Kelt Müziğin Kraliçesi | Loreena Mckennitt
Loreena Isabel Irene McKennitt (d. 17 Şubat 1957)  Kanadalı vokalist, arpist ve piyanisttir. Özellikle güçlü ve duygulu sesiyle yorumladığı Kelt şarkılarıyla ve ünlü şiirleri Kelt müziğinin yapısına uygun bir biçimde besteleyip seslendirmesiyle tanınır. Ayrıca birçok unutulmuş anonim halk müziğini modern bir anlayışla yeniden diriltmiştir.  ~Cennet kokan sesiyle Loreena ablamızın seslendirdiği şarkılardan bir kısmı, iyi dinlemeler..
iPhone 6, Üç Farklı Renkle Satışa Sunulacak
3,4 aydır hakkında çıkan iddia , söylenti ve sızıntıların ardından artık iPhone 6 çok kısa bir süre sonra resmiyete kavuşmuş olacak. Apple geçtiğimiz gün iPhone 6 için basın davetiyelerini dağıtmış ve cihazın 9 Eylül'de tanıtılacağı kesinlik kazanmıştı . Yani iPhone 6 , Galaxy Note 4'ten yaklaşık 1 hafta sonra tanıtılmış olacak. Diğer taraftan geçen gün Avrupa'daki fiyatı ile alakalı yeni bilgileri ortaya çıkan iPhone 6'nın şimdi ise renkleri hakkında bilgiler geldi. Fransız site NowhereElse . fr geçen gün iPhone 6'nın 3 farklı renkteki SIM giriş slotunu sızdırdı. Bu sızıntıyla birlikte iPhone 6'nın satışa sunulacağı renkler de onaylanmış oldu. Buna göre iPhone 6, gümüş, altın ve gri renk seçeneklerine sahip olacak. Diğer taraftan site iPhone 6'nın diğer modellere oranla çok daha üstün bir ses deneyimi sunacağını ve yeni titreşimli bir tasarıma sahip olacağını yazdı. Belirtilene göre iPhone 6'da titreşim motoru da yenilenmiş olacak.teknokulis
Altın Portakal'da Ulusal Jüri Belli Oldu
1. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın jürisi belli oldu.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Medya Direktörlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, bu yıl 'Gelenekten geleceğe' sloganıyla yola çıkan ve 10-18 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jüri başkanlığına yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Yılmaz Erdoğan getirildi. Erdoğan başkanlığındaki jüride, ödüllü yönetmen, kurgucu ve metin yazarı Belmin Söylemez , sinema ve tiyatro sanatçısı, tiyatro yönetmeni ve akademisyen Bülent Emin Yarar , senarist, oyuncu ve fotoğraf sanatçısı Ebru Ceylan , görüntü yönetmeni Hayk Kirakosyan , edebiyat dünyasının önemli isimlerinden İskender Pala , tiyatro ve sinema oyuncusu, iki Altın Portakal ödüllü Meral Çetinkaya , film müziğinin usta isimlerinden, besteci Selim Atakan ve yer aldığı filmlerin yanı sıra oynadığı dizilerle de ulusal ve uluslararası başarılara imza atan oyuncu Songül Öden 'in de yer alacağı bildirildi.AA
Osmanlıda 10 Güzel Adet
Kübera arasında her türlü süs eşyasına gösterilen rağbet bir zamanlar aşırı bir düşkünlük ve iptila derecesine kadar varmıştı. Bu isteklere uyarak kullanılan kahve fincan zarflarının da birçok çeşidi yapılmış ve çok pahalıya satılan cinsleri ortaya çıkmıştır. Küberadan kimseler akranlarında gördüklerine kendilerinin de sahip olabilmelerini bir haysiyet meselesi yaptıklarından bunların aynını tedarik etmek âdeta bir mecburiyet haline gelmişti. Bunlar birçok söylentilere yol açmaktaydı. Bir kısmı da akranına üstün gelebilmek için yeni bir şeyler yapmaya kalkışmış ve bu suretle ortada her şeyin pek çok nevi çoğalmıştır. Bu gibi eşya bir taraftan zerafetin, bir taraftan da servetin bir deliliydi.Kahve fincan zarflarının eskiden mevcut olan nevileri şunlardır: Altın üzerine mine ve mücevherli, altın ve çiçekli mineli, sırf altından üzeri oyma çiçekli, gümüş ve üzeri oyma çiçekli, Manastır ve Prizrenkâri gümüş tel örme, yıldız taşından, yeşim taşından, kan taşından, Gergedan boynuzundan, abanozdan üzeri gümüş kakmalı, safi abanozdan, Saksonyadan, tombak denen, altı bakır üstü altın yaldız kaplamalı ve kabartma çiçekli cinsleri, kuka denilen ağaçtan, ödağacından, bakırdan üzeri soğuk mineli.Adi dökme pirinçten yapılmış olanlar yanı sıra murassa ve mineli tarafların içine ufak boyda mızıka konmuş, kahve içildiği zaman altındaki düğmesi çevrilip kurulan ve elde tutulduğu sırada mızıka çalan cinsleri de vardı. Böyle değerli zarfların minelileri daima çift çift alınır, satılırdı.Kahve fincanlarına gelince en makbulu eski madenden, Saksonyadan düz beyaz veya beyaz üstüne çiçekli, kahverengi ve devetüyü renginde olanlardı. Zehir tutmaz diye meşhur Gergedan boynuzundan, billûrdan fincanlar da vardır. Adi kahve fincanlarını da bu arada eklemek lazımdır.
Dan Brown'un 'Cehennem'i Sinemaya Uyarlanacak
ABD'li yazar Dan Brown'ın son kitabı 'Cehennem' de sinemaya uyarlanacak. Altın Kitaplar'dan yapılan açıklamaya göre, yapımcılığını SonyPictures ve Imagine Entertainment üstlendiği filmde, 'Da Vinci'nin Şifresi' ile başlayan ve 'Melekler ve Şeytanlar' ile süren seride macera, 'Cehennem' ile kaldığı yerden devam edecek. Filmin yönetmenliğini ilk iki filmde olduğu gibi Ron Howard üstlenirken, yapımcılığını Brian Grazer yapacak. 'Simge bilim Profesörü Robert Langdon' karakterini yine Tom Hanks'in canlandıracağı filmin çekimlerine 2015 yılı nisan ayında Floransa'da başlanacak. Filmin İstanbul'da geçen sahnelerinin ne zaman çekileceği ise henüz açıklanmadı. CNN Türk
'Filmekimi' Bu Yıl İlk Kez Kadıköy'de
Son bir yılın en çok konuşulan filmlerini bir araya toplayan Filmekimi, bu yıl ilk kez Kadıköy'de de düzenlenecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek 13. Filmekimi, her yıl olduğu gibi merakla beklenen filmleri izleyiciyle buluşturacak. Yeni sinema sezonunun habercisi olan Filmekimi’nin 13’üncüsünde prömiyerini Sundance, Cannes, Venedik ve Toronto gibi festivallerde yapan, Godard, Cronenberg, Leigh ve Sissako gibi ustaların son yapıtlarının da aralarında bulunduğu filmler sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. 11-17 Ekim tarihlerinde, 7 gün boyunca İstanbul’da olacak Filmekimi, Ekim ayı boyunca da Türkiye ’nin dört bir yanındaki sinema salonlarını ziyaret edecek. İlk kez Kadıköy’de Bu yıl Ekim ayı boyunca birçok şehri gezecek Filmekimi İstanbul’da son yıllarda olduğu gibi Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemalarında düzenlenecek ve bu yıl ilk defa Kadıköy’e de geçecek. Kadıköy’deki Rexx sinemasının büyük salonu 11-17 Ekim tarihleri boyunca Filmekimi filmleriyle dolup taşacak. Henüz 25 yaşında, Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü efsane sinemacı Jean-Luc Godard’la paylaşan Xavier Dolan’ın Altın Palmiye’nin en büyük adaylarından biri görülen son filmi Mommy’nin, Türkiye prömiyeri Filmekimi’nde yapılacak. Cannes’da, jüri başkanı Jane Campion’ın “Gerçekten bir dahi” diyerek övdüğü Dolan’ın son filmi, şiddete meyleden sorunlu ergen oğlu Steve’i tek başına büyütmeye çalışan dul anne Diane’ın hikâyesini anlatıyor. Filmde Diane rolünü, Dolan’ın ilk filmi Annemi Öldürdüm’de anneyi oynayan Anne Dorval üstleniyor. Yönettiği beşinci uzun metrajlı filmi, yine baştan başa bir Xavier Dolan projesi: Filmin yönetmenliğini üstlenen Dolan, aynı zamanda senarist, ortak yapımcı, kurgucu ve kostüm tasarımcısı; ancak çağdaş sinemanın bu en verimli “yaramaz çocuğu” bu kez filminde rol almıyor. Filmde yer alan şarkılardan bazıları ait. Uyguladığı 1:1 ekran oranı, Oasis, Counting Crows, Dido ve Andrea Bocelli’den şarkıları, renk ve kurgu seçimleriyle Xavier Dolan’ın bu son filmi, birçok eleştirmen tarafından en iyi yapıtı olarak değerlendiriliyor. Dolan’ın önceki filmleri ‘Annemi Öldürdüm’, ‘Laurence Anyways’ ve ‘Tom Çiftlikte’ daha önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş, ‘Tom Çiftlikte’, 33. İstanbul Film Festivali’nde Radikal Halk Ödülü’nü kazanmıştı. Cannes’dan ödüllü Andrei Zvyagintsev’in ‘Leviathan’, David Cronenberg’in ‘Maps to the Stars’, Mike Leigh’in ‘Mr. Turner’ ve Abdrerrahman Sissako’nun ‘Timbuktu’ adlı filmlerinin de Filmekimi’nde gösterileceği daha önce açıklanmıştı. Cumhuriyet
Reklam
Meraklıları İçin Başucu Galerisi: En İyi 30 Seri Katil Filmi
Korku sinemasının en uğursuz antikahramanı Freddy yine ergen gençlere kabuslar yaratmakla meşgul. Tabi sadece bu kabusları görmelerini sağlamıyor, bizzat rüyalarının içine girerek meşhur penceleriyle onlara hadlerini bildiriyor. Çünkü kendisi de 'muhafazakar ailelerin bir kurbanıdır' ve bilinç altında onları suçlamakta, temiz aile çocuklarını katlederek intikamını almaktadır. Freddy Krueger karakterini Watchmen'de Rorshach karakterini oynayan Jackie Earle Haley canlandırıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise Samuel Bayer oturmaktadır.
Erdoğan: 'Davutoğlu Bir Emanetçi Değildir'
Ankara Arena'da AK Parti kongresinde partililere seslenen Erdoğan 'Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum' dedi. 12'nci Cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Erdoğan, kürsüde Ak Parti'nin Genel Başkanı olarak son konuşmasını yaptı. Veda konuşmasında ''13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum'' diyen Erdoğan, ''2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yeni başbakan emanetçi değildir'' ifadelerini kullandı. 'Davutoğlu EMANETÇİ DEĞİLDİR' Koltuğunu teslim edeceği Ahmet Davutoğlu'nun 'emanetçi başbakan' olduğu yorumlarına değinen Erdoğan 'Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu' dedi. ATATÜRK VURGUSU Konuşmasında hareket içindeki isimlerin önemi olmadığını belirten Erdoğan 'Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; 'Saygıdeğer divan, çok değerli kardeşlerim… Geçmişte malum partimizin kuruluşunda bir küçük yavru bir altın bize göndermişti. Kızımız diyor ki benim altınım yok ama benim de sevgim var, kabul eder misiniz diyor. Yurt içinden ve yurt dışından kongremize katılan misafirler, sevgili yol arkadaşlarım, kader arkadaşlarım, genç kardeşlerim, değerli hanım kardeşlerim, değerli beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla hasretle muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepinize, hepimize olsun diyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin birinci olağanüstü kongresinin milletimiz demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Tüm delegelerimize, Ak Parti mensuplarına, her bir kardeşime, hem Ankara’ya hem kongre salonumuza hoş geldiniz diyorum. 'BU HAREKET HANIM KARDEŞLERİMİZLE GÜÇ KAZANDI' 13 yaşındaki Ak Parti teşkilatı kuşkusuz her türlü övgüyü ziyadesiyle hak ediyor. 14 Ağustos 2001’den bugüne kadar AK Parti’de görev almış, kurucularımızdan MKYK üyelerimize, başkan yardımcılarımızdan bakanlarımıza, milletvekillerimizden il ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımızdan belediye meclis üyelerimize kadar tüm gönüldaşlarımızı selamlıyorum. Teşkilatımızda görev yapmış, bugün aramızda bulunmayan, ahirete irtihal etmiş kardeşlerimi rahmet yad ediyorum. Mekanlarının cennet olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Elbette ki kadın kollarımızı bir kez daha özellikle selamlıyorum. Bu hareket hanım kardeşlerimizle güç kazandı, hanım kardeşlerimizin yüreklerini ortaya koymaları sayesinde bugünlere ulaştı. Bu kutsal davayı bir anne şefkatiyle, hanım zarafetiyle bir oya gibi işleyen hanım kardeşlerimize, bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. 'MUSTAFA KEMAL'DEN ADNAN MENDERES'E...' Sevgili gençler, AK Parti’nin bu AK teşkilatını alnı ak, yüreği ak, bahtı ak gençleri, sizleri bugün bir kez daha gönülden selamlıyorum. Sizlere her zaman inandım, güvendim. Gençler sizler bu milletin umudusunuz. Sizler yer yüzündeki tüm mazlumların umudusunuz. Sizler Sultan Alparslan’dan Osmangazi’ye Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz. Yarınlarımız olan geleceğimiz olan umudumuz olan gençler istikbalin siyasetçileri. Yarının idarecileri, bugün sizleri çok farklı çok daha samimiyetle çok daha muhabbetle selamlıyorum. 'MEHMETLERİ, ASKERLERİ, POLİSLERİMİZİ SELAMLIYORUM' Buradan sınır karakollarında gözünü değil gönlünü namlunun ucuna koyarak vatanının nöbetini tutan genç Mehmetleri, askerimizi, polisimizi özellikle selamlıyorum. Dün yani 26 Ağustos’ta Malazgirt zaferimizin 943’ncü yılını idrak ettik. Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı’nın kahraman neferlerini şehit ve gazilerimizi hürmetle yad ediyorum. Birinci Dünya Savaşı'nda şehit ve gazi olan ecdadımızı hürmetle yad ediyorum. Kıbrıs ve Kore şehitlerimizi, terörle mücadelede şehit olan polis asker ve şehitlerimizi aynı şekilde rahmetle anıyor vefat etmiş gazilerimize Allah’tan rahmet hayattaki gazilerimize uzun ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum. Onların eli öpülesi annelerini babalarını, şehit ve gazilerimizin kutsal emanetlerini de buradan muhabbetle selamlıyorum. 'SİZLERİN ALLAH'INA KURBAN' Kongremizin hemen başında, tekraren ifade etmek arzusundayım. 10 Ağustos sürecinde işte bu teşkilat tarih yazdı. Sizlerin Allah’ına kurban. Siz dağ taş demediniz, kar kış demediniz. Durmak yok yola devam dediniz. Ve bütün zorluklara göğüs gererek çalıştınız. İşte bu teşkilat 10 Ağustos’ta tarih yazdı. Her bir vilayetimizde, belde ve köyümüzde aşkla çalıştı. Bunun neticesinde sizler sadece cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine tanıklık etmediniz, kendi ellerinizle inşa ettiniz. Önce 2007’deki halk oylamasında milletimizin yüzde 69 oy oranıyla evet demesini sağlayarak tarih yazdınız. Ardından 10 ağustos sürecinde çok çalışarka, milletin adayını, milletin adamını 12’nci Cumhurbaşkanı, halk oyuyla gelmiş ilk cumhurbaşkanını sizler seçtiniz. 'BİR TUR, İKİ TUR, ÜÇ TUR YOK' Şahsımı Cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren grubumuza, 10 Ağustos’a kadar gece gündüz çalışan her bir kardeşimize teşekkür ediyorum. Tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanı halkın sandığa gitmesi suretiyle belirlendi. Artık bir tur, iki tur, üç dört yok. Hemen ilk turda sizler bu kardeşinizi Cumhurbaşkanı seçtiniz. Bunun için çalıştınız. Bu süreci başarılı şekilde idare ettik. Adayların belirlenmesi, oylama, gelişen süreç tamamen yasalar çerçevesinde tecelli etti. İlk kez tecrübe edildiği halde hiçbir sorun çıkmadan, kaosa mahal verilmeden, belki de cumhuriyet tarihinin bu ilk sınavı bu kadar sorunsuz bu kadar kolay bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşti. Ak Parti unutmayın her zaman ilklerin partisi olmuştur. '77 MİLYONUN HER BİR FERDİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM' Parti olarak teşkilat olarak Türkiye’ye böyle bir reformu kazandırmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz. Nefes alıp verdiğimiz sürece de bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Demokratik olgunluğunu bir kez daha gösteren, sandığa gidip oyunu kullanan, emeği ve katkısı olan aziz milletime, 77 milyonun her bir ferdine de sonsuz şükranlarımı sunuyorum. 'GENEL BAŞKANLIK VAZİFESİNİ SİZLERE TESLİM EDİYORUM' Bugün bu olağanüstü kongreyle 13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum. 2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yarın saat 14:00’te TBMM’de mazbatamızı teslim alacak, Başbakanlık vazifesini de teslim ederek, yemin ederek 12’nci cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş olacağız. 'SADECE İSİMLER DEĞİŞİYOR' 1 Temmuz’da adaylığımın açıklandığı toplantıda bunun bir nihayet olmadığını, bir son bir bitiş olmadığını, bunun yeni bir başlangıç olduğunu ifade etmiştim. Sonrasında yaptığımız toplantılarda mitinglerimizde 10 Ağustos akşamı Ak Parti genel merkezi balkonunda, bu hususun altını çizmiştim. Bugün değişen unutmayın sadece şekildir. Bugün öz değişmiyor. Bugün partimizin yüklendiği misyon, davamızın ruhu hedef ve ideallerimiz değişmiyor. Bugün sadece ve sadece isimler değişiyor. Her zaman ifade ettim. Ak Parti 13 yıllık bir parti olsa da aslında asırlar öncesinden başlamış kutlu bir yürüyüşün davanın mirasını omuzlarında taşıyan bir partidir. 1071’de Malazgir ovasında, sultan Alparslan’ın arkasında namaza duran, neferlerin hissiyatı neyse bizim de hissiyatımız işte odur. 'BU HAREKETTE MUSTAFA KEMAL'İN UFKU VAR' Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. 'İSİMLERİN HİÇ AMA HİÇ ÖNEMİ YOK' Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur. Hazreti Adem’den bugüne kadar nice insanlar geldiler. Kondular ve göçtüler. Mezarlıklarda ismi unutulmuş bedeni çürümüş, toprağa karışmış nice insanlar var. milyarlarca insan kayboldu ve gitti. Hazreti Adem ile başlayan iyinin ve kötünün mücadelesi devam etti. Hak ile batıl mücadelesi. İsimleri fanidir. Baki olan davadır. Dün bu büyük davanın sancaktarlığını başkaları yapıyor, mücadelesini başkaları veriyordu. Bugün bu sancağı biz gururla taşıyoruz. Yarın da bu dava sancağı düşmeyecek. İstiklalde de bu dava sahipsiz kalmayacak. Bugünün çocukları gençleri bizlerden devralacak ve onurla o sancağı taşıyacaklar. ''BEN YOKSAM DAVA DA YOK DİYENLER...'' Bu kutlu hareket, mensuplarıyla şereflenmez. Bunun altını çiziyorum çok önemli. Mensuplarıyla şereflenmez. Tam tersine mensuplarına şeref verir. Şunu unutmayın… Gençler şunu unutmayın. Ben yoksam dava da yok diyenler, daha en baştan kaybetmiş olanlardır. Ben olmazsam dava ilerleyemez diyen, davanın ruhunu özünü anlayamamıştır. Bu dava ancak benim ismimle ayakta kalabilir, ancak benim ismimle şereflenebilir diyen kibir tuzağına düşmüştür. İstişareyi danışmayı ortak aklı dışlayan, bu kutlu davaya haksızlık etmiştir. Zira bu dava hiçbir zaman koltuk davası olmamıştır. Unutmayın size evet yüceler yücesinden bir talimatı hatırlatıyorum. “emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun” iki, “tüm işlerinizde istişare ediniz” 'ONLARI KİMSE HATIRLAMIYOR' Bu dava hiçbir zaman tarihin hiçbir döneminde, makam davası, rütbe paye davası olmamıştır. Bu dava şahsi hırsları kibri fitneyi ve nifakı kıskançlığı çelme takmayı başkasının kuyusunu kazmayı her zaman dışlamış bir davadır. Tarih davasına ihanet edenlerin nasıl onursuzca yok olup gittiğinin örnekleriyle doludur. Bizim dahi yakın tarihimiz davasına ihanet eden, kendisini seçen millete ihanet edip zillete düşen isimlere şahit olmuştur. İşte onları hiç kimse hatırlamıyor ve hatırlayamayacak. Onların iftiralarını kimse hatırlamıyor, hatırlamayacak. Okyanus ötesinden gelen telefonla istifa edenler, darbecilerin haberlerini inanları bugün kimse hatırlamıyor ve hatırlamayacak bunu böyle biliniz. 'BAŞKALARININ OYUNCAĞI OLANLAR UNUTULDULAR' Safını cesaretten yana belirleyenler bugün şerefleriyle buradalar. Başkalarının oyuncağı olanlar ise çoktan unutuldular. Unutulmayan namzet adaylar da yok değil ha. Var. onlar da vakti saati geldiğinde o çöplüğün içerisinde yerlerini alacaklardır. Bu büyük dava nice isimler gördü. O isimlerin hepsi geldi geçti, ama dava burada. İsimler değişecek, hepimiz faniyiz. 'DAVAMIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DAVASININ TA KENDİSİDİR' Rabbimden duam odur ki, şahsımı da yol arkadaşlarımı da bu davanın neferleri olarak her zaman hayırla hatırlanmamızı bize nasip etsin. Bizleri şu anda ekranları başında izleyen aziz milletim, şunu ifade etmek isterim ki, bizim sancaktarlığını yaptığımız dava 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin davasının ta kendisidir. Bizim davamız Türkiye davasından ayrı bir dava değildir. Biz Türkiye için de farklı bir istikamete bakan, farklı hedefler peşinde yürüyen bir hareket değiliz. 91 yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca özü ve ruhu değiştirmeye, Türkiye’yi bu dava yürüyüşünden koparmaya yönelik girişimler olmuştur. Millet izin vermemiştir. 'MECLİS KÜRSÜSÜNÜN ARKASINA HANGİ EMRİ İLAHİ KONMUŞTU BİLİYOR MUSUNUZ?' Buraları unutmayın gençler. Meclis kürsüsünün arkasına hangi emri ilahi konmuştu biliyor musunuz? Onlar işlerini istişareyle yaparlar mealindeki şura suresinin 38’nci ayeti yazılmıştı. İlk Meclis’teki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı. Orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Sünniler vardı, Aleviler de vardı. Milletin bütün unsurları, kurtuluş savaşını sevk etmek için gönül birliği yapmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası işte orada atılmıştı. 'TÜM FARKLILIKLAR REDDEDİLDİ' Farklılıklar bir zenginlik olarak görülecek, Osmanlı coğrafyasındaki bir arada yaşama kültürü Türkiye Cumhuriyeti’nde de devam edecektir. Sonraki yıllarda buna devam edilemedi. Devlet milletine istikamet çizmek istedi. Devlet vatandaşına her şeyine karışmaya, kılık kıyafetine müziğin dahi şekillendirmeye çalıştı. Adeta tornadan çıkmış gibi şeklen fikren birbirine benzeyen fertler imal edilmek istendi. Tüm farklılıklar reddedildi. Etnik kökenler diller değerler reddedildi. Farklı kıyafete tahammül edilemedi. Bu neyi getirdi? Devlet ile millet arasındaki mesafe açıldı. Devlet milletinden uzaklaştı. Ret, inkar, asimilasyon bu tür politikalar geliştirildi. 'EKONOMİYİ DEĞİL SİYASETİ KONTROL ETMEK İSTİYORLARDI' AK Parti’yi kurduğumuz, iki büyük mücadeleyi vermeye azmetmiştik kuruluşunda. Birincisi asırlardır yürüyüşüne devam eden davamızı yıpratmaya yönelik girişimlere karşı verdiğimiz mücadeleydi. Biz buna adalet mücadelesi dedik. İkincisi, davamızı yaşatmak ve büyütmek mücadelesiydi. 29 Ekim 1923’te kurulan cumhuriyetimizi ileri seviyeye taşıyacak güçlendirecek, 23 Nisan 1920 ruhunu da Türkiye’ye yeniden kazandıracaktık. Allah’a hamdolsun bu iki mücadeleyi başarıyla bugünlere getirdik. 12 yıl boyunca çok çalıştık gayret ettik. Mücadele ettik. Türkiye’yi belli bir noktaya taşıdık. Kasım 2002’de iktidar görevini devraldığımızda üzerinde kara bulutlar dolaşan yorulmuş karamsar bir Türkiye vardı. Ekonomi çok ağır bir krizin içindeydi. Türkiye bütün umutlarını para fonundan gelecek borçlara bağlamıştı. Borç verenler her ay gönderdikleri müfettişleri eliyle sadece ekonomiyi değil, siyaseti de kontrol etmek istiyorlardı. 'BİR GÜN İLGİLİ ZATA ŞUNU SÖYLEDİM...' Bir gün ilgili zata şunu söyledim 'siz bize borç verdiniz. Verdiğiniz borcu ne zaman alacağınızı takip edin. Ama siz bize siyasette yol çizmeye kalkarsanız, kusura bakmayın biz buna evet diyemeyiz' bu görüşmeyi onların en tepesindeki zat ile yaptım. Sayın Babacan da vardı. O zat da, söylemek istemediğim bir sebepten oranın başından ayrıldı. Çarklar durmuştu, esnaf kepenklerini indirmişti. İşsizlik büyüyor, enflasyon bir canavar olarak milletin ekmeğini azaltıyordu. Türkiye ekonomisi inim inim inliyordu. Yatırımcı önünü göremiyordu. Esnaf siftahsız dükkanını kapatırken, çiftçinin tarladaki ürünü para etmiyordu. 'TÜRKİYE'NİN BORCUNU TAMAMEN SIFIRLADIK' ''Altı sıfır atılırsa Taksim meydanında anırırım'' diyen köşe yazarları vardı. Hala bekliyoruz. Bütün bunlarla beraber uluslararası para fonuna Türkiye’nin 23,5 milyar dolar borcu vardı. İktidarda MHP DSP ANAP vardı. 14 Mayıs’ta geçen yıl 29 yıl aradan sonra Türkiye’nin IMF’ye borcunu tamamen biz sıfırladık. 'NE OLDU DEVLET YIKILDI MI?' Siyasetin üzerindeki vesayetleri tüm direnişlere rağmen teker teker ortadan kaldırdık. Anlamsız tüm baskılara yasaklara son verdik. Devlet ile milletin istikametini örtüştürmenin gayreti içinde olduk. Diller inançlar yaşam tarzları üzerindeki kısıtlamaları nihayete erdirdik. Baş örtülü başı açık üniversitelerimizde bir arada okuyor. Ülke bölündü mü? Kavga gürültü arttı mı? Tam aksine artık başı açığıyla başı örtülüsüyle bütün kızlarımız üniversitesinde birlik içinde tahsillerini yapıyorlar. Ne zulümdü bu ya. Bu ülkenin evlatlarına reva mıydı? Devlet dairesine sadece başı açık girebilirdi. Şimdi başı örtülü kardeşim devlet dairelerinde görev alabiliyor mu? Ne oldu devlet yıkıldı mı? Eğer özgürlük diyorsak özgürlük buydu. İşte bu da sağlandı. TBMM’de artık başörtülü olarak milletini temsil edebilmenin önünü hamd olsun biz açtık. 'DEMOKRATİK REFORMLARI BİZ GERÇEKLEŞTİRDİK' Terörün sona ermesi kanın durması için en cesur adımları, Türkiye’de şunu bilelim 77 milyonun kardeşliğini tesis etmek için kararlı mücadele verdik. AB üyelik yolunda en kararlı adımları atan kadro biz olduk. Demokratik reformları biz gerçekleştirdik. İnsan hak ve hürriyetlerini daha yüksek standartlara kavuşturduk. 'SON GÜNÜMDE, SON DAKİKALARIMDA...' Son günümde, son dakikalarımda, buradan 77 milyonun her bir ferdine bir kez daha ben musafaha için elimi uzatıyorum. Partim adına hükümetin adına elimi tekrar uzatıyorum. Diyorum ki biz sizi çok iyi anlıyoruz. Sizin yaşam tarzlarınızı değerlerinizi anlıyoruz. Sizin taleplerinizi arzularınızı biliyoruz. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum. Sizin de bizim anlamanızı istiyoruz. Hangi yasakları aşarak bugünlere geldiğimizi anlamanızı istiyoruz. Nasıl dışlandığımızı görmenizi anlamanızı istiyoruz. Hatta bir başbakan olarak bile aldığımız hakaretleri vesaire bilmenizi istiyoruz. Biz sizlere her zaman gönlümüzü açtık anlamadınız. Ama bugün diyorum ki, sizin de bizlere gönlünüzü samimi olarak açmanızı bekliyoruz. Biz bizim yaşadıklarımızı hiç kimse yaşamasın istedik. Eski küslükleri, dargınlıkları, gerilimleri, kamplaşma ve kutuplaşmaları bir kenara bırakalım diyoruz. 'KATILMAMAKLA BİZE NE KAYBETTİRİR?' Ama bakıyorsunuz ana muhalefetin başındaki zat, yarın halkın seçtiği yemin törenine katılmayacağını söylüyor. Yani oraya katılmamakla bize ne kaybettirir? Hiçbir şey. Ama kendisinin çok şey kaybedeceğini tekrar hatırlamak isterim. Çünkü biz bu yolda birileriyle yürümedik, milletimizle yürüdük, milletimizle de buralara geldik. 'ÜSLUPLARIMIZ FARKLI OLABİLİR' Her türlü gerilim, kamplaşma ve kutuplaşma Türkiye’ye zarardan başka bir şey vermedi. Üsluplarımız yöntemlerimiz farklı olabilir. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Şunu unutmayın, milletimiz bir, bayrağımız bir, vatanımız bir, devletimiz bir. Mücadele eden emek veren millete projelerini anlatan herkes için sandıktan çıkmak mümkündür. Bu ülkede seçimler 1950’den bu yana şeffaf şekilde yapılıyor. Hiç kimse kendisini umutsuz hissetmesin. Seçimler ve sandıklar da millet için her zaman takdirini kullanacağı bir vasıtasıdır. Muhalefetin kendisini yenileme ihtiyacı çok açıktır. Kutuplaşma ile muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Sokaktan medet umarak, Türkiye düşmanlarıyla muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. 'CHP KENDİNİ SORGULAMALI' Cumhuriyet Halk Partisi kendisini sorgulamalı. Tarihiyle yüzleşmelidir. Statükoyla savunan bir CHP fayda sağlayamaz. Çözüm sürecinin karşısına duvar gibi dikilen bir CHP milletle barışamaz. İşte şu anda milletin seçtiği cumhurbaşkanının yemin törenine katılmayacağız diye açıklama yapıyor. Bu muhalefet tarzının tarihi geçmiştir. 'MHP ŞEHİT CENAZELERİNİ İSTİSMAR ETTİ' Milliyetçi Hareket Partisi, terör meselesinin beslediği bir parti olmayı ne yazık ki tercih etmiştir. 2007’de Meclis’e yeniden girdiği günden bugüne kadar MHP yönetimi Türkiye’nin hiçbir meselesine eğilmemiş, şehit cenazelerini istismar etmiştir. Çözüm süreciyle de varlık zeminini kaybedecektir. MHP yönetiminin çözüm sürecine karşı çıkmasının sebebi de budur. Bu muhalefet tarzının da Türkiye’ye hiçbir faydası olmadığı açıktır. 'HDP TERÖRE SIRTINI TERÖRE DAYADI' HDP de teröre sırtını dayayarak varlık gösteren bir parti olmuştur. HDP bağımsız hür demokrat siyaset yerine, silahların gölgesinde siyaseti tercih etmiştir. Elinde taş olan çocukların arkasına saklanarak, Diyarbakır’da feryat eden çocukları dağa kaçırılmış annelere kulak tıkayarak sadece kan siyaseti yapılır başka bir şey değildir. HDP de yeni Türkiye’de istismardan vazgeçip kan üzerinden yürüttüğü siyaset tarzını terk edip Türkiye partisi olma yolunda ilerlemelidir. 10 Ağustos sadece AK Partililer değil CHP, MHP, HDP ve diğer partilere gönül veren kardeşlerim de bize oy verdiler. Kendi parti yönetimlerine de bir ders verdiler diye düşünüyorum. 'YENİ TÜRKİYE'NİN DOĞUM GÜNÜ' Bugün yeni bir gün. Bugün Türkiye’nin özüne döndüğü gün. Bugün Türkiye’nin istikbalinin her zamankinden daha açık olduğu bir gün. Bugün Yeni Türkiye’nin doğum günü. Yeni Türkiye siyasetin vesayetten kurtularak özerkleştiği bir Türkiye’dir. Her sorunun çözüm aracı siyasettir. Her meselenin çözüm zemini TBMM’dir. Artık bunların dışında bir yol yöntem Türkiye için söz konusu olamaz. Bugün siyaset artık mecrasını bulmuş vaziyettir. 'MİLLETE RAĞMENCİLİĞİN SONU GELDİ' Türkiye bugün çözüm sürecine girmişse, toplumsal barışa doğru ilerliyorsak bunun temelinde yeni Türkiye’nin yeni siyaseti vardır. Yeni Türkiye çok güçlü bir temele dayanmaktadır. Dayatmacılığın sonunu getiren, çoğulculuğun önünü açan yeni sosyolojik dinamikleri herkesin iyi okuması gerekiyor. Türkiye’de millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Toplumsal meşruiyet siyasetin ana dayanağıdır. Türkiye ancak çoğulculukta uzlaşabilir. 'BARIŞ SÜRECİ TOPLUMA EMANET' Bugün yeni Türkiye kurulurken, eski Türkiye’ye özlemin olduğunu görüyoruz. Eski Türkiye’nin aktörleri çatışmayı sürdürmek istiyorlar. Barış umudu çoğaldıkça bunu tersine çevirmek isteyenler harekete geçiyorlar. Terör meselesi eski Türkiye’nin meselesidir. Yeni Türkiye’de siyaset dışı araçlarla iş görme imkanı kalmamıştır. Şiddet araçlarına prim veren bir siyasetin yeni Türkiye’de karşılık bulması mümkün değildir. Barış süreci topluma emanettir. Eski Türkiye’nin bir başka aktörü daha var. paralel devlet yapılanması. Siyasi temsil yetkisine, siyasi meşruiyete sahip olmadan, meşru demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Devlet kurumlarında elde ettiği yetkiyle siyaseti şekillendirmek arzudundadır. CHP ve MHP’nin paralel yapıyla iş birliği yapmaları, bürokratik vesayette aynı istikamete bakıyor olmalarının sonucudur. Siyaset bu girişime taviz veremez. 17 – 25 Aralık operasyonları darbe girişiminden başka bir şey değildir. Ak Parti bu darbe girişimi karşısında cesaretle durmuştur. 'PARALEL YAPI SİYASETEN MAHKUM' Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesi olmuştur. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. HSYK’da bakıyorsunuz, üçüncü derecede böyle bir farklı uygulama var. Bu ülkenin başbakanını kalkıp tweetlerle tahkir eden, hakaretler eden yargının savcısına dava açmamak suretiyle güya kendisi farklı bir korumacılığın içine giren sorumlu değildir, sorumsuzdur. Bu kadar sorumsuz olan bir kişiden siz adalet bekleyebilir misiniz? İşte bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır. 'HUKUK BİR AVUÇ HAŞHAŞİ'NİN ŞANTAJINA MAHKUM BIRAKILAMAZ' Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun düşünebiliyor musunuz, bu ülkede, kalkıp da hem siyasete hem de halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanına karşı son derece nezaketsiz tavırları, eski Türkiye’nin bir alışkanlığıdır. Hukuk sistemi bir avuç haşhaşinin şantajına mahkum bırakılamaz. Kime çalıştığı belli olduğu Pensilvanya hukuk sistemine emir veremez, talimat veremez. Hasan Sabbah benzeri meczupların oyuncağı asla olamaz. Vatansever hakim ve savcılar aralarındaki haşhaşileri temizleyecek hukuk sistemi üzerindeki gölgeleri de kaldıracaktır. 'EY PENSİLVANYA'DAKİ ZAT TÜRKİYE'Yİ SEVİYOR MUSUN?' Yeni Türkiye’de devlet içinde paralel devlet yapılanmasına, çetelere, mafyatik örgütlere asla izin verilmeyecektir. Paralel yapının tabanındaki mensuplarına sesleniyorum. Lütfen kendilerini sorgulasınlar. Ey Pensilvanya’daki zat, sen bu Türkiye’yi seviyor musun? Türkiye’yi seviyorsan neden Türkiye’de değil de Pensilvanya’dasın. Gel o zaman Türkiye’ye deyin. Gel Erzurum’a, gel Ankara’ya, gel Konya’ya. Niçin buralar değil de Pensilvanya? İnzivaya çekilmekse buralar da oralardan çok daha anlamlı olacaktır. 'MİT'E NEDEN KAST ETTİĞİNİ SORGULASINLAR' Hizmet diyerek yola çıkan bir yapının MİT’e neden kast ettiğini, CHP ile MHP ile HDP ile neden işbirliği yaptığını sorgulasınlar. Bu yapının uluslarası bağlantılarını sorgulasınlar. Eğer bu sorgulamayı yapıyorlarsa inanıyorum ki yanlışı görecekler, AK Parti’nin kendi partileri olduğunu tekrar fark edecektir. Allah zihinlerini açsın, gönüllerini açsın. Kardeşliğimizi yeniden tesis etsin diye dua ediyorum. 'PARALEL YAPIYA KARŞI DURUŞU DA ETKİLİ' Şunu da açık açık söylüyorum, yeni Başbakan'ın paralel devlet yapısıyla mücadelede son derece azimli ve cesur olacağına yürekten inanıyorum. Esasen yeni genel başkanımızın ve başbakanımızın seçilmesinde bir çok kriterin yanında, paralel yapıya karşı duruşu da etkili olmuştur. Milletimiz bize yetki verdi, aziz milletimize karşı haince duruş sergileyenler bunun hesabını verecekler vermeye başladılar. İhanet cezasını alacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamında bu ihanetin hesabını sormak benim de boynumun borcudur. Bu konuda kimse cumhurbaşkanlığı makamında benim sessiz kalmamı beklemesin. Hakim ve savcılarımızın da milletimizle aynı istikamete bakarak bu süreçte Türkiye’nin yanında durduklarını biliyorum. AK Parti’nin genel başkanlığı ve başbakanlıkta son saatlerime girmiş bulunmaktayım. O genel başkan inşallah yarın akşam şahsım tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakandır da aynı zamanda. Birlikte değerlendireceğiz onayımızın ardından Cuma günü bunu bitireceğiz. Güven oyu alındığı takdirde 62’nci hükümet, 5’nci Ak Parti hükümeti göreve başlamış olacağız. 'HER DAİM SİZLERLE BERABER OLACAĞIM' Dışişleri Bakanımız Konya milletvekilimiz Ahmet Davutoğlu kardeşimizi imzalarınızla siz değerli delegelerimize sunuyorum. Bu ismi çok uzun istişarelerin ardından hep birlikte belirledik. MYK’da, MKYK’da, il başkanları toplantımızda, belediye başkanları toplantımızda, istişarelerimizi yaptık. Davutoğlu kardeşimin yanında çok sayıda isim öne çıktı. 'DAVUTOĞLU KARDEŞİME KATKI SUNACAĞIM' Şunu altını çizerek ifade ediyorum. Şahsım bu partinin kurucu genel başkanı olarak, bir nefer olarak her daim sizlerle birlikte olacağım. Anayasal ve yasal yetkiler dairesinde şüphesiz ki tarafsızlığımızı zedelemeden, destek ve katkılarımı sunmaya devam edeceğim. Hükümetin başarılı olması için de her aşamada katkı vereceğim. Bir cumhurbaşkanının görevi hükümetin önünü kesmek değildir, açmaktır. Nasıl Abdullah bey döneminde yaşamadıysak bundan sonra da yaşamadan ve yaşatmadan devam edeceğiz. Şahsım da bu yeni süreçte Davutoğlu kardeşime her aşamada katkı sunacağım. 'DAVUTOĞLU EMANETÇİ DEĞİLDİR' Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu. Başarıda başarısızlık da tek tek isimlere değil kadroya yazılacaktır. Biz ilkelerin partisiyiz. İstisnasız, her birinizin bu partinin genel başkanına ve başbakanına yardımcı olacağınızı biliyorum. 'PARALEL YAPI İLE MÜCADELE DEVAM EDECEK' Yeni genel başkanımızdan, teşkilatımızın da Türkiye’den beklentileri var. Teşkilatı derhal kucaklayacak, yarından itibaren ilk hedef 2015 seçimleri. İkinci hedef 2019 seçimleri. Üçüncü hedef 2023 seçimleri. Ve böylece 2023 hedefimizi inşallah yakalayacağız. 2015 seçimleri bizim için önemli. Yeni bir anayasayı yapacak çoğunluk 2015 seçimlerinde hedef olmalı. Ekonomide güven devam edecek. Aktif barışçı dış politikamız devam edecek. Paralel yapıyla mücadele devam edecek. NEŞAT ERTAŞ'LI VEDA Artık vedanın ve ayrılığın vaktidir. Merhum Neşet Ertaş üstadın o muhteşem sesi ve yorumuyla dillendirdiği gibi “Hasret etti bizi kavim kardaşa, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm” 'AK PARTİ ADETA BENİM BİR ÇOCUĞUMDU' Allah’a hamdolsun bu veda bu ayrılık sadece yeni bir başlangıç içindir. Belki eskisi kadar olmayacak ama yine görüşeceğiz. Meydanlarda görüşeceğiz, belediyelerimizi ziyaret ederken görüşeceğiz. Yine muhabbet edeceğiz, sizleri yine cumhurbaşkanlığı makamında, milletimizin makamı olduğu için sizleri oralarda da ağırlayacağız. Bu vedanın bu ayrılığın benim için ne kadar zor olduğunu eminim ki her biriniz hissediyorsunuz. Dolaşırken kardeşlerimin gözünde gözyaşı gördüm. Ak Parti adeta benim bir çocuğumdu. Bu son kongremde, özellikle bir annenin çocuğuyla olan ilgisi, ki benim Ak Parti beşinci çocuğumdu. Ak Parti nedeniyle zaman zaman ben dört çocuğumu ihmal ettim. 'ÇOCUKLARIMDAN EŞİMDEN HELALLİK İSTİYORUM' Çocuklarımdan helallik diliyorum. Eşimden de helallik diliyorum. Onlar beni her zaman anladılar. Beni bu noktada hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bu mücadelenin de bizzat içinde oldular. Hüzünlendiğimde onlar da hüzünlendiler. Sevinçli olduğum anda onlar da paylaştılar. Kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Kadroların kurulmasından şu logonun belirlenmesine balkon konuşmalarına şarkılarından ezgilerine kadar her aşamada partimle teşkilatımla oldum. Her zorluğa sizlerle birlikte göğüs gerdik. Milletin teveccühüne de ümmetin duasına da birlikte mazhar olduk.' haberler.com
Reklam
Reklam
Annelerimizin Sosyal Medyada Bulunmaması Gerektiğinin Hazin Kanıtı 7 Anne Biçimi
Bilgisayarda fal açma adımı ile girilen camia zamanla yerini online okeye bırakırken, bir sonraki adım da Facebook alemine atılan adım ile geldi. Peki neden? Okey salonlarının sorunu neydi veya altın günleri pahalıya mı kaçmaya başlamıştı? 'Aman ne gereksiz şey bu böyle'den 'Benim Facebookumu (yazıldığı gibi) aç bakim biraz da'ya geçilmiş ve annelerimiz bu mecrayı tahmin edilenden çok daha fazla sevmişlerdir.
Demet Akalın'ın İnsan Psikolojisinin Sınırlarında Dolaşan 25 Şarkısı
Kötü bir haber alan insan 5 evreden geçer.  1- İnkar 2- Öfke 3- Pazarlık 4- Depresyon 5- Kabullenme Bu evreleri sağlıklı şekilde yaşamasının ardından hayatı normale dönmeye başlar. İşte Demet Akalın şarkılarıyla bu evreleri bize tane tane açıklamış. İşte Demet Akalın'ın insan psikolojisinin sınırlarında gezinen 25 şarkısı.
Sadece Gerçek Ankaralıların Bildiği 10 Çok Lezzetli Mekan
etiket
Bilen bilir bazı yemekler sadece Ankara'da yenir. Mesela yaprak döner. Ama ustası olduğumuz başka lezzetler, ve bu lezzetleri şölene çeviren harika mekanlarımız da var.  Bir Ankara yerlisi olarak senelerdir biriktirdiğim bu lokantaları sizinle bir görev bilinci ile paylaşıyorum. Siz de unuttuklarımı ya da bilmediklerimi yorumlarda paylaşırsanız açık kaynaklı bir gastronomik şölen yaratmış oluruz.Şimdiden hepimize afiyet olsun. Not: Sıralama rastgeledir.
Reklam
ABD Açık Başlıyor
İlk kez 1881 yılında düzenlenen, sezonun dördüncü ve son 'grand slam' tenis turnuvası ABD Açık'ın ana tablo maçları yarın (25 Ağustos Pazartesi) TSİ 18.00'de ABD'nin New York kentinde başlayacak. Avustralya Açık, Fransa Açık (Roland Garros) ve Wimbledon ile tenis sezonunun en önemli dört turnuvasından biri olan ABD Açık, bu yıl 25 Ağustos-9 Eylül tarihlerinde 134. kez organize edilecek.2014 ABD Açık'ta toplam 38 milyon 251 bin 760 dolar ödül dağıtılacak. Turnuvanın, 7 Eylül'de yapılacak tek kadınlar ve 9 Eylül'de oynanacak tek erkekler finalini kazananlara verilecek para ödülü, 2,6 milyondan, 3 milyon dolara yükseldi. DJOKOVIC 8. ZAFER İÇİN KORTA ÇIKACAK Kariyerinin ABD Açık'taki tek şampiyonluğunu 2011 yılında kazanan erkekler dünya sıralamasının 1 numarası Sırp Novak Djokovic, 8'inci 'grand slam' şampiyonluğu için korta çıkacak. Bu yıl Wimbledon'da zafere ulaşan Sırp tenisçi, ilk turda 22 yaşındaki dünya 80'incisi Arjantinli Diego Schwartzman'ın rakibi oldu. FEDERER ÜST ÜSTE 5 KEZ KAZANDI Turnuvayı 2004-2008 arasında üst üste 5 kez kazanan 2 numaralı seribaşı İsviçreli Roger Federer, ilk maçını, dünya sıralamasının 77. basamağındaki Avustralyalı Marinko Matosevic ile oynayacak. 2012'den bu yana 'grand slam' şampiyonluğuna hasret kalan 'Fedex', Wimbledon'da çok yaklaştığı 18. 'grand slam' zaferi için ilk olarak çeyrek finaldeki muhtemel rakibi 7 numaralı seribaşı Grigor Dimitrov'u elemek zorunda. KADINLARDA FAVORİ ÇOK Tek kadınlarda son 2 yılın şampiyon ve 1 numaralı seribaşı Serena Williams, bu yıl hiçbir 'grand slam'de son 8'e kalmayı beceremese de seyircisi önünde sezonu şampiyonlukla kapatmanın planlarını yapıyor. Buraya Cincinnati Turnuvası'nı kazanarak gelen ABD'li sporcu, ilk turda 18 yaşındaki dünya 103'üncüsü vatandaşı Taylor Townsend ile eşleşti. HALEP KAZANIRSA ŞAŞIRMAYIN Kariyerinin 'altın' yılını yaşayan 22 yaşındaki 2 numaralı seribaşı Simona Halep, Fransa Açık'ta çok yaklaştığı ilk 'grand slam' şampiyonluğunun peşinde olacak. Rumen tenisçi, 2014 ABD Açık serüvenine, evsahibi ülkeden Danielle Collins karşısında başlayacak. MARIA, MARIA'YA KARŞI 2006 şampiyonu ve 5 numaralı seribaşı Maria Sharapova, ilk karşılaşmasını vatandaşı Maria Kirilenko ile yapacak. Sharapova, çeyrek finale kadar yükselmesi durumunda büyük ihtimalle karşısında Halep'i bulacak. Halep gibi bu yıl gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken 7 numaralı seribaşı Eugenie Bouchard da ilk turda Belaruslu Olga Govortsova'nın rakibi oldu. NADAL VE LI KATILMIYOR Tenisseverler, bu yılki ABD Açık'ta erkekler dünya sıralamasının 2 numarası İspanyol Rafael Nadal'ı izlemekten mahrum kalacak. Kadınlarda ise bu yıl Avustralya Açık'ı kazanarak sezona iyi bir başlangıç yapan dünya 3 numarası Çinli Li Na, sağ dizindeki sakatlık nedeniyle Flushing Meadows'a gelemeyecek. ABD AÇIK'IN 'EN'LERİGeçen yıl tek erkeklerde İspanyol Rafael Nadal, tek kadınlarda ise ABD'li Serena Williams'ın şampiyon olduğu ABD Açık'ta, tek erkeklerde ABD'li Richard Sears, Bill Tilden ve Bill Larned 7'şer kez şampiyonluğa ulaşırken, tek kadınlarda Norveç ile ABD vatandaşı Molla Bjurstedt Mallory 8 kez kupayı kaldırdı.Aksam
Ryan Gosling' ten Cadılar Bayramına İthafen: Dead Man's Bones
Hayaletlerle korkunçlu kadınlarla kafayı bozan Ryan Gosling, kankası  Zach Shields 'ide yoluna ortak edip,2009 yılında Dead man's bones' u altın tepside önümüze sundu. Gotik/gospel olarak tanımladıkları grupları, çoluklu çocuklu konserleriyle nice cadılar bayramını tadından yenmez kıldı.Gece korkudan ayağa dikilip ezan sesini duyuncaya kadar yatamayanlara ithafen şarkılarını bağrımıza basıyoruz.
Reklam
12 Adımda Dünden Bugüne Türkiye'de Futbol
Modern futbol, Türkiye'de 19. yüzyılın başlarında oynanmaya başlandı. Dönemin anlayışına göre, futbol İslam gelenekleriyle bağdaşmadığından bu spor dalının öncüleri Müslümanolmayan azınlık mensuplarıydı. Özellikle İzmir ve Selanik'deki Rum, Ermeni, İngiliz ve İtalyan asıllılar, kendi aralarında kurdukları takım ve kulüplerde futbol oynamaya başladılar. 1875 yılında Selanik'te, 1877'de İzmir'de futbol, azınlıkların oynadığı, Müslümanların da seyrettiği bir oyun olarak dikkati çekti. İzmir'de Giraud, Chernaud ve Whittal aileleri futbolun öncüleri oldu.
Çağdaş Türk Edebiyatını Eşsiz Kılan 40 Unsur
'Notos’un 5. Büyük Soruşturması (Şubat 2011), çağdaş Türk edebiyatının yaklaşık yüz yıllık geçmişi içinde yarattığı değerlere günümüzden bir ayna tutuyor. Tam 181 yazarın yaptığı seçimler, yaşayan edebiyatımızın eğilimini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Çağdaş Türk Edebiyatında En İyi 40 Şey, olumlu değerlerin üst üste koyduğu taşlarla örülen bir yüzakı duvarı gibi yükseliyor.' Notosoloji'nin yaptığı bu değerli soruşturmayı biz de size ulaştırmak istedik. İşte o 40 şey:
Almanya, Türkiye'yi Nasıl Dinledi?
Almanya’nın Türkiye’yi dinlemesi Berlin Ankara hattında gerilime neden olurken, Radikal yazarı Serdar Kuzuloğlu , dinlemenin nasıl gerçekleştiğini yazdı. Kuzuloğlu, ABD’nin Almanya’yı dinlediğinin ortaya çıkmasını hatırlatarak, “Berlin’deki ABD Büyükelçiği’nin çatısında çalışan gizli bir ekip Almanya Meclisi’ndeki bütün iletişimi senelerce takip etmişti. Ülkeyi neredeyse cep telefonundan yöneten Başbakan Merkel’den toplanan bilginin boyutları açıklanmadı. Fakat iki ülke arasında kırmızı alarm verdiren bir diplomatik krize yol açtı” dedi. Sedar Kuzuloğlu yazısında, “Almanya’nın kendi istihbarat teşkilatıyla Türkiye’yi benzer şekilde izlediğini öğrenince talkını ele verirken salkımı hamuduyla kendi yuttuğunu öğrendik” ifadesine yer verdi. Serdar Kuzuloğlu'nun Radikal'de yayınlanan 'Elektronik casusluğun ürperten boyutları' başlıklı yazısı şöyle: Doksanlı yıllarda internetten tanışıp evlenenlerin haberlerini yapardık. Bugün internetin bir yerinden dokunmadığı evlilik; hatta ilişki var mıdır bilmiyorum. İnternet yüzünden boşananların haberleri bile fazlasıyla sıradan artık. Doymak bilmez bir iştahla içinde yüzdüğümüz bu elektronik denizin paralel evren olduğu dönem hissettirmeden son buldu. Milyonlar için ekranlardaki bu hayat gerçeğin ta kendisi. Biz kullanıcıların içini dolduran heves ve heyecanın misliyle fazlasını pek de akla gelmeyen bir zümrenin yaşadığını Edward Snowden adlı Amerikalı bir sistem yöneticisinden öğrendik. ABD’nin yurtdışı istihbaratını yürüten kurum NSA’in altın çocuklarından Snowden’ın vicdanı içinde çalıştığı kozmik derecede gizli projenin yükünü taşıyamayınca yıllar boyu bir komplo teorisi olarak dilden dile dolaşan iddianın gerçekliği anlaşıldı: ABD (neredeyse) herkesi, her ortamda -yasadışı yöntemleri de kullanarak- takip ediyor. Snowden dünya istihbarat tarihinin en büyük ihbarının bedelini güç bela sığındığı Rusya’daki sürgün hayatıyla ödüyor. Akıbeti belirsiz. Anavatanında devlet bilgilerini çalma, casusluk yapma ve ulusal güvenliği ilgilendiren belgeleri sızdırma suçlamasıyla en az 10 yıl hapis istemiyle -gıyaben- yargılıyor. Ülkesine dönüp mahkemeye katılmama gerekçesi casusluk davalarının halka kapalı, savunma imkanı vermeyen ve jürisiz görülmesi. ABD ise suikast seçeneği dahil bütün yöntemleri kullanarak sürek avına devam ediyor. Ele geçirdiği ABD’nin diplomatik istihbarat arşivini sızdırarak gündeme bomba gibi düşen (ve ilginç bir şekilde hızla unutulan) Julian Assange ve Wikileaks meselesini de eminim az-çok hatırlıyorsunuzdur. Assange’ın ekibiyle açığa çıkardığı bilgi ve belgelerin ödülü ise Londra’da sığındığı Ekvador Büyükelçiliği’nde 2 yıldır süren ev hapsi oldu. 5 gün önce verdiği bir röportajda ilerleyen kalp rahatsızlığının tedavisi için büyükelçiliği terk edeceğini açıkladıysa da bunun kolay olmayacağının gayet farkında. İngiltere kaçma riskine karşı elçiliğin etrafında resmi / sivil polisler ve istihbarat ajanlarından oluşan bir duvar örmüş durumda. 24 saat aralıksız süren bu gözetimin ülkeye maliyeti 2 milyon paundu aşıyor. Snowden ya da Assange’ın kişisel durumları elbette önemli ama ortaya çıkardıkları bilgiler çok daha büyük öneme sahip. Şu ana kadar sızan bilgiler ışığında NSA’in elektronik casuslukla yapabildiklerini hızlıca özetlediğimde eminim siz de hak vereceksiniz: NSA, en az 10 yıldır kriptolama / şifreleme sistemlerine kolayca sızabilmek için arka kapılar (Truva atları) yerleştiriyor. Chat, eposta ve web ziyaretlerinin tamamını takip ederek arşivliyor. Online oyunlardaki sesli ve yazılı iletişimi gözlüyor. Blackberry, iPhone ve Android tabanlı tüm akıllı cep telefonlarındaki bilgilere erişebiliyor. Yüklü uygulamalara kadar sızma yeteneğine sahip. Günde 200 milyon SMS’i arşivliyor ve inceliyor. Cep telefonu operatörlerinin abonelerine ait bütün bilgilere sahip. Google, Facebook, Microsoft ve Apple başta olmak üzere bütün büyük teknoloji şirketlerinin sistemlerine sızarak bütün bilgilere erişebiliyor (profilimize kim bakmış sorsak mı acaba?). Sosyal ağlarda yarattığı sahte profillerle hedeflediği kişilerin hayatına sızabiliyor. Web kameraları üstünden haberiniz olmadan fotoğraf ve video kaydı yapabiliyor. Online otel rezervasyonlarının tamamını takip ediyor. Ağ donanımları (router, switch, vs) ve yazılımlarına erişip bilgi çekebiliyor. Takip edilen kurumlar arasında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Komisyonu başta olmak üzere ülke liderlerinden gazetecilere kadar sonu gelmeyen bir liste var (uluslararası katılımın olacağı etkinliklerde bilgi toplama amacıyla içine casus yazılım yerleştirilmiş bilgisayarlardan oluşan sahte internet kafeler açmak, bağlandığı telefondaki bilgileri emen ücretsiz şarj istasyonları yerleştirmek gibi kadar akla hayale gelmedik yöntemler kullanılmış). Sahte wifi erişim noktaları ve baz istasyonları yaratarak bağlanan cihazların bilgilerini emebiliyor. NSA dijital takip için akıllara durgunluk veren çeşitlilikte özel donanımlar üretmiş. USB kablosundan birkaç milimetre boyutunda devrelere kadar uzayan bir listeden söz ediyoruz. ABD Deniz Kuvvetleri’ne bağlı denizaltılarla yürütülen gizli operasyonlarda okyanus altından geçen ve kıtaları birbirine bağlayan fiber internet hatlarına saplama yapan NSA bütün iletişimi takip edebilir hale gelmiş. Radyo dalgaları aracılığıyla internete bağlı olmayan bilgisayarlara dahi sızılmış. Bu yöntemle dünya genelinde 100 binden fazla bilgisayara yerleşmiş durumdalar. Banka hesaplarını ve kredi kartıyla yapılan işlemleri takip edebiliyor. Bilgi sızdırılan ülkelerin bir kısmını bizzat NSA’in özel sayfasından takip etmek mümkün (NSA bunun için Boundless Informant adlı özel bir büyük veri işleme yazılımı kullanıyor). Takip yeteneklerini genişletmek için kimi ülkelerin istihbarat kurumlarına yüz milyonlar değerinde bağışlar yaparak altyapı kurdurmuş. Geriye yönelik yürütülen bir soruştumada NSA personelinin sadece 2012’de toplam 2 bin 776 kere yasadışı / izinsiz dinleme yaptığı ortaya çıktı. NSA’in bu yapıyı kurmak için harcadığı para 52,6 milyar doları geçiyor! CIA, FBI gibi ABD kökenli diğer istihbarat kuruluşlarını da hesaba katarsak elektronik takip aşkı neredeyse Ay’a ulaşmak kadar heyecan vermiş anlayacağınız. Bu öyle bir hırs ki 35 dünya lideri bu kurum tarafından bizzat, hedef gözeterek takip edilmiş. En çok ses getireniyse Almanya Başbakanı Angela Merkel olmuştu hatırlarsınız. Berlin’deki ABD Büyükelçiği’nin çatısında çalışan gizli bir ekip Almanya Meclisi’ndeki bütün iletişimi senelerce takip etmişti. Ülkeyi neredeyse cep telefonundan yöneten Başbakan Merkel’den toplanan bilginin boyutları açıklanmadı. Fakat iki ülke arasında kırmızı alarm verdiren bir diplomatik krize yol açtı. Almanya’nın kendi istihbarat teşkilatıyla Türkiye’yi benzer şekilde izlediğini öğrenince talkını ele verirken salkımı hamuduyla kendi yuttuğunu öğrendik (takip edilenler arasında ABD’li bakanlar John Kerry ve Hillary Clinton da var ama Alman yetkililer onun ‘kazara’ olduğunu söylüyor. Yersen...) Almanya’nın mükemmel bir diplomatik perdelemeyle kabullendiği bu elektronik takibin neyi, kimi kapsadığı henüz muamma. Fakat Oslo görüşmelerinden 17 ve 25 Aralık süreçlerinde sızan kayıtların kaynağı konusunda bir şüpheli daha yarattığı kesin. Türkiye’nin bu elektronik istihbarat yarışındaki çaba ve konumuna da başka bir yazıda bakarız.T24
Reklam