Hande Yener Haberleri

Hande Yener ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Hande Yener ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

3 – 9 Ağustos Konser Takvimi: Bu Haftanın En Güzel Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir Konserleri ve Etkinlikleri
Ağustos ayının kavurucu sıcaklarını sahnelerin yüksek enerjisiyle serinletmeye hazır mısınız? 3 – 9 Ağustos 2026 haftasında müziğin ritmi tam anlamıyla doruklara ulaşıyor! İzmir, Ankara, Bursa ve Eskişehir'de sahneler dolacak. Pop müziğin efsanelerinden Levent Yüksel ve Mustafa Sandal'a, rap dünyasının yıldızları Murda ve Lvbel C5'ten alternatif sahnenin parlayan ismi Emir Can İğrek'e kadar muazzam bir kadro bu hafta sahnelerde olacak.İşte haftanın en güncel konser ve etkinlik takvimi.Uyarı: Etkinliklerle ilgili en güncel bilgilere, kapı açılış saatlerine, bilet fiyatlarına ve rezervasyon detaylarına ulaşmak için resmi bilet satış platformlarını ya da etkinlik mekanlarının sosyal medya hesaplarını kontrol etmeyi unutmayın.
Meslekten Kovulan Eşcinsel Polis Anlattı
Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Yaşadıklarını Bianet'ten Çiçek Tahaoğlu'na anlattı.Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Mesleğe iadesi için dava açtı. Duruşma tarihini bekliyor. Kendini muhafazakar olarak tanımlıyor: “Dinime bağlıyım, namazımı kılarım. Eşcinsel olmam, dinsiz yaşayacağım anlamına gelmiyor. Bir heteroseksüel çift, nasıl toplumsal kalıpların içinde ilişkilerini yaşıyorsa, ben de yaşayabilmeli ve mesleğimi yapabilmeliyim. Devlet de bunu normal karşılamalı.” Osman’la buluşup, meslekten ihracına giden süreci ve sonrasını konuştuk. Neden polislik yapmaya başladınız? Vatanımı ve milletimi gerçekten çok seviyorum ve hep onlara hizmet edecek bir iş yapmak istedim. Çocukluğumdan beri, aslında ya doktor ya da bir hukuk adamı olacağım derdim. Keşke avukat olsaydım da, benim gibi ayrımcılığa uğrayan insanların hakkını savunabilseydim diye düşünüyorum şimdi geriye bakınca. 2006’da polisliğe başladınız. Polisliğe başlamadan kendinize ya da ailenize, arkadaşlarınıza açılmış mıydınız? Ben bu (eşcinsel) ortamı yaşamıyordum. Kendimi biliyordum, içimde farklı bir duygu vardı. Ama hem inançlarım gereği hem de sosyal baskıdan korkarak bunu hep erteledim. Depresyon ilaçları kullanmaya başladım. Ama ilaçlar işe adaptasyonumu ve sosyal yaşantımı etkileyince ilaçları bıraktım. Daha sonra gittiğim şehirde biriyle tanıştım ve bu konuda dertleşmeye başladım. Zaten ortalıkta beraberlik yaşayan biri değilim, Türkiye gibi bir yerde böyle bir lüksümüz de yok zaten. Bu ilişkiyi mi öğrendiler diğer polisler? Evet ama dolaylı olarak. İstihbarat Şube’ye tayinim çıkmıştı. Ancak biri İstihbarat Şube müdürüne “Dikkat edin, o şahsın erkeklere eğilimi var” demiş. Sonra telefonlarım usulsüz olarak dinlemeye alınmış, hatta İstihbarat Şube’deki arkadaşlar, Emniyet’e hakkımda soruşturma açılması için ilişkilerimle ilgili bir mail atmışlar. Bir gece 22.00 gibi telefonum çaldı. Polis arkadaşlar görüşmemiz gerektiğini söyledi. Aşağı indiğimde Emniyet’e gitmemiz gerektiğini söylediler ve nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadılar. Saat 23.00’da Asayiş Şube Müdürü’nün kapısında yarım saat beklettiler. Hiç unutmuyorum, içeride Hande Yener’in şarkısı çalıyordu. Beni içeri aldıklarında Teknik Takip’in komiser yardımcısı da oradaydı. “Buraya neden geldiğini biliyor musun? Tahmin edebiliyor musun?” gibi soruların ardından, cinsel yönelimime ilişkin hakaret ve küfürler etmeye başladılar. Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım. Mesleğimde de başarılıydım. Bana gey olduğunu düşündükleri 4-5 kişinin isimlerini söylediler. “Bunların isimlerini de ver ifadende” dediler. “Hayır, ben onları bilmiyorum. Herkesin özel hayatı” dedim. Ama kendi cinsel yönelimimin farklı olduğunu da söyledim. Bir arkadaşımı da içeri almışlar. Onun hali de haraptı. Dövmüşler, hakaret etmişler, hakkımda sorular sormuşlar... O da polis miydi? Hayır. Sivil bir vatandaştı. Onu da ailesine her şeyi anlatmakla tehdit etmişler. Bizim cinsel bir beraberliğimiz yoktu. Sadece dertleştiğim bir insandı. Ona nasıl ulaşmışlar? Telefonumu dinlerken konuşmalarımızı duymuşlar. İşyerinden gidip almışlar “hakkında iddialar var” diyerek. Benim ifadem de sabah mesai saatlerinde alınabilecek bir meseleydi. Ama gece, Teknik Takip’in olduğu büroda ifademi aldılar. Usulsüzlüğün daniskası! Avukat istedim, “Hayır, bu rezaleti hiçbir avukat duymayacak” dediler. İfademi verirken hiç duymadığım küfürler işittim. Bunu ispat edemiyorsun, yaşadığınla kalıyorsun. O gece kendime bir şey yapmayayım diye silahıma el koydular. Sabaha karşı 4’te evdeydim. İki gün sonra ifademi alan arkadaş beni aradı, eve geldi. Tutanağı gösterdi; “Şurada bir yanlışlık olmuş” falan dedi . İfadeyi yazan ve alan kişinin ismi ile ifademin alındığı saat tutanakta değişmişti. Çünkü ifademi alan ve yazan kişinin böyle bir işi yok normalde. Teknik Takip sadece takibi yapar ve bürolara verir işleyiş olarak. Tutanakta yapılan değişiklikle Ahlak Masası’ndan bir komiserle normal bir polis memuru, gündüz saatlerinde ifademi almış gibi gösterildi. Ve bana da bunu imzalattılar. 15 gün sonra beni bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdiler. Orada kurula çıktım. Cinsel yönelimimin farklı olduğunu söyledim. Emniyet Hizmetleri Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen bir hastalık dilimi verildi. Buna göre görevimi yapmamda herhangi bir sakınca yok. Devlet eşcinsel olduğum için “sen hastasın” diyor ama “kişi kendini iş ortamında belli etmeyecek durumdaysa görevine devam eder” diyor. Sonra? Buradan bir şey yapamayınca hakkımda disiplin soruşturması açtılar. İki müfettiş geldi. Eski bir arkadaşımı da ifadeye çağırmışlar. O da benim bir adamla bir otele gittiğimi söylemiş. Ben ne kadar gizli yaşıyorum, kendimle bile yüzleşmekten korkuyorum. Bir adamla otele gittiğimi iddia ediyorlar. Ki gitsem bile kime ne! Ben de müfettişlere anlatmaya başladım: Önce kendim kabul etmedim. İstanbul’da göreve başladığımda iki kız arkadaşım oldu. İlişkilerimde başarılı olamadım. Kendimle çelişiyordum ve mutlu değildim. Çift kişilikli gibi olmaya başlamıştım. Kendime ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin, dedim ve bu deveyi gütmeye karar verdim. “Ben buyum” dedim. Müfettişler, hizmet dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık duygusunu azaltmak suçuyla dosyamı disiplin kuruluna yönlendirdi. Kurulda zaten beni en başından beri araştırıp, ifademi alan kişiler yer alıyordu. 6 ay kıdem tenzili verilmesi gerekirken, kurul yüz kızartıcı suç işlediğimi söyleyerek dosyayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Ancak dosya kapalı gizli ibareli zarfta gelmesi gerekirken, bayrak gibi sallandırılıyor ve bu nedenle olayı duymayan kalmadı. Aslında gizlilik kurallarını ihlal ederek beni istifaya zorladılar, psikolojik baskı uyguladılar. Ama ben yılmadım. Tüm bunlara tek başıma göğüs gerdim. Artık LGBT örgütlerini de tanıyorum. Bu saatten sonra son nefesime kadar bu işin arkasında duracağım. Ben yaşadım, başka devlet memuru arkadaşlar ya da LGBT bireyler bunu yaşamasın. Devlet memurluğundan ihraç edilmeniz nasıl oldu? Dosya İçişleri’ne gittiğinde sözlü savunma vermeye gittim. Müsteşarının bana ilk söylediği şuydu: “Oğlum, ben buna suç demiyorum. Anlat”. Görüşme iyi geçmişti. Ama 2 ay sonra devlet memurluğundan çıkarıldığımı öğrendim. Verilen karar Anayasa’nın 10., AİHS’in 8 ve 14. Maddelerine aykırı. İşin hukukunu da öğrenmişsiniz bu süreçte. Tabii ki. Sonuçta polisler de hukuk insanı. Başıma gelenlerden sonra da çok araştırdım. Bana normalde Emniyet Hizmetleri Disiplin Tüzüğü’ndeki cezalardan verilmesi gerekirken, en ağır ceza verildi. Sicil notlarım 90’dan aşağı değil, daha önce hakkımda hiçbir soruşturma yok. Bu durumda bir alt ceza verilir. Ama bireysel davranıldı, böyle bir şey yaşadım. Ben IPA (Uluslararası Polis Teşkilatı) üyesiydim. IPA’nın, yurtdışındaki eşcinsel polis topluluklarının ve İstanbul Barosu’nun davamı takip etmesini istiyorum. Kimseden yardım istemiyorum ama takip istiyorum. Bir baksınlar, benim hakkım yeniliyor mu yenilmiyor mu? Bu süreçte size destek olanlar oldu mu? Evet, birçok polis arkadaşım da çok destek oldu. “Bugün sana, yarın bizim çocuklarımıza” dediler. Hala arayıp soruyorlar. Hepsi evli, çocuklu, heteroseksüel insanlar. Polis arkadaşlardan darbe yediğim de oldu, destek veren de… Birlikte sohbetlere gittiğimiz, hizmetin içinde olduğum arkadaşların bana destek olmaması, telefonlarıma bile çıkmaması ise beni üzdü. Özellikle çocukluğumdan beri dostum olan bir meslektaşımın aleyhime ifade verip, sonra da bana sırt çevirmesi beni çok kırdı bu süreçte. Hizmet derken? Polis teşkilatında çok net bir ayrım vardır. Onlardan olanlar ve onlardan olmayanlar. Siz bu sohbetlere bu yüzden mi katılıyordunuz? Hayır. İnançlarım gereği gidiyordum. Oraya gittiğimde huzur alıyordum. Böyle bir durumum var ama çok şükür sağlığım yerinde, diyordum. Cinsel yönelimimle ilgili bocalamalarımdan uzaklaşıp huzur buluyordum. Bu yüzden hizmet hareketinin içerisindeydim. Şimdi meslekten ihraç edildiniz. Ne iş yapıyorsunuz? Nasıl sürdürüyorsunuz hayatınızı? Bir esnafın yanında çalışıyorum. Açıkçası hayatımı sürdürmekte çok zorlanıyorum. Ağabeyim ödemelerime yardım ediyor. Aileniz olup bitenlerden haberdar mı? Büyük ağabeyim her şeyi biliyor. Diğerleri hiç bilmiyor, rahatsızlığım nedeniyle bir süre çalışmayacağımı söyledim. Bu konuda bilgili değiller, onları da kaybetmek istemiyorum. Peki tüm bunlardan sonra polisliğe devam mı etmek istiyorsunuz? İleride eder miyim etmez miyim bilmiyorum ama bu hakkın bana verilmesi lazım. Geldiğim yerde benim insanlık onurumu zedelediler. Ben tayinim çıkıp gelirken, utancımdan kimseyle vedalaşamadım. Ben davamı kazanıp, gerekirse kendi onurumla istifa edeyim istiyorum. Ben bunun sınavına girdim, kazandım, bunun eğitimini aldım. Kısacası emek verdim. Anketler, polislerin çoğunun mesleği bırakmak istediğini ya da intiharı düşündüğünü gösteriyor. Siz polislik yaparken hiç böyle düşündünüz mü? Evet, benim de bunu düşündüğüm anlar oldu. Siz hiçbir hobisi olan, bir kursa giden, ya da terapiye giden bir polis gördünüz mü? Hayır. Bakıyorsun, ilişkilerinde sorun yaşıyorlar çünkü 24 saat çalışıyorlar. Amir baskısı haksızlıklar, teşkilat içindeki yapılanmalar… İnsanı o raddeye getiriyor. Polislerin translara sokakta yürürken bile ceza yazdıklarını, LGBT bireylere kötü davrandıklarını biliyoruz. Siz olayın diğer tarafındayken, yani polisken nasıldı durum? Mesleğe ilk başladığımda, kendi yönelimimi kabul etmediğim zamanlarda, karakola bir travesti gelmişti. Ama kolları kan revan içerisinde… Polis arkadaşlar da dalga geçiyor. Çok zoruma gitmişti. Kızı nezarete atacaklardı, hayır, dedim. Onu bizim dinlenme odamıza götürdüm, bir kahve yaptım. Sağlık raporuna da ben götürdüm. Bana dediği tek şey: “İlk defa bir polis tarafından insan muamelesi görüyorum”. Orada çok duygulanmıştım. Burada yine devletin bir sorunu var. Devlet bu insanlara bir iş imkanı açarsa, kurum olarak “gel, çalış” derse, zaten kimse gidip o işi yapmayacak. Kimse o hayattan memnun değil. Bazı şeylerin önünü açacaksın. Kim olursa olsun, din, dil, ırk, cinsel yönelim, kimse hor görülmeyi hak etmiyor. Çiçek Tahaoğlu | Bianet
Fettah Can: Sahnede Tanrı Gibiyimdir!
Vardır mutlaka onun, dilinize dolanan bir şarkısı… Nasıl olmasın ki bugün Sezen Aksu’dan Hande Yener’e, Gülben Ergen’den Sibel Can’a, Levent Yüksel’den Murat Boz’a dek pek çok sanatçıya bestelerini veriyor ve her sene müzik sektörüne yeni yeni şarkılar kazandırıyor. Geçtiğimiz senelerde “Hazine” ismini verdiği ilk albüm çalışmasıyla “yorumcu” kimliğini de işin içerisine katan Fettah Can, bu kez hayranlarının karşısına “Yalanlar Cumhuriyeti” adını verdiği albümüyle çıkıyor. Alışılagelmiş “celebrity” imajından çok farklı bir görüntü sunan ve bu durumu da “Ben kompleksiz bir adamım” diyerek açıklayan Fettah Can ile bir araya geliyor hayatını, müzik kariyerini ve hedeflerini konuşuyoruz. İşte, şarkılarını evrenselleştirmek isteyen, ünlü olmayı kaygan bir zemin üzerinde yürümeye benzeten, aslolanın şarkı olduğuna inanan ve “Bir gün benim dönemim de bitecek” diyen bir adamın pek de bilmediğiniz hikâyesi… Öncelikle yeni albümünüz hayırlı olsun. Bize biraz bu albümün doğuşundan bahsedebilir misiniz? Her albüm aslında şöyle başlıyor; bir şarkı ana fikir oluyor. “Yalanlar Cumhuriyeti” de öyle bir şarkı. Bir önceki albümüm “Aklımda Kalanlar” idi ve aslında bu projenin devamını getirmeyi planlıyordum. Yani daha önceden seslendirilmiş şarkıları bir daha okumayı planlıyordum. Sonra beş şarkıyı, bitmesine rağmen çıkarttık, içinde yeni şarkıların da olduğu bir albüm yapmaya karar verdik. Böyle olunca da “Yalanlar Cumhuriyeti” hemen albüme girmiş oldu. Onun dışında yine yeni şarkı olarak “Kalp Ağrısı” diye bir şarkı yer aldı albümde… Onun dışındaki bütün şarkılar daha önce seslendirilmiş şarkılar. Genellikle ben kendi şarkılarımı okumayı tercih ediyorum ama bu albümde hem “Yalanlar Cumhuriyeti”ni hem de “Kalp Ağrısı”nı Cansu Kurtcu ile beraber yaptık. 10 şarkıdan oluşan, her şeyiyle canlı çalınan, müzisyenlerinin duygularının geçtiği sıcak bir albüm oldu. Yeni albümünüzün tanıtımını nasıl yapmayı planlıyorsunuz? Albüm lansmanları yapmayı tercih etmiyorum. Bunun yerine doğrudan seyirciyle buluşmayı tercih ediyorum ki zaten benim albüm çalışmalarım devam ederken konserlerim sürüyor. Sanatçıların çoğu albümlerini yaparken sahneye 5-6 ay ara verirler. Ben ara vermiyorum çünkü benim stüdyo zamanlarım çok uzun değil. Tüm albümü 15 günde tamamladım. Albüm çıktığı gibi ilk konserde de albümdeki tüm parçaları çalıyoruz. Yani ben lansmanı aslında dinleyiciye yapıyorum. Camiadan insanları toplayıp “Hadi böyle bir şey yaptık” demek yerine dinleyiciye sunuyorum şarkılarımı. Bunun çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bir de işin şu tarafı var, albüm lansmanlarında playback yapıyorlar ki ben mutlaka şarkıların canlı olarak söylenmesi taraftarıyım. Gerek konserlerinizle gerek sahne aldığınız mekânlarda gerekse sosyal medyada sürekli dinleyicilerinizle etkileşim halindesiniz. Onları rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Peki, kimler dinliyor sizi, nasıl bir izleyici kitleniz var? Normalde popüler insanların, yakışıklı şarkıcıların yani benim dışında olan adamların belli bir yaş aralığı olabiliyor. Ben de öyle bir aralık yok. 7 yaşından 70 yaşına kadar herkes beni dinleyebiliyor. Bu benim için çok güzel ve çok özel bir durum ki zaten ben şarkıla¬rın belli bir yaş aralığına sıkışmasını sağlık¬lı bulmuyorum. Çünkü şarkı dediğiniz şeyi bu yıl çok seversiniz, dinlersiniz, iki yıl hiç dinlemezsiniz, ardından dinlediğinizde ise yine sizi etkiler. Şarkı sınırsızdır ve duygu anlamında sınırları yoktur şarkının… Biraz da müzik kariyerinizin nasıl başladığını anlatabilir misiniz? Bursa’da doğdum, büyüdüm, çalıştım. Ortaokul okurken, okuldan ayrılıp çalışmaya başladım. Bir ara babamın yoğun ısrarı üzerine konservatuara girdim. Konservatuara girince de her şeyi bırakıp sadece müzikle uğraşmaya başladım. Bu anlamda şanslı sayılırsınız. Aileler genellikle çocuklarının müzikle uğraşmasını istemezler. Babamın kendi gençliğinde yapmak isteyip yapamadığı her şeyin denemesiydim ben. Herhalde kendi dönemindeki bir takım sıkıntılardan yapamadığı her şeyi bende görmek istedi. Ben de onun bu isteğini geri çevirmedim ve bugüne kadar zevkle geldik. İyi ki de gelmişiz. Biliyorsunuz dünyada iş hayatı çok zor. Çoğu kimse işe giderken mutsuz oluyor. Şanslı insanlarız ki en sevdiğimiz işi yapıyoruz ve bu da çok özel bir şey… Hiç sevmediğiniz bir tarafı yok mu işinizin? Şöyle ki hep bir kaygan zemin üzerinde yürümek zorundasınız. Hep bir kontrol içinde olmak zorundasınız, özgürlüğünüz kısıtlanıyor. Kendim için söylemeyeyim de pek çok arkadaşım kaldırımda dahi oturamıyor. Ben ise daha normal yaşamaya çalışıyorum, daha sakin yerleri tercih ediyorum. Örneğin Alaçatı’ya giderseniz kendinizi magazin sayfalarında görürsünüz, ben ise Ayvalık’ı tercih ediyorum. Tekrar Bursa günlerinize dönelim. Konservatuar eğitimi aldınız. Sonra? Belediye Konservatuarı’nda okudum. Dördüncü sınıfta da bıraktım. Benim öyle bir durumum var. Ben hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Hep bir ucu açık kalması lazım… Yarın yeniden başlayabilirim. Var mı peki kısa vadede öyle bir plan? Aslında müzikle alakalı bir eğitim almak istiyorum, özellikle de işin daha çok mutfak kısmıyla ilgilenmek... Öğrenmenin yaşı da yok. Her gün yeni hücrelerle doğduğumuz için o yeni hücreler belki bizim yeni bir şeyler öğrenmemizi sağlıyor. Okuyorum, kendimi müzikal anlamda geliştirmek için bir takım programlar kullanıyorum. İstanbul’a gelişiniz nasıl oldu? Neler yaşadınız bu büyük şehirde? İTÜ’de okuyan bir arkadaşım vardı, şarkılarımı çok beğeniyordu ve İstanbul’da bunları değerlendirebileceğimizi söyledi. Biz de geldik İstanbul’a. Uzunca bir süre kaldım İstanbul’da ve bu süre zarfında da pek çok değerli müzisyenle tanıştım. Burada bir takım bar çalışmalarım oldu. Çok gereksizdi ama yaşamımı devam ettirebilmek için şarttı. Zor bir dönem oldu, çok şarkı verdim piyasaya. Ondan sonra da her şey yoluna girdi. Şu an geldiğiniz noktada olmayı hayal etmiş miydiniz? Ben hep hayal ettim. Burası benim daha yeni başladığım bir yer. Şarkılarımı evrenselleştirmeyi istiyorum. Yunanistan’da şarkılarım Yunanca okundu. Başka bir dilde okunması beni acayip mutlu etti. Bunu şimdi başka ülkelerde de denemek istiyorum. Peki, nasıl yazıyorsunuz? Var mı bunun bir sırrı? Yoksa ilham mı sadece? Yazmanın keşfedilmesi gereken bir cevher olduğuna inanıyorum. Ben bunu keşfettiğimde ”Evet, galiba ben bunu yazabiliyorum” dedim. Ama bu yazma işini geliştirmek bunun için de çok okumanız gerekiyor. Etrafa iyi bakmanız, baktığınız şeyi de görmeniz gerekiyor. Zaten hayatın kendisinden etkilenmemek mümkün değil. Her gün inanılmaz şeyler oluyor dünyada. Bir fotoğraf görüyorsunuz, içiniz parçalanıyor ve o sizde bir şeyler biriktiriyor. İlham denilen şey aslında biriktirdiğiniz birtakım şeylerin ışık patlaması gibi önünüze çıkması… Ben önüme çıkan şeyleri toplamasını biliyorum. Ayrıca bu tarz şeyleri yapan insanları özel insanlarmış gibi göstermenin de bir manası yok bence… Ben de gidip doktor olamam veya bir taksiyi sabahtan akşama kadar kullanamam. Şu an dünyada bir sistem var ve ben de bu sistemin bir parçasıyım. Beni bu sistemden çektiğinizde ne kadar bir boşluk olur bilmiyorum. Belki hiç boşluk olmaz. Bence önemli olan o boşlukları doldurabilecek dehaya sahip olmak… Umarım ileride boşluk yaratabilecek kadar büyük biri olurum. Müziğinizi nasıl tanımlarsınız? Benim müziğim aslında popüler dünya içinde eriyip giden bir müzik… 10 yıl boyunca şarkılarım dinlensin diyemem. Çünkü bunun kararını dinleyici verebilir sadece… Ben bu sistem içinde biliyorum kaybolup gideceğini ama gidene kadar güzel bir anlatım dili ve melodiyle gitmesini istiyorum. Şarkılarımın içinde her öğe var. Müziğin evrensel olduğuna inanıyorum ve bir kategori içerisine sınırlandırmayı sevmiyorum. Ben çalınabilir müzik yapıyorum aynı zamanda. Şarkılarımı bir gitarla her yerde çalabilirsiniz. Gençler de yeni başlayanlar da çalabilsin istiyorum. Müziğinizi eriyip giden bir müzik olarak tanımladınız. Bu fikir bir sanatçı olarak sizi rahatsız etmiyor mu? Bir takım şeyler dönemseldir ve benim de bir dönemim olacak. Bir gün ben de kaybolacağım. Bunu bilerek yaşayınca bir problem haline gelmiyor. Uzun yıllardır müziğin içerisinde olan biri olarak Türk popüler müziğini değerlendirmenizi istesek… Bir dönem Türk popüler müziği bir ajitasyon dönemi yaşadı. Sürekli ağlamaklı, insanları karamsarlaştıran şarkılar yapıldı. Şu anda ise dünyayı daha iyi tahlil eden şarkılar yapabiliyoruz. Son 10 yılı değerlendirdiğimde ise şu anda daha iyi şarkıların yapıldığına inanıyorum. İyi şarkıdan kastınız nedir? Bir cümle duyarsınız bir kulağınızdan girer öbüründen çıkar. Bununla birlikte bir cümle duyarsınız ve duymanızla birlikte de beyninizde şimşekler çakar. İşte ben öyle şarkılar istiyorum. Peki, yazdığınız şarkıların sizin için özel bir anlamı var mı? Hani kimi sanatçılar yazdıkları veya besteledikleri eserleri için “yavrularım” diyor ya… Yok, onlar benim yavrularım filan değil. İş yapıyoruz biz burada. Mesela bir masa yaptınız ve yaptığınız bu masayı “aman çok güzel yaptım” diye satmamazlık etmezsiniz. Sonuçta da şarkı dediğiniz şey paylaşılmalı… Ben çok güzel bir şarkı yazmışım ve sadece ben dinliyorum, bunun hiçbir anlamı yok bence… Önemli olan yaptığınız parçayı herkesin dinlemesi… Son olarak şunu sormak istiyorum: Sizin için “Fettah Can olmasa bugünün ünlüleri hangi şarkıyı bulup söyleyecekler” deniyor. Bu iddialı cümle hakkında ne düşünüyorsunuz? Yok, öyle demeyelim. Benim için böyle bir şey söylüyor olmaları çok güzel ama böyle bir şey imkânsız. Çünkü piyasada çok değerli besteci arkadaşlar var. Onlara ayıp etmiş oluruz. Sonuçta benim tek başıma sırtlanabileceğim bir şey değil bu ya da bir başkasının…
Paralel Yapı Konusunda Röportaj Yapılacak 15 Ünlü Sima
Yeni Şafak gazetesinin 'Tuğçe Kazaz' ile yaptığı paralel yapı temelli derin sohbetin ardından aklımıza gazetelerin işini kolaylaştıracak bir fikir geldi ve paralel yapı ekseninde röportaj yapılabilecek 15 ünlü simayı sizler için hemencecik derleyiverdik.http://yenisafak.com.tr/pazar-haber/turkiye-baronlar-tarafindan-hortumlanacakti-15.06.2014-658542?ref=manset-9.3
Finallerden Sonra Boşluğa Düşmemen İçin 8 Öneri
‘Finallerden sonra’ diye bilinen dönemler her üniversitelinin hayatında var olan gizemli eşikler gibidir. Bu eşiğin ardında her şeyin mümkün olduğu sihirli bir evren vardır. Buraya adım atmaya yakın kişinin önünde sonsuz olasılıklar belirecektir. Ancak güzel bir tatile çıkmak, hobi edinmek, spora başlamak, düzenli beslenmek gibi basit ve iyimser planlar zaman ilerledikçe gözler önünde eriyip gider ve sonunda okulun kapısından yeniden adım attıktan sonra bir sonraki yıla dek yok olur. Bu yaz tatili beklentilerin boşa çıkmasın istiyorsan listemize bir göz at!
'Özgürlükler Çok Yalan Oldu'
Muğla'nın Bodrum İlçesi'ndeki bir gece kulübünde ünlü şarkıcı Hande Yener, sahne aldı. Sevilen şarkılarını seslendiren Yener'in basın mensuplarına röportaj vereceğini söyleyip sözünü tutmaması tepki çekti. Hande Yener, konseri sırasında Uykusuz dergisindeki karikatüre tepki göstererek, 'Aslında özgürlük yalan oldu' dedi.İlçedeki bir gece kulübünde 'Alt Dudak' adlı parçayla sahneye çıkan Hande Yener, 'Ya ya ya' ve 'Bodrum' adlı şarkılarıyla konserine devam etti. Eski ve yeni albümünden şarkılara yer veren Hande Yener, hayranlarına 'Benim yaşanmamış hiçbir şarkım yok. Hepsi şarkı oluyor. Hepsi gerçekleşiyor. Ya da önce gerçekleşiyor, sonra şarkı oluyor. İkisinden biri başıma geliyor' dedi. Hayranlarının zaman zaman şarkılarında eşlik etiği Yener, 'Bodrum' adlı şarkının 'Biz tam yalandık' sözlerinin ardından konserine ara vererek şunları söyledi: 'Bir karikatürde gördüm. Biz tam yalandık' diye benimde resmimi koymuşlar. Aslında özgürlük yalan diye düşünüyorum ben artık. Özgürlükler çok yalan oldu. Ve dünyada ölümden başkası yalan diye düşünüyorum. O yüzden hepimiz yalanız yani'. Karikatürde Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi'ni açıkladığı toplantıya katılan sanatçıların resmedildiği belirtildi. CNNTürk
Vizyon Toplantısı'ndaki Hangi Ünlü Ne Kadar Tepki Gördü?
Günlerdir, Cumhurbaşkanı Adayı Tayyip Erdoğan’ın Vizyon Toplantısı’na katılan ünlülere tepki yağıyor. Gonzo Insight konuyu araştırdı, kimin ne düzeyde tepki gördüğünü ölçtü. İşte bulgular…Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Vizyon Toplantısı” adını verdiği ve cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda uygulayacağı politika ve tutumları anlattığı kapalı salon buluşmasına, spor ve eğlence dünyasından ünlüler de katıldı. Bu haberin medyada yer bulmasıyla birlikte, Tayyip Erdoğan’a muhalif olan Twitter kullanıcıları ünlü isimlere karşı sert tepkilerde bulundu. Tepkiler özellikle toplantının yapıldığı gün ve ertesi gün o kadar yoğunlaştı ki, toplantıya katılan ünlülerin bir kısmı konuyla ilgili açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Twitter mesajlarını baz alarak, sosyal algı araştırmaları yapan Gonzo Insight, ZETE için hangi ünlünün ne kadar tepki gördüğü ve ünlülerin hangi gerekçelerle eleştirildiğini açıklayan bir araştırma hazırladı. İşlenen veriler ve ortaya çıkan bulgular 11-12 Temmuz 2014 tarihlerinde, Twitter üzerinde konuyla ilgili atılan Türkçe tweet’leri kapsamaktadır. Gonzo Insight Bulguları: 1- Eğlence dünyasının ünlüleri, spor dünyasının ünlüleriyle kıyaslandığında daha büyük bir reaksiyonla karşı karşıya kaldı. 2- Eğlence dünyasından toplantıya katılanlar için en çok tepki alan isim Hande Yener oldu. 11.589 farklı kullanıcının attığı mesajların içinde en çok tekrar eden tweet, Zaytung tarafından dolaşıma sokuldu. Hande Yener’in Gezi eylemlerine katıldığını gösteren fotoğraf da Twitter kullanıcıları tarafından yoğun bir şekilde paylaşıldı. 3- Eğlence dünyası ünlüleri arasında ikinci en yoğun protesto Orhan Gencebay’a geldi. Orhan Gencebay hakkında yazılan 9.318 tweet’in kelime bulutunda en çok öne çıkan kelime grupları “yazıklar olsun” ve “kula kulluk edene” oldu. 4- Eğlence dünyasında en çok tepki gören ve alaya alınan diğer isim Ece Erken hakkında atılan tweet hacminin bu denli yüksek olmasının nedeni, toplu fotoğraf çekimi sırasında selfie çekmesi oldu. 5- Bazı medya kuruluşları toplantıya katılan ünlüler arasında en çok tepki gören şarkıcının Bülent Ersoy olduğu yönünde haber yayınladı. Oysa Ersoy’un aldığı tepkiler eğlence dünyası içinde dördüncü sırada yer alıyor. Spor Dünyası’ndan Galatasaray Başkanı Ünal Aysal ve Beşiktaş Başkanı Fikret Orman da Ersoy’dan daha büyük bir tepki gördü. 6- Ünal Aysal ve Fikret Orman’ın toplantıya katılması, kendi taraftarları tarafından yoğun olarak eleştirildi. Fenerbahçe taraftarları başkanları Aziz Yıldırım’ın toplantıya katılmamasını olumlu yorumladı. 7- Basketbol dünyasından iki isim; Hidayet Türkoğlu ve Ömer Onan tepkileri üzerine çekti. Hidayet Türkoğlu, Spor Dünyası ilk 5 listesinde yer alan tek basketbolcu oldu.Zete