Avusturya'da Osmanlı'dan Kalma Deve İskeleti Bulundu
Avusturya'da 17. yüzyıldan kalma bir mahzende Osmanlı ordusu tarafından binek hayvanı olarak kullanıldığı sanılan bir devenin iskeleti bulundu.1683'te Dördüncü Mehmet dönemindeki İkinci Viyana Kuşatması sırasında Viyana yakınlarındaki Tulln kentinde bırakıldığı veya takas edildiği sanılan hayvanın kemikleri Orta Avrupa'da hiç eksiksiz bulunan ilk deve iskeleti oldu.Kemikler üzerinde yapılan DNA analizi, hayvanın orduda popüler olan melez bir deve türünden olduğunu ortaya çıkardı.Kemiklerde ayrıca, hayvanın üzerine eyer takıldığını ve binildiğini gösteren belirtiler bulundu.PLOS One dergisinde yayımlanan bulgular, kentte yeni bir alışveriş merkezi yapılması için sürdürülen çalışmalar sırasında yapılan arkeolojik bir kazıda ortaya çıkarıldı.
Thug Life Fenomeninin Nereden Geldiğini Duyunca Çok Şaşıracaksınız!
Amerikalı rap sanatçısı 2PAC tarafından; hayata hiçbir şeye sahip olmadan başlamış fakat yıllar içinde her şeye sahip olmuş olanların felsefesi olarak tanıtılmıştır. Fakat thug kelimesinin kökenine inince karşımıza bambaşka bir mekan bambaşka bir hikaye çıkmaktadır. Bilinen Thug Life felsefesine göre başarıya giden her yol mübahtır. Fakat ilk Thug Life felsefesini benimseyenlerin bu durumu oldukça abarttıkları su götürmez bir gerçektir.
‘Antik Dünyanın İlk Duble Yolu’
Adana'da Dilekkaya köyü yakınlarındaki Anavarza Antik Kenti'nde bulunan ve 'antik dünyanın ilk çift şeritli yolu' olarak nitelendirilen sütunlu yol, kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkartılıyor.Kazı çalışmalarının bilimsel danışmanlığını yapan Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Gülşen AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
İstanbul Aşıkları İçin Mobil Kültür-Tarih Haritası: İzci
8 bin 500 yıllık yerleşim, 3 bin yıllık kentsel yaşam ve 1600 yıllık başkent geçmişi olan İstanbul’un bünyesinde barındırdığı tarihe, kültüre, anılara, olaylara yani kısaca izlere bir mobil uygulama vasıtasıyla yakından bakmak kulağa hoş geliyor değil mi?Gülnur Bayhan, İnci Çömlekçioğlu ve İzzet Erten tarafından hayata geçirilen İzci, geçtiğimiz Eylül ayında ‘public beta’ olarak yayın hayatına başlamış ve 300’e yakın kayıtlı kullanıcı tarafından aktif olarak test edilmiş. Android versiyonu hazırlık aşamasında olan İzci’yi dilerseniz iOS cihazlarınıza indirebilirsiniz.Kullanıcıların, yalnızca 3km yarıçapındaki bir çember içinde yer alan izleri görebildiği uygulamada şu an için binin üzerinde farklı iz var. Kentsel simge, tarihi eser, sinema, resim, edebi referans, müzik, ünlü kişiler, haber, parelel evren ve utanç kütüphanesi gibi 17 kategoride gruplanan izlerin tamamı kurucu ekip tarafından tek tek platforma girilmiş.Kurucu ekibin “bir nevi sosyal girişim” olarak tanımladığı İzci, şimdilik gelir modeli düşünmezken tamamen büyümeye odaklanmış durumda.
24 Fotoğrafıyla En Tehlikeli Zamanlarında Harlem'de Yaşayanların Bir Günü
1970'lerin ortasında Harlem'in adı daha da farklı şekilde duyulmaya başladı. Tehlikeyle, korkuyla ve beyazların içeri girememesiyle anılmaya başlanan Harlem'de sistem değişmişti çünkü. Siyahiler o dönemde değiştirilen ekonomik sistemin acısını en çok çekenlerdendi çünkü üretim sektöründe çalışanların yerini hizmet sektörü ve beyaz yakalı işçilerin almasıyla bir çok fabrika ve imalathanede çalışan siyahiler işsizliğe doğru giden bir yola girdiler. Siyah işgücünün işsizlik oranı oldukça yükseldi, bunun getirisi de fazlasıyla artan suç oranı oldu.Parası olanlar şehirden kaçıp gitti fakat bu sırada Harlem'de hayat devam ediyordu. 1970'lerde sıradan bir gün geçiren Harlemliler;
İstanbul'un Kanlı Tarihi, Nika Ayaklanması
Bugünkü Sultanahmet parkı, Roma ve Bizans imparatorlukları döneminde, Hipodrom (Atmeydanı) adıyla anılmaktaydı. Alan, İsa’dan 196 yıl sonra Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından yaptırılmaya başlanmış, Konstantin zamanında bitirilmişti.Hipodromda kanlı gladyatör dövüşleri ve araba yarışları yapılırdı. Bu kanlı dövüş ve yarışlar, özellikle Bizans’ın günlük yaşantısının ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. Hipodromu çevreleyen tribünler, 30 – 40 basamaklıydı ve söylentilere göre otuzla yüz bin kişi arasındaki seyirciyi alabilecek büyüklükteydi. Önceleri hipodromda yırtıcı hayvanlarla da gösteriler yapıldığından, seyircileri hayvanların saldırısından korumak için, tribünlerin önüne derin hendekler kazımıştı.
Koruma Kurulu'ndan Narmanlı Han İçin Suç Duyurusu
İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Narmanlı Han’a kurulan iskele ve binadan izinsiz karot örnekleri alınması nedeniyle suç duyurusunda bulundu.Bir süredir boş olan tarihi Narmanlı Han'a kurulan iskeleyle ilgili Beyoğlu Kent Savunması bu iskelenin binaya zarar verip vermediğine ve izin olup olmadığına dair Koruma Kurulu'na dilekçe iletmişti.Beyoğlu Belediyesi 'güvenlik amaçlı iskele' kurulmasına ön izin vermiş olduğunu belirtti.Bianet'ten Nilay Vardar'ın haberine göre, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ise yolladığı yanıtta şöyle dedi:'Taşınmazın İstiklal Caddesine bakan cephesinde kurulan iskele ve koruma grubu I olan bloktan alınan izinsiz karot örneklerine ilişkin 2683 sayılı yasa gereği suç duyurusunda bulunulmasına …karar verilmiştir.”Narmanlı Han sahipsiz değilBeyoğlu Kent Savunması, verilen cevapla tarihi yapıya zarar verildiğinin ortaya çıktığını belirterek Narmanlı Han'ın yeni maliklerinin yanında Beyoğlu Belediyesi’nin de bu suça ortak olduğunu ifade etti.Avukat Eren Can, 'Koruma Kurulu'nun verdiği karar çok önemli. Tarihi ve kültürel anlamı olan Narmanlı Han'ı satın alanlar onu istediği gibi 'piyasa koşullarına uygun' kullanabileceğini düşünmüş ve ilk iş olarak hanın ön cephesini reklam panosu yaptı. Mal sahibinin Narmanlı Han'ı yenilemek görevini verdiği mimar da bu yapıya bakış açısını 6 dükkan 2 restaurant yaparız, sonuçta bu işler arz-talep meselesi diyerek özetlemiştir. Bu kararla Narmanlı Han'ın sahipsiz olmadığı ortaya çıkmıştır' dedi.Satılmasının ardından binaya reklam panosu asılmıştı ve tepkiler üzerine pano kaldırılmıştı.
Kendini İnsanlığa Adamış Bir İnsan; İrena Sendlerova
Çocuğunu aldığı anne çaresizce arkalarından seslenir “Söz ver bana, çocuğum yaşayacak!” İrena bir saniyeliğine döner ve hızla cevap verir “Sana bu sözü veremem, ancak seninle kalırsa kesin öleceğine dair söz verebilirim.”1940-43 yılları arasında Nazilerin Polonya'da yahudileri yerleştirdiği Varşova gettosundan 2.500 çocuğu kurtaran, geçmişlerini kayıt altına alan ve onlara yeni bir hayat bahşeden kadının kısa hikayesi.Kaynaklar:http://en.wikipedia.org/wiki/Irena_Sendlerhttp://arsiv.salom.com.tr/news/print/13332-2500-cocugun-hayatini-kurtaran-kahraman-Irena-Sendler.aspxhttp://www.auschwitz.dk/sendler.htmhttp://www.irenasendler.org/
Evliya Çelebi'nin Kayıp Kalesi Bulundu
Samsun'daki İlkadım İlçesi'nde altyapı çalışmaları sırasında bulunan taş duvar kalıntılarının yer aldığı bölgede Arkeoloji ve Etnografya Müzesi tarafından yapılan kazı devam ediyor. Çalışmalar sonuçlandığında Evliya Çelebi'nin '5 bin adım' olarak anlattığı Amisos kalesinin ortaya çıkması bekleniyor.Karadeniz Turizm Profesyonelleri Derneği yönetim kurulu üyesi ve geçmiş dönem başkanı Mustafa Yavuz, 'Çalışmalar sonuçlandığında kuvvetle muhtemeldir ki; Amisos antik kenti kale duvarlarıyla karşılaşacağız' dedi. Evliya Çelebi'nin 1640'ta kente gelişinde gördüğü kaleyi Seyahatnamesinde 5 bin adım olarak anlattığı belirtildi.İlkadım İlçesi,Pazar Mahallesi'nde bulunan Şifa Hamamı'nın Buğday Pazarı Caddesi'ne bakan bölümünde 2 ay önce yapılan altyapı çalışmaları yapılırken tarihi duvar kalıntılarının bulunması üzerine 2 hafta önce bölgede Arkeoloji ve Etnografya Müzesi tarafından kazı başlatıldı. Kazıda 2 metre eninde taş duvarlar ortaya çıkarıldı. Bölgede yapılan sondaj kazılarında da duvarın devam ettiği belirlendi. Yapılan ilk çalışmalarda kalıntıların 1192 yılında Danişmentliler döneminde yapılan tarihi kale kalıntıları olabileceği belirtildi. Tarihi duvar kalıntılarının bulunduğu bölgede kazı çalışmaları devam ederken alan da demir bariyerle kapatılarak koruma altına alındı. Karadeniz Turizm Profesyonelleri Derneği yönetim kurulu üyesi ve geçmiş dönem başkanı Mustafa Yavuz, Samsun'da kazılan her yerden tarih fışkırdığını belirterek şöyle dedi:'Özellikle antik Amisos kenti bölgesinde yapılan inşaat, kanalizasyon ve yol yapım çalışmalarında, antik dönemlere ait çeşitli eserlerle karşılaşılıyor. Hatırlanılacağı üzere Samsun Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Amisos hazineleri de bir yol çalışması esnasında, mozaikler ise bir inşaat kazısında ortaya çıkmıştı. İlkadım İlçesi'nde birçok antik mezar buluntularına da rastlanmıştı. Son günlerde Saathane Meydanı'nda yapılan çalışmalarda, toprak yüzeyinin yaklaşık 1 metre altında bulunan 2 metre genişliğindeki duvarlar da bu anlamda tüm yetkililerin ve turizmcilerin yoğun ilgisini çekti. Şu an Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Samsun Müze Müdürlüğü denetiminde yapılan çalışmalar sonuçlandığında kuvvetle muhtemeldir ki; Amisos antik kenti kale duvarlarıyla karşılaşacağız. 3 Ağustos 1869 tarihinde meydana gelen Büyük Samsun yangınında, dış kale surları içerisindeki Taşhan, Bedesten ve yüzlerce ahşap ev çok büyük zarara uğramıştı.'Mustafa Yavuz, devam eden Saathane Meydanı Projesi kapsamında, bu eserlerin restore edilerek kullanıma açılmasının planlandığını söyledi. Yavuz, şöyle konuştu:'Kale surlarının halen bulunan ve çalışmaların devamında bulunacak yeni bölümlerinin bu proje kapsamına alınması kaçınılmazdır ve Samsun turizmine önemli katkılar sağlayacaktır. 1640 yılında Samsun'a gelen ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde kaleyi 'Çevresi 5 bin adım, 70 kulesi, 2 bin mazgalı ve kapısı ile leb-i deryada şadadi bina bir sengin abad idi' sözleri ile anlatmış cami, hamam ve muhtasar bir çarşıya sahip kalenin sağlam ancak harap bir halde olduğunu yazmıştı. 5 bin adımlık bu kaleden bulunacak her kalıntı bizim için çok değerli.'Yaprak Koçer, DHA
5 Bin Yıllık Antik Kentte Yok Olma Tehlikesi
Van Gölü sahilindeki 5 bin yıllık antik kentin, koruma altına alınmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı belirtildi.Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 bin yıl önce yerleşim alanı olarak kullanılan ve bir dönem Doğu Anadolu Bölgesi'nde hüküm süren Urartu Krallığı'na da ev sahipliği yapan Van Gölü sahilindeki antik kentin, 1986 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescillendiğini anlattı.Günümüzde bir bölümü toprak altında, geri kalanı ise gölün içinde bulunan antik kentin, bir şehir ve yerleşim biriminin bütün izlerini bünyesinde barındırdığını vurgulayan Demirtaş, Tatvan'ın tarihini yansıtan alanın, kaçak kazı yapanlardan ve ticar emelleri için kullanmak isteyenlerden korunması gerektiğini söyledi.
Yaşayan En Büyük Ressam ve Sanatın Çirkin Yüzü (Sanat Ne Anlatır 7)
Sanat Ne Anlatır ? Sorumuzun bu 7. bölümünde dikkatlerinizi bir sanatçıya yoğunlaştırmak istiyorum.Sanat genelde göze güzel gelen şeylerin görselleştirilmesi olarak algılanmaktadır.Onları duvarımıza asmalı, baktığımızda içimizi açmalı gülümsetmeli ve bizi günlük streslerden uzaklaşmasını bekleriz.Sanatı dekorasyon nesnesi olmaktan öte göremeyişimizden kaynaklıdır bu.Ancak sanat tarihinde yer edinmiş hiç bir sanatçı bu anlayışa uygun eser üretmemiştir. Sanat bir silahtır Picasso'ya göre.Yada birazdan değineceğimiz sanatçımıza göreyse, tüm çıplaklığı ile insanı dehşete düşürmede kusursuz bir yol, bir yöntemdir...
Hasan Sabbah ve Haşhaşiler Hakkında Bilinmeyenler
“Hiçbir şey doğru değildir.Böylece her şey serbesttir.”Hasan SabbahŞeytani bir zekaya sahip olana Hasan Sabbah din adamlarının yalancı olduğunu savunur. Ona göre; kitleler her zaman belirsizliklerden korkarlar ve bu yüzden acık bir yalanı, ulaşılmaz gerçeklere yeğ tutarlar.
Çanakkale Zaferinin 100. Yılında Çanakkale Efsaneleri
Uğurluel, karşılıklı siperlerin yaklaşık 8 metre olduğu Bombasırtı'nda, Türk ve Anzak siperleri arasındaki karşılıklı alışverişlerden de bahsetti. Talha Uğurluel, 'Gece karanlık çökünce savaş duruyor. Aradaki mesafe 8 metre. Aralarındaki her hareketi hissedebiliyorlar. Avustralya - Yeni Zelandalıların bulunduğu siperde gece gitar çalıyorlar, bizimkiler de dinliyorlarmış. Şarkı bitince bazen bizimkiler alkış tutarlarmış. Karşı taraftakiler de tabii şaşırır. 'Bunlar ne biçim insanlar' diye. Bazen de bizim askerimiz bir türkü patlatıyor, karşı taraftan alkışlar. Burada manidar olan şu. Türkü okunuyor, alkış yapılıyor, bazen de istek yapılıyor. Kağıda yazıyorlar, taşa sarıp bu tarafa atıyorlar. Bizimkiler alıp okuyor, 'Dün akşam söylediğiniz o güzel şeyi tekrar söyler misiniz?' Bizimki bir daha okuyor, yine alkışlar. Aradan birkaç gün geçiyor, istek yaptıkları halde Türkü okunmuyor. Anzak tarafından bir kağıda yazıp atıyorlar; 'Kaç gündür istediğimiz halde, o güzel şeyleri neden söylemiyorsunuz?' Bizimkiler alıp okuyorlar, sonra, 'Çünkü siz, 3 gün önce o güzel sesli askerimizi vurdunuz' yanıtını yazıp atıyorlar' şeklinde konuştu.Siper arasında sadece türkülerin değil yiyeceklerin de paylaşıldığını anlatan araştırmacı yazar Basri Sütlü, 'Yakın siperlerle alakalı bir Fransız hatırası var yine kaynaklarda yer alan. Bir gün Fransızlar, bizim siperlerin olduğu yere bazı 'mundar' şeyler diye adlandırılan bir şeyler atıyorlar. Artık ne attılarsa alay etmek için. Fakat bizim askerimiz, karşılığında mendil içerisinde ceviz, kuru üzüm sarıp onu atıyorlar. Tabii Fransızlar mahcup oluyor. Bu sefer peksimet türü şeyler atıyorlar. Hatıralarda, 'Bir daha o siperden bize ateş edilmedi' yazıyor' ifadelerini kullandı.