Ve Bilim Bunuda Yaptı: Kıtalar Arası Telepati
Harvard Üniversitesi'nden bilim insanları Hindistan ve Fransa'daki iki kişi arasında telepati kurmayı başardıDünyanın en saygın üniversitelerinden Harvard’dan bilim insanları, bir kişinin beyninden diğerine, herhangi bir iletişim kurmadan mesaj gönderilebileceğini kanıtladı.Fransa ve Hindistan’daki iki kişiyle yapılan araştırmada kişilerin birbirlerinin beyinlerine mesaj gönderebildiği bulgusuna ulaşıldı. Aralarında binlerce kilometre mesafe bulunan kişilerin telepati kurabilmesi bilim dünyasında şaşkınlıkla karşılandı.Konu hakkında AFP’ye konuşan bilim insanı Giulio Ruffini, “Telepati rüyasının teknolojik olarak gerçekleşmesi yaşandı, ancak bu kesinlikle sihirli bir şey değil” dedi ve ekledi, “Beyinle elektromanyetik olarak etkileşime geçmek için teknolojiyi kullandık.”KELİMELERİ DOĞRU AKTARDISonuçlarıyla bilim dünyasında büyük ilerleme kaydeden deneyde, kablosuz, internet bağlantılı elektroensefalografi (EEG) giyen bir kişiden “merhaba” gibi basit selamlama kelimeleri düşünmesi istendi. Bir bilgisayar ise kelimeleri dijital ikili koda (metinlerin 0 ve 1 kullanılarak ifade edilmesi) çevirdi.Daha sonra bu mesaj Hindistan’dan Fransa’ya mail yoluyla gönderildi ve alıcı kişiye robot yardımıyla ulaştı. Posta
Arjantin'de Uçak Büyüklüğünde Dinozor Fosili Bulundu!
Arjantin'in güneyinde Patagonia bölgesinde Boeing 737 tipi bir uçak büyüklüğünde dinozor fosili bulundu.Yıllardır Arjantin'de dinozor araştırmaları yapan palenteologlar Scientific Reports dergisinde son keşiflerini yayınladılar. Dreadnoghtus adı verilen dinozorun 77 milyon yıl önce yaşadığı, otçul olduğu ve 60 ton ağırlığında olduğu açıklandı.Canan KAYA, BUENOS AİRES / DHA
İki Beyin Arası İletişim Sağlandı
Böyle diyince zaten yapmadığımız bişeymiş gibi geliyor ancak bilimde incelebilirliği olması gerektiği için ilk defacasına başlık atıyoruz. Biraz ilginçleştirecek olursak Hindistan’ daki bir kişi Fransa ‘daki üç kişiye bilgi göndermeyi başardı. Harvard’dan Starlab’a, Axilum Robotics dahil karma bir ekip mevcut.Bilgi transferinde tespit edilen uzaklık 8.000 KM olarak kayıt altına alındı. Bu projenin asıl amacı, bilgisayarların insanları doğrudan anlaması düşüncesi. Bu sayede askeri müdahelelerde robotlar askerlerin anlık tepkilerini, asker sanal bir odadayken robotlara yansıtabilecek.Daha detaylı bilgi için;http://www.sciencealert.com.au/news/20140409-26123.html
Türk Bilim Adamları Deve Kuşu Yumurtasından Doğal Yara Bandı Üretti
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Durmuş ile Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Çelik, yaklaşık 14 yıldır sürdürdükleri çalışmalar sonucunda, deve kuşu yumurta zarından doğal yara örtü malzemesi üretti.Yaklaşık 20 yıldır biyomateryaller üzerinde araştırma yapan öğretim üyeleri, 2000'li yıllarda çalışmalarına deve kuşu yumurtasını ekledi. Geçen yıl yumurta kabuğundan insan kemiği dolgu maddesi üreten Durmuş ve Çelik, şimdi de kabuk zarından yara bandı elde etti.Prof. Dr. Durmuş, yaptığı açıklamada, yaklaşık 14 yıldır üzerinde çalıştıkları konuların ana ham madde kaynağının, deve kuşu yumurtası olduğunu söyledi. Birçok tıbbi ürünün çok yüksek fiyata ithal edildiğini belirten Durmuş, 'Acaba kendi imkanlarımızla yurt içi kaynaklarını kullanarak yeni malzemeler geliştirebilir miyiz?' düşüncesiyle çalışmalara start verdiklerini ifade etti.Deve kuşu yumurtası kabuğunun iç kısmından aldıkları zarın, ağız mukozasında ve deride yara örtü malzemesi olarak kullanabilmesi için araştırmalar yaptıklarını anlatan Durmuş, 'Bu zarı pratik anlamda nasıl kullanabiliriz, bundan yara bandı çıkarabilir miyiz?' diye düşündük. Buna istinaden yara bandı ürettik. Yaklaşık 3 hayvan deneyi yaparak deneme çalışmalarını tamamladık. Çok iyi sonuçlar elde ettik. Bunlardan biri doktora tezi oldu. Uluslararası kongrede ödül aldık' diye konuştu.' Zarın özelliğini bozmadan yara bandına taşıdık 'Durmuş, klinisyen olarak uyguladıkları malzemenin, her zaman doku tarafından kabul edilmesini beklediklerini, çünkü eğer doku malzemeyi kabul etmezse enfeksiyon oluştuğunu vurguladı. Bunun sonucunda da yapılan ameliyat, kullanılan malzeme ve ödenen paraların boşa gittiğine işaret eden Durmuş, şunları kaydetti:'Bu nedenle 'Dokunun çok daha iyi kabul edebileceği, organik ne gibi malzemeler kullanabiliriz?' diyerek sert ve yumuşak doku çalışmaları yaptık. Bununla ilgili çeşitli ürünler çıkardık. Yara bandı da bu ürünlerden biri. Deve kuşu yumurtasının içinde barındırdığı birçok özelliği bozmadan yara bandına taşıdık. Çalışmalarımızı genişletmek adına geçen yıl bir şirket kurduk. Şirketi, hem deve kuşu ve tavuğun yumurta kabuğunun yapılarını bozmadan toz halinde ham madde üretebilmek hem de ağız ve diş bakımında kullanılabilecek doğal diş macununu üretmek adına kurduk. Zarla ilgili de Konya Teknokent'in kuluçka merkezine bir proje sunduk ve projemiz kabul edildi. Şu anda orada bu malzemelerin üretimiyle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Tabii teknokentlerdeki şirketler seri üretim yapmıyor. Bu nedenle yatırımcı arayışlarımız devam ediyor. Bu konuyla ilgilenen firmalar olursa, ortak üretimler yapabiliriz.'Neden deve kuşu yumurtası ?Prof. Dr. İlhami Çelik ise yumurtanın, içinde yavru barındırdığı için çok özel yapıya sahip olduğunun altını çizdi.Yumurta kabuk altı zarlarının, vücuttaki bağ dokusunun hücreler arası bölgesindeki ipliksel yapılarına çok benzeyen ipliklerden oluştuğunu dile getiren Çelik, 'Bu iplikler birbirlerine paralel demetler halinde yerleşmiştir ve aralarında delikçikler vardır. Bu özelliğiyle yumurta kabuk zarları, özellikle açık yaraların veya ağız yaralarının kapatılabilmesinde kullanılabilecek yara örtü malzemesi olma potansiyeline sahiptir. Biz de bundan hareketle yara örtü malzemesi ortaya çıkardık' dedi.Günümüzde kullanılan yara bantlarının, yara iyileşmesini kolaylaştıran moleküller içermediğini, sadece yara üzerini kapatarak bakteriyel bulaşmayı engelleyebildiğini belirten Çelik, şöyle devam etti:'Ürünümüz, günümüzde kullanılan yara bantlarından çok farklı özellikte. Ürettiğimiz yara örtü malzemesinde; yara iyileşmesini hızlandıran, bakterilerin çoğalmasını durduran ve öldüren yumurta kabuk zarındaki bir takım materyaller bulunuyor. Yara bandımız biyoaktif özellik taşımaktadır. Deve kuşu yumurtasının kabuk zarı DNA içermediğinden dolayı, üründe doku reddi reaksiyonu gerçekleşmiyor. Ayrıca hastalık bulaşma riski de olmuyor. Bu, hem ağız içinde iyileşmesi zor, inatçı yaraların hem de deri yaralarının örtülmesinde fizyolojik iyileşme için kullanılabilecek bir materyaldir.'AA
Çaycılığı Profesörlüğe Tercih Etti
Berk, bir yanda kanserli hücreleri takip edebilecek mikroskobu geliştiren bir profesör, diğer yandan girişimcilik ruhuyla vatanını tercih eden bir çaycı! Berk, bir alışveriş merkezinde açtığı ‘Çaycı’ isimli dükkanında 1 liraya çay satıyor.Veysel Berk, akademik hayatı başarılarla dolu bir bilim adamı. ABD’nin eski enerji bakanı aynı zamanda Nobel ödüllü Steven Chu ile kansere çözüm bulacak mikroskobu geliştirmek üzere çalışmalar yapıyor. Onu ‘kanser tedavisini bulan Türk’ olarak haberimize konu ettiğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Zira Berk, çaycılığı profersörlüğe tercih ettiği sıra dışı hikâyesiyle gündemimizde. Stanford Üniversitesi’nden aldığı profesörlük teklifini annesinin rahatsızlığı ve vatan hasreti nedeniyle geri çeviren Berk, şimdi Türkiye’de çaycılık yapıyor. Bir alışveriş merkezine açtığı ‘Çaycı’ isimli dükkânında 1 TL’ye çay satıyor.BURSLU OLARAK KAZANMIŞTIVeysel Berk, Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nü bitirdikten sonra eğitimine Amerika’da devam etmiş. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de staj yapan Berk, University of California Berkeley’den doktora programına burslu kabul almış.Ardından Nobel ödüllü bilim adamı Steven Chu’dan doktora sonrası çalışmak için davet gelmiş. Berk, “Obama başkan seçildiğinde bizim hocayı enerji bakanı olarak atadı. Laboratuvar da bize kaldı. Gün ışığını kullanan bir mikroskop yaptık. Dünyada ilk defa vücudumuza giren ve kronik hastalıklara sebep olan mikropları canlı izleme şansı elde ettik.” diyor.Stanford Üniversitesi de Nobel ödüllü bir bilim adamıyla bu mikroskobun kullanılacağı bir enstitü kurmasını istemiş. Berk, zeminin üç kat altında, kapısı iki ton kurşunla kaplı odada çalışırken can sıkıntısından Wallit uygulamasını bulmuş. 6 ayda geliştirdiği uygulama Apple tarafından dünyanın 127 ülkesinde future app seçilmiş.8 ay önce Türkiye’ye geri dönen Veysel Berk, ‘Herkese benden çay’ sloganı ile yola çıkarak, ‘Çaycı’ isimli dükkânı açmış. AVM’lerde çay içilebilecek bir yer olmadığını gözlemleyerek bu işe başladığını söylüyor Berk. Ona göre kendisinde ‘Çaycı’ fikrinin oluşmasındaki en önemli sebep, Türkiye’nin en yakın rakibinden 3 kat daha fazla çay içen bir ülke olması.Yapılan bir araştırmayı hatırlatan Berk, “Türkiye’de her gün 250 milyon bardak çay içiliyor. Buradan yola çıkarak 15 dakikada çay demlenecek bir yer açmaya karar verdik.” diye konuşuyor. Günün herhangi bir saatinde içilen çayın lezzeti ve tadı aynı olmalı Berk’e göre. “Aynı kalitede çay tadı yakalayabilmek için porselenden metale kadar tüm demlikleri denedik. Son olarak bir şirketin ürettiği çay makinesini seçerek üzerinde çalışmaya karar verdik. Bu makine tam istediğim lezzette çay demleyemiyordu. Demleme ısısından dakikasına kadar birçok özelliği değiştirdim. Hataları da üretici şirkete göndererek makine özelliklerinin de değişmesini sağladım.” yorumunu yapıyor. Bu işe 3 kişi ile başladıklarını hatırlatan Berk, “İlk günlerde 3 kişiydik. Şimdi 8 kişi ile beraber çalışıyoruz. İlerleyen günlerde hem bu sayıyı artırmayı hem de mağaza sayısını artırmayı düşünüyoruz.” ifadelerini kullanıyor.AVM’de satılan çayın 1 TL olması da işin en dikkat çekici yanı. Berk, yanı başlarındaki dükkânlarda çayın fiyatının 2,5 TL’den 7,5 TL’ye kadar çıktığını belirtiyor. Kendilerine AVM gibi bir yerde 1 TL’ye çay satmanın riskini soruyoruz, “Fiyat konusunu müşterilerin isteğine bıraktık ve bir anket düzenledik. Günde bin bardaktan fazla çay satıyoruz. Riskli bir durum olduğunun ben de farkındaydım ancak AVM’de eksik olan bir şeyi yaptık.” cevabını veriyor.34 yaşındaki Berk’in profesörlük yerine çaycılığı tercih etmesi, çevresindekilerin de şaşkınlığına sebep olmuş. Bunların başında da babası geliyor. “Bir gün babama çaycı dükkânı açacağımı söyledim. Bana güldü. Bir gün sonra bana ‘Oğlum sen profesör müsün, çaycı mı?’ diye sordu.” diyor. “Amerika ile irtibatlarınızı kopardınız mı?” sorusuna, “2 ayda bir gidiyorum. Video konferans ile çalışmaları takip ediyorum. Gerektiğinde doktora öğrencilerine mikroskobun nasıl kurulacağını anlatıyorum gittiğimde.” cevabını veren Berk, Steven Chu’dan da yakayı kurtarabilmiş değil!
Beyaz Perdeden Sizi Bir Lokmada Yutabilecek 30 Dev Yaratık
http://www.imdb.com/title/tt0468492/9 Şubat 2000 tarihinde Güney Kore’deki ABD ordusu üssünün morgunda şişeler dolusu zararlı atık, sırf tozlu diye Amerikalı bir doktorun emriyle lavaboya dökülür. Bu atıklar doğrudan Seul’un Han Nehri’ne gider. 2002 yılı Haziran ayında ise nehirde tuhaf şeyler olmaya başlar. Bir gün, devasa tuhaf siyah bir yaratık köprüde asılı olarak herkesçe görülür. Bu yaratık hem yüzebilmekte, hem de karaya çıkabilmektedir. Aynı gün şehrin en işlek parkına dalar ve herkesi önüne katar. Üstelik ölümcül bir virüs taşıdığına inanılmaktadır. Öte yandan yaşlı Hie-bong, saf büyük oğlu Kang-du ile bir büfe işletmektedir. Kang-du’nun küçük kızı Hyun-seo da onlarla birlikte yaşamaktadır. Yaratık, insanları öldürmekle kalmaz, bazılarını da kaçırır. Küçük Hyun-seo da babasının bir hatası yüzünden yaratığın eline düşer. Olayı duyan Hie-bong’un diğer çocukları Nam-il ve okçuluk sporu ile uğraşan, o gün de önemli bir müsabakadan gümüş madalya ile dönen Nam-ju yeğenlerinin öldüğünü sanarlar. Ama Hyun-seo ve birkaç kişi yaratık tarafından kanalizasyonun gizli bir bölümüne bırakılmıştır. Bir telefon ile babasına ulaşan Hyun-seo’nun yaşadığını öğrendikten sonra çeşitli girişimleri sonuçsuz kalınca dedesi, babası, amcası ve halası, gözüpek bir şekilde Hyun-seo’yu bulmak üzere harekete geçerler.
Astronotlar Neden Uyuyamazlar?
Uluslararası Uzay İstasyonu’na bağlı birçok astronot uyumakta zorluk çektiğini ve günde 5 saatten az uyuyabildiğini söylüyor. Peki bunun sebebi ne?Astronotlar uyumaya çalıştıklarında uzayda kendilerini yataklarının içine kemerle sıkıca bağlarlar. Bunun sebebi uyudukları zaman yer çekimi yüzünden yataklarından uzaklaşmamaları ve rahat etmeleri. Ancak bu durum pek de istenildiği gibi gitmiyor. Bilinmeyen sebeplere göre insan vücudu yer çekimi sıfır olduğunda uykusuzluk hastalığı olarak bilinen insomnia etkileri gösteriyor.Bu durumun sebeplerini merak eden bilim adamları Uluslararası Uzay İstasyonu’na bağlı 85 mürettebat üyesini izlemeye aldı. Bu takip süresince mürettebat üyelerinin hepsinin uyuma da zorluk çektiği ve 85 kişinin 4 te 3’ünün uyku ilaçları kullandığı tespit edildi.Bilim adamları araştırma sonucu kesin bir bilgiye ulaşamasalar da ortaya bir teori attılar. Bu teoriye göre astronotların uyumakta zorluk çekmesinin sebebi uzay yolculuğunun aşırı hızlı olması ve yolculuk sırasında güneşin her 90 dakikada bir doğup batması. Bilim adamlarına göre bu durum insan bünyesinin alıştığı düzenden çok farklı olduğu için, astronotların vücutları buna bir tepki gösteriyor.Sonuçları The Lancet‘de yayınlanan bu araştırmada geliştirilen teori üzerinden, astronotların beyinlerine yaptıkları işi benimsemeleri için nasıl alıştırmalar yapılabileceğini araştıran bilim adamları, astronotların uzay yolculuklarında derin bir uyku uyuması için büyük çaba sarf ediyor.Kaynak: Silikon Vadisi
Star Wars Serisinden Akıllara Kazınan 10 Replik
Yıldız Savaşları... George Lucas tarafından yaratılmış bilim kurgu efsanesi. Tüm dünyada milyonlarca hayranı bulunan bu fenomen seriden, izleyen hemen herkesin bildiği, seçmece bazı sözler galeride. Siz de galeride bulunmayan ama ''favorim'' diyebileceğiniz sözleri yorumlarda bizlerle paylaşabilirsiniz.
2013'ün Sinema İçin Harika Bir Yıl Olduğunu Gösteren 17 Film
İyiden iyiye yaşlanmakta olan alkolik baba Woody Grant, piyangodan büyük ödülü kazandığını öğrenerek ödülünü almak için Montana'dan Nebraska'ya doğru uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Ailesinden kimse söylediklerini ciddiye almasa da yirmili yaşlardaki oğlu pek de istemeyerek bu yolculuk esnasında babasının yanında yer almaya karar verir. Sideways ve The Descendants filmlerinin senaryolarıyla iki Oscar ödülü kazanan yönetmen Alexander Payne'in yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini Bruce Dern, Bob Odenkirk ve Will Forte paylaşıyor.
Putin, 28 Bin Yaşındaki Mamut’un Klonlanmasını İstedi
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Yakutistan Özerk Cumhuriyeti’ni ziyaretinde 28 bin yaşındaki bir Mamut iskeletinin klonlanmasını istedi. Bölgede bulunan Yakut Federal Üniversitesi Lazareva Mamut Müzesi’ni gezen Rus lider, bilim adamlarından bilgi aldı.Dünyada kendi alanında tek olan müzede son 10 yıllık dönemde toplanan Mamut kalıntıları bulunuyor.Rusya Devlet Başkanı büyük çoğunluğu korunan ve 28 bin yaşındaki özel bir Mamut gösterildi. DNA hücreleri korunan Mamut’a ait kan örnekleri de -17 derecelik ısıda muhafaza ediliyor.Elde edilen materyallerin Mamut’un klonlanması konusunda yeterli olup olmadığını soran Rus lider, bilim adamlarından gerekli çalışmaları yapmasını istedi. Rus bilim adamlarının çalışmalarına Güney Koreli bilim adamları da eşlik edecek.Rusya’nın Yakutistan Özerk Cumhuriyeti’nde Eylül 2012’de uluslar arası çalışma yapan bilim adamları bir mamuta ait canlı hücreler bulmuştu. Yerin 100 metre altında bulunan mamuta ait yağ dokuları, tüy ve kemik örnekleri alınabilmişti. Cihan
Kuzey Kutbu'ndaki Buzullar Büyüyor!
Kutup buzullarının eriyeceğini iddia eden bilim insanlarını hayrete düşüren bulgu: Alaska'nın yüzölçümü kadar bir bölge yeniden buzlarla kaplandıKutup buzullarının eriyeceğini iddia eden bilim insanlarını hayrete düşüren bulgu: Alaska'nın yüzölçümü kadar bir bölge yeniden buzlarla kaplandı ABD'nin eski Başkan Yardımcısı Al Gore, 2007'de iklim değişikliği için yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış Ödülü alırken yaptığı konuşmada, 'Kuzey Kutup bölgesindeki buzlar hızla eriyor. 7 yıl içinde tamamen yok olabilir' diyerek, giderek büyüyen 'küresel ısınma' endişesini ifade etmişti. Ancak ABD'de Illinois Üniversitesi'nin yeryüzündeki kriyosfer tabakası ve küresel iklim sistemi arasındaki etkileşimi incelediği Cyrosphere Projesi kapsamında çektiği uydu görüntülerde, kutup bölgesindeki buzların yüzde 43 ila 63 oranında daha kalınlaştığı ortaya çıktı. Bir başka deyişle ABD'nin en büyük eyaleti Alaska boyutunda bir bölge 7 yıl önce açık denizken, şimdi buzlarla kaplandı. Kuzey Kutbu'ndaki buzların ölçümü için NASA tarafından kurulan ABD Kar ve Buz Veri Merkezi tarafından yapılan uydu görüntüleri analizleri esas alındı. 7 yılda buz kütlesinde genel bir düşüş gözlemlense de son iki yılda buz kütlesinin önemli ölçüde arttığı görülüyor. Buz kütlesi iki yıl içinde yüzde 43 oranında, yani 1.71 milyon kilometre kare artarak bilim insanlarını şaşkınlığa uğrattı. Değişik bir ölçüm tekniği kullanan Danimarka Meteoroloji Enstitüsü ise buzulların yüzde 63 oranında arttığını, buz kütlesinin 2.7 milyon ile 4.4 milyon kilometrekare kadar genişlediğini ileri sürüyor.'BU YAZ SERİN GEÇTİ' İngiltere'deki Leeds Üniversitesi'nden uydu görüntüsü analisti Profesör Andrew Shepherd yaz mevsiminin beklenenden daha az sıcak olması sayesinde Kuzey Kutbu'nda daha fazla buz toplanabil- diğini vurguladı. Shepherd bu gelişmenin gelecekteki öngörüler için mutlaka dikkate alınması gerektiğini de belirtti.Sabah
Üç Boyutlu Yazıcıdan 'Çıkan' Yapay Omur Kansere Yeni Umut
Çocuklarda görülen ve kemik kanserinin bir türü olan ‘ Ewing Sarkomu ‘ teşhisi konulan 12 yaşındaki çocuğun kanserli omuru, üç boyutlu yazıcı sayesinde üretilen yapay omurla değiştirildi.Ameliyatın gerçekleştirildiği Pekin Üniversitesi Hastanesi Ortapedi Bölüm Başkanı Liu Zhongjun “ Üç boyutlu yazıcı teknolojisini kullanarak omur yapısının benzerini oluşturabiliriz. Bu, geleneksel metodlardan çok daha güçlü ve pratik ” ifadelerini kullandı. Lui, tedavi sürecinin de daha kısa olacağını belirtti.Üç boyutlu yazıcıların en büyük avantajı, medikal implantların kişiselleştirilebilir oluşu. Bu sayede hastanın anatomisine en uygun implant üretilebiliyor.Bunun son örneklerinden biri de, geçen martta ABD merkezli Oxford Performance Materials firması tarafından üç boyutlu yazıcıyla üretilen kişiye özel kafatası implantıydı.Diken
Köpek Balıklarıyla İlgili 10 Gerçek
Kaplan köpek balığı en büyük ve en tehlikeli türlerden biri. Denizde yüzen ya da sörf yapan insanlara yönelik köpek balığı saldırılarının çoğu bu türe ait. Kaplan köpek balıkları önüne çıkan her şeyi yiyor: Kaplumbağa, kuş, balıklar (buna köpek balıkları da dahil). Hatta bazıları otomobil lastiği, tabela ve her türlü çöpü de mideye indiriyor. O yüzden onlara uzun zamandır “atık yiyici” deniyor.