Eski Gizli Servis Ajanı Size Yalan Söylendiğini Ele Veren 5 İşareti Açıkladı
Karşınızdakinin size doğruyu söyleyip söylemediğini anlamak için gözlerine bakmak yetmiyor. ABD Gizli Servisi'nde 25 yıl görev yapan ve teşkilatın en çok yalan makinesi testi uygulayan ajanlarından biri olarak bilinen Brad Beeler, yalanı ele veren işaretleri beş başlıkta topladı. Beeler'a göre asıl ipuçları beden dilinde değil, cevabın ne zaman ve nasıl verildiğinde saklı.
Kaynak: The Matthews Mentality Podcast
Başkanları koruyan ajan, kariyerini yalan yakalamaya adadı
Brad Beeler, ABD Gizli Servisi'ndeki 25 yılında baba George Bush'un koruma ekibinde yer aldı, sahte para çetelerinin peşine düştü ve sayısız sorgu odasında oturdu. Teşkilatta en fazla yalan makinesi testi yapan ajanlardan biri olarak anılan Beeler, emekli olduktan sonra bu deneyimini 'Tell Me Everything' (Bana Her Şeyi Anlat) adlı kitabında topladı.
Beeler'ın ilk uyarısı, yalan makinesinin sanıldığı kadar sihirli olmadığı. Ona göre insanlar makineyi değil, testi uygulayan kişiyi kandırmaya çalışıyor. Bu yüzden iyi bir sorgucu önce karşısındakinin normal halini tanıyor, sonra o çizgiden sapmaları takip ediyor. Beeler bu sapmaları akılda kalsın diye İngilizcede 'yalancılar' anlamına gelen LIARS kısaltmasıyla anlatıyor.
Basit bir soruya geç gelen cevap ilk alarm
Listenin ilk maddesi gecikme. Beeler, soruyu sorduğunuz an ile cevabın geldiği an arasındaki boşluğa dikkat çekiyor. Gerçekten yaşanmış bir olayı anlatmak, hafızadaki bir filmi geri sarıp oynatmak gibi; sahneler zaten orada duruyor. Uydurulan bir hikayede ise kişinin önce ayrıntıları kurması gerekiyor, bu da cevabı yavaşlatıyor.
'Dün akşam neredeydin?' gibi düz bir soruya uzun bir duraksamayla ya da 'Dün akşam mı? Hmm...' diye soruyu tekrarlayarak karşılık veriliyorsa, kişi zaman kazanmaya çalışıyor olabilir.
Ağız evet derken baş hayır diyorsa
Gecikmenin ardından gelen ikinci işaret uyumsuzluk. Kişinin söyledikleriyle bedeninin verdiği mesaj birbirini tutmuyorsa Beeler bunu ciddiye alıyor. 'Evet, tabii ki' derken başını hafifçe iki yana sallamak ya da 'Hiç kızgın değilim' derken dişlerini sıkmak buna örnek.
Burada önemli olan tek bir hareket değil, sözle davranış arasındaki çelişki. Kendinden emin bir 'hayır' ile ağızdan zorla çıkan isteksiz bir 'hayır' arasındaki farkı çoğumuz zaten sezgisel olarak hissederiz.
Konuşuyor ama soruyu cevaplamıyor
Üçüncü madde kaçınma. Beeler bunu 'cevap almak ama yanıt alamamak' diye özetliyor. Örneğin 'Parayı sen mi aldın?' sorusuna 'Ben yıllardır bu evde dürüstçe yaşıyorum' diye karşılık veren biri konuşuyor ama soruyu cevaplamıyor.
Konuyu değiştirmek, karakterini savunmaya geçmek ya da 'Sence ben öyle bir şey yapar mıyım?' diye soruyu geri yöneltmek de aynı kapıya çıkıyor. Beeler'a göre evet ya da hayır bekleyen bir soruya bu kadar dolambaçlı bir karşılık, üzerinde durulması gereken bir işaret.
Sorunun kendisine kızmak da bir işaret olabilir
Kaçınmanın bir adım ötesi direnç. Kişi sorunun kendisine kızıyor, sorulmasından bile rahatsız oluyor. 'Bunu bana nasıl sorarsın?', 'Demek bana güvenmiyorsun' gibi tepkiler bu gruba giriyor.
Elbette haksız yere şüphelenilen biri de bozulabilir. Beeler'ın dikkat çektiği şey, tepkinin soruyla orantısız olması ve cevabın yerini alması. Masum biri genellikle önce 'Hayır, almadım' der, kırgınlığını sonra dile getirir. Öfkeyle başlayıp cevaba hiç gelmeyen bir konuşma ise şüpheyi artırıyor.
Cevap soru gibi çıkıyorsa dikkat
Listenin son maddesi ses tonundaki değişim. Beeler, düz bir cümle olması gereken cevabın sonunun yükselip soruya dönmesini arabalardaki arıza lambasına benzetiyor: Yandığında mutlaka bakılması gereken bir uyarı.
'Eve dokuzda geldim' cümlesini sanki 'Eve dokuzda geldim?' der gibi bir tonla kuran kişi, farkında olmadan karşısındakinin bu cevabı kabul edip etmeyeceğini yokluyor olabilir. Kişi söylediğinden emin değilse sesi bunu ele verebiliyor.
Göz temasına güvenmek yanıltabilir
Beeler'ın belki de en şaşırtıcı uyarısı, çoğumuzun ilk baktığı yerle ilgili. Ona göre beden dili, doğruyla yalanı ayırmakta oldukça zayıf bir gösterge. Usta yalancılar rahat bir duruş sergileyebiliyor ve göz temasından kaçmıyor. Hatta Beeler, yalan söyleyenlerin bazen daha fazla göz teması kurduğunu söylüyor. Yukarı sola bakan kişinin hikaye uydurduğu yönündeki yaygın inanışı ise tamamen boş buluyor.
Bilim de bu konuda onu destekliyor. PLOS ONE'da yayımlanan bir çalışmada göz hareketleriyle yalan arasında bir bağlantı bulunamadı. Yüzlerce deneyi bir araya getiren bir analiz de insanların yalanı yakalamada ortalama yüzde 54 civarında isabet sağladığını, yani yazı turadan pek de iyi olmadığını gösteriyor. Beeler'ın tavsiyesi de bu yüzden net: Tek bir işarete bakıp karar vermek yerine kişinin normal halinden sapmaları birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın