Sadece Renkli Saçlı Kızların Anlayacağı 10 Durum
Sarı, kızıl, siyah falan derken saç boyası sektörü aldı başını gitti. Artık mavi, pembe, mor gibi pek çok renk seçeneği de mevcut. Ancak saçınızı bu renklerden birine boyatırsanız karşılaşmayı göze almanız gereken bir kaç sinir bozucu durum var.
Ebola Salgını ve Denek Olarak Kullanılan Halklar
Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması uluslararası sağlık örgütlerini ve pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Yeryüzündeki en ölümcül virüslerden biri olarak kabul edilen Ebola’nın henüz başarıya ulaşmış bir tedavisi yok. Hastalık primatlarla ortak bir bulaşıcılığa sahip ve kan ya da vücut salgıları yoluyla bulaşabiliyor. Üç haftaya kadar uzayabilen kuluçka süresi olan hastalık, ilk belirtilerini mide ağrısı, kusma ve yüksek ateşle gösteriyor. İshal, deri döküntüsü ve yüz bölgesindeki olası kanama semptomları ise hastalığı daha da korkutucu kılıyor. Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması, özellikle hastalığın Gine, Sierra Leone ve Liberya’nın ardından Nijerya’ya sıçramasıyla birlikte uluslararası sağlık örgütlerini ve başta Batı Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Pek çok hava firması seferlerini durdurdu, ticaret sınırlandırıldı ve denetimler arttırıldı. Bölgeye yönelik temel politikayı, salgını karantinaya almak ve bu ülkeleri tecrit etmek oluşturuyor. Türkiye’de ise iki gün önce Atatürk Havalimanı’nda bir Nijerya yolcusunun yüksek ateş ve kusma belirtisi ile hastaneye kaldırılması basında yer aldı. Bu arada ölümcül bir salgına karşı alınan önlemlerin yetersizliği de Türkiye’nin sağlık politikalarını bir kere daha sorgulamak gerektiğini akla getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yayılma hızının yüksekliği sebebiyle son 40 yılın en tehlikeli salgını yaşanırken, WHO bölgede deneysel ilaç ve aşı kullanımını etik bulduğunu ilan ederek, kullanıma yeşil ışık yaktı. Hem tecrit yöntemleri, hem de deneysel tedavilerin kullanımına onay verilmesi pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Salgınlara karşı alınan temel “önlem”, ülke ve bölgeleri tecrit etmek ve hastalığın yayılımını engellemek üzerine kurulu; batılı devletler uzun süreli bir sağlık yatırımı ya da araştırma bütçeleri yerine salgın dönemlerinde kendilerini güvende tutacak ekonomik yardım paketlerini tercih ediyor. Bu toplu ve ani müdahaleler, “X devletinden Y milyon dolarlık yardım paketi” şeklinde medyada yer aldığında kendi kamuoylarında da vicdani bir rahatlamaya sebep oluyor. Bir salgındaki temel yaklaşımlardan birisi olmasına karşın bu yaklaşım, ekonomik olarak zaten kötü durumdaki ülkelerde açlığın (ve çöp yeme gibi davranışların) artmasına sebep olabileceğinden tehlikeli olabilir. Aynı zamanda şirketler de kendiliğinden bölgedeki aktifliğini azaltma eğiliminde. Bu tedbirin hastalığın özellikle “batı ülkelerine” sıçramasını engellerken, diğer yandan bölgedeki yaygınlığını arttırıcı bir etkisi olabilir. İnsanlığın ilerlemiş üretim tekniklerine ve bilimsel gelişmeye tezat biçimde açlık ve yoksulluğa mahkûm kalmış bölgeleri, salgın hastalıklar konusunda da bir başlarına bırakılıyorlar. Ebola ilk kez tanımlandığı 1976 yılından beri bölgede ortaya çıkan salgınlarda bugüne kadar üç bine yakın insanın canını almış durumda. Teknik zorlukların ötesinde hastalığa tedavi ve aşı araştırmaları konusunda ilaç firmaları oldukça isteksiz, çünkü kar amaçlı çalışan bu şirketlerin gözünde görece az sayıda insanın hastalanması ve bölgenin yoksulluğu sebebiyle araştırmalar verimli bir yatırım değil. Ebola karşıtı aşı üretiminde en umut verici çalışmalardan birine ev sahipliği yapan ABD’deki University of Texas Medical Branch’tan virolojist Thomas Geisbert Scientific American dergisine yaptığı, araştırmasına kaynak bulma umudunu belirttiği açıklama dikkat çekici: 'İnsan çalışmaları konusunda yatırım arıyoruz … ancak bu, aşı geliştiren küçük firmaların ekonomik durumuna bağlı. İnsan çalışmaları pahalı ve çok büyük devlet yardımı gerektiriyor. Ebola açısından, küçük bir küresel pazar bulunuyor – büyük ilaç şirketlerini Ebola aşısına özendirecek bir sebep yok dolayısıyla devlet fonuna ihtiyaç duyuyor.' Az sayıdaki deneysel ilaç ve aşı çalışması küçük kamu ve araştırma kuruluşlarında düşük bütçelerle yürütülmeye devam ediliyor. Hastalığa dair araştırmaların ABD’de kamuya ait ve ücretsiz sağlık politikaları sebebiyle sosyalist olmakla suçlanan Kanada’da sürüyor olması tesadüf değil. BBC’nin haberine göre geçtiğimiz gün Kanada WHO’ya bin adet test aşamasındaki aşıyı teslim etti. Ancak aşının test edilmeden bölgede uygulanacak olması pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Ülkemizde 2009 yılında yine test aşamasındaki Domuz Gribi aşılarına karşı oluşan büyük kamuoyu tepkisine benzer şekilde, hasta olmayan insanlara uygulanacak aşıların sağlık açısından etkilerinin belirsiz olması tepki yaratıyor. 1976’dan 2013’e kadar Gabon, Kongo, Uganda ve Güney Sudan’da gözlenmiş olan salgınlar üzerine (pek çok başka yaygın hastalıkta gözüktüğü gibi), nüfus kontrolü ve yoksul bölgelerde insan deneyleri için üretildiğine dair pek çok spekülasyon ortaya atılmış olmakla birlikte, virüsün kökeni ne olursa olsun Afrika’da süregelen ölümlerin ülkeler ve sınıflar arası ekonomik eşitsizliğin bir eseri olduğu ve süregiden politikalarla sadece geçici çözümlere ulaşabileceği aşikar. Çözüm ise günü kurtaran “girişimler” yerine uzun süreli yatırımlar ve önleyici tıp çalışmalarında gözüküyor. Bilimsol
Bilim İnsanları Kanser Yiyen Bakteri Buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Bilim insanları, yaptıkları araştırmada vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Biyoteknoloji firması Bio Med Valley Discoveries'den Dr. Saurabh Saha tarafından yürütülen araştırma, Science Translational Medicine dergisinde yayımlandı. Kanser tedavisinde bakterinin genellikle 'dosttan çok düşman' olarak kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, oksijen kullanmayan Clostridium novyi adlı bakterinin vücuda verildiğinde kanserli tümörü küçülttüğü sonucuyla karşılaştı. Deney, köpekler ve kanser hastası bir kişiyle yapılırken, bu kişide yöntemin işe yaradığı görüldü. GELİŞME HEYECANLANDIRDI Time'ın haberine göre, bakterinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden bilim insanları, bakterinin kanserli tümöre iki yıl boyunca saldırabildiğini vurguladı. 'Kanser araştırmalarında ‘kanseri iyileştirmek' kalıbını çok iddialı olduğu için kullanmıyorduk. Ancak, köpeklerin üzerinde bakteriyi denediğimizde iyileşmenin meydana geldiğini gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı' diyen Saha, 16 köpekten üçünde tümörün tamamıyla yok olduğunu ve iki yıl sonra da kanserin geri gelmediğinin altını çizdi. Diğer köpeklerde ise, tümörün 21 gün içinde yüzde 30 küçüldüğü gözlemlendi. Köpeklerle yaptıkları araştırmanın başarısından yola çıkarak insanlar üzerinde bakteriyi denemeye karar veren uzmanlar, 53 yaşındaki kadında denedikleri yöntemin 4 gün içinde kendini gösterdiğini ve tümörün önemli ölçüde küçüldüğünü açıkladı. Milliyet
Nemrut Dağı Bitlis'e Enerji Olacak
Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde jeoloji mühendislerince yürütülen alan taramasından elde edilecek yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis sınırları içinde bulunan Nemrut kalderasında özel bir şirket tarafından yürütülen çalışmalarla elde edilecek 120 ile 200 derecedeki sıcak suyun buhar gücüyle kentte enerji üretimi sağlanacak. Şirket yetkilisi Bakır Geldegül yaptığı açıklamada, Güroymak ilçesindeki arazide yaklaşık bir aydır yürütülen çalışmalarda 60 dereceye varan ısıda doğal çıkışlı sıcak su kaynaklarına rastladıklarını söyledi. Jeotermal enerjiye dönük çalışma yürüttükleri için suyun ısısının 120 ile 200 derecede olması gerektiğini vurgulayan Geldegül, bu ısıya sahip sulardan elektrik üreteceklerini ifade etti. Geldegül, hedefledikleri ısıdaki suya ulaşmaları durumunda Güroymak'ta ciddi bir yatırım yapacaklarına değinerek, şöyle konuştu: 'İnşallah en kısa zamanda çalışmalarımız sonuç verir. Şu anda 2 bin 700 hektar alanda çalışma yapıyoruz. Yaklaşık 8 aydır belirli noktalarda bazı çalışma yaptık. Bunun sonucunda çıkacak raporlarla hangi noktada kaç derece sıcak su olduğunu tespiti için sondaj çalışması yapacağız. Yaklaşık 20 gün sonra bütün kriterler ortaya çıkacak. Bizde bu kriterler sonucu yatırımımızın hedefini belirleyeceğiz. İlk amaçta burada 47 megavatlık bir elektrik santrali oluşturmayı planlıyoruz. Tabi ki verimli sonuçlar alırsak, bunu daha da büyütmeyi ve geliştirmeyi düşünüyoruz.' Belirli bir dereceden sonra suyun turizm, balık üreticiliği, seracılık ve konut ısıtmasında kullanılabileceğini anlatan Geldegül, asıl hedeflerinin jeotermal enerji olduğunu, bu alanların da zamanla yapılacağını dile getirdi. İstedikleri ısıdaki suya 2 bin metrede ulaşmayı hedeflediklerini bildiren Geldegül, 'İnşallah en kısa zamanda böyle bir sonuca ulaşırız. Bitlis kendi enerjisini kendisi üretmiş olacak. Afyonkarahisar kendi enerjisini üretebiliyorsa Bitlis'te kendi enerjisini üretecek noktaya gelecek. Yapacağımız bu santral ayrıca istihdama da katkı sunacak' dedi. Şirketin jeoloji mühendisi Abdullah Güngör ise 7 yıldır jeotermal üzerine Türkiye'nin birçok bölgesinde çalışma yaptığına işaret ederek, Güroymak bölgesinde radon ve karbondioksit gazı ölçümleri yaptıklarını söyledi. Jeofizik çalışmaların 2 ay daha devam edeceğini kaydeden Güngör, araştırmadan çıkacak sonuca göre şirketin hareket edeceğini belirtti. Jeoloji mühendisi Deniz Kapçak da bir yıldır bölgede jeotermal alanında çalışma yaptığını bildirerek, ilksel tarihten beri jeotermalın sağlık alanında değerlendirildiğini ifade etti. 1970'li yıllarda çıkan petrol krizinden sonra jeotermal enerjinin gündeme geldiğini hatırlatan Kapçak, şöyle devam etti: 'Ardından enerji alanında değerlendirmelere geçildi. Literatür bilgilerine bakıldığında jeotermal enerji, jeolojik yapıya bağlı kalarak yerin yapısının yani magmatik tabakanın verdiği ısının, su buharının ve gazların birleşimiyle çıkmakta. 1980'li yıllarda çıkan güvenlik problemlerinden dolayı bölgemizde çok fazla çalışma yapılamamıştı. Maden Tetkik Arama'nın (MTA) çalışmalarına göre, Türkiye, Avrupa'da jeotermal alanda birinci, dünyada ise 7. sırada. Ülkemizdeki jeotermal potansiyelin yüzde 90'lık kısmının Ege Bölgesi'nde geri kalanının tüm Türkiye'ye yayıldığı söyleniyor. Bizce hatalı bir tespit yapılmıştır. Buradaki çalışmalarla bölgenin potansiyelini ortaya çıkarmış olacağız ve raporlarımızı hazırlayacağız.'teknolojioku
İranlı Profesör, 'Matematiğin Nobeli'ni Kazanan İlk Kadın Oldu
İran doğumlu matematikçi Meryem Mirzakhani, ‘matematiğin Nobel ödülü’ olarak bilinen Fields madalyasını alan ilk kadın oldu ABD’nin California eyaletindeki Stanford Üniversitesi’nde ders veren Mirzakhani, 13 Ağustos Çarşamba günü Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Uluslararası Matematikçiler Kongresi’nde ödülünü aldı. Al Jazeera'da yer alan habere göre, ödülün verilmeye başlandığı 1936 yılından bu yana ödülü alan 56 bilim insanı arasında ilk kadın matematikçi olan Mirzakhani şunları söyledi: “Bu büyük bir onur. Bu ödülü almam, genç bilim kadınlarını ve matematikçilerini yüreklendirirse çok mutlu olurum. Gelecek yıllarda daha pek çok kadının bu tür ödüller kazanacağına eminim.” 37 yaşındaki Mirzakhani, Tahran doğumlu. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Mirzakhani aslında gençken yazar olmanın hayalini kurmuş. Matematik problemlerine olan tutkusunu, “Çok eğlenceli, bulmaca çözmek gibi bir şey. Bir dedektif gibi ipuçlarını birleştiriyorsunuz” diye anlatıyor. Mirzakhani ödülünü, ‘kavisli yüzeylerde simetri’ alanındaki çalışması için aldı. Fields ödülleri her dört yılda bir düzenleniyor. Çarşamba günü Mirzakhani’ye ödülünü veren de, bu göreve gelen ilk kadın olan Güney Kore Cumhurbaşkanı Park Geun-hye oldu.Birgün
Reklam
Üstün Yaratıcılığa Sahip Kişilerde Görülen 17 Farklı Davranış Biçimi
Yaratıcılık, tuhaf ve genellikle de mantık dışı görünen bir şeydir. Yaratıcı düşünce biçimi, bazı kişilik türleri için sabit ve belirgin bir karakter özelliğidir. Ama duruma ve şartlara göre de değişebilir. İlham ve fikirler en beklenmedik anda birden bire zihnimizde belirebilir, ama onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman bir türlü ortaya çıkmazlar. Yaratıcı düşünce özel bir algılama yeteneği gerektirirse de, düşünme sisteminden tamamen farklıdır. Nörolojik bilim bugün yaratıcılıkla ilgili çok karmaşık bir fotoğraf ortaya koymaktadır. Bilim insanları artık yaratıcılığın sandığımız gibi sağ ve sol beyin farklılığıyla (sol beyin = mantıklı ve analitik, sağ beyin= yaratıcı ve duygusal ) açıklanamayacağını anlamış bulunuyor. Gerçekten de, yaratıcılığın bir dizi bilişsel süreçler, sinirsel akımlar ve duygular sonucu ortaya çıktığı düşülmekte, ancak yaratıcı zekanın nasıl çalıştığı hakkında hala net bir bilgimiz yok. Psikolojik açıdan bakıldığında da, yaratıcı kişilikleri belirlemek çok zordur. Zira bu kişiler genelde karmaşık ve çelişkili davranışlar sergiler ve alışkanlıklardan ya da rutin işlevlerden uzak durmaya çalışır. Bu sadece “acı çeken sanatçı” şablonu da değildir – sanatçılar belki de daha zor anlaşılan kişilerdir. Yapılan araştırmalar, yaratıcılığın karakter özellikleri, davranış biçimleri ve sosyal etkilerin bir kişi üzerinde birleşmesiyle meydana geldiğini ortaya koyuyor. Yaratıcılık konusunda uzun yıllardan beri çeşitli araştırmalar yapan New York Üniversitesi Profesörlerinden Scott Barry Kaufmann, Huntington Post’la yaptığı söyleşide “Aslında yaratıcı kişilerin kendi kendilerini anlayabilmeleri de çok zordur. Zira yaratıcı benlik yaratıcı olmayan benlikten çok daha karmaşıktır. En belirgin şekilde ortaya çıkan özellikler, yaratıcı benliğin çelişkileri ve tutarsızlıklarıdır…. Hayal gücü yüksek olan kişilerin zihinleri daha karmaşıktır” diyor. Yaratıcı kişiliğin “tipik” bir tarifi olmasa da, üstün yaratıcılığa sahip kişilerde belli davranışlar ve karakter özellikleri görüldüğü kabul ediliyor. Bu kişilerde görülen 17 farklı davranış biçimi aşağıda yer alıyor:
Her Durumda Ayrı Bir Gözyaşı Salgıladığınızı Kanıtlayan ''Gözyaşı Topoğrafyası'' Çalışması
Lynn Fisher farklı duygular hissedilirken akan gözyaşlarının da farklı olabileceğini düşündü ve gözyaşlarını mikroskop altında incelemeye karar verdi.  100 farklı gözyaşını inceledikten sonra  mutluluk, soğan doğrama, acı, öfke, reddedilme, azim, kahkaha, esneme, doğum ve yeniden doğum gözyaşlarının her birinin farklı bir yapısı olduğunu fark etti. Fisher bu çalışmaya ''Gözyaşı Topografyası'' adını vermiş. Smithsonian Sanat ve Bilim Üniversitesi'nden Joseph Stromberg'in bulgularına göre; Gözyaşları bilimsel olarak üçe ayrılıyor. Korneayı kaygan tutmak için düzenli olarak salgılanan bazal gözyaşı; keder ya da sevinç gibi duygusal anlarda gelen psişik gözyaşı; ve toz, soğan ya da biber gazı gibi maddelere tepki olarak salgılanan refleks gözyaşı.  Her bir kategorideki gözyaşları farklı moleküller taşıyor, örneğin psişik gözyaşları doğal bir ağrıkesici sayılan leucine enkephalin adlı protein bazlı bir hormon içeriyor. Ayrıca mikroskop altında incelenen örnekler büyük oranda kristalize tuz olduğundan gözyaşlarının kuruma ortamı da farklı şekiller doğuruyor.  İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Bahçeli'den İstifa Sorusuna Cevap: 'Erdoğan'ın Arzusuyla Paralel Gitme'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ziyareti sonrasında kısa bir açıklama yaptı. Bahçeli, 'İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' soran Yeni Akit muhabirine, 'Çok mu arzuluyorsun? Recep Tayyip Erdoğan’ın arzusuyla paralel gitme.” diye cevap verdi.Devlet Bahçeli ve MHP’li milletvekili Meral Akşener, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Levent’teki Seçim Koordinasyon Merkezi’nde ziyaret etti. Çıkışta gazetecilere kısa bir açıklama yapan Bahçeli, “Hepinizin bildiği gibi 10 Ağustos Pazar günü Türkiye 12. Cumhurbaşkanını seçmiştir. Bu seçimlere 3 aday katılmıştır. Bu adaylardan değerli bilim insanı ve diplomat olarak Türkiye’de çok sayıda siyasi partinin ortak aklı ve ortak adayı olarak seçimlere katılmıştır. Türkiye’nin siyasetine yüksek bir seviye, güzel bir üslup sunmak suretiyle bir mücadele vermiştir. Bu mücadele sonrasında kendilerini yerinde ziyaret ederek teşekkürlerimizi ve tebriklerimizi sunmak arzusu için Ankara’dan buraya gelerek değerli Ekmeleddin İhsanoğlu Beyle görüşme yaparak teşekkürlerimizi bizatihi iletmiş olduk.” diye konuştu. Açıklama bittikten sonra Yeni Akit muhabirinin, “1997 yılından beri seçimlere giriyorsunuz. 10 seçimi kaybettiniz. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' şeklindeki sorusuna Bahçeli, 'Çok mu arzuluyorsun? Recep Tayyip Erdoğan’ın arzusuyla paralel gitme.” cevabını verdi. Ekmeleddin İhsanoğlu ise Dvlet Bahçeli’ye ziyaretlerinden dolayı teşekkürlerini iletti. İhsanoğlu, “Sayın Genel Başkanımız ziyaret ettiler. Seçim esnasında kendilerinin, partilerinin destekleri oldu. Ben de kendilerine teşekkür ettim. Böylece açık seçim kampanyası, her şey bitmiştir. Buradan size veda mesajımı iletmiştim. İlave edecek bir şey yok ancak Sayın Başkan ve parti mensuplarının ziyaretlerinden çok memnun olduğumu belirterek kendilerine teşekkürlerimi iletiyorum.” diye konuştu. Bir basın mensubunun, 'Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?' sorusuna İhsanoğlu, 'Geçen arkadaşınız sormuştu, ben de söylemiştim; bende laf bitti!'YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.Cihan
Reklam
Yıldızlar mı Daha Çok Yoksa Kum Taneleri mi?
Sahildeki kumlar, “çokluk” kavramını betimlemek için mükemmel bir araçtır. Aynı benzetmeleri gökteki yıldızlar için de kullanırız, çünkü geceleri gökyüzüne baktığımızda gökteki yıldızlar gerçekten de sayılamayacak kadar çok gözükür. Peki hangisi daha fazla olabilir?Aslında bu iki kavramın da sayısını tam olarak bilmemiz mümkün değil.Ancak bir takım bilgileri kullanarak çıkarımlar yapabilir ve iki kavramı bu bilgiler ışığında karşılaştırabiliriz. Bulduğumuz sayılar %100 doğru olmayacaktır ancak yine de durumu kavramamızı sağlamaya yetecektir. Önce kumlarla başlayalım :Elbet hayatınızda bir kere sahile gitmişsinizdir. Elinize bir avuç kum aldığınızda, bunun çok büyük miktarda taneciği barındırdığını da farketmişsinizdir. Evet, gerçekten de bir avuç kum bile çok fazla tanecik içerir.Deniz kumu, sahilde bulunan ve boyutları 0,0625 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kaya ve mineral parçacıkları olarak tanımlanmaktadır. Hesapların kolaylığı açısından, bir kum tanesinin çapını 1 milimetre olarak kabul edelim. Bu hesaba göre 1 cm3 kumda 1.000 adet kum tanesi bulunmaktadır. Avucunuza alabildiğiniz kumların hacmini 100 cm3 olduğunu varsayarsak, bu tek seferde avucunuzda 100.000 adet kum tanesini tutabileceğiniz anlamına gelir.Ortalama bir sahilin uzunluğunu 100 metre, genişliğini 10 metre ve derinliğini de 5 metre kabul edelim. Bu varsayımlarla, bu standart sahilimizde 5×10 üzeri (12), yani 5 trilyon kum tanesi bulunmaktadır. 2012 yılında yapılan bir çalışmada ise Dünya’daki toplam sahil uzunluğunun 356.000 km. olduğu bilim insanları tarafından açıklanmıştır. Bu iki değeri çarptığımızda ise tüm Dünya’daki toplam kum tanesi sayısını 17,8×10 üzeri (18) olarak buluruz. Yani neredeyse 17,8 kentilyon kum tanesi. Evet “kentilyon”. 1 kentilyon yazmak için 1’in yanına 18tane sıfır “0” koymalısınız.Şimdi de yıldızların sayısına bir bakalım. Kendi gökadamız Samanyolu’nda en az 10 üzeri (11) yani 100 milyaryıldız olduğu kesin bir şekilde bilinmektedir. Gerçek rakamın 200 milyar ile 1 trilyon arasındaolduğu tahmin ediliyor. Biz en kötü ihtimali hesaplayalım ve 100 milyar yıldızı ele alalım. Evrendeki toplam galaksi sayısının ise 100 milyarile 1 trilyon arasında olduğu bilinmektedir. Biz tekrar en düşük sayıyı (100 milyar) baz alarak hesap yapacak olursak, evrendeki toplam yıldız sayısı 100 milyar X 100 milyar, yani 10 üzeri (22) adet çıkar. Bu sayıya 10 sekstilyon denmektedir. 1 sekstilyon = 10 üzeri (21)Gördüğünüz gibi evrendeki yıldız sayısı, en asgari şartlarda bile Dünya’nın tüm sahillerindeki kum tanelerinden daha fazladır. Hem de çok daha fazladır. Öyle ki, Dünya’daki her bir kum tanesi başına evrende tamı tamına 1.000 adet yıldız bulunmaktadır.
Bağışıklık Sistemimizi Gösteren 16 İnanılmaz Fotoğraf
İnsan vücudu ve içerisindeki bütün sistemler inanılmaz bir şeydir. Bu sistemlerden birisi de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, patojen olarak bilinen ve vücudumuzda hastalığa sebebiyet veren mikropların tespit edebilmesi ve etkisiz hale getirilmesinden sorumludur.  28 yıl evvel, National Geographic Magazine 'Our Immune System: The Wars Within' adıyla bir makale yayımladı. Fotoğrafları Boehringer Ingelheim firmasından Lennart Nilsson tarafından çekilen Peter Jaret tarafından yazılan makale 1986'da National Geographic Magazine dergisinin Haziran sayısına basılmıştır. Nisan 2013'te, Reddit kullanıcısı 'spukkingfaceship' , bu makalenin fotoğraflarını Imgur sitesinde bulmuş ve gün yüzüne çıkarmıştır.  Aşağıda bu fotoğrafları ve altlarında ise açıklamalarını bulabilirsiniz.
Kendi Kendini Kuran Robot
Amerikalı bilim insanları, insan müdahalesi olmadan kendine kendine katlanabilen, şekil değiştirebilen ve yürüyebilen bir robot geliştirdi.Robot, geleneksel Japon kağıt katlama sanatı origamiden esinlenilerek yapıldı.Cihaz bazıları sert ve bazıları ısıyla küçülebilen polimerden üretildi.Sistemin bu parçalara ısı göndermesiyle robot kendi kendini kurabiliyor.Robotla ilgili ayrıntılar, bilim dergisi Science'ta yayımlandı.Harvard Üniversitesi uzmanları, origamiden esinlenilerek geliştirilen bu teknoloji sayesinde gelişmiş nesne ve cihazların çok daha kolay ve çok daha ucuza üretilebileceğini belirtiyor.Araştırmaya öncülük eden Prof. Robert Wood, 'İnsanların origamide gördüklerine eminin, katlamayla çok muhteşem şeyler yapabiliyorsunuz. Ancak karmaşıklık eşiği aşıldıktan sonra elle katlamak çok yorucu olmaya başlıyor' dedi.Prof. Wood, bu amaçla kendi kendine katlanabilen bir cihaz geliştirerek katlamanın gücünü ortaya koymak istediklerini belirtti.
Reklam
Güneş Sistemindeki Hangi Gezegene Aitsin?
etiket
Hepimiz gibi sen de Dünyalısın tamam ama ya başka bir gezegene aitsen? Belki de Jüpiter tam seni tanımlıyordur, belki de Neptün ile ruh ikizisindir. Testi çöz, Güneş sisteminde hangi gezegen olduğunu gör.
90'lı Yılların En İyi 20 Filmi
Siyah giyen adamlar-Başrolde Will Smith'in oynadığı şahane film,90'larda ne kadar iyi filmler olsa da öne çıkıp bir farklılık yaratmıştır,tabii Men In Black müziği de herkesi havaya sokmaya yetti.
Reklam
“Mutluluk” Beklentiler Ve Kıyaslamalarda Gizli!
Nedir mutluluğun formülü? 2010 yılında İngiliz bilim adamları bir araştırma yaptılar ve mutluluğun beklentiler, ödüller ve geçmiş deneyimlerle ilişkili olduğunu ortaya koydular. İşte mutluluk araştırmasının ilginç sonuçları… Anlarda gizlenen ve tam yakaladığımızı düşünürken elimizden kaçıp giden mutluluğun formülünü merak ediyor musunuz? Öyleyse bilim dünyasından sizin için mutlu bir haber var. İngiliz bilim insanlarının 2010’dan beri topladıkları verilere dayanarak hazırlanan ve PNAS dergisinde yayınlanan çalışmanın sonuçlarına göre mutluluk üzerinde beklentiler, ödüller ve geçmişte deneyim edilenler etkili. İşte mutluluğun formülü: London College Üniversitesi’nden Dr. Robb Rutledge “Geçmişte aldığınız kararlara ve sonuçlara bakarak o zamanda ne kadar mutlu olduğunuzu artık öğrenmemiz mümkün” diyor. Beynimizin tüm karar, beklenti ve sonuçları bir araya getirip gelecekte daha iyi kararlar almak için kullandığını belirten Rutledge’e göre beklentilerinizi düşük tutup sonrasında daha iyi bir durumla karşılaşmanız halinde mutluluk kapınızı çalıyor. Matematiksel bir formül oluşturmak için 26 kişiyle çalışan ve katılımcılara sonucu net ya da riskli maddi ödüller öneren bilim insanları, tekrarlanan denemeler sırasında katılımcıların mutluluk seviyelerini not etmelerini istemişler. Bu işlemler sırasında katılımcıların beyinleri de fMRI yöntemi ile sürekli taranmış. Elde edilen denklem 18.000 insanın oynadığı “ The Great Brain Experiment ” adlı risk-ödül oyununa uygulanmış ve böylelikle kognitif davranışla ilgili daha geniş çaplı bilgiye erişilmiş. Oyunda büyük para kazananların değil, beklediklerinden çok para kazananların daha mutlu olduğu gözlemlenmiş. Çalışma belki varoluşsal sorunlarımıza çare bulmuyor ancak yine de insanların mutlu olabildikleri ortak anları belirleyebiliyor. Araştırmacılardan Prof. Oswald’a göre ulaştığınız yer ile beklediğiniz şey arasındaki fark mutluluğun ölçüsünü belirleyebilir. Örneğin, ekonomistlerin mutluluk ve iş yerinde tatmin arasındaki ilişkinin kişinin maaşından etkilendiğine dair tespitlerini ele alalım. Eğer bir insanın ne kadar mutlu olduğunu öğrenmek istiyorsak, ona maaşını değil, iş arkadaşlarından fazla kazanıp kazanmadığını ya da eski maaşına göre ne kadar zam aldığını sormamız mantıklı olacaktır. Çalışma, anlık mutluluğun formülünü oluştururken insan özüyle ilgili bir gerçeği de ortaya koyuyor: Kıyaslamadan duramıyoruz ve beklentilerimizin altında mutsuz olabiliyoruz. Belki de mutluluğun formülü kendi hayatımızı daha iyi ya da kötü bulduğumuz hayatlarla kıyaslamadan özgür ve özgünce yaşamaktır. Kaynak : Radikal mutlu olmanın yolları mutluluk mutluluk formülü mutluluk nedir mutluluk sende kimsin nasıl mutlu olunur
Zengin İnsanların Günlük Hayatlarında "Farklı" Yaptıkları 9 Şey
Araştırmacı yazar Thomas Corley, 'Rich Habits: The Daily Success Habits Of Wealthy Individuals' (Zengin Alışkanlıkları : Varlıklı Bireylerin Başarı Getiren Rutin Davranışları) adlı kitabı için, yıllık geliri $160,000 ve fazlası olan 'zengin'lerle, $35,000 aşağısı olan 'fakir'leri araştırdı. Corley'e göre Aslında gündelik hareketleriniz, yaşam standartlarınızı öyle bir ele veriyor ki... 'Zengin' , 'fakir'kavramları işin şakası tabii. İşte başlı başına 'varlıklı' ve 'yoksul'  insanların gündelik hareketlerine yansıyan davranışları.Kaynak
Reklam