Ayakları Yerden Kesilen Okur
Bazı davetler vardır, gittiğiniz yere değil, kalbinize açılan bir kapıya çağırır sizi. Kocaeli Kitap Fuarı'ndan gelen davet benim için öyle oldu. Yola çıkarken bir kitap fuarına gittiğimi sanıyordum; döndüğümde ise yanımda bir yüz, bir hikâye ve hâlâ boğazımda duran bir düğümle döndüm.
Fuarda kıymetli dostum Prof. Dr. Uğur Batı ile birlikteydik. Kongre Merkezi'nin koridorlarını omuz omuza dolaştık. Stantların arasında durduk, yayıncılarla sohbet ettik, kitapların kapaklarını okşadık, yazarlarla selamlaştık. Bir kitap fuarını bir dostla gezmenin ayrı bir tadı vardır; her rafın önünde bir anı, her kitabın kenarında yarım kalmış bir sohbet açılır. Dokuz gün boyunca o salonları dolduran kalabalığın arasında biz de iki okurduk, iki meraklı çocuk.
Bir Fotoğrafın Önünde Durduğum An
Sonra o fotoğrafı gördüm. Ekose kasketli, gözlükleri burnunun ucuna kaymış, lacivert hırkasının altına baklava desenli kazağını giymiş yaşlı bir adam. Geniş bir koltuğa yerleşmiş, beyaz kapaklı bir kitabı iki eliyle, sanki kırılacakmış gibi özenle tutuyor. Ve ayakları… Yerden kesilmiş, havaya kalkmış; eskimiş spor ayakkabılarının tabanları doğrudan bize bakıyor. Sanki kitabın içine öyle derin dalmış ki bedeni de peşinden gitmeye hazırlanıyor.
Saklamayacağım, o fotoğrafın önünde çok duygulandım. Bir süre bir şey söyleyemedim. Bana göre o eskimiş tabanlarda bir ömrün bütün yolları yazılıydı. Ve şimdi o ayaklar, bir kitabın içine girebilmek için yerden kesilmişti. Fuarın bütün uğultusu, anonslar, imza kuyrukları, çocuk sesleri bir anda kısıldı kulağımda; geriye yalnızca bir sayfanın çevrilme hışırtısı kaldı.
Fotoğrafı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden Aslıhan Ayva Tanyıldız (Grafik Tasarım ve Yapay Zeka Şefi) çekmiş. Fuarın bütün koşturmacasının içinde, kim bilir kaç işin arasında, bir an durup bakmayı bilmiş. Herkesin yanından geçip gittiği bir köşede, bir insanın en sahici anını görmüş ve onu ölümsüzleştirmiş. Kimse poz vermemiş, kimse bir şey kurgulamamış. Bütün güzelliği de bu tesadüfte saklı.
Köyden Gelen Bir Öğretmen
Fotoğraf sosyal medyada büyük ilgi görünce 'kitap okuyan amca' fuara davet edildi, kendisiyle özel olarak ilgilenildi. Hikâyesini de o gün, kendisi anlatınca öğrendim. Ve bir kez daha duygulandım.
Adı Lütfi Özcan. Seksen yaşında, Amasyalı, emekli bir öğretmen. Köyden çıkıp öğretmen olmuş, ömrünü köylerde çocuklara okumayı öğreterek geçirmiş. Bugün bir kırtasiyede çalışıyor; dükkâna gelen gazeteleri, raflardaki kitapları okuyor. Evinde kitap biriktirmezmiş. Okuduğunu bir başkasına hediye edermiş.
Bu son cümle beni derinden sarstı. Çünkü bu, bir ömrün özeti. Bildiğini çocuklara veren, okuduğunu elinde tutmayıp bir başkasının avucuna bırakan bir adam. Kanaatimce bir öğretmen hiçbir zaman emekli olmaz; yalnızca sınıfı değişir. Lütfi Öğretmen'in sınıfı artık bir kırtasiyenin tezgâhı, bir fuar salonunun köşesi, bir koltuk. Öğrencileri ise o fotoğrafa bakan yüzbinlerce insan.
Stantları dolaşırken Martin Lings'in 'Hz. Muhammed'in Hayatı' kitabı gözüne çarpmış. Bir İngiliz yazar Peygamber'in hayatını nasıl anlatmış, merak etmiş; bir köşeye çekilip okumaya başlamış. Seksen yaşında merak etmek… Bütün bunları yan yana koyduğumda şunu düşünüyorum: İnsan yaşlandığında değil, merakı bittiğinde yaşlanır. Lütfi Öğretmen o koltukta seksen yaşında değildi; ilk kitabını eline almış bir çocuk kadar gençti.
Fotoğrafının bütün ülkede konuşulduğunu çocuklarından, torunlarından öğrenmiş. Köyden gelip öğretmen olmuş biri olarak, bir fotoğrafla da olsa topluma bir katkı sunabilmenin mutluluğunu anlattı. Sonra şu cümleyi kurdu: 'Kitap insana akıl verir, kitap insanı dinler, kitap stresi atar.'
'Kitap insanı dinler.' Bu üç kelimeyi duyduğumda uzun süre kıpırdayamadım. Biz hep kitabın bize anlattığını düşünürüz. Oysa seksen yıllık bir ömür başka bir şey fısıldıyor: Kitap, insanın kimseye anlatamadığı şeyleri sabırla dinleyen bir dosttur. Ve son sözü bir öğretmenin vasiyeti gibiydi: 'Herkes kitap okusun.' Ne uzun bir nutuk, ne süslü bir slogan. Bir ömrün sonunda geriye kalan, en sade, en sahici öğüt.
Fuarı Sırtlanan Gönül İnsanları
Kocaeli Kongre Merkezi'nde 3 ile 11 Ekim arasında süren o dokuz günün arkasında bin kişilik bir emek vardı. Uğur Hoca'yla dolaşırken o emeği her adımda gördük. Sabahın köründe stant kuranlar, sırtında kitap kolisi taşıyanlar, gece yarısı salonu temizleyenler, kapıda güler yüzle karşılayanlar, kaybolan bir çocuğu annesinin kucağına teslim edenler. Adlarını hiçbir zaman öğrenmeyeceğimiz, yorgunluklarını kimseye anlatmayacak insanlar.
Meseleye buradan baktığımda, o fotoğrafın bir fuarı bu bin kişiyle birlikte sırtladığını düşünüyorum. Bir yanda dokuz gün boyunca ter döken bin çalışan; öte yanda bir köşede kendini kitaba bırakmış bir öğretmen ve onu gören bir çift göz. Bana kalırsa Lütfi Öğretmen ve Aslıhan Ayva Tanyıldız, hiç haberleri olmadan o ekibin en sessiz iki üyesi oldular. Biri okuyarak, diğeri bakmayı bilerek. İkisi de birer gönül insanı.
Bir fuarı duyurmak için afişler basılır, ilanlar verilir, reklamlar hazırlanır. Ama bu yıl 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı'nı yüzbinlere en güzel anlatan şey, hiçbir bütçede yer almayan tek bir kare oldu. Fuarın teması 'Romanların ve Hatıratların İzinde', sloganı 'Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır' idi. Ben o sloganın ilk kez bu kadar canlı bir yüze kavuştuğunu düşünüyorum. Bir medeniyet orada, o koltukta, seksen yaşında bir öğretmenin emektar ellerinde yaşıyordu.
Ayaklarınızı Yerden Kesen Köşe
Hikâye orada da bitmedi. Lütfi Öğretmen'in oturduğu köşeye, fotoğrafıyla birlikte 'Ayaklarınızı Yerden Kesen Köşe' yazılı bir pano kondu. Ziyaretçiler o koltuğa oturup ayaklarını yerden kesti, fotoğraf çektirdi. Burada dikkatimi çeken şu: Bir kurum, kendiliğinden doğan sahici bir anı fark etmeyi ve onu sahiplenmeyi bildi. Üstelik onu bir reklam malzemesine indirgemeden, bir davete, bir ağırlamaya, bir hatıra köşesine dönüştürdü. Bir fuar salonunun sıradan bir köşesi, birkaç gün içinde küçük bir sevgi mabedine dönüştü.
Bir Teşekkür
Bu yazıyı bitirmeden önce bir isme teşekkür borcum var. Aslıhan Ayva Tanyıldız'a teşekkür ederim; bu yazıya ilham veren fotoğrafı ölümsüzleştirdi. Bence iyi fotoğrafçı, deklanşöre basmadan önce kalbiyle bakandır. Aslıhan o gün kalbiyle baktı. Onun sayesinde bir öğretmen, seksen yaşında, yüzbinlerce insana yeniden ders verdi; ben de o dersi dinleyenlerden biri oldum.
Kapanış Yerine
Fuar kapılarını kapattı. Stantlar söküldü, ışıklar söndü, bin kişilik ekip yorgun ama gururlu evlerine döndü. Uğur Hoca'yla vedalaşıp yola çıktığımda çantamda birkaç yeni kitap vardı; ama asıl yükümü, yüreğime yerleşen o fotoğraf oluşturuyordu. O koltuk, o kasket, o eskimiş ayakkabılar ve havada asılı kalmış o iki ayak.
Lütfi Öğretmen'in ayakları yerden kesilmişti; ama o fotoğraf hepimizi kitapla ilk tanıştığımız o eski, sıcak, masum yere geri indirdi. Bir dahaki sefere bir köşede kendini bir kitaba bırakmış birini gördüğünüzde, onu rahatsız etmeyin. Sadece durun ve bakın. Belki siz de o an, bir medeniyetin hâlâ nefes aldığını, sessizce, bir sayfanın çevrilme sesiyle duyarsınız.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

