onedio
'Bilim İnsanların Son 40 Yılın En Büyük Keşfi'
Çin'de bilim insanları, Everest'in batı yakasındaki Çomolongma Dağı'nda, yeni bir çıngıraklı yılan türü keşfetti.Çin'de yeni bir tür yılan keşfedildi.Şinhua ajansının haberine göre, 1970'lerden bu yana bölgedeki yaban hayatı üzerine yapılan bilimsel keşiflerin en büyüğü olduğu ifade edilen yeni tür yılanın, ilk kez Tibet Özerk Bölgesi'ndeki Cilong Vadisi'nde 2012 yılında görüldüğü belirtildi.Yeni tür yılanın, 'Protobothrops Himalayanus' olarak adlandırıldığı kaydedildi.Keşfin, 'Asian Herpetological Research' adlı akademik dergide yayımlandığı, bunun Tibet'in biyo çeşitliliğinin en büyük kanıtı olduğu belirtildi.Dünyada 12 'Protobothrops' türü yılan bulunuyor. Bunlardan yedi tanesinin Çin'de yaşadığı ve yüksek dağları tercih ettiği ifade ediliyor.  http://www.yeryuzuhaber.com/cinde-bilim-insanlarin-son-40-yilin-en-buyuk-kesfi-haberi-73817.html
Bursa Ulu Cami Evrenin Sırrına Işık Tutuyor
Dünyanın haberi yokken biz minbere işlemişiz!Bursa'da, güneş sisteminin tasvir edildiği Ulucami'nin tarihi minberi çok şaşırtıyor. Cami ziyaretçi akınına uğruyor. Güneş ve etrafında dönen gezegenlerin gerçek uzaklıklarına göre işlendiği tarihi minber, bugün dahi bilim dünyasının görevini net tespit edemediği çift yıldızlar hakkında da ip uçları veriyor. Yüzlerce parça ahşabın çivi kullanılmadan bir araya getirilmesiyle oluşturulan minber göz kamaştırıyor. TAM 230 YIL ÖNCE... Ulucami'nin minberi, Galileo 'nin 'Dünya dönüyor' dediği için engizisyon mahkemesince idam mahkum edildiği tarihten tam 230 yıl önce yapıldı. Minberdeki güneş sisteminin planını, Osmanlı'nın ilk şeyhülislamı büyük İslam alimi Molla Fenari Hazretlerinin tasvir edip ustaya verdiği tahmin ediliyor. Bursa'da kendi adını taşıyan semtte medfun bulunan Molla Fenari hazretlerinin el yazması bir astronomi kitabının İngiltere 'de olduğu biliniyor. 'SİMETRİ YOKSA MUTLAKA MESAJ VARDIR' 1980 yılında Ulucami'nin minberindeki güneş sistemini ilk fark eden emekli öğretmen Feyzi Ülgü, '20 yıl önce Ulucami'nin içini dolaşırken minber dikkatimi çekti. Minberi incelemeye başladım. Cuma namazını kıldım, yine gözlemeye başladım. İkindi, akşam ve yatsı namazından sonra da incelemeye devam ettim. Biri yanıma geldi, 'Camiyi kapatacağız' dedi. Sanat tarihi öğretmenim bana çok önemli bir tavsiyesi vardı; 'Geniş yüzeye yapılan ahşap süslemelerde simetri yoksa o yapıda mutlaka mesaj vardır' derdi. Ben minberin üzerinde inceleme yaparken gördüm ki simetri yok, hemen o öğretmenimin sözü aklıma geldi ve burada ne mesaj var diye araştırmaya başladım. Minberin doğu cephesine baktım. On tane küresel kabartma motifi var, bunlardan bir tanesinin çevresinde boyutları farklı dokuz tane küresel kabartma var. Ben eski bir fen öğretmeniyim, hemen aklıma güneş ve dokuz gezegen geldi. Daha sonra Ulucami'ye çok sık gelerek bunları dikkatlice inceledim. Bunları astronomi bilgileriyle karşılaştırdığımda bire bir büyüklük, uzaklık ve yakınlık ölçülerine uygun olarak yerleştirilmiş olduğunu belirledim. Güneş ve dokuz gezegen olduğunu gördüm' dedi. 'BATI PLÜTON'U 6 ASIR SONRA KEŞF ETTİ' Sonra araştırmasını derinleştirerek, minberin batı cephesinde 'Devaklı Abdülazizoğlu Mehmet'in işidir' yazdığını gördüğünü anlatan Ülgü, 'Bu minberin ustası Devaklı Abdülazizoğlu Mehmet'miş. Bu minber 1399 yılında yapılmış. Minberin doğu cephesine baktığınızda, gezegenler Dünya, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton görülüyor. Güneş sisteminin 8 gezegeni aynı açıyla aynı düzlemde dolanırlar, Plüton ise farklı açıyla farklı düzlemde dolanır. Minberde Plüton ayrı düzleme yerleştirilmiş. Bugün bile bilim dünyası dış merkezli gezegen tabirini kullanır. Minber günümüzden 600 yıl önce yapılmış. Karşılaştırma yaparsak Plüton gezegeni batı dünyası tarafından 1929 yılında tespit edilmiştir. Bu karşılaştırma o tarihlerde Türk dünyasının bilime çok önem verdiğini gösteriyor' diye konuştu. DÜNYANIN 7 HARİKASI İÇİNDE YER ALMASI GEREKİYOR Bu minberin benzerinin dünyanın hiçbir yerinde olmadığına dikkat çeken Feyzi Ülgü, 'Bu eser dünyanın 7 harikası arasında yer alması gereken ve gözümüz gibi korumamız gereken bir eser. Minbere çok dikkatlice baktığımızda, küresel kabartma motiflerinin yanı sıra, ince hatemi işçilik yapılarak detayları hakkında da bilgi verilmiştir. Mesela Plüton'un bulunduğu düzlemin en altında üç çekirdekli kuyruklu yıldıza rastlarsınız. Bu şu bakımdan önemlidir. Plüton'un bulunduğu ikinci sistemde kuyruklu yıldız ağılıklı bir sistem vardır. Hatemi işçiliği kuyruk detayına kadar özetlenerek yerleştirilmiştir ve mini metrik bir inceleme vardır. Aynı şekilde Jüpiter'in tavan katmanına baktığınızda, zengin hatemi işçiliklerle detaylı bilgi verildiğini görürsünüz. Minberin batı cephesine ise galaksi sistemleri yerleştirilmiş. Ana motif olarak tam ortada Samanyolu galaksisi olduğunu görüyoruz. Çok dikkatli baktığımızda, kainatın yedi katman halinde oluşturulduğuna dair bilgiyi görüyoruz. Bugün dahi bilim dünyasının görevini net tespit edemediği çift yıldızların detaylarını görmek mümkün. Çift yıldızlar galaksiler arasındaki dengeyi sağlayan sistemlerdir' diye konuştu.veteknoloji
Türkiye'nin Geleceğini Değiştirecek Ruha Sahip 11 Küçük Mucit
Şimdiki çocuklar bir harika! Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin düzenlediği, Samsung desteğindeki Geleceğin Mucitleri Bilim Yarışması’nda çocuklar, kendilerinden büyük işlere imza atıyor, başta Türkiye olmak üzere dünyanın geleceğine katkıda bulunuyor.  Aşağıda göreceğiniz 11 harika icat 'Çocuğum şimdi icat çıkarma' sözünü hiç ama hiç dinlememiş küçük mucitler tarafından geliştirildi. Onlar soru sordular, merak ettiler, araştırdılar, tartıştılar ve ortaya tamamen kendi beyinlerinin ürünü bu harika icatları çıkardılar. İyi ki de çıkardılar çünkü sayelerinde gururlandık, geleceğe dair umudumuz arttı.
Kaz Dağları'nın Eteklerinde Asit Gölleri
Tarihte “Bin Pınarlı İda” olarak bilinen Kaz Dağları’nın suları ile beslenen ovalarda günümüzde asit gölleri var. Vahşi madencilik sonrası hiçbir rehabilitasyon yapılmadan terk edilen çukurlar, zamanla asit gölleri haline geldi. Sadece Etili bölgesinde 8 tane olan bu asit göllerindeki suların derelere karışması nedeniyle her yıl binlerce canlı ölüyor. Yöredeki asit gölleri ve asit maden drenajı ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar çok önemli bir çevre sorununun varlığına dikkat çekiyor. İNSAN MÜDAHALESİ SONUCU Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde (İYTE) görev yapan bilim insanları tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen “Çan (Çanakkale) ilçesindeki Kömür Madenciliği Faaliyetlerinin Alansal Bazda Değişiminin Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) Ortamında Uydu Görüntüleri İle Belirlenmesi” başlıklı çalışmada Çanakkale Çan ilçesi yakınlarındaki linyit madenleri ele alındı. Son 30 yıldır Çan ilçesi sınırları içerisinde birçok maden işletmesinin faaliyet gösterdiğinin altının çizildiği çalışmaya göre, bunlardan bazıları faaliyetlerini zaman içerisinde sonlandırırken, bazılarının ise faaliyetlerini sürdürdüğü dile getirildi. Özellikle küçük ve orta ölçekli maden işletmelerinin daha kısa periyotlu faaliyetlerde bulunduğunun belirtildiği araştırmada bu maden işletmelerinin faaliyetlerini sona erdirmesinden sonra genellikle herhangi bir rehabilitasyon çalışması gerçekleştirilmeden işletme sahalarının terk edildiği dile getirildi. Araştırmada şöyle denildi; “İnsan müdahalesi sonucu doğal yapısı ve topografyası bozulan bu alanlarda büyük çukurlar oluşmaktadır. Özellikle yüksek sülfür içerikli linyit kömürünün çıkartılması işlemi sonrasında oluşan maden çukurlarına yüzeysel drenajın boşalması ve de yeraltı suyunun sızması sonucu suni göller meydana gelmiştir.” ÇEVRESEL RİSK TAŞIYOR Evrensel gazetesinden Özer Akdemir'in haberine göre, oluşan göl sularının bulundukları ortam nedeniyle zaman içerisinde asidik özellikler kazanarak asit maden göllerine dönüştüğünün altının çizildiği araştırmada, uydu görüntüleriyle bu göllerin 1980 yılı sonrası alansal değişiklikleri de incelendi. Çalışma bölgesi olarak asit maden göllerinin yoğun olarak bulunduğu 25 kilometrekarelik bir alan seçilirken, veriler harita, tablo ve grafiklerle görselleştirilerek çalışma bölgesine ait tematik haritalar oluşturuldu. 1980’li yıllarda sayıca artış gösteren asit maden göllerinin, sonraki 20 yıllık periyotta sayıca aşırı artış göstermediğine dikkat çekilen çalışmada yine de bu asit maden göllerinin mevcudiyeti ve alansal artışı ile çevresel risk taşıdığının altı çizildi. SU HAVZASINDA ASİT GÖLÜ ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Araştırma Görevlisi Deniz Şanlıyüksel ve İYTE İnşaat Mühendisliği Fakültesinden Prof. Dr. Alper Baba’nın yaptığı “Çan Havzasında Terk Edilmiş Maden Sahalarındaki Atıkların Su Kaynaklarına Etkisi” başlıklı bir başka çalışmada ise su havzası olarak son derece zengin olan bölgedeki asit göllerinin akarsulara etkileri incelendi. Terk edilmiş bazı maden sahalarında biriken sularda alüminyum, demir, mangan ve nikel gibi toksik maddelerin yüksekliğinin tespit edildiği araştırmada, “Yaz aylarında artan buharlaşma etkisi ile birlikte asit göllerinde pH değerleri azalmakta ve ağır metal değerleri ise artmaktadır. Havzada yer alan asit maden göllerinin yüzey sularına karışımı/deşarjı sonucunda balık ölümleri gerçekleşmiştir” denildi. 5 GÖLÜN 4’ÜNDE CANLI YAŞAMI YOK! 2-6 Nisan 2012 tarihli 65. Türkiye Jeoloji Kurultayına sunulan MTA Genel Müdürlüğü uzmanları ve Dumlupınar Üniversitesi Maden Mühendisliği öğretim üyeleri tarafından yapılan “Terk Edilmiş Bir Maden Sahasında Asit Maden Drenajı (AMD) Oluşumunun Araştırılması” başlıklı raporda da aynı alandaki madenlerden kaynaklı asit oluşumu konu edinilmiş. Araştırma nedeniyle AMD’nin çevresel sorun oluşturduğu düşünülen beş ayrı asidik maden gölünden su, göl kenarlarından toprak ve bitki örnekleri incelenirken, ayrıca yöredeki Halilağa ve Keçiağılı köyleri gibi yakın yerleşim alanlarına içme ve sulama amaçlı su sağlayan kuyulardan su numuneleri ve köy tarım alanlarında ise toprak numenleri alınmış. İncelenen 5 gölden 4’ünde herhangi bir mikroskobik canlı yaşamı gözlenmediği raporlanırken, beşinci gölde ise pH değerinin 6’dan büyük olması nedeniyle bitki gibi bazı yaşam formlarına rastlandığı dile getiriliyor. Göl kenarlarından ve köy tarım alanlarından alınan topraklardan yirmi ayrı örnek üzerinde ağır metal analizleri ile ilgili şu değerlendirmelere yer verildi; “Özellikle Halilağa köyü tarım sahalarında yüksek düzeyde arsenik (As) tespit edilmiştir. Bütün bu arazi ve laboratuvar deney sonuçları dikkate alındığında, bölgede AMD oluşumunun oldukça önemli bir çevre sorununa neden olduğu sonucuna varılmıştır.” 25 TON ATIK SUYA 25 BİN LİRA CEZA Çalışmalarda ortaya konan bulgular, Kaz Dağları’nın eteklerindeki ovalarda akan derelerdeki hemen her yıl gerçekleşen balık ölümlerine de ışık tutuyor. 2007 yılında Kocabaş Çayı’nda gerçekleşen balık ölümleri ile ilgili Çanakkale Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme ile ilgili tutanakta bu ölümlerin bölgedeki kömür ocaklarının atık suları nedeniyle olduğu tespitine yer verilmiş. Tutanakta Çan Etili köyü Katrandere mevkiinde faaliyet gösteren Yiğitler adlı kömür ocağının 25 bin ton suyu kanal açarak çaya akıtması nedeniyle gerçekleşen ölümlerin ardından şirkete 25 bin lira ceza kesildiği belirtildi. Haber: Özer Akdemir | Evrensel
500 Yılda Üçüncü Kez Görülen “Kanlı Ay Tutulması”
Söz konusu tutulma, Dünya’nın uydusu olan Ay’ın gezegenin gölgesine girmesi ile başladı. Tutulma, Türkiye’den gündüz saatlerinde gerçekleştiği için izlenemiyor. Tutulma esnasında tam olarak kaybolmayan Ay, koyu kızıl bir renge bürünüyor. Bu durum, tutulma olayı esnasında Dünya’dan yansıyan Güneş ışınlarının Ay’ın üzerine düşmeye devam etmesi ile açıklanıyor. Güneşin kızıl – turuncu renkli ışınları için Dünya’nın atmosferinin oldukça şeffaf olması, bu ışınların tutulma esnasında Ay’ın yüzeyine çok etkili bir biçimde yansımasına sebep oluyor. Bu sebeple gökyüzü olayı esnasında Ay’ın rengi kızıla dönüyor. Bu tutulma 4 Kanlı Ay Tutulması’ndan oluşan serinin ilki olma özelliğini taşıyor. ZETE
Reklam
CERN'den Yeni Parçacık Açıklaması
Bilim insanları, dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısında yapılan en son deneylerde yeni bir parçacık keşfedildiğini açıkladı. Z(4430) adı verilen parçacığın, aynı zamanda ‘tetrakuark’ olarak adlandırılan bir maddenin delili olabileceği ifade edildi. Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) bünyesinde bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısında (LHC) yapılan deneyler, Z(4430) parçacığının varlığını doğruladı. Maddenin temel bileşenlerinden olan ve birleşerek hadronları oluşturan kuarkların bugüne kadar ikili ve üçlü parçacıklar halinde bir araya geldikleri biliniyordu. En son deneyler, dört kuarkın bir araya gelerek ‘tetrakuark’ adı verilen yeni bir parçacık oluşturduğunu ortaya koydu. Tetrakuark keşfini henüz test etmek için karmaşık kuantum hesaplamalarının yapılmadığını belirten Maryland Üniversitesi’nden Thomas Cohen, ‘fizik kanunlarının tetrakuark’ın oluşmasına izin verip vermemesi gerektiğini hesaplamak için gereken büyüklükte bilgisayarların henüz bulunmadığını’ söyledi. CERN’deki deneylerde yer alan ABD’nin Syracuse Üniversitesi’nden Tomasz Skwarnicki, “Tetrakuark’ın ve Z(4430)’un gerçek olduğunu kabul ettik” ifadesini kullandı. Bilim dünyası, tetrakuark’ın izine ilk olarak 2008 yılında, Japonya’nın Tsukuba kentinde bulunan KEKB hızlandırıcısındaki Belle dedektörüyle ulaşmıştı. Ancak California, Menlo Park’ta bulunan SLAC hızlandırıcısındaki BaBar dedektörünün parçacığı tespit edememesi araştırmaları sonuçsuz bırakmıştı. Fransa-İsviçre sınırında bulunan 27 kilometrelik süper iletken mıknatıs LHC’de yapılan deneylerde ise tetrakuark’a ait olduğu belirtilen 4000 bin parçacığın izine rastlandı. Araştırmacılar, çember şeklindeki LHC’nin Belle ve BaBar dedektörlerine kıyasla 10 kat daha fazla veri analiz ettiğine dikkat çekti. BaBar sözcüsü Michael Roney, CERN’de çok iyi bir sonuç elde edildiğini belirterek, ‘Z(4430)’u tespit etmeye yetecek veri miktarını elde edemedikleri için parçacığın kendilerine gözükmediğini’ söyledi. ‘Muhtemelen gerçek’ İsrail Tel Aviv Üniversitesi’nden Merel Karliner, ‘geçmişteki araştırmalarda tetrakuark’ı oluşturan parçacık çiftlerinin zayıf bağlara sahip olduğu için tespit edilememiş olabileceğini’ belirtti ve Z(4430)’un aynı özelliği taşımayan farklı kütleli bir parçacık olduğunu savundu. Öte yandan tetrakuark için oluşturulan modellere göre Z(4430)’un 10 kat daha hızlı çözünmesi, yeni keşif hakkında soru işaretleri de doğurdu. Bilim insanları, yeni parçacığın çözünme hızı hakkında yeni bilgiler elde ederek keşfin tetrakuark veya başka bir maddeye işaret edip etmeyeceğini anlamaya çalışacak. CERN ve New Scientist | Al jazeera
Reklam
Türkiye'de İnternet 21 Yaşında, Youtube Partiye Davetli Değil!
Türkiye'de bugün hanelerin yarısına ulaşan internet, başta iletişim olmak üzere bireysel ve iş hayatında en temel ihtiyaçları karşılayan teknoloji konumunda. Türkiye'de ilk kez 12 Nisan 1993 tarihinde kullanılmaya başlanan internet, geride kalan 21 yılda hızıyla beraber eriştiği insan sayısını kat kat artırdı. Dünyanın sosyal medya kanallarını en çok kullanan ülkelerinden biri olan Türkiye, e-ticaret rakamları ve online oyun performansıyla da interneti her alanda yaşamına dahil etmiş durumda. İlk günden bugüne uzanan tarihçeye bakıldığında, Türkiye'nin internetin gelişimini en iyi takip eden ülkelerden biri olduğu da gözler önüne seriliyor. Türkiye'ye internetin adım atması, 80'li yıllardaki yavaş ama büyük çaba gerektiren gelişmelerin arkasından geldi. IBM'in ilk PC'yi (kişisel bilgisayar) sunduğu 1981'in ardından, 1983 yılında internetin atası kabul edilen ilk paket anahtarlama ağı ARPANET TCP/IP protokolu kullanmaya başladı. İnternete bağlı tüm cihazlara ad koyan Domain Name System (DNS) ve .com, .net gibi internet adlarının hayata geçmesinden iki yıl sonra, ARPANET, ilk internet omurga ağı ABD Ulusal Bilim Derneği Ağı'na (NSFNet) dönüştürüldü. World Wide Web (W3), 1990'da sahneye çıktı ve Tim Berners Lee tarafından açılan ilk web sitesi, W3'ün ne olduğunu anlatan ilk online sayfa olarak belirdi. İlk bağlantı 1993 yılında yapıldı Türkiye'nin ilk internet ağı projesi, 1991 yılında ODTÜ ve TÜBİTAK tarafından başlatıldı. İlk internet bağlantısı ise 12 Nisan 1993 tarihinde ODTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'na ait yönlendiriciler ve PTT'den sağlanan 64 Kbps kapasiteli kiralık hat kullanılarak gerçekleştirildi ve NSFNet ile bağlantı kuruldu. Türkiye'de üniversitelerin başını çektiği internet, ODTÜ'nün ardından 1994-96 yılları arasında Bilkent, Boğaziçi, Ege ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nde de hayata geçti. ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi'nin temsil ettiği ilk Türkçe içerikli sayfaları, 90'lı yılların sonunda hayata geçen Ekşisözlük ve Mynet gibi siteler takip etti. Dial-up modemlerle başladı Bilgisayarların dial-up modemine uzanan ek bir telefon kablosuyla yapılan ilk ve oldukça zahmetli internet bağlantıları, Türkiye'de internet servis sağlayıcılarının (ISS) hızla arttığı 2000'lere doğru yerini telefon hattı üzerinden bağlantı, yani ADSL'ye bıraktı. Türkiye’nin ilk ISS firması Turnet, 1996 yılında üç ticari hat üzerinden hizmete başladı. 1997’ye gelindiğinde, ISS sayısı 80’i geçmişti. Jeff Bezos'un 1994'te kurduğu Amazon e-ticaretin hızla temellerini atarken, sırasıyla 1995 ve 1998'de kurulan Yahoo ve Google, W3'ü sadece URL çubuğuna bağlı olmaktan kurtardı. 1995’te Mirc ve 1996 yılında sunulan ICQ, sosyal ağların öncesindeki mesajlaşma ortamları olarak belirdi. Bir yıl sonra, Türkiye’de internete bağlı bilgisayar sayısı 30 bine, kullanıcı sayısı 250 bine ulaştı. İlk büyük müzik dosyası paylaşım platformu olan Napster, 1999 yılında hayata geçti. Patent hakları ve internet hukuku hakkında sonu gelmeyen tartışmaları başlatan platform, bir yıl sonra yasaklandı. ‘Hepimizi birer dünya vatandaşı olduk’ Küresel internet kullanıcısının 360 milyona, tescil edilen alan adı sayısının da 10 bine dayandığı 2000 yılı, aynı zamanda NASDAQ borsasının büyük değer kaybı yaşadığı Dot-Com balonuna sahne oldu. İnternete yatırım yapan firmaların büyük yara almasına rağmen, sanal sektör hızla büyümeye devam etti. Türkiye’de .com.tr uzantılı alan adı sayısı, 200 bini geride bıraktı. Aynı yıllarda, Türkiye’nin ilk e-ticaret devleri, Gittigidiyor ve Sahibinden.com hayata geçti. Türkiye’nin en büyük e-ticaret platformlarından biri olan Sanalpazar’ın kurucusu Cem Kesici, internetin hayatımıza kazandırdıklarını şu şekilde özetledi: İnternet, bir iletişim aracı olarak, arkadaşlar, akrabalar, ortak ilgi ve inanç alanları olan bireyler arasındaki iletişimi ve paylaşımı ölçülemeyecek kadar büyük bir oranda geliştirdi. Giderek de mektup, telefon, TV gibi araçları da içine alarak temel iletişim platformuna dönüşüyor. Öte yandan internet, artan paylaşım olanağının bir sonucu olarak, bireysel yaratıcılığı geliştirdi. Bir ticaret aracı olarak emlak, otomobil ve tüketim ürünlerinin satıcılarına ve alıcılarına, ülkenin her yerinden, her yerine erişim sağladı. Ülkenin herhangi bir noktasındaki herhangi bir bireye, dünyadaki her türlü fikre, ürüne, inanca, topluluğa erişme ve dünya vatandaşı olma imkanı getirdi. Blog kültürünü teşvik eden WordPress'in sunulduğu 2003'te genişbant internet kullanıcısı sadece 18 bin olan Türkiye, Facebook, Pirate Bay, YouTube'un kurulduğu yıllarda giderek güçlendi, Twitter ve Tumblr'ın sürdürdüğü olgunlaşma çağında hızla büyüdü. 2011'e gelindiğinde, genişbant internet kullanıcısı 590 kat artarak 11 milyona ulaşmıştı. Yasak tartışmaları İnternet tarihinde çalkantılı döneme 2008’deki YouTube'a erişim engeli ile giren Türkiye, 2.5 sene boyunca alternatif yollardan video portalına bağlanmaya devam etti. Erişim yasağının nedeni olarak, Atatürk’e hakaret içeren videoların paylaşılması gösterildi. İnternetle ilgili en yoğun yasak tartışmaları ise, yeni yasal düzenlemelerin Şubat 2014’te hayata geçmesi ile başladı. İlk olarak Twitter, 22 Mart gecesi erişime kapatılırken, YouTube, 27 Mart tarihinde Türkiye'de ikinci kez yasaklandı. Ancak erişim engelinin ilk gününde Twitter'da, bir saatte atılan tweet sayısı 1.2 milyona ulaşarak rekor kırıldı, kullanıcı sayısı 2 milyon arttı. Twitter, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla iki hafta sonra tekrar erişime açılırken, YouTube için erişim engelini kaldıran kararın hayata geçmesi bekleniyor. Küresel çevrimiçi insan sayısı, 2013'te 2.4 milyar insana ulaştı. Aynı yıl Facebook, Twitter ve Tumblr'ın eriştiği kullanıcı sayısı ise sırasıyla 1 milyar 190 milyon, 645 milyon ve 300 milyon. 35 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcılarının yüzde 94'ü (32.7 milyon) Facebook üyesi olan, Twitter'daki aktif kullanıcı sayısı ise 9.6 milyona ulaşan Türkiye, dünyanın en çevrimiçi ülkelerinden biri. Hızla gelişen internet altyapısı sayesinde, bir gün Türkiye'de herkes dünyanın dört bir yanındaki insanlarla bağlantı kurabilecek. Bu noktada, Facebook ve Google'ın yürüttüğü 'bedava internet' projelerinin başarısı da büyük önem taşıyor. PwC Türkiye Bilgi Güvenliği ve Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Burak Sadıç, Türkiye’de internetin 21’inci yaşında yasakları aşarak, daha güvenli ve verimli bir internet arayışına girilmesi gerektiğini ifade etti: 'Bu yıldönümü benim için özel bir önem taşıyor. Çünkü 1993 yılında Türkiye'de internetin doğduğu ODTÜ'de öğrenciydim ve hem öğrencilik hayatım, hem de iş hayatım internetin gelişimi ile beraber şekillendi. En başta sadece üniversite ortamlarında kullanılan internet zaman içinde finans dünyası başta olmak üzere iş dünyasına ve daha sonra da evlere kadar geldi. Son dönemde ise internet artık herkesin yanında taşıdığı akıllı telefonlar ve tabletler yardımı ile her zaman ve her yerde erişilebilir hale geldi. Herkesin, her yerde hızlı internete bağlanabilmesi sayesinde iletişim çok kolaylaştı ve bu hem iş hayatımızı hem de özel hayatımızı fazlasıyla değiştirdi. Ülke gündeminde yer alan çeşitli kısıtlamalarla ilgili tartışmaların en kısa zamanda sona erip, interneti nasıl daha verimli ve güvenli bir şekilde kullanıp ülkemizi daha ileri taşıyabileceğimizle ilgili tartışmalara bırakması ise en büyük temennim.” Türkiye'de internet tehdit olarak görülüyor Bilişim hukuku avukatı Gökhan Ahi ise Türkiye'de internetin tehdit olarak görüldüğünü ifade ediyor. Al Jazeera'ya açıklamalarda bulunan Ahi şunları söyledi: 'İnternet, dünyadaki birçok kavramı kökünden değiştirdi ve değiştirmeye devam edecek. İnternetin dönüştürücü ve değiştirici etkisini daha fazla ön plana çıkarmak ve fırsatlara yol vermek, tüm devletlerin öncelikli planları arasında yer almalı. İnternet, bir taraftan fırsat olarak algılanırken diğer yanda hep bir tehdit olarak görülüyor. Türkiye maalesef interneti daha çok tehdit olarak algılayan ülkelerden. Kısa zamanda bu algının kırılmasını ümit ediyor ve internetin 21. yaşını büyük bir sevinçle karşılıyorum. ' Türkiye hakkında kısa internet istatistikleri TÜİK'in Ocak - Mart 2013 verilerine göre, 16 - 74 yaş grubundaki bireylerde bilgisayar ve internet kullanım oranları sırasıyla yüzde 49.9 ve yüzde 48.9. Aynı dönem ve yaş grubunda internet kullanan bireylerin arasında düzenli internet kullanım oranı ise yüzde 91.6. İnternet üzerinden mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı yüzde 24.1. Nisan 2013 itibariyle Türkiye genelinde hanelerin yüzde 49.1’i internete bağlıyken, hanelerin yüzde 46.5’inde genişbant internet erişim imkânı bulunuyor. Ocak - Mart 2013 verilerine göre, internet en çok online haber, gazete ya da dergi okumak (yüzde 75.6) ve sosyal ağlara girmek için (yüzde 73.2) kullanılıyor. Türkiye'de her 18 online oyuncudan 4'ü League of Legends (LOL) oynuyor. Facebook'ta en çok oynanan ilk 10 oyunun Haziran 2013 itibariyle toplam oyuncu sayısı 18 milyon 492 bin. Al Jazeera
Bebeklerle İlgili İlginç Tespit
İngiltere’de yapılan bir araştırma, bebeklerin tahmin edildiği kadar masum olmadığını düşündürüyor. Bilim insanları, bebeğin hayatta kalma şansını artırmak için bencilce davranıyor olabileceğini iddia ediyor. Bebeklerin gece ağlama nedeninin, annelerinin başka bir bebeğe hamile kalmasını önlemek olabileceği iddia edildi. Bilim insanları, bebeklerin annelerini yönlendirmeye programlandıklarını, zaten yorgun düşen annenin daha fazla yorularak onu ihmal edeceği korkusuyla başka bir bebeğin doğmasını önlemek için gece ağladıklarını öne sürdü. Gece emzirmenin hamilelik sonrasında tekrar gebe kalma süresini uzattığını belirten araştırmacılardan David Haig, gece emmek isteyen bebeklerin bilinçsiz olarak bu dönemi uzatmaya ve yeni bir bebeğin doğmasını engellemeye çalıştığını belirtti. haber kaynağı:724saglik.org/sağlık-haberleri
Reklam
Güneş Sistemi Dışındaki İlk Uydu
Gökbilimciler, bir dış gezegenin yörüngesinde yer alan ilk uyduyu keşfetmiş olabileceklerini duyurdu. İlk dış uydunun, Dünya'dan çok daha büyük bir gezegenin yörüngesinde olabileceği ifade edildi.Bilim insanları, Güneş Sistemi dışında başıboş gezinen veya küçük bir yıldızın yörüngesinde yer alıyor olabileceğini tahmin ettikleri yeni bir dış gezegenin izine rastladı. Dünya'dan yaklaşık 18 kat büyük olduğu düşünülen gezegenin yörüngesinde, bir tane kayalık uydu yer alıyor olabilir.Dış gezegenin keşfinde yerçekimsel hassas mercekleme yöntemini kullanan gökbilimciler, gezegenin yörüngesinde yer aldığına inanılan yıldızın önünden geçişini gözlemliyor. Bu süreçte gezegenin yerçekimsel alanı bükülüyor ve bir mercek görevi görerek yıldızdan gelen ışınları büyütüyor. Gökbilimciler bu yöntemle gezegenin arkasında bir yıldız olup olmadığını ve eğer bir yıldız ise yörüngesindeki gezegenlerin büyüklüğüne kadar birçok bilgi elde edebiliyor. Yeni Zelanda ve Avustralya'nın Tazmanya eyaletindeki teleskoplarla yapılan en son gözlemde, gökbilimciler tespit ettiklerine inandıkları gezegenin yörüngesinde, yüzde 0.05 katı kadar bir başka cismin izine rastladı. Araştırmacılar, keşfin kesin bir şekilde çözümlenebilmesi için yeni sistemin Dünya'dan uzaklığını bilmeleri gerektiğini belirtti. MOA-2011-BLG-262 adı verilen sistem, yıldızı olmayan bir gezegen ve uydusundan oluşuyorsa, Dünya'ya yakın olması ve gerekli mercek etkisini oluşturması için bir yıldız kadar büyük bir sistemi temsil etmesi gerekiyor. Farklı konumlarda iki teleskop gerekiyor Hassas mercekleme gözlemleri bir kez gerçekleştiği için MOA-2011-BLG-262 sisteminin sırrını hiçbir zaman çözemeyebileceklerini belirten araştırmacılar, gök cisimlerinin değişen konumlarını gözlemleyebilmek için iki farklı yerden gözlem yapmayı amaçlıyor. ABD'nin Notre Dame Üniversitesi'nden David Bennett, 'Dış uydu adayını bir daha gözlemleyemeyeceğiz. Ancak ileride yeni fırsatlarımız olacak' dedi. Gökbilimciker, ikisi de yerde bulunan veya biri uzayda, diğeri yerde konumlanan iki teleskopla gök cisimlerinin hareketlerini daha iyi takip etmeyi umuyor. Bugüne kadar 1700'den fazla dış gezegen tespit edilmiş olsa da, bir dış uydu izine hiç rastlanmadı. Japonya, Yeni Zelanda ve ABD tarafından yürütülen MOA (Astrofizikte Hassas Mercek Gözlemleri) ve PLANET programları kapsamındaki en son araştırma, Astrophysical Journal dergisinde yer aldı. Kaynak: Space.com
Türk Mühendislerden Büyük Keşif
Hacettepe Teknokentinde faaliyet gösteren Türk mühendisler, kara, deniz ve hava araçlarına radara yakalanmama özelliği kazandıran özel bir teknoloji geliştirdi. Anti-radar özellikli kumaş, sabit ve hareket halindeki tankların ve zırhlı araçların radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağlıyor. Mühendislerin geliştirdiği insansız hava araçlarının gövdelerine uygulandığında anti-radar özelliği kazandıran kompozit malzeme de dünyada ilk  olma özelliği taşıyor.  Hacettepe Teknokentinde faaliyet gösteren Türk savunma sanayi  şirketlerinden TDU Teknoloji Genel Müdürü Ümit Öztürk, 10 yıldır radarda görünmezlik teknolojileri üzerine çalıştıklarını  belirterek, son iki yılda da KOSGEB desteğiyle anti-radar özellikli 'gizleme ağı'  prototiplerini başarıyla geliştirdiklerini bildirdi.  RADARDA GÖRÜNMEZLİK SAĞLIYOR   Geliştirdikleri teknolojinin iki ayrı ürün şeklinde ortaya çıktığını  ifade eden Öztürk, bunlardan birinin radarda görünmezlik sağlayan kumaş yapılar,   diğerinin ise radara yakalanmayan kompozit malzeme olduğunu belirtti.  Kumaş yapıların anti-radar özellikli 'gizleme ağı' olarak bilinen bir  yapı olduğunu anlatan Öztürk, ürünün 'görsel', 'ayar', 'termal' ve 'anti-radar'  özelliklerine sahip olduğunu kaydetti. Dünyada bu kumaşların anti-radar özelliğini sağlayabilen ülkelerin  İsrail ve ABD olduğuna işaret eden Öztürk, 'Dünya pazarını ellerinde bulunduran  bu ülkelerin ardından Türkiye de anti-radar özellikli kumaşları yapabilen üçüncü  ülke oldu' dedi.  Öztürk, anti-radar özellikli kumaşların özel gemoteriye sahip iplikler  kullanılarak yapılan örgü desenlerinin nanoteknoloji temelli olduğunu belirterek,  şöyle devam etti: 'Ürünümüzü farklı renk ve desenlerde basabiliyoruz. Çöl rengi, orman  yeşili ve bozkır iklimi için özel renklerde üretebiliyoruz. Ürün dayanıklı  malzemeden üretildi. Kumaş, sabit duran tankların ve zırhlı araçların üzerine  örtüldüğünde anti-radar ve anti-termal özellik kazandırıyor. Ayrıca mobil  kamuflaj sistemini de geliştirerek, tank ve diğer zırhlı araçların hareket  halindeyken de radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağladık.  TÜBİTAK'TA TEST EDİLDİ TÜBİTAK'ta yaptırılan testlerde özellikle anti-radar özellik için  gerekli değerlerin çok üzerinde radar soğurma değerlerinin elde edilmesi  başarımızı pekiştirdi. Ürün yüzde yüz yerli imkanlar ve yerli mühendisler  tarafından geliştirildi.'  GÖRÜNMEZ UÇAKLAR YAPILACAK Ümit Öztürk, ikinci ürünleri olan anti-radar özellikli kompozit  malzemenin ise dünyada bir ilk olduğunu belirtti. Bu malzemenin mevcut kullanımdaki anti-radar özellikteki boyalara karşı üstün özelliklerinin bulunduğuna işaret eden Öztürk, şöyle konuştu:  'Askeri araçlar, anti-radar özellik boya kullanılmadan bu malzemeyle  yapıldığında büyük avantaj katıyor. İnsansız hava araçlarının gövdelerinin normal  kompozit malzeme ile yapılıp üzerine anti-radar boya uygulaması dünyada  kullanılan geçerli yöntem iken, geliştirdiğimiz kompozitin kullanılması halinde  boya uygulamasının aracın ağırlığını artırması ve atmosferik şartlarda özelliğini  kaybetmesi gibi dezavantajları da ortadan kalkacak.'  Prototiplerini ürettikleri bu malzemelerin yerli savunma sanayine  ciddi katkı sağlayacağını vurgulayan Öztürk, yerli üretimle birlikte kara, hava  ve deniz platformlarının dünya pazarındaki rekabet gücünün de artacağını söyledi.  Bu malzemelerin yerli ürünlere uygulanması için SSM ve TUSAŞ yanında  diğer büyük savunma sanayi firmaları ile görüşmelerin devam ettiğini ifade eden  Öztürk, şunları kaydetti: 'Türk Silahlı Kuvvetlerinin sadece multispektral gizleme ağı  ihtiyacının yerli olarak giderilmesi halinde yüz milyon Dolardan fazla bir  bedelin yurt dışına çıkmasının engellenecek. Tamamen yerli imkanlarla üretilen  anti-radar özellikli kompozit malzemenin TAI yapımı ANKA insansız Hava aracında  kullanımının gerçekleşmesi durumunda ANKA rakipleri karşısında öne çıkacaktır.  Prototiplerini başarıyla hazırladığımız ürünlerimizin üretim iznini aldıktan  sonra yatırımcılarla birlikte seri üretime başlayacağız.'  Ümit Öztürk, anti-radar özellikli ürünlerini 24-28 Mart 2014  tarihlerinde Katar'da düzenlenen DIMDEX fuarında sergilendiğini ve büyük ilgi  gördüğünü sözlerine ekledi. cumhuriyet
"Hayalet" Anka'lar Geliyor
Sadece İsrail ve Amerika'nın ürettiği anti-radar özelliğine sahip boyalardan sonra, dünyada bir ilk olan anti-radar özellikli kompozit malzeme üretimi Hacettepe Teknokent'te faaliyet gösteren TDU firması tarafından gerçekleştirildi. Gövdelerinin kaplanacağı bu kompozit malzeme ile İHA'lar ve savaş gemileri radara yakalanmayacak. İlk olarak ANKA'ların görünmez olması için çalışmalar başladı. TSK'nın insansız hava araçları ve gemileri hayalet olmaya hazırlanıyor. Amerika ve İsrail'de uzun yıllardır kullanılan ve İsrail'in 25 ülkeye sattığı anti-radar özelliğine sahip boyalarına rakip olarak kompozit malzeme Hacettepe Teknokent'te üretildi. Yüzde 100 yerli imkanlarla üretilen bu kompozit malzeme ile İHA'ların ve savaş gemilerinin gövdeleri kaplanacak. Her türlü görsel, radar, kızılötesi ve termal izi azaltan bu kompozit ürün ile İHA'lar hayalet gibi görünmeyecek. Dünyada milyarlarca dolarlık pazarı bulunan görünmezlik ürünleri pazarına girecek olan firma yetkilisi Ümit Öztürk , kompozit ürünlerinin radar dalgalarını soğurarak radar kesitini azalttığını, gizleme ağının her durumda görsel, radar , kızılötesi ve termal izi azalttığını söyledi. Öztürk, radar kamuflaj teknolojisinin Türkiye dışında dünyada yalnız ABD ve İsrail'de bulunduğunu kaydetti. İlk hedef ANKA TSK'nın insansız hava aracı ANKA , hayalet olmaya hazırlanan ilk hava aracı oldu. Savunma Sanayi Müsteşarlığının önemli projelerinden olan ve İsrail Heronlarıyla denk görev yapacağı için TSK'nın terörle mücadelesinde kritik önem taşıyan milli insansız hava aracı ANKA'nın kompozit gövde ile kaplanması gündemde. Öztürk, milli insansız hava aracı ANKA'ya bu kaplamanın uygulanması için TUSAŞ yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarını, ilk incelemenin ardından olumlu yanıt aldıklarını açıkladı. Ürün hakkında Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na da bilgi verdiklerini anlatan Öztürk, seri üretimin yapılması amacıyla fabrika kurma çalışmalarının da devam ettiğini aktardı. Performansları azalmayacak Ümit Öztürk , ' Amerika ve İsrail'de insansız hava araçları radara yakalanmamak için özel anti-radar boyalarla boyanıyor. Bu boyalar hava şartlarından kolay bir şekilde etkilendiği gibi boyalar gövdeye inanılmaz bir ağırlık veriyor. Türkiye'de üretilen bu kompozit gövdeler hem insansız hava araçlarının performansını etkilemeyecek kadar hafif hem de hava şartlarından etkilenmiyor. İsrail bu antiradar boyaları 25 ülkeye satıyor ' diye konuştu. Büşra Arslan - Sabah
Reklam
Ali Nesin: 'AKP Türk Halkını Anladı'
Abbas Güçlü ile Genç Bakış’a konuk olan, Türkiye’nin yaşayan en ünlü matematikçisi Prof. Dr. Ali Nesin, AK Parti’den, babası Aziz Nesin’e, seçimlerden, matematiğe birçok konuda gençlerin sorularını yanıtladı, çok çarpıcı açıklamalar yaptı. VATANDAŞ ESKİ REJİMİN GERİ DÖNMESİNDEN KORKUYOR, HAKARETE UĞRAMAK İSTEMİYOR Bu seçimlerden çıkan sonuç şu ki; Türk halkının yolsuzluk gibi bir sorunu yok. Birileri yolsuzluk yapmış filan, Türk halkının umurunda değil. İkincisi Türk halkı eski rejimden çok şikayetçi. Eski rejim geri dönecek diye çok korkuyor ve o dönmesin de ne olursa olsun diyor. Eski rejim dediğim Kemalist rejim. Tek parti döneminden 2000’li yılllara kadar devam eden, çoğunlukla beyaz Türk’e hizmet eden ve belirli bir kalıba girmiş vatandaş isteyen rejim. Vatandaş hakarete uğramaktan, türbanlıların üniversiteye girememesinden çok korkuyor ve artık jandarmadan, devletten korkmak istemiyor. İKTİDAR MATEMATİĞİ DİĞERLERİNDEN DAHA İYİ BİLİYOR Belli ki iktidar matematiği diğerlerinden daha iyi biliyor. Siyasette bazı şeylerin içindeyim. Binde bir oy alan sol partiler ben kimden oy alacağım, en fazla oyu hangi kesimden çıkaracağım, benim amacım nedir, neyi hedefliyorum diye düşünmüyor. Siyasi partilerin çoğu herkesten oy almak istiyor. Bu olmuyor. AKP belli bir kesimden oy aldı, yavaş yavaş çapını genişletti. Bu da herhalde bir mantık ve matematik. AKP TÜRK HALKINI ANLADI Eskiden araba yoktu, buzdolabı yoktu, köylerde elektrik yoktu. Bugün köylere bakın apartmanlar var, oralarda benim zamanımda buzdolabı olmayan köylüler oturuyor. Paralandılar. Artık hakaret görmek istemiyoruz diyorlar. Artık iktidarda, hükümette payımız olsun diyorlar. Sevin ya da sevmeyin gerçek budur. Ve istenecek oy da onlardan alınacaktır. Ya darbe yaparsın, ya da oyla gelirsin. Oyla gelmek istiyorsan eğer, oy istediğin halka hakaret etme hakkın yoktur. Yapılan şey budur. Zamanında Alevilere hakaret edilmiştir, Müslümanlara hakaret edilmiştir, solculara, Kürtlere hakaret edilmiştir. Demokraside bunları yapamazsın. Bunu anlayacaksın. AKP bunu anladı ve başa geldiler. Gördüğünüz gibi Türk halkı da her şeye rağmen bir defa daha onları seçti. BABAM BU HALK İÇİN ÇOK ÇEKTİ AZARLAMAYA HAKKI VAR Babamın meşhur yüzde 60 sözünün aslı aslında yüzde 92.5. O da Evren anayasasına evet diyenlerin yüzdesi. Ama Türk halkını sevdiği için indirim yapmıştı. Babam Türk halkı için çok çekmişti. O yüzden böyle bir azara hakkı vardı. Bu sözü söylediği için babama çok davalar açıldı o dönem. O da yahu dava açmayın, olur da kazanırsam eğer Türk halkının aptallığı mahkemelerce tescil edilmiş olacak diyordu. BABAM BANA DA APTAL DEDİ Babam bu sözü söylediği sıralar bizim de Sevan Nişan ile birlikte Konya’da orduyu isyana teşvikten davamız vardı, ben de Ankara’dan bu dava için Konya’ya gidecektim. Babam da gelecekti. Beni aradı ve evden bir çanta getirmemi istedi, aman sakın unutma ve kaybetme dedi. Merak etme baba dedim. Kalacağımız oteli de söyledi, sözleştik. Ben çantayı aldım, Konya’ya gittim. Otelin adını unutmuştum. Başka bir otelde kaldım. Sabah babamla mahkemede buluştuk. Otelin adını unuttum başka bir otelde kaldım dedim. Çanta nerede dedi? Otelde unuttum dedim. Hangi otelde kalıyorsun dedi, otelin adını unuttum dedim. Ah benim aptal oğlum dedi. Babam nasıl en sevdiği oğluna aptal dediyse Türk halkına da aptalsınız demiştir. DERSHANELERİN KALDIRILMASI FİKRİ BAŞARILI OLAMAZ Ben sınavlara da dershanelere de karşıyım ancak demokrasinin d’si olan bir ülkede arz ve talep olan bir şeyi yasaklayamazsın. Başka türlü yaptığın zaman diktatör olursun. Her ne kadar dershanelere karşı olsam da böyle bir kararı doğru bulmuyorum ve başarılı olacağına inanmıyorum. BUGÜN HÜKÜMETİN DEDİĞİ HERŞEYE HAYIR DERİM O zamanki koşullar olsa bugün de yetmez ama evet derim. Ama bugün için herhalde hükümetin dediği her şeye hayır derim. Çünkü hükümet değişti. SOSYAL MEDYA YASAKLARI REZALET Sosyal medyayı seviyorum. Son dönemdeki sosyal medya yasakları rezalet. HÜKÜMETLERİN GENÇLERİ BİÇİMLENDİRMEYE HAKKI YOK İçki yasağı olacak iş değil. Doğru değil. 18 yaşını geçmiş biri istediği gibi yaşayabilir. Bu ülkede bütün hükümetler kendilerini, gençleri biçimlendirmekle yükümlü zannediyorlar. Okullarda, kitaplarla, öğretmenlerle onları dindar, Kemalist, ülkesini seven vatandaş yetiştirecek. Hakkı yok buna. TÜRKİYE ZENGİNLEŞTİ Türkiye eski Türkiye değil, benim çocukluğumdaki Türkiye değil. En azından bugün insanlar açlıktan kırılmıyorlar. Türkiye zenginleşti. Sosyal bir problem var tabii ki; bu zenginlik paylaşılamıyor. Ama Türkiye benim çocukluğuma nazaran yüz kat daha zengin bir ülke. SINAVLARA KARŞIYIM Ben bu yapılan sınavlara karşıyım. Sınavlar hiç olmasın. Rezalet bunlar. Ama eğitim sistemi merkezi olduğu sürece, devlet kendinden başka kimseye güvenmediği sürece bunlar yapılmak zorunda. Bir yandan da bakıyorum Türkçe, matematik sorularına filan, çok akıl çalıştıran, olağanüstü sınavlar. Ama maalesef bu güzel sınavlara bile dershaneler ezberle hazırlıyorlar çocukları. Ben bu kadar deneyimime rağmen bir problemi 15 dakikada yaparken 1 dakikada çözüyor çocuklar. ARTIK HİÇ OLMAZSA ÖLDÜRMÜYORLAR HAPSE ATIYORLAR Bazı devrimlerde ilk birkaç yıl demokratik olmayan kararlar alabilirsin ama bu 10 yıl 20 yıl sürerse daha sonra toplumda hastalıklı bir hal alır. Bedeli ne olursa olsun, önce insan hakları. Türkiye’nin şu anki insan hakları notu bence zayıf. Öte yandan da pek faili meçhuller olmuyor artık bu da pozitif bir şey. Hiç olmazsa hapse atıyorlar öldürmüyorlar artık. TÜRBANLI KIZLAR GELEBİLSİN DİYE DERSLERİ EVİMDE YAPTIM Hiç kimsenin giyimine kuşamına karışamazsın. Nokta. Üstelik sen aydınlanmacısın ama türbanla üniversiteye girmeyi yasaklıyorsun. Ne hakkın var ki? İnsan haklarına aykırı. Ayıptır ve bunun ayıp olduğunu anlamadı insanlar. Ben bunu söylediğimde binlerce mesaj küfürler, hakaretler, tehditler geldi. Babasını Sivas’ta yakmaya çalıştılar bak o ne diyor diye üzerime geldiler. Bana ne o yakmaya çalışanlardan ben o türbanlı kızlara bakıyorum. Ben Bilgi Üniversitesi’ndeki derslerimi bazen evimde yapardım, türbanlı kızlar derse girebilsin diye. Müfettişler gelirdi okula. HERKES KÜÇÜK AZİZ NESİN OLMUŞ BANA AKIL VERİYOR Aziz Nesin’i Aziz Nesin yapan öngörülemezliğiydi. Ama şimdi Türkiye’de herkes küçük Aziz Nesin benden başka herkes babamın ne yapacağını biliyor bir ben bilmiyorum. Bana akıl veriyorlar. Gezi Parkı’nda matematik dersleri vermek çok hoşuma gitti. Başbakan çapulcu dedi ya, gerçekten de birkaç çapulcu vardı orada, uyuşturucu kullanan filan, gözlerimle gördüm. Ama zehir gibi çocuklar vardı. HALK BABAMI SEVMEZDİ HALA DA SEVMİYOR Bizim yaşamımız 68’de değişti. O yıllarda babam para kazanmaya başladı. Daha önce çok zor geçinirdik. Kanepeler, perdeler yırtık pırtıktı. Babam günlük gazeteleri biriktirirdi onlardan masa, kanepe filan yapardık. Polisler sabahın köründe evi basar, babamı alıp götürürlerdi. Halk sevmezdi o zamanlar babamı, yaşlandıkça sevmeye başladılar ki yine de hala çoğu insan sevmez. Bana vatan haininin, komünistin, satılmışın oğlu derlerdi. AZİZ NESİN’DEN ÜÇ KEZ DAYAK YEDİM Çok şefkat dolu, bir babaydı. Ama üç kez dayak yedim. Bir defasında hak etmiştim, bir tanesini hatırlamıyorum, bir tanesini hak etmemiştim. BABAMA DÖRT KEZ KURŞUN SIKILDI Ben birkaç kez sormama rağmen babam bize Madımak ile ilgili şöyle oldu, böyle oldu diye hiçbir şey anlatmadı. Anlattığı şey bunun arkasında başka bir şey olduğu, bunun ortaya çıkması gerektiğiydi. Babama dört kez kurşun sıkıldı. Kimse bilmez. Kimseye söylememiştir. Evimize de kurşun sıkıldı. Birkaç kez linç tehlikesi geçirdi. Kendi kişisel sorunlarını hiç konu etmezdi. EĞİTİM SİSTEMİMİZ MİLİTARİST Hemen hemen her eğitim sistemi başarıya çok odaklı. Öğrenciler illa başaracak. Başarmak üzerine, ana, baba, mahalle baskısı var. Çocukların başarısızlıktan ödü patlıyor. Özgürlüğün olmadığı bir ülkede yaratıcılık da olmaz ve Türk eğitim sistemi hiçbir şekilde özgür değil. Militarist bir eğitim sistemimiz var. Okul binalarına bak, resmen hapishane. Demokratik bir ülkede eğitim bakanlığı, milli eğitim bakanlığı bile değil, hükümetlerden, ideolojilerden bağımsız olmalı. ÖĞRETMENLER KENDİLERİNİ GELİŞTİRMİYOR Öğretmenler maalesef üniversiteden mezun olduktan sonra kendilerini hiç geliştirmiyorlar. Çünkü kendisini geliştirmesine gerek yok. Bence öğretmenlere her yıl sınav yapılmalı. TÜBİTAK DESTEĞİ KESTİ TÜBİTAK 2008’e kadar Matematik Köyü’nü destekledi. 2008’de TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nde hazırlanan Darwin özel sayısının son anda engellenmesinden dolayı ben Matematik Dünyası Dergisi’ne bunu protesto eden bir karikatür koyduk. Sonra TÜBİTAK bize düşman kesildi ve bütün desteği kestiler. TÜBİTAK’IN TEK AMACI ELEKTRİKLİ ARABA YAPMAK Bir üniversitede matematik, felsefe, sanat mutlaka olmalı. Çünkü bunlar meslek değildir. Bir varoluş ve düşünme biçimidir. Belli bir işe yaramaz. Hiçbir işe yaramadığı için her şeye yarayan dallardır bunlar. Ama toplumda prim yapmazlar, para kazandırmazlar, bunlar meslek değillerdir. Bunların desteklenmesi gerekir. Temel bilim olmadan teknolojik gelişme olmaz. Türkiye bir mühendisler ülkesi. TÜBİTAK’ı da maalesef mühendisler ele geçirmiş. Bilimsel gelişmeyi teknolojik gelişme olarak algılıyorlar. Tek amaçları elektrikli araba yapmak. En sonunda yapacağım bir tane elektrikli araba önlerine koyacağım. TÜRKİYE’DE MÜCADELE ETMEYİ SEVİYORUM Yurtdışında birçok ülkede bulundum ama Türkiye’yi hiçbirine değişmem. Burada bir şeyler yapabilme, insanların hayatını değiştirebilme şansınız var: Diğer ülkelerde bu hiç yok. Ben mücadele etmeyi seviyorum. Amerika’da mesela düzen o kadar kuvvetli ki hiçbir şeyi değiştiremezsin. MATEMATİKTE GELİŞMEK İÇİN SPOR YAPIN, OKUYUN, YALNIZ KALIN Toplum çok değişti. Sürekli internet, televizyon, cep telefonu… Hep bir dış etken var. Çocuklar hiç yalnız kalamıyor. Oysa düşünmek demek yalnız kalmak demektir. Temel bilimlerde iyi olmak için zeki doğman gerekmiyor, yoğunlaşabilmen gerekiyor. Temel bilimlerde, mantıkta, matematikte iyi olmak bu konuda çalışmaktan değil yazmaktan ve okumaktan geçer. Bana anne babalar ne yapalım çocuğun matematikte gelişmesi için dediklerinde; bol bol kitap okusun, spor yapsın, sıkılıncaya kadar tek başına kalsın derim. İnsanın kendi zihninden zevk almayı öğrenmesi lazım. MATEMATİK KÖYÜ NASIL KURULDU? Bilgi Üniverstesi’nde matematik bölümü kurdum. Ve araştırmacı yetiştirmek üzere, en üst düzeyde bir eğitim kurmak istedim. 30 yıl yaşasam, her yıl 20 öğrenci yetiştirsem, 600 matematikçi yapar. Onların da öğrencileri olacak. Böylece yaklaşık 2 bin bilim adamı yetiştirmiş olurum ve bu Türkiye’yi değiştirir dedim. Yaptım ama ne yazık ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Öğrenciler o kapasitede değildi. Böyle olunca önce çocuklara fazla mesai yaptırdım, evime aldım akşamları ders yaptık. Olmadı hafta sonları vakıfta ders yaptık, olmadı her yıl değişik bir yerde yaz okulu yaptık. Çok başarılı geçti. Sonra Matamatik Köyü kurmaya karar verdik, Sevan Nişanyan ile birlikte. O Matematik Medresesi diyelim diyordu ama ben laikler bize kızar diye korktum. Ve böylece Matematik Köyü’nü kurduk. Benim amacım matematik Köyü’nün bulunduğu bütün o vadiyi bir korsan eğitim vadisine dönüştürmek. Tiyatrosu, felsefesi sanatıyla sıra dışı bir eğitim merkezi. DHA
Titanik'in Batış Teorisi Doğru Değil mi?
İngiliz bilim insanları, Titanik'in bilinen batış sebebini sorgulamaya açacak yeni bir bilgiye ulaştı. Araştırmaya göre, transatlantiğin buzdağına çarptığı 1912 yılında, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı iddia edildiği gibi anormal seviyede değildi. İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nden bilim insanları, Titanik'in battığı yılı da içine alan 20 yıllık dönemdeki buzul hareketlerini inceledi. Sonuçları Weather Journal'da yayınlanan araştırmaya göre, Titanik'in battığı 1912 yılında Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı 'çok' ancak iddia edildiği gibi 'olağanüstü' değildi. Grant Bigg ve David Wilton'ın, ABD Sahil Güvenlik verilerine dayandırarak yaptığı araştırmaya göre, o yıl 48. paralelin güneyine inen buz dağı sayısı 1038. Bu, çok görünse de, o dönem için alışıldık bir sayı. Zamanının en büyük transatlantik yolcu gemisi Titanik, 15 Nisan 1912'de ilk seferini yaparken, rotasındaki buzdağını ancak 500 metre kala fark edebilmişti. Bu, 269 metre uzunluğundaki yolcu gemisinin manevra yapabilmesi için yeterli bir mesafe değildi. Titanik, çarpmadan iki buçuk saat sonra, Grönland'in güneybatısında, bin 500'den fazla yolcusuyla birlikte sulara gömüldü. Facinanın hemen ardından çıkan haberler, sebebin, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısının normalin üzerine çıkmış olmasını işaret ediyordu. Amerikalı yetkililer, sıcak geçen kış mevsiminin buzulları erittiğini, buzullardan kopan büyük kütlelerin rüzgar ve okyanus akıntılarıyla güneye yani Kuzey Atlantik'e sürüklendiğini iddia etmişti. Hatta İngiltere'de yayınlanan Times gazetesi, Ay'ın Dünya ile konumlanmasında oluşan olağanüstü bir durum nedeniyle yaşanan şiddetli gel-git'in, buzulların bu hareketinde etkili olduğunu yazmıştı. Sheffield Üniversitesi'nden Grant Bigg ve David Wilton'in 1900-1920 yıllarını kapsayan araştırmasına göre ise, 1912 yılında, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı olağanüstü düzeyde değildi. Hatta 1909 yılında, 1912'ye kıyasla çok daha fazla buzdağı, bu kadar güneye inmişti. BBC'ye konuşan Profesör Bigg, Titanik'in battığı yıl, Kuzey Atlantik'teki buzul sayısının, 20. Yüzyılın ilk 60-70 yılı için normal sayılabilecek düzeyde olduğunu söyledi. Araştırmacılar, verilere dayanarak geliştirdikleri bilgisayar simülasyonunda, Titanik'in çarptığı buzdağına dair yeni bilgiler de ortaya çıkardı. Tahminlere göre tarihin en büyük deniz faciasına neden olan buzdağı, 1911 sonbaharında büyük bir buzuldan koptu; yaklaşık 500 metre uzunluğunda ve 300 metre derinliğindeydi.bbc.co.ukPaul Rincon
Reklam
Kendi Kendini İyileştirebilen Kas Geliştirildi
Bilim adamları, laboravutar ortamında kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirdi. Büyük heyecan yaratan çalışma, “Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinde yayımlandı. Duke Üniversitesi araştırmacıları, laboratuvar ortamında geliştirdikleri kasılabilir kas dokularını gelişmemiş kök hücre havuzu içinde bekleterek yeni kas dokuları elde etmeyi başardı. Elde edilen kas dokularının kök hücreleri kullanarak kendi kendini iyileştirebildiği belirlendi. Kas dokuları farelere nakledildiğinde rahatça uyum sağladığı belirlendi. Araştırmacılardan Nenad Bursac, “ilk defa genetik mühendislik sonucu kas elde ediyoruz ve bu kas dokusu, hem yeni doğan bir bebek kası kadar doğal hem de kendini iyileştirebiliyor” şeklinde konuştu. Laboratuvar ortamında geliştirilen kasın, kaza ya da hastalık sonucu kasları hasar gören insanların tedavisinde kullanılması amaçlanıyor.haber kaynağı: 365haber.org/sağlık-haberleri
Kubrick: Bir Sinema efsanesi(En iyi filmler içerir)
Stanley Kubrick! Sinemanın ego duvarı, kadrajların kaptanı. Görüntü yönetmenlerinin erotik rüyası,  kameranın başına gelebilecek en iyi şeylerden biri. Kendisiyle çalışan herkesi çıldırtacak kadar gıcık, ama seyirciyi kendine hayranı bırakacak kadar zeki bir prens.Daha gençken kararlı bir şekilde söylemiş olduğu sözler bugün bizi mest eden onlarca eserin çıkmasını sağlamıştır. Yaşadığı döneme kadar yapılmış hemen hemen tüm filmleri izleyen fotoğrafçı Kubrick'in ağzından dökülen şu büyülü sözler; ''Ben bu filmlerden daha iyisini çekerim'' sinemanın kalıplarını değiştirecek bir dizi atılımın miladın başlangıcı sayılabilir. Tıpkı, Tarantino ve David Lynch gibi sinema okulu mezunu Stanley Reis, sinema severleri görsel şölene çekmek için okul sıralarında bilet satmaya ihtiyaç duymamış.Küçük bir egosantirik müstesna ile doyumsuz biyografik spoiler'larımıza son verip, filmlerimize geçelim.''Steven Spielberg ölüyor ve cennete gidiyor. Ancak incili kapıdan içeri girmesi engelleniyor. Çünkü tanrı yönetmenleri Sevmiyor. Aynı anda içeriye bisikletiyle, üzerinde yırtık bakımsız eşofmanları ve jimnastik ayakkabılarıyla birisi giriyor. Spielberg: 'İyi de bu Kubrick degil mi?' diye soruyor. Hayır diyor aziz: Tanrı o, ama kendisini Stanley Kubrick sanıyor.PS: Soyadını 'Küubrik' olarak değil, 'Kuubrik'' olarak okumalısınız. Çünkü kendisi öyle diyor. (Spoiler vermeden duramayacağız.)PPS: Bu sunumda yönetmenin 64'ten sonra çekmiş olduğu filmler incelenmiştir. Öncesi neden yok diye soracak arkadaşlar, yönetmenin erken dönem sinemasıyla ilgili cahil olduğumuzu düşünüp derin bir gaflet içine düşmesinler lütfen. Sadece sizleri sıkmamak için. Yoksa Kubrick ile ilgili olarak, torunlarından daha çok konuşur ve ondan bahsederdik. Kam on.
Evrenin Genişlemesi En Doğru Şekilde Hesaplandı
Baryon Osilasyon Spektroskopik Araştırması'nı (BOSS) kullanan bilim adamları, evrenin genişleme hızı ile ilgili şimdiye kadarki en doğru hesaplamayı yaptıklarını açıkladı. BOSS uluslararası bilim adamları grubu, maddenin uzaydaki dağılımının ayrıntılı haritalarını çıkararak, evrenin genişlemesini ölçmeye çalışıyor. Ölçümlerle, kozmik genişlemeye neden olan 'karanlık enerji'nin gizeminin çözülmesi amaçlanıyor. İngiltere'nin Portsmouth Üniversitesi'nden Matthew Pieri, 'Bu şimdiye kadar yapılan en kesin ölçüm. Araştırma, evrenin 10 milyar yıl öncesine oranla çok daha hızlı genişlediğini kanıtlıyor. Aslında genişleme hızı, bizim beklediğimizden daha yavaş. Bu da evrenin bizim düşündüğümüzden daha farklı olduğunu, karanlık enerjinin sabit olmadığını, zamana, mekana ya da başka bir fiziksel parametreye göre değiştiğini göstermektedir' dedi. Evren, 13,8 milyar yıl önceki Büyük Patlama'dan bu yana hızla genişliyor. BOSS grubu, genişleme hızının ilk birkaç milyar yıl boyunca yerçekiminin etkisiyle yavaş olduğunu, 6 milyar yıl önce ise evrenin karanlık enerjinin etkisiyle hızla genişlemeye başladığını savunuyor. Grup, evrenin genişleme hızını bulmak için birbirinden bağımsız iki ölçüm yapıyor. İlkinde son derece parlak olan yıldızsı gökcisimlerinin dağılımının haritası çıkarılıyor. İkinci ölçümde ise bu gökcisimlerinden yayılan ışık, hidrojen gazı bulutlarının konumlarının belirlenmesi için kullanılıyor. New Mexico'da kurulu 2,5 metrelik bir teleskobu kullanan BOSS grubu, 140 bin yıldızsı gökcisminin ışığını kullanarak Büyük Patlama'dan birkaç milyar yıl sonraki evrende hidrojen gazı bulutlarının dağılımının haritasını çıkardı. Gözle görülmeyen karanlık maddenin varlığı, etrafındaki cisimler üzerindeki çekim gücüyle bilinirken karanlık enerjinin varlığı ise etrafındaki cisimleri üzerindeki itme gücüyle tanınıyor. Evrenin yüzde 68,3'ünün insanlık için büyük bir gizem olan karanlık enerjiden, yüzde 26,8'inin karanlık maddeden ve sadece yüzde 4,9'unun de insanoğlunun bildiği tür maddelerden oluştuğu sanılıyor.Karanlık enerjinin varlığıyla ilgili çalışma, 2011'de Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess'a Nobel ödülü getirmişti. Perlmutter, Schmidt ve Riess, ''Süpernova'' adı verilen yıldız patlamalarını izleyerek, evrenin sürekli genişlediğini keşfetmişti.cumhuriyet
Reklam