'İğrenç Eğilimleri Olan Bir Seks Makinesi'
Siyah- beyaz ve sessiz filmlerin kahramanı Charlie Chaplin'in kadın düşkünü olduğu ve yaşamı boyunca 2 bin kadınla yattığı ileri sürüldü. İddiaya göre Chaplin kadınlara karşı saldırgan ve kabaydı Peter Ackroyd'in yazdığı Charlie Chaplin biyografisinde aktörle ilgili bir çok iddia bulunuyor. Charlie Chaplin 88 yıllık yaşamında 4 kez evlenirken genç kızlara her zaman aşırı ilgi duydu. Chaplin ilk evliliğini 1918 yılında, 16 yaşındaki oyuncu Mildred Harris ile yaptı. İki yıl süren evliliğin sonunda Mildred Harris, Charlie Chaplin'i çabuk öfkelenen, sabırsız ve kendisine aptal gibi davranan biri olarak nitelendirdi. Charlie Chaplin, ikinci evliliğini 15 yaşındaki Lita Grey ile yaptı. Daha doğrusu hamile bıraktığı Grey ile evlenmek zorunda kaldı. İkinci eşiyle de mutsuz olan ve onu “küçük fahişe” olarak nitelendiren Chaplin, buna rağmen gecede 6 kez ilişkiye giriyordu. Lita Grey bir açıklamasında, “O iğrenç eğilimleri olan bir seks makinesi” dedi. Charlie Chaplin'in diğer evlilikleri de sorunlu oldu. Kıskanç ve sürekli partnerlerinin sevgisini kaybetme korkusu yaşayan ünlü oyuncu sadık da değildi. Peter Ackroyd'in yazdığı biyografi, iki Oscar kazanmış olan Hollywood'un tartışmasız yıldızı Charlie Chaplin'in hayatında bazı noktaları tartışmaya açacak gibi görünüyor. Uzmanlar ise çocukluğu sorunlu geçen Charlie Chaplin'de kişilik bozukluğu olduğunu ileri sürüyorlar. Salzburg'dan Psikolog Alexander Grappmaier, Chaplin'in çocukluğunun bakım yurtlarında geçtiğine dikkat çekiyor. Kendisi doğduktan kısa süre sonra babası evden ayrılan Charlie Chaplin'in annesi de yaşadığı depresyon nedeniyle onunla fazla ilgilenemedi. Bu yüzden Chaplin, hayatı boyunca kaybetme korkusu yaşadı.  dha/Hakan AYTAŞ
Dünyadan Saykodelik Mekanlar
Çizgi film stüdyolarına düştüğünüzü sanmayın. Çin'deki bu deli dağ oluşumu gerçekten var. Şu ışınlanmayı artık bulsalar da kaçıp kaçıp gitsek. Öteki türlü çok masraflı oluyor. Bu şekiller farklı renklerdeki kaya tozlarının ve minerallerin 24 milyon yıl boyunca üst üste baskılanması ve tektonik yüzeyle kaplanması sonucunda oluşmuş.
Terkedilmiş Star Wars Setinden İlginç Görüntüler
2010 yılında fotoğrafçı Ra di Martino, Tunus'taki terk edilmiş Star Wars film setine gitmiş orayı fotoğrfalamış. Buradaki set 1976'daki film için kullanılmıştı. Fotoğrafçının bu fotoğraf serisi 'No More Stars' başlığıyla anılıyor. Martino bu setlerin kullanımdan sonra terk edildiğini ve kimsenin zaten gitmediği bir yerde yerel yetkilileri rahatsız etmediğini belirtiyor. Bunca yıl sonra bu terk edilmiş film setleri eskiden kalma birer tarihi kalıntı gibi görünüyor. Sıcak ve kum setin bir kısmına tabi zarar vermiş. Bir grup Star Wars hayranı 2012'de bir kampanya başlatarak bu setlerin onarılması için para toplamışlar. Ra di Martino'nun portföyü için bkz. radimartino.com ve radimartino.tumblr.com
Sandviç Poşetine Sanat Yapan Yaratıcı Baba
David LaFerriere, hem bir baba hem de grafik tasarımcısı.. 2008'den beri çocuklarının beslenme çantalarını hazırlıyor. Sandiviçleri ise hazırladıktan hemen sonra fotoğrafını çekip toplamış. 1000in üzerinde çalışması olmuş böylece.Diyor ki, 'çocuklarım öğle vakti gelene kadar görmüyor sandiviçlerini'.Size her gün böyle sürpriz yapılsa sevinmez miydiniz?
Reklam
Üniversitede Nymphomaniac'la Sansürü 'Sıfırlıyorlar'
Lars von Trier'in Türkiye’de sinemalarda gösterimi yasaklanan filmi “Nymphomaniac” “sansürü sıfırladık” diyen üniversitelilerce perdeye taşınıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sinema Topluluğu (ODTÜ SİTop) , Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü (bü(s)k), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Taşkışla Sinema Topluluğu , İstanbul Üniversitesi (İÜ) Diş Sinema ’nın düzenlediği gösterimler bugün ve yarın kampüslerde gerçekleşecek. Dört üniversiteden dört öğrenci kulübünün açıklamasında şu ifadeler yer alıyor. 'Bir demokrasi trolü olan 'uzun adam'ın her söylemini eyleme dönüştüren devlet bürokrasisiyle karşı karşıyayız. 'BÜ(S)K, ODTÜ SiTop, İTÜ Taşkışla Sinema ve İstanbul Üniversitesi Diş Sinema olarak yasaklara ve antidemokratik uygulamalara karşı, gösterimi yasaklanan NYMPHOMANIAC filmini eşzamanlı perdeye taşıyarak 'sansürü sıfırlıyoruz. 'Sokakta katil, evinde hırsız hükümet; sinema öldürüp avm yapıyor, fonlarımızı çalıp muhafazakar sanat üretimini dayatıyor. 'Tüm antidemokratik, baskıcı, otoriter uygulamalar karşısında filmsever herkesi sinemalarına, üretimlerine, özgürlüklerine, söz söyleme haklarına; hayatlarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.' 14 Mart Cuma günü vizyona girmesi beklenen “Nymphomaniac” filminin Türkiye çapında sinemalarda gösterilmesi 3 Mart’ta yasaklandı. Vizyona girecek filmleri değerlendiren Değerlendirme Sınıflandırma Alt Kurulu, filmi izledikten sonra herhangi bir değerlendirmede bulunmadan kararı Değerlendirme Sınıflandırma Üst Kurulu’na bıraktı. Üst Kurul iki üyenin itirazlarına karşın filmin sinemalarda gösterilmemesine karar verdi. !f İstanbul Film Festivali'nde Lars von Trier tarafından sansürlenmiş versiyonuyla gösterilen film İstanbul Film Festivali bünyesinde izleyiciyle buluşuyor. 'Nymphomaniac', 50'li yaşlarının başındaki bir kadının çocukluğundan itibaren ilişkilerini anlatıyor. Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Jamie Bell, Uma Thurman, Willem Dafoe gibi oyuncuların rol aldığı film, geçen ay Berlin Film Festivali'nde sansürsüz olarak gösterilmiş ve eleştirmenlerden övgüler almıştı. Gösterimler:ODTÜ, Pazartesi/Salı, 19:00, Fizik U-3 AmfisiBoğaziçi Üniversitesi, Salı 17:30, İbrahim Bodur SalonuİTÜ, Salı 19:00, Taşkışla Salon 213İÜ, Çarşamba 16:30, Prof. Dr. Altan Gülhan Salonu Bianet
Reklam
'Nuh: Büyük Tufan' İçin Türkiye'den İlk İtiraz Geldi
Avukat Yusuf Erikel, ''Nuh: Büyük Tufan'' filminin gösterilmesinden önce, ''filmin, senaristin kurgusu olduğu ve Kuran-ı Kerim'de bahsedilen Hz. Nuh ile alakası olmadığına'' ilişkin bir metnin yayımlanması için İstanbul Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine başvurdu.Başvuruda, Türkiye'deki sinemalarda yayınlanan, DVD kopyaları da piyasaya sürülecek olan filmin 'Allah'ın peygamberi Hz. Nuh'un şahsiyetini rencide ettiği ve inançlara aykırı olduğu' ifade edildi ve bu nedenlerle filmin gösteriminden önce şu metnin yayımlanmasına karar verilmesi istendi: 'Saygıdeğer izleyiciler, seyretmekte olduğunuz bu film, tamamıyla filmin senaristinin kendi kurgusu olup, bu filmdeki Hz. Nuh karakterinin ve anlatılan olayların İslam inancıyla, Kuran-ı Kerim'de bahsedilen Büyük Peygamber Hz. Nuh ile alakası yoktur. Hz. Nuh, Kuran'da övülen büyük bir peygamber olup, İslam inancına göre peygamberler günah işlemekten münezzehtir. Saygılarımızla siz sayın izleyicilere duyurulur.' İhtiyati tedbir talebinde 'karşı taraf' Kültür ve Turizm Bakanlığı ile filmin yayın hakkı sahibi şirket olarak gösterilirken, mahkemeden, kararın bir nüshasının bakanlık, bakanlığın il müdürlükleri ve RTÜK'e gönderilmesi de talep edildi. Avukat Erikel, dilekçesinin sonunda, 'Davacı, talepte bulunan, Hz. Nuh'un sonraki kuşaktan torunu olan, inanan mümin' ifadesine yer verdi.Film daha önce Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Malezya’da yasaklanmıştı.AA
25 Farklı Dilde 'Let it Go'
'Frozen' film müziğine her geçen gün yeni bir versiyon daha ekleniyor. 25 farklı ülkenin sanatçıları bir araya gelerek 'Let it Go' parçasını 25 farklı dilde seslendirdiler.
Reklam
Kemerlerinizi Bağlayın
İtalya’da yaşayan ünlü yönetmen Ferzan Özpetek yine seyirciyi derinden etkileyecek tutkulu ama bir o kadar da dramatik bir aşk hikayesi yarattı.Ülkemizde 14 Mart’ta vizyona giren yeni filmi “Kemerlerinizi Bağlayın/ Allacciate le Cinture” ünlü yönetmenin son filmlerine göre pek neşeli bir film sayılmaz. Filmi izlemeye başladığınızda kendinizi çok derin bir aşk hikayesinin içinde bulacağınızı zannedip bir anda kanser hastalığının korkunç etkileriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ferzan Özpetek bu sefer, izleyicinin eğlenceli, bol kahkahalı ve kalabalık İtalyan ailelerinin gürültülü akşam yemekleriyle geçen senaryo beklentilerinin tam tersi ile karşımızda. İzleyicinin hayata ve kansere isyan edip hüngür hüngür ağlamasına sebep olabilecek kadar dramatik bir senaryo yazmış Özpetek, ünlü senarist Gianni Romoli ile birlikte. Film, iki kişinin aşkından çok, Kessia Smutniak’ın canlandırdığı Elena karakterinin yıllar boyu geçirdiği değişimi ve olgunlaşmasını ele alıyor. Diğer başrol oyuncusu yani esas adamımız Antonio (Francesco Arca) ise diğer oyunculara kıyasla biraz sönük kalıyor. Kendisinin ilk sinema deneyimi olmasına rağmen filmin bir kısmında canlandırdığı 13 yıl sonraki Antonio için 12 kilo alması yine de takdir edilemeyecek bir durum değil. Film, Elena ve Antonio’nun çekişmeli ama bir o kadar da tutkuyla anlatılan aşkıyla başlayıp bir anda 13 yıl sonrasına geçiliyor. Bu tip geçişler her zaman izleyicinin dikkatini çekmiş ve filmi sıradan bir romantik- komedi havasından çıkartıp daha heyecanlı bir aşk filmine dönüştürmüştür. Ancak Ferzan Özpetek bunu bir çok karakteri tanıtmadan ve bazı olayların ucunu açık bırakarak yapmış. E haliyle bu durum izleyicinin kafasında tam Elena ve Antonio’nun tutkulu aşkıyla oluşmuş kalplerin soru işaretlerine dönüşmesine neden oluyor. Çünkü filmin devamında gördüğümüz çift hiç de birbirine inanılmaz derecede aşık ve tutkulu bir çift değil. Ta ki Elena’nın tedavisi sırasında Antonio ile arasında geçen olaylara tanık olana kadar. Gelelim filmde bizlere tanıdık gelen ve Ferzan Özpetek filmlerinde her zaman olan detaylara. İlk olarak filmdeki aile bireyleri çok sempatik ve aralarında sürekli bir didişme durumu olsa da birbirlerine son derece bağlılar. Bunları Elena’nın ailesi için söylüyoruz çünkü esas erkek Antonio’nun ailesi anlatılmıyor filmde. Bir başka güzellik ise tabi ki müzikler. Ferzan Özpetek her zamanki gibi müzik seçimleri ile izleyiciyi senaryonun içine çekmeyi çok iyi başarıyor. Diğer filmlerinde genelde Sezen Aksu parçalarına yer veren yönetmen bu defa Aynur Doğan’ın seslendirdiği kürtçe “Bexo” parçası ile izleyiciye bambaşka bir müzik keyfi sunuyor. Filmde Özpetek’in diğer filmlerinden tanıdığımız yüzler de var Paola Minaccioni (Egle) ve Elena Sofia Ricci ( Dora) gibi. Filmin en çok güldüren karakterleri diyebiliriz onlar için. Filmde çok kısa yer verilen Elena’nın en yakın gay arkadaşı Fabio (Flippo Scicchitono) filme yakışıyor ve rahat tavırlarıyla izleyiciyi etkiliyor. Filme yüzeysel bir şekilde baktığınızda bir aşk filminde dikkat çekebilecek çoğu unsur var; yasak aşk, tutku, aldatma, sadakatsizlik ve dram. Ancak tüm bunlar bir arada kullanılmak istenirken izleyicinin kafasında nasıl, neden, ne oldu gibi sorular oluşuyor. Kimi izleyiciye göre filmi iyi yapan şey bu soru işaretlerinin oluşması aslında ama kimine göre de filmde ‘tamamlanmamış’ duygusu yaratıyor. Tüm bu tartışmalar izleyicinin film hakkında konuşmasını sağladığı için aslında senarist ve yönetmenin kıvrak zekasına hayran kalmamak elde değil. Ferzan Özpetek’in 10. filmi Kemerlerinizi Bağlayın’ı olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele aldık. Eğer İtalyan sineması sizin de ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle meme kanserine ilgi çekmek açısından son derece önemli. İstanbul Bilgi Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencisi Selin Tunca’nın yazısı zete’nin genç dergisi Üniverzete‘den alınmıştırZete
Russell Crowe’un Filmi Bir Ülkede Daha Yasaklandı!
Russell Crowe’un başrolünde oynadığı, ‘Nuh: Büyük Tufan’ filmi, İslami gerekçelerle Malezya’da da yasaklandı. Malezya Film Sansür Kurulu Başkanı Abdül Halim Abdül Hamid, kararın iki hafta önce alındığını söyleyerek “Bir peygamberin yüzünün gösterilmesi İslam’da yasaktır. Eğer film Malezya’da gösterilseydi çok fazla tepkiye yol açabilirdi” dedi. Film, daha önce Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de yasaklanmıştı. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi de filmin yasaklanması yönünde fetva vermişti. Turkhishny
Reklam
Defteri Kapat #ŞiirSokakta
Günümüzün en gündem de ve bana göre en güzel akımlarındandır “ Şiir Sokakta ” Defteri kapatıp şiirlerini duvara yazan gençler, çocuklar, yaşlılar, aşıklar, mutsuzlar.. Duvarlarımız artık, “#şiirsokakta” hashtagi ile güzelleşiyor. Daha çok ikinci yeni akımının şairleri olan Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever, İlhan Berk şiirleri karşımıza çıkıyor. Hadi başlayalım.. Şiir sokakta azizim… Ayna kenarında, otobüs durağında, çardak köşelerinde, paranın üstünde, ellerde, kollarda… Yaz yahu, ölmezsin. Biri bulur okur mutlu olur. Aklına gelir şu zalımın oğlu. Dertlenir belki, olsun dertlensin… Olgunlaştırır insanı. yaz sen. “biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde… haydi sirtaki yapalım palyaço rakı doldur, yine eksildik biraz “ —————————————————– “sen gittikten sonra yalnız kalacağım. yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse… “ —————————————————– “anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. hayır, sanırım sabahı bekleyemem bilmiyorum. insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.” —————————————————– “o kadar içten gülüyordun ki, içini kıskandım. için olmak istedim. gülüşünden öpüyorum.” Defteri Kapat #ŞiirSokakta
Reklam
Elif Şafak'tan Seçim Yorumu: 'Savaşta Olmak Gibi'
İtalya'da günlük yayın yapan Corriere della Sera gazetesi, yazar Elif Şafak'la yapılan bir röportaja yer verdi. Monica Ricci Sargentini tarafından yapılan röportajda Şafak, yerel seçimlerden sonra Türkiye'de atmosferin iyice gerildiğini belirterek, 'Bu sanki savaşta olmak gibi' dedi. 'YEREL SEÇİMİ TELEVİZYONA YAPIŞARAK İZLEDİM' Türkiye'de 30 Mart günü yapılan yerel seçimleri Şafak'ın Londra'daki evinde televizyona yapışmış bir halde takip ettiği, ancak sıcağı sıcağına Erdoğan'ın galibiyetini yorumlamak istemediği belirtilen röportajda, 'Yorumunu ülkesinde seçimlerde hile yapıldığı tartışmaları devam ederken yapacak' denildi. Şafak'ın, 'Bu, ülkemin sosyal ve politik yaşamında çalkantılı bir dönem. Yerel seçimler, hükümet tarafından bir güven oylamasıymış gibi görüldü. Şimdi atmosfer fazlasıyla gerildi. Bu sanki savaşta olmak gibi. Erdoğan ve AKP seçmen tabanını güçlendirdi ama halkın yüzde 55'ini oluşturan ve daha sağlamlaşan bir muhalefet de var. Türkiye bölündü, derinden kutuplaştırılan bir ülke haline geldi. Biri diğeriyle kavga eden iki Türkiye'ye sahip olmak gibi' sözlerine yer verildi. 'OTOSANSÜR, HER YAZARIN HAYATINDA GÜNLÜK BİR EGZERSİZDİR' Bunun yanında, 43 yaşında olan yazarın, Twitter ve YouTube'un yeniden açılması için, Orhan Pamuk ve diğer yazarlarla birlikte açık bir mektuba imza attığına dikkat çekildi, 'Türkiye'de politika sesini sanattan daha çok yükseltir. Nadiren itiraf etsek de otosansür her yazarın hayatında günlük bir egzersizdir' sözleri kullanıldı. Ayrıca Şafak'ın, 'Türk yazarlar apolitik olmayı göze alamaz. İngilizler için zaman neyse, bizim için politika öyledir' dediği ifade edildi. Röportajın devamı şöyle; Erdoğan'ın önünde iki yol var; rakiplerine el uzatmak ya da durumu daha da kutuplaştırmak. Sizce hangisini seçecek? Aklı başında karar tüm halkı kucaklamak, Türkiye'de farklılıklar ve renklerden oluşan bir sivil toplumun varlığını anlamak olacaktır. Ama bunu hayata geçirmek için gerek hükümetin, gerekse muhalefetin savaş söylemlerini bırakması gerekir. Kavga, tansiyon ve uyuşmazlıktan yorgun düştük. Türkiye'de politika erkeksidir; agresif ve erkek egemendir. Demokrasi, basın özgürlüğü ve insan haklarına daha fazla ihtiyacımız var. Ergoğan'ın galibiyet konuşmasının yeni ayrılıklar yaratmasından endişeliyim. Daha sakin ve uzlaşmacı bir ton benimsemesini isterim. Ama o bunu yapmayacak. Twitter ve Youtube yasağının kaldırılması için diğer yazarlarla birlikte açık bir mektuba imza attın. Birçok gazeteci cezaevinde. Uluslararası toplum tedirgin. Türkiye otoriter bir ülke haline mi geliyor? Basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 154'üncü sırada. Korkarım ki daha hoşgörüsüz ve yabancı düşmanı bir ülke haline geliyoruz. Türkiye'de kelimeler ağırdır. Her yazar bunu bilir. Kelimeler başını belaya sokar. Nasıl oldu da ana muhalefet partisi CHP, protesto oylarını kendine çeviremedi? Ana sorunlarımızdan biri güçlü bir muhalefet eksikliği. CHP Ankara'da sıkı çalıştı ama parti olarak biraz eski kafalı gibi görünüyor. Yenilenmeleri gerekiyor. Türk halkı çok tutucudur, sosyal demokratlar toplumun kentli elit ve burjuva olmayan kesimleriyle de iletişim kurma yöntemi bulmalı. Nasıl oldu da yolsuzluk skandalı oyları hiç etkilemedi? Yolsuzluk suçlamaları Erdoğan'ın seçmenlerini daha kararlı hale getirdi. Oy verenler, liderlerinin saldırı altında olduğunu düşündü ve onu korumak için seferber oldu. Seçimler bir tür kurtuluş savaşı haline geldi. Türkiye'de birçok kişi dışarda ve içerde düşmanlarla çevrili olduğumuzu düşünüyor. Komplo teorilerine inanıyor. Buna ek olarak son yıllarda genel ekonominin iyi gittiğini ve insanların bu statükoyu değiştirmek istemediğini göz önünde tutmamız gerekir. Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olacak mı? Muhtemelen evet. Çünkü oylamayı, kendisine yönelik bir güven oylaması olarak gördü. Şimdi kendisi hakkında daha emin. Gezi'den sonra pozisyonu zayıflamıştı. Endişeliyim çünkü; Erdoğan eleştirileri her demokrasi için sağlık sistemi ve gereklilik olarak görmüyor. Kendisiyle aynı fikirde olmayanların 'vatan haini' olduğunu düşünüyor. Bu çok tehlikeli. Demokrasi sadece oy kullanmaya gitmek ve çoğunluğu sağlamak değildir. Aynı zamanda açıklık, kapsayıcılık ve ifade özgürlüğü kültürüdür. Bugün Türkiye'de demokrasi kültürü eksik.sondakika.com
Reklam