'Hükümet Aciz Kaldı' Söylemleri Doğru mu? 17 Ağustos 1999 Depreminde Ecevit Günlerce Bölgeye Gitmedi mi?
Türkiye'nin jeopolitik konumu yıllarca Milli Eğitim sisteminin temelini oluşturdu. Bu konum ülkemize birçok avantaj kazandırırken, birçok dezavantajı da vardı. En büyük sorunlarından biri fay hatları üzerinden olan bir coğrafya olmasıydı. Bu da yaşanan şiddetli depremlerin yıkımını yönetimler, siyasetçiler ve özellikle iktidarlar için zorlaştırıyordu. 6 Şubatta 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde 9 saat arayla aynı bölgede olan iki büyük depremle mücadele ediyoruz. Deprem arama ve kurtarma çalışmalarında enkazda yaşayan kimse olup olmadığını anlamak için ekiplerin 'Sesimi duyan var mı?' diye bağırması Türkiye 24 yıl önce sembol olmuştu. En son 17 Ağustos 1999'da bu şiddet ve büyüklükte bir depremle karşılaşılan Türkiye'de o dönem ile ilgili söylenenlerin ne kadarı gerçek bakmak istedik.
Depremleri Gerçekleşmeden Öngörmek Neden Bu Kadar Zor?
Merkez üssü Kahramanmaraş olan ve diğer 9 ilimizi de etkileyen deprem, tüm ülkeyi yasa boğdu ve derinden sarstı. Peki bu depremi öngörmek zor muydu? Depremi gerçekleşmeden önce öngörmek neden bu kadar zor? Anlattık. 👇
Orta Çağ’dan Cumhuriyet’e Gecelerin En Işıltılı Hali: Balolar
“İyilik perisi, mutfakta duran bal kabağını arabaya, etrafta dolaşan birkaç fareyi de soylu atlar ve uşaklar haline getirdi. Külkedisinin üzerindeki eski ve yırtık giysileri de tek dokunuşla çok güzel bir kıyafete dönüştürdü. Son olarak Külkedisi’ne bir çift camdan ayakkabı vererek, haydi hemen baloya git, dedi.”Ülkemizde de hemen her çocuğun bildiği bu masalın kökeni Orta Çağ’a kadar gidiyor. Demek ki balolar tarihinin başlangıcı en az bin yıllık. Balo İtalyancada “ballo”dan geliyor. Danslı ve özel giysili gece eğlencesi demek. Onun da kökü Latincedeki “ballare” (dans etmek) fiili. Zaman içerisinde çeşitlenerek ışıltısını hep sürdürdü. Mezuniyet baloları, maskeli balo, kıyafet balosu gibi farklı konseptlerle zenginleşti.
Bilim İnsanları Yarı Canlı 'Cyborg' Hücreleri Yaratmayı Başardılar!
Bilimin gelişmesi bize evrenin en uzak ve derin kapılarını araladığı gibi, en küçük yapı taşlarına bakabilmemizi de sağlamaktadır. Bu küçük yapılar insanlarının ve canlıların içinde bulunan organik parçalara kadar indirgenebilir. Biz de bu yazımızda bu konudan bahsediyoruz.