Ölümsüz Canlı Yaralanınca ya da Strese Girince Bebekliğine Dönebiliyor
Doğada yaşlanıp ölmek neredeyse her canlının kaderi. Ama okyanuslarda bu kurala meydan okuyan minicik bir canlı var: Denizanası.
Bilim dünyasında Turritopsis dohrnii, halk arasında ise 'ölümsüz denizanası' olarak bilinen tür, yaralandığında ya da strese girdiğinde adeta saatini geri sarıp yaşamına baştan başlayabiliyor.
'Zaman, geriye aksın!'
Zamanı geriye akıtabilen denizanası
Yaklaşık 4,5 milimetre boyundaki bu denizanasını çıplak gözle fark etmek oldukça zor. Bu kadar küçük olması, uzun yıllar boyunca dikkat çekmemesinin de nedenlerinden biri. Akdeniz kökenli olduğu düşünülen tür, muhtemelen gemiler aracılığıyla bugün dünyanın dört bir yanındaki denizlere yayıldı.
Tür ilk kez 1883'te tanımlandı; ancak yaşam döngüsünü tersine çevirebildiği, Natural History Museum'un aktardığına göre ancak 1980'lerde keşfedildi.
Denizanalarının hayatı normalde tek yönlü ilerler
Denizanaları, deniz şakayıkları ve mercanlarla birlikte Cnidaria (knidliler) şubesine ait. Vücutlarının yaklaşık yüzde 95'i sudan oluşuyor; merkezi bir beyinleri ya da kalpleri yok. Yaşamları ise normalde tek yönlü ilerliyor: Önce larva, ardından deniz tabanına tutunan polip, en sonunda da hepimizin tanıdığı yüzen denizanası, yani medüza evresi geliyor.
İşte ölümsüz denizanasını özel kılan da bu kuralı bozabilmesi.
Ölümsüz denizanası ise saati geri sarabiliyor
Yetişkin bir Turritopsis dohrnii yaralandığında ya da açlık gibi bir stresle karşılaştığında dokunaçlarını içine çekiyor ve deniz tabanına çökerek bir kiste dönüşüyor. Bu kist 24 ila 36 saat içinde yeniden polip haline geliyor. Bu süreçte özelleşmiş hücreler polip hücrelerine dönüşüyor ve polip, genetik olarak birebir aynı yeni bir denizanası üretiyor.
Japon bilim insanı Shin Kubota'nın 1990'lardan bu yana süren gözlemlerine göre denizanaları iki yıl içinde 10 kereye kadar gençleşebiliyor.
İspanyol araştırmacılar, türün genomunu 'ölümlü' yakın akrabasıyla karşılaştırdı. PNAS dergisinde yayımlanan çalışmada, DNA'nın kopyalanması ve onarımı, kromozomların korunması, kök hücreler ve hücreler arası iletişimle ilgili genlerde farklılıklar bulundu.
Yine de 'ölümsüz' demek ölmez demek değil: Balıklar, kaplumbağalar, deniz salyangozları ve kabuklular bu minik canlıyı avlayabiliyor; doğada ne kadar yaşadığı da hâlâ bilinmiyor. Bilim insanları bu türü incelemenin yaşlanmayı anlamaya, yara iyileşmesine ve rejeneratif tıbba katkı sağlayabileceğini düşünüyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın