onedio
Apple'ın Patent Davasına Türk Profesör Damga Vurdu
ABD’de Apple’ın Samsung’a açtığı patent davasına Türk profesör damga vurdu. Davanın bilirkişisi Prof. Tülin Erdem, ‘İstediği 2.2 milyar dolar çok, 37 milyon dolar Apple için yeterli’ tezini savunarak dünya devine adeta soğuk duş aldırdı. ABD’de devam eden ikinci Apple-Samsung patent ihlali davasının sekizinci gününde sahneye bilirkişi olarak bir Türk profesör çıktı. Pazarlama gurusu akademisyen Prof. Tülin Erdem, 31 Mart 2014’te jüri seçimi sonrası başlayan davanın bilirkişisi seçildi. Davayı duruşma salonundan takip eden CNET editörü Shara Tibken’in bildirdiğine göre tanık kürsüsünde, davanın sadece söz konusu patentler etrafında şekillendirilmek istenildiğini söyleyen Prof. Erdem marka sadakati, kamera kalitesi gibi tüketici seçimini etkileyen daha önemli akıllı telefon özelliklerinin gözardı edildiğini öne sürdü. Dava konusu patentlerin çok detaylı, tüketici talebini artırmayacak özellikler olduğuna dikkat çeken Erdem, Apple avukatlarına “Bu özelliklerin önemini, değerini yapay olarak abartıyorsunuz” diyerek “Kilidi açmak için kaydırın” gibi özelliklerin tüketici seçimini etkilemeyecek cinsten fonksiyonlar olduğunun tüketiciler tarafından bilinmesini, bu gibi özelliklerin ürün satın alırken tüketicinin ilgi alanına bile girmediğinin bilinmesi gerektiğini belirtti.Erdem’e göre sadece “garip” insanlar, “tekno-kolik” tarzı insanlar ürün satın alırken “arka plan eşleştirme” “otomatik düzeltme” veya “Apple veri tarayıcısı” teknolojilerini referans alarak ürün seçimini değiştirebilir. Apple avukatları tedirgin “Talebi sürükleyen küçük özellikler değil, büyük özelliklerdir” diyen Prof. Erdem bilimsel verilere değil, sadece izlenimlerine dayanarak çıkardığı sonuçları da jüriyle paylaştı. “Ürün inceleme siteleri verilerine göre hareket edemeyiz, cihaz üzerindeki ikinci bir kamera, tüketicinin o ürünü tercih etmesi için yeterli bir argüman değildir” dedi. Apple avukatları ise Türk profesörün saptamalarına mahkeme karşısında şüpheli yaklaşıyor. İşlemci, dokunmatik ekrandaki QWERTY klavye, GPS gibi faktörlerin akıllı telefon satışlarını etkilemediğini iddia eden Prof. Erdem’in Samsung’un getirdiği diğer bilirkişiler ile çeliştiği iddiasında bulunuyor. ‘İhlal üstüne ihlal’ iddiası Söz konusu patent ihlali davasında Apple avukatları, Samsung’un kendilerine ait toplam beş adet patenti ihlal ettiğini iddia ediyor. Bu patent ihlalleri neticesinde Apple’in büyük zarara uğradığını ve bu zararın tazmin edilmesi için 2.2 milyar dolar tazminat ödenmesi gerektiğini savunuyor. Samsung ise Apple’in bu iddialarına karşılık, Apple’ın da kendilerinin iki adet patentini ihlal ettiğini, bu ihlal sonucunda Apple’in kendilerine toplam 7 milyon dolar tazminat ödemesi gerektiğini savunuyorlar. Hak ettikleri rakam bu değil Apple avukatları, yine bir akademisyen ve Ekonomist Christopher Vellturo’nun hesaplamalarına dayanarak, toplam 37 milyon cihazda Samsung’un patent ihlalinde bulunduğunu, toplamda 2.2 milyar dolar zarara uğradıklarını, Jüri ve mahkeme yargıcından Samsung’un bu zararı tazmin etmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Samsung’un bilirkişi heyeti ve avukatları ise bu miktarın sadece ve sadece 38.4 milyon dolar olabileceğine, ancak bu tutarın ödenmesine hükmedilebileceğini iddia ediyor. Hocadan yorum yok! Dava ile ilgili olarak bir Türk profesörün, bilirkişi olarak davada yer almasının Türkiye açısından önemli bir gelişme olduğuna inanarak Tülin Erdem hocamızla temas kurduk. Anında geri dönüş yaparak, “Dava hakkında bilirkişilerin dava hakkında konuşması yasak. Dava sonuçlanınca konuşabiliriz” dedi. Dava sonrasında konuşmak için sözleşildi. Jüri kararı geciktirmezse, iki veya üç hafta içerisinde dava sonuçlanabilir. Prof. Tülin Erdem kimdir? 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olan Prof. Tülin Erdem, ABD’nin Alberta Üniversitesi’nde lisansüstü derecesini tamamlamış. 1993 yılında ise yine aynı okulda İşletme alanında doktorasını vermiş. 2006 yılında New York Üniversitesi Stern Business School’da ders vermeye başlayan Prof. Erdem pazarlama ve işletme alanında dersler vermeye devam ediyor. Bir dönem INFORMS adındaki pazarlama derneğinin başkanlığını da üstlenen Tülin Erdem, Journal of Marketing Research isimli akademik yayının da bir dönem yayın yönetmenliği görevinde bulunmuş. Tülin Erdem’in uzmanlık ve araştırma alanları Reklam, marka yönetimi, tüketici seçimi, müşteri ilişkileri yönetimi, belirsizlikte karar almak, ekonometrik modelleme ve fiyatlandırma konularını kapsıyor. İlk davadan 290 milyon $ ABD’deki ilk Apple-Samsung patent davasında jüri, Samsung’un Apple’a 1.05 milyar dolar ödemesine karar vermişti. Ancak daha sonra bölge mahkemesine taşınan davada yargıç ödenmesi gereken rakamın jüri tarafından hatalı hesaplandığını söyleyerek yeni bir hesaplama gerçekleştirilmesini istedi. Bu davada Apple patent ihlallerinden dolayı Samsung’dan 380 milyon dolar talep ederken, Samsung ödemesi gereken rakamın 52 milyon dolar olduğunu iddia etti. Kasım 2013’te jüri Samsung’un patent ihlallerinden dolayı elde ettiği kazanç ve Apple’ın gördüğü zarar karşılığında 290 milyon dolar ödenmesine karar verdi.veteknoloji
25 Nisan: Tarihte Bugün
Kızıldeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayacak Süveyş Kanalı'nın kazılmasına, Mısır'ın Port Said kentinde başlandı.
İstanbul'da Lale Devrini Yaşayabileceğiniz 8 Mekan
Beykoz Korusu ya da Abraham Paşa Korusu ,   İstanbul'un Beykoz ilçesinde yer alan koru İstanbul Boğazı sırtlarında, Beykoz ile Paşabahçe semtleri arasında geniş bir arazi üzerine yayılmıştır. Boğaz'a bakan yamaçlardan başlayarak içlerde Riva'ya kadar uzanır. Doğuda doğal ormanlarla bütünleşir. Koru adını, Mısır Hıdivi Mehmet Ali Paşa'nın yakın adamlarından olan Ermeni kökenli Erem Amira'nın torunu Abraham Paşa'dan (1833-1918) almaktadır. Abraham Paşa, dönemin Osmanlı padişahı Abdülaziz'le dostluk kurmuş ve bir rivayete göre padişahla oynadığı bir tavla oyununda galip gelmesi üzerine bu korunun bulunduğu geniş araziyi kazanmıştır. :) Abraham Paşa'nın mülkiyetindeyken, koru Fransız bahçe uzmanları tarafından düzenlenmiş, içinde köşkler, kuşhaneler ve havuzlar inşa edilmiştir. Türkiye ikliminde doğal olarak yetişmeyen, yurtdışından getirilmiş egzotik bitki ve ağaçlar dikilmiştir.İki büyük yapay mağara, beş havuz, kayalarla oluşturulmuş 3 yapay çağlayan bulunan korudaki havuzlardan birinin içinde küçük bir yapay ada vardır. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan koru, halkın ziyaretine açıktır. İçinde iki otopark, iki kır kahvesi, bir restoran, iki sera, açık spor alanları, çocuk parkı, oturma terasları ve piknik alanları bulunmaktadır. Koruda bulunan ağaçlar arasında sekoya, kırmızı yapraklı karaağaç ve Japon saforası gibi nadide türler bulunur. Bunların yanı sıra çok miktarda at kestanesi,çınar,ıhlamur,meşe, erguvan ve akasya türü de bulunur. Bu özelliklerinin yanı sıra Lale festivali kapsamında Beykoz Korusu'na 16 farklı türde toplam 250.000 lale dikildi. Bu görsel şöleni kaçırmayın :)
Ölmeden Önce İzlemeniz Gereken 16 Yabancı Dizi
Yabancı dizi keyfine de doyum olmuyor diyenler için izlemeden sakın ölmeyin dediğim dizileri bir liste halinde topladım. Her biri bizzat benim izleyip tavsiye ettiğim diziler olup muhteşemler dediğim diziler arasındadır. Az ve öz olan bu listede ki dizileri mutlaka izlemenizi öneririm.
Mutfak Robotuyla Çelikten 100 Kat Güçlü Grafen Üretildi
Bilim insanları karbon atomlarının bal peteği şeklinde ve bir atom kalınlığında bir araya gelmesi ile oluşan grafen maddesini mutfak robotuyla elde edebildiklerini açıkladı. Olağanüstü özelliklere sahip bir madde olan ve endüstriyel anlamda çığır açabileceğine inanılan grafen çelikten 100 kat daha güçlü, ince ve esnek bir madde. İletkenliği bakırdan daha fazla ve plastiğin içine yüzde 1 oranında karıştırıldığında plastiği elektrik iletken hale getiriyor. Grafenin elektronik alanındaki silikonun yerine geçebileceği düşünülüyor. Bunun yanı sıra su ıslahı, petrol sızıntısı temizliği ve hatta çok daha ince kondom üretebilmek konusunda da faydası dokunabileceği düşünülüyor. Bilim insanları bir süredir bu olağanüstü maddeden büyük miktarlarda ve defosuz üretim yapabilmenin yollarını arıyor. İrlanda ve İngiltere'den bilim insanlarının oluşturduğu ekip grafen elde edebilmek için kurşun kalemlerde kullanılan grafit tozunu mutfak robotuna döküp ardından su ve bulaşık deterjanı ekleyerek yüksek devirde karıştırdı. Bu deneyin sonuçlar Nature Materials dergisinde yayınlandı. Grafit aslında gündelik hayatımızda kullandığımız çok basit bir eşyada bulunuyor: Kurşun kalemde. Kurşun kalemlerdeki kurşunu üretmek için kille karıştırılan grafit, grafen tabakalarının üst üste binmesinden oluşuyor. Trinity College of Dublin'den Jonathan Coleman ve meslektaşları birçok laboratuvar mikserini ve sıradan mutfak mikserini bu olağanüstü malzemeyi üretebilmek için denemişler. Ekip, bir solüsyon içinde hızlı bir şekilde dönen bir aletin kırpma etkisinin, ince grafiti oluşturan grafen tabakalarını iki boyutlu yapılarına zarar vermeden birbirinden ayırmaya yetecek yoğunlukta olduğunu göstermişler. Elbetteki bu deney evde denemeniz için değil. Gereken bulaşık deterjanı miktarı bir dizi farklı faktöre bağlı olarak belirleniyor ve daha sonra grafen içeren o siyah sıvının ayrıştırılması gerekiyor. Fakat araştırmacılar çalışmalarının grafeni ticari üretimde kullanma yolunda 'önemli bir adım' olarak nitelendiriyor. Araştırmacılar süreci hızlandırabilmek için Birleşik Krallık firması Thomas Swan için çalışmaya başlamış, amaçları yıl sonuna kadar her gün bir kilogram grafen üretebilecek bir pilot tesisat kurabilmek. 2010 yılında Manchester Üniversitesi araştırmacısı Andre Geim ve Konstantin Novoselov grafeni bularak Nobel ödülü kazandılar. İki bilim insanının grafitten grafen katmanlarını grafitten soyma yolu yapışkan bant kullanmaktı. Şu anda grafen, kimyasal buhar çöktürme yöntemiyle atom atom üretiliyor. Her ne kadar bu yöntemle metre ölçülerinde grafen tabakaları üretmek söz konusu olsa da, tabakalarda defolar meydana gelebiliyor bu da malzemenin kalitesini düşürebiliyor.
Hobiler İş Hayatını Olumlu Etkiliyor
ABD’de bilim insanlarının çalışmaları, hobilerin iş yerindeki problemlere daha yaratıcı çözümler bulunmasını, aynı zamanda iş arkadaşları arasında ilişkiyi geliştirdiğini gösterdi. Bilim adamları, yaratıcı aktivitelerin yeni deneyimlerin yanı sıra yeni bilişsel yolların keşfedilmesini sağladığını, kontrol duygusunun gelişmesiyle de hobilerin iş yerinde problemlerin daha kolay atlatılmasına yardımcı olduğuna değindi. San Francisco Üniversitesi’nden Kevin Eschleman, yaptıkları çalışmanın, kişisel zamanda yapılanların iş yerindeki davranışlarla bağlantılı olduğunu gösteren ender araştırmalardan bir tanesi olduğunu vurguladı. 400′den fazla kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları “Journal of Occupational and Organizational Psychology” dergisinde yayımlandı.haber kaynağı:  365haber.org/sağlık haberleri
Reklam
Apple'ın İstanbul Mağazasındaki Sır
Büyük fikirler büyük ambalaj veya kutulara ihtiyaç duymuyor. Son dönemde insan merkezli tasarımlara sahip cihazlar daha az yer kaplıyor. Cihazların büyüklüğü ne kadar artsa da kullanıcılar kutuların daha az yer kaplaması için çaba harcıyor. Bu kültür bize fazla uzak değil.. Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla röportajlarının yer aldığı ' Çocuklar insandır ' kitabında ' İnsan, evrende gövdesi kadar değil gönlü kadar yer kaplar ' sözüyle basit bir şekilde anlatıyor. İşte küresel teknoloji şirketleri insanların gönlüne yerleşmek için cihazların gövdesinin bile geri dönüşümlü üretilmesini istiyor. Kutular az yer kaplıyor Dünya Günü dolayısıyla tüm şirketler ne kadar az yer kapladığını anlatırken, Türkiye'de çocuklara armağan edilen 23 Nisan ile bu günün kıymetini daha çok bilmek zorunda. Çünkü onlara bırakılacak mirası hatırlamak güç değil. Yeni bir dijital oyuncakla buluşmanın en heyecanlı yanı kutunun açıldığını andır. Her metreküpte bilgi, detay ve incelik bulmak için kutunun içinde işe yarar parçalara bakın. Apple tüm ürünlerinin kutu tasarımlarında tüm ürünler ve parçalar daha az yer kaplayacak şekilde kutudan çıkıyor. Cihazlar çok hassas olsa da daha az yer kapladığı zaman daha az atık ve daha az maliyet oluşuyor. Apple karbon ayak izinin yaklaşık yüzde 98'inin doğrudan ürünlerle ilişkili olduğunu söylüyor. Kalan yüzde 2 ise veri merkezleri üzerinden oluşuyor. Daha çok gün ışığı İstanbul'da geçtiğimiz haftalarda açılan Apple Store en çok cam kullanılan mağaza olarak gün ışığını daha çok kullanıyor. Apple , asıl hedefinin her tesisinin enerjisini güneş, rüzgar, su ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan sağlamak olduğunu vurguluyor. Bu nedenle yerinde enerji üretimine yatırım yapıyor, şehir şebekesi bağlı olmayan, yenilenebilir enerji sağlamaları için tedarikçilerle ilişkiler kuruyor ve çalışanların sayısı artsa bile enerji ihtiyacını azaltıyor. Apple veri merkezlerinin tümünde, Austin , Elk Grove, Cork ve Münih'teki tesislerinde ve Cupertino'daki Infinite Loop yerleşkesinde yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanılıyor. Daha az enerji tüketmenin sırrı Her gün 10 bin 400 kilovat elektrik tüketimini yoğun kullanım saatlerinden yoğun olmayan kullanım saatlerine aktararak soğutucu verimliliğini artıran bir soğutulmuş su deposu sistemi Su depolamayla birlikte, geceleri ve havanın serin olduğu saatlerde deniz kıyısı ekonomizörüyle dışarıdaki 'ücretsiz' havanın kullanılması, zamanın yüzde 75'inden daha fazlasında soğutucuların kapalı olmasını sağlıyor. Hava akışı ihtiyaçlarını an be an tam olarak kontrol eden değişken hızlı fanlı soğuk hava tutma bölmelerinin soğutma dağıtımının yönetilmesinde yüksek hassasiyet Güç kaybını azaltarak verimliliği artıran yüksek voltajlarda güç dağıtımı Güneş ışığının maksimum yansıtılmasını sağlayan beyaz serin çatı tasarımı Hareket algılayıcılarla birleştirilmiş yüksek verimli LED aydınlatma İşlemler sırasında gerçek zamanlı güç izleme ve matematik analiz * Yüzde 14 oranında geri dönüştürülmüş malzemeden yararlanan, inşaat atıklarının yüzde 93'ünün çöp sahalarına atılmasını engelleyen ve satın alınan malzemelerin yüzde 41'ini şantiyeden en fazla 500 mil uzaklıktan tedarik eden inşaat süreçleri titizlikle uygulanıyor. Timur Sırt - Sabah
Ölüm Tehlikesiyle Test Edilen 7 İnsan
Evet şifreyi buldular; bir çok felaketten kurtuldular, ölmediler. Ama gelin görün ki bu galeriye şanslı diye koyduğumuz insanların tamamı şu an ölü. Demek ki neymiş ölümden kaçış yokmuş. 'Her nefis ölümü tadacaktır' konulu galerimize hoşgeldiniz :) Dipnot:Bu dünyada şansın olacak hacı.
Reklam
Animeye Başlamak İçin Öneriler
japon çizgi dizileri-filmleri olarak bilinen japoncada da bizzat bu manaya gelen anime kültürüne yabancıysanız küçükken izledik biz pokemonu, digimonu, candy'yi, tsubasayı, ay savaşçısını vs. ama o bilinçle değildi  diyorsanız buyrun listemde yer alan animelere ve konularına bir göz atın. bir parça da olsa yardımcı olur size ancak burdakilerin dışında yığınla kaliteli anime mevcuttur. nerde neon genesis nerde hajime no ippo, slam dunk, mirai nikki, samurai champloo vs derseniz üzgünüm . . .
Aşırı Stres Beyin Dokusunu Değiştiriyor
ABD'li araştırmacılar, fareler üzerinde yaptıkları deneyler sonucu aşırı stresin beyindeki değişimlerle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı. Strese neden olan genlerin işleyişi daha iyi anlaşılarak, zihinsel hastalıklara yeni tedaviler geliştirilebilir.Bilim insanları, stresin neden olduğu DNA değişimlerinin beyindeki değişimlerle bağlantılı olduğunu tespit etti. Aşırı stres altında kalan ve huzursuzluk belirtisi gösteren farelerin kanında yaşanan DNA değişimleri ile beyin dokularındaki değişimler arasında bağlantı olduğu anlaşıldı.Johns Hopkins Tıp Okulu'nda gerçekleştirilen deneylerde, araştırmacılar genlerin temel DNA dizilimlerini değiştirmeden fonksiyonlarını etkileyen 'epigenetik değişikliklere' dair ilk kesin delili bulduklarını açıkladı. Kanda tespit edilebilen epigenetik değişikliklerin, beyin dokularındaki değişimlere ayna tuttuğu ve psikiyatrik hastalıkların da izlerini sakladığı ifade edildi. Psychoneuroendocrinology dergisinde yayımlanan araştırmada, depresyon, bipolar rahatsızlık ve travma sonrası stres bozukluğu rahatsızlıklarıyla ilgili olan FKBP5 genine yönelik epigenetik değişimler mercek altına yatırıldı. Bilim insanları buna rağmen stres seviyesinin kanda neden olduğu değişimle beyin dokularını etkileyen 10'dan fazla gen tespit ettiklerini belirtti. Araştırmada yer alan Johns Hopkins Üniversitesi Psikiyatri ve Davranışsal Bilim Bölümü'nden Richard S. Lee, 'İnsan odaklı birçok araştırma, hastalıklara neden olan birçok epigenetik değişimlerin beyinde meydana geldiğini savunuyor. Ancak beyine ulaşmak ve incelemek ne kadar zorsa, aynı değişimlerin yaşandığı kana ulaşmak bir o kadar kolay' ifadesini kullandı. Lee, 'beyindeki değişimleri anlamak için kanı kullanabildiklerini ve kanın zihinsel hastalıkların tespiti, yeni tedavilerin geliştirilmesi ve bu tedavilerin test edilmesi için de kullanılabileceğini' söyledi. Tahminler doğru çıktı Yapılan deneyde, ana stres hormonu olarak bilinen kortizolun aşırı üretilmesine neden olan cushing hastalığı taşıyan fareler gözlemlendi. FKBP5 geninde değişimin tetiklenmesi için farelerin suyuna dört hafta boyunca değişik dozlarda stres hormonu eklendi. Her hafta kanlarındaki değişim ölçülen farelerin beyinler, ay sonunda parçalara ayrılarak incelendi. Araştırmacılar özellikle, fareler ve insanlarda hafızanın şekillenmesi, bilgi depolanması ve örgütlenme yeteneğini ilgilendiren hipokampus bölgesinin kortizolden ne kadar etkilendiğini inceledi. Araştırmalar, farelerin aldığı stres hormonu arttıkça kan ve beyindeki epigenetik değişimlerin bir o kadar arttığını ortaya koydu. Yine de stres hormonuyla epigenetik değişimlerin farklı özellikleri, kan-beyin ilişkisinde soru işaretleri de doğurdu. Lee, stres hormonu arttıkça FKBP5 geniyle tetiklenen RNA'ların depresyon seviyesiyle arttığını belirtti. Ancak RNA seviyesi zamanla veya hormon seviyesinin azaltılmasıyla normale dönerken, epigenetik değişimler kalıcılığını sürdürüyor. Araştırmacılar, epinegetik değişimlerin bu özelliğinin, salgılanan ortalama stres hormonu ve bu durumda oluşacak RNA miktarının anlaşılmasında yol gösterici olacağını belirtti. Kaynak: Psypost.com|Al Jazeera
TOKİ, Marmara Üniversitesi'nin Arazilerini Satıyor
Marmara Üniversitesi, fakülte ve birimlerini Maltepe'deki yeni kampüse taşımaya başladı. Nişantaşı, Validebağ, Halkalı, Bahçelievler gibi İstanbul'un emlak değeri en yüksek semtlerindeki araziler ise TOKİ eliyle satılacak. Radikal'den Gülden Aydın'ın haberine göre, Maltepe'deki yeni kampüse taşınacak olan Marmara Üniversitesi'nin arazileri TOKİ tarafından satılacak. Marmara Üniversitesi’nin Maltepe Başıbüyük’teki 3.000 dönümlük yeni kampüsünün inşaatı, hızla devam ediyor. Haydarpaşa’daki 7 bin öğrencili Tıp Fakültesi, geçtiğimiz şubatta Maltepe’ye taşındı bile. Diş Hekimliği Fakültesi binası ise bitmek üzere. Sağlık Bilimleri Fakültesi (Hemşirelik, Ebelik, Diyetisyenlik, Fizyoterapi, Hastane Yöneticiliği)’nin temeli mayıs, Eczacılık Fakültesi’nin temeli ise Haziranda atılacak. Nişantaşı’ndaki Diş Hekimliği ile İletişim fakülteleri, önümüzdeki haziranda geçici olarak Haydarpaşa’ya taşınacak. Maltepe’deki şantiye görevlileri, “Fakülteler peyderpey yapılıyor. İnşaatı biten buraya taşınacak” diyor. Tıp Fakültesi’nin yapımını üstlenen ZEK-SAN, Van Erciş ve TOKİ Elazığ afet konutları, TOKİ Denizli; Diş Hekimliği Fakültesi’ni yapan iki firmadan RG, Adalet Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, TANK Yapı ise Milli Savunma Bakanlığı’ndan aldığı önemli ihalelerle tanınıyor. Arazi askeriyenin Maltepe Başıbüyük’teki kampüs projesi, askeri tesislerin taşınması gündeme geldiğinde ortaya çıktı. 2011’de, içinde Kenan Evren Kışlası’nın da bulunduğu arazi, O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun desteğiyle Marmara Üniversitesi’ne verilmiş. Kıvrıkoğlu, müteahhitlerin göz diktiği adalar ve Marmara Denizi manzaralı bu değerli arazide bilim kurumunun yer almasını olumlu bulmuş.TOKİ, İstanbul ’un Anadolu ve Avrupa yakasındaki 14 kampüsünden boşalan arazileri ihaleyle satacak. Yeni AVM ve rezidanslarla betonlaşma gündeme gelecek. TOKİ Başkanlığı, görüşmelerin seyri hakkında “Marmara Üniversitesi ile protokol çalışmalarımız, taslaklar üzerinde karşılıklı görüşmelerimiz devam ediyor. Henüz imza aşamasına gelmedik” diyor. Rektör Gül: Satış değil takas Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Zafer Gül, boşalacak arazilerin akıbetini anlattı: “Üniversitemizin tüm arazileri, Milli Emlak’tan tahsisli. Dolayısıyla satılması değil, kurumlar arası takası söz konusu. Yeni kampüs, Maliye Bakanlığı’na bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün arazilerine yapılıyor. Üniversite olarak bizim ihaleye vermemiz, para işlerine girmemiz söz konusu olamaz. Araziler bize ait değil. Kamu arazileri. TOKİ eliyle satışa çıkarılmasını sağlayan Milli Emlak’ın bağlı bulunduğu Maliye Bakanlığı. Üniversitemizin satışla bir ilgisi yok. TOKİ ile başlayan protokol görüşmelerine Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve üniversitemiz katılıyor. Yerel seçimler nedeniyle duran görüşmeler haziranda bitecek ve imza atılacak. İşlemler tamamlandığında kamuoyuna duyuracağız. Askeri arazideki inşaatlara başlamak için kışlanın taşınmasını bekliyoruz. Üniversitemizin 75 bin öğrencisi, 3 bini akademik kadro 5 bin personeli var. Maltepe’de bir teknokent kuruyoruz. Yeşil kampüs, akıllı binalar… Tepeye rüzgâr türbini ve gözlemevi kuracağız. Türkiye ’de rol model olmak istiyoruz. Sağlık Bilimleri kampüsünü Avrupa Yatırım Bankası’ndan aldığımız 35 milyon Euro ile yapıyoruz. Depremden etkilenmeyen raylı sistemli, en ileri ameliyat tekniklerinin kullanıldığı 720 yataklı hastanemiz eylülde açılacak. “ İşte o araziler Göztepe: 147 dönüm, Üsküdar (Bağlarbaşı): 39 dönüm Üsküdar (Validebağ): 50 dönüm Nişantaşı: 24 dönüm Bahçelievler: 4 dönüm, Halkalı: 1.182 dönüm, Kartal: 1.000 dönüm, Selimpaşa: 11 dönüm. Toplam: 2.457 dönüm.CNN Türk
Reklam
Her Şey Bahane Kahve İçmek Şahane Dedirten 11 Neden
Seul Ulusal Üniversitesi’nden araştırmacıların fareler üzerinde yaptığı bir deneye göre az uyku nedeniyle strese giren fareler kahve aromasına maruz kaldıklarında, beyinlerinde bu strese bağlı olarak oluşan proteinde de bir değişim yaşanıyor.
İşte Parayı Ağzınıza Götürmemenizin Nedeni
Konu kirli paralar: Bilimadamları para üzerinde yaşayan şaşırtıcı sayıda mikrop keşfetti. New York Üniversitesi'ndeki (NYU) Kirli Para Projesi'nde görevli araştırmacılar dolar üzerinde yaptıkları DNS çalışmasında paranın üzerinde yüzlerce çeşit bakteri buldular. NYU araştırmacıları 1 dolarlık banknot üzerinde yaptıkları genetik materyal analizinde, toplam 3 bin çeşit bakteri keşfetti. Bu sayı örneklerin mikroskop altında incelendiği daha önceki çalışmalarda ortaya çıkan sayıdan oldukça fazla. Yine de bu miktar insan dışı DNA'ların ancak yüzde 20'sini kapsıyor. Araştırmacılar, buna neden olarak genetik veri bankalarında bu kadar çok mikroorganizmanın kategori altına alınmamasını gösteriyor. Bol miktarda tanımlanan türlerden biri akneye neden olan bakteriler oldu. Tanımlanan diğer bakteriler ise ülser, zatürre, gıda zehirlenmesi ve stafilokok enfeksiyonları gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Hatta bazıları antibiyotik direncinden sorumlu genler taşıyor. NYU Genom ve Sistemler Biyolojisi Merkezi'nden genom sıralama sorumlusu Jane Carlton yaptığı yorumda, 'Bu gerçekten bizleri şaşırttı. Gerçekten de paranın üzerinde üreyen mikroplar bulduk' dedi. Henüz yayınlanmamış bu araştırma uluslararası bir sorun olan kirli para sorununu bir kez daha hatırlattı. Rupiden euroya kağıt paralar dünyada en fazla el değiştiren maddelerden birisi. Hijyenistler uzun zamandan bu yana bunun bir salgının kaynağı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. 23 ülke için özel banknotlar yapan Innovia Security Müdürü Philippe Etienne yorumunda, 'Vücut sıcaklığındaki bir cüzdan bakteri üretme kabı gibi.' dedi. Bazı para uzmanları merkez bankalarının ve devlet hazinelerinin mikrobiyolojiden çok paranın sahtesinin yapılabilirliği ve sağlamlığı konusunda endişe duyduklarına dikkat çekiyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 150 milyar dolar yeni banknot tedavüle giriyor. Yarı keten karışımından yapılmış bir ABD doları 21 aydan daha kısa bir süre sağlamlığını koruyabiliyor. ABD merkez bankası bu yıl toplam nominal değeri 297,1 milyar dolar olan 7,8 milyar banknot yapmak için 826,7 milyon dolar harcadı. Paranın sağlamlığını daha da uzatmak için Kanada'dan Butan Krallığı'na kadar bir çok ülke esnek plastik polimer zardan banknot basıyor. Yen para birimlerindeki maddelerin kamu sağlığına etkisini araştıran Avustralya Ballarat Üniversitesi, 10 ülkedeki süpermarketlerden, restoran ve kafeteryalardan aldıkları kağıt paraları test ettiler. Foodborne Pathogens and Disease dergisinde yayınlanan 2010 yılındaki araştırmada her ne kadar bakteri seviyesi ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de polimerden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısı ketenden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısından az çıktı. Etienne konuyla ilgili yorumunda, 'Polimerden yapılmış parada önemli olan bu paranın emici özellik taşımaması. Bunun da temizlik açısından yararları var.' dedi. Diğer araştırmacılar da yedi farklı para üzerindeki bakterilerin büyümeleri araştırdı. Antimicrobial Resistance and Infection Control'de yayınlanan araştırma sonucunda bazı mikropların plastik banknotlar üzerinde daha uzun yaşadıkları keşfedildi. İnsan dokunuşu ise sorun yaratıyor. Bakteriler derideki mum tortusundan ve tedavüldeki kağıt paradaki yağdan besleniyor. Araştırmacılar ayrıca kağıt para üzerinde lifli yüzey de keşfetti. Hindistan, Hollanda ve ABD'deki araştırmacı gruplar geleneksel hücre kültürü teknikleri kullanılarak kağıt para üzerindeki bakterilerin yaklaşık 93'ünü izole etmeyi başardı. Londra'daki Queen Mary Üniversitesi'nde görevli mikrobiyologlar 2012'de test ettikleri İngiliz banknotlarının yüzde 6'sında kalın klozetteki miktara eşdeğer bağırsakta enfeksiyona neden e.coli bakterisi buldu. NYU'daki araştırmacılar hücreleri izole ederek mikroskop altında çalışmak yerine yüksek hızlı gen sıralaması ve bilgisayar destekli veri analistleri yaptığından daha fazla türü tanımladı. Deneyde Manhattan'da ismi açıklanmayan bir bankadan geçen yıl alınan 80 adet bir dolarlık banknotlar üzerindeki DNA'lar analiz edildi. Toplamda bu dolarlar 1,2 milyar DNA seğmendi içeriyor. Tüm genetik verileri tutmak için 320 gigabaytlık dijital depo alını kullanıldı. DNA'lar New York'un olduğu gibi çeşit çeşit idi. Bu DNA'ların yarısı insanlara ait çıktı. Araştırmacılar bakteri, virüs, mantar, bitki patojenleri buldular. Hatta şarbon ve difterinin oldukça küçük izlerini buldular. Paraların üzerinde at, köpek ve dahası beyaz gergedan DNA'sı da bulundu. ROBERT LEE HOTZwsj.com.tr
Reklam
Yeryüzünün İlk 'Penisli' Dişisi
Brezilya'da 'penisli' bir dişi böcek türü keşfedildi. Uzmanlar yeryüzünde karşı cinsin üreme organına sahip ilk hayvan örneğinin bu olduğunu söylüyorlar. Neotrogla denilen türün dişisi sertleşme özelliğine sahip üreme organına, türün erkeği ise vajina benzeri bir üreme organına sahip. Dişi, ginosom adı verilen penis benzeri organıyla erkeğin vajinaya benzeyen organına girerek sperm emiyor. Current Biology adlı dergide yayımlanan araştırma raporuna göre Neotroglalarda dişinin daima üstte olduğu çiftleşme dikkate değer bir süre -40 ila 70 saat- devam ediyor. Raporun yazarı Japonya'nın Hokaido Üniversitesi'nden Kazunori Yoshizawa, 'Cinsiyet rolü değişikliği bir çok başka hayvanda daha önce bulunmuştu ama üreme organlarının ters olduğu ilk örnek Neotrogla' diyor. Böcekler Brezilya'nın doğusundaki bir mağarada bulundu ve bu özellikler Neotrogla familyası içinde dört ayrı türü kapsıyor. Dişinin ginosom adı verilen penis benzeri organı erkeğin içine girdiğinde şişiyor. Organın içindeki dikenler sayesinde iki böcek birbirine yapışıyor. Bu olağanüstü rol değişikliğinin, böceklerin yaşadığı mağara ortamındaki besin yetersizliği sonucu gelişmiş olabileceği düşünülüyor. Çiftleşme dişiye erkeğin vajinasından sadece sperm değil, besleyici değeri yüksek diğer sıvıları da emme imkanı veriyor. O nedenle çiftleşme ne kadar sık olursa dişi o kadar beslenmiş de oluyor. Bu tuhaf türün incelenmesi türlerde cinsel organların evrimi, bilim insanlarına cinsler arası çelişki ve çatışmalar konusundaki tezlerin test edilebileceği yeni alanlar açıyor. Japonya'daki Keio Üniversitesi'nden Yoshiitaka Kamimura 'O kadar seks rolleri değişimi görülen hayvan arasında neden sadece Neotrogla'da dişi penis geliştiğini açıklayabilmek önem taşıyor' diyor. Bunu yapabilmek için önce laboratuarda yeterli sayıda böcek üretmeleri sonra deneylere girişmeleri gerekecek.BBC Türkçe
Süper Güç Türkiye! 2050 Yılında Türkiye Haritası Böyle mi Olacak?
etiket
ABD'de 'Gölge CIA' olarak bilinen Stratfor düşünce kuruluşunun başındaki George Friedman, 'Önümüzdeki 100 yıl' adını verdiği kitabında Türkiye'yi geleceğin süper güçleri arasında saydı.' Türkiye, ABD'yle savaşacak yenip 'süper güç' olacak ABD'de 'Gölge CIA' olarak bilinen Stratfor düşünce kuruluşunun başındaki George Friedman, 'Önümüzdeki 100 yıl' adını verdiği kitabında Türkiye'yi geleceğin süper güçleri arasında saydı. Türkiye ile Japonya'nın liderlik yapacağı ülkelerin ABD ile savaşacağını ileri sürdü Amerikan İstihbarat Ajansı CIA'ya yakınlığı nedeniyle 'Gölge CIA' olarak bilinen Stratfor'un sahibi, ünlü stratejist George Friedman, önümüzdeki yüzyılın sonlarında Çin ve Rusya gibi ülkelerin gerileyip yerlerini Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya gibi yeni dünya güçlerine bırakacağını öne sürdü. Friedman, 'Next 100 Years: A Forecast for the 21'st Century' (Önümüzdeki 100 Yıl: 21'inci Yüzyıl İçin Öngörüler) adlı yeni kitabında şu tahminlerde bulundu: Rusya ve Çin gibi güçler için önümüzdeki yüzyılda endişelenmeye gerek yok. Bu ülkeler komünizme benzer çöküş yaşayacak. Rusça veya Çince'yi bırakın, Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenmeye bakın. Gelecek yüzyılın süper güçleri Çin ve Rusya değil; Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya olacak. Türkiye'nin dünyadaki siyasi etkisi 2050 yılında Osmanlı haritasını andıran bir görüntü oluşturacak. Savaş, bilim-kurgu filmi gibi olacak Yüzyılın sonlarına doğru ABD ile Türkiye-Japonya ittifakı arasında bir çatışma yaşanacak. Bu savaş bugüne kadar var olan klasik silahlarla yapılan savaşlardan tamamen farklı olacak. Yani bugünden bir tür bilim kurgu gibi görünen bir savaş yaşanacak. 21'inci yüzyılın gidişatını bu savaşın sonucu belirleyecek. ABD'nin şu an üzerine eğildiği İslamcı militanlarla savaş konusu 21'inci yüzyılla birlikte tarihin derinliklerinde kalacak. Uzun hayat beklentilerinin artması nedeniyle 1970-90 yıllarında dünyaya gelenler yaşlarının ileri dönemlerinde mali krizle karşı karşıya kalacak. Şimdi göçmenleri sınırlarından çeviren Amerika, bir süre sonra göçmenleri çekmek için teşvikler dağıtacak. n DIŞ HABERLER ÖNEMİ NEDİR? Stratfor 1996'da, Teksas'ın Austin kentinde kurulan özel bir istihbarat kurumu. Başında ünlü stratejist ve siyaset bilimci George Friedman bulunuyor. Friedman aynı zamanda 'Amerika'nın Gizli Savaşı', 'Savaşların Geleceği' gibi best-seller kitapların yazarı. Türkiye'deki gelişmelerle ilgili olarak, Friedman tarafından kaleme alınan analizi 'Türkiye-Yeni Osmanlıcılık' ve yeni ABD yaklaşımı konusunda ilginç bir çalışma olarak nitelenmişti. Friedman ve başında bulunduğu Stratfor, Pentagon'a da danışmanlık yapıyor. Stratfor, Asya'da 1997'de kriz yaşanacağını ABD yönetimine çok önceden bildirmişti.Medyafaresi
Reklam
Dünya'ya Çok Benzeyen Bir Gezegen Keşfedildi
Gökbilimciler, ilk kez Dünya ile aynı boyutlarda ve bilinen yaşama uygun nitelikte bir gezegen gözlemlendiğini duyurdu. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın ‘gezegen avcısı’ uzay teleskopu Kepler, 500 ışık yılı mesafedeki (1 ışık yılı = 10 trilyon km) gezegenin, kendi yıldızına olan uzaklığı sebebiyle ‘yaşanabilir bölge’ içerisinde bulunduğunu tespit etti. Bu da yüzeyinin ne çok fazla sıcak ne de soğuk olduğu anlamına geliyor. Üzerinde deniz ve okyanuslar yer aldığı düşünülen gezegene ‘Kepler-186f’ adı verildi. BİR YILI 130 GÜN Kepler-186f, Kuğu Takımyıldızı’ndaki Kepler-186 yıldızının çevresinde dönen 5 gezegenden biri. Kepler-186 yıldızı, bizim Güneşimizin yarısı kadar büyüklükte. Daha önce gözlemlenen ‘yaşanabilir’ gezegenler, Dünya’dan en az yüzde 40 daha büyüktü. Bu da onların fiziksel yapılarını belirlemede güçlüklere sebep oluyordu. Ancak Kepler-186f, birçok özelliği ile Dünya’yı andırıyor. Gezegenin büyüklüğü belirlenebilse de kütlesi ve bileşimi henüz bilinmiyor. Karasal bölgelerinin dağlık ve kayalık bir yapısının olduğu tahmin ediliyor. 52,5 milyon kilometre uzaklıkta bulunan kendi yıldızı etrafındaki dönüşünü 130 günde tamamlıyor. Dünya’nın Güneş’ten aldığının üçte biri kadar kendi yıldızından enerji alıyor. Kepler-186f’in yüzeyindeki en aydınlık saatlerde, Dünya’daki günbatımından bir saat önceki kadar gün ışığı görülüyor. NASA’daki bilim insanları, atmosferinde bol miktarda karbondioksit olduğu tahmin edilen gezegen için “Dünya’nın ikizi olmaktan öte onun kuzeni” yorumunu yapıyor. “BÜYÜK BİR ADIM” ABD’nin California eyaletinde yer alan NASA Ames Araştırma Merkezi’nde, Kepler-186f araştırmasını yürüten Elisa Quintana, “Yaşamın var olduğunu bildiğimiz tek gezegen Dünyamız. Güneş Sistemimizin dışında yaşam araştırması yaparken Dünya’nın karakteristik özelliklerini taklit eden gezegenleri bulmaya odaklanıyoruz. Yaşanabilir bölge içerisinde kalan ve Dünya ile aynı boyutta olan bir gezegen bulmak büyük bir adım” dedi. NASA’nın Washington’daki merkezinde Astrofizik departmanı direktörü olan Paul Hertz ise, “Gelecekteki NASA görevleri olan James Webb Uzay Teleskopu ile dış gezegen araştırma uydusu sayesinde uzak gezegenlerin fiziksel yapılarını ve atmosferik koşullarını daha iyi görebileceğiz. İnsanlığın Dünya benzeri gezegen arayışını sürdürebileceğiz” açıklamasını yaptı. 5 YILDA 961 GEZEGEN KEŞFEDİLDİ 2009 yılında uzaya fırlatılan Kepler Uzay Teleskopu, 961 gezegenin gözlemlenmesini sağladı. Bunlardan çok azı bilinen yaşama uygun özellikte. Büyük bir kısmını Jüpiter ve Satürn gibi gaz devleri oluşturuyor. Kepler-186f araştırmasının sonuçları bugün bilim dergisi Science’ta yayınlandı. (CİHAN)
Reklam