Denizli’nin Çivril ilçesinde bulunan Beycesultan Höyüğü’nde yapılan kazılar sonucunda yeni bir yerleşim yeri ortaya çıkarıldı. 5 bin yıllık bir geçmişe sahip olan yerleşimde bulunan iskelet ve toprak kaplarının şu ana kadar literatüre girmediği belirlendi.
Metroda en çok yaşanan kazalardan biri raylara düşmek ve o kaçınılmaz sonu yaşamak. Japonya’da 2013 yılında bu sebeple yaşamını yitiren 221 kişi kaydedilmiş. Ölenlerin yüzde 60’ının ise alkollü olduğu tespit edilmiş. Dünyanın en büyük ve en kalabalık metro ağlarından birine sahip olan Japonya, benzer olayların önüne geçmek için önemli bir güvenlik önlemi almaya hazırlanıyor.
Antalya'da yüzde 80'lere ulaşan nem kentin üstüne sis bulutu gibi çöktü. Lara'dan Beldibi sahillerine uzanan geniş bir seyir imkanı sunan kentin 618 rakımlı terası Tünektepe'den nem bulutları izlendi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Mimar Sinan tarafından 442 yıl önce inşa edilen Büyük Piyalepaşa Cami'nin önünde bulunan bostana inşa etmek istediği yeraltı otoparkına Koruma Kurulu'ndan durdurma kararı çıktı.
Instagram'da daha iyi bir fotoğraf çekmeniz için yaşam fotoğrafçısı Nanette Wong sizler için hazırladığı bu videodan ipuçlarını kapıp, uygulamaya geçebilirsiniz. Önemli olan noktalar; çekim açısı, doğal ışık kullanımı, kare çekim ve düzenleme. Türkçe alt yazı seçeneğini açarak detayları daha iyi anlayabilirsiniz.
Bingöl'de PKK'lı teröristlerin yola önceden döşedikleri patlayıcıyı infilak ettirmeleri sonucu şehit olan 3 askerin cenazeleri, gözyaşları eşliğinde memleketlerine gönderildi. Hakkari'nin Şemdinli ilçesindeki çatışmada şehit olan komiser Ahmet Çamur için ise Trabzon Havalimanı'nda tören düzenlendi.
Simit veya tercihe göre gevrek nam gıda, her öğünün sevilen simalarından... Gelin görün ki çeşitli tartışmalara da gebe bu yuvarlacık bir nefaset fışkiyesi! Bu tartışmalarda başı çeken madde elbette ki “gevrek mi, simit mi?” sorunsalı… Şöyle ki:
Derin denizleri keşfetmek, karışık olduğu kadar, aynı zamanda tehlikeli bir çaba gerektirmekte. Bununla birlikte denizlerin dibinde yer etmiş şeyleri keşfetmek, her zaman insanoğlunun tutkularından biri olmuştur. 1715 yılında İngiliz mucit John Lethbridge, 18 metre derine inebilen ve 30 dakika kadar da orada kalabilen bir dalgıç elbisesi geliştirdi. 19. yüzyılın ortalarında ise su geçirmez olan metal dalgıç kıyafetleri kullanılmaya başlandı. Bu giysilerde kaskta bulunan boru yüzeyde kalıyordu ve böylece dalgıçlar nefes alabiliyorlardı. Fakat basınç yüzünden dalgıçlar çok derine inemiyorlardı.
İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, sanatçı Leman Sam ile ilgili davada kurbanın ibadet değil, bir gelenek olduğuna hükmettiği ortaya çıktı.Leman Sam, geçen yıl Kurban Bayramı'nda, sosyal medya üzerinden, 'Benim için IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır. IŞİD beni şaşırtmıyor.' şeklinde bir mesaj paylaşmıştı. Bu paylaşımı sebebiyle Leman Sam hakkında 'halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' suçundan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmış ve Sam, geçtiğimiz temmuz ayında hakkında açılan bu davadan beraat etmişti.İbadet değil gelenekKarar metnine ulaşan Cihan Haber Ajansı'nın aktardığına göre mahkeme kurbanın ibadet değil, bir gelenek olduğunu vurguladı. Kurbanın tarihin ilk dönemlerinden bu yana çeşitli toplumlar tarafından kullanıldığını hatırlatan mahkeme, kurban hakkında 'dini yaşam tarzları içerisinde yer edinmiş gelenektir' nitelemesini yaptı. Karar metninde şu ifade yer aldı: 'Dolayısıyla kurban geleneğinin bir dini değer olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Emine Leman Şenkan (Leman Sam) hakkındaki suçlama oluşmadığı için beraatine karar verilmiştir.' Şikayetçi Avukat Turgay Balaban, mahkemenin kararına tepki gösterdi. Avukat Balaban, 'Leman Sam'a beraat kararı veren mahkeme kurban ibadetini, ibadet olarak görmemiş. Kararında, 'İlkçağlardan beri var olan bir şeydir, dini değer değildir' ifadesini kullanmış. En ilginci hakimin, 'kurban dini bir değer değildir.' gerekçesi. Bu hakim içinde yaşadığı toplumun sanırım farkında değil.' diye konuştu. CHA
Yarın binlerce insanın yaşamını yitirdiği 17 Ağustos depreminin yıl dönümü ancak aradan geçen 16 yıla rağmen alınan önlemler yeterli seviyeye ulaşabilmiş değil. İstanbul’un deprem tarihini derleyen ünlü tarihçi Murat Bardakçı İstanbul’un her 250 yılda bir büyük bir deprem yaşadığını belirterek felaketin yaşanmasına birkaç sene kaldı uyarısında bulundu. Bardakçı, “250 senede bir mutlaka gelir ama şehri tek bir defa vurup gitmez, en az 40 gün devam eder!” dedi. İşte Murat Bardakçı’nın Habertürk Gazetesi için derlediği İstanbul’un deprem kronoloji:Marmara’nın geçmişini şöyle üstünkörü bir incelediğiniz takdirde Anadolu’nun kuzey taraflarında, özellikle de İzmit çevresinde bir deprem olduğunda sarsıntıların yavaş yavaş batıya uzanıp mutlaka İstanbul’u da vurduğunu ve İstanbul depreminin bir geldi mi günlerce devam etmek gibi yapışkan bir âdeti olduğunu görürsünüz. Ama asıl endişe vermesi gereken nokta, şehrin 15 asırdan buyana her 250 senede bir onbinlerce can almış sarsıntılara kurban gitmesidir! Meselâ 1509’daki felâketi 1766’da yaşanan bir başka büyük felâket takip etmiş, sonra 1999 depremi gelmiştir. Bu deprem asıl büyük İstanbul depreminin habercisidir, 250 senelik limitin dolmasına, yani eskilerin tâbiri ile “küçük kıyamet”in kopmasına şunun şurasında sadece birkaç sene kalmıştır.Bol keseden atıp tarihi biraz daha ileriye iteleyelim, sadece on-on beş sene! Bugün bu sayfada, deprem konusunda Türkiye’nin en önde gelen bir uzmanından, arkadaşım Prof. Celâl Şengör’den aldığım bir fotoğrafı yayınlıyorum...Fotoğraf, Prof. Şengör’ün 1999 depreminden birkaç sene sonra Marmara’nın yüzlerce metre altında yaptığı araştırmalar sırasında çekilmiştir ve görünen kabarcıklar, denizin dibindeki yırtıklardan, yani faylardan sızan gazlardır.Sonuncusunu bundan 16 sene önce yaşadığımız ama neredeyse tamamen unuttuğumuz büyük felâketin, yani Marmara’yı her 250 senede bir altüst eden âfetin çok daha da büyüğü, işte bu gazların çıktığı yerden gelecek!Asırlar öncesinden buyana devam eden felâketlerin kronolojisini yine bu sayfadaki kutuda okuyup korkabilirsiniz...Deprem derdinin 2 bin senedir kayıtlı olan belâlar kronolojisiAşağıdaki bilgileri devletin 1952’de yaptığı resmî bir yayından, İstanbul Üniversitesi Jeoloji Enstitüsü’nden Nuriye Pınar ile Bayındırlık Bakanlığı’ndan Ervin Lahn’ın “Türkiye Depremleri İzahlı Kataloğu”ndan naklediyorum.Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Reisliği’nin yayınladığı kitapta Türkiye’de varlıkları o zamanlarda da bilinen faylar hakkında açıklamalar yapılıyor, deprem bölgeleri konusunda ayrıntılı bilgiler veriliyor ve “Türkiye Deprem Bölgelerinin Tarifesi” başlıklı bölümde 2 bin yıl öncesinden bugüne kadar yaşanan büyük depremler sıralanıyor...İşte, Marmara Bölgesi’nde Milâttan Sonra 29’dan bugüne kadar geçen 1986 sene boyunca yaşadığımız deprem maceramızın özeti:29: Marmara tarihten önceki zamanlarda da sallanmıştı ama tarihçilerin hakkında detaylı bilgi verdikleri ilk deprem Milâttan sonra 29’da oldu. Sarsıntının merkezi Gemlik Körfezi idi; İzmit, yani o zamanki adıyla “Nicomedia” ile yine o devirde “Nicea” denen İznik yerle bir oldu.1 Şubat 363: İstanbul’un etrafındaki geniş bir bölgede hissedildi ve zamanın Romalı tarihçileri hadiseyi “Bir felâket oldu” diye kaydettiler.434: İstanbul dört ay boyunca sarsıldı, deniz surlarının bir bölümü yıkıldı.26 Ocak 446: Sarsıntıdan şehrin bazı kapıları büyük hasar gördü ve deprem üç ay boyunca devam etti.25 Eylül 477: İstanbul 40 gün boyunca aralıksız sallandı. Bir sonraki yılın Eylül’ünde yeniden büyük bir deprem oldu ve şehrin meydanlarını süsleyen heykeller devrildi.15 Ağustos 553: İstanbul 40 gün boyunca tekrar sallandı. 554 yılının Temmuz ve Ağustos’unda da şehirde bir deprem fırtınası esti, Yedikule’nin etrafındaki surlar yıkıldı. Sarsıntılar tam bir yıl sonra yeniden geldi, bu defa kiliselerle surların geri kalan kısmı yerle bir oldu ve Marmara’da patlayan dev dalgalar şehrin iç kısımlarına kadar ilerledi. Aynı günlerde İzmit de sarsıldı ve baştan başa yıkıldı.Ekim-Kasım 557: Bu defa yeraltı gürültüleri, şiddetli bir fırtına ve yağmurla gelen deprem günlerce devam etti. O devrin tarihçileri, “sarsıntıların şiddetinden gökteki birkaç yıldızın bile yer değiştirdiğini” yazdılar.Ocak 1010: Ocak’ta başlayan sarsıntılar Mart’a kadar hiç kesilmedi. Depreme yeraltından yükselen korkunç gürültüler de iştirak etti ve bugün Fatih Camii’nin yerinde bulunan büyük kilise yerle bir oldu.1034 ilkbaharı: Şehir tam 140 gün boyunca beşik gibi sallandı. Binlerce evde ve kiliselerde büyük hasarlar oldu.18 Aralık 1037: İstanbul aralıklarla üç defa sarsıldı. Bu tarihten başlayarak 1040’a kadar şehirde dokuz büyük deprem oldu. İnsanlar yiyecek bulamadılar ve açlığın ardından salgınlar çıktı.23 Eylül 1063 veya 1064: İstanbul, Trakya’nın hemen hemen tamamı, Erdek ve İznik iki yıl boyunca sallandı.14 Eylül 1509: Artık Osmanlı’ya başkentlik etmekte olan şehir, bu defa 18 gün devam eden bir âfet yaşadı. Şehrin alçakta kalan mahallelerinde çok büyük hasarlar oldu, 109 cami ile 1070 ev yıkıldı. Kara ve deniz surlarıyla Topkapı Sarayı’nı çeviren duvarlar kısmen çöktü. O zamanın kayıtlarına göre 13 bin kişi can verdi ve sayısı bilinmeyen çok sayıda İstanbullu açılan yarıklara düşüp kayboldu.12 Haziran 1542: 40 günlük sarsıntılar yeniden geldi.1718’in yaz ayları: İstanbul üç gün boyunca cehennemi yaşadı. Yalı Köşkü ve etrafındaki binalar yıkıldı, Edirnekapı ile Yedikule taraflarındaki surlar yerle bir oldu. Birçok camiyle hamamın kubbeleri çöktü, sokaklar bina enkazlarından yürünemez hale geldi. 1719’un 5 Mart’ında gelen bir başka deprem ise 30 gün sürdü. Aynı senenin Mayıs’ında ise, bu defa İzmit tamamen yıkıldı ve sayılabildiği kadarıyla 1000 kişi can verdi.3 Eylül 1763: Sarsıntı altı gün devam etti, Fatih ve Bayezid camilerinin kubbelerini çökertti, sonra 23 Aralık’ta tekrar geldi. -23 Nisan 1766: İstanbul, tarihinin en büyük deprem serilerinden birini yaşadı. Merkezi Marmara Denizi olan ilk sarsıntı Çorlu ile Büyükçekmece’yi yerle bir etti. Şehir, Mayıs’ta yeniden sallandı ve birçok caminin kubbesi yıkıldı. O yılın sonbaharı hiç bitmeyen sarsıntılarla geçti. 5 Eylül’de İzmir harab oldu ve âfet 1767 Kasım’ında tekrar İstanbul’a döndü, Vezirhanı’nın ve Bayezid ile Fatih camilerinin kubbeleri çöktü. İstanbul’un yanısıra İzmir de bu tarihten sonra 28 yıl boyunca durmadan sallandı. Deprem fırtınasının son sarsıntısı 1795’in 29 Nisan’ında yaşandı ve şehir 15 Ağustos 1803’teki hafif depreme kadar yaralarını sarmaya çalıştı.10 Temmuz 1894: Şehir ardarda üç defa sarsıldı. Kapalıçarşı çöktü, Sirkeci rıhtımında 40 metrelik yarık açıldı, deniz suyu ısınıp kaynar hale geldi, suların kıyılardan açığa doğru çekildiği görüldü ve binlerce ev yıkıldı. Depremin artçıları aylarca devam etti ve Edirne’den Marmaris’e kadar uzanan geniş bir alanı haftalar boyunca salladı.17 Ağustos 1999: Yazmama lüzum yok, ne olduğunu hatırlıyorsunuz!Yazının tamamını okumak için tıklayınız..
İsveç'in Stockholm şehrinin işlek bir caddesinde gözleri bağlı kör bir müslüman diyor ki, 'Ben bir müslümanım ama o teröristlerden değilim, bana güveniyor musun? Ben sana güveniyorum!' Bakalım Stockholmlüler bu sosyal deneyde arkadaşımıza güvenmişler mi?
Bundan önce üç Pirates of the Caribbean filminde Will Turner karakterine hayat veren Orlando Bloom, serinin yeni filmi Dead Men Tell No Tales‘te de karşımıza çıkacak.BantMag'ın haberine göre, serinin beşinci filminde yer alıp almayacağı uzun süredir merak edilen Orlando Bloom’un, Johnny Depp, Javier Bardem, Kaya Scodelario ve Geoffrey Rush’la birlikte rol alacağı kesinleşti. Filme ilişkin detaylar ilk kez Disney’in D23 fuarında gerçekleşen Pirates of the Caribbean panelinde paylaşıldı.Espen Sandberg & Joachim Rønning’in yönetmenliğini üstlendiği filmde Jack Sparrow karakterini, Javier Bardem’in canlandırdığı Captain Salazar’a karşı mücadele ederken göreceğiz. D23 fuarında yapılan açıklamalara göre Sparrow, kendini kurtarabilmek için Poseidon’un Mızrağı’nın peşine düşecek.7 Temmuz 2017’de vizyonda olacak film, Pirates of the Caribbean serisinin en uzun arasının ardından gelmiş olacak. Bugüne dek iki film arasında beklenen en uzun süre dört yıl kadardı. Dead Men Tell No Tales, serinin dördüncü filmi olan On Stranger Tides‘ın tam altı yıl sonrasında vizyona girmiş olacak.BantMag
Çin'in kuzeyindeki liman şehri Tianjin'de meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlerin sayısı 112'ye çıktı. 85'i itfaiyeci 95 kişi ise halen kayıp. Patlamaya ilişkin ayrıntılar da belli olmaya başladı.Tianjin'de çarşamba akşamı meydana gelen patlamaya ilişkin ayrıntılar da belli olmaya başladı: Buna göre tehlikeli maddelerin saklandığı bir depoda meydana gelen yangına itfaiye müdahale etti. Depodaki mallarla ilgili yeterli bilgi verilmeyen itfaiye görevlileri alevlere su sıktı. Depoda bulunan kimyasal maddeler zehirli gaz saçarak ve patlamayla suya tepki verdi. Depolarda sodyum siyanürün dışında patlayıcı ve zehirli özelliklere sahip potasyum nitrat ve amonyum nitrat maddelerinin de bulunduğu belirtildi. Yangında 20'den fazla itfaiyeci hayatını kaybetti.Ayrıca: Devasa Patlamadan Sonra Harabeye Dönen Tianjin'den 33 Ürkütücü Kare
Bülent Ortaçgil’in söz ve müziği kendine ait 14 şarkıdan oluşan, 1974 çıkışlı klasikleşmiş albümü Benimle Oynar Mısın , tam 41 yılın ardından yeniden plak formatında basılıyor. Rainbow45 Records tarafından yenilenmiş tasarımıyla satışa sunulacak olan plak, 180 gr. ağırlığı ve açılır kapağıyla arşivlerimizde yerini alacak.
Tunceli'nin 14 bölgesinin 'özel güvenlik bölgesi' ilane edilmesi ve vatandaşların bölgelere girişlerinin yasaklanmasının ardından kentte incelemelerde bulunan CHP heyetinin raporunda 'özel güvenlik bölgelerinin' yerleşim yerlerinin dışında ilan edilebileceğinin yasada belirtilmiş olmasına karşın kentte bu kurala uyulmadığına işaret edildi.CHP, Tunceli Valiliği'nin ilde 14 bölgeyi özel güvenlik bölgesi ilan etmesi üzerine, bölgeye heyet göndererek rapor hazırladı.CHP Basın Birimi'nden yapılan açıklamada, Tunceli Valiliği'nin ilde 14 bölgeyi özel güvenlik bölgesi ilan etmesi üzerine CHP Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Levent Gök başkanlığında oluşturulan heyetin hazırladığı rapor kamuoyuna duyuruldu.Gök'ün başkanlığında, İstanbul Milletvekili Ali Özcan, Ankara Milletvekili Nihat Yeşil, Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'dan oluşan heyet, 7 Ağustos 2015'te başta Tunceli Valisi Osman Kaymak olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve Tunceli halkı ile görüşmeler yaptı.Hazırlanan raporda, görüşmelerden elde edilen sonuçlar ve kente ilişkin genel değerlendirmelere yer verildi. Raporun sonuç bölümünde, Tunceli Valiliği'nin 14 bölgeyi özel güvenlik bölgesi ilan eden kararının dayanağı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu ile Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yönetmeliğinin çelişkili olduğu ileri sürülerek, yönetmeliğin Valiliğe geniş bir yetki verdiği belirtildi.Raporda, 'Bakanlar Kurulu ve TBMM'de dahi olmayan bu yetkiyle, son derece basit ve yetersiz bir karar alma süreciyle valilere temel hak ve hürriyetleri durdurma yetkisi veren bu kararın açıkça Anayasa'ya aykırı olduğu' savunuldu.'Tunceli bakış açısı değişmeli'Terörle etkin bir mücadelenin gerekliliğinin tartışmasız olduğu vurgulanan raporda, bunun yanında devletin terör ortamına zemin hazırlayan olumsuz koşulları, demokrasi insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde ortadan kaldırması gerektiğine işaret edildi.Yöre halkının, terörden ve devletin baskısından bunaldığı ve bıktığı belirtilen raporda, 'Yöre halkı, terörden ve devletin baskısından bunalmış ve bıkmıştır. Herkes Tunceli'de terör örgütlerinin silah bırakmasını, devletin Tunceli'ye bakış açısının değişmesini istemektedir. Yerel halk 1994 sürecinde yaşadığı sendromu üzerinden atamamış, kaos, korku ve tedirginlik içindedir. Geleceğe güvensizlik üst düzeydedir. Yerel yöneticilerin halkın endişelerini giderecek tavırlar sergilemesi gerekmektedir' ifadesi kullanıldı.'Üreticinin mağduriyeti artacak'Raporda, Valiliğin 'özel güvenlik bölgesi' ilan edilen bölgelerdeki vatandaşlardan 4 Ağustos 2015 tarihine kadar köylerini boşaltmalarını istediği, buna karşılık tarım, hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerini sürdürecekleri alternatif alanlar göstermediği öne sürüldü. Bu durumun yurttaşların ve ayrıca Tunceli ilinin hayvancılık ve arıcılığına büyük bir darbe vuracağı bildirildi.Yöre halkının, yerlerini terk etmeyeceklerini yetkililere ilettikleri ifade edilen raporda, bu nedenle can güvenliği sorununun da bulunduğu vurgulandı.Özel güvenlik bölgesi ilan edilen alanların tümünün köylülerin tarımsal faaliyet yürüttüğü alanlar olduğu kaydedilen raporda, coğrafi yapının zorluğu göz önüne alındığında meralarını 15 günlüğüne de olsa boşaltmak zaten büyük bölümü bankalara borçlu bulunan üreticilerin mağduriyetlerini kat kat artıracağı savunuldu.Raporda, bu bölgelerde üretilen süt, yoğurt, peynir gibi organik ürünlerin, özel güvenlik bölgesi uygulaması ile zamanında pazara ulaşamayacağı, ürünlerin pazar değerini kaybedeceği, köylülerin zaten kısıtlı olan bu gelirlerinden de mahrum kalacağı aktarıldı.Bölgedeki arı üreticilerinin durumunun daha da zor olduğu vurgulanan raporda, arılar için sağım zamanı olması nedeniyle arıların yer değiştirmesinin şu anda mümkün olmadığına işaret edildi. Bölgede 80 dolayında arı yetiştiricisinin ve yüzlerce kovanın bulunduğu dikkate alınırsa, bunun büyük bir ekonomik kayıp anlamına geldiği aktarıldı.'Yangınlar tedirginlik yaratıyor'Raporda, havadan ve karadan yapılan bombalamaların bölgedeki ormanlara büyük zararlar vereceği, birçok bitki ve hayvanın yaşam alanları yok ederek, bu bölgedeki bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetinin tamamen biteceği ileri sürüldü.İlde son zamanlarda çıkan orman yangınlarının da bir başka tedirginlik kaynağı olduğu belirtilen raporda, turizm açısından son yıllarda ivme kazanan ilde festivallerin iptal edildiği, inanç merkezlerine ziyaretlerin durduğu, rezervasyonların iptal edildiği, bu durumun da şehrin ticari hayatına büyük bir darbe vurduğu kaydedildi.Sputnik News