onedio
Beyin Tümörüne ‘Akıllı’ İlaç
Asya Nöroonkoloji Derneği tarafından 11 yıldır dünyanın farklı ülkelerinde düzenlenen “ASNO 2014- 11. Uluslararası Asya Nöroonkoloji Kongresi”ne İstanbul ev sahipliği yaptı. Beyin tümörleri konusunda uzman Türk ve yabancı bilim adamları yeni tümöre açtıkları savaştan bahsettiler.Kongreye katılan Harvard Üniversitesi Genetik ve Molekülerbiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Charles Stiles “Cerrahi olarak çıkarılması mümkün olmayan tümörlerin ilaçla tedavisi üzerinde çalışıyorum. Cerrahların ulaşmadığı tümörleri akıllı ilaçla yok etmeye çalışıyoruz. Tümörle mücadelede bir akıllı ilacı keşfini yapmaktan mutluyum. Bu konuda bana Türk bilim insanı Prof. Dr. Türker Kılıç’ın da yardım etmesinden çok memnunum. Beraber tümörle savaşan bir ilaç yarattık. Önümüzdeki yıllarda beyin tümörleri ile mücedele eden onları yok eden daha çok ...devamı:  365haber.org/sağlık haberleri
Tek Bir Atomun Sesi Kaydedildi
Bilim insanları, hareket eden tek bir atomun sesini kaydetmeyi başardı. Araştırmacılar, sesi 'fiziksel olarak mümkün olan en yumuşak ses' diye yorumladı.ABD'nin Columbia ve İsveç'in Chalmers Üniversiteleri tarafından yapılan çalışmada, atomun sesi ilk kez duyuldu. Araştırmacılar, tek bir atom hareket halindeyken yaydığı titreşimleri tespit ederek maddenin en küçük yapı taşına ait sesi duymayı başardı. Titreşimlerden ortaya çıkan sesin son derece cılız olduğu belirtildi.Science dergisinde yayınlanan araştırmada, bilim insanları atoma enerji yükledikten sonra özel bir çip kullanarak akustik dalgaları mikrodalgalara dönüştürdü. Bu aşamada, araştırmacılar düşük ısılı mikrodalga amplifikatörler kullandı.Motherboard sitesine açıklama yapan araştırmacılardan Göran Johansson, 'Elde edilen ses büyüklüğü veya gücü çok güçsüz. Teoriye göre, bir atoma enerji yüklediğinizde, her fonon başına bir ses çıkarır. Bu titreşim frekansında elde edilebilecek en düşük sesin kendisi' dedi.Bilim insanları, yapılan deneyle atomların enerjisi arttığı zaman ortaya çıkardıkları titreşimleri temsil eden fonon ile foton (ışığın kuantumu) arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarmaya çalışacak. Sesin ışıktan daha yavaş ilerlemesinden yola çıkan araştırmacılar, kuantum sesi inceleyerek kuantum alanında yeni bilgiler elde etmeyi umuyor.Kaynak: Al Jazeera
Hacettepe Teknokent'te Biyolojik Ajanları Havadan Tespit Eden Cihaz Geliştirildi
Hacettepe Teknokent'te şarbon, veba gibi biyolojik ajanları üç dakikada havadan tespit edebilen cihaz geliştirildi .Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, KOSGEB ve TÜBİTAK'ın desteği ve üniversitelerden öğretim üyelerinin katılımıyla geliştirilen 'Biosis' isimli cihaz, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'da gerçek mikroorganizmalarla yapılan testlerden başarıyla geçti. Geliştirilen teknoloji, hastane enfeksiyonları, et, süt ve su yoluyla bulaşan mikropları da havadan aldığı numunelerle anında tespit ediyor.Hacettepe Teknokentinde yerleşik Biosis Ar-Ge Müdürü Engin Kıran, AA muhabirine yaptığı açıklamada biyoterörizmi, 'kişiler, gruplar veya hükumetler tarafından ideolojik, politik veya finansal kazanç sağlamak amacıyla hastalık yaratıcı mikroorganizmaların açık veya gizli şekilde yayılması' olarak tanımladı.Bu mikroorganizmaların ufak bir miktarının bile öldürücü olabildiğine işaret eden Kıran, geliştirdikleri cihazın bu tür biyolojik ajanlara karşı gereken önlemlerin hızlı bir şekilde alınmasını sağladığını belirtti.Cihazın günümüz dünyasında politik çekişmeler sonucu gündeme gelen biyolojik harp maddeleri listesinde ilk sıralarda yer alan şarbon, tularemi, veba, e-coli, ricin toksini gibi patojenlerin tanısının bu cihazla oldukça hızlı şekilde konulabildiğini anlatan Kıran, 'Oldukça yüksek hassasiyete sahip bir teknoloji olup yanlış tanı oranı çok düşük. Sistem, temel olarak bu ajanların olay yerinde hızlı ve kolay tanısı için geliştirildi' açıklamasını yaptı.'Türkiye'de ilk, dünyada ise çok yeni'Halk sağlığını tehdit eden bu ajanların klasik sınıflandırılmasına göre 40’ın üzerinde mikroorganizma ve toksinin önemli olduğunu belirten Kıran, geliştirilen cihazın 12 farklı patojeni, 100 patojen hassasiyetinde tespit edebilme özelliğinin bulunduğunu aktardı. Kıran, 'Türkiye'de ilk, dünyada da çok yeni' olan bir teknoloji konusunda Ar-Ge yapılarak bir cihaz geliştirildigini belirtti. Kıran, 'Bu teknoloji, sınır bölgelerinde, kamu binalarında, metro, AVM gibi kapalı kamuya açık alanlarda et, süt ve bunlara bağlı gıda endüstrisinde biyolojik ajanlara karşı savunma yeteneklerini arttıracak' dedi.Cihazın geliştirilmesinde tüm dünyanın kullanımına açık akademik ve bilimsel literatürden, üniversitelerden yararlanıldığını, teknokent ve teknoloji geliştirme bölgelerine sağlanan destekler, TÜBİTAK, KOSGEB, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Ar-Ge desteklerinin kullanıldığını dile getiren Kıran, şöyle konuştu:'Geliştirilen cihaz, et, süt veya su yoluyla bulaşan ve gıda zehirlenmelerine, hatta ölümlere yol açan mikroorganizmaların tespit edilmesinde kullanılıyor. Ayrıca hayvancılık ve besicilikte insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen bakterilerden brusella, salmonellanın tespitini yapabiliyor. Ek olarak sağlık kurumlarında, istenmeyen ölümlere neden olan hastane enfeksiyonları ile mücadele ve takibi konularında özellikle yoğun bakım üniteleri, yenidoğan üniteleri veya ameliyathanelerde kullanılabilecek.''Havadan veya su numunelerinden tespit yapıyor'Kıran, Biosis'in dünyada fonksiyonel olarak geliştirilen tüm yenilikleri içerdiğini ve adı geçen ajanları üç dakika gibi oldukça yüksek bir hassasiyetle tespit edebildiğini bildirdi.Engin Kıran, cihazın ilk başta odadaki havayı giriş mazgallarından geçirip makinede bulunan tanımlama modülüne getirdiğini ve ardından havayı dışarı verdiğini, böylece havada hangi biyolojik ajanların var olduğunu ve önlem alınması gerektiğini bildirdiğini kaydetti.'Ebola'nın teşhisinde de tanı konabilir'Son günlerde Orta-Batı Afrika’da binden fazla kişinin ölümüne neden olan ebola virüsünün de biyolojik terör ajanları listesinde yer aldığını belirten Kıran, 'Biosis sistemiyle viral kaynaklı kanamalı ateş etkenleri arasında yer alan Filovirüs’lerinde (Ebola ve Marburg virüs) tanısı konulabilir. Elimizde bu etkenler veya onların saflaştırılmış antijenikyapıları olması durumunda tanımlama modülüne eklenebilir. Biosis; ülkemizde yerli kaynaklar ve uzun bir Ar-Ge süreci sonucunda geliştirilmiş olup sunduğu teknik alt yapı ve uygun maliyetli sarfları ile çok farklı alanlarda kullanılacak' dedi.AA
Türkiye'de Kilo ile Kuantum Üretilecek
Dünyanın en pahalı yüksek teknoloji ürünlerinden olan kuantum noktalarının Türkiye'de de kilogram ölçeğinde üretimi için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde çalışma başlatıldı.Cep telefonundan kanser tanı sistemlerine kadar çok geniş bir alanda kullanımı bulunan ‘kuantum noktaların’ kilogram ölçeğinde üretimi için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (İYTE) çalışma başlatıldı. Bir günde gram ölçeğinde üretimi başaran laboratuvar, yıl sonunda bir günde kilogram ölçeğinde kuantum nokta üretmeyi planlıyor. Çalışmanın ana amacı, özel sektörün dikkatini çekmek.LED televizyonlar ve cep telefonlardaki canlı renkleri, saç kılının 20 binde biri boyutundaki yarı iletken nano kristallere borçluyuz. ‘Kuantum nokta’ adı verilen ve farklı işlevler yüklenebilen parçalar, sıvı ya da toz halde üretilebiliyor. Halen tamamı ithal edilen kuantum noktaların yerli imkânlarla üretimi için Kalkınma Bakanlığı desteğiyle kurulan İYTE Fen Fakültesi laboratuvarlarında bir TÜBİTAK projesi başlatıldı.Dekan Prof. Dr. Serdar Özçelik'in liderliğindeki araştırma ekibinin yürüttüğü çalışma kapsamında sıvı ve toz formlarda kuantum noktalar elde edilerek farklı uygulamalarda denenmeye başlandı. Dünyada çok ender olarak üretilen 4 farklı atom bileşeninden oluşan kuantum noktalarını üretmeyi başaran ekip, bu malzemeyi yeni nesil ekran teknolojileri ve kanser tanı kitlerinin geliştirilmesi için kullanmaya başladı. Ekip ayrıca özel bir firma ile ortaklaşa kuantum noktaların endüstriyel kullanımına imkan verecek bir projeye de adım attı.Prof. Dr. Özçelik, kuantum nokta üretiminin dünyada henüz bir iki firma tarafından yapılabildiğini, bu yüksek teknoloji ürününün endüstriyel olarak kullanılabilmesi için bir günde kilogram ölçeğinde üretiminin mümkün olması gerektiğini ifade etti.‘Kilosu 10 milyon dolar’Halen sadece ABD'deki iki yüksek teknoloji şirketinin bir günde kilogram ölçeğinde kuantum nokta üretebildiğini anlatan Özçelik, uluslararası piyasada bu ürünün miligram fiyatının 10 dolar ile 150 dolar arasında değiştiğine dikkati çekti. Özçelik, şöyle konuştu:'Kilogramı en az 10 milyon dolar olan bir maddeden bahsediyoruz. Bu ürünler gündelik yaşamın merkezinde yer alıyor ve dünyanın önde gelen üniversitelerinde geliştirme ve endüstriyel üretim konusunda projeler yürütülüyor. Biz de özel sektör işbirliğiyle büyük ölçekte kuantum nokta üretimi için çalışmaya başladık. Şu anda bir günde gram ölçeğinde üretim yapar duruma geldik. Hedefimiz yeni aldığımız reaktörlerle yılsonunda günde 1 kilogram kuantum noktası üretebilecek seviyeye gelmektir.'Kuantum noktaların ticarileşmesi için büyük ölçekte üretim yapabilmenin en kritik aşama olduğunu vurgulayan Özçelik, dünyada özellikle yeni nesil ekranlarda kuantum noktaların kullanıldığına işaret etti.Üretilen 100 ekranlık bir televizyonda yaklaşık 10 miligram kuantum nokta kullanıldığını, bunun 100 dolara tekabül ettiğini ifade eden Özçelik, bu televizyonun fiyatının zaten 100 dolar olduğunu, dolayısıyla fiyatların düşebilmesi için yüksek ölçekte üretimin zorunlu olduğunu kaydetti.‘Şirketler yatırım yaparsa 10-20 kat para kazanacak’Yüksek teknoloji ve katma değere sahip üretim yapısına geçmeye çalışan Türkiye için kuantum nokta üretiminin önemli bir fırsat olduğunu savunan Özçelik, sözlerini şöyle sürdürdü:'Çok değerli bir ürün olan kuantum nokta üretimi, oldukça karlı bir alan. Çünkü miligramı 10 dolar dediğimiz malın maliyeti aslında bunun binde biri kadar. Bu ürün sadece bilgi ile üretiliyor. Yüksek teknolojiye dayanan tüm ürünler böyle. 100 dolara mal olan bir cep telefonuna bin dolar veriyoruz. Aradaki fark şirketin geliştirdiği bilgi. Nanoteknolojiyle ilgili pek çok pazar araştırması ve öngörü var. Bilimsel analizlere göre şirketler bu alana yatırım yaptıkları zaman 2-3 kat değil 10 - 20 kat para kazanacaklar. Bu konuda bazı firmalarla ortak çalışmalar yürütüyoruz. Nihai hedefimiz İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi içinde kuantum nokta üretiminin yapıldığı bir endüstri tesisi yaratmak. Öncelikle bu işin fizibilitesini yaparak yatırımcıları cesaretlendirmek istiyoruz.Kuantum nokta üretimi konusunda özel sektörün ilgisini çekmeyi ve onların girişimiyle Türkiye'yi bu teknolojide öncü bir konuma getirmek istiyoruz.'Türk sanayisinde genel eğilimin know-how yani teknoloji ithalatı yapmak yönünde olduğunu, teknoloji satan kuruluşların bir ürünün nasıl yapıldığı bilgisini verdiğini ancak 'neden öyle yapıldığı' bilgisini sakladığına dikkati çeken Özçelik, Türkiye'nin nano teknolojiler konusunda teknoloji ithalatçısı olmak yerine teknoloji tasarımcısı olması için çaba gösterdiklerini sözlerine ekledi.Kaynak: AA
Yeni Eğitim Öğretim Yılında MEB'in Bazı Uygulamaları Tarihe Karışıyor
16 milyon 400 bin öğrenci yarın ders başı yapıyor. Yeni eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın bazı uygulamaları da tarihe karışıyor. Bakanlığın ele alacağı konuların başında, öğretmenlerin niteliği, müfredat ve okulların fiziki güvenliği var.2014-2015 eğitim- öğretim yılı tarihe karışacak uygulamalar ve ilk kez hayata geçirilecek projelerle başlıyor. 16 milyon 400 bin öğrenci ve 873 bin öğretmenin ders başı yapacağı yeni eğitim yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ele alacağı konuların başında öğretmenlerin niteliği, müfredat ve okulların fiziki güvenliği var.Dört yıl önce yapılan Milli Eğitim Şurası, bu yıl 19. Milli Eğitim Şurası adıyla toplanacak. Şuranın gündem maddeleri bu yıl ele alınacak konuların da ipucunu veriyor. Aralık ayında toplanacak şuranın öncelikli gündem maddelerinden biri ‘öğretmen niteliği’ olacak.Eğitimciler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, akademisyenler öğretmen niteliğini artırmanın yollarını konuşacak.Milli Eğitim Bakanlığı'nın yol haritasının çıktığı şurada bu yıl öncelikli gündem maddeleri şöyle olacak:Avcı'nın beğenmediği müfredat da tartışılacakMilli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da 'Bizim müfredatlarımız, ders programlarımız maalesef bilgi yüklemeye yönelik. Biz hala pek çok dersimizde, ilkokulda da, ortaokulda da, lisede de hâlâ çocuklara bilgi yüklemeye çalışıyoruz' diye eleştirdiği müfredat, eğitim şurasının gündeminde.Çocuklara bilgi yüklemekten öte ‘öğrenmenin öğretileceği’ bir müfredat ve ders programının içerikleri konuşulacak.Okullara iş güvenliği uzmanıOkullardaki fiziki güvenlik eksikleri nedeniyle hayatını kaybeden çocuklar, özellikle son bir yıldır MEB’in daha yoğun gündeminde. Gündem Çocuk Derneği ve MEB, ‘Okullarda Fiziki Güvenlik Standartları’ için yaklaşık bir yıl önce protokol imzalamıştı. Bu protokolden ayrı olarak da MEB, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği, okullarda iş güvenliği uzmanı bulundurulması için illere genelge gönderdi.Bu sayede öğretmen ve diğer çalışanların sağlık ve güvenli için binaların uygun fiziki koşulları olup olmadığı denetlenmesi amaçlanıyor. Bakan Avcı, okullarda engellilere yönelik düzenlemeleri ve çevre güvenliğinin de değerlendirileceğini vurguluyor.Okul öncesinde ikili eğitimYeni eğitim yılında tarihe karışacak uygulamaların yanı sıra ilk kez hayata geçirilecek uygulamalar da var. Bakanlık, daha fazla sayıda çocuğun okul öncesi eğitimden faydalanabilmesi için tüm okul öncesi eğitim kurumlarında sabahçı, öğlenci olmak üzere ikili eğitim uygulaması yapılmasına karar verdi.Performans ödevleri tarih olduMüfredattaki kazanımların öğrenciler tarafından daha iyi öğrenilmesi çini verilen performans ödevleri tarihe karıştı. Yıllardır ödevlerin veliler tarafından yapıldığı eleştirileri yapılıyordu. Artık performans görevi puanı yerine ders etkinliklerine katılım puanı uygulanacak.Seçmeli dersler notla değerlendirilecekSeçmeli dersler, puanla değerlendirilecek. Böylece derslerin daha ciddiye alınması ve nitelikli bir eğitimin gerçekleşmesi için, uygulanan seçmeli derslerin öğrencilerde bıraktığı etkinin objektif olarak değerlendirilmesi amaçlanıyor.Çocuk kulüpleriBakanlık, okul öncesi eğitim kurumları ve ilkokullarda eğitim ve öğretim saatleri dışında açılacak kulüplerde, öğrencilerin bilim olimpiyatları ve proje, güzel sanatlar, beden eğitimi ve spor, halk oyunları, geleneksel çocuk oyunları, yabancı dil gibi konularda yeteneklerinin desteklenmesi için çocuk kulüpleri açacak.Kulübe günde 2 saat katılan çocuğun aileye maliyeti aylık 43 TL ile 86 TL arasında olacak.Öğretmen liseleri kalktıMEB, 299 anadolu öğretmen lisesini kademeli olarak fen, sosyal bilimler ve anadolu liselerine dönüştürdü. Öte yandan artık tüm liseler ‘Anadolu lisesi’. Lise türleri 6 temel başlıkta toplandı; Sosyal bilimler liseleri, fen liseleri, Anadolu liseleri, Anadolu imam hatip liseleri, Anadolu meslek liseleri ve çok programlı Anadolu liseleri.Temel liseler başlıyorİlk kez dershaneden okula dönüşen okullar ders başı yapacak. Türkiye genelinde 117, İstanbul’da da 13 lise kendilerine verilen ‘temel lise’ adıyla eğitime başlayacak. Henüz dönüşmeyen dershanelerin ise son eğitim yılı olacak. Dershaneler 1 Eylül 2015’e kadar faaliyetlerini sürdürebilecek.Okul müdürleri değiştiDershanelerin dönüşümü için hazırlanan yasada Milli Eğitim Bakanlığı yönetim kadrosuna ve okul yöneticilerine dair ilişkin de maddeler vardı. Türkiye’de 4 yıl ve üzerinde okul müdürü olarak çalışan eğitimcilerin görev süresi doldu. Türkiye’de bu durumda tam 16 bin okul müdürü vardı. Bu müdürlerin, yapılacak değerlendirme sonrası alınacak puanlara göre 2014-2015 eğitim yılında görevlerine devam edip etmeyeceklerine karar verildi. 16 bin öğretmenden 7 bini 75’in altında puan aldıkları gerekçesiyle başarısız sayıldı ve görevlerine son verildi. Yani bu eğitimciler okul müdürü olarak değil öğretmen olarak meslek hayatlarına devam edecek. Uygulama hükümete yakın sendikanın kadrolarının atandığı iddialarını da beraberinde getirdi.Umay Aktaş SalmanAljazeera
Reklam
Destiny'den 500 Milyon Dolarlık Tarihi Çıkış!
PlayStation ve Xbox'un en çok beklenen oyunlarından biri, müthiş çıkışıyla tarihe geçti!Yeni bilim-kurgu aksiyon oyunu Destiny , Activision Publishing'in yaptığı açıklamaya göre çıktığı gibi 500 milyon dolar değerinde satış yapmayı başardı. Böylece oyun, tarihe geçecek bir çıkışa imza attı.Yayımcının ana firması Activision Blizzard'ın CEO'su Bobby Kotick , yaptığı açıklamada Destiny için yapılan dünya çapındaki perakende ve toplu siparişlerin değerinin 500 milyon doları aştığını söyledi. Oyunun geliştiricisi Bungie , yaklaşık 7 sene önce Microsoft'tan ayrılmış ve Activison Blizzard ile bir araya gelerek Call of Duty gibi popüler oyun serilerini devam ettirmişti.Activision Publishing yöneticisi Eric Hirshberg ise yaptığı açıklamada ' Destiny'ye yaptığımız yatırımların ve ona olan inancımızın bize geri döneceğinden emindik ' dedi ve ekledi: ' Ancak bunu ilk gün yapacağımıza çoğu kişi inanmamıştı .' Hirshberg, ' en önemlisi Destiny, oynamaktan vazgeçemeyeceğiniz bir oyun ' diyor.Activision, bu tarihe geçen çıkış birlikte oyunun ' bir sonraki milyar dolarlık marka 'ya dönüşeceğine olan inancını güçlendirdi.
Ölü Bedeni Diriltilmek Üzere Dondurulup Saklanacak!
Geleceği öngören bu işlem Emre Özerginli'nin vefatı halinde ölü bedeni, tıbbın çok elverişli bir seviyeye ulaşacağı zamana kadar diriltilmek üzere -196 derecede, tüm tıbbi ihtiyaçları karşılanacak şekilde dondurulup saklanacak.A.B.D'nin Arizona eyaletinde bulunan Alcor Life Extension Foundation (Alcor Yaşam Uzatma Vakfı) kurucusu olan Prof.Dr.Jerry Lamber tarafından yapılan açıklamada Emre Özerginli'nin cansız bedeni Hibernasyon (crynonics) metodundan faydalınarak, dondur, bekle, canlandır yöntemiyle hayata döndürülmeye çalışılacak.Peki böyle bir işlem işlem başarıya ulaşabilir mi? Daha önce böyle bir işlem gerçekleşti mi? Araştırdık ve;Dr.Paul Segal 1992 yılında California Üniversitesi'nde Beagle cinsi köpeğini gerekli tıbbi şartları oluşturup dondurduktan sonra tekrar diriltmeyi başarmış ve bu deney bilim insanları için o günden beri büyük bir ıspat sayılıyor.Köpeğin kanı çekildikten sonra dondurulup, 70 dakikalık klinik ölümün ardından, kanı tekrar damarlarına enjekte edilerek oda sıcaklığına geri getirilmiş ve üç buçuk yaşındaki köpek hayata geri döndüğünde tam karakteristik özelliklerini olduğu gibi taşıyordu.Alışkanlıklarını, huyları değişmemişti.Bu da hayvanın hafızasınında yerinde olduğunu göstermiştir.İlginç olan bu olaydan binyıllar öncesinde, Mısır mezarlarından çıkan mumyaların hepsi de bedensel geri dönüş için hazırlanmış gibiydi.Mezar odalarından çıkan mumyalanmış bedenlerin kusursuz bir biçimde olması ve mezarın ötesindeki bir hayata ulaşma inancı da buradan mı geliyor? Yoksa bir ölünün para, mücevher ve sevdiği eşyalarla ne işi olabilirdi ki?Üstelik ölen kişinin yanına,canlı gömüldükleri kuşkusuz olan hizmetçiler verilmesi, bütün hazırlıkların eski hayatın, yeni bir hayatta devam etmesi için yapıldığını gösterir.O yıllarda bile şimdi olduğu gibi bedensel canlanmayı bu insanların aklına nereden gelmişti? Ölü bedenin binlerce yıl sonra diriltilebilmesi için vücut, organizmayı oluşturan organların çok emin bir yerde ve çok iyi bir biçimde korunması gerektiği düşüncesi nasıl ortaya çıkmıştı?Bu konuda ciddi araştırmaları bulunan fizikçi, astronom ve aynı zamanda biyolog olan Robert C.Ettinger, 1965 yılında yayınladığı 'The Prospect Of Immortality' (Ölümsüzlük Umudu) adlı kitabında, insan organizmasını oluşturan organların hücrelerini tıp ve biyoloji açısından birkaç milyar kere yavaşlatılarak yaşayabileceği bir dondurma yolu gösteriyor.Bu düşünce günümüzde ütopik ve imkansız gibi görünebilir, ancak Dünya yüzeyinde bulunan büyük kliniklerde insan organlarını, kemiklerini, kanını donmuş olarak saklayabilen organ bankaları bulunmaktadır.Ayrıca canlı hücrelerde sıvı nitrojen ısısında sonsuza kadar korunabilmektedirler.Ayrıca A.B.D'de uzay tasarıları gereğince, astronotları uzak yıldızlara yapılacak yolculuklarda dondurma işiyla gayet ciddi olarak uğraşmaktadırlar.14 Ocak 2004 yılında A.B.D eski başkanı G.W.Bush Ay'a gidilmesini öngören uzay programını başlatmasıyla kendisinin ve Emre Özerginli'nin Ay'dan bu kadar büyük toprak sahibi olmalarının bu konuyla bir ilgisi olabilir mi?Konuyla ilgili söyleyeceğim Emre Özerginli bu tür bilimsel gelişmelere yatırım yapan başka iş adamlarının olduğunu zannetmiyorum.Çünkü konunun detaylarına indikçe Emre Bey'in akılalmaz projeleri ve bunun yanında akılalmaz bağlantıları ortaya çıkıyor.Umarız Emre Bey de dahil, gelecekte dondurulmuş mezarlıklarda, tıp biliminin ölüm nedenlerine çare bulması için bekleyen dondurulmuş insanları yeniden hayata döndürürler..
Reklam
Yaşlanmayı Yavaşlatan Gen Keşfedildi
ABD'li bilim insanları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfetti. Araştırmacılara göre, meyve sineklerinde ömrü uzatan gen, insan vücudunda da aktif hale getirilebilir.University of California Los Angeles (UCLA) araştırmacıları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfettiklerini duyurdu. Meyve sineklerinde AMPK adı verilen bir geni aktif hale getiren araştırmacılar, sineklerin yaşam süresini yüzde 30 artırmayı başarırken, daha sağlıklı hale gelmerini sağladı.Araştırmada yer alan biyolog David Walker, 'Sineklerin bağırsaklarında veya sinir sistemlerinde geni aktif ettiğimiz zaman, genin aktif hale getirildiği organ sisteminde yaşlanma etkilerinin yavaşladığını gördük' ifadesini kullandı.Discovery News'in haberine göre, insanlar meyve sineklerinde yer alan gene sahip ancak gen etki gösterecek derecede aktif kullanılmıyor. Araştırmacılar, genin bağırsaklar gibi kolayca ulaşılabilen bir organda aktif hale getirilmesi halinde, yaşlanmanın etkilerini de ortadan kaldırabileceklerini düşünüyor. Yaşlanmanın, insan beyni için de geciktirilebileceği ve ileri yaşla gelen rahatsızlıkların da önüne geçilebileceği öngörülüyor.Walker, AMPK genini aktif hale getiren ilacın, tip 2 diyabet hastaları için kullanılan metformin olduğunu belirtti. Walker, 'Yaşlanmayla beliren ve güçlenen Parkinson, Alzheimer, felç ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara teker teker odaklanmak yerine, yaşlanma sürecinin önüne geçilerek tüm hastalıkları yavaşlatıcı bir çözüm bulunabilir' ifadesini kullandı.Yaşlanmayı 'erteleyen' tedavinin sonuca ulaşması için yıllar gerektiğini söyleyen Walker, gerçekçi bir hedef belirlediklerini söyledi.Kaynak: Al Jazeera
CHP'de Yeni MYK Belli Oldu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 5-6 Eylül'de gerçekleştirilen 18. Olağanüstü Kurultay'ın ardından, yeni seçilen Parti Meclisi (PM) üyelerinden, Merkez Yönetim Kurul'nu (MYK) belirledi.Buna göre, Mehmet Bekaroğlu Tanıtım ve Halklar İlişkiler, Enis Berberoğlu ise İletişim ve Medya İle İlişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılıklarına getirildi.Gürsel Tekin ise yeniden genel sekreter olarak görevlendirildi.Genel başkan yardımcılıklarının dağılımı ise şöyle oldu:-Tekin Bingöl: Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimleri ve Yurt Dışı Örgütlenmeler-Haluk Koç: İdari ve Mali İşler-Bülent Tezcan: Seçim ve Hukuk İşleri-Seyhan Erdoğdu: Parti İçi Eğitim-Sezgin Tanrıkulu: İnsan Hakları-Veli Ağbaba: Yerel Yönetimler-Yakup Akkaya: Meslek Kuruluşları, İşçi Sendikaları ve Diğer Sivil Toplum Kuruluşları-Faik Öztrak: İşveren Sendikaları ve Kuruluşları-Selin Sayek Böke: Ekonomi Politikaları-Burhan Şenatalar: Sosyal Politikalardan-Şafak Pavey: Doğa Hakları-Sencer Ayata: AR-GE Bilim, Yönetim Platformu-Ercan Karakaş: Kültür, Sanat Platformu.Muhabir: Mehmet Tosun | AA
'Yeniden Programlanmış Hücreler' İnsana Nakledildi
Japonya'da 'yeniden programlanmış hücreler' anlamına gelen iPS hücreleri ilk kez insana nakledildi.Dünyada bir ilke imza atan bilim insanlarından Masayo Takahaşi, sanayi ülkelerinde 55 yaşın üzerindekilerde körlüğün başlıca nedeni olan 'Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu'na (YBMD) yakalanan 70 yaşındaki kadın hastaya iPS hücrelerinin nakledildiğini belirtti.Bu yöntemin güvenilirliğini test etmek için kolları sıvayan Takahaşi ve ekibi, hastanın kolundan deri hücreleri alıp bunları pluripotent kök hücrelerine (iPS) dönüşmesi için yeniden programladı ve daha sonra bunları retina hücreleri olarak nakletti.Japonya Sağlık Bakanlığı, Takahaşi ve ekibinin bu projesine geçen yıl yeşil ışık yakmış ve bu tür klinik deneylere onay veren ilk ülke olmuştu.İlk deneylerin Japonya'da başlaması rastlantı değil.Kyoto Üniversitesi'nden Japon bilim adamı Shinya Yamanaka, 2012'de İngiliz John B. Gurdon ile klonlama ve kök hücreler konularındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülmüştü.Japon bilim insanı, 2006'da hücrelerde yeniden programlamanın yumurtadaki dört belirli gen kontrol ajanı ile yapılabileceğini keşfetmiş, bu dört ajanı yetişkin bir hücreye enjekte ederek o hücreyi kök hücreye çevirmeyi başarmıştı.Bu yolla üretilen ve iPS (induced pluripotent) hücreleri denen kök hücreler, herhangi türde bir başka yetişkin hücreye dönüştürülebiliyor.Dünya genelinde YBMD'nin tedavisi için embriyo kök hücreleri kullanılıyor. Bu yöntem, etik nedenler ve dokunun reddine sık rastlanması yüzünden tartışmalara yol açıyor.Gözün, okumak, dikiş dikmek ya da araba kullanmak gibi işlerde gerek duyulan 'merkezi keskin görme' yeteneğini etkileyen YBMD, retinanın maküla adı verilen merkezi bölgesini etkiliyor.YBMD, Türkiye'de de oldukça sık rastlanan bir hastalık.AA
Reklam
Pink Floyd Hakkında Bilmeniz Gereken 15 Detay
Müziğin Schopenhauer'u Pink Floyd, 1965'ten bu yana her albümünde müziğin ''10 Emir''ini yazmıştır. Her şarkısındaki felsefi çözümlemeler ile müziğe ayrı bir boyut kazandırmışlardır.  Şimdi gelin onlar hakkında bazıları sizin bildiğiniz, bazılarını ise bilmediğiniz birkaç bilgi verelim. Bu liste Onedio'daki listeler arasında herhangi bir kiremit olmayacakPS: Bilgilerin çoğu, http://pinkfloydfan.tr.gg/ - http://www.telegraph.co.uk/ - www.buzzfeed.com sayfalarından alınmıştır. .
Üniversiteli Hem Yurtsuz Hem İşsiz, Kısacası Sahipsiz
TOKİ rant kapısı olacağına neden tüm üniversiteliye yurt yapmıyor?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde üniversite öğrencilerinin yurt sorunu ve mezunlarının işsizlik durumu hakkında bir çalışma yaptı. Üniversitelerin 2014-2015 eğitim öğretim yılına sancılı başladığını belirten Umut Oran, 'Üniversiteli gençler yurtsuz ve umutsuz. Altyapısı hazırlanmayan her ile üniversite politikası sınıfta kaldı milyonlarca genç okurken sahipsiz, yurtsuz, mezunken işsiz kaldı. 5,5 milyon öğrenci için sadece 420 bin yataklık yurt var, yani 13 öğrenciye 1 yatak düşüyor. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına acilen üniversitelilerin yurt sorununu çözmelidir' dedi.CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:AKP’nin yükseköğrenim politikaları popülist ve plansız. 62. Hükümet programında ve 2014-2018 10. Kalkınma Programında üniversite gençliğinin yurt ve istihdam sorunlarının çözümü ile ilgili tek bir cümle bile yok. CHP’nin daha önce dile getirdiği Başbakanlığa bağlı TOKİ yandaş müteahhitler ve havuz hesaplarla Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarına kentsel dönüşüm adıyla rant kapısı olup, lüks konutlar yaparak, yapı denetiminden kaçış aracı olacağına milyonlarca gencimizin ücretsiz kalacağı yurtların yapımında kullanılsın.2002’de 73 olan üniversite sayısı 2014’te 184’e ulaştı. “Her şehre üniversite” denirken adeta bakkal dükkânı açar gibi açılan üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Apartman binalarında açılan birçok “tabela” üniversitesi diploma dağıtıyor.Üniversite sayısı 12 yılda yüzde 150 arttı, ama ya akademik-bilimsel kalite? 184 üniversitemiz var, ne yazık ki dünya sıralamasında ilk 100’e giren tek bir Türk üniversitesi yok. Türk üniversitelerinin kütüphane imkânları yetersiz, bilimsel yayınları itibar görmüyor.“Her şehre üniversite” politikası diplomalı işsizler ordusu yarattı. Üniversite sayısında patlama paralelinde üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı 4’e katlandı. 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diplomalı.Son 12 yılda üniversite öğrencisi sayısı yaklaşık yüzde 227 artarak 5.5 milyona çıkarken, devlete ait yurt kapasitesindeki artış ise yüzde 60 dolayında. Yeni öğretim yılında kamu yurtlarına başvuran öğrencilerin üçte ikisi açıkta kaldı. 6 milyona yaklaşan öğrenciye karşılık, özel yurtlarla birlikte toplam 420 bin dolayında yurt kapasitesi bulunuyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una ulaşmıyor. Her ile üniversite açmakla övünen iktidar üniversite gençliğinin barınma sorununu çözmemiş büyütmüştür.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel-akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor. İzlenen ekonomi politikaları istihdam yaratmıyor, üniversite mezunlarındaki artışla bunların üretim süreçlerinde yer alma oranları paralel gitmiyor. Bu koşullarda üniversite sayısındaki artış, işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmiş oluyor.Üniversitelerinin kalitesini artırıp bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini yükseltecektir. Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Devlet yükseköğretime ayırdığı kaynakları artırmalı, ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocukları için eğitimde fırsat eşitliği sağlamalıdır.Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu çözülmeli, devlet makul maliyetle ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır.Ülkemizde 200’e yakın üniversite ile buralarda okuyan ve yeni kayıt yaptıran milyonlarca öğrenci 2014-2015 eğitim öğretim yılına başlıyor. “Her ile üniversite” açmakla övünen AKP’nin 12 yıllık iktidarında, yeterli alt yapı ve akademik birikim olmaksızın açılan çoğu tabela üniversitesi ile ülkemizde adeta bir “üniversite enflasyonu” yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin az sayıdaki köklü ve birikimi olan üniversitesi dışında verilen eğitim, teoriden ileri gitmiyor, öğrencileri ekonomik ve sosyal yapının gereklerine, reel yaşamın pratiklerine hazırlamıyor. Bu dönemde sayıları hızla artarak 6 milyona yaklaşan üniversite öğrencisini ise alacakları eğitimin kalitesi bir yana, barınmadan ulaşıma, öğrenim maliyetlerinden burslara birçok önemli sorun bekliyor. Ailelerin gelecekte iyi yaşam koşullarına sahip olmaları düşüncesiyle çocuklarını üniversite eğitimi aldırmak için tüm imkanlarını seferber ettiği ülkemizde, üniversitede okumaya hak kazanan milyonlarca genci mezuniyet sonrası bekleyen işsizlik olgusu ise öğrencilikte yaşadıkları sıkıntılarla kıyaslanmayacak kadar büyük ve asıl önemli sorunu oluşturuyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU - KALİTE EROZYONU…Türkiye’de 2002 yılında 73 olan üniversite sayısı son yıllarda yaşanan patlama ile 184’e ulaştı. Türkiye’de halen 104 devlet ve 80 de vakıf üniversite ve meslek yüksekokulu bulunuyor. Bunların büyük bölümü üç büyük ilde... Ancak AKP’nin “Her şehre üniversite” politikası ile Türkiye’de üniversitesi olmayan il kalmadı. Son yıllarda adeta bakkal dükkânı açar gibi yeni üniversiteler açıldı. Üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Beş altı katlı apartman binalarında açılan “butik” üniversiteler diploma dağıtıyor. Türkiye, üniversite sayısında Hollanda, Belçika, Norveç, Finlandiya, İsviçre, Danimarka, Portekiz gibi Avrupa ülkelerini geride bırakıyor.Özellikle 2000’li yıllarda adeta patlama yaşanan üniversite sayısı paralelinde üniversite öğrencisi ve mezunu sayısında da patlama yaşandı. 2002 yılında 1.7 milyon olan yüksek öğretim kurumlarında okuyan öğrenci sayısı, 2014’te 5.5 milyona ulaştı. Türkiye’de üniversite öğrencisi sayısı dünyada 128, Avrupa’da 11 ülkenin nüfusundan fazla...2000’de üniversiteye başvuranların yüzde 30’u yerleştirilirken, bu oran yüzde 50’ye ulaştı. Yükseköğretim kurumlarından mezun olanların 1999-2000 öğretim yılında 224 bin dolayında bulunan sayısı, 2013-2014 öğretim yılında 700 bine yaklaştı. Son 12 yıl toplamında 5 milyonun üzerinde mezun verdi. İLK 100’E GİREN TÜRK ÜNİVERSİTESİ YOKSon yıllarda yükseköğretimde nicel olarak yaşanan hızlı büyümeye karşılık, kalite ise aynı paralelde artmadı, hatta aşağılara indi. 184 Türk üniversitesinden hiçbiri, dünya sıralamasında yazık ki ilk 100’e giremiyor. The Times Higher Education World University Rankings 2013-2014 verilerine göre genel değerlendirmede dünyanın en iyi 100 üniversitesi sıralamasında ABD 45 üniversite ile başı çekiyor, bu ülkeyi 11 üniversite ile İngiltere, 8 üniversite ile Hollanda, 6 üniversite ile Almanya, 5 üniversite ile Avustralya izliyor. Genel değerlendirmede en iyi dereceye sahip Türk üniversitesi olan Boğaziçi, 199’uncu sırada.Türkiye’deki bütün üniversitelerin kütüphanelerindeki toplam kitap sayısı, sıralamada birinci olan Harvard Üniversitesi’ndekinden daha az. Türkiye’de gerekli akademik, fiziksel ve bilimsel alt yapıya sahip olmadan kısa bir zaman dilimi içinde art arda açılan yeni üniversiteler nedeniyle öğretim elemanı ihtiyacı arttı. Bunu karşılamak için özellikle taşra üniversitelerine yönelik olarak akademik unvanların edinilmesi kolaylaştırıldı. Bu durum akademik kaliteyi aşağı çekti. Türk üniversiteleri, bilimsel yayın sayısında AB ülkeleriyle kıyaslandığında orta sıralarda gözükmekle birlikte yapılan atıf sayısında ise en sonlarda, örneğin Bulgaristan’ın bile gerisinde bulunuyor. Bu da yayınların bilimsel niteliğine güvensizliği gösteriyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU DİPLOMALI İŞSİZLİĞİ PATLATTIAKP döneminde izlenen daha çok tüketime dayalı ekonomik büyüme modeli yeterli istihdam yaratmadığı için ülkemizin işsizlik sorununu çözemezken, üniversite diplomalıların sayısı ile üretim süreçlerinde rol alabilme oranları paralel gitmedi. Son yıllarda eğitim düzeyine göre işsizlikte en hızlı artış, açık farkla üniversite mezunlarında bulunuyor. Üniversite sayısında patlama yaşanan 2000’li yıllarda, üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı ise üniversiteli işgücündekinden de toplam işsizlikten de çok daha hızlı arttı. Sonuçta her şehre üniversite politikası, ülkede bir üniversiteli işsizler ordusu yarattı.Türkiye’de 2000 yılı ortalamasında 23 milyon 78 bin kişi olan toplam iş gücünün yüzde 8.8 oranındaki 2 milyon 37 binini üniversite mezunları oluşturuyordu. Yıllık ortalama verilere göre 2013’te toplam işgücü yüzde 22.5 artışla 28 milyon 271 bin olurken, bunun içinde üniversiteli işgücü sayısı yüzde 165 artışla 5 milyon 388 bine ulaştı. Bu dönemde işgücü içinde üniversite diplomalıların payı yüzde 8.8’den yüzde 19.1’e yükseldi.Toplam işsiz sayısının yüzde 83.5 artışla 1 milyon 497 binden 2 milyon 747 bine çıktığı bu dönemde, üniversiteli işsizlerin sayısı ise yüzde 290 artışla 143 binden 557 bine yükseldi. Üniversiteli işsizlerin 2000 yılında yüzde 7 olan oranı, 2013’te yüzde 10.3’e çıktı. Toplam işsizler içinde üniversite diplomalıların oranı ise bu dönemde yüzde 9.6’dan yüzde 19’a yükseldi. Başka deyişle 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diploması taşıyor.ÜNİVERSİTELİ “YURT”SUZ…Üniversite öğrencilerinin barınma talebinin karşılanmasında da 12 yılda yapılanlar yetersiz kaldı. Devlet, üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artış paralelinde yurt kapasitesi sağlayamadı. Bu dönemde üniversiteli sayısı yaklaşık yüzde 227 artarken, yurt kapasitesindeki artış yüzde 60 dolayında kaldı. Üniversite gençliğinin barınma sorunu çözülmedi, aksine büyüdü.Öğrenci sayısının 5.5 milyona ulaştığı 2013-2014 eğitim öğretim yılında yükseköğretim öğrencilerine yönelik 368’i kamu (YURTKUR) yurdu, 1.873’ü de özel olmak üzere toplam 2.241 yurtta barınan öğrenci sayısı 415 bin dolayında gerçekleşti. Bunların da 305 binini kamu yurtlarında, yaklaşık 110 binini de özel yurtlarda kalanlar oluşturuyor.2014-2015 eğitim öğretim yılı için 385 bin 326 öğrenci YURTKUR’a bağlı yurtlar için başvuru yaptı. Mezun olanlardan boşalan kapasiteye göre bunlardan 119 bin 59’u, yeni öğretim döneminde sayıları 384’e ulaşan bu yurtlara yerleştirilebildi. Başka deyişle devlet yurtları için başvuranların üçte ikisi açıkta kaldı.Devlet yurtlarında, deprem güçlendirmesi çalışması nedeniyle kullanımda olmayan yatakların da kullanıma alınmasıyla toplam kapasite 310 bine, halen inşa çalışmaları süren yurtların sisteme katılmasıyla da 320 bine çıkacak. Özel yurtlarla birlikte yeni öğretim yılında en fazla 430 bin dolayında bir üniversite öğrencisi yurt imkânından yararlanabilecek. Oysa yükseköğretim kurumlarına yerleşen yeni öğrenci sayısı, mezun sayısından fazla olduğu için toplam üniversiteli sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Öğrencilerin önemli bir bölümü de ailesinden ayrı, başka kentlerde üniversite öğrenimi sürdürüyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una bile ulaşmıyor.  17 ARALIK YURT SORUNU DA YARATTI!Bu arada özel yurtlarda kalan çok sayıda üniversite öğrencisi de devlet yurtlarına geçmek için YURTKUR’a başvurdu. Özel yurtların önemli bir bölümü, AKP hükümetinin iktidarı boyunca işbirliği yaptığı ancak 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında yolunu ayırarak “paralel devlet” adı altında tasfiye süreci başlattığı oluşuma ait bulunuyor. Bu yurtlarda kalan yoksul aile çocuklarının yeni siyasal konjonktürde kendilerini güvende görmeyerek devlet yurtlarına geçme çabasına girmesi de kapasiteyi zorlayan bir faktör. YURT AYRI DERT, KİRA AYRI DERTDevlet yurtlarının ihtiyacı karşılamaması nedeniyle, ekonomik durumu nispeten elveren aileler çocuklarını özel yurtlara yerleştirirken, bu imkânlara sahip olamayan milyonlarca genç bir araya gelerek, müşterek kiralama yoluyla, asgari konfordan yoksun evlere yüksek kiralar ödemek zorunda kalıyor. Devlet yurtlarında kalan öğrenciler ise iktidarın öngördüğü gençlik modeli doğrultusunda baskı ve dayatmalarla karşı karşıya kalıyor. Bu kapsamda yurtların karma özelliği ortadan kaldırılıyor, üniversite öğrencilerinin sosyal paylaşım alanlarına müdahale ediliyor. Öğrenciler, devlet yurtlarında rızası dışında dini etkinliklere yönlendiriliyor, idari personel zorunlu olarak bu etkinliklerde görevlendiriliyor.ÜNİVERSİTELER ÜLKEMİZİ BİLGİ ÇAĞINA TAŞIMALIDIR…Ülkemizin üniversite sayısının artmasından gurur duyarız. Ancak üniversiteler, yeterli alt yapıya, bilimsel birikim ve kaliteli akademik kadrolara sahip gerçek birer araştırma kurumu ve bilim yuvası olarak açılmalıdır. Üniversite sadece bina ve tabela, öğretmen-öğrenci demek değildir. Üniversiteler, öncelikle ülke, toplum ve insanlık için bilim üreten, araştırma kurumlarıdır. Üniversiteler, sadece bilimin evrensel ilke ve yöntemleriyle kendilerini sınırlar. Üniversiteler, her türlü düşüncenin, hipotezin, teorinin özgürce tartışılıp araştırıldığı özgür platformlardır. Üniversiteler, herhangi bir inanç ya da ideolojinin bağnazlığına esir edilemez. Üniversiteler etnik, bölgesel ve kültürel kalıpları aşmış, özgürce sorgulayan kurumlardır.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel düzey, akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan, çoğu adeta “yüksek lise” konseptinde faaliyet gösteren üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor, daha çok işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmeye yarıyor.YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ KÖKDEN DEĞİŞMELİDİR!..Üniversitelerinin kalitesini artırabilen ve bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini artıracaktır.Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak bilimsel kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Üniversitelerin, merkezi baskı altında tek tipleştirilmesine son verilmelidir. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler genişletilmelidir.Büyük bölümü verdikleri eğitim teoriden ileri gitmeyen, özellikle birer ticarethane gibi işletilen ve öğrencilerini “müşteri” olarak gören özel üniversiteler başta Türk üniversiteleri, bilim üreten kurumlar haline getirilmelidir.Üniversitelerde tüm bileşenler için uygun ortam ve koşullar yaratılmalıdır. Bu bağlamda öğrencilerin barınma sorunu hayati önemdedir. Devlet, üniversite öğrencilerinin barınma sorununu çözmede yetersiz kaldığı için, üniversitelerin bulunduğu semtler kiralar normalin üzerinde artışlar göstermekte ve maddi imkânları kısıtlı milyonlarca üniversite öğrencisine ağır mali yük getirmektedir. Devlet bu alandaki alt yapısını hızla geliştirerek, üniversite öğrencilerine makul maliyetli ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına üniversitelilerin barınma sorunu çözecek yurtları acilen yapmalıdır.Gelir dağılımının bozuk olduğu ülkemizde, devlet ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocuklarını gözeterek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak önlemleri almalıdır.Üniversitelere ayrılan kamu kaynakları artırılmalıdır.
Güneş Fırtınası Bugün Dünya'ya Ulaşacak
Güneş'te yaşanan dev bir patlama, Dünya'ya ilerleyen çok güçlü bir kozmik fırtına doğurdu. Bilim insanları, yüklü parçacıklardan oluşan güneş fırtınasının atmosfere ulaşmasıyla enerji ve iletişim şebekelerinin hasar görebileceğini belirtti.Güneş'te yaşanan dev bir patlama, Dünya'nın enerji ve iletişim ağını tehdit ediyor. NASA Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) tarafından 10 Eylül'de gözlemlenen ve şiddeti X1.6 olarak belirlenen güneş patlaması, dev bir kozmik fırtınayı Dünya'ya doğru harekete geçirdi.NASA'dan yapılan açıklamada, en şiddetli Güneş faaliyetini temsil eden X sınıfı patlamanın, güneş lekelerinin en aktif olduğu 2158'inci bölgede yaşandığı ve ortaya çıkan fırtınanın direkt Dünya'ya yöneldiği ifade edildi.ABD'nin Uzay Hava Tahmin Merkezi'nden yapılan açıklamada, saatte 4.02 milyon kilometre hızla ilerleyen kozmik fırtınanın, Güneş'in merkezinden Dünya'ya savrulduğu belirtildi. Merkezde görev alan Tom Berger, fırtınanın bugün Dünya'ya ulaşmasını beklediklerini söyledi.Berger yaptığı açıklamada, 'Güneş'te devasa bir manyetik patlama meydana geldi... Doğrudan Dünya'ya yöneldiği için yüksek enerjili parçacıklar ve manyetik plazmadan oluşan fırtınanın bir kısmı bize uğrayabilir' ifadesini kullandı. Dünya'nın manyetik alanını etkileyebilecek olan kozmik fırtına, enerji ve iletişim ağlarında hasara neden olabilir. Yörüngedeki uydular da kozmik fırtınaya hedef olmaları durumunda geçici ve süresiz olarak devre dışı kalabilir.Berger, 'Güneş fırtınasının korkutucu boyutta olmadığını' vurgularken, 'Gerekli uyarı yapıldı ancak insan hayatı tehlikede değil' dedi. Dünya'yı sıyırması ve Kuzey Kutbu üzerinden geçme ihtimali de bulunan kozmik fırtınanın, güçlü kuzey ışıkları ortaya çıkarması bekleniyor.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
300 Yılllık Hüseyin Paşa Yalısı Restorasyon İçin Ağaoğlu'na Emanet...
Anadolu Hisarı'nda yer alan 300 yıllık İstanbul'un en eski sivil mimari örneği Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı işadamı Ali Ağaoğlu tarafından restore edilecek.Konut inşaatı yapan firmanın tarihi eser restorasyonu yapacak olması şaşkınlık veriyor. Vakıflar mülk sahibi biz değiliz derken, Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı Başkanı Ahmet Cengiz Köprülü ise “ihalede en yüksek ücreti o şirket verdi” dedi. Tarihi yalı restorasyon sonrası Ali Ağaoğlu’nun konutu mu olacak, yoksa butik otel mi yapılacak şimdilik belli değil.Ömer Erbil ’in Radikal’deki haberine göre, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı 1697 yılında inşa edildi. Boğazın hatta İstanbul’un en eski sivil mimari örneklerinden biri. Sadrazam Köprülü Fâzıl Ahmet Paşa'nın amcasının oğlu ve Sultan 2. Mustafa'nın sadrazamlarından 'Amcazâde' lakaplı, Hüseyin Paşa tarafından yaptırıldı. Tarihi yalı Osmanlı tarihinde büyük önemi olan Karlofça ve Pasarofça anlaşmasının imzalanmasına şahitlik etti. Sultan 2. Mustafa, Sultan 3. Ahmet ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa da bu yalıda misafir olarak ağırlandı. Bu nedenle Pâdişah ağırlamış ender yalılardan da biri…Mülkiyeti Mülhak Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı’na ait tarihi yalı 55 dönüm araziye sahip. 2007 yılında Ağaoğlu tarafından Restore et-işlet-devret modeliyle 25 yıllığına kiralanan yalının restorasyonuna tam 7 yıldır başlanılamadı.Tabelasında Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü yazmasına rağmen, Vakıflar ‘biz sadece denetleyiciyiz, söz sahibi değiliz’ diyor. Vakıf Başkanı Ahmet Cengiz Köprülü ise, “ihalede en yüksek ücreti Ağaoğlu verdi, restorasyon projesini uygulamak zorunda aksine izin vermeyiz” diyor.Arazinin tamamının 800 dönümden 55 dönüme düştüğünü belirten Köprülü, külliyenin şuan 8 bin 711 metrekare arsaya sahip olduğunu söyledi. Yıllarca içindeki gecekonduları temizlemekle uğraştıklarını anlatan Cengiz, 2 harem binası, divanhane, meşruta ile kuzey yalısının ayağa kaldırılacağını kaydetti.Restitute, röleve ve restorasyon projelerinin bitirildiğini, Koruma Kurulu’nun restitute ve röleve projelerini onayladığını şimdi restorasyon projesi için kuruldan onay beklediklerini ifade eden Cengiz, “Ekpertiz raporunu vakıflara yaptırdık. İhaleye o zaman Koç, Sabancı, Zorlu gibi önemli gruplar katıldı. İhaleyi Ağaoğlu kazandı. 25 yıllığına kiraladık. Toplam 85 milyon lira vakfa kaynak girecek. Şuan her ay 34 bin lira kira geliri getiriyor. 7 yıldır aksatmadan kiramız ödendi” dedi.Ağaoğlu’nun normal konut inşaatı yaptığını restorasyonun özel bilgi ve beceri gerekmez mi sorumuza ise Cengiz şu yanıtı verdi:“17. Yüzyıl mimarisi restore edecek bu çaplı bir restorasyon firması var mı? Ağaoğlu ya da başka bir firma. Kim alırsa alsın ihaledeki şartımız bizim restorasyon projemizin uygulanması. Proje dışında bir uygulamaya ne biz ne kurul izin vermez. Ağaoğlu da isterseniz biz çekilelim noktasına birkaç kez geldi. Çünkü yıllardır kurul ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ndeki bürokrasiden onlarda yıldı. 17. Yüzyıl üslubuna uygun ahşap olarak yapmak zorundalar. Aksi halde sözleşmemizi feshederiz. Bilim heyetimiz var her aşamasını denetleyecek.”Yalının bugünkü değeri yaklaşık 1 milyar dolar. 1893 Rus savaşı sırasında göçmenler bu yalıya yerleştirildiklerinden, yalı tamir olmaz şekilde tahrip oldu. Fildişi kakmayla tezyin edilmiş kapı cepheleri, altın yaldızlı bordürleri, lâlelerle süslü iç mimarisi ile yalı muhteşem bir güzelliğe sahipti. 19. yy. sonunda ise harem tamamen yandı. 1972 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından yalı tamir gördü. Osmanlı devlet adamlarının yalılarının kırmızı olması geleneğine uygun olarak aşı boyalı rengiyle dikkat çekiciydi. Şimdi yalının etrafı tamamen kapatıldı. Kuruldan çıkacak onaya göre restorasyon için gün sayılmaya başlandı.Ali Ağaoğlu proje ile ilgili daha önce tarihi yalının butik otel olarak işletileceğini açıklamıştı. Yakın zamanda bir gazeteye verdiği demeçte ise kendisinin taşınacağını belirtti.T24
Reklam
Makineye Bulaşık Yerleştirebilen Robotlar
Britanya Bilim Festivali'nde sergilenen bir robotun kısa süre içinde bulaşık makinesine eşya yerleştirebilecek bir aygıt olarak görülebileceği ifade ediliyor. ' Boris ' adı verilen robot, tanımadığı nesneleri insan gibi eliyle kavrama yeteneğine sahip ilk robotlardan biri.Boris, İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi tarafından beş yılda 350 bin sterlin harcama yapılarak geliştirilmiş bir robot.Yüzü ve bileklerine yerleştirilen derinlik sensörleri, 10 saniye içinde nesnelerin biçimini tespit ederek robot parmaklarıyla uygun bir tutma yöntemi uygulamasını ve isabetli kol hareketiyle engelleri aşarak hedefe ulaştırmasını sağlıyor.Robotu geliştiren ekibin başında görev yapan Profesör Jeremy Wyatt, Boris'in 'eşya tutmak için değil, nasıl tutacağını öğrenmek için programlandığını' belirtti.Profesör ve uluslararası PacMan projesindeki ekibi, 2015'in Nisan ayına kadar bu robotu 'bulaşık makinesine eşya yerleştirebilir' hale getirmeyi hedefliyor.Profesör Wyatt, 'Mutafak tezgahında olduğu gibi eşyaları dağıtıyorsunuz ve bunları inceleyen robot birini gözüne kestiriyor, tutuyor ve bulaşık makinesine yerleştiriyor' diyerek robotun çalışma mantığını açıklıyor.Boris'e neden mutfak işlerinin verildiği sorusuna ise Wyatt gülerek şu cevabı veriyor:'Bulaşık makinesine eşya yerleştiren robotları bugün için ekonomik ve sosyal bir gereklilik olarak gördüğümden değil tabii. Ama bu, insanın yüzmilyonlarca yıl süren evrimi sonrasında geliştirdiği ve manipülatif yetenek gerektiren tipik insan işlerinden biri. Yani bu işi bir robotun yapmasını sağlayarak gelecekte robotları daha esnek kılmayı ümit ediyoruz.'Sanayi robotlarını birinci kuşak, insansız hava araçları, şoförsüz arabalar ve diğer hareketli robotları ikinci kuşak robotlar olarak değerlendiren Profesör Wyatt, Boris'in üçüncü kuşak robotları temsil ettiğini belirtiyor.Akıllı robot BobFestivalde bilim ekipleri farklı bir akıllı robot olarak Bob'u da takdim ettiler.Boris maharetli ama hareketsiz iken Bob lazerli mesafe sensörleriyle etrafındaki nesnelerin ve insanların varlığını tespit ederek tekerlekleriyle rahatça dolaşabiliyor.Bob'u programlayan ekibin başında bulunan Dr. Nick Hawes bu robotun, 'etrafındaki engellerin yerini gösteren bir ısı haritası çıkardığını' söylüyor.En zoru ise hareket halindeki insanlar. Dr. Hawes, Bob'un insan gördüğünde yavaşladığını ve onlarla arasında koyacağı sosyal mesafeyi gözeterek durduğunu belirtiyor.Bob insan müdahalesi olmadan bir hafta boyunca kapalı bir ortamı keşfedip basit gözlemler yaparak belli görevleri yerine getirebiliyor.Dr Hawes , bu robotta yeni olan şeyin 'bağımsızlık' hali olduğunu ve kısa bir süre önce güvenlik şirketi G4S'te gözetim görevlisi olarak üç haftalık bir staj yaptığını söylüyor.Festivale katılan ekipler uzun vadede bu robotların ofis, hastane, depo gibi ortamlarda insanlarla yan yana çalışmasını sağlamayı hedeflediklerini ve İngiltere'nin 'marifetli el' sahibi robot teknolojisini patentleştirdiğini ifade ediyor.BBC Türkçe
Curiosity Mars'taki Dağa Ulaştı
ABD Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'dan yapılan açıklamada, Mars'taki keşif aracı Curiosity’nin Mount Sharp'ın (Keskin Dağ) eteğine ulaştığı bildirildi. Curiosity‘nin gelecek hafta sondaja başlaması bekleniyor.Keşif aracı Curiosity, 2012 yılının ağustos ayında Mars'a inmişti. Misyonun hedefi, Kızıl Gezegen'de bir zamanlar yaşam bulunup bulunmadığını tespit edebilmek için Mars toprağının incelenmesini içeriyor.Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde Curiosity projesinde yer alan bilim adamı John Grotzinger, “Nihayet uzun süredir hedeflediğimiz bu uzak sınıra ulaştık” dedi.Mount Sharp, antik Gale Krateri'nin içinde yer alıyor. Dağın yüksekliğinin 6 bin metre civarında olduğu belirtildi.© Deutsche Welle TürkçeAFP/AP, BS/EC
İnce ve Feminen Yüze Sahip Olanların Sperm Kalitesi Daha Yüksek
İspanya, Avustralya ve Colombiya’dan bilim insanlarının gerçekleştirdiği yeni bir araştırma maskülen, geniş ve köşeli yüzlere sahip erkeklerin sperm kalitelerinin ince ve feminen görünümlü yüzlere sahip hemcinslerinden daha düşük olduğunu gösterdi.Bilim adamları Evolutionary Biology dergisinde yayınladıkları çalışma için Valencia Üniversitesi’nden 50 erkeğin sperm kalitelerini inceledi ve sper örneği veren tüm deneklerin görünümlerinin “Ne kadar maskülen” olduğunu yüz genişliği, çene hatları ve burun şekli gibi kriterlere dayanarak puanladı.Araştırma neticesinde “Maskülenlik” konusunda düşük not alan deneklerin sperm kalitelerinin diğer deneklerden belirgin bir oranda daha yüksek olduğu görüldü. Uzmanlar bu etkinin fazla testesteron hormonunun sperm üretimini sekteye ...devam: 365haber.org/sağlık
Reklam