onedio
Nikola Tesla'nın Sözlerini Ciddiye Alın
Bu yazımızda Nikola Tesla’nın sözlerini sizlerle paylaşıyoruz. Öncelikle bilmeyenler için Nikola Tesla kimdir onu söyleyelim. Nikola Tesla (10 Temmuz 1856 – 7 Ocak 1943), Sırp asıllı Amerikalı mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanıdır. Aslında dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını tam anlamıyla ‘kökünden’ değiştirebilecek birçok ‘kullanılan ve kullanılmayan’ deneye/buluşa da imza atmasına rağmen, ders kitaplarında adı nadiren geçer. Özellikle ‘elektriğin kablosuz taşınabilmesi’ gibi bir buluşu ve bunu kanıtlaması onun ne kadar benzersiz bir mucit olduğunu açıklar. Edison ile arasında amansız bir bilimsel mücadele geçmiştir. Elektrik üzerine yaptığı sayısız deneyler ve buluşlar vardır. 7 Ocak 1943 yılında kendisine ait patent aldığı 700 buluşla en çok patent sahibi kişi olarak dünya tarihine geçmiştir. Nikola Tesla’nın Sözleri “Bilim insanı hemen sonuç elde etmeyi amaçlamaz. O bu ileri fikirlerin kolayca ele alınacak olmasını beklememelidir. Onun çalışması tohumu eken birisi gibi olmalıdır – gelecek için. Onun görevi sonraki gelenler için zemin hazırlamak ve yol göstermektir. O yaşıyor, uğraşıyor ve umut ediyor olmalı.” “Önemli bir nokta vardır ki ilk olarak bilmemiz gereken: Dünya’nın kapasitesi nedir? Eğer elektriklenirse hangi yükü içerir?” “Doğa birçok yolla aynı sonuca ulaşabilir. Sonsuz bir okyanus ortamında tümüyle yayılan fizik dünyasında bir dalga gibi, yani organizmalar dünyasında, yaşamda, zaman zaman ileriye doğru ilerlemeye başlayan bir impuls belki zaman zaman ışık hızıyla, belki de asırlardır yavaşça insanlar için tasavvuru bile edilemez bir karmaşıklık süreçlerinden geçerken yavaşlıyor gibi görünüyor. Fakat tüm formlarda, tüm evrelerde, doğanın enerjisi sonsuza kadar mevcut bulunmaktadır. Geçmiş zamanlarda bir tiranın (zorba bir hükümdarın) gözü üzerine düşen uzak bir yıldızdan gelen tek bir ışık ışını onun hayatının seyrini değiştirmiş olabilir, belki de ulusların kaderini de değiştirmiştir, belki de Dünyamızın yüzeyini dönüştürmüştür, bu yüzden akıl almaz bir şekilde, tasavvuru yapılamaz bir karmaşıklıkla Doğa’da süreçler işliyor.“ “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East Rivera indirebilirdim.” “Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.” “İnsan imkansızı başarabilir sözü yetersizdir çünkü insan imkansızın da ötesine ulaşabilir.“ “Frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar. ama bu amatörlerin becerebileceği bir şey değildir. sinir dokularına nüfuz edebilecek miliamperler öldürücü bir etki yaratabilir ama derinin üzerindeki amperler kısa süreler için zarar vermez. Derinin altına sızabilecek düşük akımlarsa, ister alternatif ister doğru akım olsunlar, ölüme yol açabilir…” “Paranın başkaları için taşıdığı anlam, benim için bir şey ifade etmiyor.” “Benim beynim sadece bir alıcıdır (reseptör). Evrende, bilgiyi, gücü ve ihamı ondan aldığımız bir öz var. Bu özün sırlarına nüfuz etmedim, ama var olduğunu biliyorum.” sözü de Nikola Tesla’ya atfedilir. Arthur Compton, Nikola Tesla için “Tesla insanlığın ebedi olarak minnettarlığını kazanmıştır.” FM Radyo’nun mucidi Edwin Howard Armstrong, Nikola Tesla için “Dünya bence Nikola Tesla’nın hayalleri ve başarılarıyla aynı düzeyde olmak için uzun süre bekleyecektir.” Unimetre
Türkiye ve Azerbaycan'dan Bilimsel Ortaklık
Türkiye ve Azerbaycan arasında bilim ve teknoloji işbirliği.Türkiye ve Azerbaycan arasında ortak bilimsel ve teknolojik araştırma ve projelelerin hazırlanması için yarışma ilan edildi. Azerbaycan Milli İlimler Akademisinden (AMİA) yapılan açıklamada, Türkiye ve Azerbaycan arasında bilim ve teknoloji alanında ortak araştırma ve projelerin hazırlanmasına yönelik tekliflerle ilgili yarışma ilan edildiği belirtildi. Açıklamada, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Kasım 2013'te Türkiye'ye yaptığı resmi ziyaret zamanı AMİA ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında bilim ve teknoloji alanında işbirliği protokolü imzalandığı, bu protokole göre tarafların işbirliğini geliştirmek için teklifler paketi hazırlayacağı kaydedildi. Azerbaycan tarafının konuya ilişkin çalışmalara başladığı bu nedenle iki ülke arasında bilim ve teknoloji işbirliğinin ilerletilmesine yönelik teklifler konusunda yarışma başlatıldığı bildirildi. Yarışmaya sunulacak tekliflerin 11 Temmuz'a kadar AMİA'ya ulaştırılması gerektiğinin belirtildiği açıklamada, tekliflerin TÜBİTAK ve AMİA tarafından ortaklaşa değerlendirilerek seçileceği kaydedildi.veteknoloji
Buzuldan Dev Virüs Çıktı
Sibirya’da buzulların içinde keşfedilen 30 bin yaşındaki virüs, şimdiye dek bulunanların en büyüğü. Buzulların erimesiyle, daha fazla ‘uyuyan’ virüsün ortaya çıkmasından endişe ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilim Akademisi Dergisi (PNAS), Sibirya buzullarında hacim olarak dünyanın en büyük virüsünün bulunduğunu açıkladı. Devasa boyuna rağmen bu virüs insana zarar vermiyor. Keşfi gerçekleştiren Fransız ve Rus araştırmacılar, 1.5 mikrometrelik (1000 mikrometre = 1 milimetre) devasa boyutu ve kavanoza benzeyen şekli nedeniyle Antik Yunanca'da 'büyük kavanoz' anlamına gelen Pithovirus ismini verdi. Yapısal olarak Pandora virüsüne benzediği açıklanan Pithovirus, tek hücreli (amip) canlıların olduğu bir kaba konarak gözlendi. Virüs, kısa sürede amiplere bulaştı. 30 bin yıl buzlar arasında bekleyen virüsün hayatta kalması, küresel ısınmayla eriyen buzullardan çıkabilecek başka virüslerin tehlikeli olma ihtimalini düşünen araştırmacıları endişelendiriyor. Virüsler, canlıların hücrelerine çeşitli yollarla girerek kendilerini sınırsız sayıda yeniden üreten ve girdiği hücreyi yok eden varlıklar. Kendi başlarına kaldıklarındaysa tamamen hareketsizler. Bu nedenle ‘canlı’ sayılmıyorlar. Kaynak PNAS
'Hayvan Gibi' Hakareti Sonrası 69 Kilo Verdi
Adana'da 6 yaşından beri obez olan bir genç kız ağır hakaretler sonrası zayıflamaya kara verip tüp mide ameliyatı olup 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düştü. 23 yaşındaki Perihan Beydemir, 6 yaşından sonra aşırı kilo almaya başladı. Büyüyüp genç kız olduğunda insanların kendisine bakışlarında rahatsız olduğu için diyet yaptı, spora gitti ancak en fazla 10-15 kilo verebildi. Son zamanlarda iyice kilo alan Beydemir 138 kiloya kadar çıktı. Bunun üzerine çevresindeki bazı insanlar Beydemir'i iri hayvanlara bile benzettiği oldu. Bunun üzerine tekrar diyet yapan ve spora başlayan Beydemir aynı zamanda Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kaan Parsak'a başvurdu. Parsak, genç kadını sağlık kontrolünden geçirerek yaşı ve durumu bakımından tüp mide ameliyatı olabileceğine karar verdi. Beydemir, tüp mide ameliyatı oldu. Başarılı geçen ameliyattan sonra Beydemir doktorunun verdiği diyeti uygulayıp spor yapmaya devam etti. Beydemir, tam 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düşerek manken gibi oldu. Beydemir, 138 kilodan 69 kiloya düşmesinin kendisini çok mutlu ettiğini ve hayalini gerçekleştirdiğini belirterek, 'Tüp mide ameliyatı geçirdim, tüp mide ameliyatı sayesinde istediğim kiloya ulaştım. Tabi sadece tüp mide ameliyatı değil sporda yaptım. 3-4 ay sürekli şekilde yüzme sporu yapıyorum. Sarkma olmaması için. Verilen diyete çok iyi uydum. Onların dışında hiçbir şey yemedim. Küçüklükten beri kilolu bir insandım hormon problemlerin vardı. Çok zayıflamak istedim ancak 10-15 kilodan fazla veremedim. Küçüklükten beri zayıflamak hayalimdi. Baktım sporla, diyetle olmuyor bende tüp mide ameliyat olmak istedim' dedi. Beydemir Türkiye'de kilolu insanlara karşı bir ön yargı olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: 'İnsanlar yıllardan beri bana bir garip bakıyorlardı. Benimle hep dalga geçiyorlardı. Beni çeşitli hayvan gruplarına benzetiyorlardı. Bakışları çok rahatsız ediyordu. Bakışlardan rahatsız oldum, aynı zamanda yürümekte bile zorlanıyordum, bunun için zayıflamaya karar verdim. Hayatımda çok şey değişti, mağazaya girdiğim zaman önce kendime uygun kıyafet bulamıyordum şimdi buluyorum. Bunun için moralim bozuluyordu şimdi istediğim her yerde kıyafet bulabiliyorum. İnsanların bakışı değişiyor beğenilen bir insan oldum.' Prof. Dr. Cem Kaan Parsak ise Beydemir'e bilinen tüp mide ameliyatını uyguladıklarını ifade ederek, 'Laporoskopik 4 ya da 5 tane delikten özel cerrahi aletlerin yardımıyla midenin yaklaşık yüzde 75-80'nini karın dışına alıyoruz. Mideyi uzun ince bir tüp haline getiriyoruz. Burada iki tane kilo verdirme yöntemi var. Birincisi midenin genişleme kapasitesi tüp haline geldiği için yok oluyor. Hastalar az yemek yiyorlar yemek yer yemez doyuyorlar. İkincisi de midemizin çıkardığımız kısmında bir hormon var, bu bizim açlık, iştah hormonu, çıkarılan mide kısmından salgılanıyor bu hormon. O kısmı çıkardığımız için vücuttaki oranı da düşüyor ve böylece daha az acıkıyoruz, yemek yediğimiz zaman hemen doyuyoruz. Bunun yanı sırada spor yaptığımızda böyle ideal kilolara kavuşuyoruz' diye konuştu.Milliyet
'Polis Bana Şalteri Kapatmamı Söyledi'
Korkmaz ailesine destek için gelen yaklaşık 80 avukat duruşmaya katılırken, 3 sanık avukatı hazır bulundu. Duruşmayı Hatay'dan gelen öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın avukat olan ağabeyi Gürkan Korkmaz da izledi. Duruşma öncesinde Adalet Sarayı önünde toplanan yaklaşık 80 kişi sık sık 'Ali İsmail Korkmaz ölümsüz' diye slogan attı. Kalabalıktakilerden bir-kaç kişi de Adalet Sarayı karşısındaki yaya üst geçit köprüsüne pankartlar astı. Duruşmada Sezer Zehir (39), Mehmet Aslan (35), İbrahim Arslan (30), Doğukan Bilir (24), Volkan Ferlidilek (38), Mustafa Ayaş (30), Mustafa Arslan (25), Erdoğan Gözseçen (53), Mehmet Beyazıt Mallı (49), Mehmet Avcı (56), Seyitcan Göl (19) ve Habil Duru (51) katıldı. Yılmaz Balkan ve Koray Demirel ise duruşmaya gelmedi. ESOGÜ Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi uzman doktor Sezer Zehir, olay akşamı nöbetçi olduğunu başka bir hastaneden sevkle gelen Ali İsmail Korkmaz'ı muayene ettiğini ve beyin cerrahisi yoğun bakım servisine yatış işlemini gerçekleştirdiğini söyledi. 'GÖRÜNTÜLERDEKİ PATRONUMU TESPİT ETTİM' Fırın işçisi Mehmet Aslan da olaylardan bir hafta önce başladığını belirterek 'Her gece olaylar oluyordu. Ben hamurhanede çalıştığım için dışarıdaki olayları görmüyordum ve bu konuda bilgim yok. Ancak olay gecesi bir gürültü duydum. Dışarı çıktığımda çöplerin yanında polis mi sivil mi birileri kim olduklarını bilemiyorum birilerini dövüyordu. Görüntülerini izledim jandarmada ifade verdim. Görüntülerdeki patronum İsmail Koyuncu'yu tespit ettim. Dövenleri de dövülenlerin de kim olduğunu bilmiyorum. Olay anında patronum İsmail Koyuncu'nun elinde sopa görmedim' diye konuştu. İbrahim Arslan'da kendisinin esnaf olduğunu belirterek 'Olay gecesi dükkanımın alarmı çaldı. İşyerine gittiğimizde sokağa gaz bombası atılmıştı. Polisler kardeşimi dövüyordu. Kardeşimin esnaf olduğunu söyleyip polislerin ellerinden aldık. Ali İsmail Korkmaz'ın dövüldüğünü görmedim' dedi. '7-8 KİŞİ BANA VURDU' Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı öğrencisi olan Doğukan Bilir de 'Espark önünde başlayan Gezi Parkı protesto eylemlerine katıldım. Yunus Emre Caddesi'ne yürüdük. Eylemler sırasında tanıştığımız arkadaşlar yanımdaydı. Bunlar arasında Ali İsmail Korkmaz da vardı. 3 kişiydik. TOMA su ve gaz sıkmayınca kaçmaya başladık. Fırının olduğu sokağa girdik. Ali İsmail de yanımızdaydı. Otele doğru kaçıyorduk. Yüzleri gaz maskeli 4-5 kişi ellerinde sopa ve coplarla karşımıza çıktı. Bizi kovalıyorlardı. Sivil giyimli ancak yüzünde maske olan sivil polis olduğunu düşündüğüm bana vurmaya başladı. Daha sonra 7-8 kişi oldular. Onlar da vurmaya başladı. Bana hangi örgütten olduğumu sordular, kimliğimi aldılar ertesi gün emniyetten almamı söylediler. Aldığım darbeler sonucu yere yığıldım. Beni bıraktılar. Gitmek istedim ancak darbeler nedeniyle yürüyemedim. Babamı aradım gelip beni aldı ve hastaneye götürdü. Beni döven polislerden şikayetçiyim. O sırada Ali İsmail Korkmaz'ı görmedim. Ona kimin vurduğunu da bilmiyorum' diye konuştu. Eskişehir Ticaret Borsası'nda çalıştığını belirten Volkan Ferlidilek ise kendisinin isim benzerliği yüzünden tanık olarak çağrıldığını söyledi. Ferlidilek 'Ben o tarihte şehir dışındaydım. Olayları da görmedim. beni yanlışlıkla tanık olarak göstermişler' dedi. Anadolu Üniversitesi'nde işçi olarak çalışan Mustafa Ayaş da 'Ben daha önceden Beşik Otel'in güvenlik kamerasının bakımlarını yapıyordum. Polisler beni aradı. Beşik Otel'deki güvenlik kamerası görüntülerini nasıl alabileceklerini sordu. Ben de işimin olduğunu söyleyerek gelemeyeceğimi belirttim. 2 gün sonra tekrar aradılar ve savcının talimatının olduğunu söyleyince otele geldim. Görüntülerin nasıl yedeklenebileceğini sordular. Onlara nasıl yedekleneceğini gösterdikten sonra otelden ayrıldım. Polislerin görüntülere el koyup koymadıkları bilmiyorum. Kamera görüntülerinde de dövülme olayını görmemiştim' diye konuştu. 'DAYAK YERKEN AĞABEYİM GELİP ESNAF OLDUĞUMU SÖYLEDİ' Esnaflardan Mustafa Arslan da 'Fırın önünde polislerden dayak yerken ağabeyim geldi ve benim esnaf olduğumu söyledi. Bunun üzerine polisler beni bıraktı. Polisler beni eylemsi sanıp dövmüş' dedi. 'OĞLUNUN DÖVÜLME GÖRÜNTÜLERİNİ KENDİSİNE İZLETTİM' Beşik Otel'in sahibi olan Erdoğan Gözseçen ise 'Olay gecesi oteldeydim. Gece 01.30 sıralarında Ercan Bilir'in oğlu Doğukan Bilir benim otelimin önünde dövülmüştü. Diğer olayları görmedim. Güvenlik kamerası görüntülerinin silindiği iddiasını basından öğrendim. Otelimdeki güvenlik kamerası görüntülerinin silinmesi söz konusu değildir. Olaylar sırasında eylemciler kaçarken otelime sığınmak istiyordu. Tuvaletleri kullanmak istiyordu. Bu nedenle kapıyı kapatıp şalteri indireceğim sırada polis kapıyı çalıp içeriyi girdi ve bana şalteri kapatmamı söyledi. Elektrikler kesmiş olduk. Yaklaşık 10-15 dakika şalteri inik kaldı. Daha sonra şalteri kaldırdık. Bu 10-15 dakikalık sürede güvenlik kameraları görüntü kaydetmedi. Sabah saatlerinde Doğukan Bilir'in babası Ercan Bilir otele geldi. Oğlunun dövülme görüntülerini kendisine izlettim. Benden görüntüleri istedi. Kendisine Emniyet ya da savcılık arkacılığıyla alabileceğini söyledim. Daha sonra polisler geldi görüntü aktarmayı bilmediğim için kendilerine hard diski verebileceğimi söyledim. Hard diski götürdüler ancak görüntüyü açamadıklarını belirterek geri getirdiler. Sonra Mustafa Ayaş görüntüleri açtı' şeklinde konuştu. Tanıklardan Mehmet Beyazıt Mallı ise 'Olayın meydana geldiği sokakta dövülme olayı vardı. Ancak kimin dövdüğünü kimin dövüldüğünü bilmiyorum' dedi. Olayın meydana geldiği sokakta esnaflık yapan Mehmet Avcı da 'Ali İsmail Korkmaz dövüldüğü sırada ben lokalde alkol alıyordum. Olay anını görmedim. Bir süre sonra dükkanıma gittiğimde eli sopalı ve gaz maskeli kişiler bir başka kişiyi döverlerken gördüm' diye konuştu. ÇAYCI: POLİSLER BANA DA VURMAYA BAŞLADI Çaycılık yapan Seyitcan Göl, 'Olay gecesi fırının önünde beklerken polisler gelip sopayla bana vurmaya başladı. Bu sırada fırın sahibi gelerek benim esnaf olduğumu söyledi. Beni döven polisleri de tanımıyorum' diye konuştu. KUAFÖR: EVİMİN PENCERESİNDEN UTANMIYOR MUSUNUZ DİYE BAĞIRDIM Erkek kuaförü olan Habil Kuru 'Geceleyin evimdeydim. Pencereden baktığımda sokakta polislerin ellerinde sopalar vardı. Dava konusunda tutuklu olan sivil bir kişiyi gördüm. 4-5 kişi bir kişiyi dövüyordu. Pencereden kendilerine doğru 'Utanmıyor musunuz?. 4-5 kişi bir kişiye saldırır mı?' diye bağırdım. O sırada fırıncı da olay yerindeydi' dedi. 11 NİSAN'A ERTELENDİ Duruşmaya katılan Korkmaz ailesi ile sanıkların avukatları mahkeme heyetine tanık beyanlarına karşı Kayseri 3'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde beyanda bulanacakları belirttiler. Eskişehir 1'inci Ağır ceza Mahkemesi heyeti gelmeyen Yılmaz Balkan ve Koray Demirel adlı tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 11 Nisan 2014 tarihine erteledi. Ali İsmail Korkmaz davası ile ilgili 14 tanıktan 12'si talimatla ifade verdi Kemal ATLAN-Hakan TÜRKTAN-Saadet KEFAL / ESKİŞEHİR,(DHA)
Reklam
Güneş Sistemi Dışındaki Dev Gezegende Su Bulundu
Amerikalı astronomlar, yeni geliştirilen bir teknik yardımıyla, Güneş Sistemi dışındaki dev 'tau Boötes b' gezegeninde su bulunduğunu ortaya çıkardı. Kütlesi Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni olan Jüpiter kadar büyük olmasına karşın, çok daha yüksek bir yüzey sıcaklığına sahip olduğu bilinen gezegen, Dünya'dan yaklaşık 51 ışık yılı ötede bulunan 'tau Boötis' yıldızına bağlı bulunuyor. Güneş Sistemi'nde yer alan tüm gezegenlerin toplam kütlesinden 2 kat daha büyük bir gezegen olan Jüpiter'in ortalama yüzey sıcaklığıysa eksi 145 santigrat derece olarak hesaplanıyor. Gezegenlerin atmosferindeki kızıl ötesi radyasyonu ölçebilen yeni bir teknik yardımıyla yapılan keşif, Penn Eyalet Üniversitesi, California Teknoloji Enstitüsü (Caltech) ve diğer kurumların astronomlarından oluşan bilim ekibi tarafından yürütüldü. Caltech'ten Alexandra Lockwood ve Prof. Geoffrey Blake'in başkanlığında yapılan araştırma, Astrophysical Journal Letters adlı bilimsel derginin internet sayfasında yayımlandı. Araştırmacılar, tau Boötes b'de su bulunmasının, Jüpiter kadar kütleli olmalarına karşın yüzey sıcaklıkları çok daha yüksek olan bu tip gezegenlerin nasıl oluştuğu ve geliştiğinin anlaşılmasına yardımcı olması açısından önem taşıdığını belirtti. Şimdiye kadar gezegenlerde su bulunup bulunmadığı, bağlı bulunduğu yıldızın önünden geçişi gözlenebilen gezegenlerden uzaya buhar çıkışı saptanması veya gezegenlerin, bağlı bulunduğu yıldızlardan yeterince uzak olması durumunda kullanılabilen özel bir görüntüleme tekniğiyle belirlenebiliyordu. Ancak Güneş Sistemi dışında, bu iki kriterin geçerli olmadığı pek çok gezegende su olup olmadığı bilinemiyordu. Araştırmacılar, yeni geliştirilen teknik ve James Webb Uzay Teleskobu ve Hawaii'deki Otuz Metre Teleskobu gibi daha güçlü teleskoplar sayesinde, su bulunması ihtimali daha yüksek olan, çok daha soğuk ve bağlı bulunduğu yıldızdan uzak gezegenlerin incelenmesinin mümkün olabildiğini vurguladı. CNN TÜRK
1000 Yıldır Yaşayan Mikrop
1000 yıl öncesine uzanan kemikler üzerinde yapılan analizler, o tarihten bu yana bakteri plağında yaşamayı sürdüren bakteri ve mikroskobik parçalar olduğunu ortaya koydu. Dişlerde bakteri plağına neden olan mikrobiyal parçacıkların antik dönemlerden bu yana var olduğu ortaya çıktı. İsviçre'nin Zürih, Danimarka'nın Kopenhag ve İngiltere'nin York Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, ağızdaki çürüklere ve diş etlerinde enfeksiyona neden olan bakterinin, günümüzdekiyle aynı olduğu anlaşıldı. Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmanın sonuçları mikrobiyomların temsil ettiği 'mineral mezarlığının' değişen beslenme şekli ve sağlık koşullarına rağmen hayatta kalmayı sürdürdüğünü gösterdi. Araştırmacılar, tedavi amaçlı ilk antibiyotiklerin üretildiği 1940'lı yılların en az 800 yıl öncesinde, insan ağzındaki mikrobiyomların antibiyotiklere direnmek için en temel genetik yapıya da sahip olduğunu da açıkladılar. Mikrobiyal Pompei Antik zamanlardaki beslenme şekline ait bilgiler elde etmeyi de başaran bilim insanları, kemiğe kıyasla diş bakteri plağının toprağa karışırken moleküler yapısını daha iyi koruduğuna dikkat çekti. Zürih Üniversitesi'nden Dr. Christina Warinner'in başını çektiği ekip, böylece biyomolekülleri bozulmayan DNA'yı inceleme şansı buldu. Antik diş plağının DNA diziliminin çıkarılmasıyla ilk önemli periyodontal patoenlerden birine ait genomu elde eden Warinner, 'insanlarla bağlantılı en eski mikroplara ait bilgilere ulaşmış olabileceklerini' belirtti. Warinner, 'diş plağının insanların beslenme alışkanlıkları ve çevreleri hakkında bilgiler sakladığı ve bu sayede antik insanların kültürü ve yaşayışları hakkında yeni bilgilere ulaşabileceklerini' söyledi. Araştırmada yer alan York Üniversitesi'nden Profesör Matthew Collins ise 'Ulaştığımız biyomoleküllerin korunmuşluk derecesi etkileyici derecede yüksek. Mineral bir ortamda korunmuş mikrobiyomlar bir nevi mikrobiyal Pompei'yi temsil ediyor' ifadesini kullandı. Çok küçük biyolojik numunelerden elde edilecek verilerin, insan ağzındaki mikrobiyomların ve ağız hastalıklarının tarihinin anlaşılması adına önemli bilgiler sunması bekleniyor. Kaynak: Ajanslar
Reklam
Dev Meteor Ay'a Çarptı
Ay’a şimdiye kadarki en büyük meteor çarpmasının gözlendiği açıklandı. Eylül ayında Ay'a çarpan meteorun kütlesinin yaklaşık yarım ton ağırlığında olduğu ortaya çıktı.Ay'ın yüzeyinde geçen yıl yaşanan ve Dünya'dan görülebilecek kadar güçlü bir aydınlık oluşturan meteor çarpışmasının görüntüleri yayımlandı. 400 kilogram ağırlığındaki meteor, 11 Eylül 2013 tarihinde TSİ 10:07'de Ay'a büyük bir süratle çarptı. Çarpışma, İspanya'nın güneyindeki Sevilla kentinde bulunan iki teleskop tarafından gözlemlendi. Yaklaşık 1 metre çapında olduğu belirtilen kaya parçası, Ay'ın lavlarla dolu antik Mare Nubium havzasına çarptı. Çarpışmanın ortaya çıkardığı parlama, Dünya'dan 8 saniyeden uzun bir süre görülebildi. Çarpışmanın şiddetinin 15 ton TNT ile eşdeğerde olduğunu belirten gökbilimciler, bu değerin Mart 2013'te NASA tarafından gözlemlenen en son patlamadan 3 kat daha büyük olduğunu belirtti. Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde detayları verilen çarpışma, Ay'ı gözlemlemeyi amaçlayan Midas projesi kapsamında İspanya'daki teleskoplar tarafından kaydedildi.Dünya da tehdit altında Gökbilimciler, atmosferi bulunmadığı için savunmasız olan Ay'a çarpan meteorun, Dünya'nın atmosferinde birkaç saniye içinde yok olacağına dikkat çekti. Midas projesinin başında yer alan Jose Madiedo, Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, 'Patlamanın büyüklüğünü gördüğümde inanamadım. Bu kadar büyük bir parlaklık olacağını tahmin edemezdim. Ay'a çarpan taş parçaları genelde bir fındık büyüklüğünde ve birkaç gram oluyor. En son yaşanan çarpışmalar son derece nadir' dedi. Dünya'yı tehdit edebilecek gök cisimlerini tespit etmek için hayata geçirilen projelere de katkıda bulunan Midas, Ay'ı gözlemleyerek asteroitlere karşı önlemin artırılmasını amaçlıyor. Madiedo, 'Ay ile Dünya aynı tehdit altında. Yaşanan en son patlama aynı büyüklükteki göktaşlarının düşündüğümüzden 10 kat güçlü olabileceğini gösterdi' dedi. Madiedo, atmosferde birçok parçaya ayrılacak meteorların da tehdit içerdiğine dikkat çekti. Midas projesi, Ay'a çarpan nesnelerin oluşturduğu parlaklıkla şiddetini ve diğer bilgilerini tespit ediyor. İspanyol bilim insanları çarpışmayla ilgili bir de video yayınladılar: Kaynak: Ajanslar
Heroes Geri Dönüyor!
2006-2010 yılları arasında NBC’den yayınlanan Heroes dizisi, Heroes Reborn adlı yeni bir miniseriyle geri dönüyor! Tim Kring tarafından yazılan bilim kurgu dramasının yeni serisinde rol alacak oyuncular henüz açıklanmadı fakat 13 bölümlük bir anlaşma yapıldığı gelen bilgiler arasında. 2015′te başlayacak miniseri öncesinde dijital platformdan bu serinin senaryosuna ve izleyeceğimiz karakterlere dair kısa videolar yayınlanacak.Kaynak: Bantmag
Ertuğrul Karanlık Doktor Değil!
Galatasaray karşılaşmasında başına aldığı darbe sonucu karşılaşmanın son 11 dakikasında kendini bilmez bir şekilde oyunu tamamlayan Cenk Gönen'i oyunda tutan Beşiktaş Kulübü doktoru Ertuğrul Karanlık'a büyük tepki var.Cenk'in başına aldığı darbe sonrasında Galatasaraylı oyuncuların bile hassasiyet gösterip 'oyundan çıkarın' tepkilerine duyarsız kalan Ertuğrul Karanlık'ın doktorluk diploması sorgulanıyor. Cenk'in kendini bilmez bir şekilde etrafına bakması neredeyiz demesi sonrası durumunun hassasiyetini anlayan Galatasaraylı oyuncular neredeyse maçın son bölümlerinde Beşiktaş kalesine gitmeyip boş alanlarda top çevirdi. Futbol Genel Direktörü Önder Özen,Fenerbahçe'de birlikte çalıştığı Karanlık'ı Beşiktaş'ta göreve getirmişti. Ertuğrul Karanlık'ın, Türkiye Futbol Federasyonunun kulüplere yaptığı akreditasyon sisteminde görevi doktor olarak değilde Osteopat olarak göründüğü öğrenildi. Türkiye'de ve dünyanın hiç bir ülkesinde doktorlukla eş değerde tutulmayan Osteopat uzmanlığı tamamen insan iskelet ve kas sistemini inceleyen bir bilim yan dalı olarak görülüyor. Bu doğrultuda Beşiktaşlı futbolcuları doktorluk diploması olmayan sadece Osteopat belgesi bulunan biri mi tedavi ediyor sorusu akıllara geliyor. Aynı zamanda doktor olmayan birini bu göreve getiren Önder Özen'in yetkileri sorgulanıyor. Hatırlanacağı üzere Ertuğrul Karanlık, Fenerbahçe'de görev yaptığı dönemde sarı lacivertlilerin yıldız oyuncusu Moussa Sow’un kronik sakat olduğu ve bu durumun teknik direktör Aykut Kocaman tarafından bilindiği iddia ederek uzun bir süre gündeme oturmuştu. Karanlık'ın uyguladığı tedavi ve sonrası çok tartışılmış sonrasında işine son verilmişti. Konunun uzmanları, Osteopat yeterlilik belgesi almak için doktor olmaya gerek olmadığını, lise mezunu birinin bile bu belgeyi kursu tamamlayarak alabileceğini söylüyorlar. Almanya'nın sadece Hessen eyaletinde osteopati tanınmış olmasına rağmen resmen tanınmayan bölgelerde de Osteopatlar alternatif uygulayıcılar olarak görülüyor. Önder Özen'in Beşiktaşlı oyuncuları emanet ettiği Ertuğrul Karanlık hakkındaki iddialar bununla da kalmıyor. İddiaya göre, seminer var diye sık sık yurt dışına giden Karanlık, bavul bavul ilaç getiriyor. Son olarak Galatasaray derbisi öncesi seminere gittiği açıklanan Ertuğrul Karanlık getirdiği ilaçları Beşiktaş Kulübüne fatura etti. Fatura tutarı ise 27.000 Avro. Fatura kesilen kişi ise bir Alman vatandaşı. Bir başka iddia daha korkutucu. Beşiktaş Futbol Genel Direktörü Önder Özen'in bilgisi dahilinde yapılan bu uygulama tüyler ürperten cinsten. İddiaya göre Ertuğrul Karanlık, yurt dışından getirdiği, içeriğinde ne olduğu bilinmeyen bu ilaçları oyunculardan alınan kanla karıştırılarak tekrar futbolculara veriliyor. Beşiktaş Nevzat Demir Tesislerinde tam teşekküllü bir hastane tarzı bir yapının bulunmadığı düşünülürse bu tür uygulamaların tam teşekküllü tıbbi bir klinikte yapılması gerekiyor. Bu uygulamanın Beşiktaş tesislerinde yapılması ne kadar sağlıklı ve uygulanan tedaviyse ne kadar hijyenli bir ortamda yapılıyor sorusunu gündeme taşıyor. Ertuğrul Karanlık için söylenen bu iddialar doğru ise futbolcuların kanı ile karıştırılan ilaçların ne kadarı doping maddesi içeriyor veya içermiyor?. Uzun süreli kullanımlarda oyunculara zararı oluyor mu? Beşiktaşlı oyuncuların sakatlanmasında ki etken bu yöntem mi? Önder Özen'in kefil olduğu Ertuğrul Karanlık'la ilgili iddialar bununla da bitmiyor. İddiaya göre Ertuğrul Karanlık, yurt dışından getirdiği ilaçları bir sporcunun kanı ile karıştırmış ve tekrar sporcuya vermiş. Kanındaki ilaçları bünyesi kaldırmayan sporcu komaya girmiş. Apar topar Türkiye'nin en büyük hastane zincirlerinden birine kaldırılan sporcuya tıbbi müdahale yapılmış ve serum takılmış hayati tehlike atlatılmış. Olayı duyar duymaz hastaneye gelen Karanlık, sporcunun odasına girerek kolundaki serumları çıkartıp doktorların ve hemşirelerin tüm uyarılarına rağmen adı açıklanmayan sporcuyu hastaneden alıp götürmüş. Daha önce Yeni Zellanda'da bir Rugby takımında çalıştığı belirtilen Ertuğrul Karanlık'ın bu yöntemi orada öğrendiği konuşuluyor. Bu yönetimi Önder Özen'in bilgisi dahilinde Fenerbahçe'de de sık sık uyguladığı öğrenildi. Yeni Zellanda'da, Osteopati kendi başına bir meslek olarak tanınırken . Melbourne ve Sidney'de üç üniversitede Osteopati eğitimi veriliyor. Günümüzde Osteopati Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bilimsel bir teşhis ve tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri içinde, osteopatlar için farklı farklı yasal koşullar vardır.MARATON.COM.TR / ÖZEL HABER
Reklam
Aselsan ve Tusaş Milyon Dolarlık Helikopter Anlaşması
ASELSAN ve TUSAŞ'tan milyon dolarlık anlaşma . ASELSAN ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak toplam 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında anlaşma imzalandı. ASELSAN'dan Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamaya göre, ASELSAN ile TUSAŞ arasında Genel Maksat Helikopteri programı ile ilgili olarak imzalar atıldı. Toplam bedeli 491 milyon 468 bin 585 dolar tutarında olan sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2018-2025 yılları arasında gerçekleştirilecek.veteknoloji
Benim Madam Curie'm
BENİM MADAM CURİE'MUçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, kız çocuklarının meslek seçimi konusunda kalıplaşmış meslekler dışında alternatif rol modelleri geliştirmeye hedefleyerek Türkiye'deki demokratik vatandaşlık ve insan haklarının gelişmesindeki en önemli engellerden biri olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçmek için yeni bir proje yürütüyor.Eğitimde, meslek seçimi konusunda çoğu kez çocukların yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda değil, cinsiyet rollerine uygun yönlendirmelerle eşitsizliği yeniden üretiliyor. 'Benim Madam Curie'm' projesi, bu gerçeğe dikkat çekip sadece kız ve erkek çocuklarda değil, örgün eğitim kurumlarında görev alan öğretmenler, eğitim uzmanları ve velileri de kapsayan paydaşlarda da farkındalık ve toplumsal cinsiyet duyarlılık yaratılması sağlamayı amaçlıyor.Ankara'nın Pursaklar ilçesinin 10 ilköğretim okulunda 4. sınıf öğrencilere öncü olan dört bilim kadınını anlatan animasyon filmleri gösterilecek. Astrofizikçi Dilhan Eryurt, patalog Kamile Şevki Mutlu, kimyager Remziye Hisar ve siyaset bilimci Nermin Abadan Unat’ın yaşamlarını, bilim dünyasına katkılarını ve mesleklerinde ilerlemek için verdikleri mücadeleyi anlatan bu filmlerle, özellikle kız çocuklarının meslek edinme konusunda ufuklarını açmaya ve tutumlarını değiştirmeye çalışılacaktır.Film gösterimlerinden önce, bu 10 okulun 4. sınıf öğretmenleri ve rehber öğretmenleriyle toplumsal cinsiyet farkındalık atölyeleri gerçekleştirilecektir. Bu atölyeler, gösterilecek filmlerin izletilmesi sürecinde öğretmenlerin çocuklarla kuracağı iletişimin de toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı gerçekleşmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, gösterilecek filmlerin etkisini ölçmek için, gösterimlerin öncesi ve sonrasında çocukların meslek konsunda içselleştirdikleri cinsiyet rollerini saptayan bir tutum ölçeri uygulanacak.İlköğretimin birinci kademesinden başlayarak kadınların eşit vatandaşlar olduğu algısını yayarak kadınsız demokrasi olmayacağını erken yaşta öğretmeyi planladığımız projemiz pilot olarak düşünülmüş ancak sürdürülebilir ve bütün ülkeye yayılabilir şekilde planlanmıştır.Avrupa Birliği Merkezi Finans ve İhale Birimi ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle AB Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Hibe Programı kapsamında yürütülen ve 14 ay süren proje Ekim 2014'te sona erecek.Daha fazla bilgi için 'Benim Madam Curie'm' websitesine ziyaret edebilirsiniz.
Şok Eden 10 Bilimsel Gaf
Tarih sahnesi bir çok yeni buluşa ev sahipliği yapmıştır. Bunun yanı sıra bu icatlara yapılan haksız eleştiriler, bilim adamları arasındaki yarış ilginç yorumlara neden olmuştur. İşte onlardan bir kaçı..
Reklam
Türklerin Genetik Şifresi Çözüldü
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden bir ekibin, Türk insanının genetik şifresini çözdüğü açıklandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Otu liderliğindeki ekip, yaklaşık 3 yıl süren çalışma sonucunda Türk insanının genetik şifresini çözdü. Üniversiteden yapılan açıklamada, araştırma sonuçlarının dünyanın saygın bilim dergilerinden PLOS ONE dergisinde yayınlandığı belirtildi. Açıklamada, makalenin, Türk popülasyonundan örnek bir kişinin tüm DNA dizisini gösterip detaylı analizini içerdiği aktarıldı. İnsan genomunun 23 kromozom üzerinde bulunan 3.2 milyar nükleotidden oluşan DNA'nın bütününü temsil ettiği kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: 'Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen çalışma, Türk insanındaki bu 3.2 milyar harfin diziliş sırasını ortaya koydu. Herhangi iki insanın DNA dizilimi yüzde 99'un üzerinde bir benzerlik göstermekte. Farklılıkları oluşturan yapısal değişkenlerin en önemlileri Single Nucleotid Polymorphism (SNP) denilen tek nükleotid farklılıkları ve DNA dizilerine eklenmiş ya da bu dizilerden silinmiş olan ve genellikle 50 nükleotidden kısa olan değişiklikler. Çalışmada Türk insanına has bu tür yapısal değişiklikler bulundu ve bunların hastalıklarla olan ilişkileri ortaya çıkarıldı. Özellikle insan DNA'sının yaklaşık yüzde 2'sini oluşturan gen bölgelerindeki yapısal farklılıklar, hücrenin işleyişi ve hastalıklarla olan ilişkisini belirlemede önemli bir etken. Gerçekleştirilen çalışma, Türk insan genomunda bulunan yapısal değişiklikleri gen bölgeleriyle ilişkilendirilip, kritik sonuçlara yol açanları tespit etti. Diğer popülasyonlarla karşılaştırıldığında, Türk insanında belirgin bir genom karakteristiği olduğu tespit edildi.'veteknoloji
2016'da Türkiye'yi Bekleyen Tehlike
2016 yılında Türkiye'nin kullanmaya başlayacağı ve Amerikan Silahlı Kuvvetleri'nin gözbebeklerinden F-35 savaş uçağının ateş açılmadan sadece tek bir tuşla hacker'larca alaşağı edilebildiği ortaya çıktı. Business Insider'ın haberine göre ABD'nin gözde savaş uçaklarından F-35 ne kadar güçlü donanımlara sahip olursa olsun hacker'lara karşı oldukça zayıf bir yönü var. Pilotların giydiği F-35 başlığı artırılmış gerçeklik teknolojisini kullanıyor ve jetin üzerinde yer alan kameralar sayesinde uçağın içini değil dış dünyayı olduğu gibi pilotun önüne seriyor. Tüm bu özelliklerin birleşiminden oluşan ALIS sistemi her ne kadar pilotlara pek çok açıdan avantaj sağlasa da diğer yandan hacker saldırısı karşısında oldukça zayıf bir durumda. ALIS sistemiyle ilgili bilgi veren uzman David Martin ALIS sisteminin bir laptop bilgisayarla benzer özellikler taşıdığını ve uçağın nereye uçtuğu ve ayrıntılı güzergah bilgilerinin de bu sistemde tutulduğuna dikkat çekti. ALIS sistemindeki zaafiyet nedeniyle hacker'ların kolayca F-35'i etkisiz hale getirebileceğine dikkat çeken Martin, ALIS sisteminin uçaktaki herhangi bir tehlike durumunda pilottan emir almaksızın herhangi bir zamanda iniş yaptığını kaydetti ve hacker'ların sisteme müdahale ettiğinde uçağı indirebileceğini söyledi. 2016 YILINDAN İTİBAREN TÜRKİYE'DE DE KULLANILACAK 2016 yılında Türkiye'de de kullanılacak olan F-35 savaş uçakları için TÜBİTAK-SAGE tarafından geliştirilen yerli seyir füzesi SOM kullanılacak. Kokpit.aero'nun haberine göre SOM-J olarak adı verilen projede füzenin boyutları yüzde 25 civarında küçülecek. Uçağın gövde içindeki silah taşıma noktasına yerleştirilecek füze ile F-35'in görünürlük özelliğinin korunması sağlanacak. SOM'da Fransa'dan satın alınan TRI-40 motoru kullanılıyor. Bu motor Eskişehir'deki TEI şirketi tarafından geliştirildi ve füzenin menzilinin uzaması sağlandı. Testleri süren çalışmalarla SOM 800 kilometreye ulaştı. TÜBİTAK-SAGE yetkilileri, bu noktada kamuoyunun kafasını karıştıran konuların ortaya çıktığına dikkat çekerek 'Balistik füze ve SOM mühimmatı ayrı olarak ele alınacak projeler. Her iki çalışmanın teslerinde de 800km üzeri menzile başarı ile ulaşıldı' dedi. veteknoloji
Reklam
Beynin Başka Bir Vücudu Kontrol Edebileceği Kanıtlandı
Harvard Üniversitesi, felçli insanların hayatını tamamen değiştirecek bilimsel bir başarıya imza attı. Beynine çip takılan maymun, uyuyan bir başka maymunun vücudunu yönetmeyi başardı. Bilim insanları, bir maymunun beyin dalgalarını kullanarak başka bir maymunun vücudunu kontrol etmeyi başardı. Deney kapsamında iki maymunun omurgasına çip takıldı. Ardından, ilk maymunun beyninden gelen komutlar, uyutulan diğer maymunun omurgasına iletilerek vücudun tepki vermesi sağlandı. Araştırma ekibinin lideri Ziv Williams, Times’a verdiği röportajda: “Yaptığımız işlem gerçekten Avatar filminde tanımlanan yönteme benziyor. Efendi rolünü oynayan maymunun beynindeki nöronlar diğer bedenin tüm kontrolünü ele alıyor” dedi. Williams, gerçekleştirdikleri deneylerde, kontrolcü rolündeki maymunun, uyutulan maymunun ellerini ‘bilgisayar faresi kullanabilecek kesinlikte’ kontrol edebildiğini gördüklerini açıkladı. Araştırma, insanların felçli uzuvlarını kontrol edebilmesini sağlamayı amaçlıyor.Stuff
Teknoloji Nedir Biliyor Musunuz?
Teknoloji kelimesini sürekli olarak kullanıyoruz ancak nereden geldiğini bilmiyoruzTeknoloji hayatımızın içine gireli 25-30 yıl oluyor. Dijital teknolojiye geçiş sonrası teknolojinin asıl kelime manası anlamını yitirdi. Günümüzde teknoloji deyince internet , akıllı telefon aklımıza geliyor.Teknoloji kelimesi aslında Yunanca ‘dan geliyor. Sanat ve bilmek sözcüklerinin birleşiminden oluşan teknoloji kelimesi, Antik Yunan zamanında hayatı kolaylaştıran alet, araçların yapılması, üretilmesi için bilgi üretme ve yeteneği ortaya koymaya deniliyordu.
Osmaniye'de Tanımlanamayan Hayvan İskeleti Bulundu
Odunlukta bulundu, kimse esrarını çözemedi.Osmaniye kent merkezindeki bir evin odunluğunda bulunan, kafa tası evcil hayvanlara benzemeyen, yırtıcı dişlere sahip ve ön ayakları olmayan 55 santimetre boyundaki iskelet, vatandaşları korkuttu. Hayvan iskeletini evinin odunluğunda bulan Adile Karataş iskeletin önce kediye ait olduğunu sandığını ancak büyüklüğü ve yapısı nedeniyle korku yaşadığını söyledi. Karaboyunlu Mahallesi'ndeki evinin odunluğuna yakacak almak için girdiği esnada fıstık kabukları arasında bulduğu iskeletin yeğenleri tarafından yetkililere götürüldüğünü belirten Karataş, 'Ne olduğunu bilmediğimiz hayvan iskeleti için endişelendik. Olayı komşularımız da öğrendi. Evlerimizden çıktığımızda tedirginlik yaşıyoruz. Çocuklarımız da oyun oynarken korkuyor' dedi. Mahalledeki vatandaşlar da tedirginliklerini dile getirerek, 'Burası dağ değil, ormanlık alan değil, şehrin içinde bir mahalle. Bu hayvan buraya nereden geldi, odunluğa nasıl girdi, bilmiyoruz. Ön ayakları bulunmadığı ve yırtıcı dişleri olması nedeniyle korkuyoruz. Evlerimizin avlusunda bile dolaşmaya çekiniyoruz. Yetkililerden, içimizi rahatlatacak açıklama yapılmasını bekliyoruz' diye konuştu. İskeleti inceleyen veteriner hekim Ali Laçinbala, iskeletin ön ayaklarının olmaması, kafa tasının büyüklüğü ve diş yapısı nedeniyle insanların endişe duymakta haklı olabileceğini belirtti. Laçinbala, 'Hayvan iskeletinin ön bacaklarının olmaması normal değil. Bu hayvan ya genetik bozukluğa sahip ya da ön ayakları başka hayvan tarafından koparılmış. İskelet, karpal kemiklerinin uzun olmasından dolayı kesinlikle kedi ve köpeğe ait değil. Başka hayvanlar tarafından parçalanmış ve buraya getirilmiş olabileceğini düşüyorum. Hayvanın türünün belirlenmesi için üniversitedeki hocalarımıza fotoğraflarını gönderdim' diye konuştu. İskeletinin fotoğraflarını inceleyen Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadir Aslan da iskeletin üzerinde yağ dokusu bulunduğunu, bağ ve dokuları henüz çürümediği için söz konusu hayvanın 6 ay ya da bir yıl içinde ölmüş olabileceğini kaydetti. İskeletin ön bacaklarının olmaması hakkında yorumda bulunamayacağını ifade eden Aslan, sırt bölgesine, omurga yapısına ve kaburgalarının kısa olmasına bakılarak iskeletin sansargiller familyasından gelinciğe ait olduğunu söyleyebileceğini aktardı. Bu tür hayvanların şehir merkezlerinde görülmesinin sıra dışı olduğuna dikkat çeken Aslan, sözlerini şöyle tamamladı: 'Hayvanın ön ayaklarının bulunmaması ve kent merkezinde ortaya çıkması düşündürücü. İlk incelemeler, sansargiller familyasından olduğunu gösteriyor. Dişleri ve kafatası yapısı, onun bir etçil hayvan olduğunu gösteriyor, yaban kedisi de olabilir. Muhtemelen yabani ortamında aç kalarak kent merkezine inmiş ve burada diğer hayvanlar tarafından öldürülmüş olabilir. İnsanların iddia ettiği gibi fosil ya da dinozor olması mümkün değil.'veteknoloji
19 Yıllık Haliç Metro Köprüsü Rüyası Gerçek Oldu
19 yıllık hasret sona erdi ve Haliç Metro Köprüsü Başbakan Erdoğan ile Başkan Topbaş’ın katılımıyla düzenlenen törenle hizmete açıldı. Türkiye'nin ilk metro geçiş köprüsü olan eser, bir mühendislik harikası olarak en son teknolojiyle inşa edildi.Taksim-Yenikapı metroyla sadece 7.5 dakika…Türkiye’nin ilk metro geçiş köprüsü olan Haliç Metro Köprüsü’nün açılış töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, açılışı yapılacak Haliç Metro Köprüsü ile İstanbul’un ulaşımında tarihi bir adımı daha atıldığını belirterek, “Haliç’in üzerinden Şişhane’yi Yenikapı’ya bağlıyoruz. 3,5 kilometre uzunluğundaki bu hat, sadece Şişhaneyi Yenikapı’ya bağlamakla kalmıyor, İstanbul Metrosu da Marmaray ile bağlanıyor. Hacıosman, 4. Levent, Taksim ve diğer birçok istasyonları da Yenikapı aktarma istasyonu ve Marmaray üzerinden bugün Göztepe’ye, Maltepe’ye Üsküdar’a Kozyatağı’na Kartal’a bağlıyoruz. Hacıosman’dan metroya binen bir vatandaşımız Haliç Köprüsü’nden geçerek Yenikapı’ya ulaşacak. Buradan Marmaray’la karşıya geçecek, oradan da Kartal’a kadar gidebilecek” diye konuştu.Taksim-Yenikapı arasının metroyla artık sadece 7.5 dakikaya indiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Taksim’den Kadıköy’ün 24.5 dakikaya, Taksim’den Kartal’ın 69.5 dakikaya düştüğüne söyledi. 3.5 kilometrelik 3 istasyondan oluşan yeni hatta dünyanın en zor metro inşaatının gerçekleştiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu;Yenikapı metrosuyla İstanbul’un tarihi de değişti“İstanbul’un binlerce yıllık tarihini barındıran bir bölgede, tarihi eserlere zarar vermeden, tam tersine tarihi ortaya çıkararak bu hattı inşa ettik. Bu hattı inşa ederken İstanbul’un bilinen tarihi de değişti. 23 antik ahşap gemi ortaya çıktı, 50 binden fazla tarihi eser çıkarıldı. İstanbul’un tarihinin 8 bin 500 yıl öncesine dayandığı da ortaya çıktı. Hattın gecikmesini göze alarak, 77 milyon harcama yaparak tarihi dokuyu da ortaya çıkardık. Aslında bu açılış 4-4.5 yıl önce yapılacaktı. Bu hassasiyetimiz sebebiyle gecikti. Tarihi eserlere zara vermemesi için, dikkatinizi çekiyorum ray bağlantılarında en son teknolojiyi tercih ettik. Gürültü ve titreşimi en aza indirdik. Yine bu hat üzerinde, İstanbul’un güzelliğine güzellik katacak bir köprüyü de Haliç üzerinde inşa ettik. Haliç üzerindeki istasyon sayesinde, İstanbullular Haliç’in İstanbul’un güzelliği temaşa edecek. Köprü üzerindeki dinlenme ve eğlence imkanlarından istifade edecekler. Laf üretmiyoruz icraat üretiyoruz, farkımız bu.”Bu hatla birlikte İstanbul’da raylı sistem uzunluğunu 141,5 kilometreye çıktığını, 110 kilometre raylı sistem inşaatının da devam ettiğini ifade eden Erdoğan, “Hacıosman-Yenikapı Metro Hattı’nda 124 adet modern teknolojik, donanımlı, sürücüsüz vagonların hizmet verecek. 2019 yılında hedefimiz 420 km metro uzunluğuna ulaşmak. 2019 sonrasında da 776 km metro hattına da inşallah İstanbul kavuşmuş olmuş olacak. Bu önemli hattımızın İstanbul’a hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyemizi, değerli kardeşim Kadir Topbaş’ı, tüm ekibini, bu hattın inşasında emeği olan tüm kardeşlerimi; mimar, mühendis, işçi, yüklenici firmalar, bilim insanlarını, arkeologları, herkesi tebrik ediyor, teşekkür ediyorum. Bu hattı kullanan tüm İstanbullu kardeşlerime güvenli konforlu yolculuklar diliyorum” şeklinde konuştu.Marmaray ve Haliç Metro Köprüsü’nü mutlaka test edin…İstanbul’da yaşayıp da hala Marmaray’a binmemiş, hala bu yeni metro hatlarında yolculuk etmemiş vatandaşlarımızın olduğunu, oysa Türkiye’nin hatta dünyanın birçok yerinden turistler gelip Marmaray’ı test ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti; “Geçenlerde biliyorsunuz Japonya’daydım orada da Marmaray’ı konuştuk. Malezya’daydım orada da Marmaray’ı konuştuk. İnşallah şimdi de Haliç’deki bu köprü konuşulacak. Her şeyi ile İstanbullu kardeşlerim bu büyük tecrübelerden uzak kalmasınlar. Herkesin bir kere Marmaray’ı tecrübe etmesini özellikle temenni ediyorum. Şimdi bu açtığımız hattı da, Haliç üzerinden geçişi de tecrübe etmek, o emsalsiz duyguyu yaşamak, Haliç üzerinde inip, İstanbul’u Haliç’ten seyretmek için tüm İstanbullu kardeşlerimin tecrübe etmesini istiyorum.”Son teknolojiyle inşa edilen köprü bir mühendislik harikasıİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş da     İstanbul’un tarihi bir gün yaşadığını belirterek, “Haliç Metro Köprüsü uzun bir hikaye ama hamdolsun bugün mutlu sona ulaştık. Bugün tarihe tanıklık ediyoruz. İstanbul Metrosu’nun Marmaray ile birleşmesi çok önemli bir yatırım. Bu raylı sistemlerimizin doğu batı aksının kuzey güney aksıyla buluşmasıdır” diye konuştu.Kaybedilen 19 yıl ekonomik zaman kayıpları ortaya koyulduğunda belki birkaç köprü bedelinde kayıp ortaya çıktığına dikkat çeken Başkan Kadir Topbaş, şöyle konuştu; “Uzun bir süreç yaşadık. Bizi UNESCO’ya şikayet edenlerle mücadele ettik. Bugün geldik. Bu köprü bir teknoloji harikası ve dünyada ilk olan uygulamalara sahip. En zarif ve narin tabyalarıyla bir mühendislik harikası. 90 derece açılabilen bu köprü bu özellikleriyle dünyada bir ilk.”'Hizmet mühendisliği yapıyoruz!...'“Biz toplum mühendisliği değil, hizmet mühendisliği yapıyoruz” diyen Başkan Topbaş, “Biz Marmaray, metro, havaray dedikçe bazıları fren fren diyorlar. Devamlı frene basarak bizi engellemeye çalışanlar, artık frenin tutmadığının farkında değiller. Bu haftaki meclisimizde 4 yeni metro hattı, 4 metro, 6 havaray, 5 teleferik ve 1 finikülerin projeleri onaylandı, planlara işlendi. Ayrıca trafik sorunun çözümüne büyük katkı sunacak 100 bin araç kapasiteli otopark planları da onaylandı. İstanbul’a ve İstanbullulara hizmet etmenin gurur duyuyoruz” şeklinde konuştu.Görevde oldukları 10 yılda İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak 60 milyar lira yatırım yaptıklarını, ulaşıma 32 milyar lira, raylı sisteme 15 milyar lira harcadıklarını aktaran Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü;“İstanbul nerelerden nerelere geldi. Dünyanın parlayan yıldızı oldu. Daha bir hafta önce sayın başbakanımızla temel attık. Önemli bir metro hattına daha start verdik. Mecidiyeköy-Mahmutbey metrosu. 840 milyan liralık bu yatırımı tamamen belediyemizin kendi öz kaynaklarıyla yapıyoruz. Hepsi şehrimize, vatanımıza, milletimize hayırlı olsun. Bu eserler hepimizin. Hizmet bizim işimiz. Daha yapacak çok işimiz var.”İlk sürüşü Başbakan Erdoğan ve Başkan Topbaş gerçekleştirdiTörende konuşmaların ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 1997 yılında kendi belediye başkanlığı döneminde Haliç Metro Köprüsü’nün yapımına onay veren belgenin de içinde yer aldığı bir tablo hediye etti.Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş, Yenikapı İstasyonu’ndan metroya binerek ilk sürüşü gerçekleştirdi. Haliç Metro Köprüsü'nün üstüne kadar yolculuk yapan Erdoğan ve Topbaş, köprünün üstünde trenden inerek buradaki seyir terasından Hailç manzarasanı seyretti ve köprü hakkında bilgiler aldı. Erdoğan, köprünün inşaatında çalışan ekibin de elini sıkarak tebrik etti. Erdoğan ve Topbaş, tekrar metroya binerek deneme sürüşünü Şişhane İstasyonu'nda tamamladı.
Reklam