'Ağrı Kesici İlaçlar Ölümle Sonuçlanabilen Hastalıkları Maskeleyebilir'
Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin A. TELLİ konu ile ilgili bilgiler verdi.Evet yanlış okumadınız… Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Bu tür ilaçlar sadece doktor tarafından teşhis edilmiş hastalıklarda, reçeteli olarak ve önerilen dozda kullanılmalı; zorunlu kalınmadıkça çok şiddetli ağrı durumları dışında mümkünse hiç kullanılmamalıdır.Şiddetli baş ağrıları sebebiyle uzun süredir ağrı kesici ilaç kullanan hasta erken teşhis ile hayatı kurtulabilecekken, ilerlemiş bir beyin hastalığı, yayılmış bir beyin tümörü veya anevrizma patlaması sebebiyle ani beyin kanaması ve ölümle hastane acil servilerine başvurabilmektedir. Ayrıca alınan ağrı kesiciye bağlı, tüm vücutta artmış kanama riski, önlenemez karaciğer ve böbrek hasarı, mide ve barsak delinmesi, iç kanama da cabası…Hasta bel ve sırt ağrılarını giderebilmek için kullandığı basit bir ağrı kesici sebebiyle, göğüs ve karın içinde patlamaya hazır damar baloncukları (anevrizma), omurilik ve omurgayı ilgilendiren hastalık ve tümörlerin, kalp zarı ve diğer kalp hastalıklarının, akciğer kanseri, tüberkülozu, zatürre, gibi ölümle sonuçlanabilecek bir çok hastalığın erken teşhisine engel olur.Akut batın olarak tabir edilen apandisit, mide – barsakta delinme ve tıkanıklıklar, travmaya bağlı iç kanamalar, kadınlarda yumurtalık kistleri, tümörlerinin kanama ve delinmeleri kullanılan ağrı kesici ilaç sebebiyle maskelenir, birçok defalar, acil servislerde doktorlar tarafından bile teşhis konamayacak düzeyde maskelenebilir. Bu da ölüm riskini kat be kat arttıracaktır.Peki, tehlikeli olan bütün bu (emin olun ki sizin kullandığınızda böyle) ağrı kesici ilaçlar niçin bu kadar yaygın ve gereksiz kullanılmakta?Ağrı sübjektiftir, kişiye özeldir, bazen sadece bir sıkıntı hissi hasta tarafından ağrı olarak nitelendirilebilir, birçok genç ve yaşlı insanın daha dinç hissetmek ve o anı çabuk geçiştirmek için kullandığı ağrı kesici ilaç, hayatının geri kalan kısmında sürekli hastanelerde dolaşmasını gerektirecek bir baş belasına dönebilir. Psikolojik ve psikiyatrik birçok hastalıkta baş ağrıları, başta sıkıntı hissedilir. Asıl hastalık tedavi edilmediği sürece, önce ağrı kesicilerin ve sonrada alkolizmin pençesinde hayatlar mahvolur.Doktorlar tarafından da ağrı kesicileri sürekli olarak biraz da hasta ısrarına bağlı olarak sıkça yazıldığını görüyoruz. Dünyada en çok kullanılan ilaçlar ağrı kesiciler ve mide ve barsak rahatsızlığı sebebiyle kullanılan şuruplar ve haplardır. Bazen doktor tarafından yazılan tek bir ağrı kesici ömür boyu sizi mide karaciğer ve böbrek hastası yani, ömür boyu sağlık ve ilaç sektörünün kölesi yapar.Mümkünse hiç ağrı kesici kullanılmamalıdır, mutlaka kullanılacaksa doktor kontrolünde kısa süreli alınmalı, yan etkilerini azaltmak için proton pompa inhibitörü grubundan mide ilaçları ile birlikte alınmalıdır. Mümkünse İlk ve nihai seçenek parasetamol (parol, tamol, minoset vb..)olmalı, günlük doz maksimum gençlerde 4 gram/günü ,yaşlılarda ise 2 gram /günü aşmamalıdır (karaciğer toksisitesi sebebiyle)Ağrı kesicilerin alkol ile birlikte alınması mide-barsak komplikasyonunu ve karaciğer zararını şiddetle arttırır, hiçbir zaman seçenek olmamalıdır. Masum bildiğimiz Aspirine bağlı hastalıklar, dünyada ölüm sebepleri sıralamasında üst seviyelere tırmanmıştır, tıbbi zorunluluk dışında alınmamalıdır. Piyasadaki diğer antiromatizmal ağrı kesilerden bahsedersek en büyük tehlikenin en iyi ağrı kesicide gizlendiğini söyleyebiliriz, bazen kalp krizinin sebebi bazen de diyalize götüren böbrek hasarı nedeni olabilirler. Halk arasında inanılanın aksine kalça enjeksiyonu veya rektal, vajinal (fitil, ovul) olarak uygulanan ağrı kesicide kan yolu ile tüm vücuda ulaşarak ağır mide ve barsak hasarı yapabilir sakınınız.Haberhedef
Karizmatik Erkeklerin 5 Ortak Özelliği
George Clooney, Kenan İmirzalıoğlu, Russell Brand, Teoman gibi ünlü karakterlerin karizmaları nereden geliyor diye merak ettin mi hiç? Bu adamların davranışları ve ya görüntülerindeki fark nedir? Ya da kadınlara bu kadar çekici gelmelerinin sebebi nedir?Karizma kelimesinin Wikipedia’daki açıklamasına bakalım:Yazının devamı için tıklayın
5 Eylül 2014 Günlük Burç Yorumu Videolar
Lütfen videoları öz burcunuza ve özellikle YÜKSELEN BURCUNUZA göre izleyin. Yükselen burcunuzu bilmiyorsanız NÖBETÇİ ASTROLOG servisinde gerçek astrologlara sorup hemen öğrenebilirsiniz:)
Gururla "Suçluluk Duymuyorum" Diyebileceğimiz 30 Durum
Gün içerisinde, irili ufaklı bir çok şey hakkında ne kadar çok özür diliyoruz ,ne kadar çok suçluluk duyuyoruz değil mi? Aslında çoğu, bizim suçumuz / hatamız hatta kontrolümüzde olan şeyler bile değil.Yanlış anlamayın, hatanız olduğunda ve arkadaşınızı kırdığınızda dilenen özürle, 'Yha cnm çok özür dilerim önemli bi' işim çıktı, buluşmaya gelemeyeceğim galiba' özrü arasında koca bir fark var. Çünkü biri sizin kontrolünüzde değil, telafi edebileceğiniz bir durum yok ortada. Ya da bir düşünün, gün içerisinde yediğiniz büyük pizza için suçluluk duymuyor musunuz? ''Offff yine çok kaçırdım yemeği ya.' , 'Keşke alttan alsaydım toplantıda, sinirli bir gününe denk geldim şimdi patron benden nefret edecek.' vs vs.Bırakın artık elinizde olmayan şeyler için suçluluk duymayı. Gelin hep birlikte aslında hiç duymamamız gereken şeyler için gururla 'suçluluk duymuyorum' diyebilelim. En azından olduğu kadar!
Reklam
UNICEF Raporu: 'Her 10 Kız Çocuğundan Biri Cinsel İstismara Uğruyor'
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), dünyanın çeşitli bölgelerinde çocuk ve gençlerin, sürekli olarak fiziksel, cinsel ve duygusal şiddete maruz kaldığına dikkati çekti.UNICEF, 190 ülkeden verileri araştırarak hazırladığı raporunda, 2012'de 120 milyondan fazla genç kızın fuhşa zorlandığını ve cinayet kurbanlarının beşte birinin 20 yaş altı genç ve çocuklardan oluştuğunu açıkladı.UNICEF Direktörü Anthony Lake, 'Şiddet, ne yazık ki yaş, coğrafya, din, etnik köken ve gelir düzeyi gözetmeden tüm çocukları etkiliyor. Çocuklar, güvende olmaları gereken evlerinde, okullarında ve yaşadıkları çevrelerde bile aile üyelerinin, öğretmenlerinin, komşularının ve diğer çocukların şiddetine maruz kalıyor' dedi.Rapora göre, özelikle Orta ve Güney Amerika ülkelerinde 10-19 yaşlarındaki erkek çocukları arasında en önemli ölüm sebeplerinden biri cinayet. Boko Haram'ın nisan ayında 200'den fazla kız çocuğunu okuldan kaçırdığı Nijerya, 2012'de cinayete kurban giden 13 bin çocuk ve genç ile listenin başında yer alıyor. Nijerya'yı 11 bin çocuğun cinayete kurban gittiği Brezilya izliyor. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde en yüksek çocuk cinayeti oranı ise ABD'de bulunuyor.Çocuklara yönelik cinsel şiddet, korkutucu boyutlara ulaştıÇocuklara yönelik cinsel şiddet ise çok daha yaygın görülüyor. Dünyada 20 yaş altı her 10 kız çocuğundan biri, fuhşa zorlanıyor. Cinsel köle olarak kullanılan kız çocuklarının sayısının 120 milyonu geçtiği sanılıyor.Erken yaşta evlendirilen genç kızların sayısının ise 240 milyon olduğu tahmin ediliyor. Evliliğe zorlanan genç kızların üçte biri ise eşleri tarafından duygusal, fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakılıyor. Küçük yaşta evlilik, en çok Afrika kıtasında özelikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve Zimbabve'de görülüyor.Avrupa ve Kuzey Amerika'da ise çocuklar, en çok internet ortamında cinsel şiddete maruz kalıyor. 2009'da İsviçre'de yapılan bir araştırma, 15-17 yaşlarındaki kız çocuklarından yüzde 22'sinin erkek çocuklarının da yüzde 8'inin en az bir kez cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya çıkardı.UNICEF, çocuk kurbanların korku nedeniyle yaşadıklarını dile getirememesi, birçok ülkede çocukları koruyan yasaların bulunmaması ve çocuk koruma hizmetlerinin olmaması nedeniyle çocuklara yönelik şiddet olaylarının giderek arttığına işaret etti.UNICEF Çocuk Koruma Birimi Başkanı Susan Bissell, 'Çocukların her gün dünyanın dört bir yanında yaşadığı şiddet olayları, sorunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Bu şiddet olaylarının büyük bir kısmı, aslında çocuklara bakmakla yükümlü kişiler tarafından işlenmektedir. Dünya çapında 2-14 yaşlarında her 10 çocuktan 6'sı, fiziksel cezaya maruz kalıyor. Sadece 39 ülkede çocuklara fiziksel ceza verilmesini yasaklayan yasalar bulunuyor' dedi.Cumhuriyet
Yürüyüşe Şimdi Başlamak İçin 10 İyi Sebep
Neden yürüyüş yapmaya başlamalısınız?Her gün 30 ile 60 dakika arasında yürümek; vücudunuz, zihniniz ve ruhunuz için yapabileceğiniz en yararlı şeylerden biridir. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, yürüyüşe başlamak için güzel sebepleri sizler için kaleme aldı:1.Yürüyüş yapanlar daha uzun yaşar8000 erkekte yapılan ‘Honolulu Kalp Çalışması’nda’ günde 2 mil yürüyen kişilerde ölüm riskinin neredeyse yarıya düştüğü bulunmuştur. Diğer çalışmalarda da benzer sonuçlar bulunmuştur. Eğer yürümeye devam ederseniz, daha uzun ve daha sağlıklı yaşama şansınızı artırırsınız.2. Yürüyüş kilo almayı önlerColorado Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi, İnsan Beslenmesi Merkezi’nden Dr. James O. Hill tarafından yapılan bir çalışma; 'Eğer günlük aktivitelerinize günde 2000 adım daha eklerseniz, bir daha hiç kilo almayabilirsiniz' diyor. Kilo vermek için daha fazla adım atmalısınız.3. Kilolarınızdan yürüyerek kurtulabilirsinizYürüyüş gibi egzersizler kilo verme programlarının önemli bir parçasıdır. Ama yine de kilo vermek için ne kadar yediğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Yürümek kaslarınızı kuvvetlendirmeyi, yağları yakmayı ve metabolizmanızı hızlandırmayı sağlar. Uzun sürede ve başarılı bir şekilde kilo veren kişilerin hemen hemen tamamı yürüyüş programı ya da diğer egzersiz programlarını takip etmişlerdir.4.Yürüyüş kanser riskini azaltırÇalışmalar göstermiştir ki; egzersiz ve yürüyüş, meme ve kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Yürüyüş aynı zamanda devam eden kanser tedavisi için yararlıdır, iyileşme ve hayatta kalma oranını artırır.5. Yürüyüş kalp hastalıkları ve inme riskini azaltırKalp hastalıkları ve inme, hem kadınlarda hem de erkeklerde en yüksek ölüm nedenidir. Bu riski günde 30 ile 60 dakika yürüyerek yarıya indirebilirsiniz. Kanınızın akmasını sağlayın!6. Yürüyüş diyabet riskini azaltırAyağa kalkın ve günde en az 30 dakika yürüyün, böylece tip 2 diyabeti önleyin. Pittsburgh Üniversitesi Halk Sağlığı tarafından yapılan bir çalışmada, günde 30 dakika yürümenin fazla kilolu kişilerdeki diyabet riskinin, kilolu olmayan kişilerle aynı olduğu bulunmuştur. Yürümek aynı zamanda diyabetli kişilerde kan şekerinin düzenlenmesine de yardımcı olur.7.Yürümek beyin gücünüzü artırırThe National Council on Aging tarafından yapılan bir çalışmada, günde 45 dakika yürümenin 60 yaş üstündeki kişilerde düşünme yeteneğinde artış sağladığı bulunmuştur. Katılımcılar yürüyüşe 15 dakika olarak başladılar ve ardından zamanı ve hızı geliştirdiler. Bu yürüyüş programını uygulayan kişilerin de aynı şekilde mental olarak keskinleştiği sonucu bulunmuştur.8. Yürümek modu geliştirir ve stresi azaltırYürüyüş ve diğer egzersizler vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin salınımını sağlar. Birçok insan modlarındaki değişimi fark etmişlerdir. The Annals of Behavioral Medicine’da 1999 yılında yayınlanan bir çalışma; yürüyen ve diğer kolay egzersiz programlarını uygulayan üniversite öğrencilerinin tembellere ya da gayretlice egzersiz yapan kişilere göre daha az stresli olduğunu göstermiştir.9.Yürümek erektil problemleri önlerGünde 2 mil yürümek erkekler için, ileride olabilecek orta yaş iktidarsızlığı riskini azaltır.10. Yürümeye başlamak kolaydırBütün ihtiyacınız olan bir çift rahat ayakkabı ve kendinizi kapıdan dışarıya atmak ya da koşu bandına çıkmak. Yürüyüşün etkilerini günde birçok kez kısa yürüyüşler yaparak ya da günde bir kez uzun bir yürüyüş yaparak görebilirsiniz.
Reklam
Hamilelikte Migrenin Etkileri Nelerdir?
0 Yorum İzlenmeMigren rahatsızlığının en çok kadınlarda görüldüğü ve kadınların yaşam kalitesinde önemli bir problem yarattığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar migren rahatsızlığının birden çok nedeni olabileceğini ve kişiden kişiye değişkenlik gösterebileceğini göstermiştir. Ancak migrenin en bilinen özelliklerinden birinin hormonlarla alakalı olduğu ve vücuttaki hormonal değişimlerin migreni tetiklediğidir. Bu hormonların en başında da tabiki kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormondur. Yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gözlemlerde kadınlarda östorejen hormonunun değişmesine yol açana adet dönemleri doğum kontrol haplarının belirli bir düzende kullanılması , kadınların doğurganlık özelliklerinin sona ermesi yani menapoza girmeleri , tabi ki gebelik yada hormon tedavisinin görüldüğü dönemlerde migren ataklarında farklılıklar oluştuğu ve vücuttaki hormonal değişimin migren üzerinde direkt etkili olduğu anlaşılmaktadır.Gebelik dönemlerinde bilindiği gibi kadınların vücutlarında ki östrojen miktarının belli bir seviyeye çıkması yada kadının vücudunda bu hormonun belirli bir stabiliteye ulaşması kimi gebelerde migren ataklarını azalttığı veya durdurduğu görülmüş ve bu veri östrojenle migren arasındaki bağlantının açıklanması açısından anlamlı bulunmuştur. Ancak yapılan bir çok araştırmada bu hormonal seviyenin bir çok kadında da tam tersine migren ataklarının ve şiddetinin artmasına yol açtığı görülmüştür. Ancak şu bir gerçek ki kadınlık hormonunun değişiklik gösterdiği dönemlerde migren ataklarında da değişiklikler görülmekte ancak bu görülen değişiklikler bazı kişilerde farklılık gösterebilmektedir.Peki migren rahatsızlığı gebelik döneminde nasıl bir seyir izlemektedir? Bu sorunun cevabını ararken bir kez daha belirtmekte fayda var ki gebelik sürecindeki migren atakları bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Ancak bununla beraber yapılan araştırmalar ve gözlemler sonucunda özellikle gebeliğin ikinci ve üçüncü aylarına gelindiğinde migren ataklarında oldukça yüksek sayılabilecek bir düzelme görüldüğü bildirilmiştir ki bu düzelme oranı yüzde seksenlere kadar çıkmaktadır. Hatta bu düzelme oranlarının kimi migren çeşitlerinde mesela aurasız migren hastalarında daha da yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak tabi ki bu düzelme oranları anne adaylarının hamilelik süreçlerinin ne kadar sağlıklı veya düzenli yaşanmasıyla da doğrudan alakalıdır. Eğer anne adayında şiddetli gebelik kusması veya hamilelik sürecini sekteye uğratacak gebelik sorunları yaşanmaktaysa biraz önce belirttiğimiz iyileşme oranlarının görülmesi pek mümkün olmamaktadır.Peki hamilelik süreci boyunca görülmeyebilen migren atakları hamilelik sonrasında görülebilir mi? Bu sorunun cevabı ne yazık ki evettir. Hamilelik bitimiyle birlikte hormonal denge eskiye döneceği için migren atakları da eski düzenine geri dönmesi oldukça yüksek bir orandır.Gebelik süreci bilindiği gibi belki de bir kadının hayatı boyunca yaşadığı en zorlu süreçtir hem fiziksel hem kimyasal hemde ruhsal anlamda bambaşka bir durum içine giren anne adayları için dokuz ay süren bu süreç oldukça zorlu geçebilmektedir . İşte zaten bir çok kadın için zorlu gözüken bu süreçte migren ataklarının bir zararının olup olmayacağı ve ya doğum sürecinde migrenden kaynaklanabilecek ne gibi sorunların yaşanabileceği merak edilmektedir ki oldukça haklı bir meraktır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki gebelik konusunda migrenli gebe veya migrensiz gebelik gibi bir ayrımı gerektirecek bir veri bulunmamaktadır. Yani gebelik sürecinde yaşanabilecek doğumsal anormallikler ,düşük tehlikesinin görülmesi , ölü doğum olması gibi problemler açısından migerenin herhangi bir etkisi yoktur. Ancak şöyle bir farklılık olabailir ki bilindiği gibi gebelik döneminde sadece migren açısından değil tüm hastalıklar için kullanılan ilaçlarda sınırlandırılma ve çok ciddi bir denetim doktor kontrolü gerekir. Yani anne adayı belli rahatsızlıkları için ya ilaç kullanamaz yada anne karnındaki bebeğe zarar vermeyecek türde ve düşük dozda ilaç kullanması doktorlar tarafından sağlanır. Bu nedenden dolayı migren hastası gebe normal dönemlerde kullandığı migren ilaçlarını ya hiç kullanamaz yada doktorun belirlediği ilaçları düşük dozlarda kullanmak zorunda kalabilir ki bu da tahmin edebileceğiniz gibi migren ağrılarının şiddetlenmesine ve doğası gereği zaten zor bir süreç olan gebelik döneminin daha da zorlu bir süreç haline gelmesine yol açabilmektedir.Migren hastası olan anne adaylarının tabi ki en önemli kaygılarının başında hamilelik döneminde görülebilecek migren ataklarının anne karnında ki bebeğe zarar verip vermeyeceğidir. Yapılan araştırmalara göre migrenli anne adayları ile migreni olmayan anne adaylarının gebelik süreçlerinde bir farklılık olmadı çocukların sağlıkları konusunda bir endişe duyulmasını gerektirecek bir bulgu olmadığı belirlenmiştir. Ancak anne adayının migren atakları oldukça şiddetli ve uzun sürüyorsa yaşayacağı stresin bebek üzerinde olumsuz etkileri olabileceği veya vücutta su kaybına yol açabileceği belirtilmektedir. Böyle olumsuz bir tablonun ortaya çıkmaması için öncelikli olarak gebenin sürekli gözetim altında tutulması ve gerekli hallerde uygun ilaç tedavisi ile ama mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ağrı denetim altına alınıp migren atağının süresi kısaltılmaya çalışılmalıdır.Gebelikte Migrene Yol Açabilecek Etkenler Nelerdir?Bir bebek dünyaya getirmek bir kadının yaşayabileceği en muhteşem olay en büyük mucizedir Allah’ın bu dünya üzerinde bir insana bahşedebileceği en güzel hediye hiç kuşkusuz tertemiz dünyaya gelmiş bir bebektir. Dolayısıyla her anne adayının daha hamilelik süreci başlamadan önce yaşam şeklini alışkanlıklarını gözden geçirmeli ve gebelik sürecine zarar verebilecek tüm risk faktörlerini elden geldiğince azaltmalıdır. Örneğin sigara alkol gibi zararlı maddelerin tümü kesinlikle terk edilmelidir. Varsa eğer aşırı kilolardan kurtulmalı aşırı kafein tüketimi mümkünse tüm risk unsurları denetim altına alınmalıdır. Peki migrenli bir anne gebelik sürecini daha rahat geçirebilmek için nelere dikkat etmelidir diyecek olsak bu sorunun cevabı oldukça net gebelikten önce migren ataklarına karşı hangi tedbirler alınıyorsa gebelik sürecinde bu önlemlere eskisinden çok daha fazla dikkat edilmelidir. Bu önlemlerse stresten kaçınmak, elden geldiğince doğal besinlerle beslenmek konserve yiyeceklerden, katkı maddeli yiyeceklerden uzak durulması , depresyona karşı ,aşırı ses aşırı ışık kaynaklarına karşı ve migreni tetikleyebilecek ilaçlardan elden geldiğince korunmak gerekir. Bu önlemler dikkatle uygulanırsa migrenle ilgili riskler minumuma indirilebilir ve daha rahat bir gebelik dönemi geçirilebilir.Spor ve yapılan düzenli egzersizler hiç kuşkusuz hayatın her alanında ve gebelik döneminde de sağlığımız açısından son derece önemli ve yararlıdır. Ancak şunu hemen belirtelim ki spor doğru zamanda ve doğru oranlarda yapıldığında yararlıdır. Gereğinden fazla zorlanmalarda spor vücudumuza yarardan çok zarar verebilir. Tahmin edebileceğimiz gibi hamilelik döneminde yapılabilecek spor türleri normal dönemdekilerden farklı olmak ve elden geldiğince bedeni zorlamayacak düzeyde olmak zorunda . Bu dönemde yapılacak sportif etkinlikler mutlaka doktor kontrolünde yapılmalı ve profesyonel yardım alınmalıdır. Özellikle migren hastası olan anne adayları kendilerini zorlamayacak uygun egzersizleri yapmalı kendilerini asla fazla zorlamamalılar. Çünkü fiziksel zorlanma ve gerginliklerin migren ataklarını ve şiddetini arttırdığı bilinen bir gerçekliktir.Gebelik döneminde yaşanan en önemli sorunlardan biri anne adayının yaşadığı sağlık sorunlaraına ilaçla müdahale etmenin zorluğudur. Bilindiği gibi hemen hemen her ilaç piyasaya sürülmeden önce bazen yıllar boyunca testlere tabi tutulur ve özellikle hayvan denekler üzerinde yapılan deneylerle ilaçların yan etkilerinin neler olabileceği araştırılır. En son aşamada belirli bir güvenlik düzeyinin sağlandığına emin olunan ilaçlar gönüllü insan denekler üzerinde de test edilir ve bu yıllar süren testler sonucunda etkileri ve yan etkileri tespit edilmiş ilaçlar piyasaya sürülür. Ancak bir çok ilaç bebeğin sağlığı tehlikeye atılamayacağı için hamileler üzerinde denenemez o yüzdende bir çok ilacın hamilelik üzerinde çocuk sağlığı üzerinde etkisi bilinemediği için kullanılması tavsiye edilmez. Ancak eğer yaşanan sağlık sorunu hamilelik sürecini ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokuyorsa uzman doktorlar ilaç tedavisini tabi ki sadece en az risk taşıyan ilaçlar üzerinden olmak üzere müdahale edebilir. Migren sorunu içinde kural aynıdır doktorlar yaşanan migren ataklarının hamilelik sürecine zarar verem ihtimali görürlerse en az risk teşkil eden ilaçlarla olabildiğince düşük dozlarda kullanabilirler. Ancak üzerine basa basa belirtilmeli ki hiçbir anne adayı doktoruna danışmadan hiçbir rahatsızlığı için ilaç kullanmamalı.
Sadece Kadınların Üye Olabildiği Yeni Sosyal Ağ
Facebook’un eski çalışanlarından Susan Johnson , sadece kadınların üye olabileceği bir sosyal ağ kurdu.“Women.com” adlı sitede kadınlar; iş hayatı, ilişkiler, cinsellik, güzellik ve moda gibi birçok konuda tartışabilecek.Söz konusu sosyal medya platformunda her gün yeni bir tartışma konusu açılıyor ve üyeler en fazla beğenilen yorumları yaparak, site içindeki popülerlikleri artırmaya çalışıyor.Sitedeki açılan konu başlıkları arasında, 'iCloud'tan çıplak fotoğrafları yayımlanan ünlüler hakkında ne düşünüyorsunuz?' ve 'Bir işi alabilmek için patronunuzla birlikte oldunuz mu?' gibi çeşitli sorular bulunuyor.Ayrıca sitede kadınlara özel saç bakımı ve makyaj teknikleri hakkında da tavsiyeler yapılıyor. Erkekler bu siteye kesinlikle kabul edilmiyor ancak girmeyi başarırlarsa, Johnson’ın tabiriyle “nazikçe çıkarılıyorlar”.Siteye, özel davetle ve Facebook aracılığıyla üye olunabiliyor. Sitenin kurucusu Johnson, kendilerini kadın olarak tanımlayan transseksüellerin de siteye üye olabildiğini belirtiyor.Johnson, women.com'un, fotoğraf paylaşımı üzerine kurulu olan Facebook'un aksine, üyelerin arkadaşlıklarını güçlendirip kadın dayanışmasını artıracağını savunuyor ve ekliyor:“Ayrıca Google veya Yahoo Answers’ta sorularınıza kimin yanıt verdiğini göremezsiniz ancak women.com'da görebilirsiniz.”
Reklam
Reklam
Doğa Rutkay ve Kerimcan Kamal Evlendi
Televizyoncu Kerimcan Kamal ile aileleri ve yakın arkadaşlarının katıldığı bir törenle hayatını birleştiren Doğa Rutkay, sade gelinliğiyle herkesi büyüledi.
Reklam
Kim Kardashian GQ Dergisine Cesur Pozlar Verdi
GQ dergisi tarafından yılın kadını seçilen Kardashian, Eylül sayısının kapağına konuk oldu.Geçtiğimiz akşam gerçekleşen GQ Yılın Adamı Ödüllerine Kanya West'le birlikte katılan Kim Kardahian, davette taşlı ve transparan eteği ile dikkatleri üzerine çekti.Kim Kardashian, fotoğraf çekimlerini ve GQ gecesinin özel karelerini Instagram hesabından paylaşmayı ihmal etmedi!
Her 40 Saniyede Bir Kişi İntihar Ediyor
Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yayımladığı kapsamlı bir çalışmaya göre dünyada her 40 saniyede bir kişi intihar ederek yaşamına son veriyor.Örgüt çoğunlukla tabu olarak görülen intiharı 'büyük bir kamu sağlığı sorunu' olarak tanımladı.2020 itibarıyla intihar oranlarını yüzde 10 azaltmayı hedefleyen DSÖ, sadece 28 ülkenin ulusal intihar önleme stratejisine sahip olduğu uyarısında da bulundu.İntihar konusunda dünya çapındaki son 10 yıllık araştırma ve verilerin incelendi raporda şu sonuçlara varıldı; Her yıl 800 bin dolayında kişi kendisini öldürüyor. İntihar 15-29 yaşları arasındaki gençlerde en büyük ikinci ölüm nedeni 70 yaşın üzerindekilerde intihar oranları daha yüksek İntihar sonucu ölümlerin dörtte üçü düşük ve orta gelirli ülkelerde Daha zengin ülkelerde intihar eden erkeklerin sayısı kadınların üç katı.DSÖ'nün çalışmasında ateşli silahlar ve zehirli kimyasallara erişimi kısıtlamanın intihar oranlarını düşürdüğü kaydediliyor. Ayrıca intihar oranlarını azaltmak için ulusal bir stratejinin uygulamaya konmasının işe yaradığı, ancak çok az sayıda ülkenin böyle bir strateji geliştirdiği vurgulanıyor.DSÖ Genel Direktörü Dr. Margaret Chan, 'Bu rapor çok uzun süredir tabu olarak görülen bir kamu sağlığı sorununa karşı harekete geçilmesi çağrısı yapıyor' dedi.Akıl hastalıklarının tabu olarak görüldüğü ülkelerde bu durumun insanların profesyonel yardım aramaktan caydırdığı ve böylece intihara yol açabildiği biliniyor.DSÖ raporunda intiharların medyada ele alınış biçimi de eleştirildi ve bu noktada ünlü Hollywood yıldızı Robin Williams'ın ölümüyle ilgili yayımlanan detaylar örnek verildi.Raporda, daha önce intihar girişiminde bulunan kişilere daha fazla yardım edilmesi çağrısı da yapıldı.DSÖ'nün Akıl Sağlığı ve Madde Bağımlığı bölümünden Dr.Alexandra Fleischmann ise 'İntiharı önleme konusunda bir ülke ne durumda olursa olsun, yerel düzeyde, küçük ölçekli olsa da etkin önlemler alınabilir' yorumunu yaptı.BBC Türkçe
Türkiye'de Keşfedilmeyi Bekleyen 15 Mükemmel Yer
Tarihi ve doğal zenginliklerle göz kamaştıran Türkiye'de, bugüne kadar çok fazla dikkat çekmemiş ve az bilinen bir çok yer keşfedilmeyi bekliyor. Türkiye'de henüz keşfedilmemiş pek çok yer var ve bu mükemmel yerler aynı zamanda tatil için de çok uygunlar! Dolayısı ile özellikle yaz döneminde bilinmeyen yerler arıyorsanız yazımızı okumaya devam edin. Keşfedilmemiş yerler içeriğimizi beğeneceğinizi umuyorum. Gizli tatil yerleri olarak listenize kaydedebilirsiniz!Gelin Türkiye’nin saklı coğrafyalarına kısa bir yolculuk yapalım...
Reklam