundurarak yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu süylüyor. Uyku konusunda yapılan birkaç araştırmada, zihin ve sağlıkla ilgili belirtilere bakıldığında yıllardır inanılan 'sekiz saatlik uykunun yeterli olduğu' düşüncesinin doğru olmadığı ve ideal uykunun yedi saat olduğu ortaya çıktı ancak çoğu doktor bu sonucun doğruluğundan emin değil. Diğer araştırmalar ise 20 dakika az uyumanızın bile ertesi günkü performansınızı ve hafızanızı kötü yönde etkileyeceğini söylüyor. Az uyumanın yanı sıra çok uyumanın da diyabet, obezite ve ölümcül boyutlara ulaşabilen kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceğini belirtiliyor. Arizona, Phoenix'te bulunan Arizona Üniversitesi'nin hemşirelik ve sağlık bölümü profesörü Shawn Youngstedt, 'Yedi saatlik uykuda hastalığa yakalanma ve hastalık yüzünden ölme oranları en düşük seviyede,' dedi. Aşırı uyumanın etkilerini araştıran Youngstedt sözlerine 'Uyku süresinin sekiz saat ya da daha fazlası olmasının tehlikeli olduğu gerçeği sürekli karşımıza çıkıyor,' diye devam etti. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention; CDC), uyku konusundaki bilimsel yayınları tekrar gözden geçirmek adına tıp uzmanları ve araştırmacılardan oluşan bir panel düzenlemek adına çalışmalar yapıyor. Uyku hakkında yeni bilgi ve önerilerin geliştirileceği panel, büyük olasılıkla 2015 yılında gerçekleşecek. Kaliforniya Üniversitesi psikoloji bölümü fahri profesörü Daniel F. Kripke, büyük çaplı bir kanser araştırmasına katılan 1,1 milyon kişinin 6 yıllık verilerini takip ederek bir araştırma yapmış. Az ve çok uyuyan bireylerek kıyasla 6,5 ile 7 saat 40 dakika arası uyuyan bireylerdeki ölüm oranının daha düşük olduğunu belirten araştırma, 2002 yılında Archives of General Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanmıştı. Araştırmada ilaç tedavisi de dahil olmak üzere 32 adet sağlık faktörü test edildiği de biliniyor. Kripke, 2011 yılında Sleep Medicine isimli bir dergide yayımlanan başka bir araştırmasında, ideal uyku süresinin sekiz saatten daha az olduğunu gösteren kanıtlar bulunuyor. Bu araştırmadaki görevliler, 450 adet yaşlı kadının bileklerine bağlanan ölçüm aletleri sayesinde kadınların uyku aktivitelerini bir hafta boyunca kaydetmiş. Bundan nerdeyse on yıl sonra araştırmacılar beş saatten az veya altı buçuk saatten fazla uyuyan bireylerin ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu bulmuş. Diğer uzmanlar ise fazla uyumaya bağlı olarak gelişen hastalık semptomlarıyla ilgili araştırmalar konusunda uyarılar yapıyor. Bu uzmanlar, hastalıkların bir insanı daha fazla uyumaya ve yatakta daha fazla zaman geçirmeye ittiğini söylüyor. Ayrıca kendi uyku düzenlerini kendileri takip eden insanlarla yapılan çalışmaların hatalı olabileceği belirtiliyor. Uyku doktorları ve araştırmacıları temsil eden, Mayo Clinic Uyku Tıbbı Merkezi'nde profesör olan Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin (American Academy of Sleep Medicine) başkanı Timothy Morgenthaler, 'Bu araştırmalardaki en büyük sorun, araştırmaların nedenleri yerine yol açtığı sonuçlarıyla ilgili bilgi vermesi,' dedi. Doktor Morgenthaler, hastalarına iki farklı günde 7 ve 8 saat uyuyup uyku sonrası kendilerini nasıl hissettiklerini değerlendirmelerini öneriyor. Morgerthaler ayrıca genetik ve kültürel farklılıklar yüzünden uyku ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğini söyledi. İhtiyacınız olan uykuyu almanız, ertesi gün için dinç olmanız açısından önem taşıyor. Son zamanlarda yapılan birkaç araştırmaya göre 7 saatlik uyku ve bilişsel performans arasında bir bağlantı var. Geçen sene Frontiers in Human Neuroscience adlı dergide yayımlanan bir makalede, bilişsel eğitim veren Lumosity adlı internet sitesindeki kullanıcı verilerinden yararlanılmış. Araştırmacılar, uzamsal hafıza testleri yapan 160,000, aritmetik testler yapan yaklaşık 127,000 bireyin uyku alışkanlıklarıyla ilgili verilerini incelemiş. Sonuç olarak ortaya çıkan ise uyku saati yediye ulaşan ve devam eden insanların bilişsel performansının arttığını göstermiş. Lumosity'nin sahibi ve Lumos Labs Inc. adlı şirketteki bilim insanlarıyla birlikte araştırma yapan, Kuzey Karolina'daki Duke Üniversitesi Tıp Merkezi profesörü Murali Doraiswamy, yedi saati aşan uykunun 'bireye fayda sağlamadığını' söyledi. Araştırmasının hafıza kayıplarıyla ilgili verilen içeren daha eski bir araştırmanın tekrarı olduğunu belirten Doraiswamy, 'Eğer hafıza kaybına neden olan tüm etkenleri düşünürseniz, uykunun en kolay tedavi edilebilen faktör olduğunu görürsünüz,' dedi. Çoğu araştırma, bilişsel ve sağlıkla ilgili gerilemelere ve kilo alımına yol açan az uyumanın etkilerini araştırıyor. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Okulu'nda uyku eksikliği üzerine çalışan bilim adamı David Dignes, ideal olduğu söylenen en az 7 saatlik uyku süresini devamlı olarak 20 veya 30 dakika azaltmanın bilişsel algılama hızını azalttığını ve dikkat eksikliğini arttırdığını söyledi. Uzmanlar, insanların kendi ideal uyku sürelerini belirlemeleri gerektiğini söylüyor. Özellikle de tatilde oldukları bir haftanın üç günü uyku sürelerini takip ederek anlayabileceklerini belirtiyor. İhtiyacınız olan uyku süresini belirlerken uyanmak için alarm kurmamanız, yorgun hissettiğinizde uyumanız, fazla kafein veya alkol tüketmemeniz ve uyumadan önce elektronik cihazlardan birkaç saat uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca bu süreç boyunca uyku sürenizi kayıt altına almak adına not tutmanız veya kayıt yapabilen bir cihaz kullanmanız öneriliyor. Eğer kendinizi gün boyunca iyi ve dinç hissediyorsanız, muhtemelen ihtiyacınız olan ideal uyku sürenizi keşfetmişsiniz demektir. Uykuyla ilgili temel ilkeler; Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, uyku ile ilgili alanları araştıran Sleep Research Society, uyku konusunda uzmanlaşmış araştırmacılardan oluşan bir kuruluş ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin katılacağı panelde yeniden belirlenecek. Akademi başkanı Morgenthaler, panelde tartışılacak olan önerilerin bilimsel araştırmalardan elde edilen bilgiler ışığında sunulacağını ve panelin cinsiyet ve yaş gibi etkenleri de göz önünde bulunduracağını söyledi. Uyku üzerine araştırmalar yapan ve kar amacı gütmeyen bir başka araştırma grubu National Sleep Foundation ise geçtiğimiz ocak ayında uyku konusundaki güncel bilgilerin aktarıldığı bir panel düzenlemişti. Bahsedilen tüm araştırma grupları, şu anda sağlıklı bir yetişkinin günde yedi ila dokuz saat uyumasını öneriyor. Ulusal Kalp, Akciğer, ve Kan Enstitüsü (The National Heart, Lung and Blood Institute¬) hem yetişkinlere hem de yaşlılara 7 ila 8 saat uyumalarını tavsiye ediyor. Uykuyla ilgili güncel verilerin çoğu, okul çağındaki çocukların en az 10, ergenlik çağındaki gençlerin ise 9 ila 10 saat uyuması gerektiğini belirtiyor. Detroit'teki Wayne Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uyku ilaçları, akciğerler ve yoğun bakım alanlarında yetkili olan Safwan Badr, uyku süresi konusunda 'Eğer sağlıklı bir uyku düzeniniz varsa, zaten fazla uyuyamazsınız. İhtiyacınız olan uykuyu aldığınızda istemsiz olarak uyanırsınız,' dedi. Journal of Clinical Sleep Medicine adlı derginin bu ayki sayısında yayımlanan bir araştırma, Badr'ın sözlerini kanıtlayan bir nitelik taşıyor. Almanya'da yapılan bir araştırmada, iki aydan uzun bir süre boyunca beş sağlıklı yetişkin birey, araştırmacıların 'Taş devri koşulları' dediği elektriğin, saatlerin ya da akarsuyun olmadığı bir yerde yaşamaya başlamış. Katılımcıların normalde uyudukları saatten iki saat önce uyudukları ve ortalama uyku saatlerinden bir buçuk saat daha fazla uyudukları gözlemlenmiş. Araştırma sonucunda belirlenen ideal uyku süresi ise 7 saat 20 dakika. WSJ
Direksiyonda SMS Atan Sürücüler İçin Yeni Uygulama
Finlandiya Jyvaskyla Üniversitesi bilim insanları tarafından geliştirilen “VisGuard” adlı uygulama sayesinde, sürücüler direksiyon başında uzun süre mesajlaşınca uyarılıyor.Akıllı telefonlar için geliştirilen uygulamanın amacı sürücülerin yola odaklanmasını sağlamak. Sürücüler uzun süre telefonda vakit geçirirse, telefon ekranlarında üçgen biçiminde bir ikaz ışığı yanıp sönüyor. Bu sayede sürücülerin uyarılarak yola odaklanmaları hedefleniyor. Uygulama, yoldaki olası tehlikeleri belirlemek için hız ve yer verileriyle, telefonun kamera görüntülerini kullanıyor. Araştırmacı Tuomo Kujala “Uygulama yaya geçitlerinde, dar virajlarda ya da kavşaklarda da sürücüleri uyarabilme özelliğine sahip” diyor. Yaptıkları testler sonucunda sürücülerin yola dikkatinin yüzde 15 oranında arttığını belirten Kujala'ya göre 'Uygulamanın küçük bir riski var. Sürücüler, uygulamaya güvenerek, telefonla daha fazla vakit geçirebilirler'. Araştırmacılar bir yıl sonra uygulamanın, akıllı telefonlar dışında tüm sistemler için de uygulanabilir olmasını hedefliyor.BBC
Uzaylılar İle Karşılaşma Çok Yakında Olabilir
NASA, 20 yıl içinde uazylılarla karşılaşacağımızı açıklayarak herkesi fena halde şaşırttı!NASA'nın en üst konumlardaki bilim adamları ile yapılan bir görüşmede, güneş sistemimiz dışında yaşayan canlılar ile önümüzdeki 20 yıl içerisinde karşılaşmamızın beklendiği söylendi. Bilim adamlarının bu güveni ise, Kepler uzay teleskopunun gücünden kaynaklanıyor. Kepler uzay teleskopu sayesinde, sadece 2014 içerisinde daha önce bilmediğimiz 700 adet gezegen bulunmuş durumda.NASA, ayrıca, ' Transiting Exoplanet Survey Satellite ' adlı, Kepler'in geliştirilmiş bir sürümünü de 2017 yılında çalışmaya başlatmayı planladığını duyurdu. NASA'dan Jeff Grunsfeld, diğer gezegenleri incelemek için kullandıkları teknolojinin son derecede gerçek olduğunu ve James Webb uzay teleskobu ve diğer gelişimlerin her an ilerlemekte olduğunu söylüyor. NASA astronomu Kevin Hand de ' önümüzdeki 20 yıl içerisinde, evrende yalnız olmadığımızı bulacağımıza' inandığını söylüyor.İlginç olan durum ise, NASA'nın genellikle bu şekilde cesur açıklamalar yapmıyor olması. Başka bir deyiş ile, bu açıklamaların arkasında, bizlerin halen bilmediği bir keşif yatıyor olabilir. Önümüzdeki on yıllar içerisinde uzaylılarla karşılaşmamız sonucunda ise, ümit edebileceğimiz tek şey, pek çok uzaylı filminin içeriğinin, senaryo olarak kalması ve barışçıl bir karşılaşma yaşamamız...
Türk Bilim Adamından Kansere Karşı ''DNA Onarımı'' Buluşu
Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının 10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söyledi. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtti. Her kanser çeşidinde farklı mutasyonların tespit edildiğini, dokudaki bazı kanserli hücreler öldürülse dahi başka mutasyonları kontrol etmenin zor olduğunu anlatan Sancar, ''Kanser demek bir tek hücre tipi değildir, kanserde çok hücre tipi vardır, bütün bu hücrelere göre tedaviyi yöneltmek gerekiyor'' dedi. Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetti: ''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu 'inhibe' edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.'' DNA onarımının en az olduğu saatler tespit edilerek, kanserle savaşılacak Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de minimum seviyeye indiğini söyledi. Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu. Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi. Deri kanserinin önüne geçilebilecek Sirkadiyen saat konusundaki çalışmalarının deri kanserini önleme noktasında da faydalı olacağına dikkati çeken Sancar, bu şekilde hangi saatlerde güneşlenildiğinde kanser riskinin arttığının, hangi zamanlarda azaldığının tespit edilebileceğini ifade etti. Fareler üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmalarda, UV ışınlarına maruz kalan farelerde kanser riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu tespit ettiklerini belirten Sancar, şöyle devam etti: ''Fareler üzerinde yaptığımız araştırmalarda sabah saatlerindeki UV maruziyeti sonucu kanser riskinin akşamüstü saat 4'teki tespit ettiğimiz oranlara göre 5 misli daha yüksek olduğunu gördük. Yani farelerde deri kanseri riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu belirledik. Farelerde ortaya çıkan sonuçlar insanlarda tam tersidir. Buna dayanarak, insanlar için sabah saatlerinin deri kanseri riski açısından daha düşük olacağını söyleyebiliriz. Yani sabah saatlerinde güneşlenmek, öğlen ve akşamüstüne göre daha az risk taşıyor. Ancak bunu kesin olarak söylemek için öncelikle insanlar üzerinde deney yapmamız lazım'' Bu konuda çalışmalara başladıklarını ve Amerikan Sağlık Bakanlığından izin aldıklarını anlatan Sancar, ilk etapta gönüllüler topladıklarını ve gönüllülerin derilerindeki DNA onarımlarını gün boyu nasıl olduğunu ölçmek için çalışma yapacaklarını söyledi. Sancar, ''Yani DNA onarımı konusunda kalın bağırsakta yapacağımız çalışma kanserin tedavisini, cilt üzerinde yapacağız çalışma da kanseri önlemeyi amaçlıyor'' ifadelerine yer verdi. AA
Reklam
Bir Kağıdı 103 Kez Katlarsanız Evrenin Genişliğine Ulaşabilir mi?
Peki bir kağıdı 103 kez katlayabilsek evrenin tümünden daha büyük olabilir mi? İşte youtube’ de bir dahi bunu hesapladı. Eğer bir kağıdı 103 kez katlayabilseydik gözlenebilir evrenin sınırının dışına çıkabilirdik. Hipotez olarak hesaplandığından üstel(eksponansiyel) hesaplama gereği 93 milyar ışık yılı uzunluğa ulaşılıyor. Aslında bu inanılmaz bir hesap cidden. Bir sayfa kağıdın kalınlığı normalde 0,009906 cm civarında tutuyor. İşte bu sayfayı ikiye katlarsanız kalınlığı iki katına çıkar. Bir sayfayı üç kez katlarsanız bir tırnak kalınlığına, yedi kez katlarsanız 128 sayfalık bir kitabın kalınlığına ulaşır. 10 kez katlarsanız bir el kadar kalın olur. 23 kez katlarsanız 1 km(1000m) kalınlığa ulaşır. 30 kez katlarsanız uzaya ulaşırsınız yani 100 km kalınlığa, 42 katlama Ay’a 51 katlama Güneş’e ulaştırır.81 katlama 127,786 ışık yılı uzaklığa yani, Andromeda Galaksisi’nin genişliğine denktir. 90 katlama ise 130,8 milyon ışık yılı genişliğinde yani Virgo (Başak ) takım yıldızından yani 110 milyon ışık yılı genişlikten daha fazlaya gelir. Başak kümesi Andromeda ve Samanyolu gibi 100 civarı galaksiyi kapsar. İşte 103. katlamadan  sonra gözlenebilir Evren’in dışına yani 93 milyar ışık yılı çapına ulaşırsınız. İşte matematiğin gizemlerinden biridir üstel fonksiyonlar. Çarpıldıkça büyürler, aynı bakterilerin hızla virüslerin hızla üremesi gibi… Daha öncesinde Mythbusters programında futbol sahası büyüklüğünde bir kağıdı 11 kez katladı. Bu arada dünya kağıt katlama rekoru 12 kezdir . (Britney Gallivan)
HIV/AIDS Tedavisinde Kötü Haber
ABD'de maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bir araştırma, erken teşhisin HIV virüsü taşıyan hastaların tedavisinde olumlu sonuç verebileceğine dair umutları azalttı. Araştırmaya göre, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüs olarak AIDS hastalığına yol açan HIV vücutta hızla 'düşürülemez kaleler' oluşturabiliyor. Bu bulgu virüsün erken tedavi ile altedilebileceği yönündeki umutlara darbe vurdu. Maymunlar üzerinde yapılan ve sonuçları Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, HIV kanda tespit edilmeden önce bile dokunulmaz 'viral rezervuarlar' oluşturmakta. Uzmanlar bunu 'zihin açıcı' ve 'çarpıcı' bir bulgu olarak nitelendirdi. Bağırsak ve beyin dokusundaki HIV rezervuarları tedavi önündeki en büyük engeller. Antiretroviral ilaçların geliştirilmesinde sağlanan kayda değer ilerlemeler sayesinde, kan dolaşımındaki HIV kontrol edilebiliyor. Bu da hastanın normale yakın bir yaşam beklentisinin olması demek. Ama ilaçlar durdurulursa virüs yeniden ortaya çıkıyor. Son araştırmada ise hedef virüsü rezervuarların dışına çıkarmaktı. Erken tedavinin de, rezervuarların en başta oluşmasını önleyebileceği umuluyordu. Maymunlara, HIV'in eşdeğeri olan SIV yani Simian bağışıklık sistemi bozucu virüs, enjekte edildi. Maymunlara, daha sonra üç günden iki haftaya kadar değişen sürelerde antiretroviral ilaçlar verildi. Tedavi altı ay sonra durduruldu. Ancak virüs, antiretroviral tedaviye rağmen hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Viral rezervuarların enfeksiyonun çok erken bir aşamasında meydana geldiği belirlendi. HIV ile doğan bir bebeğin de çok erken teşhis sonrası tedavi olduğuna inanılıyordu. 'Mississippi bebeğine' ilk 18 ay boyunca HIV ilaçları verildi ama sonra ilaçlar durduruldu. Başlangıçta tedavinin etkili olduğu umudu doğdu. Ama geçen hafta, şimdi dört yaşında olan kızda, ilaçların kesilmesinden yaklaşık iki yıl sonra yeniden virüsün görüldüğü açıklandı.BBC Türkçe
Reklam
Dünyanın İlk Aile Robotu Jibo
Jibo, sosyal bir robot ve ailenizin yeni üyesi olmaya aday. Yapımcısı MIT Media Laboratuvarı Kişisel Robot Grubu Direktörü Dr. Cynthia Breazeal, onu arkadaş canlısı, yardım sever ve zeki diye nitelemiş. Öyle de görünüyor. Yapımcısı Jibo’yu Yıldız Savaşları ve NASA’nın Mars’taki robotlarından esinlenmiş. Ancak bize sorarsanız Jibo, Pixar’ın animasyon lambası ve fenomen robotu Wall-E’nin melez hali ve biraz da IQ’su yüksek bir Siri’nin “ete kemiğe bürünmüş” versiyonu olabilir. Zira Jibo, etrafından öğrenebilme, farklı sesleri tanıyabilme ve farklı yüzleri birbirinden ayırt edebilme iddiasında. Jibo’nun sosyal bir robot olarak tanımlanmasının nedeni, insanlarla etkileşime geçebilmesi. Birçok akıllı asistan gibi Jibo proaktif olarak size hatırlatmalar yapabiliyor, e-posta’nızı gönderiyor, sesli mesajlarınızı bildiriyor, fotoğraf çekebiliyor ve çocuklarınız için interaktif hikayeler anlatabiliyor.Jibo’nun bu özellikleri ve başarılı tanıtımı birçok insanı etkilemiş gibi görünüyor. 100 bin dolar fon hedefiyle bir Indiegogo kampanyası olarak başlayan Jibo projesi, hedefinden 26 gün önce yaklaşık 883 bin dolar toplamayı başardı. Jibo, ev versiyonu için Indiegogo üzerinden 499 dolara ön siparişleri şimdiden alıyor. Girişimin bir hedefi de Jibo’yu Nest termostatı gibi evdeki bağlantılı cihazlarla eşleştirmek. Burada amaç, termostatınız her zamanki gibi çalışmasına devam ederken, sizin telefonunuz yerine, kontrolü Jibo’ya bırakmanız. Jibo ile çalışmak isteyecek geliştiriciler için geliştirici versiyonu 599 dolardan, Indiegogo üzerinden ön siparişe sunulmuş. Girişim Jibo’nun sevkiyatına 2015 yılında başlamayı planlıyor. Jibo’yu incelemek isterseniz burada.Webrazzi
'20 Yıl İçinde Uzaylıları Bulacağız'
NASA, yakın gelecekte hizmete girecek yeni nesil uzay teleskoplarının yardımı sayesinde, yaşam saklayan dış gezegenleri 20 yıl içinde keşfedebileceklerini belirtti. NASA gökbilimcileri, Washington D.C'de düzenlenen bir açık oturumda 'Dünya dışı yaşamı keşfetmeye giderek yaklaştıklarını' belirtti. Gökbilimci Kevin Hand, '20 yıl içinde evrende yalnız olmadığımızı göreceğimizi tahmin ediyoruz' ifadesini kullandı. Baltimore Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü'nden Matt Mountain, beş binden fazla dış gezegen tespit eden Kepler Uzay Teleskobu'nun Dünya dışı yaşam arayışında çok büyük katkısı olduğunu belirterek, James Webb Teleskobu ile bekledikleri sonucu alabileceklerini söyledi. Webb teleskobu ekibinde de yer alan Mountain, 'Etrafımızdaki yıldızların yüzde 10 ila 20'si, yaşanabilir bölgelerinde Dünya benzeri gezegenler barındırıyor. Bu, beş yıl önce sahip olmadığımız bir bilgiydi. Dünyayı sonsuza kadar değiştirecek bir keşif bize sandığımızdan daha yakın' ifadesini kullandı. Gökbilimciler sadece Güneş Sistemi'nin yer aldığı Samanyolu Galaksisi'nde 100 ila 400 milyar yıldız olduğunu tahmin ediyor. İki teleskop göreve hazırlanıyor NASA, 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla TESS ve James Webb Uzay Teleskobu'nu ateşleyecek. TESS'in taşıdığı dört teleskop, Samanyolu'ndaki en az 500 bin yıldız sistemini inceleyecek ve Dünya benzeri gezegenlere sahip olup olmadıklarını tespit edecek. Yıldızların yaşanabilir bölgesinde gezegen tespit edilirse, bu gezegenleri gözlemleme görevi JSWT'a ait olacak. JSWT, 1990'dan bu yana gözlemler yapan Hubble Uzay Teleskobu'ndan 15 kat daha fazla alanı tarama kapasitesine sahip olacak. NASA dev teleskopların ateşlenmesi için 130 ton taşıma yükü olan SLS (Space Launch System) roketini geliştirmeye çalışıyor. Mountain, 'Sadece ilk yaşam sinyallerini aldığımız anı düşünün. İnsanlığın uzaydaki yalnızlığının sona erdiğini, evrende daha fazla yalnız olmadığımızı gördüğü anı hayal edin' ifadesini kullandı. Kaynak: Al Jazeera
Elektrik Yiyen Bakteri Türleri Keşfedildi
Bilim insanları, saf enerjiyle beslenen ve atık olarak yine saf enerji salgılayan yeni bakteri türleri keşfetti. New Scientist dergisinde yayınlanan habere göre, bilim insanları elektrik yiyen ve dışkı olarak yine elektrik salgılayan sekiz yeni bakteri türü keşfetti. Pil elektrotları üzerinde yetiştirilen bakterilerle kanıtlanan keşif, mikrobiyal dünyanın sandığımızdan daha büyük ve farklı olduğunun göstergesi niteliğinde. Bu alanda çalışmalar gerçekleştiren ABD’li bilim insanı Kenneth Nealson, meslektaşlarının keşfinin çok önemli olduğunu söylüyor ve elektrik bakterilerinin, insanlığın daha önce farkına bile varamadığı yepyeni bir mikrobiyal dünyanın varlığını kanıtladığını belirtiyor.stuff
Reklam
Elektrik Yiyen Bakteriler
Bilim adamları geçtiğimiz günlerde ilginç bakteri türleri keşfetti. Bu bakteriler alışılmışın dışında elektrikle yani saf enerjiyle besleniyorlar. New Scientist dergisinde yayınlanan makaleye göre, Güney Kaliforniya Üniversitesi’ndeki bazı araştırmacılar elektrik yiyerek hayatta kalan 8 bakteri türü keşfetti. Bilim adamlarına göre elektrik bakterileri, daha önce farkında bile olmadığımız farklı tür bir mikrobiyal dünyanın varlığına işaret ediyor.
Wikipedia Makalelerini Yazılımlar Üretiyor
Dünyanın en büyük dijital ansiklopedisi olan Wikipedia'nın hızla artan makalelerinin arkasında otomatik yazılımların olduğu tespit edildi. Botlar, günde yaklaşık 10 bin makale yazıyor. Wikipedia'da hızla artan makale sayısının arkasında botlar olarak da adlandırılan otomatik yazılımların olduğu anlaşıldı. Yazılımlar, veri tabanlarından çektikleri bilgileri daha sonra standart şablonlar altında metin haline getiriyor. Wall Street Journal'ın (WSJ) haberine göre, sadece İsveç'te bulunan tek bir bot, Wikipedia için 2.7 milyon makale yazmış durumda. Bu sayı, ansiklopedideki toplam makalalerin yüzde 8.5'ine denk geliyor. Söz konusu botun 'Lsjbot' adını taşıdığı ve İsveçli akademisyen Sverker Johansson tarafından geliştirildiği belirtildi. Dil bilimi, sivil mühendislik, iktisat ve parçacık fiziği alanlarında uzman olan Johansson'un editör botu, günde 10 bin makale yazabiliyor. 'Makalelerin bir çoğunu inekler yazıyor' WSJ'nin mercek altına yatırdığı bot, ağırlıklı olarak hayvan türleri ve Filipinler'deki küçük kasabalar hakkında makaleler üretiyor. Lsjbot'un ürettiği makalelerin üçte ikisi Filipin dilinde, üçte biri ise İsveççe yazılıyor. Johansson'un konuyu belirlemesinin ardından, bot makaleyi otomatik olarak yazarak Wikipedia'da yayına alıyor. Lsjbot'un yanı sıra, Wikipedia için farklı dillerde makaleler üreten birçok bot yer alıyor. Bunlardan bir tanesi, ABD'deki şehirler ve bölgeler hakkında makaleler üreten 'rambot.' Wikipedia'daki makalelerin ne kadar doğru içeriğe sahip olduğu tartışması giderek büyüse de, Johansson yaptığı işi savundu. WSJ'ye açıklama yapan İsveçli akademisyen, 'Wikipedia yazarlarının büyük kısmının ineklerden oluştuğunu' söyledi. Johansson, İsveççe Wikipedia'da 'Yüzüklerin Efendisi' serisine ait 150'den fazla karakteri anlatan sayfa olduğunu ancak Vietnam Savaşı'ndaki isimlerden sadece 10 tanesine yer verildiğini söyledi. Wikipedia'nın bot yazarlarının tüm listesine bu bağlantıdan bakılabilir: http://en.wikipedia.org/wiki/Category:AllWikipediabots WSJ ve Al Jazeera
Reklam
Rusya'daki Dev Deliğin Esrarı Çözüldü: Küresel Isınma
Rusya 'nın kuzeyinde yer alan Yamal Yarımadası'nda geçtiğimiz günlerde esrarengiz bir görüntü uydu fotoğraflarına yansıdı. Görüntülerde yarımada üzerinde derinliği 80 metreye varan büyük bir delik görülürken, bilim adamları da olayı çözmek için incelemeye gitti. Bu esnada fotoğrafların internete düşmesiyle birlikte delik üzerine birçok yorum yapıldı. Kimi görüş deliğin sıkışan metan gazının patlaması sonucu meydana geldiğini savunurken, kimi görüş de bir göktaşının düşmesi sonucu bu görüntünün meydana gelmiş olabileceğine dikkat çekti. Ancak gerçek çok geçmeden ortaya çıktı. Deliğin bulunduğu yarımadadan toprak, hava ve su numunesi alan bilim adamları, meydana gelen deliğin aşırı ısınmadan kaynaklandığını belirledi. Küresel ısınma neticesinde neredeyse yüzde 80'i buzla kaplı bölgede buzların erimesinin yol açtığı deliğin esrarı böylece çözülmüş oldu.Yüksekova Haber
Çelik Zırhtan Kuvvetli: Örümcek Ağı
Araştırmalar, bilinen en sağlam doğal fiber olan örümcek ağının çelikten daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Amaç askeri zırh yapımı ve gündemde ipek böceklerinden örümcek ağı elde edilmesi var. Örümcek ağının askeri zırh olarak kullanılması için çalışmalar devam ediyor. Esnek ve hafif yapısı olan örümcek ağı, ağırlığına göre yüksek kaliteli çelikten daha sağlam. Çok güçlü bir yapıya ve en sağlam doğal liflere sahip olan örümcek ağının, askerleri, kurşun ve savaş ortamındaki diğer tehditlere karşı koruyabileceği düşünülüyor. Cerrahi sütür (damar ve deri gibi dokuların bütünlüğünün sağlanması ve iyileşmenin hızlanması için kullanılan maddeler) olarak değerlendirilen örümcek ağının, sanayide daha geniş alanlarda kullanılması için çalışmalar sürüyor. Şimdilik en önemli engel ise, örümcek ağının ticari olarak kullanılacak miktarda üretilmesi. Livescience’da yer alan habere göre, Michigan merkezli Kraig Biocraft Laboratuvarı, genetik çalışmalar yaparak örümcek ağı elde etmek için ipek böcekleri üzerinde çalışmalar yürütüyor. Habere göre firma, yakında test amaçlı eldivenler üretecek.
Reklam
Tarçın Ve Bal Karışımının İnanılmaz Faydaları
Tarçınlı tek kelime ile mucizevi doğal bir ilaç. Kanserden kilo vermeye, kalp hastalıklarından kolesterole, soğuk algınlığından cilt enfeksiyonlarına kadar iyileştiremediği hastalık yok gibi... Hindistan'da bir geleneksel tıbbi tedavi yöntemi ile balın yanık tedavisindeki etkisin kıyaslandığını ve 1 haftanın sonunda balla tedavi edilen yanıkların %91, diğer yöntemle tedavi edilenlerin %7 oranlarında enfeksiyon riskinden korunduğunu biliyor muydunuz? Tarçın ve Bal Mucizesi İlaç firmaları bu bilgilerin yayılmasından hoşlanmayacak, çünkü tarçınlı düzenli kullanıldığında pek çok ilaçtan daha sağlıklı ve daha etkili bir ilaç. Bal ve karışımının pek çok hastalığı iyileştirdiği biliniyor. Bir yan etkisinin olmaması da cabası. Şekerli olmasına rağmen doğru miktarda alındığında diyabet hastalarına dahi zarar vermiyor. Batılı bilim insanlarının araştırmalarına göre: Kalp Hastalıkları: Bal ile toz tarçını karıştırın ve kahvaltıda kızarmış ekmekle yiyin. Kolesterolü düşürür ve muhtemelen kalp krizini önler. Tarçınlı balın düzenli olarak tüketilmesi kalp vuruşlarını güçlendirir. Yaşlandıkça atar damarlar ve toplar damarlar esnekliklerini kaybediyor ve tıkanıyor. Tarçınlı ise damarları yeniden canlandırıyor. Arterit: Arterit hastalar bir fincan sıcak suya iki yemekkaşığı ve bir çay kaçığı toz koyarak faydalı bir içecek hazırlayabilirler. Günlük olarak içilirse kronik arterit hastaları dahi iyileşebilir. Kopenhag Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada 200 hastalarını kahvaltıdan önce bir kaşık bala yarım çay kaşığı ile tedavi eden doktorlar 73 hastanın tümüyle ağrıdan kurtulduğunu, bir ay içerisinde ağrı yüzünden hareket edemeyen hastaların hemen hepsinin ağrı çekmeksizin yürümeye başladığını gördü. İdrar Yolu Enfeksiyonu İki yemek kaşığı toz ile bir yemek kaşığı balı ılık suya ekleyerek için. İdrar yolundaki mikropları öldürür. Kim bilebilirdi ki? Kolesterol İki yemek kaşığı ve üç yemek kaşığı toz 450 gram çay kolesterol hastasına verildiğinde iki saat içerisinde kandaki kolesterol oranunun %10 azaldığı görüldü. Günde üçkez alındığında kronik kolesterol dahi tedavi edilebiliyor. Günlük olarak yenen ise kolesterol şikayeterini azaltıyor. Soğuk Algınlığı Sık ya da ağır şikayeti olanlar bir kaşık ılık çeyrek kaşık toz tarçınla üç gün boyunca birer kez alabilir. Bu tedavi çoğu kronik öksürüğü ve soğuk algınlığını tedavi edebilir, sinüsleri temizleyebilir. Boğaz Tahrişi Tarçınlı balın boğaz ağrısını iyileştirdiği ve boğaz ülserini kökünden kazıdığı söyleniyor. Gaz Hindistan ve Japonya'da yapılan araştırmalar tarçınlı balın midede oluşan gazları önlediğini gösteriyor. Bağışıklık Sistemi Tarçınlı balın günlük tüketimi bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu bakteri ile virüs saldırılarından koruyor. Balın düzenli tüketimi akyuvarları güçlendirerek bakteriyel ve virütik hastalıklara karşı direnci artırıyor. Sindirim Güçlüğü: İ ki yemek kaşığı bala serpilen toz tarçının yemek yemeden önce aınması asitliliği önlüyor ve en ağır yemekler dahi sindirilebiliyor. Grip İspanyol bir bilim insanı baldakı doğal bir bileşenin grip mikrobunu öldürdüğünü ve hastayı gripten kurtardığını kanıtladı. Uzun Ömür Bal ve toz ile hazırlanan çay düzenli olarak içildiğinde ileri yaşın etkilerini azaltıyor. Çay yapmak için dört yemek kaşığı , bir çay kaşığı ve üç fincan kaynamış su kullanın. Günde 3-4 kez 1/4 fincan için. Cildi taze ve yumuşak tutar ve yaşlanmayı önler. Boğaz Ağrısı Boğaz ağrıdığında ya da gıdıklandığında bir kaşık yiyin. Boğazınızdaki raatlık geçene dek 3 saatte bir tekrarlayın. Sivilceler Üç yemek kaşığı ve bir çaykaşığı toz tarçını karıştırın. Yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün ve ertesi gün ılık suyla yıkayın. İki hafta her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden söker. Cilt Enfeksiyonları Bal ve toz tarçını etkilenen bölgelere eşit miktarda uygulamak egzama, mantar ve her türlü cilt enfeksiyonunu iyileştirir. Kilo Verme Her gün sabahları kahvaltıdan yarım saat önce, boş mideye ve geceleri yatmadan önce bir bardak kaynamış suyun içine ve toz koyup için. Düzenli olarak alındığında obezite sorunu yaşayanlarda bile kilo kaybı sağlıyor. Kanser Japonya ve Avustralya'da yapılan araştırmalar mide ve kemik kanserinin başarıyla tedavi edilebildiğini gösterdi. Bu kanser çeşitlerinden muzdarip hastalar günde bir yemek kaşığı ve bir çay kaşığı tarçını üç parçaya bölerek bir ay boyunca almalı. Yorgunluk Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki baldaki şeker vücudun güç kazanmasına yardımcı oluyor. Bal ve toz tüketen yaşlılar daha zinde ve esnek olduklarını ifade ediyor. Her gün diş fırçaladıktan sonra ve öğleden sonra 15.00'te alındığında bir haftada vücut direnci artıyor. Kötü nefes Güney Amerikalılar sabahları bir çay kaşığı ve konmuş suyla gargara yapıyor böylece nefesleri gün boyu güzel kokuyor. İşitme kaybı Günlük olarak sabah ve akşamları bal-tarçın ikilisini almak duyma kaybını giderebiliyor. Tarçınlı Balın Hazırlanışı Önce bir bardak suyu kaynatın, sıcak suya koyun ve demlenmeye ve soğumaya bırakın. Kaynar suya koymayın. Sıcak su baldaki enzimleri öldürür. Su oda sıcaklığına geldiğinde tarçının iki katı kadar ekleyin. Yatmadan bardağın yarısını için ve diğer yarısını sabaha bırakın.
Independent: 'O Çocuklar Bir Gün Büyüyüp İsrail'e Geri Saldıracak'
Independent‘ın Gazze’de bulunan muhabiri, İsrail’in Gazze’ye kara operasyonunu başlatmadan önce uygulanan beş saatlik ateşkes sırasında konuştuğu Gazzelilerin görüşlerini aktarıyor. Filistin yönetiminden bir bakanla, İsrail’in Çarşamba günü Gazze’de bir sahile düzenlediği saldırıda yaralanan 11 yaşındaki çocuğu ziyarete giden Independent muhabiri, bakanın şu sözlerini aktarıyor: “İsrail küçük çocuklara saldırıyor, ama bu çocuk bir gün büyüyecek ve İsrail’e geri saldırmak isteyecek. İşte İsrail’in yarattığı şey bu”. Muhabir, saldırıda kardeşini ve kuzenini kaybeden 11 yaşındaki yaralı çocuğun İsraili hiç affetmeyeceğini söylediğini belirtiyor. Muhabirin “ileride sen de savaşmak istiyor musun?” sorusuna ise çocuk “Hayır, sadece babam gibi balıkçı olmak istiyorum. Hepsi bu” cevabını veriyor. Daily Telegraph da Hamas’ın siyasi lideri Halid Meşal ile yaptığı röportajda, Meşal’in “basit bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini” yinelediğini yazıyor. İsrail’in kara operasyonu başlamadan önce yapılan röportajda Meşal, Gazze’deki ablukanın hafifletilmesinin Hamas için artık yeterli olmadığını, ablukanın tamamen kaldırılmasından başka bir seçeneğe razı gelmeyeceklerini söylüyor. Meşal, Mısır’ın hafta başında sunduğu ateşkes planını da medyadan duyduklarını, kimsenin kendilerine danışmadığını belirtiyor. Demokrat Haber
Google'ın Akıllı Lensi Şeker Ölçümü Yapacak
Geçtiğimiz hafta ABD Patent ve Marka Ofisi, Google'ın akıllı lensinin yeni yönlerini ortaya çıkartan bir patent başvurusu yayınladı. Patentte 'Kontakt lens kullanılarak gözyaşı örneği toplama ve testi' geçiyor. Entegre glikoz testi yani şeker testi ile Google'ın zamanlaması daha iyi olamazdı. Kısa bir süre önce Google'ın akıllı lens teknolojisi lisansı için Alcon'la bir anlaşma yaptığı haberleri çıkmıştı. Apple ve Google şu anda ev ve sağlık pazarında büyük bir savaş içinde. Google önemli adımlar attı. Apple'ın bazı şirketlerle yakından ilgilendiği belirtiliyor. Google'ın son patenti aslında oldukça önemli. Dünyada birçok diyabet hastası var ve şeker ölçümü açısından akıllı lens önemli bir yardımcı olabilir. Lens şu anda halen geliştirme aşamasında ve ne zaman son tüketici için çıkacağı ise belirsiz.Teknokulis
Bilim İnsanları Ölme İhtimalini Tahmin Eden Kan Testi Keşfetti
Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti.Sağlıklı bir kişinin önümüzdeki 5 yıl içinde ölme ihtimali nedir ? Bilim insanları, basit bir kan testiyle artık bu soruyak yanıt verebilecekleri görüşünde. Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti. Araştırmacılar, kandaki 4 değerin belirleyici olduğunu söylüyor. Araştırmada, sağlık sorunu olmayan 17 bin kişinin kanlarındaki yüz farklı biyomoleküle bakıldı. Kişilerin sağlık durumları 5 yıl boyunca takip edildi. Takip süresince bu kişilerden yaklaşık 700′ükalp ve kanser de dahil çeşitli hastalıklar nedeniyle öldü. Ölenlerin hepsinde dört değerin benzer seviyede olduğu saptandı. Dört değere bakarak ölüp ölmeyeceği anlaşılabiliyor. Bu göstergeler albumin, alfa-1 asit glikoprotein, sitrat ve düşük yoğunluklu lipoprotein. Bilim insanları, bu dört değere bakarak insanların 5 yıl içinde ölüp ölmeyeceğinin anlaşılabileceğini söylüyor. Sağlıklı insanların 5 yıl içinde kanser, kalp gibi hastalıklara yakalanıp ölme riskini belirleyen ve bu nedenle de “ölüm testi”olarak tanımlanan kan testi, bilim dünyasını da ikiye böldü. Bazı bilimadamları Dr.Kettunen gibi sağlıklı bireylerin kendilerini öldürme riski yüksek olan hastalığa karşı tedbir alması için bir fırsat olarak değerlendirirken, bazı bilimadamları bilim dünyasının artık ölüm değil ölümsüzlük üzerinde çalıştığını bu nedenle de ölüm testinin beynin sınırlarını zorlayan bir çalışma olmadığı kanaatini taşıyor. Bu konuda Erzurum Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Bölüm Başkanı Doç.Dr.Hasan TÜRKEZ ise şunları söylüyor; Şu andaki testlerle ilerleyen yıllarda hangi hastalıklara yakalanacağınız zaten saptanıyor. Hatta doğuştan DNA testleriyle kişinin ilerleyen yaşlarında hangi hastalıklara yakalanacağı da saptanabilir. Tıpta bu etik olarak tartışılan bir konudur. Bireye, ’30 yaşında ölüm riskin var’ demenin bireye ne faydası olacaktır? Bilim dünyası şu anda insanların ne zaman öleceği değil ölümsüzlüğün keşfi üzerinde çalışıyor. Mesela “C-elegans” isimli solucanda, ölümsüzlük büyük ölçüde gerçekleşti. İnsan gibi komleks bir organizmada bu hala teori aşamasında. Bireye ne zaman öleceğinin söylenebiliyor olması beyin sınırlarını zorlayan bir test olmadığı gibi etik de değil. Zaten ölüm vakalarının başında birinci sırada kalp, ikinci sırada kanser hastalıkları geliyor. Bunların da zaten belirteçleri var. Doktorlar da bu belirteçlere bakıp, ‘Senin 6 ay ömrün kalmış’ diyebiliyor. Bu bilgiler ile birlikte tartışmalar “ölümü engelleyecek bir şey yapılamayacaksa, öleceğini daha önceden bilen bir kişinin bu bilgi ile hiçbir şey yapamayacak olması” konusunda düğümlenmekte.Teknoloji Oku
Reklam