onedio
'Kanser Köy'de Ölümü Ölçtüler!
Adı Kanser Köy’e çıkan Söke’ye bağlı Kisir köyünde geçtiğimiz cuma günü yine kanserden ölen birinin cenazesi kalktı. Aynı gün, köyün Yusufalan Mahallesi’ndeki uranyum sondajlarının olduğu alanda üç farklı ülkeden, üç farklı bilim insanının, üç ayrı cihazla yaptıkları radyasyon ölçümlerinde yıllık güvenli dozun 450 katı radyasyon tespit edildi. Yaşananların büyük bir sorumsuzluğun ürünü olduğunu söyleyen bilim insanları, bölgeyi “afet bölgesi” olarak tanımladı! ÜÇ FARKLI ÜLKE, ÜÇ BİLİM İNSANI, 3 AYRI CİHAZ Evrensel’in Kisir köydeki yüksek kanser oranını ve köy yakınındaki uranyum sondajını gündeme getirdiği “Kanser Köy” haberinin ardından, bilim insanları köyü incelemeye aldı. Son olarak Fukişima’nın yıl dönümünde İzmir’deki nükleer santral karşıtı bir panele katılmak için Amerika ve Almanya’dan gelen iki bilim insanı, Kisir Köy’de ölçümler yaptı. Amerika’da yaşayan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Almanya’da yaşayan Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliğinin Almanya Seksiyonu Üyesi Radyolog Doktor Alper Öktem ve Dokuz Eylül Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül’ün yanı sıra EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Erkalkan ile birlikte gittiğimiz Kisir köyünde, ekibe Kuşadası EKODOSD çevre örgütü temsilcileri de katıldı. Uranyum sondajı alanlarında yapılan radyasyon ölçümlerinde üç farklı ölçüm aleti kullanıldı. Daha önce Manisa Köprübaşı Kasar köyü civarında gerçekleştirilen ve 140 kat fazla radyasyon ölçümü yapan Gamma Scout adlı cihazın yanı sıra, aynı cihazdan Almanya’dan gelirken getiren ve geçtiğimiz perşembe Gaziemir’de yeniden ölçüm yapan Dr. Öktem de ayrı ayrı ölçümler gerçekleştirdi. Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ise sayısal ölçümün yanı sıra sesle de uyarı veren GQ GMC 300 Giger Muller Counter adlı cihazla ölçüm yaptı. 450 KAT FAZLA RADYASYON! Evrensel'den Özer Akdemir'in haberine göre, Kisir köyünün yaylası olan Osmankuyusu bölgesinin girişinden itibaren artmaya başlayan radyasyon değerleri sondaj yapılan alanlarda çok yüksek oranlara ulaştı. Özellikle yörede yaşayan köylülerin 1958’li yıllarda İngilizler tarafından açıldığını söyledikleri alanlarda yapılan ölçümlerde 30, 41, 56 mikro sievert’e ulaşan değerlerde gama radyasyon ölçümleri gerçekleştirildi. İngiliz mühendislerin köylülere “Sakın bunlara dokunmayın” dediği uranyumlu taşların olduğu tepede ölçülen rakam tam 56.1 mikro sievert’e ulaştı. Ölçümü yapan bilim insanları bu değerin yıllık güvenli dozun 450 katı anlamına geldiğini belirttiler. Bölgede evi ve bahçeleri bulunan Yusuf Çenesiz adlı köylünün evindeki ocağın küllerinde, çevredeki bahçeleri birbirine ayırmak için üst üste yığılan taşlarla oluşturulan duvarlarda yüksek oranda radyasyon ölçüldü. Bu radyasyonlu alanlarda hiçbir şekilde önlem alınmazken, herhangi bir uyarı levhası da yoktu. Dere ve çeşmelerdeki sular ise insanlar ve hayvanlar tarafından kullanılmaya devam ediyor. KİRLİLİĞİN TAŞINDIĞI KESİN Ölçüm yapılan arazinin yerleşim yerinden uzak olması nedeniyle direkt etkilenim olmasa da yağmur sularıyla, rüzgarlarla, yeraltı sularıyla kirliliğin taşındığının kesin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hayrettin Kılıç; “Yerleşim alanlarındaki problem, besin zinciri ve radon gazı. Köydeki kanser olaylarının bu kadar artması ile doğrudan bağ kurulabilir. Yüzeydeki taşları ölçtük 56’yı gördük, 10 metre kazsaydık herhalde 1000’i bulurduk. Evlerde kullanılan taş aynı taş. Radyasyonun karıştığı alanları, suları, toprağı tespit etmek, ekilen ürünlerde radyasyon oranını ölçmek lazım” dedi. BURASI AFET BÖLGESİ! Ölçülen değerin yıl boyu insanlar için güvenli olarak kabul edilen değerin 450 katı olduğunu belirten Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül, bölgedeki taramanın üç farklı ülkeden, üç farklı bilim insanı tarafından üç ayrı cihazla yapıldığının altını çizdi. Son gelişmelerle Türkiye’de bir dönem yoğun bir şekilde uranyum araştırması yapıldığını belirten Dr. Alper Öktem ise şunları söyledi; “Bu madenler rehabilite edilmeden terk edilmiş. İşte az önce karşılaştığımız olay uranyum ihtiva eden kaya parçalarını yığmışlar bir köşeye, köylüye de bunları sakın ellemeyin deyip gitmişler. Büyük bir sorumsuzluk örneği ile karşı karşıyayız. Şimdi bu işin geniş çaplı saklanması değil, üzerine gidilmesi lazım. Eğer bu sondaj kuyuları açılmasaydı toprağın üzerinde hiçbir şekilde böylesi büyük rakamlar görmeyecektik. Açıldığı için bu maden milyonlarca yıldır durduğu yerden çıkmış ve hiçbir tedbir alınmadan açıkta bırakılıp gidildiği için, suyla, rüzgarla, canlılarla çevreye yayılıyor, kontamine oluyor. Köyde kanser son derece yaygın. Daha somut adım için şunu yapmak lazım; Bir kere kaynak belli ki burası, buradan giden su. Köyde de hangi yere, hangi bitkiye, hangi toprağa veya yer altı sularına ulaştığının araştırılması lazım. Daha önce Köprübaşında TÜBİTAK destekli yapılan çalışmanın burada da bir an önce yapılması, vatandaşa durumun izah edilmesi ve icabında tahliye edilmesi gereken ev varsa tahliye etmek lazım. Burayı bir afet bölgesi olarak görüyorum!” Özer AKDEMİR | Evrensel
Bilimin Sanatsal Hali: TED Konuşmacısı Fabian Oefner'den Sürreal Fotoğraflar
ted.com sitesinin bir klasiği olan  ''TED Talk'' sunumlarının konuğu olan sanatçı ve tasarımcı  Fabian Oefner harika bir çalışmaya imza atmış. Oefner tarafından çekilen fotoğraflar, bilim ve sanatın ortak çalışması sonucunda nefes kesen görüntüler ortaya çıkacağının sağlam bir kanıtı.  Aslında sanat ve tasarım eğitimi görmüş olan Oefner, bilimin de her zaman ikinci aşkı olduğunu belirtiyor. Bu ikisini bir arada götürebileceğini fark ettikten sonra bu tür çalışmalara imza atmaya başlamış. Aşağıdaki videoda Oefner bazı deneylerini sahnede tekrarlıyor ve diğer çalışmalarının detaylarını açıklıyor. Bu videoyu da mutlaka izlemelisiniz.
Yeniden Canlandırılan Bin 800 Yıllık Kafatası
İngiltere’de 1953 yılında Beachy Head kalker burnunda keşfedilen bin 800 yıllık iskeletin kafatası kullanılarak, 3 boyutlu tarayıcıların da yardımıyla yüzü açıklığa kavuşturuldu.İskeletin M.S 245 yıllarında, Britanya adasının Roma döneminde yaşamış Afrikalı bir kadına ait olduğu açıklandı. Eastbourne Borough Konseyi Yetkilisi Jo Seaman, iskeletin müthiş bir keşif olduğunu belirterek, “Bu kadının 30 yaşlarında olduğunu, günümüzde Doğu Sussex adını verdiğimiz bölgede büyüdüğünü, balık ve sebzelerle beslendiğini, kemiklerinde hiçbir hastalığın bulunmadığını ve dişlerinin iyi durumda olduğunu biliyoruz. Ancak neden burada bulunduğunu ve sosyal statüsü hakkında bir bilgimiz yok” dedi.
Mars'a 5 Yıldızlı Otel Projesi
Virgin Group’un patronu Branson bu yıl turistik uzay seyahatlerini başlatmaya hazırlanıyor. Branson bu iş tutarsa uzay yatırımlarını artırıp Mars’a otel açacak. İngiliz Virgin Group’un patronu Richard Branson (63) yeni turizm yatırımı için Mars gezegenini gözüne kestirdi. Virgin Galactic adlı şirketiyle yakında uzay seyahatleri başlatacak olan Branson, bu iş tutarsa ‘uzay otelleri’ açmak istediğini söyledi. Uçuş tarihi daha önce birçok kez ertelense de Virgin Galactic şirketi, yaklaşık 3 ay içinde ilk uzay seyahatine çıkmaya hazırlanıyor. Bu seyahat gerçekleştiği takdirde ilk ticari uzay gezisi olarak tarihe geçecek. İngiliz ITV’de bir programa katılan Branson, Virgin Galactic başarılı olursa uzaya yatırımlarını artıracağını belirterek, “Eğer yeterli sayıda insan uzaya çıkmak isterse, uzayda Virgin otelleri yapmaya, Mars’a seyahatler düzenlemeye, Mars’ta koloni kurmaya başlayabiliriz. İçindeki madenleri çıkarmak için göktaşlarını dünyaya doğru çekebiliriz” dedi. Bilet 250 bin dolar Virgin Galactic’in alt yörünge uçuşu olarak bilinen seyahatini SpaceShipTwo adlı mekik yapacak. Bu mekik belirli bir yüksekliğe WhiteKnightTwo adlı jet tarafından çıkarılacak. 2.5 saat sürecek gezide 6 uzay yolcusu 360 bin feet (110 kilometre) yüksekliğe çıkacak. Bu gezi için 250 bin dolar ödeyen yolcular yaklaşık 5 dakika yerçekimsiz ortam deneyimi yaşayacak. Aralarında Tom Hanks, Angelina Jolie, Leonardo Di Caprio ve Justin Bierber’in de olduğu yaklaşık 700 kişinin gezi için para yatırdığı belirtiliyor. Virgin Atlantic’te Abu Dhabi Emirliği bünyesindeki Aaber şirketinin yüzde 35 payı var. Uzay seyahatlerine başladıktan 3 yıl sonra kâra geçmeyi planlayan Virgin Galactic Abu Dhabi’ye de bir uzay istasyonu kurmayı planlıyor.veteknoloji
Doğum Gününde 25 Sıradışı Fotoğrafıyla Albert Einstein
Albert Einstein denince aklımıza hemen zekası, teoremleri, 7 yaşına kadar konuşamaması ve tabi ki meşhur dil çıkardığı fotoğrafı geliyor. Peki Einstein bunlardan mı ibaret? İşte doğum gününde bu büyük bilim insanının belki de daha önce hiç görmediğiniz yönlerini size gösterecek birkaç fotoğrafı. Hemen söyleyelim kendisi hiç elekrogitar çalmamış.
Einstein ve Şöförü
Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş.Yine bir gün konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve artık neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş.Einstein gülümseyerek ona bir öneride bulunmuş“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar.”, “o halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen yap konuşmayı, ben de arka sırada seni dinlerim.”Şoför, gerçekten çok başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan tüm soruları doğru yanıtlamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış bir soru sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip” demiş.Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş:“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile yanıtlayacak.”
Reklam
9 Yeni Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 9 film vizyona girdi. Ödüllü yönetmen Ferzan Özpetek'in 10. filmi 'Kemerlerinizi Bağlayın/Allacciate le Cinture' sinemaseverlerle buluşacak. 'Kemerlerinizi Bağlayın' Başrollerini Kasia Smutniak ve Francesco Arca'nın paylaştığı filmde, Filippo Scicchitano, Carolina Crescentini, Francesco Scianna, Elena Sofia Ricci, Carla Signoris, Paola Minaccioni rol aldı. Hikaye ve senaryosunu Ferzan Özpetek'in Gianni Romoli ile birlikte yazdığı filmin görüntü yönetmenliğini Gian Filippo Corticelli, kurgusunu Patrizio Marone yaptı, kostümleri Alessandro Lai hazırladı. İzleyiciyi yasak bir tutkunun hikayesinden, 13 yıllık bir evliliğin yolculuğuna çıkaran ve gerçek bir hikayeden esinlenilen filmin çekimleri, İtalya'nın güneyindeki Lecce şehrinde gerçekleştirildi. 'Zaman Makinesi 1973' Yönetmenliğini Aram Gülyüz'ün yaptığı, yapımcılığını Mustafa Sirmen'in üstlendiği 'Zaman Makinası 1973'ün senaryosunu Kemal Kenan Ergen yazdı. Müziklerini Gökalp Ergen, kostümlerini Ayten Şentürk'ün yaptığı filmde, Gürgen Öz, Seda Bakan, Mustafa Uzunyılmaz, Zihni Göktay, Ali Rıza Tanyeli, Ferdi Sancar, Damla Tangül, Esvet Şahin, Ali Yoğurtçuoğlu, Fülhan Tekin, Birsu Demir, Fatih Koyunoğlu, Can Bartu Aslan ve Fehmi Dalsaldı kamera karşısına geçti. Bir baba-oğul hikayesi olan Zaman Makinesi 1973'ün konusu özetle şöyle: 'Tolga'nın babası Ali Rıza Bey vefat eder, tüm servetini annesine bırakırken, Tolga'ya sadece Anadol STC 16 marka eski bir otomobil bırakır. Tüm mirastan men edilen Tolga sinirlenir ve arabaya atlayıp uzaklaşmak ister. Sinirle başına gelenleri eleştiren Tolga, bir anda havalanan arabası ile kendisini gökyüzünde bulur ve araba onu kumsala ulaştırır. Zaman Makinesi 1973, Tolga'nın günümüzden geçmişe gidişini ve 1973 senesinde başına gelen olayları anlatıyor.' 'Sadece Sen' Haftanın merakla beklenen filmlerinden biri de Güney Kore yapımı 'Only You Always'den uyarlanan 'Sadece Sen'... Yönetmenliğini Hakan Yonat'ın yaptığı filmin uyarlama senaryosunu Asli Zengin ve Ceren Aslan yazdı, müzikleri de Yıldıray Gürgen imzası taşıyor. En son 'Kelebeğin Rüyası' adlı filmde başarılı performansıyla dikkat çeken Belçim Bilgin'in görme engelli 'Hazal'ı, oyuncu İbrahim Çelikkol'un da eski bir boksör olan Ali'yi oynadığı filmde, Kerem Can, Necmi Yapıcı, Cezmi Baskın ve Erol Demiröz de rol aldı. Filmin konusu şöyle: 'Görme engelli Hazal ile eski bir boksör olan Ali'nin yolları sürpriz bir şekilde kesişir. Ali'nin aşkı, karanlığa mahkum olmasına rağmen hayat dolu olan bu genç kız için bir umut olur. Kader onları aşk ile birleştirir ancak Ali'nin karanlık geçmişi ikisinin de bilmediği bir gerçeğin ortaya çıkmasına sebep olur. Ali, Hazal için hayatını tehlikeye sokacak bir oyunun içine girer. Aşkı uğruna girdiği bu mücadele yine onların kaderini belirleyecektir.' 'Köksüz' Deniz Akçay, ilk uzun metrajlı filmi 'Köksüz'ün senaryosunu da kendisi yazdı. Ahu Türkpençe, Lale Başar, Savaş Alp Başar ile Sekvan Serinkaya'nın rol aldığı film, beklenmedik bir kayıpla sarsılan bir ailenin, bu kaybın ardından nasıl baş edeceklerini bilemedikleri yeni durumla karşı karşıya kalmaları, aile içindeki erk mücadelesi ve yetersizlik, kaçışlar, iletişimsizlik, suçluluk, bunun yarattığı öfke ve bunalım, aidiyet hissi ve bu hissin yoksunluğunun insanları sürüklediği suçlar üzerine kurulu. 2013 Venedik Film Festivali'nin 'Yarışma Filmi' olarak gösterilen 'Köksüz', 2013 Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nde 'En İyi Kadın Oyuncu' ve 'Yılmaz Güney' ödüllerini, 2013 Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde ise 'Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü'nü aldı. 'Dursun Çavuş' Ali Engin'in yönettiği 'Dursun Çavuş' adlı filmde, Turan Özdemir, Sinan Bengier, Perihan Savaş ile Seden Kızıltunç oynadı. Konusunu yaşanmış gerçek bir hikayeden alan 'Dursun Çavuş', 1973 yılında Adıyaman'da yaşanan bir seçim yarışında meydana gelen trajik komik olayları konu ediniyor. 'Büyük Usta' Yönetmenliğini Çinli yönetmen Kar Wai Wong'un üstlendiği 'Büyük Usta/Grandmaster', Uzak Doğu dövüş sanatlarına odaklanıyor. Filmde, Ziyi Zhang, Tony Leung, Chiu Wai, Cung Le, Hye-kyo Song, Chen Chang rol aldı. Filmde, Bruce Lee ve onun gibi birçok efsane dövüşçüyü yetiştiren Ip Man'in gerçek hikayesi beyaz perdeye aktarılıyor. 'Rüzgar Yükseliyor' Haftanın animasyon filmi Japon yönetmen Hayao Miyazaki imzası taşıyor. 'Rüzgar Yükseliyor/The Wind Rises' adlı filmin senanyorusun da Hayao Miyazaki yazdı. Müzikleri Joe Hısaishi imzası taşıyan film, Jiro'nun yaşamını, Kanto depremini ve Japonya'nın 2. Dünya Savaşı'na girişini konu ediniyor. Filmin konusu özetle şöyle: 'Jiro uçmayı ve güzel uçaklar tasarlamayı hayal ediyordur. Erken yaşlardan itibaren miyop olan ve pilotluk yapması mümkün olmayan Jiro, 1927 yılında Japonya'nın önde gelen havacılık şirketlerinden birinde kendine iş bulur. Dehası kısa bir sürede fark edilir ve Jiro dünyanın sayılı uçak tasarımcılarından biri olur.' Japon Akademi Ödülü'nde 'Yılın Animasyonu' ödülünü alan filmde, Hideaki Anno, Miori Takimoto, Hidetoşi Nişijima rol aldı. 'Bay Peabody ve Meraklı Sherman: Zamanda Yolculuk' Sinemaseverleri 'Madagaskar', 'Kung Fu Panda' ve 'Şrek'le tanıştıran stüdyo Dreamworks Animation'ın yeni macerası 'Bay Peabody ve Meraklı Sherman: Zamanda Yolculuk' vizyona girecek. 'Büyük bir işadamı, kaşif, bilim adamı, gurme, Olimpiyat Madalyası sahibi bir atlet ve bir dahi olmasının yanında, dünyanın en zeki ve en başarılı köpeği' Bay Peabody'u Yekta Kopan'ın seslendirdiği animasyon filmi, Rob Minkoff'un yönettiği filmin senaryosunu Jay Ward ve Craig Wright yazdı. 'Hız Tutkusu' EA Games'in aynı isimli dünyaca ünlü video oyunundan uyarlanan 'Hız Tutkusu/Need For Speed', hız ve macerayı bu sefer beyazperdeye taşıyacak. 3D seçeneğiyle vizyona giren filmin başrollerinde Aaron Paul, Dominic Cooper, Imogen Poots, Ramon Rodriguez, Rami Malek, Scott Mescudi, Dakota Johnson, Harrison Gilbertson ve Michael Keaton yer aldı. Filmin yönetmenlik koltuğuna ise usta isim Scott Waugh oturdu. Filmin konusu şöyle: 'Tobey Marshall, ailesinin otomotiv dükkanını işletmektedir. En büyük hobisi sokaklarda arkadaşlarıyla araba yarışlarına katılmaktır. Çok mutlu bir adam olan Tobey, işlemediği bir suç yüzünden hapse atılınca tüm hayatı tepetaklak olur. Bedeli ne olursa olsun 2 yıllık hapis cezası bittikten sonra düşmanlarından intikamını alacaktır.' CNN TÜRK
Şeker Hastalığı Ameliyatı
Şeker hastalığı operasyonu, yani ileal interpozisyon; hastanın şeker hastalığını kontrol etmekte zorlandığı ve şeker hapları insülin tedavisine rağmen şekeri yüksek seyrediyorsa kişi için çok faydalı olabilmektedir. Diyabet için, bilinen tüm tedavilerden daha etkin bir yöntem olarak Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) kabul edilmektedir. Bu operasyon ardında, hastalar yalnızca şeker hastalıklarını değil, yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği sebebiyle aldıkları ilaçları da bırakmalarını sağlar. Bağırsak sisteminde yapılan bir yer değiştirme yöntemine, Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) denilmektedir. İnsülin hormonunun önündeki doku direncini ortadan kaldıran, ince bağırsakların besin ile temas etme sıralamasında yapılan bir değişikliktir.Şeker Hastalığı Operasyonu (İleal İnterpozisyon) ardında, ince bağırsaklardan salgılanımı yapılan GLP-1 ismi verilen hormonun salgısı sağlam bir şekilde uyarılır. GLP-1 (Glukagon Like Polypeptide-1) pankreasda insülin üretiminde rol alan beta hücreleri sayısını arttırır ve her bir hücrenin insülin üretme potansiyelini yükseltir.GLP-1 hormonunun sentetik türevleri bugün şeker hastalığının tedavisinde son nesil ilaçlar olarak kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sadece hali hazırda uygulanan tedaviye yardım olarak uygulanmaktadır. Bu ilaçlar etkinliklerini bir yıl içinde kaybetmektedirler.Fakat İleal İnterpozisyon ismi verilen şeker hastalığı operasyonu ardından meydana gelen GLP-1 uyarıcı etki hiçbir ilaç tedavisi hatta obezite ameliyatında elde edilemeyecek kadar güçlü ve kalıcı olmaktadır. Hastaların çoğunluğu operasyondan saatler sonra normal kan şekeri düzeylerine ulaşmaktadır. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon), kişinin diyabetini ve bununla ilişkili olarak diyabetin sebep olduğu yüksek tansiyon (hipertansiyon), kolesterol yüksekliği gibi önemli ve hayati riskler içeren, hiçbir ilaç ya da insülin tedavisinin elde edemeyeceği kadar güçlü bir şekilde kontrol altına almayı sağlar. Şeker hastalığı operasyonu geçiren kişilerin % 95′i tüm ilaç ve insülin tedavilerinden kurtulma şansı elde eder. Metabolik Sendrom, diyabet, ağır kalp hastalıkları, felç ve kansere yol açan bir hastalıkları ifade eden bir tanımdır. Hayati tehlike içeren kalp krizi risklerini en çok arttıran durum, kişideki insülin direncinin mevcut olmasıdır.Metabolizmanın işleyişi, insülin direnci farklılaşır. Vücudun enerji kullanımını sağladığı yollar değişir. Vücut daha fazla yağ metabolizmasını kullanmaya ve yağ biriktirmeye başlar. Normal olmayan yağ depolanması meydana çıkar. Bunların başında da damar duvarları ve hücreleri gelir. Boyun damarlarında be kalp damarlarında ortaya çıkan bu normal olmayan yağ tıkaçları dolayısıyla, kalpte beslenme yetersizliği ortaya çıkar. Kalp kası yeterli gelecek şekilde beslenmediği zaman bir anda meydana gelen ve ölüme kadar götürebilen kalp krizleri riskleri normale göre 20 kat daha artar. Bu ihtimaller, Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) sayesinde ortadan kalkar. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) metabolizmanızda oluşmuş ve geri döndürülme şansının olduğu aşamada yakalanan tüm problemleri tamamen düzeltir. Yaşam sürenizi uzatmaya yardımcı olur.Şeker Hastalığı Ameliyatının (İleal İnterpozisyon) kısa zamanda meydana getirdiği neticeler sonuçlar, tedavi açısında hiçbir tedavi ile karşılaştırılamaz. Kişilerde ameliyat sonrası görülen değişim ve iyileşme çok hızlı ve fark edilebilir şekilde olur. Ancak başarının esas noktası uzun zamanda şeker hastalığının komplikasyonlarının ortaya çıkmasını durdurması açısındadır. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) ardında, kişinin kan şekerinde dalgalanmaların ortadan kaldırıldığı belirtilmektedir. Şeker hastalığı tedavisinde esas amaç, uzun dönemli ve sürekli şekilde kan şekerinin normal sevilerde kalmasını sağlamaktır. Bunun sebebi şeker hastalığının kaçınılmaz neticelerini sadec bu yolla sıkı şeker kontrolünü hafifletebilmektedir. Organ hasarlarının daha erken ve ciddi şekilde ortaya çıkması, kişinin kan şekeri sık sık yükseliyor ve bir anda ağır bir şekilde düşüyor ise olacaktır. Bilim insanları tarafından yürütülen çalışmalarda ilaç ve insülin tedavilerinin organ hasarlarını durdurmadaki başarısının pek yüksek olmadığını göstermektedir. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) ile uzun dönemli organ haslarının önlenmesi adına sağlam bir önlem alınmış olur. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon), kan şekeri değişimlerini, bilinen ve uygulanan tüm tedavi yöntemlerinden daha fazla etkin biçimde kontrol altına almaktadır. Kan şekerinin durmadan yüksek seyretme hali engellenmektedir. Bu engellemeler ve kontrol, uzun dönemde meydana gelebilecek organ hasarlarının gerçekleşmesini engeller. Şeker hastalığının sebep olduğu hastalıklar ve sorunlar, hasta için hayatı oldukça zorlaştırabilmektedir. Sosyal hayattan, cinsel hayata kadar kişilerin bir çok sorunu oluşmaktadır. Ve çoğu hasta bunları doktoruyla paylaşmaktan çekinir. Şayet fazla geç kalınmamış ise, bu ameliyat sayesinde kişi problemleri ve rahatsızlıklarından kurtulabilir. Bunun olması için, hastanın insülin rezervlerinin yeterli sayıda olması ve organ hasarlarının geri döndürülür durumda olması gerekmektedir. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) ile yapılan, pankreasda insülin üreten hücrelerin canlılığının ve üretkenliğinin arttırılmasıdır. Bu durumun gerçekleşmesi adına uyarılmaya yetecek bir potansiyelin olup olmadı incelenmektedir. Uzun yıllar bunun için beklendiğinde veya insülin uygulamasında senelerce uzak durulduğunda bu potansiyel yüksek miktarda azalabilmektedir.Şeker hastalığı teşhisi konulduktan kısa biz zaman sonra insülin alımına başlayan kişilerin büyük bir genelinde, 10 yıldan sonra dahi, şeker operasyonu için yeterli rezervlerinin hala olabildiği görülür. Bu sebeple operasyona uygunluk için kiriterler bulunmamaktadır. Her hasta, kendi koşulları içinde değerlendirmek ve doğru hastayı seçmek başarıya giden ilk adımdır. Uygulanan ve bilinen ilaç ve insülin tedavilerinin, kan şekerinin kontrolünde ve uzun dönemli organ hasarı sebebiyle gerçekleşen ölümler için önlem olması açısından başarıları çok fazla olmamaktadır. Bugün kalp krizine bağlı ölümlerin %50′lik bir oranından fazlası şeker hastalığı yüzünden oluşan problemler sebebiyle olur. Şeker hastalığı sebebiyle gerçekleşen damar hasarı sebebiyle, özellikle diyabetik ayak yaraları ve geçmeyen ülserler sebebiyle yaşam kalitesi ve konforu çok düşürmektedir. Böbrek yetersizliği dolayısıyla diyaliz tedavisi uygulanan her 10 hastanın 6′sı yalnızca şeker hastalığı iyi kontrol altına alınmadığı sebebiyle yaşam boyu diyalize ile yaşamak zorunda kalmaktadır. Şeker hastalığı bir çok hastada daha fark edilmeden önce, hastanın gözünün retina tabakasında hasar oluşturmaktadır. Bütün Dünya ülkelerinde tedavi sayesinde engellenebilir körlüğün en yaygın sebebi şeker hastalığıdır.Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon), bu problemlerin tümünü şüpheye mahal vermeden kontrol altına alır. Kararı asla şeker hastalığına sahip bireye bırakmaz. Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) ardından metabolizma hızla değişir ve normale döner.Şeker Hastalığı Ameliyatı (İleal İnterpozisyon) bilinen tüm tedavilerden daha etkilidir. Şeker hastalığı belirtilerini yok eder. Şeker hastası kişiye normal bir hayat imkanı ve beslenme düzeni sağlar.
Reklam
3 Boyutlu Yazıcıyla Yeni Yüz Yapıldı
İngiltere'de motosiklet kazasında yaralanan bir gencin yüzü, 3D teknolojisiyle yani üç boyutlu yazıcı kullanılarak yeniden yapıldı. Stephen Power'ın, tedavisinin her aşamasında üç boyutlu yazıcı kullanılan dünyadaki ilk hasta olduğu düşünülüyor. İngiltere'de Swansea kentinde yapılan ameliyatta, kazadan aylar sonra, özel olarak uyarlanmış ve basılmış modeller, plakalar ve implantlar kullanıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Morriston Hastanesi doktorları, Power'ın yeni yüzünü yapmadan önce elmacık kemiklerini yeniden kırdıklarını açıkladılar. Ekip, simetriyi sağlamak için, Power'in kafatasının tomografisini çektiklerini ve üç boyutlu yazıcı ile bastıkları plakaları kullanarak bir modelini oluşturduklarını söyledi. Modelin oluşturulmasından sonra yapılan ameliyat, sekiz saat sürmüş. İngiltere, 3D teknolojisini ameliyatlarda kullanan öncü ülkelerden biri. Daha önce üç boyutlu yazıcı ile doğuştan gelen sorunlar onarılıyordu. Power, 2012'de geçirdiği kazada, kask taktığı halde birden çok darbe ile yaralanmış ve dört ay boyunca hastanede kalmıştı. 29 yaşındaki Power, geçirdiği kazayı şöyle anlatıyor: 'Kazayı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım kazadan 5 dakika öncesi ve birkaç ay sonra hastanede kendime gelişim. Her iki elmacık kemiğimle birlikte, üst çenemi ve burnumu kırmışım. Aynı zamanda kafatasımı çatlatmışım.' Çene ve yüz cerrahı Adrian Sugar, 3D teknolojisi sayesinde estetik ameliyatlarda artık tahmin yürütmeye gerek kalmadığını söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: 'Elde ettiğimiz sonuçlar öncekilerle karşılaştırılacak gibi değil, bugün elde ettiğimiz sonuçlar, daha önce elde ettiklerimizden çok daha ileride.' Sugar, bu yöntemle daha az hata yaptıklarını da vurguluyor: 'Artık herkes tahmin yürüterek ameliyat etmenin yeterince iyi olmadığını düşünüyor.' Daha önce Belçika'da basılan ve tıbbi kullanıma uygun titanyum implantlar kullanılarak kemiklerin yeni şeklini koruması sağlanıyordu. Power, geçirdiği ameliyatın sonuçlarına baktığında, yüzünün kaza önceki haline ne kadar benzediğini gördüğünü ve kendisini dönüşmüş hissettiğini söylüyor. 'Bu ameliyat hayatımı değiştirdi' diyen Power, sözlerine şöyle devam ediyor: 'Ameliyatın ertesi günü uyandığımda, yarattığı farkı hemen hissettim.' Ameliyat öncesinde maske kullanan Power, artık özgüvenin arttığını söylüyor: 'Artık kendimi gizlememe gerek kalmayacak. Günlük aktivitelere katılabileceğim, insanlarla buluşabileceğim, sokaklarda yürüyebileceğim ve hatta kamuya açık yerlere gidebileceğim.' Ameliyat, Swansea cerrah ekibi ve Cardiff Metropol Üniversitesi'ndeki bilim insanlarıyla işbirliği yapan 'Ameliyatta Estetik Teknolojileri Merkezi'nin (Cartis) projesiydi. Tasarım mühendisi Sean Peel, bu deneyimin İngiliz Sağlık Hizmetleri'ni üç boyutlu yazıcı kullanmaları konusunda teşvik etmesi gerektiğini söyledi. Peel 'Bu teknoloji oldukça karmaşık bireysel vakalarda, karmaşık ama uzun soluklu bir tasarım süreci olarak kullanılabiliyor. Bir sonraki zaferimiz, bu yöntemin daha yaygın kullanılması. Böylece hem daha ucuza mal edilir hem de tasarım teknikleri gelişir' dedi. Power'ın geçirdiği ameliyat şu anda Londra'daki Bilim Müzesi'nde 'Üçboyutlu Basım: Gelecek' ismiyle sergileniyor.BBC
Gerçek  Işın Kılıcı
Bilimkurgu tarihinin en popüler silahı nedir diye sorsak kimsenin hararetli bir tartışma içine gireceğini sanmıyoruz. Kabzasından yayılan saf enerji ile hemen her türlü maddeyi rahatlıkla kesebilen, üzerine gelen atışları ateş edene geri yansıtabilen, farklı renkleri ve sahibinin tarzına uygun tasarımıyla kişilik kazanan ışın kılıçları Jedi'lar ve Sith'ler arasındaki düellolarla ve bu esnada çıkardığı vızıltıyla hepimizin aklına kazınmıştır.Işın kılıcı, isminde 'Star Wars' geçen çoğu oyunda bir şekilde boy gösterir. Doğrudan bir Jedi'ı yönetebildiğimiz Jedi Knight , Knights of the Old Republic ve The Force Unleashed gibi serilerde ön plandadır, hatta bu oyunlar yer yer ışın kılıçlarının geçmişine ve üretimine dair bilgiler de içerir. Popüler bir evrenin popüler bir silahı olması nedeniyle kimi zaman Soul Calibur IV gibi oyunlara da misafir olmuştur. Ayrıca benzer silahlar başka evrenlerde de (örn. No More Heroes serisindeki Beam Katana, Gundam oyunlarındaki Beam Saber) bir çeşit enerji kılıcı olarak yer alır.Evimizin bir köşesinde duran, yoksa da almak istediğimiz oyuncakları saymazsak (bizim ofiste şu an ışın kılıcı saplı bir şemsiye bile var) bugüne dek gerçek bir ışın kılıcı görebilmiş değiliz. Ne dersiniz, günün birinde onu elimize alıp önümüze geleni doğrayabilecek miyiz?Işın kılıçlarının nasıl çalıştığı çeşitli Star Wars kaynaklarında detaylı olarak ele alınmıştır. Young Jedi Knights serisinin Lightsabers kitabında Luke Skywalker öğrencilerine işin temelini şöyle anlatır:'Her ışın kılıcında standart bir güç kaynağı bulunur ki bu kaynak, küçük blaster'lar ve hatta glowpanel'lardakinin aynısıdır. Uzun süre dayanır, zira bir Jedi ışın kılıcını nadiren kullanmalıdır. Temel parçalardan biri de odaklama kristalidir. En güçlü ve en çok rağbet gören cevher Kaiburr kristalidir. Ancak ışın kılıcının tasarımı o kadar esnektir ki neredeyse her çeşit kristal kullanılabilir.'Eğer biz de her şeyi kesen bir ışın kılıcı üretmek istiyorsak bunun için çok güçlü bir enerji kaynağına ihtiyaç duyacağımız kesin. Böyle bir bataryayı bir kılıcın kabzasına sıkıştırmanın yoluysa nanoteknolojiden geçiyor. Saç telinizden yirmi bin kat daha ince olan karbon nanotüplerden trilyonlarcasını üretip kabzaya yerleştirmek ve taşıdıkları yükten faydalanmak mümkün olabilir. Diğer yandan Star Wars evreninde de ışın kılıçları ilk başta kullanıcının beline bağlı ek bir güç kaynağı gerektiriyordu ve buna rağmen aşırı ısınma nedeniyle çok kısa bir süre kullanılabiliyordu. Adı Protosaber olan bu cihazlar, yeni güç kaynaklarının üretilmesiyle tarihe karıştılar. Benzer bir teknolojik atlamayı biz de beklersek ayıp olmaz diye düşünüyoruz.İşin 'kesme' kısmına gelecek olursak, halihazırda bu amaçla kullanılan iki teknolojiden, lazerden veya plazmadan faydalanabiliriz. Maddenin dördüncü hali olarak bilinen plazmayı kılıcımızda kullanmanın bir dezavantajı, üreteceği yüksek ısı. Önlem olarak günümüzde uzay araçlarını atmosfere girişte oluşan ısınmaya karşı koruyan seramik malzemeden faydalanabiliriz. Hayalimizdeki ışın kılıcı tanımına tam olarak uymuyor, ama başlangıç için neden olmasın?Nereden bakarsanız bakın lazer hem daha havalı, hem de işin içine kristal sokma şansımız var. Fakat burada da karşımıza yine şöyle bir sorun çıkıyor: Işığı oluşturan fotonlar herhangi bir kütleye sahip olmadığı gibi birbiriyle etkileşime de girmiyor. Dolayısıyla, yaptığımız ışın kılıçlarını birbirine tokuşturmak mümkün değil. Işığı kılıç uzunluğu kadar mesafede durduramamak da cabası. Kimse elindeki kılıçtan çıkan ışın ta fezaya uzansın istemez.Ancak bu konuda tamamen ümitsiz değiliz. Eylül ayında Nature dergisinde yayımlanan bir makaleye göre Harvard ve MIT'deki bilim insanları şimdiye dek yalnızca teoride mümkün kabul edilen, maddenin yeni bir halini gerçeğe dönüştürmeyi başarmış. Işığın doğasına dair bugüne dek bilinenlerin aksine, sanki kütlesi varmış gibi hareket etmeye, hatta birbirine bağlanıp moleküller oluşturmaya başlamış. Buradaki '-mış gibi' kısmı önemli, ama yine de bizim için yeterli. Ekipten Prof. Mikhail Lukin şöyle diyor:'Bunu ışın kılıçlarıyla karşılaştırmak hiç de yersiz olmayacaktır. Fotonlar birbiriyle etkileşime girdiğinde, birbirini itip başka yöne doğrultabilir. Bu moleküllerde gerçekleşen fizik olayı, filmlerde gördüğümüze benziyor.'Star Wars evrenindeki gibi bir ışın kılıcı üretmek en azından önümüzdeki on yıl içinde mümkün görünmese de, umut var.
Ölümü Bilen Test
Bilim insaları geliştirdikleri bir kan testi sayesinde bir kişinin beş yıl içinde ölüp ölmeyeceğini tespit edebiliyor. Finlandiya ve Estonyalı araştırmacılar, kişinin 5 sene içinde ölme ihtimalini öngören bir test keşfetti. Araştırmacılar, kandaki 4 değerin belirleyici olduğunu söylüyor. Araştırmada, sağlık sorunu olmayan 17 bin kişinin kanlarındaki yüz değişik biyomoleküle bakıldı. Kişilerin sağlık durumları 5 yıl süresince takip edildi. Takip boyunca bu kişilerden aşağı yukarı 700′ü kalp ve kanser de dahil çeşitli hastalıklar sebebiyle yaşamını yitirdi. Ölenlerin hepsinde dört değerin benzer düzeyde olduğu saptandı. Bu göstergeler albumin, alfa-1 asit glikoprotein, sitrat ve düşük yoğunluklu lipoprotein....haber kaynağı: 365haber.org/sağlık-haberleri
Reklam
İşte Mustafa Sarıgül'ün 'İstanbul' Projeleri
CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, İstanbul için hazırladığı 200 projeden 28'ini kamuoyuyla paylaştı.CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, İstanbul için hazırladığı projeleri açıkladı. Bütün projelerin bilim kurulu üyelerine danıştıklarını ifade eden Mustafa Sarıgül, hukuk ve bilim öncülüğünde yapılamayan hiçbir projeyi kabul etmediklerini söyledi. Yerel seçimlere kısa bir süre kaldığını ifade eden Mustafa Sarıgül, 'Burada size sunacağımız projeler yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ürünü. İstanbul'un tüm sorunlarını değerli bilim insanlarıyla, uzmanlarla masaya yatırdık. Yaklaşık 200 proje oluşturduk. Bunlar arasından 28 projeyi sizlere sunuyoruz. Tüm projeler bizim fikir önerilerimizdir. Proje önerilerimiz, 30 Mart'tan sonra, ilgili STK'lar, akademisyenler, siyasi partilerin temsilcileri ve yurttaşlarımızın görüşleri alınarak ve proje yarışmaları düzenlenerek, tasarlanacak ve hayata geçirilecektir' diye konuştu. 'ÖTEKİSİ OLMAYAN BİR İSTANBUL İÇİN GELİYORUZ' Hazırladıkları projelerin tamamının bilim ve hukukun öncülüğünde hazırlandoğını ifade eden Sarıgül şunları söyledi; 'Tam 20 yıldır aynı anlayış İstanbul'u yönetiyor. 20 yıl sonra gelinen yer maalesef şudur: Dünyada yaşanabilir kentler sıralamasında 109. sıradayız. 20 yıl oldu, artık yoruldular, toplumu da yordular. İstanbul yeni bir ses, yeni bir nefes, yeni bir enerji arıyor. Hiç kimse merak etmesin; İstanbul değişime hazırdır! Ötekisi olmayan bir İstanbul için geliyoruz. Yaptıklarına teşekkür ederiz, biz daha iyisini yapacağız. 30 Mart'tan itibaren İstanbul'da 'benim doğrularım' dönemi bitecek, 'kentin doğruları' dönemi başlayacak. Kin, nefret, sevgisizlik dönemi bitecek, sevgi, barış, dostluk dönemi başlayacak. Asla ötekimiz olmayacak; yurttaşlarımızın yüzde yüzünü kucaklayacağız. 30 Mart'tan itibaren İstanbul'da adamı olanın değil, hak edenin işini yapacağız. Bireylerin değil, toplumun çıkarına hizmet edeceğiz. Doğanın, bilimin, hukukun onaylamadığı, halkın yararına olmayan hiçbir projeye imza atmayacağız.' 'İSTANBUL'DA PLANLI GELİŞİM DÖNEMİ BAŞLAYACAK' 'İstanbul'da planlı gelişim dönemini başlatacağız' diyen Mustafa Sarıgül, 'Tüm fiziksel, sosyal, ekonomik planları güncelleyeceğiz. Artık her uygulama planlı olacak. İstanbul'umuzun suyunu, havasını, denizini, toprağını, yeşilini, ormanını, kimliğini, kültürünü, tarihi dokusunu en iyi şekilde koruyacağız ve geleceğe taşıyacağız. İstanbul'un çevre değerlerine sahip çıkacağız. Kuzey ormanlarını, su havzalarını, tarım alanlarını koruyacağız. Önümüzde ciddi bir su problemi var. Planlanan barajları mutlaka yapacağız. Ayrıca deniz suyundan kullanım suyu elde edilmesi için gerekli etütleri hemen başlatacağız' dedi. 'KENTSEL DÖNÜŞÜM' DEĞİL, 'KENTSEL GELİŞİM' Kentsel dönüşümü kentsel gelişim olarak adlandırdıklarını belirten Mustafa Sarıgül, 'Kentsel dönüşümü yıkım ve mutsuzluk olmaktan çıkaracağız. Kentsel dönüşüm değil, kentsel gelişim diyoruz. Kentsel gelişimde yurttaşlarımızın tüm haklarını koruyacağız. Tapu ve 2-B'den kaynaklanan sorunları mutlaka çözeceğiz. Hiç kimse mağdur olmayacak. İstanbul ortaklığı projemizle, toplumsal mutabakata dayalı doğru ve yerinde dönüşüm sağlayacağız. Kesinlikle yüreklerde deprem korkusu kalmayacak. Binalarımızı güçlendireceğiz. İstanbul'umuzu depreme karşı hazırlıklı hale getireceğiz' şeklinde konuştu. 'RAYLI SİSTEMİN PAYINI YÜZDE 50'YE ÇIKARACAĞIZ' Mevcut yönetimin ulaşımda 5 katrilyon harcadığını fakat ulaşım problemini çözemediğini ifade eden Sarıgül, 'İstanbul'da ulaşım bugünkü gibi plansız projelerle çözülemez. Çözüm; daha fazla, daha konforlu, daha hızlı entegre toplu taşımadır ve bu, imkansız değildir! Öncelikle ulaşım ana planını güncelleyeceğiz. Ulaşımda da her şey planlı olacak. Ulaşımı tek elden yöneteceğiz. İstanbul'un ulaşımında metroya ve raylı sisteme öncelik vereceğiz. Raylı sistemin toplu ulaşımdaki payı yüzde 20. Oysa dünya metropollerinde bu oran yüzde 70 ile 90 arasında. 20 yılda, İstanbul'da yapılan metro 68 kilomtere. Oysa, Şangay'da 18 yılda 437 kilometre, Yeni Delhi'de 10 yılda 190 kilometre metro yapılabildi. Biz, raylı sistemin payını hızla yüzde 50'ye çıkaracağız' ifadelerini kullandı. 'İSTANBUL'A DENİZDEN BAKACAĞIZ' 'İstanbul'a denizden bakacağız' diyen Sarıgül, deniz ulaşımını güçlendireceklerini belirterek, 'Deniz ulaşımının toplu ulaşımdaki payını yüzde 4'ten yüzde 10'a çıkaracağız. Toplu ulaşım ağını büyük otoparklar ve aktarma merkezleriyle birbirine bağlayacağız. Özel taşımacıların gücünden daha etkin yararlanacağız. Bütün bu önlemlerle, İstanbul'da trafik çilesine kademeli olarak son vereceğiz' dedi. İstanbul'da atık suların yüzde 72'si arıtılmadan denize verildiğini ifade eden Mustafa Sarıgül, 'İSKİ kayıtlarında bu açıkça görülüyor. Biz, bu ayıba son vereceğiz. İleri biyolojik arıtma sistemlerini mutlaka hayata geçireceğiz. Yenilenebilir enerji önemli. İBB olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kendi elektriğimizi kendimiz üreteceğiz. Bu yolla, İBB'nin elektrik maliyetini azaltacağız. Bu kaynağı sosyal projelere aktaracağız' şeklinde konuştu. '2 BÜYÜK KENT PARKI YAPILACAK' İstanbul'da yeşil alanlara öncelik vereceklerini dile getiren Mustafa Sarıgül, 'Aktif yeşil alanlarımız çok az. Kişi başı aktif yeşil alan, New York'ta 29 metrekare, Londra'da 27 metrekare, Stockholm'de 87 metrekare, İstanbul'da ise 2 metrekarenin altında. Yeni parklar ve aktif yeşil alanlar oluşturarak, İstanbul'umuza nefes aldıracağız. Anadolu yakasında, İçerenköy'deki hal arazisi ile Avrupa yakasında, 4. Levent-Maslak arasındaki golf kulübü arazisini dünya ölçeğinde kent parkı yapacağız. Tüm ilçelerde parkları, aktif yeşil alanları yaygınlaştıracağız' diye konuştu. Bisiklet yollarını yapacaklarını da sözlerine ekleyen Mustafa Sarıgül, 'İstanbul'umuzun, mümkün olan her noktasında, kesintisiz yaya ve bisiklet yollarına önem vereceğiz. İlk örnek olarak, Eminönü ile harbiye arasını, kesintisiz bir yaya yolu olarak düzenleyeceğiz' dedi. 'İSTANBUL, KÜLTÜR VE TURİZMİN BAŞKENTİ OLACAK' İstanbul'u kültür ve turizm başkenti; bir dünya markası yapacağını ifade eden Mustafa Sarıgül, 'İstanbul'u dünya turizminin göz bebeği haline getireceğiz. İstanbul'un tarihi ve doğal zenginliklerini turizmle daha çok buluşturacağız. Turizm alt yapısını geliştireceğiz. Anadolu çok önemli yakasına bir kongre merkezi yapacağız. Kruvaziyer liman projesini tamamlayacağız. İstanbul'u festivaller şehri haline getireceğiz. İstanbul'u dünyada çok daha etkin şekilde tanıtacağız. İstanbul'u Londra'yla, Paris'le yarıştıracağız. Hedefimiz bugün 10 milyon olan turist sayısını 25 milyona çıkarmak; İstanbul'un turizm gelirlerini hızla artırmaktır. İnanıyorum ki; İstanbul'da turizm şahlandığı zaman, işsizlik de azalacaktır' dedi. Tarihi yarımadanın önemine vurgu yapan Mustafa Sarıgül, 'Tarihi yarımada İstanbul'un en büyük hazinesi yatmaktadır. Ne yazık ki, bu hazine sahipsizdir, bakımsızdır. Tarihi yarımadayı, bir bütün olarak ele alacağız. Evrensel koruma kültürü ilkelerine uygun olarak, şanına yakışır hale getireceğiz. Bu çalışmalarla, tarihi yarımadayı açık bir müze kent haline gelecektir. Haliç'i, Eyüp Sultan odaklı, bir doğa ve kültür vadisi haline getireceğiz. Eyüp Sultan'da inanç turizmini öne çıkaracağız. Haliç Vadisi, İstanbul'un yeni cazibe merkezi olacak. UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Yedikule ve fetih surlarını restore ederek turizme kazandıracağız. İstanbul'un tarihi hanlarını aslına uygun şekle getireceğiz' diye konuştu. 'GEZİ PARKI, PARK OLARAK KALACAK' Meydanların kentler için önemli olduğuna dikkat çeken Sarıgül, 'İstanbul'un tarihi meydanları, yanlış mimari uygulamalarla tarihi kimliğinden uzaklaştırılıyor. Meydanlar kentlerin yüzüdür. Yurttaşların buluşma alanıdır. Demokrasi, özgürlük, kültür-sanat mekanlarıdır. Proje yarışmalarıyla, İstanbul'umuzun 6 ana meydanını yeniden düzenleyeceğiz. Bu meydanlar, Taksim, Kadıköy, Üsküdar, Aksaray, Beyazıt, Beşiktaş meydanlarıdır. Gezi parkı ise, park olarak kalacak. Ayrıca, 39 ilçede 39 yaşam meydanı yapacağız. İstanbul beton meydanlara değil, demokrasi, özgürlük, kültür ve sanat meydanlarına sahip olacak. İstanbul'un her ilçesinde, ilçenin ve bölgenin özelliklerini de gözeterek, Abdi İpekçi Caddesi benzeri İstanbul'da marka caddeler yapacağız' şeklinde konuştu. AKM, HİZMETE AÇILACAK Kültür merkezlerinin sayısını arttıracaklarını ifade eden Mustafa Sarıgül, 'İstanbul'a 3 büyük kültür merkezi kazandıracağız. Öncelikle Atatürk Kültür Merkezi'ni hızla onaracağız ve İstanbul'un hizmetine sokacağız. Kadıköy'de bir su kenarı yapısı olarak simge bir opera binası yapacağız. Tepebaşı'nda da İstanbul'a yakışır bir konser salonu yapacağız. Ayrıca, 39 ilçede kültür-sanat merkezleri yapacağız. İstanbul müzeler açısından da yetersiz bir noktada. Öncelikle, var olan müzelerimizi destekleyeceğiz, geliştireceğiz. Ayrıca Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarını, çevreleriyle birlikte değerlendirerek, proje yarışmasıyla, dünya çapında iki kent müzesi haline getireceğiz' diye konuştu. 'İSTANBUL'A OLİMPİYATLARI KAZANDIRACAĞIZ' Amatör spor kulüplerini destekleyeceğini dile getiren Sarıgül, 'Bin 600 tane spor kulübü var. Sporcu fabrikaları açacağım. Olimpiyat stadını, yeni tesislerle bir olimpik park haline getireceğiz. Geleceğin şampiyonları İstanbul'da yetişecek. Olimpiyatları İstanbul'a kazandıracağız. Arda hariç o rakamı bir ardada yakalayamıyoruz. Çocuklarımız için her hafta sonu ücretsiz tiyatro ve sinema gösteriminden ücretsiz yaralanacak. İstanbul'un her ilçesinde organik pazarlar kuracağız' ifadelerini kullandı.'İSTANBUL'A HAYVAN KÖYÜ KURULACAK' İstanbul'un iki yakasına iki hayvan yaşam köyü kuracaklarını ifade eden Sarıgül, 'Kısırlaştır, sahiplendir' projesini de etkin olarak hayata geçireceğiz. Sinema endüstrisi için doğal çekim platoları kuracağız. Film stüdyolarını kurulmasını teşvik edeceğiz. İstanbul doğal çekim platoları, dünya sinemasının yeni cazibe merkezi haline gelecek. Hollyvoda rakip film stüdyolarını hayata geçireceğiz. Yüzlerce oyuncu buraya gelecek İstanbulun tanıtımına katkı bulunacak' dedi. İHA
Roketsan 'Cirit'i Avrupa'da Görücüye Çıkaracak
Roketsan tarafından geliştirilen, sabit ve hareketli hedeflere karşı yüksek hassasiyet ile sınıfının en uzun menzilli füzesi olan 'CİRİT' Avrupa'da görücüye çıkacak. Roketsan Genel Müdürü Selçuk Yaşar, sabit ve hareketli hedeflere karşı yüksek hassasiyet ile sınıfının en uzun menzilli füzesi olan CİRİT'in mayıs ayında Almanya'da düzenlenecek bir fuarla Avrupa'da tanıtılacağını belirterek, 'CİRİT'in başarısını Avrupa ülkelerine taşımak istiyoruz. CİRİT, Avrupa'da görücüye çıkacak, büyük bir lansman olacak' dedi. Son yıllarda büyük bir atılım gerçekleştiren Roketsan ve Türk savunma sanayisi ürünleri hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Roketsan Genel Müdürü Yaşar, hafif zırhlı/zırhsız sabit ve hareketli hedeflere karşı yüksek hassasiyet ile sınıfının en uzun menzilli füzesi olan CİRİT'in Avrupa'da görücüye çıkacağını söyledi. CİRİT'in Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki kalifikasyonunun tamamlandığını ifade eden Yaşar, 'Çok başarılı sonuçlar alındı. 2013 başında 190 milyon dolarlık bir ihracatımız olmuştu. Bu başarılı bir sonuçla, Birleşik Arap Emirlikleriyle ilişkilerimizin giderek daha da artacağını düşünüyoruz. Zaten CİRİT füzemiz oradaki 4'üncü projemiz' diye konuştu. Yaşar, CİRİT füzesine gösterilen ilgiden dolayı memnuniyet duyduklarını dile getirerek, füzenin Birleşik Arap Emirlikleri'ne, Orta Doğu bölgesine ve Türkiye ile dost ülkelere ihracat şansının giderek arttığını, uzun vadede de bu potansiyellerini güçlendirmek istediklerini vurguladı. İhracat pazarlarının giderek çeşitliğine dikkati çeken Yaşar, şunları kaydetti: 'Avrupa'daki helikopter üreticileriyle çalışıyoruz. Mayıs ayında Almanya'da Türkiye'nin de katılacağı çok büyük bir fuar gerçekleştirilecek. Burada CİRİT füzeminizin başarısını Avrupa ülkelerine taşımak istiyoruz. Avrupa'nın da önemli helikopter üreticileri var. Bunların ihraç ettiği ülkelere CİRİT'in helikopter üzerinden başarıyla atılabilen bir sistem olması dolayısıyla, helikopter üreticileriyle işbirliği yapıp 3. ülkelere füzemizi pazarlama hedefimiz var. Gayet de olumlu ilerliyoruz. CİRİT, Avrupa'da görücüye çıkacak, büyük bir lansman olacak.' CİRİT füzesinin özellikleri Roketsan tarafından tasarlanan 2,75” Lazer Güdümlü CİRİT füzesi, ucuz ve hassasiyeti düşük güdümsüz roketler ile yüksek maliyetli güdümlü Anti-Tank füzeleri arasındaki boşluğu doldurmak amacıyla tasarlandı. CİRİT, Roketsan tarafından geliştirilmiş olan standart CİRİT POD'undan ve Akıllı POD'dan atılabiliyor. Akıllı POD, sahip olduğu platform ile iki yönlü veri iletişimi ve envanter bilgisi sağlama özellikleri ile CİRİT füzesinin etkinliğini arttırmaktadır. CİRİT, yükleme ve boşaltmayı kolaylaştıran tüp komplesi içerisinde bulunuyor. Füze, aerodinamik yapısı ve kompozit katı yakıtlı motoru sayesinde, klasik 2,75” füzelere göre, 8 kilometre ile sınıfının en uzun menziline sahip. Ayrıca CİRİT füzesi çok maksatlı (Zırh Delici, Anti-Personel ve Yangın Çıkarıcı) harp başlığı ile birlikte yüksek infilaklı harp başlığı opsiyonlarını da barındırıyor. Sistem, çeşitli platformlara (Helikopter, insansız hava aracı, kara aracı, sabit platform, hafif saldırı uçağı, deniz platformu) entegre edilebiliyor. Ulusal füze ve roket programlarının öncüsü Roketsan 1988 yılında ulusal füze ve roket programlarında öncü olmak üzere Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla kurulan ROKETSAN, bugün Türkiye savunma sanayinin teknoloji üreten stratejik merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor. Roket ve füze sistemleriyle ülke savunmasına hizmet eden ROKETSAN, özgün ürünleri ve ileri teknolojisi ile yurt içinde ve yurt dışında birçok firmayla çalışıyor. Yapısal, termal, mekanik tasarımlar, iç balistik, güdüm-kontrol, silah sistemleri, aerodinamik, kompozit malzeme, yakıt sistemleri ve harp başlığı teknolojilerinde uzmanlaşmış olan ROKETSAN, ulusal ve uluslararası projelerin güvenilir ortağı olarak görülüyor.veteknoloji
İnalcık: ''Rusya'nın Kırım Hamlesi Türkiye'ye Yönelik Bir Tehdit''
Dünyaca ünlü Türk tarihçi Halil İnalcık, Kırım'ın Rusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlama eşiği olduğunu belirterek, 'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen Rus hakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'a yönelik bir tehdittir' dedi. Aslen Kırım Türk'ü olan İnalcık, Ukrayna'da ortaya çıkan krizin ardından Rusya'nın Kırım Özerk Cumhuriyeti'nde etkisini iyice artırması ve Kırım'da parlamentonun Rusya'ya bağlanma kararı almasına uzanan gelişmelerin tarihsel arka planını değerlendirdi. Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2 bin bilim adamı arasında gösterilen Prof. Dr. Halil İnalcık, Kırım'ın tarih sahnesindeki önemine işaret etti. Kırım'ın 1475'te Fatih Sultan Mehmet döneminde Gedik Ahmet Paşa tarafından fethedildiğini hatırlatan İnalcık, Kırım Hanlığının Osmanlı Devleti ile birleşmesinin, Osmanlı İmparatorluğunun Doğu Avrupa'daki gelişmeleri kontrol etmesini temin ettiğini belirtti. İnalcık, Evliya Çelebi'nin de Kırım Hanlığını, kuzeyden gelen tehlikelere karşı bir 'sedd-i sedid' (sağlam bir duvar) olarak gördüğünü söyledi. TATAR YANLIŞ BİR TERİM, ASIL SÖYLENMESİ GEREKEN KIPÇAK TÜRKÜDÜR Rusya İmparatorluğu'nun, Osmanlı denetimindeki Kırım Türklerini tarih boyunca değişik dönemlerde istila etme ve topraklarına katma girişimlerinde bulunduğuna vurgu yapan İnalcık, Kırım'daki Türkler için Tatar ifadesinin kullanılmasına tepki gösterdi. 'Bir yanlışı düzeltmek istiyorum' diyen İnalcık, şöyle devam etti: 'Tatar ismi Moğolcadır. Doğu Avrupa'ya 1240'larda gelen Moğol ordularında Tatarlar vardı. Buradaki Kırım Hanlığını Osmanlı aldıktan sonra, diğer bölgeler Altınordu Moğol Hanlığına tabiydiler. Moğol devletinin tebası olarak bunlara Tatar denildi. Tatar yanlış bir terimdir, asıl söylenmesi gereken Kıpçak Türkü'dür. Kıpçak Türkü'nün lugatı neşredilmiştir, Kıpçak lehçesi vardır. Tatarlık iddiasında bulunmak Moğolluk iddiasında bulunmaktır. Rusya bunu bildiği için kendi nüfuzunu kurmak istediği bütün Türk illerinde Tatar unvanını kullanır. Bugün Azerilere bile Tatar der, oysa ki Azeriler Anadolu Türkü'dür.' TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA KIRIM MÜCADELESİ Son Moskova knezi ve ilk Rus çarı 'korkunç' lakaplı 4. İvan'ın, Kazan'ı ve bugünkü Polonya'nın bir kısmını alarak Doğu Avrupa'ya hakim olduğunu belirten İnalcık, 'Rus İmparatorluğunun bundan sonra bütün hedefi Kırım Hanlığını da alıp Karadeniz'e girmekti. Kırım Hanlığı, güçlenen Moskova İmparatorluğuna karşı Osmanlı'yı koruyan bir setti. Buna karşın Rus Çarlığı, Kazak denilen grupları Astrahan'dan, Kafkasya'dan, Terek Irmağından gelen, Don Kazaklarını, Terek Kazaklarını, kendi ön kuvvetlerinde kullanarak Osmanlı'nın nüfuz ettiği bölgelere karşı seferlere başladı. Türkiye ile Rusya arasındaki Kırım mücadelesi böyle başlamıştır' diye konuştu. RUSLAR BİZANS'IN VARİSİ İDDİASIYLA İSTANBUL'U İSTEDİ İnalcık, 1774'te sonuçlanan Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Rusların Kırım'ı tekrarlanan akınlarla istila etme girişimlerinin olduğunu ve Küçük Kaynarca Anlaşması ile Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmek için bağımsız hale getirdiğini, 1783'te nüfusunun çoğunluğunun Kıpçak Türklerinin oluşturduğu Kırım'ı işgal ettiğini anlattı.Ünlü tarih profesörü İnalcık, 'Kafkasya dahil olmak üzere bütün Karadeniz sahili Rusya'nın hakimiyeti altına girdi. Rusya, bütün Karadeniz'i hakimiyeti altına alınca eski Bizans'ın varisi olmak iddiası ile İstanbul üzerinde hak iddia etmeye başladı. Böylelikle Karadeniz kuzeyinde de Rusları yerleştirmek, Kırım'ı Rus vilayeti haline getirmek için nüfus politikası güttüler' değerlendirmesini yaptı. KATİL STALİN TÜRKLERİ SÜRGÜNE GÖNDERDİ Sovyetler Birliği zamanında Stalin döneminde de bu uygulamanın devam ettiğini belirten İnalcık, 'Stalin, bir gece Rus kuvvetlerini gönderip, bölgedeki 300 bin Kırım Türkünü, Türk nüfusunu bertaraf etmek için hayvan vagonlarına doldurup Orta Asya'ya, Urallara sürdü' dedi. KIRIM, TÜRKİYE'Yİ TEHDİT ETMEK İÇİN RUSLAŞTIRILDI Kırım'ın Rusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlama eşiği olduğunu ifade eden İnalcık, 'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen, Rus hakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'a yönelik bir tehdittir' dedi.Halil İnalcık, Türkiye'nin bu durumu önlemek için Batı ülkeleri ile ve üyesi olduğu NATO gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliğini devam ettirmesi gerektiğini belirtti. Rusların Kırım'da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60'ını teşkil ettiğine dikkati çeken İnalcık, şunları kaydetti:'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için Ruslaştırılmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım. Sürgünden kaçıp gelen zavallı Kırım Türkleri nispeten çok daha az durumdadırlar. Bizim vatanımızı zorla elimizden alıp Türkiye'yi tehdit etmek için Kırım'ı Ruslaştırmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım. Putin bugün askerini Kırım'a getiriyor ve diyor ki 'Kırım Rus'tur, bizim tebaamızdır'. Bütün hikaye bundan ibarettir.' NEO-AVRASYACILIK TÜRKİYE İÇİN TEHLİKEDİR İnalcık, 'Neo-Avrasyacılık' diye tanımladığı Rusya'nın bugünkü amacına, Kırım'ı kendi kontrolü altına alarak ulaşmaya çalıştığına vurgu yaptı. 'Putin'in tekrar bir Çarlık imparatorluğu kurma teorisi var' diyen İnalcık, şunları söyledi: 'Rus politikasının bugünkü temeli, Avrasyacılık'tır. Bunu 'Neo-Avrasyacılık' diye daha yumuşak hale getirmiştir. Rusya, 'Polonya'dan, Orta Asya'ya kadar olan milletlerin bulunduğu bölge, kültür bakımından Ruslara bağlı idi asırlarca, bunu ihya etmek lazımdır' düşüncesindedir. Avrasyacılık anlayışı, biz kardeşiz, sizi Rusya olarak Avrupa'da ve Asya'da sizi koruyoruz, kültürümüzü yayıyoruz anlayışı Gorbaçov döneminde bitti. Kırgızistan, Türkmenistan, Ukrayna gibi milletler bağımsızlıklarına kavuştu. Putin'in bütün gayreti Avrasyacılık teorisiyle, Rusya hakimiyetini yine bu bölgelerde ihya etmektir. Rus boyunduruğu altında bu milletleri toplamaktır. Neo-Avrasyacılığın neticesi Türkiye için tehlikedir. Putin'in bugün Kırım'a ordularını gönderme sebebi Çarlık Rusya'sını ihya etmektir'. Star
Reklam
Homo Evolution
Kerem Ağralı, son dönem işlerinden oluşan kişisel sergisiyle kendi sanatsal değişiminin içinden Homo Sapiens`in dönüşümüne tanıklık ediyor.Bir varoluş türü olarak Homo Sapiens, modern çağlarda görülen kültür ve teknolojik ilerlemelerle birlikte halen sürmekte olan bir evrim içinde dönüşmeye devam etmekte. Farklı evrim süreçlerinin zamansal olarak yarattığı bu katmanlar, sanatçının doğal yaratım refleksi ve hayalgücüyle gerçeküstü ve fantastik eserler haline geliyor.Aslen heykeltıraşlık öğrenimi almış olan sanatçı bilim-kurgu ve animasyondan, fizik bilimine uzanan geniş ilgi alanının beslediği görsel birikimini, tuval ve heykellerinde figüratif olanı aşarak temsil etmeye çalışıyor. Bilimsel yaklaşımların ortaya koyduğu gerçeklik ve insanın kendi varlığı üzerine daha bütüncül ve sezgisel içgörüsü eserlerindeki evrimsel katmanlar olarak öne çıkıyor.
Devletin Siber Güvenlik Tedbiri: 'Beyaz Hacker'
Devleti koruyacak 'beyaz hackerlar' eğitime başlıyor. Sanayi Bakanı Fikri Işık bu kişilerin sistemdeki açıkları kapatarak devlete hizmet sunacağını söyledi.Akşam'ın haberine göre devleti siber saldırılara karşı 'beyaz hackerlar' koruyacak. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türk Standardları Enstitüsü'nün (TSE) yetiştireceği ve devletin siber güvenliği için çalışma yapacak beyaz hackerların eğitimlerinin mayısta başlayacağını ve bu hackerların en kısa sürede hizmete başlayacağını söyledi. Işık, siber güvenliğin artık devlet güvenliği haline geldiğini, hatta bunu da aşan durumların olduğunu belirtti.   'İYİ KALPLİ' DE DİYEBİLİRİZ Işık, 'Siber saldırılar, sistemlerin çökertilmesi, bilgilerin çalınması gibi pek çok alanda tehditler oluşturuluyor. Burada da olay, hackerların sisteme zarar veren değil de sistemi koruyan hale geçirilmesi. TSE, beyaz hackerlar diyor ama biz iyi kalpli hackerlar da diyebiliriz' dedi.Akşam
Reklam
Antik Kent Üstüne TOKİ Evleri!
İstanbul'da Hitit izlerinin bulunduğu Bathonea Antik Kenti'ni bakanlık ören yerine dönüştürmeyi hedeflerken TOKİ konut yapmak için başvurdu. TOKİ, 1. derece SİT olan bölgeyi de istiyor. Radikal gazetesinden Ömer Erbil’in haberine göre, İstanbul ’da ilk defa Hitit izlerinin bulunduğu Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki Bathonea kazı sonuçlarını görünce araziyi kamulaştırarak ören yeri statüsüne almak istedi. Bu yönde raporlar hazırlandı, bilimsel gerekçeler belirlendi. Bakanlık, İstanbul’un ilk ören yeri için İstanbul Üniversitesi’ne de görüşünü sordu. Üniversite arazinin elinden çıkacağını anlayınca apar topar TOKİ ile anlaşma yolunu seçti. 9 Ocak’ta yapılan protokole göre, TOKİ üniversitenin Çapa ve Cerrahpaşa’daki binalarını yenileyecek, Avcılar’daki kampüste sosyal tesisler yapacak, bunun karşılığında da üniversiteye ait 7 parsele konut inşa edecek. TOKİ, 1. derece arkeolojik SİT alanında konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Koruma Kurulu’na geçen hafta resmen başvurdu. Şimdi kurulun kararı merakla bekleniyor. Neolitik çağ izleri Kocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün , 2006 yılında Küçükçekmece Gölü havzası içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile 2 yıl yüzey araştırması yaptı. Buluntular oldukça ilginçti. Neolitik Dönem hatta Paleolitik Dönem buluntularına bile rastlayınca 2009 yılında bilimsel arkeolojik kazı için bakanlıktan izin aldı. Bu sırada da arazinin SİT dereceleri belirlendi. İlk iki yılık kazılarda önemli buluntular elde edildi. Bölgede sürdürülen yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarında 800.000 yıl öncesinden itibaren tarımın başladığı Neolitik Dönem, Tunç, Demir ve Antik Çağları (Helen, Roma ve Bizans) kapsayıp Osmanlı Dönemi sonlarına ulaşan kesintisiz bir zaman dilimine ait önemli arkeolojik verilerle karşılaşıldı. Bunlar arasında M.Ö. 7000’lerde Avrupa ’ya tarımın İstanbul üzerinden ulaştığını kanıtlayan çakmak taşından tarım aletleri, günümüzden 2700-2600 yıl öncesine ait iki antik liman ve dünyada keşfi yapılan üçüncü antik fener, Hititlere ait olduğu düşünülen 2 adet yapı adak heykelciği ile yine Hitit dönemi pişmiş toprak eserler, antik Roma yolları, Bizans sarnıcı, bazilika kalıntıları, yeraltı su kanalları bölgenin önemini ortaya çıkardı. Kazı, her geçen yıl daha da iyi sonuçlar vermeye başladı. Dünyanın en önemli 10 kazısı arasına giren Bathonea kazıları özellikle 2013 yılı kazı sezonunda arkeoloji dünyasının tüm dikkatlerini üzerine çekmeyi başardı.Öte yandan, Arazide İstanbul Üniversitesi bilimsel tarım uygulamaları yapıyordu. Üniversite kendisine ait 3. derece arkeolojik SİT alanında tekno-park yapmak istedi. Bu nedenle 1 No’lu Koruma Kurulu’na müracaat edilerek yaklaşık 200 hektarlık 4434, 4435, 5955, 5951 numaralı parseller 2010 yılında SİT’ten çıkarıldı. Çünkü arazinin bir tarafı 3. derece SİT alanıyken diğer tarafı 1. derece SİT alanıydı. Şimdi bu araziler konut yapımı için TOKİ’ye devredildi. İstanbul tarihine ayna 2013 yılı kazılarında ortaya çıkan bilimsel veriler Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Valiliği’ni de heyecanlandırdı. Bakanlık bölgenin ören yeri olması için uzmanlara rapor hazırlattı. İstanbul’un ikinci tarihi yarımadası olarak yeni bir turizm çekim merkezi olması planlandı. Efes, Troya, Bergama gibi ören yeri statüsü kazandırılarak bir yandan turistlerin bu bölgeyi ziyaret etmesi düşünülürken diğer yandan İstanbul’un karanlıkta kalmış dönemlerini açığa çıkarmak amacıyla bilimsel arkeolojik kazıların sürdürülmesi hedeflendi. İÜ apar topar devretti Bakanlık kamulaştırma yapmak için İstanbul Üniversitesi’ne geçen yıl sonunda görüşünü sordu. İstanbul Üniversitesi arazinin elinden çıkacağını anlayınca görüş bildirmek yerine apar topar TOKİ ile anlaşma yoluna gitti. 9 Ocak 2014’te üniversite ile TOKİ arasında protokol imzalandı. Bu protokole göre ‘‘İstanbul Üniversitesi’nin faaliyetlerini yürüttüğü Cerrahpaşa, Çapa ve Avcılar yerleşkelerindeki eğitim-öğretim ve hizmet binaları ile tescilli yapıların olası deprem risklerinin ortadan kaldırılması, modern tesislerde eğitim-öğretim hizmetleri ile diğer hizmetlerini sürdürebilmesinin temini için bu alanlarda eğitim-öğretim, sağlık, araştırma ve çevre düzenlemesinin yapılması ve inşa edilecek bu tesislerin finansmanının da üniversitenin atıl durumda olan Halkalı ve Avcılar’daki taşınmazları üzerinde proje gerçekleştirilmesi suretiyle mahsuplaşılmıştır.’’ Yerleşime uygun değil Yüzyıllardır göl kıyısı ve havza içinde yerleşen birçok medeniyete ait yapıların, yaklaşık 300 yılda bir depremlerle birçok kere yıkıldığı ve bölgenin bu nedenle terk edildiği arkeolojik kazı çalışmalarında bilimsel olarak ortaya konmuştu. Jeolojik açıdan yerleşmeye uygun olmayan bu alanın TOKİ tarafından yerleşime açılmak istenmesi de başka bir tezat oluşturdu. Diğer yandan TOKİ’nin konut yapmak istediği 4440, 4441 ve 4450 numaralı parseller ise 1. derece arkeolojik SİT alanı içinde kalıyor. 2863 sayılı yasa SİT alanlarında inşaat izni vermiyor. Aynı zamanda bu parsellerde Bathonea bilimsel kazıları devam ediyor. Ancak TOKİ tüm bunlar yokmuşçasına bu parsellerde konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na müracaat etti. Aynı zamanda da Küçükçekmece ve Avcılar Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yazı gönderip görüşlerini sordu. Üniversite ile yapılan protokolün hatırlatıldığı yazıda şöyle denildi: ‘‘İstanbul Üniversitesi mülkiyetinde bulunan Avcılar ilçesi Tahtakale Mahallesi 4434, 4435, 4440, 4441, 4450, 5951 ve 5955 nolu parseller ile Küçükçekmece Halkalı Mahallesi 4651 nolu parselleri kapsayan alanlara yönelik hazırlanacak imar planı çalışmalarına altlık teşkil etmek üzere meri imar planları ile görüşlerinizi, projelerinizi, ileriye dönük planlarımızı idaremize bildirin.” Ömer Erbil | Radikal Kaynak: T24
13 Yaşındaki Çocuk Nükleer Füzyon Reaktörü İnşa Etti
Bir düşünün, 13 yaşındayken neler yapıyordunuz? Birçok şeyi yapmış olabilirsiniz ancak tahmin ediyoruz ki bir nükleer füzyon reaktörü inşa etmediniz. Ancak İngiltere'nin Preston şehrinde yaşayan Jamie Edwards yaşındaki bir çocuk bunu başardı ve dünyada füzyon reaktörü üreten en genç kişi oldu. Genç dahi Jamie Edwards , yaptığı reaktörle, 2 hidrojen atomunu çarpıştırarak, 1 helyum atomu üretmeyi başardı. Öte yandan Edwards'ı bu çalışma içerisine iten ise geçtiğimiz yıllarda bu rekorun önceki sahibi olan Tyler Wilson olmuş. Wilson bu işlemi 14 yaşında iken gerçekleştirmişti. Bu rekoru kırmak isteyen Edwards ise ilk olarak okul müdürünü gerekli bütçe için ikna etmek zorunda kalmış. Bunu başardıktan sonra ise yaklaşık 5 ay boyunca üzerinde uğraştığı reaktörü sonunda inşa etmiş. Ayrıca geleceğin enerji kaynağı olarak görülen füzyon reaktörü , birçok laboratuvarlarda geliştirilmeye çalışılıyor. Teoride reaktör, çok az israfla bol miktarda enerji sağlayabiliyor.teknokulis
Avrupa'nın 'En Büyük Dinozoru' Bulundu
Portekizli bilim insanları, bir uçurumdan çıkarılan dinozor fosillerinin Avrupa kıtasının en büyük canlısına ait olduğuna inanıyor. Torvosaurus gurneyi adlı dinozorun fosilleşmiş kemikleri başkent Lizbon'un kuzeyindeki Praia da Vermelha'daki bir uçurumda bulundu. 10 metre uzunluğunda ve 4-5 ton ağırlığında olan bu yırtıcı canavarla ilgili bilgiler Plos One dergisinde yayımlandı. Kısa ön ve uzun arka bacaklara sahip olan bu etobur dinozorun 150 milyon yıl önce geç Jura devrinde yaşadığı düşünülüyor. Lizbon'daki New University'den Profesör Octavio Mateus, herkesin Tyrannosaurus rex dinozorunu tanıdığını, fakat Torvosaurus gurneyi türü dinozorun farklı döneme ait olduğunu vurguluyor. T. rex 'in tebeşir dönemi olarak da bilinen Kretas döneminde yaşadığını belirten Mateus, 'Bu dinozor ise Jura dönemine ait. Dönem farkı 80 milyon yıl gibi çarpıcı bir rakam. Yani T. rex yeryüzünde dolaşırken Torvosaurus fosil halindeydi.' dedi. Araştırmacılar Portekiz'in fosil bakımından zengin Lourinha kayalarında Torvosaurus 'a ait çok sayıda kemik buldu. Bulunan örnekler arasında yumurta ve embriyolara da rastlanıyor. Dinozorun tarihteki yerine oturtulmasını sağlayan bulgu üst çene kemiklerinde ortaya çıktı. Portekiz'de bulunan dinozor, Kuzey Amerika'da varlığı bilinen Torvosaurus 'un 'kuzeni' olarak değerlendiriliyor. Bu da her iki canlının çok eskiden, Atlantik Okyanusu ortaya çıkmadan önce aynı ortak atadan geldiğini gösteriyor. Araştırmayı kaleme alan Christophe Hendrickx, '150 milyon yıl önce Portekiz Kuzey Amerika'dan ayrılmış, yani türleşme mekanizmaları devreye girebilecek durumdaydı. Avrupa'da Torvosaurus 'un bu yeni türünü bulmamız bu nedene dayanıyor.' dedi. T. gurneyi 'nin en önemli özelliklerinden biri 10 cm uzunluğundaki keskin dişleri. Bu özellik beslenme zincirinde en üst sıralarda olduğunun işareti olarak değerlendiriliyor. Bu dinozorların yaşadığı sıralar İber Yarımadası'nda kaplumbağalar, timsahlar, uçan sürüngenler ve küçük memelilerin bulunduğu ve tropik bitki örtüsünün olduğu düşünülüyor. Torvosaurus Avrupa açısından rekor düzeyde büyük olmakla birlikte dünyanın başka bölgelerinde Kretas dönemine ait çok daha büyük dinozor türleri bulunuyor. Avrupa'daki en büyük bilinen otobur dinozorun ise İspanya'da bulunan ve 40 ton ağırlığa sahip sauropod olduğu düşünülüyor. BBC
Asya'da Yeni Bir Kuş Türü Keşfedildi
Bilim insanları, türünün yalnızca tek bir örneği olan yeni bir kuş familyası keşfetti. Tüneyen ötücü kuşlardan serçe familyasını inceleyen araştırmacılar, hayat ağaçlarında 10 farklı dal tespit etti. Uzmanlar, çalıkuşu ve diğer ötücü kuşlara benzeyen yeni kuş türünün 'Elachura' olarak tanımlanmasını tavsiye ediyor. Araştırma, Biyoloji Mektupları (Biology Letters) adlı dergide yayımlandı. İsveç Uppsala Üniversitesi Ziraat Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Per Alstrom, “Türünün tek örneği olan bu kuş, en büyük grup olan tüneyen kuşlar içinde yaşayan en eski temsilci. Bu familya dünyadaki 10 bin 500 kuş türünü yüzde 36’sını kapsıyor” dedi. Araştırmayı Uppsala Üniversitesi ve Çin Bilim Akademisi ortak yürüttü. Daha önce Spelaeornis formosus, olarak bilinen Elachura formosa , Himalayalar’dan Çin’in güneyine kadar uzanan bölgede tüneyen ötücü kuşların küçük bir türü. Prof. Alstrom bu türü, “çok gizemli ve subtropikal dağlık ormanlardaki karışık bitki örtüsünün derinlerine gizlendiği için gözlemlemesi güç” olarak tanımlıyor. “Fakat, erkek kuşlar kuluçka döneminde kendilerine has çok tiz bir sesle ötmeye başlıyor. Bu ses Asya’daki hiçbir diğer kuşun sesine benzemiyor. Bazen çalıların arasında bir dala konmuş halde görülebiliyor.” Prof. Alstrom, bu yeni tür kuşun daha önce fark edilmemiş olmasını da ‘çalıkuşu ve diğer ötücü kuşlarla’ büyük benzerlikler taşımasına bağlıyor. Uzman, Elachura’nın diğer türlerle aynı doğa şartlarında yaşadığı için gelişim sırasında benzerlikler doğabileceğini söylüyor. Biyologlar, kuşların kalıtımsal yapılarını anlamak için DNA’larındaki moleküler farkları inceledi ve gelişimlerini açığa çıkardı. Araştırmacılar geçtiğimiz yıllarda da benzer yöntemlerle yaptıkları keşiflerde aladoğan türünün, atmacadan çok, şakrakkuşu türüne yakın olduğunu tespit etmişti. Prof. Altrom, moleküler incelemelerin kuş türleri arasındaki bağı anlamak için büyük öneme sahip olduğunu ve bu yolla yapılan araştırmalarda, flamingo ve dalgıç kuşları ile şahin, papağanı ve ötücü kuşlar, tarla kuşu ve bıyıklı baştankara arasındaki ilişkilerin de gözlemlendiğini söylüyor. Prof. Alstrom, “Daha fazla tür incelendikçe, gelecekte yeni keşifler de yapılabilir. Ama, Elachura gibi keşfedilmeyi bekleyen türünün tek örneklerinden çok fazla kalmadığını düşünüyorum” diyor.BBC
Reklam