Astroloji Masalımız Geri Döndü! Burçlar Bu Defa Bir Aile Yemeğinde Toplanıyorlar!

-
9 dakikada okuyabilirsiniz

Onları özlemiştiniz, biliyoruz! İşte yine geldiler... Bu sefer Yengeç'in evinde toplandılar hem de!

Onları en son kampta görmüştük, ortalığı birbirine katmışlardı.

Kaçın, Ayı Var! Tam Gaz Devam Eden Astroloji Masalımızın Kahramanları Kampta! - onedio.com
Kaçın, Ayı Var! Tam Gaz Devam Eden Astroloji Masalımızın Kahramanları Kampta! - onedio.com

Neyse ki hepsi Oğlak sayesinde tek parça halinde geri dönmüş, Aslan ve Yay sayesinde çok eğlenmiş ve Terazi ve Balık sayesinde de kavga gürültü olmadan kampı bitirmişlerdi. Başak varken de kimse doğaya saygısızlık etmeyi aklına bile getiremezdi zaten. Kamp son derece başarılı olmuştu. Buldukları gibi bıraktılar.

Aradan uzun vakit geçti tabi... Hayat kavgasında işe güce dalınca görüşemez oldular ve birbirlerini özlediler!

En çok özleyen şüphesiz ki Yengeç'ti. Büyük evinin anılarla dolu salonundaki koca masada hepsini bir arada görmeyi çok istiyordu.

Sürekli hepsine telefon edip hal hatır soruyor, her konuşmanın sonunda da "siz beni hiç aramıyorsunuz!" diye trip atıyor, özlediğini söylüyor, ardından da gurur yapıp "Aman bana ne, gelmezseniz gelmeyin, zaten iş çıkarırsınız başıma!" diye atarlanıyor ve sonunda bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sorarak telefonu kapatıyordu. Artık herkes Yengeç'in bu garip bilinç akışına alışmıştı. Her zaman nazlarının geçeceğini de bildiklerinden, "şu işleri bir ayarlayayım, şu haftayı bir atlatayım geleceğim!" diye daveti erteleyip duruyorlardı.

Fakat en sonunda Yengeç'in eşi Oğlak'ın tek bir emri yetti hepsini bir araya toplamaya! Oğlak'ın "davet"i reddedilmez, sudan bahanelerle ertelenmezdi. Kimsenin buna cesareti olmazdı. Tıpııış tıpış hepsi işlerini güçlerini bırakıp, Yengeç ve Oğlak'ın evideki davete icabet etmek için hazırlanmaya başlamışlardı.

Elbette bu kadar büyük bir aile yemeğinden önce sağlam bir hazırlık lazımdı. Yengeç'i mutfakta tek başına bırakmamak için erkenden gelecek olan isimler belliydi:

Boğa,

Başak, 

Terazi!

Topluca mutfağa girdiler. Bu mutfakta bu ekip varken, bereketi de, lezzeti de bol olurdu tüm yiyeceklerin.

"Yeter ki sevdiklerim yanımda olsun, ben onlara daha ne yemekler yaparım" diye düşünerek mutfakta neşeyle süzüle süzüle o meşhur etli tarifini yapmaya başlamıştı.

İşler güçler umrunda bile değildi, Yengeç'in... Zaten Yengeç'in bu işlere ayrı bir yeteneği vardı. Her şeyi göz kararıyla yapar ve aynı zamanda da kim tuzlu seviyor, kimin neye alerjisi var, kim az pişmiş et yemez gibi detayları asla unutmadan göz önünde bulundururdu. Belki bir Boğa gibi pahalı ve gurme ürünler kullanmayı tercih etmiyor, belki bir Başak gibi her şeyin pişirilme usülünü ölçüsüyle bilmiyor ya da kitabına göre davranmıyordu ama Yengeç'in artık geleneksel hale gelmiş o yemeklerinde kimsenin anlam veremediği apayrı bir tat vardı. 

Hani "sevgisini katıyor" klişesi, ancak Yengeç'in yemekleri için geçerli olabilirdi. Bunları yaparken de çok mutluydu.

Başak elbette ki oradaydı. Başak ihtiyaç duyulan her yerdeydi zaten!

Yengeç'i tek başına bırakmak, hazır yemeklere çökmek, sonra da bulaşıklarla baş başa bırakıp gitmek gibi bencilce hareketler onun kitabında yoktu. Ayrıca organik sebzeler getirmişti ve "o öyle pişirilmez, çekil" diye müdahale edeceği durumlar olacaktı. Ki zaten dedikodu yapmak ve diğerlerini çekiştirmek için mutfaktan daha müsait bir ortam bulunabilir miydi Allah aşkına?! 

Başak, "çok yağ koyma, Oğlak'ın kolestrolü var, İkizler'in şeker yememesi lazım, Yay diyette..." gibi cümlelerle mutfaktaki akışı yönetirken; bir taraftan da "ah ah kıymetimiz bilinmiyor!" diye hayıflanmak için adeta birikim yapıyordu.

Boğa'nın yemeklere yardımcı olmak için erkenden gelmesinin sebebi ise başkaydı...

Çünkü kendi istediği yiyeceklerin, kendi istediği şekilde hazırlanması ihtimalini riske atamazdı. Biliyordu ki, eğer Boğa orada olmasa, sadece Başak'ın yemekleri çok "sağlıklı", Yengeç'in yemekleri ise çok sıradan olurdu. Gerçek lezzet dokunuşu biraz abartı, biraz lüks gerektiren bir şeydi ve Boğa'dan iyi bunu kimse beceremezdi. Boğa; adeta sağlıklı bir domates çorbasının üstüne dökülen mozarella'ydı. Boğa, brownie'nin üstüne gezdirilen sostu. Boğa, iskender kebabın üstüne dökülen kızgın tereyağıydı. Yaa yaa!

Terazi de oradaydı çünkü mutfakta pek iddialı olmasa da, hiçbir şey yapmıyor gibi görünse de; o en çok ihtiyaç duyulan kişiydi!

Böyle divalarla dolu bir mutfakta başka kim o bahar meltemi gibi yumuşacık havasıyla ortamı sakinleştirecekti ki?! Etrafta uçuşup, bir taraftan da güzel güzel sofra düzenlemesi yapıyordu.

Derken kapı çaldı: İlk gelen eli kolu poşetlerle dolu, kendi yaptığı tatlısıyla Aslan!

Adeta mutfaktakilerden rol çalmak istercesine gösterişli, güzel, büyük bir pasta yapmıştı. Yanında da resmen bütün marketi getirmişti. İçecekler, tatlılar, neler neler!

Yaptığı pasta da övgüyü hakediyordu hani. Belli ki sofranın en son çıkan ve en akılda kalan parçası bu olacaktı. Herkesi sevgiyle kucakladı, mutfağa şöyle bir bakıp "yardım lazımsa gireyim" dediyse de; kimse o üst baş ile mutfağa giremeyeceğinin farkındaydı. Havalı dursa da, biraz prenses olsa da; içinde kötülük olmadığını biliyor, seviyorlardı bu kızı.

Elindeki telefonu bırakmadan vites değiştirmeye çalışan direksiyon başındaki İkizler, arka koltuktan Akrep'in "Oğlum dikkat et lan!" diyerek ensesine attığı şaplak ile irkildi.

"Ben sizi alırım abi, hep beraber toplanıp gideriz" diyerek teklifte bulunan İkizler'in kendisiydi. Şimdi ise Yay'ı havaalanından almaya giderken, yanındaki Koç'un ve arkasındaki Akrep'in artisliklerinden darlanmıştı. Koç yine "15 kişiye saldırdım" tadında hikayeler anlatıyor; İkizler de tüm bunlara "yav he he, kesin yaşanmıştır bu!" diye karşılık vermek istiyor ama bunu onun yerine Akrep daha söz sözcükler seçerek yapıyordu zaten. Akrep ve Koç birbirini yiyedursun; İkizler yeniden telefonuna yöneldi. Neredeydi şu Kova kim bilir... O bu arabada olsaydı, iki manyağın böyle birbirlerine zevk içinde sataşmalarını değil; Kova'nın ciddi manada ilginç, komik ve şaşırtıcı hikayelerini dinlerdi. Neyse, Yay gelince biraz ortam neşelenir en azından diye düşünerek gaza abandı.

İkizler de toplayabildiklerini toplayıp eve varınca; ekip neredeyse tamamlanmıştı.

İki kişi eksikti tabi... Kova ve Balık. Yengeç onları beklemeyi önerdiyse de, Oğlak yemeğe başlamayı salık verince herkes masadaki yerlerini aldı.

Önce Yengeç, hepsini ne kadar sevdiğini söyledi. Eski günlerdeki gibi toplanmalarının, aile bağlarının öneminden bahsetti. Elinde olsa o kapıyı kilitler ve asla gitmelerine izin vermezdi. Orada, tüm sevdikleri gözünün önünde, güvende ve beraberce... Yengeç'e göre olması gereken buydu. Manyak Yay bile onun manyağıydı ve ait olduğu yer onun eviydi.

Ardından ise Oğlak söze girdi. Onun ağzından Yengeç'inki gibi tatlı sözler çıkmıyordu fakat aile kurumunun ne kadar önemli olduğuna, zor durumda kaldıkça birbirlerine destek olmaları gerektiğine dair ciddi bir konuşma yaptı. Öyle bir konuştu ki; sanırsınız bahsettiği şey bir aile değil, bir devlet, ordu, şirket! 😂

Derken kapı açıldı... Kova geldi!

Tüm gün ona kimse ulaşamamıştı, gelip gelmeyeceğini dahi bilmiyorlardı. O yine bir yerden herkesi şaşırtarak çıkmayı başardı. Masanın etrafında şöyle bir dolaşarak herkese selam verdi, omuzlarına dokunup geçti. Yengeç'e geldiğinde ise yanına eğilip ona sarıldı. Yengeç, bu bir var bir yok Kova'ya çok kızgındı ama yine affetti.

Kova başından geçenleri kısaca bir özet geçti; yolda gelirken üç kişinin bir adama saldırdığını görmüş ve adamcağızı yalnız bırakmaya içi el vermemiş, kavgaya karışmıştı. Ardından ona tacizde bulunan adamlardan birinin burnunu kırdığı için karakolda ifade vermek zorunda kalmıştı. Tam karakoldan çıkmıştı ki, ağaçta kalmış kediye yardım etmeye çalışan çocukları görünce, onlara meyve kasalarından bir merdiven yapmak zorunda kalmıştı. Bir Kova olmak zor işti anlayacağınız. Dağılmış saçı başı ile Oğlak'ın yanına oturdu. Pek aramasa, sormasa ve biraz havai olsa da Oğlak'ın en sevdiği torunlardan biriydi Kova. Zehir gibi akıllıydı çünkü. Oturdu ve ona yeni kuracağı siteden bahsetmeye başladı, Oğlak ona finansal ve yönetim konularında taktik verecek ve desteği ile iyi işler yapacaklardı.

Kapı yeniden açıldı... Kedi yavrusu gibi gözlerini kocaman açmış Balık girince, herkesten sevinç çığlıkları yükseldi!

Çünkü ne zamandır ortalıkta yoktu! Uzun zamandır kurguladığı kitabı yazmak üzere önce inzivaya çekileceğini söylemiş ve yazlıktaki eve kendini kapamıştı. Ardından ise kitaptaki karakterlerden birine iyice odaklanabilmek için "deneyim" yaşamak adına kendi kendine ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kaydını yaptırmıştı. Bunu Akrep haricinde kimse bilmiyordu. Hastaneden çıktığında ise kitap karakterini deneyimiyle geliştirmek bir yana dursun; kitap yazmaktan vazgeçmiş ve gördüklerinden aldığı ilhamla resim yapmaya karar vermişti. Tüm bu çılgın süreci "kafamı dinledim yaa" diyerek geçiştirdi ve detay vermedi.

Yengeç'in de, Oğlak'ın da favorisiydi o!

Çünkü öyle büyülü biriydi ki bu Balık, zırt pırt arayıp sormasa da sevgisini daima bir şekilde hissettiriyordu. Oğlak'ın ise içindeki o katı kuralları eriten ve şefkatini uyandıran bir etkisi vardı. Herkesi tek tek öptü. Yay ile karşı karşıya geldiğinde ise ikisi de duraksadı. Yay ile kan bağları yoktu, gerçek anlamda "akraba" sayılmazlardı ve zamanında aralarında romantik bir şeyler geçmişti. İkisi de birbirini haşat etmiş, çok üzülmüşlerdi karşılıklı. Bu yüzden biraz mesafeli durdular. İkisi de birbirinin hikayelerini merak ediyordu oysa.

Yay ve Koç hikayelerine başladılar. Yay, son yolculuklarından birine Koç'u da sürüklemişti.

Her ne kadar "ölümüne kanka" tadında takılsalar da, bu ikisinin bir araya gelmesi resmen felaketti. Nepal'de Everest'e tırmanırken dağcı grubu ile kavga çıkaran Koç yüzünden neredeyse karın içinde ölüp gideceklerdi. Neyse ki Yay, paçalarından akan o balla, bir yolunu bulmuş ve kurtulmuşlardı. Bu hikayeyi kahkahalarla anlatırlarken; Yengeç neredeyse kalpten gidecekti.

Yemek devam ettikçe Terazi'ye daha çok iş düşüyordu çünkü tartışmalara götüreceği belli olan konular konuşulmaya başlanmıştı bile!

İkizler, hınzır gülüşüyle adeta provoke edercesine Oğlak'ın en rahatsız olacağı politik mevzuları açıyor, Başak da buna çanak tutuyordu. Başak dünyayı nasıl mahvettiğimizden, adaletsizliklerimizden şikayet ederken, İkizler laf oyunlarıyla Oğlak'ı iyice öfkelendiriyor -bu noktada da araya Terazi giriyordu.

Aslan bu tartışmalardan oldum olası tiksinirdi. Konuyu derhal değiştirmeliydi.

"Düğünüm için yeni bir organizatörle anlaştım. Boğazda bir yalıda olacak bu sefer. Tamam üçüncü düğünüm olabilir ama yine de çok özel olsun istiyorum. Ne de olsa sonuncu evliliğim olacak bu! E tabi inşallah! Hahahaha! Diyorum ki şöyle ben salona girince yüz tane beyaz güvercini gökyüzüne salsınlar, bir de...."

Bu sırada Akrep, Aslan'a gözlerini öyle bir dikmişti ki...

Bu tarz muhabbetlerden hoşlanmıyordu. Daha önceki kavgalarından dolayı da Aslan'a karşı doluydu zaten. 

Nasıl kendini her zaman bu derece ön plana koyan biri aşkta daima mutlu oluyordu da, karşısındakini hayatının merkezi haline getiren Akrep'in her seferinde kalbi kırılıyordu?! Bunu düşündükçe gözlerinden alev fışkıracak gibi oldu.

Aslan ise başka türlü düşünüyordu. Aşkı mutluluk, neşe ve şımarıkça bir eğlence olmadan yaşayan ve daima "fedakarlık-hizmet-cefa" ekseninde gören insanların aşkta mutsuz olmaları elbette ki normaldi. Aşk dediğin şey için hem kendini, hem karşındakini sevmen gerekirdi. Mutluluk vermek için de önce mutlu olmak gerekirdi.

Bu sessizliğin hayra alamet olmadığını sezen Balık derhal duruma el attı: Ya bana fal baksanıza!

Elbette ki ailenin cadıları Akrep ve Yengeç'i, bir taraftan da Boğa'yı işaret ediyordu.

Balık'ın fincanını aldılar. Evirip çevirip, "O iş olmaz... Hem ne yapacaksın bu sorumsuz hergeleyi?! Aşk karın doyurmaz!!!!! Seviyorsa çabalayacak! Sen bunu biraz köpekle!" gibi cümlelerle Balık'ı pişman ettiler. Terazi ise Balık'a "bakma sen bunlara yaa... Mutluysan mutlusundur işte. Yani boş ver..." gibi cümlelerle teselli vermeye çalışıyordu.

Sofradaki yiyecekler bitmiş ama muhabbet daha da tatlanmış, devam etmekteydi... Tüm farklılıklara rağmen, onlar koca bir aileydi.

Bazen tartıştılar, bazen gıcık oldular ama her seferinde birbirlerine sımsıkı sarıldılar.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
aurora_borealis

gayet guzel ama hava burçlarıyla ateş burçlarını da yakınlaştırın veya kanka yapın. koç ve oğlak, yay ve kova gibi...

sibel-tozge

yengeç ile oğlak neden birlikte? sizi gebertirim ayırın onları :(

cookie-ice-cream

yengeç olarak ön planda tutulduğum bir masal hoş

fahri-kara

Yay burcuyum koç kanka neredesin :)

happy03957527

burdayim bizi dislamislar kanka =)

_oishii_

Yolda kedi yavrusu kurtaran çocuklara yardım edeyim derken içeriği okumaya biraz geç kaldım ama çok güzel olmuş çok hoş olmuş işte bayıldım bu içeriğe

Başlıklar

İşler GüçlerKitapTercihaşkastrolojiburçlaretmeyvepastaşekertatlı
Görüş Bildir