Sayıklayanların Madalyaları
Hep aynı gözlerle bakıyorsun dünyaya.
Kaç yaşına gelirsen gel, bedenin, şeklin nasıl değişirse değişsin ayn görüyorsun dünyayı, kendi gözlüklerinle, kendi filtrelerinle.
Ufak değişiklikler olsa da, ağzının tadı, yüreğinin ısısı aynı.
Pencere eskidi belki, manzara değişti bir ölçüde ama sen aynı tazelikte ya da aynı köhnelikle…
O hiç değişmeyen duyguyla bakıyorsun. Ve ona bir isim koyuyorsun “ben” diye.
Üzerinden atamıyorsun, uzaklaşamıyorsun, unutmaya çabalıyorsun belki ama bir yerde boyun eğiyorsun o “ben”in ağız kokusuna…
Dişlerinin arasındasın, ufak ufak sindiriliyorsun, her an biraz daha. Ve buna da dönüşüm diyorsun. Yorgunluk diyorsun. Olgunluk diyorsun.
Düpedüz bir yitme halini taçlandırıp bir şifre gibi diğerlerinin olduğu dünyanın kapısını açan, bir parola gibi söylüyorsun.
“Ben de sizdenim.”
“Yitip yenilmişlerden…”
Ama biz buna “olgunluk” diyoruz.
“Ben” dediğine verdiğin savaştan yenik düştüğünde aldığın bu teselli madalyası, yaşamın boşa çıkardıkları bölümünde yerini hazırlıyor.
Aynı pencerenin önünde aynı manzaraya bakıyorsun.
Gözlerin aynı görüyor herşeyi, daha dinginsin belki.
Savaş bitmiş, sadece senin cephende...
Yenilmemiş olmayı aklının en ardından sessiz yürüyen bir hırsız gibi geçiriyorsun, şimdi çatışmaya gerek yok, susuyorsun..
“Ben” dediğinin fısıltıları eşliğinde izlemeye devam ediyorsun pencerenden görüneni..
Bir farenin tükürüğü gibi ben dediğinin fısıltıları, dinledikçe yarıya indiriyor göz kapaklarını, içi hareketsiz bir sakinlik.
Sanki dünya hoplasa yerinden sen bakarsın, yarı anlamaz ya da anladığıyla ne yapacağını bilmez hatta düşünmez halde. Buna da “dinginlik” diyorsun, olgunluktan sonra verilen ikinci madalya. Takıyorsun usulca yakana…
Madalyaların çoğaldıkça anlıyorsun yaşamın dışına bir adım daha çıktığını, merkezde yanan ateşin odun kokusundan uzaksın şimdi.
Her vazgeçişin yuvarlak kurdelalı bir metalle kutlanıyor.
Belki de sen bu “işaretlenmeyi” kutlama sanıyorsun.
Öyle dedi senden öncekiler kulağına, “ben” dediğin de diğerlerinin “ben” leri ile aynı anda konuşuyor zaten.
Kocaman bir koro, nereye gitsen kimin içine dalsan hep aynı ses, aynı sayıklama…
Uyuyorsun, rehavetten, yılgınlıktan, hissizleşmeden gelen buz üzeri uykusu gibi bir uykuda.
Uyan diyen sesleri duysan da, bu kelime de artık diğer her şey gibi bir sayıklama içinde.
Tepki vermiyorsun.
Ne söyleseler kalkarsın o uykudan onu da bilmiyorsun, en azından uyuyorsun buna da “huzur” diyorsun.
O anda kurdelalı bir metal daha iliştiriliyor yakana, sen yerinden bile kalkmıyorsun.
Zamanlar boyunca aradığın huzurun bu olmadığını şimdi biliyorsun, belki o zaman kandırıldığını anlıyorsun ve aradığın suçlunun sayıklayan “ben” olduğunu…
Pencereden bakmaya devam ediyorsun şimdi, kulağında sayıklamaların, manzara aynı, dışarıya bakan aynı.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

