5 Bin Yıllık Cüce Şehri Keşfedildi
İran'da Horasan eyaletinin güneyinde geçtiğimiz günlerde cücelerin yaşadığı ismi Makhunik olan 5 bin yıllık antik bir şehir bulundu. Horasan'ın komşu eyaleti olan Kirman'daki Şahdad şehrinin 100 kilometre doğusunda bulunan antik şehre ait sürekli yeni kalıntılar çıkarılmaya da devam ediliyor. Antik cüceler şehri Makhunik, 1946'ya kadar herhangi bir uygarlığın yaşamadığı düşünülen Lut Çölü'nün merkezine 60 kilometre uzaklıktaki bir bölgede Tahran Üniversitesi Coğrafya Fakültesi tarafından keşfedildi. Antik kentteki yapıların kalıntıları Jonathan Swift'in dünyaca ünlü romanı 'Güliver'in Gezileri' kitabında yer alan ve cüceler ülkesi olarak geçen Liliput Şehri'ni veya J.R.R. Tolkien'in 'Yüzüklerin Efendisi' kitabı ile filmindeki Hobbitlerin köyünü andırıyor. En eski metal bayrak Arkeologların yaptığı açıklamalara göre, Makhunik antik kentinin Sümer mitolojisinde geçen iki mistik krallıktan biri olan Uruk krallığının Aratta medeniyetine ait bir şehri olduğu ve cüce insanların burada M.Ö. 6000 yılından beri yaşadığı düşünülüyor. Şehirde keşfedilen küçük boyutlu yapılar da bu inanca kanıt olarak gösteriliyor. Makhunik şehrinde bulunan yapılar arasında atölyeler, konut bölgeleri ve mezarlıklar yer alıyor. 800'den fazla antik mezar da kazı aşamaları sırasında ortaya çıkarıldı. Bu yapıların hepsi ve diğer araç gereçler yalnızca küçük insanların içerisine sığabileceği şekilde tasarlanmış. Bölgede yapılan çalışmalarda kuyumcular, esnaflar ve çiftçilerin yaşadığı bazı alt bölgeler de keşfedildi. Ayrıca insanlık tarihinin en eski metal bayrağı bu antik kentte ortaya çıkarıldı. 16-17 yaşında, 25 santim 2005'te bulunan 25 santimetre boyundaki mumyalanmış bir cüce, cüceler şehri teorisine en önemli kanıt olarak gösteriliyor. Cüce cesedi, kazı yapan iki kaçakçı tarafından bulunmuş ve 3 milyon dolara Almanya'da satmaya çalıştıkları sırada ele geçirilmişti. Arkeologlar, cücenin cesedini inceledikten sonra, cesedin doğal işlemlerle mumyalanmış olabileceğini kaydetmişti. Mumya üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda, cücenin öldüğünde 16-17 yaşlarında olduğu tespit edilmişti. Kaynak: Sabah
Cem Yılmaz'ın Yeni Filmi : Pek Yakında - Teaser
Cem Yılmaz, yeni filminin ilk fragmanını Twitter hesabı üzerinden paylaştı.Cem Yılmaz, ünlü yönetmen Yavuz Turgul'ın 'Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni' adlı filminden 'ilham aldığını' söylediği filmin, yönetmeni ve başrol oyuncusu olduğu Hokkabaz'dan daha komik olacağını ifade etti. Yönetmenliğini ve senaristliğini Cem Yılmaz'ın yaptığı ve başrolünde olduğu filmde kendisine Tülin Özen, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Ozan Güven, Çağlar Çorumlu, Cengiz Bozkurt, Zerrin Tekindor, Hare Sürel, Ayşen Gruda ,Ülkü Duru, Emin Gürsoy, Metin Coşkun, Tuğrul Tülek ve çocuk oyuncu Ata Berk Mutlu'nun yeraldığı zengin bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor.
Banksy'nin İlk Eserleri Açık Artırmaya Sunuldu
Dünyaca ünlü sokak sanatçısı Banksy ‘nin ilk eserleri eski menajeri tarafından ‘ Banksy: The Unauthorised Retrospective ‘ adlı sergiyle açık artırmaya sunuldu. Londra’da 11-25 Haziran tarihleri arasında ünlü Sotheby’da düzenlenen ‘ İzinsiz Retrospektif ‘ sergi, sanatçının 10 yıl beraber çalıştığı menajeri Steve Lazarides tarafından düzenleniyor. Sergideki eserlerin birçoğunun şu ana kadar kimse tarafından görülmediğini vurgulayan Lazarides’in açık artırmadan yaklaşık 1 milyon sterlin (yaklaşık 3 milyon 500 bin lira) kazanacağı öğrenildi. Her fırsatta sokak sanatının ‘ para ‘ için yapılmaması gerektiğini vurgulayan ve eserleri üzerinden izinsiz kazanç sağlayanları sert bir dille eleştiren Banksy’nin bu sergiyi de onaylamayacağını söyleyen Lazarides, “Kesinlikle nefret ederdi. Hiçbir zaman bu şekildeki sergileri desteklemedi. Benim galerimde bir sergi fikrine de hiçbir zaman ikna olmamıştı” dedi. Bristol’da yaptığı ‘Mobil Aşıklar‘ eserini duvardan sökerek kulüplerine koyan ve bu sayede bağış toplayan Broad Plains Boys Club’a geçen ay bir mektup gönderen Banksy , ilk defa bir eseri üzerinden para kazanılmasına razı olmuştu. Sokak sanatçısı mektupta gençlik kulübünün ihtiyacı olan parayı, ‘hayır işi’ olması nedeniyle bu eserle sağlamasını onayladığını yazmıştı. Diken
Dünyanın En Pahalı 10 Fotoğrafı
Fotoğraf resmi olarak 1839 yılında kayıtlara geçen bir sanat dalıdır. Yaklaşık iki asırdır hayatımızda olan fotoğraf kimi zaman tarihi belgelemek kimi zaman da güzel anıları günümüze taşıtmak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bugünlerde özçekimlerle farklı bir boyutta yargılanan fotoğraf, zamanında birilerine servet büyüklüğünde paralar kazandırdı. Kazandırmaya da devam ediyor.
15 Fotoğraf ve 1 Fragman ile Cem Yılmaz'ın Yeni Filmi 'Pek Yakında'
Yönetmenliğini ve senaristliğini Cem Yılmaz'ın yaptığı ve başrolünde olduğu filmde kendisine Tülin Özen, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Ozan Güven, Çağlar Çorumlu, Cengiz Bozkurt, Zerrin Tekindor, Hare Sürel, Ayşen Gruda , Ülkü Duru, Emin Gürsoy, Metin Coşkun, Tuğrul Tülek ve çocuk oyuncu Ata Berk Mutlu'nun yeraldığı zengin bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor.  'PEK YAKINDA' Ekim 2014'te tüm sinemalarda!
Reklam
'Bir Şey Yapmazsak Bütün Medeniyet Duvara Toslayacak'
Manu Chao, “Heyecan verici olan ise bir yıl geçmiş olmasına rağmen hareketin hâlâ bir arada ve güçlü olması. Buradan bakınca Türkiye’deki sol akımların bu amaç uğruna bir araya gelmiş olmalarına büyük saygı duyuyoruz. Bu her zaman böyle olmaz. Türkiye’de olanların en pozitif yanlarından biri de bu” diye konuştu. Manu Chao, Radikal’den Hakan Dedeoğlu’na konuştu. Hakan Dedeoğlu’nun Manu Chao ile yaptığı söyleşi şöyle: Merhabalar Manu, Barselona’da havalar nasıl? Hava daha iyi olabilirdi. Ama şehirde bir sürü sorun var, buradaki sosyal hava pek iyi sayılmaz. E, burada da pek iyi sayılmaz… İstanbul seyircisi seni, uzun bir aradan sonra bir kez daha canlı izleyebileceği için çok heyecanlı. İstanbul’a daha önce iki kere geldin. Şehirle ilişkin nasıldı? Bir gün gerçekten İstanbul’da yaşamayı umuyorum. Bence son kalan ilginç şehirlerden biri. Tekrar geleceğim için çok mutluyum. Sanırım ilk geldiğim sene 2002’ydi, şehrin her köşe başında içimi heyecan kaplıyordu. Şehir her saniye yeni bir maceraya davetiye çıkarır gibiydi. İnanılmazdı. Yıllardır tekrar gelmenin yollarını arıyordum... İstanbul’da takılmalık zamanın olacak mı? İstanbul turnenin ilk konseri, amacımız birkaç gün önce gelip şehirde biraz takılmak. Çalacağınız EkşiFest; Baba Zula, Hakan Vreskala gibi muhalif yönleriyle de bilinen grupların sahne aldığı, STK’ların stand açacağı, bağımsız ve bizler için önemli olan bir web sitesinin düzenlediği bir festival... Eminim geçen yıllarda da birçok teklif almışsınızdır Türkiye ’den ama bu festivali kabul ederken saydığım sebeplerin etkisi oldu mu? Tabii ki… Türkiye’de iki, üç yıldır büyük bir sosyal tansiyon ve sokağa çıkıp daha ileri bir demokrasi için protesto düzenleyen insanlar var. Onları desteklemek istiyoruz. Onlara en iyi şekilde ulaşmak, seslenmek, birleşmek istiyoruz. Bu sebeple nereye geldiğimizi, çalan isimleri biliyoruz ve hareketi destekliyoruz. Sokak hareketleri demişken... Geçen hafta Gezi’nin yıldönümüydü... Geçen sene bir Gezi mesajı yayımlamıştın. Gezi bizler için olduğu kadar dünyanın geri kalanı için de önemli miydi sence? Uzun bir süre, tüm dünyada insanlar böyle bir hareketi beklemişti... Türkiye’de insanların yaptığı herkes için çok cesurca ve önemliydi. Sadece Türkler için değil, herkes için bir örnekti bu… Heyecan verici olan ise bir yıl geçmiş olmasına rağmen hareketin hâlâ bir arada ve güçlü olması. Buradan bakınca Türkiye’deki sol akımların bu amaç uğruna bir araya gelmiş olmalarına büyük saygı duyuyoruz. Bu her zaman böyle olmaz. Türkiye’de olanların en pozitif yanlarından biri de bu... Gezi’den sonra buradaki en önemli kazanımlardan biri ortaya çıkan mahalle oluşumları, platformları oldu... Bence çözümün, kurtuluşun en önemli parçası bu. Biz de burada böyle yapıyoruz. Tüm mahalleni sosyal bir bahçe olarak görüp onunla ilgilenmen gerek. Mücadeleye mahallende organize olup başlaman gerek. Burada Barselona’da, kendi mahallemizde de öyle yapıyoruz. Ve işe yarıyor, bazı şeyleri değiştirebildiğini görüyorsun. Dünyanın dört bir yanında da farklı sebeplerden gerçekleşen ayaklanmalar var... Olup biteni takip edebiliyor musun? Her şeyi internetten takip etmek kolay gibi gözükse de birebir içlerinde olmak zor. Ama gezegenin her yerinde durum kötüye gidiyor, gezegen resmen köpürmekte. Eminim bir şeyler olacak ve değişim gelecek. İnsanlar kapitalizmin insanlığı hiçbir yere götürmediğini görmeye başladı. Bunun yansımalarını görüyor ve yaşıyoruz. Bütün medeniyet, bir şey yapmazsak duvara toslayacak... Senin bir futbol hayranı olduğunu biliyoruz... Haftaya Dünya Kupası başlıyor ve Brezilya’daki kupa etrafında da protestolar var... Bence dünyadaki tüm sosyal sorunların yanında, tüm bunlar olurken futbolun hiçbir önemi yok. Futbolu elbette seviyorum ama izlemekten çok oynamayı... Mahallemizde sürekli yaptığımız aktivitelerden biri de futbol. Haftada üç kez, çocuklarımızı da alır top oynarız… Futbol oynamak harika, hayatta en sevdiğim şeylerden biri ama hıyar gibi evde oturup televizyondan futbol izlemek… Artık o işi bıraktım, bağımlısı değilim ve bununla da gurur duyuyorum. Artık hangi müzisyenle konuşsanız, röportaj yapsanız size müzik sektörünün ne kadar kötü durumda olduğundan, internetin müziği bitirdiğinden bahsederler, haksız da sayılmazlar... Senin, sektörünün geldiği noktayla ilgili düşüncelerin neler? İyi ya da kötü yönde değiştiğini söylemek için henüz erken. Müzik sektörü değişti evet ama müzik sektörü zaten öyle matah bir şey de sayılmazdı. Bu sebeple bir değişim olacaksa iyi yönde olmasını temenni ederim. Aslına bakarsan çok bir şey de değişmedi. Sadece bütün büyük firmaların isimleri değişti. Birkaç yıl önce isimleri Sony’di, şimdi Google… Üzücü olan şu: Şirketler isimlerini, logolarını değiştirirken müzisyenler hâlâ aynı pozisyonda kalmış durumda. Şimdilerde bir müzisyen için hayat kurmak daha zor, albüm satmak falan bitti… Tüm bunlar da müzisyeni baştaki önemli noktaya geri getirdi, o da canlı çalmak. Bu da değişimin pozitif tarafı bence. Yaşayabilmek ve ailesini doyurabilmek için canlı çalmak zorunda artık gruplar. Sen de pek albüm yayımlayan bir müzisyen değilsin. Son albümün 2007’de çıkmıştı… Benzer bir sebepten mi albüm yayımlamayıp daha çok canlı çalıyorsun? Zamanımı ve kalbimi müziğimi canlı yapmaktan yana kullanmak istiyorum yıllardır… Turne yapmak istiyorum ya da bu akşam ve dün akşam yaptığım gibi gidip mahalle barımızda, mahallelilere çalacağım. Çünkü ben bu mahallenin müzisyeniyim ve beni canlı tutan şey bu… Mahallemde yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri komşularıma çalabilmek, onlarla paylaşabilmek. Bu yüzden bu akşam bir sürü müzisyen bir araya gelip müzik yapacağız. Ruhum ve bedenim bana hep canlı çalmam gerektiğini söylüyor. Kayıt yapmak bambaşka bir spor . Bir stüdyonun içinde birkaç kişisindir, ekranın başında oturursun. Açıkçası albüm yayımlamamamın asıl sebebi bilgisayar ekranından çabuk sıkılıyor olmam. Bir diğer sebep ise ne zaman yeni bir albüm yayımlasan, istesen de istemesen de anında her şeyin merkezinde olmak... Basın konuşmak istiyor, herkes senden bahsediyor… Bunu pek istediğimi sanmıyorum. Yeni şarkılarımızı konserlerde ya da mahalle barımızda çalıyoruz. Bazı gençler kaydedip internete koyuyor ve parça hemen dünyayı dolaşıyor. Sonra başka bir yere konsere gidiyorsun bir bakmışsın insanlar parçayı biliyor bile… Yeni düzen, organik bir şekilde böyle yürüyor. Yıllar oldu, resmi bir kayıt yayımlamadım ama bu düzeni seviyorum ve işime de yarıyor. Dünyanın her yerinde gençler beş dakikada, mahallemde barımda söylediğim bir şarkıya ulaşabiliyor. 2000 kilometre öteye gidiyorum, bir bakıyorum şarkıyı çoktan biliyorlar. Daha iyisi, parçamı gitarlarıyla çalıp söylüyorlar. Sırada neler var? Bu yaz Avrupa’da turne yapacağız... Sonrasında tekrar Hindistan’a gitmek istiyoruz. Delhi’de bedava konser ayarlamaya çalışıyoruz. Ücretsiz bir konser vermek istiyoruz ama sponsorlarla çalışmıyoruz onun için biraz zor. Sonra Arjantin’e gidip bir ressam ile birlikte bir projeye girişeceğiz. Hayatım böyle... Geziyorum, insanlarla tanışıyorum, çalıyorum... Grubumuz La Ventura gerçekten yakın ailem ve dünyayı gezmeyi seviyoruz. Amacım da La Ventura’yı hayatta tutmak ve seyahatlerimizden yeni şeyler öğrenmek. Seni bekleyenlere bir mesajın var mı? İnsanlara sevgilerimi ilet. Daha iyi bir dünya için savaşan tüm insanlara selam olsun... Onlara lütfen hepimiz için çok önemli olduklarını iletir misin? Teşekkür ediyoruz onlara. T24
Bu Hafta 9 Film Vizyonda
Tom Cruise'un oynadığı ''Yarının Sınırında'', yapımcılığını Leonardo DiCaprio'nun üstlendiği ''Kardeşim İçin'' ile Ödüllü psikoterapist Jonathan Asser'ın kaleminden uyarlanan ''Yüksek Risk'' izleyici ile buluşacak.Türkiye sinemalarında bu hafta 1'i yerli 9 film vizyona girecek.  'Yarının Sınırında'Tom Cruise, Emily Blunt, Bill Paxton ile Brendan Gleeson'un oynadığı 'Yarının Sınırında' izleyici ile buluşacak. Senaryosunu Dante Harper'ın kaleme aldığı filmin yönetmen koltuğunda Doug Liman var. Bilim-Kurgu ve aksiyon türündeki film, dünyaya saldıran uzaylılar ile savaşı konu alıyor. 'Kardeşim İçin' Scott Cooper'ın yönettiği ve Christian Bale, Zoe Saldana, Woody Harrelson, Forest Whitaker ve Willem Dafoe'un rol aldığı 'Kardeşim İçin' gerilim severleri sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Senaryosu Scott Cooper ve Brad Ingelsby'e ait olan filmin yapımcılığını Leonardo DiCaprio üstlendi. ABD ve İngiltere ortak yapımı film, küçük bir kasabada yaşayan iki kardeş Russell ve Rodney'in zorluklarla dolu yaşamını beyazperdeye taşıyor. 'Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı' Seth MacFarlane'nin yönettiği, kendisiyle beraber Charlize Theron, Neil Patrick Harris, Amanda Seyfried ve Liam Neeson'un rol aldığı 'Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı' izleyici ile buluşacak. Komedi türündeki ABD yapımı filmin konusu özetle şöyle: 'Ürkek bir çiftçi olan Albert, kasabaya yeni taşınan gizemli kadına aşık olunca silahlı çatışmalardaki ürkek ve beceriksiz hali gider, yerine cesur bir adam gelir. Fakat kadının belalı kocası kasabaya doğru yola çıkmıştır ve çiftten intikam almayı planlıyordur.' 'Suç Şehri' Orlando Bloom, Forest Whitaker, Tanya Van Graan, Adrian Galley, Conrad Kemp'in oynadığı 'Suç Şehri'nin yönetmenliğini Jerome Salle yaptı. Dram ve gerilim türündeki film, Güney Afrika'ya illegal bir maddenin girişiyle beraber oluşan ırkçı bir katliam ile ilgili soruşturmada görevlendirilen polisler Ali Sokhela ve Brian Epkeen'in başından geçenleri anlatıyor. 'Aşkta Yanlış Yoktur' Jeremiah S. Chechik'in yönettiği ve Ryan Kwanten, Sara Canning, Ryan McPartlin ile Kristen Hager'in oynadığı 'Aşkta Yanlış Yoktur' romantik komedi severlerin ilgisini çekmeye aday. Filmde bir düğün gününde geline aşık olan bulaşıkçı Leo'nun giriştiği maceralar izlenebilecek. 'Paris'te Bir Hafta Sonu' Haftanın bir diğer komedi filmi Roger Michell'in yönettiği 'Paris'te Bir Hafta Sonu' adlı yapım. Parçalanan bir evliliği anlatan dokunaklı komedide, Oscar, Bafta, Emmy ve Altın Küre ödülleri sahibi Jim Broadbent ve Olivier ödüllü Lindsay Duncan rol alıyor. Film, kadın-erkek ilişkileri ve evliliğe dair söylediği sözlerle Paris sokaklarında yaramazlık peşinde koşan iki genç ihtiyarın yıl dönümlerindeki çıkmazları anlatıyor. 'Yüksek Risk' Ödüllü psikoterapist Jonathan Asser'in kaleminden beyazperdeye uyarlanan 'Yüksek Risk', 'A Prophet/Yeraltı Peygamberi' filminden sonra çekilen en iyi hapishane filmi olarak nitelendiriliyor. David Mackenzie'nin yönettiği filmde, Rupert Friend, Ben Mendelsohn, Jack O'Connell, Sam Spruell ve David Ajala gibi isimler kamera karşısına geçti. Sarsıcı ve beklenmedik olayların ardı ardına geliştiği ve genç mahkum Eric'in öyküsünün anlatıldığı filmin konusu özetle şöyle: ''Eric genç olmasına rağmen, aşırı şiddete eğiliminden dolayı, yetişkin hükümlülerin kaldığı bir hapishaneye nakledilir. Aynı zamanda babasının da gün doldurduğu bu hapishanede kendini gardiyanlardan koruması, diğer tutuklularla işbirliği yapması ve hatta babasıyla yüzleşmesi gerekecektir.'' 'Oz Efsanesi: Dorothy'nin Dönüşü' Daniel St. Pierre ile Will Finn'in yönettiği ve Dennis Quaid, Zac Efron, Alan Bates ile Kim Dickens'in oynadığı 'Oz Efsanesi: Dorothy'nin Dönüşü' haftanın tek animasyon filmi. Film, Kansas'a dönen ve büyük bir kasırga sonrası kenti darmadağın halde olduğunu gören Dorothy'nin, aniden Oz'a geri gönderilişini anlatıyor. 'Tamaya İfrit' Serkant Yaşar Kutlubay'ın yönettiği ve Su Bilgiç, Derya Aksu, La Milla ile Nicole Kuntzman'ın oynadığı 'Tamaya İfrit' vizyona giriyor. Türk yapımı korku filmi olan 'Tamaya İfrit'in konusu özetle şöyle: '1200 yıl önce etkisiz hale getirilmiş ifrit olan Tamaya, bir kolyenin içine hapsedilmiştir. Bu kolye bir polis baskını sonucu ortaya çıkar ve komiser Buket, kolyeyi ele geçirir. Filmde korku dolu dakikalar, bu andan sonra başlar ve ifrit serbest kalır.'AA
Reklam
John Lennon'ın Az Bilinen Çizimleri 3 Milyon Dolara Satıldı!
Efsanevi İngiliz şarkıcı John Lennon ‘ın 1960′larda yaptığı ve sergilenecek en geniş koleksiyonu olduğu iddia edilen bazı çizimler ABD’de yaklaşık üç milyon dolara satıldı. The Beatles’ın kurucularından Lennon’ın 1980′de öldürülmeden 20 yıl önce yaptığı çizimler ve bazı şiir denemeleri 35 bin dolarla 200 bin dolar arasında alıcı buldu. Eserler arasında bir de Sherlock Holmes parodisi olduğu öğrenildi. Sergiyi ve açık artırmayı düzenleyen yetkililer bu eserlerin Lennon’ın şu ana kadarki en özel çalışmaları olduğunu, eserlerin üzerindeki espirilerin de 50 yıl sonra da aynı ölçüde komik olduğunu ifade etti. diken.com.tr
Reklam
Kurmacanın Sevilen 6 Kötü Karakteri
Kurmaca dünyasındaki kötü karakterleri sevmemenin okura verdiği ayrı bir keyif olsa da, bazı karakterler bütün kötülüklerine rağmen okurların kalbinde şefkat uyandırmayı başarır. Bu karakterlerden bazıları hayatları boyunca kötü muamele görmüştür, öbürleri kıskançlıklarına yenik düşmüştür, bazıları ise apaçık çekicidir. Sırları nedir, bilinmez ama bu karakterler, bütün kötülüklerine rağmen okurların sevgisini kazanmayı bir biçimde başarır. Huff Post, okurlar tarafından sevilen 6 kötü karakteri derlemiş… Satan, Kayıp Cennet (Lucifer) Her ne kadar eleştirmenler arasında bu konudaki tartışma sürse de, Milton büyük olasılıkla Satan’ı sempatik bir karakter olarak yazmak istememesini rağmen, bir biçimde bunu başarmış. Hikâyede Satan cennetten kovulur ve okur elinde olmadan onun için üzülür. Hatta o kadar cazibelidir ki okura, beni de arkadaşım cennetten kovup cehennem azabına mahkûm etse ben de bozulurdum, ben de intikam almak isterdim, dedirtebilir. Humbert Humbert, Lolita Hepimiz Humpert Humpert’in yaptığı şeyin kabul edilemez olduğunu biliyoruz. Ancak hikâyeyi bize anlatan kendisi ve bu güven vermeyen birinci kişi, hikâyeyi oldukça ilgi uyandırıcı bir hale getirmeyi başarıyor. Ayni Satan gibi, Humbert da çekici bir karakter ve okur ister istemez Nabokov’a bu kadar utanç verici bir karakteri bu kadar çekici bir hale getirebildiği için saygı duyuyor. Bertha, Jane Eyre Evet, Bertha delice şeyler yapıyor olabilir: Rochester’i yakmaya çalıştı ve sonunda bütün evi kül haline getirdi ama Jean Rhys’in Jane Eyre’e muhteşem yanıtı olan White Sargasso Sea adlı romanı okuduktan sonra bütün bu yaptıklarından dolayı ona kızmak oldukça zor bir hale geliyor. Roman Bertha ve Rochester’in flört ettiği zamanlara gidiyor ve Rochester’i Antoinette’ten daha zalim bir karakter olarak çiziyor. Evlilikleri iradeleri dışında ayarlanıyor ve Rochester’in oldukça kötü bir koca olduğunu görüyoruz. Bertha, Rhys’in kitabında da akli dengesi bozuk bir karakter olarak karşımıza çıkıyor ama bu Rochester’in onu tavan arasına kilitlemesini haklı çıkarmıyor. Raskolnikov, Suç ve Ceza Romanda Raskolnikov çoğunlukla kendi kendisini cezalandırır, ta ki hikâyenin sonunda Sibirya’ya gönderilene kadar. Bir tefeci ve onun kız kardeşini öldürene kadar depresyonda ve yoksul bir hayat süren Raskolnikov neredeyse hiç yemek yemez, eğitimini tamamlayacak parası yoktur ve kendi kendine tefecinin parasını iyiye kullanacağını söylese de aldığı çantasını bir taşın altına saklar. İşlemiş olduğu suçtan dolayı çektiği vicdan azabı ve yakalanma korkusuna dayanamaz. Sonunda polise suçunu itiraf eder ve akli dengesini yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Görünen odur ki Raskolnikov gerçek bir “kötü adam” olmak için yaratılmamıştır ve işlediği suç yüzünden kendisine işkence eder. Bu da okurun ister istemez ona acımasına neden olur. Profesör Snape, Harry Potter serisi Snape bütün hikâye boyunca Harry Potter’in hayatını zorlaştırmak için elinden geleni ardına koymaz, ama sonradan öğreniriz ki bunu yapmasının nedeni gençken kendisinin Hogwarts’da kötü muamele görmüş olmasıdır, ayrıca âşık olduğu Harry’nin annesi tarafından reddedilmiştir. Snape, Harry Potter dizisinde ahlaki açıdan en belirsiz karakterlerden biridir, okur bir türlü onun iyi mi yoksa kötü mü olduğuna karar veremez. Okurların çoğu Snape Dumbledore’u öldürdüğünde bunu yapmasının iyi bir nedeni olduğunu düşünmüştü ve son kitapta bunun doğru bir varsayım olduğu ortaya çıkmıştı. Cersei Lannister, Buz ve Ateşin Şarkısı dizisi Cersei’nin kotu bir şöhreti var. Evet, ağabeyiyle uygunsuz bir ilişkisi var ve korkunç oğlu Joffrey’e karşı aşırı korumacı. Ancak oğlu ne kadar korkunç olursa olsun, hangi anne korumacı değildir ki? Cersei kadınların ciddiye alınmadığı bir düzende güçlü olmayı arzuluyor ve okur da bunu anlayabiliyor. Ölmüş kocası Robert Baratheon onu sürekli aldatıyordu ve şehrin her yanında farkı kadınlardan çocukları vardı. Carsei sürekli “yeri hatırlatılan” güçlü ve gururlu bir kadın ve bu da kolay bir hayat olmasa gerek. HP | Notosoloji
Meryl Streep'li 'The Giver'dan Yeni Fragman
The River (Seçilmiş Kişi), Lois Lowry tarafından 1993 yılında çocuklar için yazılan bir romandır. Roman gelecekte bir toplulukta geçer ve baş kahramanı Jonas adlı 12 yaşındaki erkek bir çocuktur. Kitap üçüncü kişinin gözünden anlatılmaktadır. Zaman, kitapta net olarak belirtilmezken, gelecek zamanda bir toplukta geçtiği anlaşılabilmektedir. Kitabın çoğu Jonas'ın eskiden yaşamakta olduğu toplulukta geçer.Bu topluluk herkesin işinin belli olduğu gelişmiş bir köye benzetilebilir. Bu toplulukta eğitim çok gelişmiştir ve herkes kendi özellikleri ve yetenekleri doğrultusunda iş sahibi olurlar. Lowry'nin eserinden uyarlanan film ise Jonas adlı karakteri merkezine alıyor ve The Giver adlı karakter ile tanışmasını anlatıyor. Oldukça korunaklı , huzur ve güven dolu bir komünde yaşayan karakter, The Giver'ın da desteği ile hayatın gerçek yüzünü, zevklerini ve acısını öğrenmek için adım atıyor. Fantastik öğeler de taşıyan dram filmi The Giver, 15 Ağustos 2014 tarihinde Amerika'da vizyona girecek.
Reklam
Reklam
Beyaz Perdenin En Çekici 10 Kötü Adamı
Heath Ledger'dan Tom Hiddleston'a,en yakışıklı kötü adamlar.Bayanlara hep soruyorlar 'Anlamıyorum,neden filmdeki kötü karakteri sevdin ki?' Alın size cevabımız,siz o kadar yakışıklı adamı filme kötü diye koyarsanız,bizde kötü adamı daha çok severiz.Açık ve net ^-^
Bir Diğer Şarkıyı Hatırlatan 10 Parça
Sanatın diğer tüm dallarında olduğu gibi müzikte de sanatçılar, bir diğer eserden esinlenebiliyor. Mashable’dan Brian Coerber, son yıllarda dinleyecilere bir başka şarkıyı hatırlatabilecek en popüler 10 parçayı seçti. Diken
En İyi 100 Türk Filmi Seçiliyor
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik , geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filminin halkın oyları ile belirleneceğini bildirdi. Çelik, yaptığı yazılı açıklamada, Türk sinemasının 100. yılının kutlandığını ve bakanlık olarak halkın sinemaya olan ilgisini arttırmayı hedeflediklerini belirtti. Türk sinemasının Fuat Uzkınay tarafından 1914'te çekilen 'Ayestefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı' adlı belgesel ile tarihi yolculuğa başladığını kaydeden Bakan Çelik, 'Geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı bizlere armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filmini halkımızın oyu ile belirleyeceğiz' ifadesini kullandı. Son yıllarda Türk sinemasının uluslararası alanda elde ettiği prestijli ödüllerin, katıldığı uluslararası festivallerin geleceğe yönelik umut ve beklentileri daha da yükselttiğini bildiren Çelik, açıklamasında şunları belirtti: 'Akademisyenler, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından belirlenen 500 film arasından seçilen 300 film halkımızın oyuna sunulacak. 1 Eylül'e kadar sürecek oylamanın sonuçlarını düzenleyeceğimiz özel bir gece ile kamuoyuna duyuracağız. Düzenlenecek gecede seçilen 'En İyi 100 Türk Filmi'ne ait afiş ve görüntüler de bir sergi ile sinemaseverlerle buluşturulacak. Ayrıca her filmden bir kostüm tekrar dikilerek kamuoyunun beğenisine sunulacak ve ardından bu kıyafetler, açılacak 'Ulusal Film Arşivi ve Sinema Müzesi'nde sergilenecek. En iyi 100 filmi belirlemek için 'http://100yil100film.gov.tr/' veya 'http://www.yuzyilyuzfilm.gov.tr/' adresleri ziyaret edilebilecek.'T24
Reklam