Cerablus Haberleri

Cerablus ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Cerablus ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Davutoğlu Hangi Noktalarda Güvenli Bölge İstediklerini Açıkladı
Başbakan Davutoğlu Al Jazeera’ye verdiği mülakatta Halep’in kuzeyinde, İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, Lazkiye’nin kuzeyinde, Haseke’nin belli bölgelerinde, Cerablus ve Kobani'de güvenli bölge ilan edilmesi gerektiğini söyledi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, Al Jazeera Arapça'dan Ahmed Mansur’un sunduğu ‘Bila Hudud’ (Sınırsız) programında bölgede yaşanan gelişmeler, Kobani meselesi, IŞİD ve Türkiye’nin bölgedeki rolü hakkında açıklamalar yaptı. Davutoğlu bu röportajda ilk kez Türkiye’nin Suriye’nin hangi bölgelerinde güvenli bölgeler oluşturulmasını istediğini açıkladı. Başbakan Davutoğlu ayrıca “Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummayız” dedi. Türkiye’ye gelen mültecilerin çoğunun IŞİD’den değil rejimin hava bombardımanından kaçtığını söyleyen Davutoğlu “Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğmazdı” ifadelerini kullandı. IŞİD'in ise ilkeli bir tutum benimsenmemesi dolayısıyla 2013’ün baharında doğduğunu söyleyen Davutoğlu, 'IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur” dedi.‘200 bin Kürt kardeşimizi bir haftada kabul ettik’Davutoğlu, Türkiye’nin insani yardım konusunda büyük bir rol üstlendiğini ancak tek başına bir savaşa müdahil olmasının nihai bir çözüm getirmeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:“Bizim Suriye konusunda çok açık bir prensibimiz var: Suriye’de hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun, ister Arap, İster Kürt, ister Türkmen, ister Sünni, ister Nusayri, ister Hristiyan bütün kardeşlerimiz, dostlarımız herhangi bir yardıma ihtiyaç hissettiklerinde Türkiye yanlarında olmuştur. Bu sebeple geçmişte Arap, Kürt ve Türkmen 1 milyon 600 bin kardeşimizi kabul ettik. Halep’te, Azez’de, Tel Abyad’da, Rasulayn’da, İdlib’de sınır boylarımızda bir ihtiyaç hâsıl olduğunda elimizden geleni yaptık. Ancak Kobani konusunda yani Aynul Arap konusunda da aynı yardımı sergiledik. 200 bin Kürt kardeşimizi Aynul Arap’tan bir hafta içinde kabul ettik. Bütün Avrupa’nın üç buçuk yıl içinde kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısı bizim üç gün içinde kabul ettiğimizden daha az. Dolayısıyla gönlümüzü ve yüreğimizi açtık Suriyeli kardeşlerimize. Ama Türkiye’nin herhangi bir savaşa tek başına müdahil olması nihai bir çözüm getirecek durum değil. Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplum hep birlikte ve sadece Aynul Arap’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım. Çünkü nihai kertede Suriye’de IŞİD terörü dışında da, IŞİD ortaya çıkmadan önce de, geçen sene IŞİD 2013 Mart’ında ortaya çıktı, ondan önce de yüz binlerce insan öldürüldü, kitle imha silahları kullanıldı, scud füzeleri kullanıldı. İnsanlar fevç fevç Suriye’den kaçmak zorunda kaldılar. Bizim mesajımız çok açıktır: İnsani yardım konusunda hiçbir sınır tanımayız. ‘Bila hudut’ insani yardım yaparız. Yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Ama Suriye’ye müdahale konusunda her şeyden önce uluslararası toplumun entegre bir strateji geliştirmesi lazım. Sadece Aynul Arap’a dönük değil, Suriye’nin bütününe dönük bir strateji geliştirmeden, sadece Kürtleri değil, Suriye’nin bütün halkını korumaya dönük bir strateji geliştirmeden, sadece IŞİD terörüne karşı değil, zalim bir rejime karşı da ortak bir strateji geliştirmeden bir çözüme ulaşmak çok zor. Dolayısıyla tek bir bölgeye, tek boyutlu bir müdahalenin ve tek bir taraftan gelecek müdahalenin faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz”.‘IŞİD rejimin baskı politikaları yüzünden doğdu’Davutoğlu bölgede IŞİD’in ortaya çıkmasının sebebinin Suriye rejiminin baskı politikaları olduğunu söyledi:'IŞİD’in çıkmasının temel sebebi Suriye rejiminin acımasızca sürdürdüğü baskı politikalarıdır. Buna karşı direnen Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet güç kaybettikçe Suriye rejiminin desteklediği IŞİD güç kazandı. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik çıkarı yeni bir Suriye kurulmasındandır. Yoksa bugün IŞİD’İn tasfiye edilmesi yarın başka bir örgütün ya da rejimin IŞİD’in yerini doldurması sonucunu doğurur. Bizim için temel mesele, dünyanın da meselesinin bu olduğu kanaatindeyim, yeni bir Suriye’nin bütün etnik ve mezhebi dini gruplarıyla herkesin eşit vatandaş olduğu yeni bir Suriye’nin doğuşu konusunda Suriyeli kardeşlerimize yardım etmemiz şarttır'.‘Mülteci akının sebebi rejim’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’ye gelen sığınmacıların çoğunun rejimin hava bombardımanlarından kaçtığını belirtti:'Şu ana kadar Türkiye’ye dönük mülteci akınının en önemli kaynağı Suriye rejiminin hava bombardımanıdır. Bizde şu anda neredeyse bir milyon 800 bine yaklaşan mültecilerin bir milyon 600 bini Suriye rejiminden kaçarak geldi, 200 bini IŞİD’den kaçarak geldi. Dolayısıyla bu rakamlara baktığımızda IŞİD tasfiye olmuş olsa dahi Suriye halkı üzerindeki tehdit bitmeyecek. Ama öyle emin bölgeler ilan edebiliriz ki bu emin bölgelerde Suriye halkı kendi topraklarında bulunur. Bütün ihtiyaçlarını yine Türkiye karşılasın. Bundan hiç çekinmiyoruz. Ama artık Suriyeli kardeşlerimizin Suriye topraklarında kalmasını, kendi toprakları içinde gelecek inşa etmesini istiyoruz. Her türlü yardımı yine yapalım. Kastettiğimiz tampon bölge askeri bir tanımlama değil, insani bir güvenlik bölgesi, ama askeri bakımdan koruma altına alınmış bir güvenlik bölgesi. Bunun belli yerlerde derinliği farklı olabilir'.Güvenli bölgenin sınırlarıDavutoğlu Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada ilk kez güvenli bölgenin sınırın hangi bölgelerinde kurulması gerektiğine dair net ifadeler kullandı:'Biz bunun belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde, mesela Halep’in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim saldırıları var, hem IŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde, şu anki Cerablus bölgesinde, Aynul Arap’da… Birleşmiş Milletler’in belirlemesi en doğru olanıdır. Uluslararası meşruiyeti güçlü olur. Ama Birleşmiş Milletler bu konuda karar alamıyorsa ki biz üç buçuk yıldır Birleşmiş Milletler’in karar almasını bekliyoruz. Hiçbir karar alamıyor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, belli vetolar sebebiyle. O zaman Suriye’ye müdahale konusunda oluşan uluslararası koalisyon ve gönüllüler koalisyonu bu konuda belli kararlar alıp havadan koruma sağlayabilir. Bunun örneği de Irak’ta doksanlı yıllarda yaşandı. Irak’ta 90’lı yıllarda Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra uzun bir süre belli bir paralelin kuzeyi ve güneyi emin bölge ilan edildi ve Saddam’ın saldırılarına karşı korundu. Türkiye böyle bir koruma alanı oluştuğunda her türlü katkıyı vermeye hazır. Ancak böyle bir koruma alanı yokken tek başına Türkiye’nin müdahalesini istemek bütün bu riski tek başına Türkiye’nin üstlenmesini istemektir. Bizim burada vurguladığımız husus hangi strateji uygulanacaksa uygulansın bu strateji bütün Suriye’yi kapsamamalı, geçici olmamalı, tek boyutlu olmamalı, tek bir bölgeye veya şehre inhisar etmemeli. Nasıl Kürtlerin, ki kardeşlerimizdir, korunma hakları var, aynı şekilde Aynul Arap’taki Kürtlerin, aynı şekilde Tel Abyad’daki Arapların, Çobanbey ya da Bayırbucak’taki Türkmenlerin , İdlib’deki Arapların, Afrin’deki Kürtlerin de, yine Kürtlerin de korunmaya ihtiyacı var. Ama biz sadece bir noktaya teksif olursak, ve sadece IŞİD’den gelen tehdide teksif olursak, bu meseleye sadece palyatif bir çözüm, bu tabiri caizse geçici, palyatif bir çözüm olur. Biz artık Suriye’de kalıcı bir çözümün zamanının geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünüyoruz'.‘Bir terör örgütü gider başkası gelir’Davutoğlu Arap halklarının ve gençlerinin talepleri dinlenmeden yürütülecek mücadelenin sonuç vermeyeceğini ifade ederek “Bir terör örgütü gider başkası gelir” dedi:'3 sene önce 2011 yılında Arap Baharı başladığında, Arap gençleri sokağa çıktığında dünyadaki bütün diğer gençler gibi aynı şeyleri istiyorlardı: Daha çok özgürlük, daha çok refah, daha izzetli bir hayat, siyasi katılım ve liderlerin, ülkelerini idare edenlerin hesap verilebilir nitelikte ilişkiye sahip olması. Dünyada Avrupa’da, Amerika’da veya dünyanın her bir köşesinde gençlerin istediği taleplerdi. Ve 2011 yılındaki bu talepler 2012 yılında büyük bir ümit ortamı doğurdu. Ama 2013’ten bu yana bu taleplerin bastırılması ve maalesef uluslararası toplumun bu talepleri bastıranlara karşı etkin bir yöntem ve ilkeli bir tutum benimsememesi dolayısıyla IŞİD denilen yapı 2013’ün baharında doğdu. Yani bunu şunun için zikrediyorum: IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur. Çok büyük bir tehlikedir, tehdittir ve mazur görülemez. Ama bir taraftan da IŞİD’e karşı verilen mücadelenin esas yürümesi gereken alanın siyasi, kültürel bir mücadele alanı olduğunu da herkesin fark etmesi lazım. Baskı altında tutulan kitleler ümitlerini kaybettiklerinde radikalize olurlar. Soruyu sormak lazım: Arap gençlerinin ümidini kim tüketti? Kim Arap gençlerinin Suriye’de, Humus’ta sadece ve sadece özgürlük isteyen, fikir özgürlüğü, onurlu bir hayat isteyen insanların ümidini tüketti? Arap dünyasının her bir köşesinde 2011 yılında büyük ümitler vardı. Büyük bir gelecek beklentisi vardı. Şimdi bu soruları sormadan yürütülecek bir mücadele teröre karşı mücadele anlamında bir gün belki başarıya ulaşır. Ama bir terör örgütü gider, başka bir terör örgütü gelebilir. Esas itibariyle Arap halklarının ve gençlerinin o haklı taleplerine saygı duymak gerekir. Bundan 5 sene önce, 10 sene önce El Kaide’yi konuşuyorduk. Ondan daha önce başka terör örgütlerini konuşuyorduk. Şimdi IŞİD’i. Bunun tek çözümü meşru siyasi yönetimler ve kendi halkına saygı duyan liderler. Biz bunu Türkiye’de de bütün bu süreçlerde çok ciddi tecrübeler sonucunda buraya geldik. Düşünün, Beşşar Esed halkını bombalamak yerine o halkı dinlemeyi deneseydi. Üstlerine kimyasal silah kullanmak, scud füzesi kullanmak yerine o gençlere kulak verseydi IŞİD ortaya çıkabilir miydi? Ya da Beşşar Esed bunları dinlemediğinde ve insanları katlettiğinde Bosna’da Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Beşşar Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğabilir miydi? Vaktinde çözülemeyen krizler bir kartopu gibi daha bir yumak halinde önünüze geliyor. Ondan sonra da milyarlarca dolar harcamak, çok riskli operasyonlar yapmak ve çok daha fazla kan dökülmesi sonucunda bir netice almak zorunda kalıyoruz. Burada en önemli şey aynen tıpta olduğu gibi koruyucu hekimlik tarzında daha olay çıkmadan, kriz çıkmadan onu çözmeye dönük politikalar geliştirmek. Onun için şimdi biz bize dönük tavsiyede bulunanlara onu söylüyoruz: Kapsamlı bir strateji getirin, ilkeleri açık olsun. Sonucunda ne olacağını görelim. Her türlü katkıyı yaparız. Ama bunlar ortaya konmadan sadece bir tehdide dönük tek boyutlu bir mücadele bugün bir radikal örgütü tasfiye edebilir, radikalizme karşı gerçek bir zafer kazanılmasını ise mümkün kılmaz. Başka bir örgüt çıkar. O bakımdan kültürel, siyasi, askeri, ekonomik boyutları olan daha kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz'.‘IŞİD’in doğuşu 10 yıl öncesine gider’Davutoğlu IŞİD’i ortaya çıkaran faktörlerin 10 yıl öncesine kadar dayandığını belirtti:'Aslına bakarsanız DEAŞ’i (IŞİD) ortaya çıkarak faktörler bundan on sene öncesine kadar gider. İlk olarak biliyorsunuz Irak Kaide’si olarak ortaya çıktı. Amerika’nın Irak’a müdahalesi sonrasında. Sonra yapı değiştire değiştire, kendini bir anlamda dönüşüme uğrata uğrata geçen sene Mart ayında kendisini Suriye ve Irak’ı da kapsayan bir yapı haline dönüştürdü. Ne zaman DEAŞ yükselmeye başladı? Bağdat’ta ve Şam’da oturanlar çok geniş Sünni kitleleri tümüyle dışlayıp mezhepçi bir tutum benimsediklerinde hem Musul’dan Halep’e, Anbar’dan taa Humus’a kadar olan alanda, Rakka’ya kadar olan alandaki kitleler maalesef farklı arayışlara yöneldiler. Ama esas DEAŞ’ı burada ortaya çıkaran faktör Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden boşaltılan ve eski terör tecrübesi olan mahkûmlardır. İlginç bir şekilde, Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden, Suriye ve Irak’tan çıkan bu mahkûmlar, tekrar bu Irak El Kaide’sini dönüştürdükten sonra uzun bir dönem Suriye rejimi IŞİD’le hiçbir savaş yapmadı. IŞİD’i hiç bombalamadı. Aksine aralarında taktik bir koalisyon oluştur. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nu havadan bombaladı. Özgür Suriye Ordusu’nun elinde tuttuğu şehirler, Cerablus’tu, Tel Abyad’dı diğer birçok şehir havadan bombardımana dayanamayınca çekildiğinde bombalanan yerlerdeki boşluğu IŞİD doldurdu. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nun karşısına cesaretle savaşacak kara birlikleri çıkaramadığı için havadan bombaladıktan sonra bu IŞİD unsurlarının girebileceği bir yapı ortaya çıktı. Şimdi IŞİD’den muzdarip olan, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden ama bütün Kürtleri temsil etmeyen PYD de uzun süre IŞİD’le yan yana yaşadı. Hem PYD hem IŞİD rejimle işbirliği yaptı uzun bir süre. Hepsinin de hedefi Suriye halkının haklarını korumaya çalışan Özgür Suriye Ordusu’nun alanını daraltmaktı. IŞİD bu yapı içinde ortaya çıktı. Sonra Irak’ta özellikle Sünni politikacılar Bağdat’ta yalnızlaştırılınca ve Musul’da ciddi bir tepki oluşunca Musul’a tekrar döndü ve geniş bir alanda kontrol imkânı buldu. Ama bu yapıların bir taşeron gibi farklı istihbarat örgütleri tarafından kullanılabildiği de geçmişte görülen örneklerdendir. Ama esas itibariyle burada Suriye rejiminin IŞİD’e çok güçlü bir taktik destek sağladığını da göz ardı etmemek lazım. Eğer Suriye rejiminin hava saldırıları olmamış olmasaydı Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet bu alanları boşaltmak zorunda kalmazdı'.‘Meseleyi sadece bir yere bağlamak doğru değil’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin Kobani’nin (Aynul Arab) düşmesini istemeyeceğini ancak meselenin sadece buraya bağlanmasının doğru olmadığını vurguladı:'Aynul Arab’ın düşmesini istemeyiz, Aynul Arab’ın düşmemesi için elimizden gelen katkıyı sağlarız. Ama bütün bu sorumluluğu Türkiye’nin üzerine yüklemeye kimsenin hakkı yok. Suriye’deki krizin sorumlusu Türkiye değil. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Aynul Arabın düşmesi istenmiyorsa Aynul Arab’taki durumun diğer yerlere sıçramasına engel olmak lazım. Şunu sormak da herkesin hakkı; Peki Aynul Arabın düşmesi gerçekten bizi üzer ve düşmemesi için elimizden gelen katkıyı yaparız ama Rakka düşerken neredeydiler? Cerablus düşerken nerdeydiler? Musul düşerken neredeydiler? Musul’u terk etmediği için bizim başkonsolosumuz rehin alındı. Musul’u terk eden Irak ordusunun sorumluluğu nerede? Peki Azez düşerken neredeydiler? Şimdi dolayısıyla meseleyi sadece Aynul Arab’a bağlamak ve sadece bir yerdeki mücadeleye bağlamak doğru değil. Bizden bir şey talep eden, masaya kapsamlı bir strateji koyacak ve bu stratejinin uygulaması esnasında Türkiye’ye yönelecek mülteci gücünü nasıl engelleyeceğini de anlatacak. Orada da anlaşacağız. Bundan sonraki aşamada Suriye’de nasıl bir yapı doğacak, onda da anlaşmamız gerekecek. Yoksa IŞİD’e karşı mücadele ederken Suriye rejimini meşrulaştırmaya kesinlikle razı olmayız'.‘Mülteciler savaşmak isterse engel olmayız’Davutoğlu, IŞİD’e karşı savaşmak için Kobani’ye gitmek isteyenlerin durumuna dair şu ifadeleri kullandı:'Bunu daha önce Araplar da, Türkiye’de Arap nüfus da var Türkmen nüfus da var, onlar da giderek Suriye’de bunu yapmak istediler. Onlara da aynı politikayı takip ettik. Türkiye sınırı öyle bir sınır ki mesela Rasulayn’da, karşı tarafta Afrin’de ve Aynul Arab’ta her iki tarafta da Kürtler var, İdlib’te, Halep’te, Azez’de her iki tarafta Araplar var, Cerablus’ta ve Lazkiye’de her iki tarafta Türkmenler var. Eğer biz, ki bütün bunları kendimize kardeş kabul ederiz, onların giderek orda savaşmalarına izin verirsek, tüm Türklerin giderek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının savaşmalarına göz yummak gerekir ki, bunun doğurabileceği büyük bir kargaşa olur. Ama oradakilerin bulundukları yerlerde kendilerini savunmaları için neler yapılabilir, bunu tabii konuşmak gerekir veya Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummak bir müddet sonra başka yerlerde başka talepleri de beraberinde getirir. Türkiye için bir Arabın bi Türkmene, bir Türkmenin bir Kürde, bir Kürdün bir Araba üstünlüğü yoktur. Herkes eşit şekilde bizim kardeşlerimizdir. Birine vereceğimiz hakkı diğerine de vermem gerekir bu da Türkiye-Suriye sınırını kontrol etmeyi imkansızlaştırır'.İran’ın Şii ekseni oluşturma çabasıDavutoğlu İran’ın Suriye meselesindeki rolüyle ilgili de şu ifadeleri kullandı:“İran’ın bu kuşakta bir Şii ekseni oluşturma çabası, ki bunu tasvir ettiğiniz şekilde bölgede Şii-Sünni gerilimin artıracak ve mezhep çatışmalarına yol açabilecek tehlikeli bir senaryo olarak değerlendiririz. Burada İran’la da bütün diğer ülkelerle de öncelikle mezhep temelli ayrışmalar karşısında bir araya gelinmesi gerektiğini düşünüyoruz ve buna inanıyoruz. Onun için biz kendi halkına zulmedene kadar da hiçbir ülke liderini şu veya bu mezhepten diye dışlamadık. Ama bölgeyi siyasi ya da mezhebi bir rekabet alanı halinde görmek ya da bu hale getirmek geleceğe yönelik çok fazla riski de beraberinde getirir”.“Suriye rejimi kendi halkına zulmetmeye devam ettiğinde, ki geçmişte iyi ilişkilerimiz olan bu yönetimle ilişkilerimizi kesmeyi ve Suriye halkının yanında olmayı tercih ettik. İran yönetimi ise Suriye yönetiminin yanındaki politikasını sürdürdü. Bu konuda görüş ayrılığımız var ancak herhangi bir çözüm çabası içinde her zaman herkesle görüşme iradesine sahip olduğumuzu sürekli vurgulayageldik. Ümit ederiz ki İran Suriye yönetimi üzerindeki gücünü kullanır ve Suriye rejiminin kendi halkına karşı gerçekleştirdiği bu katliamların durması yönünde çaba sarf eder”.“Bizim burada önemli olan temel ilkemiz insan haklarına saygı kendi halkına karşı merhamet ve şefkat gösterilmesi ve hiçbir şekilde zulme alet olunmaması. Hepimiz İsrail’e karşıyız ama bütün Ortadoğu ülkelerinin de bilmesi gereken gerçek şu ki İsrail’in öldürdüğünden daha fazla Müslümanı Suriye rejimi katletti. Biz bunu İranlı dostlarımıza çok söyledik. İsrail Gazze’deki camileri bombaladı Suriye uçakları da Halep’teki Humus’taki Şam’daki mescitleri teravih namazında Ramazan’da bombaladı. Bizim için nasıl mazlumun kimliği yoksa zalimin kimliği de yoktur”.Yabancı savaşçılar meselesiBaşbakan Davutoğlu, Suriye'deki yabancı savaşçılara karşı çıkılırken bir ayrım yapılmaması gerektiğini, Suriye'de Hizbullah, İranlı ve Rus akseri danışmanların da yabancı savaşçı olduğunu vurguladı:“Yabancı savaşçılara da karşı çıkanlar da, burada da herkesin ilkeli olması lazım, yabancı savaşçıya karşı çıkmalıyız ama Suriye’ye giren Hizbullah da yabancı savaşçıdır, Suriye’ye giren bazı İranlı veya Rus askeri danışmanlar da yabancı savaşçıdır. Ya bütün yabancıların Suriye’den elini çekmesi lazım hangi niyetle ve ne şekilde olursa olsun. Suriye’yi Suriyelilere bırakalım”.‘Dünyada ve bölgede üç çeşit ülke var’Davutoğlu, Ortadoğu'da vekalet savaşlarıyla üzerinde etki kurularak yönetilemez hale getirilen ülkelerin ne kendilerine ne de etki kuranlara faydası olduğunu söyledi:“Aslında bugün bölgede ve dünyada üç grup ülke var; Vizyonu olup kendi yönetim kabiliyeti olan ülkeler, bunlar yükseliyorlar, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyeti olanlar, bunlar yerlerinde sayıyor, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyetine sahip olmayanlar, bunlar ciddi parçalanmalar içine giriyorlar. Maalesef bölgede birçok ülke vizyonunu da yönetme kabiliyetini de kaybettiği için ciddi parçalanmalar içinde. Bugün etki altına alındı dediğiniz, herhangi bir ülke tarafından, ülkelerin çoğu aslında yönetilemiyorlar, o etkinin de hiçbir ülkeye faydası olmuyor. Parçalanmış ve çatışmalar içine girdiğiniz bir ülke üzerinde etki kurduğunuzda size ne faydası olur o ülkeye ne faydası olur?”Al Jazeera
'Çözüm Sürecinde Kimsenin Tutumuna Bağlı Kalmayız'
Başbakan Davutoğlu, 'Çözüm süreci bizim kimseden izin almadan kendi irademizle başlattığımız bir süreçtir' dedi.ANKARABaşbakan Ahmet Davutoğlu, 'Çözüm süreci bizim kimseden izin almadan kendi irademizle başlattığımız bir süreçtir. Kimsenin de tutumuna bakmadan kendi irademizle yürüteceğimiz bir süreçtir. Nasıl başlatırken kimseden izin almadık, durdurma olayı veya yürütme konusunda da kimsenin tutumuna bunu bağlı kılmayız' dedi.Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı Bilgilendirme Toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.Bütün dini liderlere ayrım gözetmeksizin saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, dış ziyaretlerinde kendisinin de bütün liderleri dini makamlarında ziyaret ettiğini anımsattı.Davutoğlu, 'Nihai noktada, bir mensubu bile olsa ülkemizde yaşayan her dini lider o mensubu ile ilgili bir görev yürütüyor. O saygıyı göstereceğiz. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu anlamda saygının en kapsamlısını hem hak ediyor hem bu toplumun da beklentisidir' diye konuştu.'Bir yabancı televizyon kanalına verdiğiniz mülakatta nerelerde güvenli bölgelerin oluşturulmasını istediğinize yönelik açıklamalarda bulundunuz. Saydığınız o bölgelerle mi sınırlı olacak yoksa yeni ekleyeceğiniz ifadeler olacak mı?' sorusu üzerine Davutoğlu, 'Bir yabancı televizyon kanalına verdiğim mülakatta 'güvenli bölgelerin nerelerde olabileceği sorusu' veya 'hangi temellerde olabileceği sorusu' gündeme geldiğinde zikrettiğim bazı hususlar benim iradem dışında haritaya dönüştürülmüş' dedi.Bugün kendisinin basında o haritaları gördüğünü aktaran Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:'Bu haritalar bizim güvenli bölge tanımlamamızı sınırlayan ya da onu ortaya koyan haritalar değil. O üretilmiş haritalardır. Bizim tarafımızdan harita böyledir diye bir tanımlama olmadı. Orada zikrettiğim husus şudur; 'Türkiye'ye dönük olarak mülteci akınlarının olduğu her yerde belli çizgilerde güvenli bölge ihdası gerekli olabilir' dedim. Türkiye'de şimdiye kadar mülteci şeyleri nereden geldi? Yayladağı'ndan geldi, Lazkiye'nin kuzeyinden. Nereden geldi? Reyhanlı'nın doğusundan, İdlip tarafından geldi. Nereden geldi? Kilis'in hemen karşısından Azaz bölgesinden geldi. Nereden geldi? Cerablus Çobanbey'den, oradan son dönemde Türkmenlerin yoğun girişleri olmuştu. Nereden geldi? Tel Abyad'tan geldi. Şimdi nereden geliyor? Kobani'den geliyor. 'İleride nereden gelebilir?' Haseke veya başka yerden diyerek aslında bir ilkeye dikkati çektim. Yani güvenli bölgenin insani bölgeler olduğu, askeri bölgeler değil de insani bölgeler, sivil akışlarının olduğu yerlerle sınırlamaya çalıştım. Orada, haritalarda bazı yerler çıkmış görünüyor, o harita bizim tarafımızdan herhangi bir diplomatik müzakerede kullanılmış haritalar değil.''Bunlar dediğim gibi basın mensuplarının benim zikrettiğim yerlere dayalı olarak üretilen haritalar' ifadesini kullanan Davutoğlu, 'Dolayısıyla nerede insani göç ve insani durum söz konusuysa güvenlikli bölge orada olur. Şimdiye kadar insani göçlere dayalı olarak benim saydığım şehirlerle sınırlı değil veya bu şehirlerin hepsinde hemen olması gereken bir durum da olarak görülmemeli' dedi.Çözüm süreciÇözüm sürecine ilişkin yeni çalışmalarla, 'Öcalan'a resmi müzakereci statüsü verilecek' şeklindeki haberlerin sorulması üzerine Davutoğlu, Başbakanlık görevini aldıktan sonra çözüm süreci mekanizmasıyla ilgili bir kurul oluşturduklarını anımsattı.Kurulun düzenli olarak 15 günde bir, gerektiğinde kendisinin davetiyle daha sık aralıklarla toplandığını bildiren Başbakan Davutoğlu, kurulun son toplantısı geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirildiğini hatırlattı.Toplantıda, son yaşanan gelişmeler ve sürecin geldiği noktaların değerlendirildiğini aktaran Davutoğlu, şöyle konuştu:'Bu değerlendirmeler ve sonuçlar arasında bir takım adımlar söz konusu oldu. Kararlı tutumumuzu bir kere daha vurgulamak isterim; çözüm süreci bizim kimseden izin almadan kendi irademizle başlattığımız bir süreçtir. Kimsenin de tutumuna bakmadan kendi irademizle yürüteceğimiz bir süreçtir. Nasıl başlatırken kimseden izin almadık, durdurma olayı veya yürütme konusunda da kimsenin tutumuna bunu bağlı kılmayız. Çözüm süreci kararlılıkla devam ettirilecek. Çözüm sürecindeki muhataplar tek eksenli, tek muhataplı değildir; bütün bu alanda taraflarla hem de yaptığımız reformlarla toplumsal tabanda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ama bunun yanında çözüm sürecini herhangi bir şekilde kamu düzensizliğine, kanunsuz faaliyetlere bahane ya da gerekçe gösterme çabalarına da izin vermeyeceğiz. Bu iki kanattan oluşan yaklaşımdır. Kamu düzeni sağlanacak,çözüm süreci devam edecek. Biri diğerinin alternatifi değil.''Akil İnsanlar Heyeti'ni ihtiyacımız var'Akil İnsanlar Heyeti üyeleriyle pazar günü İstanbul'da gerçekleştirecekleri toplantının hatırlatılarak, heyette yeni isimler olup olmayacağının sorulması üzerine de Davutoğlu, çözüm sürecine ivme kazandırmak bağlamında 'Akil İnsanlarla' toplantı düzenleme kararı aldıklarını söyledi.Bu görüşmeyi kendisinin de daha önceden planladığını belirten Davutoğlu, 'Çünkü Başbakan olarak Akil İnsanlar ile bir araya gelememiştik. Bu pazar görüşeceğiz. Genelde prensip olarak aynı isimlerden oluşuyor. Belki bir iki bulunan konum gereği davet edilen isimler varsa ve o konuda bir görev değişikliği olmuşsa belki o tarz değişiklik olur, onun dışında aynı isimlerle pazar günü istişare edeceğiz' açıklamasında bulundu.Davutoğlu, şunları kaydetti:'Burada da en önemli şey, çözüm sürecinde, psikolojik boyut. Bu son şiddet eylemleriyle bu psikolojiyi kırmak istediler, yok etmek istediler. Psikolojiyi tekrar inşa edebilmek için sadece hükümetin atacağı adımlar yeterli olmaz. Toplumsal duyarlılığın artırılması, toplumsal bilincin daha da güçlendirilmesi için Akil İnsanlar Heyeti'ne ihtiyacımız var. Onların da bizden habersiz, herhangi bir bağlantı olmaksızın kendi aralarında toplanmış olmasından çok memnun oldum. Böyle bir sorumluluk duygusuyla bir araya gelmiş olmalarından, bazı Akil İnsanlar Heyeti üyelerinin, ondan da memnun oldum. Hem onlar kendi değerlendirmelerini yaptılar, onları dinleyeceğim, bizim perspektifimizi anlatacağım. Nihayet bu toplumun bütünüyle sahiplendiğinde başarılı olabilecek bir süreçtir. Son şiddet eylemleri, bu sürece darbe vurmak istedi. Şimdi bu süreci sahiplenen herkesi açıkçası ortaya çıkmaya, sesini yükseltmeye davet ediyorum. Madem ki birileri bu süreci yıkmak istiyor, hangi siyasi görüşte olursa olsun, hangi ideolojiye mensup olursa olsun bu sürece inananların çıkıp o şiddeti lanetlemesi ve çözüm sürecinin devam etmesi gerektiği konusundaki iradesini beyan etmesi gerekir.'Bu çerçevede, bundan sonraki toplumsal çağrılarının devam edeceğini de vurgulayan Davutoğlu, 'Ama herhangi bir şekilde, bir statü değişikliği gibi bahsettiğiniz tarzda haberlerin aslı yoktur, gerçekle de bağdaşmaz, resmi müzakereciydi vesaire gibi böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda her şeyiyle toplumsal dokumuzun ve temsilcilerimizin bu süreci yeniden ve daha güçlü şekilde sahiplenmesi önemli. En kısa sürede netice alacak şekilde bu mekanizmaları işletmemiz önemli' diye konuştu.Davutoğlu, 'Hangi inançtan olursa olsun ulvi görev yürüten dini makamlara sosyal nezaket olarak zaten gösterilmekte olan saygının siyasi olarak gösterilmesi toplumun beklentisidir ve bu laikliğe de kesilikle aykırı bir uygulama da değildir' dedi.Davutoğlu, 1960'lı yıllardan sonra Diyanet İşleri Başkanlığında çok önemli değişim yaşandığını, Türkiye vatandaşlarının başta Almanya olmak üzere Avrupa'ya gitmelerinin ardından bu ülkelerdeki vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması için kurumun yurt dışına açıldığını, daha sonra Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'da faaliyetlerde bulunduğunu anlattı.Avrasya İslam Şurası, Afrika İslam Şurası ve Balkan İslam Şurası'nın ayrı zamanlarda Türkiye'nin aktif dış politikasına paralel şekilde toplandığını ve o bölgelerdeki dini miras, sosyal kültür ve dokuyu muhafaza etme anlamında büyük hizmetler verdiğini belirten Davutoğlu, 'Afrika İslam Şurası toplandı. Bu, Afrika'daki faaliyetlerimiz, oradaki Türkiye'ye dönük algıyı olumlu yönde etkilemek itibariyle, Mali'nin başkentinde muhteşem bir camiye öncülük etmesinden tutunuz, Somalili binlerce öğrencinin buraya getirilip Şebap gibi şiddet ağırlıklı İslam alternatifi yerine gerçekten barışçıl yeni bir Somali inşasına doğru telakkiye sahip nesillerin yetişmesi için önemli' dedi.Latin Amerika İslam Dini Liderler Toplantısı'nın da toplanacağı bilgisini edindiğini, İslam Dünyası Alimler Birliği Toplantısı'nın Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sahipliğinde toplandığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:'Sünni, Şii bütün İslam din alimlerinin toplandığı, gerçekten çok derin etkiler yapmış olan bir platformdur, bunun da devam etmesi lazım. Biz, her türlü mezhepçiliğe karşıyız. Mezhepçiliğin İslam'ın temel birliğine, beraberliğine ve tevhid akidesine aykırı olduğuna inanırız. Kim mezhepçiliği körüklüyorsa aslında şiddeti körüklüyordur ve bizim İslam anlayışımıza da en büyük tehdidi yapıyordur. Hac ibadetini yapan Müslümanlar Arafat'ta sağındakine, solundakine 'hangi mezheptensiniz' diye sormadan bu yıl vazifesini ifa ettiler. Muharrem ayını idrak edeceğiz, hepimiz muharrem ayını hangi mezhebe ait olursa olsun. Birlikte ramazan orucu gibi muharrem orucunu da tutacağız. Kerbela'yı, Hazreti Hasan'ı, Hazreti Hüseyin'i birlikte anacağız. Bu barış anlayışını dünyaya yayma konusunda Diyanet İşleri Başkanlığımızın yürüttüğü faaliyetler çok önemlidir.Artık, 50'li, 60'lı, 70'li yılların aksine, sadece ideolojik çatışmalar etrafında bir takım problematiklerle karşı karşıya değiliz. Maalesef İslam dünyasının içinden ve dışından kaynaklanan birçok meydan okumalarla karşı karşıyayız. Böyle bir konumda Diyanet İşleri Başkanlığımızın gerek iç barışımızın korunması, Çözüm Süreci de dahil olmak üzere Türkiye'deki bütün toplum kesimlerinin ortak değerlerinin muhafaza edilmesi çok önemli.'Başbakan Davutoğlu, Kutlu Doğum Haftası'nın, Diyarbakır'da yüz binlerce vatandaşın katılımıyla Türkçe, Kürtçe ve Arapça ilahilerle anılmasının ortak birlik ve şuura, toplumsal birliğe büyük bir katkı sağladığını ve Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğündeki bu faaliyetlerin devam etmesi gerektiğini kaydederek, 'Uluslararası alanda da meydan okumalara karşı Diyanet İşleri Başkanlığımızın alacağı tedbirleri her zaman yakından takip edeceğiz' dedi.Hükümet kurulurken Diyanet İşleri Başkanlığını doğrudan başbakana bağladığını ve daha sonra Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile 2 kez görüştüğünü hatırlatan Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığının, salt dini hizmetin ötesinde felsefi, stratejik boyutları olan bir kurum olduğunu söyledi. Başbakan Davutoğlu, yapılan bilgilendirmeden dolayı Diyanet İşleri Başkanı Görmez ve ekibine teşekkür ederek, 'Hacca gitmiş olan vatandaşlarımın haclarını bir kez daha tebrik ediyorum. Önümüzde muharrem ayı var, onu da hep beraber en iyi şekilde idrak etmeyi ve 'Kerbela' derken, dünyadaki bütün mazlumlara sahip çıkma bilincini muhafaza etmemizi diliyorum' diye konuştu.'Diyanet İşleri Başkanımıza gösterilen protokolün en üst düzeyde olması benim beklentimdir'Başbakan Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığının devlet protokolündeki ve devletteki önem sırasını öne almak ve diğer dini liderlerin konumlarına dair bir çalışma olup olmadığı sorusuna da şöyle yanıt verdi:'Diyanet İşleri Başkanlığımızı ben sıradan bürokratik bir kurum ve bürokratik hiyerarşi içinde bir yerde durması gereken bir kurum olarak algılamıyorum, dünyanın hiçbir yerinde de böyle algılanmaz. Ancak dünyanın her yerinde dini otoriteler özel bir protokole sahip olmuşlardır. Dışişleri Bakanlığına geldiğimde verdiğim ilk talimatlardan birisi 'bana uygulanan protokol neyse Diyanet İşleri Başkanımıza da uygulanacak' demiştim, ama orada durmamıştım. 'Fener Rum Patrikhanesine, Ortodoks Patriğine de aynısı uygulanacak' demiştim. Neden? Eğer biz bütün dini kurumlara saygı göstereceksek ki göstermemiz siyasal bir tercihin, dini bir tercihin ötesinde toplumsal bir görevdir, o kurumların sıradan bürokratik yapılar halinden çıkarılması lazım, tehdit gibi görülmekten de çıkarılması lazım. Daha sonra Patrik Bartholomeos ile defalarca görüştüm, artık havaalanında karşılanıyorlar, büyükelçimiz tarafından. Kendisine özel davet veriliyor, çünkü Hristiyan vatandaşlarımız da bizim için eşit vatandaşlar ve onların kurumlarına da dini liderlerine de saygı gösterme zarureti var. Eskiden gayrimüslim bir dini liderin ziyareti bir tehdit gibi takibe alınan ziyaretlerdi. Şimdi teşvik edilen, kabul gören, imkan sunulan ziyaretlerdir. Hal böyleyken dini makam itibariyle Türkiye'de bütün Müslümanların itibar ettiği ve bütün Müslümanların dini hayatıyla ilgili çok özel bir görev yürüten Diyanet İşleri Başkanımıza gösterilen protokol yurt dışında ve yurt içinde en üst düzeyde olması benim beklentimdir, bunun da olağanüstülüğü yoktur, bir tercih meselesi değil.'Başbakan Davutoğlu, Papa ya da Ortodoks patriklerinin Türkiye'yi ya da başka bir ülkeyi ziyaretinde, devlet başkanı statüsü dışında, dini lider olarak gösterilen itibarın Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanına gösterilmesi gerektiğine vurgu yaparak, 'Hangi inançtan olursa olsun ulvi görev yürüten dini makamlara sosyal nezaket olarak zaten gösterilmekte olan saygının siyasi olarak gösterilmesi toplumun beklentisidir ve bu laikliğe de kesilikle aykırı bir uygulama da değildir. Dini hayatın tanzimi konusunda üstlenilen görev son derece hayatidir. Artık Diyanet İşleri Başkanlığımıza güven duyulması ve kendisini de belli temel değerler etrafında bütün dini gruplara açması lazım. Öyle dönemler yaşandı ki Türkiye'de belli askeri dönemlerde, 60 ihtilali sonrasında Diyanet İşleri Başkan yardımcılığına bir komutan atanmıştı veya 28 Şubat'ta danışman görüntüsünde bir görevli sürekli bu şeyi kontrol ederdi. Artık kontrol etme, güven sıkıntısı duyduğumuz bir kurum değil Diyanet İşleri Başkanlığı; saygı gören, saygı gösteren ve uluslararası itibara, devlet itibarına katkı yapan bir kuruluştur' diye konuştu.Başbakan Ahmet Davutoğlu, 'Cami mimarisi de dahil olmak üzere İslam bir estetik dinidir, sosyal kültür açısından barış dinidir, dolayısıyla İslam'ın herhangi bir şekilde yurt içinde veya yurt dışında şiddetle, terörle ilişkilendirilmesine karşı hepimiz tam bir seferberlik halinde hareket etmeliyiz' dedi.Davutoğlu, vatandaşların ve Başkan Görmez'in hac ibadetlerini tamamlayarak yurda döndüklerini hatırlatarak, haclarını tebrik etti, ibadetlerinin kabul olmasını diledi.Bu haftanın Camiler Haftası olduğunu ve bu bağlamda haftanın temasının cami ve gençlik olarak belirlendiğini söyleyen Davutoğlu, görüşmede camilerle ilgili de istişarede bulunduklarını bildirdi. Görmez'in hükümetin kurulmasının ardından kendisini ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, kendisinin de bir iade-i ziyaret gerçekleştirdiğini dile getirdi.Toplantıda dini hayat ve yapılan faaliyetler konusunda geniş kapsamlı bilgi alma imkanı bulduğunu anlatan Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığının neredeyse cumhuriyetle yaşıt en köklü kurumlardan biri olduğunu anımsattı. Davutoğlu, 'Bu açıdan devletimizin, toplumsal hayatımızın kültürel sürekliliği, inanç özgürlüğü, inancımızın yaşanabilmesi ve son yıllarda özellikle artan uluslararası misyonuyla en temel kurumlarımızdan biridir' dedi.Diyanetin bünyesinde hizmet veren personeliyle çok geniş bir kadro ile görevini ifa ettiğini dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu topraklarda, inancımızın, kültürümüzün ve temel değerlerimizin hayatiyetini devam ettirmesi sadece dini bir konu olmanın ötesinde aynı zamanda kültürel birlikteliğimizi, kültürel mevcudiyetimizi de ilgilendiren çok temel bir meseledir. Bu açıdan Anadolu'da Trakya'da asırlarca süre gelen temel insani değerlerimiz, ki birçok manevi öncüyle, Hazreti Mevlana’dan, Ahi Evran’a, Hacı Bayram-ı Veli’den Ebu Eyyub el-Ensari’ye kadar bu topraklara bir şekilde bu manevi özü vermiş şahsiyetlerin diktiği tohumlar bugünkü kültürümüzün de ana omurgasını teşkil etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu çerçevede hem vatandaşlarımızın dini hizmetlerini yerine getirmesi açısından tanzim edici bir rolü vardır, kamu görevi rolü vardır, hem kültürel sürekliliği devam ettirmesi bakımından dini bilginin yaygınlaşması görevi vardır, hem yurt dışındaki vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın, gönüldaşlarımızın ve daha da uzak coğrafyalardaki dindaşlarımızla ilişkiler bağlamında yurt dışında yürüttüğü son derece asli görevler vardır, hem dini bilginin sağlıklı bir şekilde elde edilmesini temin edecek eğitim görevi vardır. Bu bakımdan Diyanet İşleri Başkanlığımız ilk kurulduğu dönemle kıyas edildiğinde aslında dünyadaki genel değişime ve küresel toplumun ihtiyaçlarına göre de kendini yenilemesi gereken bir kurumdur. Statik bir kurum değildir kesinlikle. Kesinlikle temel bazı itikadi esasları sadece yaymaya ve bunu korumaya yönelik bir kurum değildir. Uluslararası sistemdeki, uluslararası toplumdaki her bir değişimin etkilediği bir sosyal, kültürel, manevi ortam söz konusu ve Diyanet İşleri Başkanlığımızdan beklediğimiz temel görev bu etkiler çerçevesinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verilmesidir.'Davutoğlu, 1924’ten bu yana yürütülen birçok çalışmanın Diyanet İşleri Başkanlığının kendi içinde de reforme ede ede bugüne getirdiği çalışmalar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:'İlk defa iktidarımız döneminde 2010'da Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili kanuni düzenleme yapıldı, ancak bunun yanında da bütün bugün aldığım bilgiler de dünyadaki gelişmelerden gördüğümüz bu konularda hala ciddi bir yeniden yapılandırma ihtiyacı sözkonusu. Şimdi hem din görevlilerimizin görevlerini ifa ederken İslam'ın barış dini olduğu ve bu barış dini olma özellikleri itibarıyla da sosyal ahengin korunmasında temel değerlerin menşei, kaynağı olduğu gerçeğinden hareketle herkesi kuşatıcı, içselleştirici bir görev ifa etmeleri lazım. Bu anlamda dini hizmetler bağlamında, içeride de üzerinde durduk, atanmış din görevlisi kavramının yerine gönüllü görevini ifa eden ve aşkla görevini ifa eden, bir memur ya da bürokratik görevlinin ötesinde bu kültürel sürekliliği aşkla sağlayan bir din görevlisi anlayışının yerleşmesi önem taşıyor.''İslam bir estetik dinidir'Cami mimarisinde sözkonusu olabilecek estetik boyutta zaaf niteliği taşıyan gelişmelerin önüne geçilmesi konusunun herkesin sosyal sorumluluğu olduğunu vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Cami mimarisi de dahil olmak üzere İslam bir estetik dinidir, sosyal kültür açısından barış dinidir, dolayısıyla İslam'ın herhangi bir şekilde yurt içinde veya yurt dışında şiddetle, terörle ilişkilendirilmesine karşı hepimiz tam bir seferberlik halinde hareket etmeliyiz. İslam selam verme anından itibaren muhatabına her bir inananın 'Ben senden eminim sen de benden emin ol' selamını verdiği bir dindir. Mimari açıdan ise bir estetik dinidir, mimari kargaşanın sürdüğü herkesin istediği tarz bir mimari anlayışıyla, bina anlayışı mimari diyemeyeceğimiz şekilde sade bir şeyi inşa etmeye dayalı, bunların hepsini ele aldık.'Cami mimarisi konusunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili olmadığını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerle de ilgili olduğunu vurgulayan Davutoğlu, 'Ben bugün özellikle rica ettim Diyanet İşleri Başkanlığından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla da bunları konuşacağız, cami mimarisine bir estetik boyut kazandıracak bir denetim mekanizması kurma ihtiyacı var' dedi.Camilerin devlet dairesi gibi belli saatlerde açılıp kapanan mekanlar olmaktan çıkarılıp sosyal işleri yoğun, toplumun her kesimine hitap eden bir niteliğe dönüşmesinin önem taşıdığını anlatan Davutoğlu, 'Gençlerimizin, çocuklarımızın camilerde belli kurallara uyup uymama ötesinde camilere rahatlıkla girip çıkılabilen, rahatlıkla o sosyalleşmeyi gerçekleştirebildikleri mekanlar haline gelmesi konusunu ele aldık. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanımızın hassas tutumundan da çok etkilendiğimi, mütehassıs olduğumu da ifade etmek isterim' diye konuştu.-'Bilgi anarşisi aslında dini şiddete yol açıyor'Dini bilginin sağlam kaynaklardan elde edilmesinin öneminin özellikle son dönemlerde yaşanan gelişmelerle daha büyük bir önem ifade ettiğini söyleyen Davutoğlu, 'Eğer bugün çok az bir dini bilgiyle insanlar dini konuda her türlü hükmü verebilecek konumda görmeleri gibi yanlış kanaat cereyan etmişse işte bu bilgi anarşisi aslında dini şiddete yol açıyor. Bilgide ortaya çıkan şiddet dini görünümlü veya algıda böyle ortaya çıkartabilen IŞİD benzeri yapılar ve diğer yapılarda toplumsal hayatımızda da İslam'ın dünyadaki algısını etkileyecek sonuçlar doğurabiliyor' dedi.Toplantıda ilmihal kavramından başlayarak bu konuların nasıl ele alınması gerektiğini de paylaştıklarını dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:'Dini hayat denince burada hiçbir mezhep ayrımı, din ayrımı gözetmeden bütün din ve mezheplerin, muharrem ayı var, Alevi kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın da bütün Sünniler ve diğer cemaatler gibi muharremi idrak etmeleri bağlamında da konuları ele aldık. Hiçbir ayrım gözetmeden herkesin kendi özgür iradesiyle dini anlayışını yaşayabilme hakkı insanlık onurunu ilgilendiren bir haktır. Bu anlamda o onurun korunması çerçevesinde de bütün din görevlilerimize Diyanet İşleri Başkanlığımıza içselleştirici, bütünleştirici ve birlikte ortak bir sosyal hayatı paylaşıcı bir çerçeve sunma ihtiyacı var. Biraz latifeyle ama gerçeği yansıttığını düşündüğüm için 'Türk İslamı, Arap İslamı, Afrika İslamı' gibi ayrımlar değil aslında İstanbul İslamı var, Medine İslamı var, bir çok kültürün bir arada yaşadığı İslam anlayışı ki kültürel çoğulculuğu da bünyesinde barındırır. Bir de böyle bir çoğulculuk anlayışına sahip olmadan gelişen dini telakkiler var ki maalesef alternatif veya farklı gördüğü her şeyi yok etmeye, tahrip etmeye dönük bir anlayış. Bu bazen farklı dinler, mezheplere mensup dini mekanların Irak'ta, Suriye'de görüldüğü gibi bombalanması, tahrip edilmesi şeklinde tecelli ediyor. Bazen hiç İslam'la uzlaşması mümkün olmayacak katliamlar şeklinde tecelli edebiliyor. Buna karşı İslam'ı bir barış dini olarak takdim etmek, korumak, yaymak başta Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere hepimizin görevidir.'Muhabir: Barış Gündoğan, Esra AltınmakasAA
IŞİD Suriye ve Irak'ta 250 Kişiyi Kaçırdı
Tikrit'in etkili dini liderlerinden Şeyh Enver Ubeydi Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, IŞİD’den Rubeysa köyünden üç gün önce 9’u çocuk 127 kişiyi kaçırdığını geçen süre içinde 21 kişiyi serbest bıraktığını söyledi. Ubeydi örgütün elinde 9-10 yaşlarında çocukların da olduğunu belirtti.Ubeydi, kaçırılan kişilerin çoğunluğunun IŞİD’e karşı savaşanların akrabaları olduğunu, kendi aşiretinden 600 kişinin de Haziran'dan bu yana IŞİD tarafından öldürüldüğünü kaydetti.IŞİD’in bölgedeki Sünni aşiretleri cezalandırmak istediğini dile getiren Ubeydi, “IŞİD, Sünni aşiretlerin ordunun örgüte karşı başlattığı mücadeleye destek vermesine misilleme olarak insanlarımızı kaçırdı” dedi.
IŞİD'e Niye  Direnmedin Soruşturması
Kilis’te iki ay önce IŞİD tarafından kaçırılan ve 4 gün sonra serbest bırakılan Astsubay Özgür Örs hakkında ‘IŞİD’e mukavemet göstermediği’ gerekçesiyle disiplin soruşturması başlatıldı... Devletin ve ordunun itibarına zarar vermekle suçlanan Astsubay Özgür Örs, soruşturma sonucunda suçlu bulunursa tazminatsız olarak ordudan atılacak.IŞİD’in olası bir saldırısına karşı Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesi’nin boşaltılmasına yönelik yapılan “Şah Fırat” operasyonunun “kahramanlık destanı” mı yoksa “korkakça kaçış” mı olduğu tartışması sürerken, TSK iki ay önce kaçırılan astsubay Özgür Örs hakkında “IŞİD’e neden mukavemet göstermedin” diye disiplin soruşturması başlattı. Milliyet'ten Tunca Bengin'in haberine göre, Türkiye’nin yurt dışındaki tek toprağından geri çekilme tartışmasında MHP lideriyle “vatanseverlik” polemiğine giren TSK, astsubay Örs’ü IŞİD’e direnmeyerek devletin ve ordunun itibarına zarar vermekle suçluyor. Bunun Silahlı Kuvvetler Disiplin Yönetmeliği’ndeki cezai karşılığı da tazminatsız ordudan atılmak.Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın Kilis’teki 1’inci Hudut Alayı 2’inci Hudut Tabur Komutanlığı’nda görevli astsubay Özgür Örs, kaçakçıları takip ederken Suriye tarafına geçince kafasına silah dayayan IŞİD militanları tarafından 1 Ocak 2015 tarihinde rehin alınmıştı. Önce sınırın Suriye tarafında bulunan Çobanbey’e götürülen Örs, ertesi gün Cerablus’taki bir eve nakledilmiş, oradan da bilinmeyen bir başka yere geçirilmişti.Olayın hemen ardından devreye giren MİT ise Musul Konsolosluğu personelinin kaçırıldığı süreçte olduğu gibi yerel kaynaklarla temasa geçmişti. Dördüncü günün sonunda da Örs, Suriye tarafındaki bir sınır karakolunda MİT’e teslim edilmişti. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bilgilendirmesinin ardından Başbakan Davutoğlu da Twitter hesabından astsubay Özgür Örs’ün Türkiye’ye getirildiğini şöyle duyurmuştu:“Suriye sınırında kaçakçılara karşı görev yaparken alıkonulan astsubayımızı az önce ülkemize getirdik. MİT’in başarılı operasyonuyla yuvasına dönmekte olan askerimize, ailesine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Astsubayımızın ülkemize dönüşü nedeniyle milletimizin gözü aydın.”‘Devletin itibarına zarar’O günden bu yana neredeyse iki ay geçti. Bu süreçte halen aynı birlikte görevine devam eden astsubay Örs, önce mağdur sıfatıyla Kilis Başsavcılığı’na ifade verdi, arkasından da Gaziantep’deki askeri savcılıkca başlatılan soruşturma kapsamında dinlendi. Bu konudaki son gelişme ise üç gün önce (27 Şubat 2015) astsubay Örs’ün eline ulaşan ve Tabur Komutanı Piyade Yarbay Hüseyin Şengel imzasını taşıyan şu tebligat oldu:“01 Ocak 2015 tarihinde saat 18.15 ile 05 Ocak 2015 tarihinde saat 19.10 arasındaki süreçte mukavemet göstermeksizin yabancı ülke terör örgütü unsurlarınca alıkonulduğunuz olayın ulusal, yerel ve uluslararası basındaki yansımaları terör örgütlerinin propaganda malzemesi olması da değerlendirildiğinde gerçekleştirdiğiniz ve neden olduğunuz hususlar neticesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarına zarar verdiğiniz Disiplin Soruşturma Heyeti tarafından tespit edilmiştir. Söz konusu olay hakkında 6413 sayılı Disiplin Kanunu’nun 20’nci ve TSK Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliği’nin 9’uncu maddelerinde belirtilen ‘Hizmete Engel Davranışta Bulunmak’ disiplinsizliğini işlediğiniz gerekçesiyle KKK’lığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edileceğinizden konuya ilişkin savunmanızı yapınız.”‘Şah Fırat’lı savunmaAstsubay Örs’e yöneltilen suçlama açık:IŞİD’e direnmeyerek teslim oldunuz, Türk askerini küçük düşürdünüz... Bununla ilgili Silahlı Kuvvetler disiplin yönetmeliğinde öngörülen yaptırım da net: Askeri kimliği ve silahı alınarak, tazminatsız atılmak. Bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirten astsubay Örs’ün avukatı ve TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Mehmet Erkan Akkuş şöyle diyor:“Müvekkilimin orduyla ilişkisi kesilmek istenmektedir. Şimdilik susma hakkımızı kullandık, YDK’da sözlü olarak savunma yapacağız. Savunmamızda da Musul Başkonsonlosumuzun silahsız, direnmeden teslim olmasını, geri döndüğünde alnından öpülmesini, ayrıca PYD ile ortak Şah Fırat operasyonunun yapılmasını ve kutsal vatan toprağının bırakılmasını emsal göstereceğiz. ‘Bunlar TSK’nın itibarını zedelemiyor da canını koruyan ailesini ve çocuğunu düşünen birinin kutsal sınırları korumak adına yaptığı bir fiilden dolayı mı TSK’nın itibarı zedeleniyor’ diyeceğiz.”
IŞİD Rasulayn'a Saldırıyor
IŞİD, Suriye'nin Türkiye sınırındaki Kürt kasabası Rasulayn'a büyük saldırı başlattı. Kasabaya yakın köylerde şiddetli çatışmalar devam ederken, YPG bölgeye sevkiyat yapıyor.Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinin karşısında yer alan Rasulayn (Serekaniye) bölgesinde IŞİD ile YPG arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor.PKK'nın Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG, bölgeye Kamışlı, Amude ve Derbesiye’den destek birlikler sevk ediyor.Suriye İnsan Hakları Gözlemevi çatışmalarda her iki taraftan onlarca kişinin öldüğünü bildirdi.Rasulayn’ın çevresindeki çatışmalar nedeniyle Kamışlı kasabasına doğru büyük bir göç başladı.PYD’den bir yetkili de bölgede şiddetli çatışmaların sürdüğünü doğruladı.Suriye’nin Haseke iline bağlı olan Rasulayn kasabası 2013'te de YPG ve diğer muhalif gruplar arasında şiddetli çatışmalara sahne olmuştu.
Türk Topraklarına Düşen Roket Mermisine Karşılık Verildi
Genelkurmay Başkanlığı, Suriye sınırında Türk topraklarına düşen roket mermisine karşılık verildiğini açıkladı.Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, Suriye'nin Cerablus bölgesinde PYD / PKK ile DEAŞ arasında devam eden çatışmalar esnasında, Gaziantep Kara Kuvvetleri 1’inci Hudut Alay Komutanlığı, Oğuzeli Köprübatı Hudut Karakol sorumluluk sahasında, karakolun 950 metre doğusunda bulunan nöbet mevzisinin 8-10 metre güneyine, el yapımı bir roket mermisi düştüğü belirtilerek olayda herhangi bir zayiat ve hasar meydana gelmediği kaydedildi. Angajman kuralları çerçevesinde, Suriye tarafında, söz konusu el yapımı roket atışının yapıldığı yer olarak değerlendirilen bölgeye, misli ile karşılık verildiği bildirildi.İHA
IŞİD Süleyman Şah Türbesi'nin Eski Yeri Karakozak'tan Çıkarıldı
YPG ve ÖSO ile haftalar süren çatışmaların ardından IŞİD, Süleyman Şah Türbesi'nin eski yeri Karakozak köyünden çıkarıldı. IŞİD köyden çekilirken Karakozak Köprüsü'nü havaya uçurdu. 21 Şubat tarihinde gece yarısı operasyonu ile tahliye edilen Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu Karakozak bölgesinde bugün şiddetlenen çatışmalar sonrası İŞİD Karakozak Köprüsü'nü havaya uçurarak bölgeden çekildi. Özgür Suriye Ordusu ve YPG güçleri İŞİD’e karşı 22 Şubat'tan beri Halep’in Mumbuç ilçesine bağlı Karakozak çevresinde çatışıyor. Al Jazeera Türk’e konuşan kaynaklar İŞİD’in köprü çevresine 4 gün önce patlayıcı döşediklerini ve bugün akşam saatlerinde köprünün büyük bir gürültüyle havaya uçurulduğunu kaydettiler. Karakozak köprüsünün havaya uçurulması ile Süleyman Şah Türbesi’nin eski yeri ile kara ulaşımıda ortadan kalktı. İŞİD, Fırat Nehri üzerindeki Cerablus ilçesinde bulunan Şuyuh köprüsünüde 6 Mart tarihinde havaya uçurdu.Cerablus ve Rakka arasında Fırat nehri boyunca 4 Köprü bulunmakta. İŞİD Fırat nehrinin doğusuna çekilirken batı tarafında Özgür Ordu ve YPG güçleri bulunuyor. 12 Mart Perşembe günü köprüyü ele geçirmek için saldıran Özgür Suriye Ordusu’na bağlı birliklerin patlayan mayınlardan dolayı 2 askerinin öldüğü ve yeniden geri çekilmek zorunda kaldığı bildirildi. Bugün sabah saatlerinde çatışmalar yeniden şiddetlenirken İŞİD’in köprüyü havaya uçurarak çekilmesinden sonra köprü ve çevresinin Özgür Suriye Ordusu ve YPG güçlerinin kontrolüne geçtiği duyuruldu.Karakozak, eskiden Süleyman Şah Türbesi'nin bulunduğu yerin çevresindeki yaklaşık 20 Türkmen köyü'nden biri. Türkiye sınırları dışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi'nin eski yerinin bulunduğu Karakozak köyü geçen yıl 13 Mart'ta IŞİD'in eline geçmişti. IŞİD, 22 Mart günü türbeyi koruyan Türk askerleri üç gün içinde çekilmezse saldırı düzenleyeceğini duyurmuştu.Türkiye, 22 Şubat'taki Şah Fırat Operasyonu'yla karakoldaki askerleri tahliye etti. Süleyman Şah Türbesi de Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinin sınır bölgesindeki Eşme köyünün tam karşısındaki bölgeye taşındı. Yeni türbenin inşaatı sürüyor.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Ankara’da koalisyon hazırlıklarını izlerken hep yeni yitirdiğimiz Bedri Koraman usta geliyor aklıma... Bizim heyette olsa muhtemelen yara bere içinde, doğum sancısı çeken, dünyalar güzeli bir demokrasi tanrıçası çizerdi. 13 yıllık dayağın ardından, kimseyi tatmin etmeyen gebeliğinden, kız mı erkek mi doğuracağı belli olmayan bir yaralı tanrıça... Kılıçdaroğlu’nu ise “Sonunda bana geldi” edasıyla tanrıçayı bekleyen bir damat gibi resmederdi herhalde... Gerçekten de yavaş yavaş pozisyonların belli olmaya başladığı Başkent’te, Bahçeli’nin seçim gecesi aldığı net tavrı koruması, AKP’nin de Kürt sorununa mesafe koyması nedeniyle gözler şimdi CHP liderinin üzerinde... Sadece partinin ya da ülkenin gözleri değil, Batı’nın gözleri de... Dün biz görüşmeden çıkarken İngiliz Büyükelçisi sırada bekliyordu. ABD’den Almanya’ya kadar diğer Batılı elçiliklerin de en çok ziyaret ettiği adres bu aralar CHP Genel Merkezi.... Batı başkentleri, sermaye çevreleri, merkez medyanın ileri gelenleri de bir büyük koalisyon için CHP’yi cesaretlendiriyor. Bunun, son yılların tahribatını tamir edecek, Erdoğan’ı sarayına hapsedecek, istikrar mesajı verecek yegâne formül olduğunu anlatıp duruyorlar.
Hükümetten TSK'ya 'Hazır Ol' Emri
IŞİD’in Suriye’de stratejik ‘Mare Hattı’nı hedef alması, Ankara’yı alarma geçirdi ve hükümet TSK’ya tehdit altında olan 90 kilometrelik bölgede tedbir alınması için direktif verdi. Hükümet, Mare Hattı’nın geçilmesiyle Suriye sınırındaki en hayati kapılar olan Öncüpınar ve Cilvegözü’nün karşısının IŞİD kontrolüne geçmemesi için TSK’nın her tedbiri almasını istedi.Hürriyet'ten Uğur Ergan'ın haberine göre; TEL ABYAD’ı kaybeden IŞİD’in, Beşar Esad’ın askeri desteği ile Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolündeki stratejik Mare Hattı’nı hedef alması, Ankara tarafından güvenlik tehdidi olarak görüldü ve Hükümet TSK’ya, tehdit altında olan 90 kilometrelik bölgede tedbir alması yönünde direktif verdi. Hükümet, Mare Hattının geçilmesiyle Suriye sınırındaki en hayati kapılar olan Öncüpınar ve Cilvegözü’nün de IŞİD’in kontrolüne geçeceğine dikkat çekerek, bunun gerçekleşmemesi için TSK’nın ‘her türlü’ tedbiri almasını istedi. Hükümet direktifte, askeri tedbirler konusunda somut taleplere yer vermezken, TSK, Suriye topraklarına asker gönderme, IŞİD mevzilerinin bombalanması, IŞİD’e destek veren Suriye Hava Kuvvetleri unsurlarıyla karşı karşıya gelme, IŞİD, PYD ya da Esad güçlerinin hedefi olma gibi risklere dikkat çekti.