onedio
Dünyanın En İyi ve En Kötü Ülkeleri Seçildi
BM’den Dünya Bankası’na kadar birçok örgütün belirlediği 35 gösterge üzerinden elde edilen puanlara göre bir liste hazırlandı. Ekonomiye, bilime, teknolojiye, kültüre, uluslararası barışa ve güvenliğe, dünya düzenine, gezegene ve iklime, eşitliğe ve sağlığa sunulan küresel katkıya göre hazırlanan ve 125 ülkenin değerlendirildiği listede, Türkiye 79. sırada yer alabildi. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve UNESCO gibi organizasyonlardan yaklaşık 3 sene boyunca veri toplayarak oluşturulan araştırma kullanılan İyi Ülke Endeksi (The Good Country Index), her ülkeye bir denge cetveli atıyor ve insanlığa net fayda sağlayan, gezegene yük olan ya da bu iki değer arasında duran ülkeleri sıralıyor.
Vatandaş Gırtlağa Kadar Borç Batağında, Erdoğan Kapağı Çankaya'ya Atma Derdinde
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türk ekonomisinin iç-dış borcunun katlandığına ilişkin çeşitli verileri derlerken, 'Erdoğan döneminde kamu ve özel sektör borcu üç kat arttı o hala 'borç yiğidin kamçısıdır' diyor. Borç yiğidin kamçısı değil, ekonominin yumuşak karnıdır. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur” diye konuştu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:   Cumhurbaşkanlığı’na kendi kendini aday gösteren Tayyip Erdoğan, üç dönemlik başbakanlığı süresindeki ekonomi politikalarıyla devleti, özel sektörü ve vatandaşları gırtlağına kadar borca soktu. Erdoğanlı yıllarda kamunun toplam borcu net 378,8 milyar lira artarak 257 milyar liradan 636 milyara yükseldi. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplam borç 2.5 katına çıktı.  Kamu ve özel sektörün 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, 386.8 milyar dolarla üçe katlandı. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Buna karşılık Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlandı, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. Sürekli borçlanmaya ve tüketmeye teşvik edilen vatandaşların kredi borçları 127 kat artışla 1.9 milyardan 253 milyara, kredi kartı borçları da 4.3 milyardan 77.7 milyara yükseldi. 2.5 milyon kişi borcunu ödeyemediği için kara listeye girmiş durumda. Erdoğan döneminde kârın yurt dışına aktarılması teşvik edildi. Aralık 2002-Nisan 2014 arasında dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklindeki toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Şimdi Köşk’e kapağı atıp ülkeyi oradan yönetmeye, kendi tek adam rejimini tahkim edip resmileştirmeye niyetlenen Erdoğan, dokunulmazlık zırhı sayesinde, yaptığı onlarca yolsuzluğun cezai sorumluluğundan da kurtulmayı planlıyor. Erdoğan’ın ekonomide bıraktığı saatli bombanın bedelini ise 77 milyon ödeyecektir. Bu enkazın ciddi siyasi ve sosyal sonuçları olacak, bu yük uzun yıllar halkın ve devletin sırtında kambur olmaya devam edecektir. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur. Erdoğan, üç dönem yaptığı başbakanlık görevinin ardından şimdi kendi kendini Cumhurbaşkanlığına aday göstererek Çankaya’ya kapağı atmaya hazırlanıyor. Başbakanlığı süresince içeride toplumu kutuplaştıran, ülkeyi bölünme noktasına getiren, dış politikası ile Türkiye’yi adeta tüm dünya ile düşman eden Erdoğan, ekonomide de izlediği sıcak paraya ve borçla tüketime dayalı politikaların sonucuolarak patlamaya hazır bir saatli bomba niteliğinde devasa bir borç batağı bırakıyor. 11.5 YILDA DEVLETİ NET 379 MİLYAR LİRA BORÇLANDIRDI Kamunun 2002 sonunda 155 milyar lira olan iç borç stoku 11.5 yılda 436,3 milyar liraya çıkarak üçe katlandı. Aralık 2002- Mart 2014 döneminde 102 milyar liradan 199.6 milyara çıkan dış borçla birlikte kamunun toplam borç yükü yaklaşık bir buçuk kat büyüyerek 257 milyar liradan 636 milyar liraya ulaştı. Buna göre toplam kamu borcu 2002-2014 döneminde net 378,8 milyar lira büyüdü. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplum kamu borç stoku 2.5 katına çıktı.  11.5 YILDA DIŞ BORÇ 3’E KATLANDI…Erdoğan’ın başbakanlığında Türkiye, dış borçlanma rekoru kırdı. Ülkenin 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, Mart 2014 itibariyle 386.8 milyar dolara çıktı. AKP döneminde, Cumhuriyetin ilk 80 yılında oluşan stokun iki katı kadar net dış borçlanmaya gidildi. Başka deyişle 80 yılın sonundaki dış borç bakiyesi son 11.5 yılda üçe katlandı. 386.8 milyar dolarlık dış borcun yaklaşık 117 milyar doları kamuya, 4.9 milyar doları Merkez Bankası’na, 264.9 milyar dolarla en büyük bölümü ise özel sektöre ait bulunuyor. 11.5 yılda kamunun dış borcu yüzde 81 büyürken, özel sektörün dış borcundaki büyüme 515 kata ulaştı. AKP’nin işbaşına geldiğinde kamu finansmanını dış borç yerine ağırlıkla iç borçla döndürmeye ağırlık vermesi, kur garantisi vererek özel sektörü dışarıdan borçlanmaya teşvik etmesi bu kesimin dış borcunu patlattı. Bankalar başta özel sektör dışarıya, kamu ise daha çok içeriye borçlu hale geldi. VATANDAŞIN KREDİ BORCU 127 KAT, KART BORCU 17 KAT BÜYÜDÜ AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda 1.9 milyar lira dolayında bulunan toplam tüketici kredileri, aradan geçen sürede tam yüzde 12 bin 743 (127.4 kat) artarak bu yılın Nisan sonunda 253.4 milyar liraya ulaştı. Bunun 112.1 milyarını konut, 7.7 milyarını taşıt kredileri, yaklaşık 133.6 milyarını da diğer krediler oluşturuyor. AKP’nin, ekonominin lokomotifi olarak gördüğü ve aynı zamanda en büyük yolsuzluk alanlarının başında gelen inşaat sektörüne verdiği olağanüstü kamu desteğinin de etkisiyle, tüketici kredileri içinde en hızlı artış 420 katla konutta gerçekleşti. Aynı dönemde bireysel kredi kartı borçları da yüzde 1.692 oranında (16.9 kat) artarak 4.3 milyar liradan 77.7 milyara yükseldi. Böylece tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının bileşimi olan toplam hane halkı borç yükü, 51.5 kat büyüyerek 6.3 milyar liradan 331.1 milyara yükseldi. Bu dönemde haneler 324.8 milyarlık net borçlanmaya gittiler. Halkın borçla tüketime şartlandırıldığı AKP döneminde kredi kartlarının sayısında adeta patlama yaşandı. 2002 sonunda 15 milyon 705 bin 370 adet olan dolaşımdaki toplam kredi kartı sayısı, yüzde 265 artışla Mayıs 2014 itibariyle 57 milyon 317 bin 236 adede ulaştı. Buna göre AKP döneminde vatandaşların cebine net 41 milyon 611 bin 866 adet yeni kredi kartı konuldu. Öte yandan Mayıs 2014 itibariyle tüketici kredisi ve/veya kredi kartı borcunu ödemediği için kara listeye alınan 2.5 milyon vatandaş bulunuyor. Kara listedekilerin sayısı son 4 yılda 5’e katlanmış durumda. BORÇ BATAĞI NASIL OLUŞTU?Erdoğan hükümetlerinin izlediği politikalarla Türkiye ekonomisi, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirildi. Tatlı kârı gören sıcak para geldikçe ekonomi çarkı döndü. Ekonomide canlılık, yoğun sıcak para girişleri ve bankaların yurt dışından borçlanıp bununla içeriyi fonlaması sayesinde sürdürüldü. Bu kadar dış kaynak bolluğuna rağmen 2003-2013 dönemindeki ortalama büyüme sadece yüzde 4.9’la vasat düzeyde kaldı. Kâğıt üzerinde kaydedilen büyümeler de istihdam yaratmadı, işsizlik sorunu çözülemedi. İşsizlik kronikleşti, reel ücretler geriledi, gelir dağılımı bozuldu, buna rağmen tüketici kredisi ve kredi kartları üzerinden henüz kazanılmamış gelirlerle, yani borçlanarak tüketen vatandaşlara, sanal bir refah ve zenginleşme algısı yaşatıldı ve bu da oya tahvil edildi. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından borçlanarak sağladığı kaynaklar özellikle inşaat gibi belli sektörler yanında en çok tüketiciye pompalandı. Bankacılık sektörünün kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık patladı. Kışkırtılan tüketim, tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaşlar bankalara; bankalar ve şirketler yurt dışı kreditörlere, devlet ise hem yurt içi hem yurt dışındaki borç verenlere gırtlağına kadar borçlu hale getirildi. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Açık tüketici kredisi bulunanların sayısı 2002-2014 döneminde 1.7 milyondan 14.7 milyona yükseldi. Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlanırken, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. GELİNEN NOKTA: GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE OECD 3’ÜNCÜLÜĞÜ Tayyip Erdoğan, siyaset ve ekonomide kendisine yöneltilen tüm eleştirilerde “ekonomideki başarımızı çekemiyorlar” yalanına sarıldı ve ortaya çıkan tüm başarısızlıklarını “faiz lobisinin komplosuna” bağladı. Oysa TÜSİAD tarafından yaptırılan gelir dağılımı araştırması, yaklaşık 12 yıldır Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin, OECD ülkeleri arasında Meksika ve Şili’den sonra gelirleri en eşitsiz dağılan 3. ülke olduğunu ortaya koyarken,  2007-2011 döneminde açık farkla gelirleri en fazla artanın, faiz geliri elde eden kesim olduğunu gösteriyor.  Araştırmaya göre ülkedeki tüm ekonomik kesimlerin toplam geliri söz konusu dönemde yüzde 2.4 arttı. Bu kesimler içinde işçi ve memurların oluşturduğu emek kesiminin gelirleri yüzde 3.7, tarım müteşebbislerinin gelirleri yüzde 8.5, diğer müteşebbis gelirleri yüzde 4.8, emekli gelirleri ise sadece yüzde 1.6 artarken, Erdoğan’ın “faiz lobisi” diye adlandırdığı kesiminin gelirlerinde tam yüzde 45.6 artış yaşandı. YURTDIŞINA KÂR AKTARILMASI TEŞVİK EDİLDİErdoğanlı yıllarda, yabancıların kârı yurt dışına aktarması teşvik edildi. 2002 sonundan bu yılın Nisan sonuna kadar olan dönemde dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de çalışan yabancıların elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklinde yapılan toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Bu dönemde; dış kredilere ödenen faiz 104.8 milyar, sıcak paracıların Borsa ve DİBS’teki portföy yatırımlarından kazanarak ülkesine yaptığı transferler 38.2 milyar, doğrudan yatırımlardan elde edilerek aktarılan kârlar yaklaşık 25.5 milyar ve maaş-primlerden yapılan aktarma 1.7 milyar dolara ulaştı. 13 Haziran 2014 itibariyle Türkiye’de Borsa, DİBS, eurobond ve mevduatta park etmiş 144 milyar dolarlık bir portföye sahip bulunan yabancılar parayla para kazanıp, kârını ülkelerine aktarmaya devam ediyor. BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI DEĞİL EKONOMİNİN YUMUŞAK KARNIDIR!Sonuç olarak Erdoğan’ın ekonomi politikaları Türkiye de her alanda EŞİTSİZLİĞİ ciddi oranda arttırdı. Gelir artışının %90’ı en yüksek gelire sahip %5’lik kesime gidiyor. Türkiye’de fırsat eşitsizliği ve gelir dağılımı eşitsizliği öncelikle ele alınması gereken en önemli konulardandır. Erdoğan’ın ekonomi politikaları sonucunda BORÇLANMA / DIŞ TİCARET AÇIĞI / CARİ AÇIK / İŞSİZLİK ve YOKSULLUK çok büyük artış kaydetmiş ve kronik sorun haline gelmiştir. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda BORÇ KRİZİNE sürüklenmemesi ancak üretim eksenli yeni bir kalkınma paradigmasının inşasına ve tasarruf oranlarının arttırılmasına bağlı gözükmektedir. Bu yeni kalkınma stratejisi için bilim ve teknoloji politikalarının planlı bir şekilde hazırlanıp üretim yapısının dönüştürülmesiyle Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasında yararlı olacaktır. Bu bağlamda özellikle temel bilimlere yönelik eğitim yatırımlarının kamu tarafından planlı bir şekilde ele alınması yararlı olacaktır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur.
En Girişimci Üniversite ODTÜ
TÜBİTAK'ın bu yıl üçüncü kez hazırladığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi'nin sonuçları açıklandı. Listenin başında ODTÜ var. TÜBİTAK'ın ilk kez 2012 yılında hazırladığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi'nin bu yılki sonuçları açıklandı. Endekste değerlendirmeye alınan üniversiteler arasında ilk 50 okulun ismi yer alıyor. 144 üniversitenin değerlendirildiği listede birinciliği Örtadoğu Teknik Üniversitesi alırken onu Sabancı Üniversitesi takip etti. Listede üçüncü sırada Boğaziçi Üniversitesi yer alırken dördüncü İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, beşinci ise Koç Üniversitesi oldu. İlk 10'a bakıldığında özel üniversitelerin de listede yer aldığı görülüyor. Ancak 50 okulun isminin yer aldığı listede ağırlık devlet üniversitelerinde. Üniversiteler 23 göstergeye göre sıralandı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversiteler, bilimsel ve teknolojik araştırma yetkinliği, fikri mülkiyet havuzu, işbirliği ve etkileşim, girişimcilik ve yenilikçilik kültürü ile ekonomik katkı ve ticarileşme boyutları altında 23 göstergeye göre sıralandı. 23 göstergeden oluşan endeks kapsamında yaklaşık 900 bin hücrelik veri seti 6 aylık yoğun bir çalışma sonunda toplandı ve çeşitli kontrollere tabi tutularak değerlendirmeye alındı. Bu sene üçüncüsü açıklanan endeks çalışmalarına, YÖK ve TÜİK’in yanı sıra Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TPE, Kalkınma Bakanlığı, TÜBA, TTGV, KOSGEB ve üniversiteler katkı sağladı. 144 üniversite değerlendirmeye alındı Endeks kapsamında 50 ve üzeri öğretim üyesi olan 144 üniversite hesaplamaya dahil edildi. Bu yıl, ilk 10’a bir yeni üniversite dâhil olurken, ilk 10’daki 8 üniversitenin yeri bir önceki döneme göre değişiklik gösterdi. Aynı şekilde ilk 20’ye 2; ilk 50’ye 4 yeni üniversite dâhil oldu. Listenin tamamı TÜBİTAK'ın internet sitesinde yer alıyor. Kaynak: TÜBİTAK
Reklam
Tüm İnsanlığı Yok Edebilecek Bir Virüs Geliştirildi
Bilim insanlarının genelde var olan ölümcül virüslerin yok edilmesi için çalışmalarına tanıklık ediyoruz. Ancak bu sefer tam tersi bir haberle karşınızdayız. ABD'de Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde bulunan profesör Yoshihiro Kawaoka , oldukça güçlü bir grip virüsü yarattı. Bir süre önce birçok kişinin ölümüne yol açan ünlü H1N1 (domuz gribi) virüsünü temel alan ve H1N1 'in geliştirilmiş modeli olan yeni virüs , insanın bağışıklık sistemine karşı dirençli . Uzmanlara göre, insanlık için çok tehlikeli olan Kawaoka'nın virüsü, 5 yıl içerisinde 500,000 kişiyi öldürebilecek güçte. Sonrasında ise daha da yayılabilecek olan bu virüsün tüm insanlığı yok edebilecek kapasitede olduğu söyleniyor. Öte yandan Kawaoka yaptığı araştırmayı savunuyor ve her araştırmada bazı risklerin olabileceğini söylüyor. Diğer bilim adamları ise Kawaoka'nın daha önce de bu tarz tehlikeli araştırmalar yaptığını ancak bu seferkinin en tehlikelisi olduğunu düşünüyor. Ayrıca bu virüsün laboratuvardan sızdırılması halinde tüm dünyayı savunmasız bırakabileceği belirtiliyor.teknokulis
Van Kertenkelesi Koruma Altına Alınıyor
Endemik türler arasında bulunan ve Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan Van kertenkelesi koruma altına alınıyor. Bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunacaklar listesine giren Van kertenkelesi için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından proje hazırlandı. Proje kapsamında iki uzman sürüngenci bölgeye giderek krtenkele yakalamaya çalıştı. Van’ın kedisi ve balığının ardından kertenkelesi de koruma altına alınıyor. Alman ve Rus bilim insanları tarafından 1994 yılında keşfedilen ve bir daha izine rastlanmayan kertenkeleler, bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunması gerekenler listesine girince, bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü proje hazırladı. Proje kapsamında 165 gün çalışma yapacak bilim insanları ilk olarak Van kertenkelelerini doğal alanlarında incelemeye başladı. KERTENKELE YAKALAMAK İÇİN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİLER Dünyada sadece Van’ın Erciş İlçesi’nde yaşayan Van kertenkeleleri araştırma projesinde sürüngen konusunda uzman olan adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Zülküf Yıldız ile Dr. Bahadır Akman görev aldı. Kertenkelelerin 1994 yılında görüldüğü Zilan bölgesine giden iki uzman sürüngenci, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Van Şube Müdürü Yunus Bakıcı eşliğinde kayalıklar arasında kertenkele yakalamaya çalıştı. Büyük uğraşlar sonrası yakaladıkları Van kertenkelelerini inceleyecek bilim insanlarının bilgileri doğrultusunda koruma eylem planı hazırlanacak.Alan çalışmasına katılan Van Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürü Yunus Bakıcı, projenin alan ve literatür çalışması olmak üzere iki bölümde yürütüleceğini söyledi. Projenin korumaya yönelik planın hazırlanmasına rehberlik edeceğini belirten Bakacı, 'Türe ve yaşam alanlarına yönelik tehditler belirlenecek. Projenin sonunda kapsamlı bir çalıştay düzenlenecek. Türün korunmasına yönelik eylem planı masaya yatırılacak. Kertenkelelerin popülasyonu sürdürebilmesi için tedbirler görüşülecek' dedi.Osman BEKLEYEN/VAN, (DHA)
Reklam
Süper Dünya Aslında Süper Venüs mü?
Yaşanılabilir gezegenler listesine, 16 yıl ışık yılı uzaklıkta yeni bir gezegen eklendi. Ancak Gliese 832c'nin atmosferi insanoğlunun hayallerini suya düşürebilir. Kırmızı Cüce yıldızının yörüngesinde dönen yeni keşfedilmiş gezegen Gliese 832c’nin de tıpkı Dünya’nın Güneş ’ten aldığı miktarda enerji aldığı belirtiliyor. Bu özelliği sayesinde bugüne kadar keşfedilenler arasında dünyaya en çok benzeyen gezegen unvanını alan Gliese 832c, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Avustralya’da faaliyet gösteren New South Wales Üniversitesi’nden Dr. Robert Wittenmyer’in liderliğindeki bir grup uluslararası gökbilimcinin keşfettiği “Süper Dünya” gezegenimizden sadece 16 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Gliese 832 isimli Kırmızı Cüce yıldızı, kütle ve çap olarak Güneş’in yarısı kadar ve Grus takımyıldızında bulunuyor. 2009 yılında da Gliese 832’nin yörüngesinde Jüpiter’e benzeyen soğuk bir gezegen bulunmuştu. Atmosferiyle ilgili bilinmezlik Ancak gezegenin tahmin edilenden çok daha sıcak olabileceği ve süper Dünya'dan çok Süper Venüs olabileceği belirtiliyor. Gliese 832C'nin atmosferinde henüz hangi kimyasalların olduğu bilinmiyor. Bu nedenle gezegenin su içerip içermediği bilgisi de mevcut değil. CNN TÜRK
Uyku Pozisyonu İlişkiniz Hakkında Bilgi Veriyor
Yatağınız da eşinize sarılarak mı yatıyorsunuz yoksa aranızda mesafe mi koyuyorsunuz bu davranışlar ilişkiniz hakkında bilgi veriyor. Edinburgh Uluslararası Bilim Festivali’nde yapılan araştırma sonucuna göre, eşi ile yatakta arasında 3 santimden daha az mesafe koyanlar, yatağın her iki ucunda ayrı ayrı yatanlara göre daha kaliteli ve mutlu bir ilişki yaşıyor. Hertfordshire Üniversitesi’nde, 1000 ile 1500 kişi arasında yapılan anket çalışmasında, insanların uyku alışkanlıklarının ilişkileri ile bağlantısı incelendi, ve neredeyse doğrudan bir bağlantısı var. Çiftler arasında 70 santimden fazla uzaklık olanların sadece yüzde 66′sı aralarındaki bağdan memnunken, aralarında daha kısa mesafe olan, yani kucak kucağa uyumayı seçen çiftlerin yüzde 86′sı ilişkilerinde çok mutlu. Diğer yandan dokunmak da çiftlerin mutluluklarının artmasını sağlıyor. Gece boyunca birbirlerine dokunmadan uyuyanların sadece yüzde 68′i mutluyken, uyku esnasında birbirine dokunmaktan kaçınmayan çiftlerin yüzde 94′ü mutlu bir ilişki yaşıyor. Araştırmaya göre çiftlerin sadece yüzde 12′si birbirlerine 2,5 santimden yakın mesafede dururken, çiftlerin yalnızca yüzde 2′si 75 santimden daha uzak yatıyor. Bu durumda çoğunluk, bu iki ölçünün ortasını tercih ediyor. Ne çok yakın ne de çok uzak…
Reklam
Güneş Nasıl Isı ve Işık Üretiyor?
Yaşam kaynağımız Güneşten gelen ışık ve ısı olmasaydı Dünya’da hiçbir canlı türü oluşamazdı. Dünyamız Güneş’e 150 milyon kilometre uzakta olmak yerine çok daha yakın olsaydı radyasyon ve yüksek ısı Dünyamızı kavurur denizlerin, atmosferin ve hayatın oluşmasına izin vermezdi. Peki Güneş bu hayati enerjiyi nasıl üretiyor ? Güneşimiz Dünya’mıza Güneşten ışık hızı ile 8 dakikada gelen bu enerjiyi çekirdeğinde yüksek basınç ve sıcaklıkta nükleer füzyon diye bilinen bir doğal olayla üretir. Nükleer füzyon elementlerin atom çekirdeklerinin birleşerek başka bir element ve enerji üretmeleridir. Atom çekirdeği düzeyinde birleşmenin yani nükleer füzyonun gerçekleşebilmesi için çok yüksek basınç ve ısı ortamı gerekir. Bu nedenle nükleer füzyon Dünyamızdaki normal koşullarda gerçekleşemez. Ancak Güneşimiz ve yıldızların çekirdeklerinde gerçekleşerek ısı ve ışık yanında evrendeki elementleri de oluştururlar. Güneşin çekirdeğinde ısı 15 milyon derece Celsius, basınç ise Dünya’da deniz seviyesindeki hava basıncının 340 milyar katıdır. Bu basıncı yaratan Güneş’in yerçekimi gücüdür ( gravity). Peki nükleer füzyon neden sadece yüksek basınç ve ısı ortamında gerçekleşebilir ? Bunun sebebi atomların çekirdeğinde bulunan protonların + yüklü olmaları ve elektromanyetik güç ile birbirlerini itmeleridir. Çekirdekteki protonları birbirlerini itmelerine rağmen bir arada tutan çekirdekte bulunan kuvvetli nükleer güçtür. Bu güç protonların birbirlerini itmelerine üstün gelerek onları tutkal gibi birbirine yapıştırır. Ancak farklı elementlerin atomlarını çekirdek düzeyinde birleştirmeye kalkınca da birleştirilmeye çalışılan elementlerin protonları da birbirlerini iterler. Tıpkı mıknatısların benzer kutuplarını birbirlerine yaklaştırmaya çalıştığımızda birbirlerini ittikleri gibi. Atom çekirdeklerindeki protonların bu birbirlerini itmelerini yenebilmek için çok yüksek basınç ve ısı bu nedenle gereklidir. Çekirdekte bulunan nötronlar yüksüz oldukları için bir itme yapmaz ve nükleer füzyonu etkilemezler. Çekirdek etrafında dolanan eksi yüklü elektronların da nükleer füzyon açsından bir etkileri yoktur. Güneşimiz Hidrojen ve Helyum elementlerinden oluşur. 5 milyar yıldır Güneş Hidrojen’i nükleer füzyon ile Helyum’a dönüştürmektedir. Daha spesifik olarak aşağıdaki resimde görülen Hidrojen izotopları ( izotop = proton sayısı aynı nötron sayısı farklı elementler) Deuterium ( çekirdeğinde bir proton ve bir nötron) ve Tritium ( çekirdeğinde bir proton ve iki nötron ) nükleer füzyon ile Helyum elementine dönüşür. Oluşan Helyum’da her iki proton yer alır ama şekilde görüldüğü gibi 3 nötrondan ikisi Helyum çekirdeğine girerken bir tanesi atılır. Buna ilaveten ısı enerjisi ve fotonlardan oluşan ışık enerjisi de oluşur. Peki nükleer füzyon olurken Helyum’un oluşmasını anladık ta bu enerji nasıl meydana gelir ? Nükleer füzyondan sonra oluşan Helyum atomunun çekirdeğindeki proton ve nötronları bir arada tutmak için gerekli olan kuvvetli nükleer güç miktarı nükleer füzyondan önce Hidrojen izotopları Deuterium ve Tritium’un çekirdeklerini ayrı ayrı bir arada tutmak için gerekli olan kuvvetli nükleer gücün toplamından azdır. Aradaki fazlalık, enerji olarak serbest kalır. Bunu da Dünya’nın en ünlü formülü Einstein’ın bulduğu e = mc kare izah eder. Bu formüle göre enerji ve madde birbirine dönüşebilmektedir. Nükleer füzyon maddenin bir kısmının enerjiye dönüştüğü doğal olaylara en iyi örneklerden biridir. GÜNEŞ NASIL YOK OLACAK ? Güneşimiz bize yaşam veren ve ışık hızı ile 150 milyon kilometre uzakta olan Dünyamıza 8 dakikada gönderdiği enerjiyi (ısı ve ışık) bu şekilde 5 milyar yıldır üretiyor. Ama bu hep böyle olmayacak. Bir gün Güneşin Hidrojen stoku çok azalacak nükleer füzyon yaparak Helyum ve enerji üretme gücü azalacak. 5 milyar yıldır Güneş’in yerçekimi gücü Güneş’in dış katmanlarını çekirdeğine doğru çekiyor, nükleer füzyon ise zıt yönde basınç yaratarak Güneşin çekirdeğine doğru çökmesini engelliyor. Yerçekimi gücü ile nükleer füzyon arasındaki mücadele Güneş’i 5 milyar yıldır dengede tutuyor. Ama azalan Hidrojen sebebiyle Güneşin nükleer füzyon gücü azalınca bu bilek güreşini Güneşin yerçekimi gücü kazanmaya, nükleer füzyon kaybetmeye başlayacak ve Güneşin dış katmanları Güneşin merkezine doğru çökmeye başlayacak. Bu çöküş Güneşin çekirdeğinde yarattığı sıkışıklıkla müthiş bir karşı basınç yaratacak ve bu da bir patlamaya dönüşecek. Bu nedenle Güneş hızla genişleyerek bir kırmızı deve dönüşecek. Bu kırmızı dev öyle bir genişleyecek ki en yakınındaki gezegenler Merkür, Venüs ve maalesef Dünyamızı da içine alıp kavuracak. Bu olay hem Dünyamızın hem de Güneşin hayatlarının sonu olacak. Güneş sonra tekrar çöküşe geçerek bir beyaz cüce olacak ve hayatı sona erecek.teknolojioku
Reklam
Penguen Nüfusu Büyük Tehdit Altında
Antarktika'nın sembolü haline gelen imparator penguenler, 21'inci yüzyılın sonuyla beraber yok olma noktasına gelebilir. Yeni araştırmalar, penguenlerin yaşadığı ve ürediği buzulların giderek azaldığını gösteriyor. Yeni araştırmalar, Antarktika'daki imparator penguen nüfusunun 2100 yılı itibariyle ciddi ölçüde azalacağına işaret etti. Araştırmalar, penguenlerin bu tarihe kadar yaşam alanlarının 3'te 2'sini kaybedeceklerini ve toplamda 600 bin penguenin yaşam alanından olabileceğini gösterdi.İmparator penguenler, Antarktika genelinde toplam 45 kolonide yaşıyorlar. Bilim insanları, bugüne kadar kapsamlı olarak sadece Adelie Land adı verilen, buzul kıtanın doğusundaki koloniyi inceleme şansı buldu. Diğer koloniler, penguenlerin geride bıraktığı doğal gübre sayesinde uydulardan tespit edilebildi ancak bugüne kadar ayak basılmadı. Massachusetts Woods Hole Denizbilimi Enstitüsü'nden Hal Caswell'in başını çektiği araştırma ekibi, Adelie Land'den elde edilen bilgileri kullanarak, yüzyıl içinde penguen kolonilerindeki buzulların nasıl etkileneceğine dair model geliştirdi. Deniz buzunun penguenlerin hayatta kalması için çok önemli olduğunu belirten Caswell, çok fazla buzun penguenleri genç bireyleri için uzak mesafelerde yemek bulmaya zorladığını; çok az buzun ise yetersiz yiyeceğe neden olduğunu söyledi. Penguenlerin yüzde 19'u yok olabilir Nature Climate Change dergisinde yayınlanan araştırmada, penguen kolonilerinin 2040'a kadar büyüyeceği, bu tarihten sonra hızla çekilmeye başlayacak buzulların ise büyümeyi tersine çevireceği belirtildi. Tahminlere dayalı modeller, kolonilerin 3'te 2'sinde nüfusun yarı yarıya azalacağını, toplam imparator penguen nüfusunun ise yüzde 19 oranında azalacağına işaret etti. En çok penguen kaybedecek iki koloni, Hint Okyanusu'na bakan Queen Maud Land ve Enderby Land olarak belirtildi. Caswell, 'Eğer imparator penguen kolonileri bank hesaplarından oluşsaydı, yüzyılın sonunda hepsinin getirisi sıfırın altına düşmüş olurdu' yorumunu yaptı. Bazı bilim insanları ise küresel ısınmanın penguenleri Caswell'in tahminlerinden daha yavaş etkileyeceğini savundu. ABD merkezli Penguen Bilimi programı üyesi David Ainley, 'oluşturulan modelde penguen kolonilerin izole yerler olarak düşünüldüğünü, ancak penguenlerin her zaman yek bir yerde üremek zorunda kalmayabileceğini' söyledi. Minnesota Üniversitesi'nden Michellea LaRue, Ainley'in görüşünü savunarak, penguenlerin yeni üreme alanları bulabileceğini belirtti. Uydu görüntüleri üzerinde üç yıl süren araştırmalarında altı defa penguenlerin yeni üreme alanlarına göç ettiğini tespit eden LaRue, aynı zamanda Antarktik Yarımadası'nda üreme için seçilen yeni bir koloni keşfettiğini öne sürdü. LaRue, Ecology dergisinde yayımlanacak araştırmasında penguenlerin neslini korumak adına direnç gösterebileceğini savundu. Al Jazeera
Reklam
Üç Boyutlu Yazıcıyla Üretilen Kafatası Başarıyla İnsana Yerleştirildi
Kronik kemik bozukluğuna sahip, kafatası kemiği 1,5 cm'den 5 cm'e kalınlaşmış, görme kabiliyetinin azalması ve baş ağrılarından şikayetçi 22 yaşında Hollandalı bir kadının kafatasının üst bölgesi çıkartıldı ve onun yerine 3 boyutlu yazılmış kafatası yerleştirildi. Operasyon University Medical Centre Utrecht’deki beyin cerrahlarından oluşan bir takım tarafından gerçekleştirildi. Üniversite, bu 3 boyutlu kafatasının bir hasta tarafından reddedilmeyen ilk başarılı örnek olduğunu iddia ediyor. evrimagacı.org'da yer alan habere göre 23 saat süren operasyon Dr. Bon Verweij öncülüğünde gerçekleşti. Eğer ki operasyon gerçekleştirilmeseydi, kafatasının bu derecede kalınlığı ciddi beyin hasarına veya ölüme yol açabilirdi. Dr. Bon Verweij şöyle söylüyor: “Kritik beyin fonksiyonlarının tehlikeye girmesi an meselesiydi ve bu yüzden de hasta hayatını kaybedebilirdi.” Ameliyat zorunluydu ve 3 boyutlu yazılmış implant tekniğinden önce ideal ve etkili bir tedavi yöntemi yoktu. Kafatası hastaya uyumlu ve dayanıklı plastikten yapıldı. Operasyondan bu yana, hasta görme yeteneğini tümüyle geri kazandı, hastalığının semptomlarından kurtuldu ve çalıştığı işine geri döndü. İlerleyen zamanlarda, plastik kafatasının yenisiyle değiştirilmesine gerek duyulup duyulmayacağı ise henüz bilinmiyor. Baş cerrahın, kafatasının 3 boyutlu olarak yeniden yapılması konusunda deneyimi vardı, ancak böylesine büyük bir implantın yerleştirilmesi daha önce başarılamamıştı. Dr. Verweij üniversitenin resmi açıklamasında şöyle söyledi: “Böylesine bir ameliyatı yapmak neredeyse imkansızdı.” Bu teknik diğer kemik bozukluğu olan hastalar için de yeni bir umut kaynağı oldu. Ayrıca, bu teknik tümör ya da kaza sonrası oluşan kafatası hasarlarında da kullanılabilir. Operasyon Şubat 2014'te gerçekleştirildi, ancak hastane ameliyat ile ilgili detayları yeni yayınladı. Wired.co.uk üniversite ile temasa geçti ve daha fazla detayı ilerleyen günlerde yayınlanacak.Demokrat Haber
Örümcek Ağı, Çelik Zırhtan Kuvvetli
Örümcek ağının askeri zırh olarak kullanılması için çalışmalar devam ediyor. Esnek ve hafif yapısı olan örümcek ağı, ağırlığına göre yüksek kaliteli çelikten daha sağlam. Çok güçlü bir yapıya ve en sağlam doğal liflere sahip olan örümcek ağının, askerleri, kurşun ve savaş ortamındaki diğer tehditlere karşı koruyabileceği düşünülüyor. Cerrahi sütür (damar ve deri gibi dokuların bütünlüğünün sağlanması ve iyileşmenin hızlanması için kullanılan maddeler) olarak değerlendirilen örümcek ağının, sanayide daha geniş alanlarda kullanılması için çalışmalar sürüyor. Şimdilik en önemli engel ise, örümcek ağının ticari olarak kullanılacak miktarda üretilmesi. Livescience'da yer alan habere göre, Michigan merkezli Kraig Biocraft Laboratuvarı, genetik çalışmalar yaparak örümcek ağı elde etmek için ipek böcekleri üzerinde çalışmalar yürütüyor. Habere göre firma, yakında test amaçlı eldivenler üretecek.
Dev Girdaplar Hava Olaylarını Tetikliyor
Bilim insanlarına göre genişliği 500 km'ye ulaşabilen girdapların küresel iklim üzerinde etkili oluyor. Dev girdaplar okyanus akımları kadar su ve ısı taşıyor. Yeni araştırmalar, okyanuslardaki devasa girdapların küresel iklim üzerinde sanılandan daha fazla etkisi olduğunu gösterdi. Orta ölçekli anafor olarak adlandırılan ve genişlikleri 100 ile 500 km arasında değişen girdaplar, ada gibi suyun düzenini bozan etkenler nedeniyle ortaya çıkıyor. Okyanuslar boyunca çok büyük su kütlesi eşliğinde ısı taşıyan girdapların ortadan kalkması aylar sürebiliyor. Girdaplar, etraflarını saran suların etkisiyle yeniden güçlenebiliyor. Bilim insanları, girdapların taşıdığı ısının okyanusların dört bir yanına dağılarak yok olduğunu düşünüyordu. Ancak ilk kez yapılan ölçümler ısının iklim değişikliği üzerinde etki gösterdiğini ortaya koydu. Saniyede 30 milyon ton su Hawaii Üniversitesi'nden Bo Qiu'nun başında yer aldığı ekip, 1992-2010 yılları arasındaki uydu görüntülerini kullanarak girdapların şekli, hacmi ve sahip olduğu ısı hakkında veriler çıkardı. Science dergisinde yayınlanan araştırma, dev girdapların neredeyse okyanus akımları kadar büyük miktarda su taşıdığını gösterdi. Girdapların, Dünya'nın hareketiyle ağırlıklı olarak batıya hareket ettiği ve sonuç olarak her saniye kıtaların doğu kıyılarına 30 milyon ton ulaştığı belirtildi. Girdapların taşıyabildiği su miktarının kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu söyleyen Qiu, 'kesin olarak bilmeseler de girdapların hava olayları üzerinde etkisi bulunduğunu' ifade etti. El Nino güney salınımları gibi iklimi etkileyen büyük olayların okyanuslarda ilerleyen ısıyla kaynaklandığına dikkat çeken Qiu, girdapların da benzer etkisi olabileceğini ifade etti. Qiu, girdaplar üzerindeki araştırmalarla iklim değişikliğinin bölgesel etkilerini daha iyi anlayabileceklerini söyledi. Avustralya'nın ulusal bilim kurumu CSIRO'dan Wnju Cai, Kuroshio akımıyla taşınan suların Japonya çevresinde olağanüstü hava koşullarına neden olduğuna inandıklarını belirtti. New Scientist'e yorumda bulunan Cai, girdapların gelecekte havaları nasıl etkileyeceğini anlamak için iklim değişikliğinin etkilerini analiz etmeleri gerektiğini not düştü. Kaynak: Al Jazeera
Reklam