article/comments
article/share
Haberler
Her Şehrin Kendi Hikayesini Anlatacak Bir Kaleme İhtiyacı Vardır!

etiket Her Şehrin Kendi Hikayesini Anlatacak Bir Kaleme İhtiyacı Vardır!

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Her şehrin kendi hikâyesini anlatacak bir kaleme ihtiyacı vardır.” Çok güzel söz doğrusu. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda Başkan Tahir Büyükakın’dan aldım sözü. Bu özel fuara niçin bu kadar özendiklerini anlatırken ifade ediyordu. 

Rehber kitaplar bir şehrin nerede olduğunu anlatır. Yerel yazarlar ise neden orada olduğunu. Duvarda üç saat olduğunu düşünün. Biri neredeyse hiç kıpırdamıyor. Biri yavaş yavaş, mevsimler gibi dönüyor. Üçüncüsü deli gibi tıkırdıyor, saniyeler birbirini kovalıyor.

Fransız tarihçi Fernand Braudel tarihi böyle okumayı önermişti. Dağların, denizlerin, iklimin neredeyse durağan “uzun süre”si. Ekonomilerin ve toplumların yavaş dalgalanan zamanı. Bir de savaşların, antlaşmaların, kralların hızlı “olay zamanı”. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın bilgi notunda Braudel’in adını görünce sevindim. Çünkü fuar tarihi sadece büyük olaylar üzerinden değil, onları hazırlayan coğrafi, ekonomik ve kültürel şartlarla birlikte okumaya çağırıyordu. Bu yılın teması “Romanların ve Hatıratların İzinde”ydi. Bence bu üç saati aynı anda işletebilen en iyi tür roman. Bir karakterin hayatına hem dağı hem pazarı hem de savaşı sığdırabiliyor. Hatırat ise o hızlı saatin içinden, tanığın nefes nefese tuttuğu notları getiriyor.

Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı bu yıl bu meseleye ayrı bir yer açtı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen KÜDEP, yani Kültürel Değerler Destek Projesi, fuarda tanıtıldı. İlk adım, yerel yazarların henüz yayımlanmamış edebî eserlerine dijital telif desteği sağlamak. Fuarın kültür yayınları arasında Yılmaz Dalgalan’ın İzmit’i anlatan şehir romanı “Aslı Gibidir” de vardı, Kocaeli’nin spor hafızasını kayda geçiren kitaplar da. Burada dikkatimi çeken şu: Fuar, uluslararası konuklar ve tanınmış yazarlarla dolu bir programın içinde kendi şehrinin seslerini unutmamış. Bence bir kitap fuarını gerçekten değerli kılan şey de bu. Dünyaya açılırken kendi kapısının önünü süpürmek. Şimdi yeni bir sesi dinleme vakti. Röportajımız sizinle.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Hocam, akademik hayatınızı ekonomik krizler ve kriz yönetimi üzerine kurdunuz; yani tarihe çoğu zaman rakamların, grafiklerin içinden baktınız. Peki rakamların bittiği yerde edebiyat devreye girdiğinde tarih size nasıl görünüyor? Bir iktisatçının gözüyle 'tarihin edebiyatı' ne demek?

Hocam, akademik hayatınızı ekonomik krizler ve kriz yönetimi üzerine kurdunuz; yani tarihe çoğu zaman rakamların, grafiklerin içinden baktınız. Peki rakamların bittiği yerde edebiyat devreye girdiğinde tarih size nasıl görünüyor? Bir iktisatçının gözüyle 'tarihin edebiyatı' ne demek?

Peygamber efendimiz 'İktisada riayet eden kimse, fakir olmaz.'  İktisat ve istatistik bize tarihin iskeletini verir; enflasyonu, üretim miktarlarını, savaşların maliyetini söyler. Ancak o iskelete et ve ruh giydiren şey edebiyattır. Bir iktisatçı olarak 'tarihin edebiyatı', rakamların arkasındaki insani dramı, toplumun hissettiği umudu, çaresizliği ve ruh halini anlamak demektir. Kriz tabloları bir dönemin ne kadar zor geçtiğini gösterir ama insanların o zorlukla nasıl baş ettiğini bize ancak romanlar ve hatıratlar anlatabilir.

Bir tarih kitabı ile tarihî bir roman arasında okur olarak siz nerede duruyorsunuz? Bir dönemi size gerçekten anlatan, 'işte o zaman böyle yaşanmış' dedirten bir roman ya da hatırat hangisi oldu?

Tarih kitabı olguları ve kronolojiyi sunar; tarihi roman ise o olguların içinde yaşayan insanın duygusunu hissettirir. İkisi birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Benim için dönemin ruhunu en derin hissettiren eserlerden biri Tarık Buğra'nın 'Küçük Ağa'sı ve Kemal Tahir'in 'Yorgun Savaşçı'sıdır. Milli Mücadele döneminin insani boyutunu ve çelişkilerini o eserlerde okuduğunuzda tarih canlı bir gerçekliğe dönüşür.

Fuarın açılışında 'Dil, soyut vatanımızdır' dediniz. Bu cümle bir belediye başkanının ağzından çıktığında somut bir politikaya nasıl dönüşür? Kocaeli'de Türkçeyi, şehrin dilini ve yerel ağızları korumak için neler yapılıyor?

Fuarın açılışında 'Dil, soyut vatanımızdır' dediniz. Bu cümle bir belediye başkanının ağzından çıktığında somut bir politikaya nasıl dönüşür? Kocaeli'de Türkçeyi, şehrin dilini ve yerel ağızları korumak için neler yapılıyor?

'Dil soyut vatanımızdır' ifadesi bizim kültür belediyeciliği anlayışımızın nirengi noktasıdır. Bu anlayış somut politikaya şöyle dönüşür: Şehir estetiğinde Türkçenin doğru kullanımını teşvik etmek; Kocaeli'nin yerel sözvarlığını ve tüm kent kültürünü içeren 'Kocaeli Kent Kitaplığı' yayınlarını büyütmek; kütüphanelerimizde ve gençlik merkezlerimizde dil bilincini artıracak okuma-yazma atölyeleri düzenlemek.

Kocaeli'nin geçmişini 'dumanlı, kirli, sevimsiz bir sanayi şehri' diye anıp bugün yaşanabilir şehirler arasında olduğunu söylüyorsunuz. Bir şehrin hafızası da yeniden yazılabilir mi? Çoban Mustafa Paşa sempozyumları gibi yerel tarih çalışmaları bu dönüşümün neresinde duruyor?

Bir şehrin hafızası silinmez ama algısı ve kimliği yeniden inşa edilebilir. Kocaeli sadece fabrika bacalarından ibaret bir sanayi kenti değildir; Nicomedia'dan Osmanlı'ya uzanan köklü bir tarih ve kültür mirasıdır. Çoban Mustafa Paşa sempozyumu gibi çalışmalar, bu şehrin kadim ruhunu ortaya çıkarma çabasıdır. Sanayi üretimiyle ekonomiye katkı sağlarken, kültür ve tarih yatırımlarıyla kentin kimliğini zenginleştiriyoruz.

Valimiz İlhami Aktaş, çocuklara harçlıkla birlikte kitap da verilmesini önerdi. Bir şehirde okuma kültürünü kalıcı kılmak için fuarın dışında, yılın geri kalan on bir ayında neler yapıyorsunuz? Kütüphaneler, mahalle okumaları, çocuk programları nasıl ilerliyor?

Valimiz İlhami Aktaş, çocuklara harçlıkla birlikte kitap da verilmesini önerdi. Bir şehirde okuma kültürünü kalıcı kılmak için fuarın dışında, yılın geri kalan on bir ayında neler yapıyorsunuz? Kütüphaneler, mahalle okumaları, çocuk programları nasıl ilerliyor?

Fuar bizim için bir hasat mevsimidir ama ekim işlemi yılın 365 günü sürer. Kocaeli genelinde Kılavuz Gençlik Merkezlerimiz, kütüphanelerimizle kesintisiz bir okuma ekosistemi kurduk. Yıl boyunca yazarlarımızı okullarda öğrencilerle buluşturuyor, okuma kulüpleri kuruyor ve çocuk kütüphanelerimizi yaşayan mekânlar haline getiriyoruz.

Yoğun bir yöneticilik temposunun içinde kendi okuma saatinizi nasıl koruyorsunuz? Ve şunu merak ediyorum: Bir gün bu yılların hatıratını yazmayı düşünür müsünüz; yazarsanız ilk cümlesi ne olur?

Okumak benim için bir lüks değil, zihni berrak tutan hayati bir ihtiyaçtır. Gün ne kadar yoğun geçerse geçsin, gece uyumadan önce mutlaka en az 30-45 dakikamı kitaba ayırırım. Bir gün bu yılların hatıratını yazarsam ilk cümlesi muhtemelen şu olurdu: 'Bu şehirde hizmetle geçen her gün, taşın altına elini koymaktan öte, bir milletin geleceğine harç koyma sevdasıydı.'

Konu, Kocaeli Kitap Fuarına Geldi!

Konu, Kocaeli Kitap Fuarına Geldi!

2009'da 50 bin ziyaretçiyle başlayan yolculuk bugün 515 yayınevi ve bin altmış beşi aşkın etkinlikle Türkiye'nin en büyük kitap fuarlarından birine dönüştü. Önümüzdeki yıllarda fuarın uluslararası kimliğini nasıl büyütmeyi planlıyorsunuz?

50 bin ziyaretçiden 1 milyonu aşan bir okur kitlesine ulaşmak Kocaeli halkının kitaba olan aşkının kanıtıdır. Fuarımızı uluslararası alanda daha güçlü kılmak için küresel yazarları, tarihçileri ve düşünürleri ağırlamaya devam edeceğiz. Önümüzdeki yıllarda farklı ülkeleri 'onur konuğu ülke' olarak davet etmeyi, çeviri atölyeleri ve telif marketleri kurarak Kocaeli'yi bölgesel bir edebiyat köprüsü haline getirmeyi hedefliyoruz.

Bu yılın teması 'Romanların ve Hatıratların İzinde', onur konuğu ise Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar. Bu tema ve bu isim nasıl belirlendi? Ağaç dallarına asılan kitaplar geleneği nasıl doğdu?

Temamız; cumhuriyetimizin ve kentin hafızasına mercek tutmak amacıyla Danışma Kurulumuzca belirlendi. Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar Hocamız ise hem iktisat tarihine katkıları hem de İzmit'te yaşaması sebebiyle onur konuğumuz oldu. Ağaçlara kitap asma geleneği ise 'kitabın doğallığını ve ulaşılabilirliğini' simgeleyen özgün bir fikirdi. En unutamadığım an; bir çocuğun sabahın ilk ışıklarında koşa koşa ağaç dalındaki kitabı toplayıp gözlerindeki ışıkla annesine sarıldığı andır.

Bitirriken

Sohbetten sonra şunu düşündüm. Kaç şehir kendi hikâyesini kendi yazarlarına anlattırıyor? Kaç belediye bir yazarın çekmecede bekleyen dosyasını önemsiyor? Buradan şunu çıkarıyorum: Kültür yukarıdan aşağıya inmiyor, aşağıdan yukarıya büyüyor. Bir mahallede, bir okulda, bir yerel gazetenin köşesinde. Kocaeli bu kökleri sulamayı seçmiş. Umarım bu örnek başka şehirlere de yayılır. Konuğuma bu sohbet için teşekkür ederim. Anlatılmayı bekleyen o kadar çok hikâye var ki. Yeter ki dinlemeye niyetli olalım. Röportajı bitirirken kendimi bir arşivci gibi hissettim. Bir sesi kaydettim, bir düşünceyi kâğıda geçirdim. Kim bilir, belki yıllar sonra birileri bu satırları bu fuarın, bu dönemin küçük bir tanıklığı olarak okur. Bana ve okurlarıma güvenip anlattığı her şey için konuğuma teşekkür ederim. Tanık olmak bir sorumluluk. Tanıklığı kaydetmek de öyle. Fuarın bu yıl bize hatırlattığı şey belki de buydu: Her insan bir tanık. 

Her tanığın da anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var. Sizinki ne?

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam