article/comments
article/share
Haberler
Türk Girişimleri Artık Büyümüyor, Satılıyor: Bu Kötü Bir Haber mi?

etiket Türk Girişimleri Artık Büyümüyor, Satılıyor: Bu Kötü Bir Haber mi?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bu yılın ikinci çeyreğinde girişimlere giden paranın büyük kısmı yeni yatırımlara değil, şirket satın almalarına aktı. Kimi bunu ekosistemin olgunlaştığının işareti sayıyor, kimi de en değerli şirketlerimizi birer birer elden çıkardığımızı düşünüyor. Peki gerçek hangisi?

Dr. Mustafa Çağa

Benim büyüdüğüm İzmir'de, esnaf arasında bir söz vardı: 'Dükkân satılmaz, devredilir.' Satmak, biraz da yenilgiyi kabul etmek gibi görülürdü. Bir esnaf dükkânını sattıysa arkasından 'işler iyi gitmiyordu herhalde' diye konuşulurdu. Babadan oğula geçen tabelalar, üç kuşaktır aynı köşede duran vitrinler bizim için başarının ta kendisiydi.

Bu kültürle büyüyen biri olarak son aylarda girişim dünyasından gelen haberleri okurken içimde garip bir his oluştu. Türkiye'de girişimlere giden paranın önemli bir kısmı artık yeni yatırımlara değil, şirketlerin satın alınmasına gidiyor. Bu yılın ikinci çeyreğinde 40 işlemle yaklaşık 559 milyon dolarlık bir hacim oluştu ve bunun büyük bölümü satın almalardan geldi. Çeyreğin en dikkat çeken hamlesi ise Uber'in Getir'e yaptığı yatırım oldu. Yılın başında da Loom Games, milyar dolarlık bir değerlemeyle yabancı bir oyun devine satılarak Türkiye çıkışlı yedinci milyar dolarlık şirket olarak kayıtlara geçti.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

İzmirli esnaf gözüyle bakınca insan ister istemez soruyor: Biz şirket mi kuruyoruz, yoksa satılık şirket mi üretiyoruz?

İzmirli esnaf gözüyle bakınca insan ister istemez soruyor: Biz şirket mi kuruyoruz, yoksa satılık şirket mi üretiyoruz?

Bazı tohumlar ekildiği tarlada değil, rüzgârın taşıdığı yerde ağaç olur.

Önce şunu açıkça söyleyeyim. Bir şirketin satılması, ona emek veren insanlar için çoğu zaman bir zafer anıdır. Gece gündüz çalışan, maaşını aylarca geciktiren, ailesinden çaldığı zamanla bir iş kuran birinin emeğinin karşılığını alması, kimsenin küçümseyemeyeceği bir şey. Dünyanın girişimcilik açısından en gelişmiş ülkelerinde de girişimlerin çok büyük bir kısmı halka arz ile değil, daha büyük bir şirkete satılarak yolculuğunu tamamlar. Bu orada bir yenilgi değil, oyunun olağan bir parçası olarak görülür.

Üniversitede derslerimde öğrencilerime sık sık şunu anlatırım: Girişimcilikte başarı tek bir şekle sahip değildir. Kimisi yüz yıl ayakta kalacak bir aile şirketi kurar, kimisi beş yılda büyütüp doğru alıcıya devreder ve yeni bir işe başlar. İkisi de meşrudur. Önemli olan, bu yolu bilerek ve isteyerek seçmektir.

Bu konuda Türkiye'nin kendi tarihinden çok öğretici bir örneği var. 2020 yılında Peak Games, yaklaşık 1,8 milyar dolarlık bir bedelle Amerikalı Zynga'ya satıldığında pek çok kişi 'en değerli oyun şirketimizi kaybettik' diye hayıflanmıştı. Ancak sonra ne oldu? Peak'te yetişen ekiplerden çıkan isimler kendi şirketlerini kurdu. Bugün dünyanın en çok kazanan mobil oyun şirketleri arasında gösterilen Dream Games, bu insanların kurduğu şirketlerden biri. Satış, bir şirketi bitirmemişti. Aksine onlarca yeni şirketin tohumunu toprağa atmıştı.

Bir satışın ardından en çok konuşulan şey rakamlardır. Oysa asıl değer çoğu zaman rakamlarda değil, o satıştan çıkan insanlardadır. Satış sonrası ortaya çıkan para, deneyim ve özgüven, ekosisteme geri döner. Daha önce şirket büyütmüş biri, ikinci girişiminde ilk seferkinden çok daha az hata yapar. Bir kısmı yatırımcı olur, gençlere hem para hem tecrübe verir. Bir kısmı ise eski çalışma arkadaşlarını toplayıp yeni bir hikâye başlatır.

Satılan şirket gider, yetişen insan kalır.

Buraya kadar anlattıklarım işin parlak yüzü. Ancak madalyonun öbür yüzüne de dürüstçe bakmak gerekiyor. Çünkü her satış Peak hikâyesi gibi bitmiyor.

Buraya kadar anlattıklarım işin parlak yüzü. Ancak madalyonun öbür yüzüne de dürüstçe bakmak gerekiyor. Çünkü her satış Peak hikâyesi gibi bitmiyor.

Yıllardır tanıdığım bir girişimci geçen yıl şirketini yabancı bir gruba sattı. Satışın ilk günlerinde yanına gittiğimde yüzünde gurur ile hüzün karışık bir ifade vardı. 'Hayatımın en güzel günü olması lazım,' dedi, 'ama içimde bir şey eksik.' Aylar sonra tekrar konuştuğumuzda o eksikliğin ne olduğunu daha iyi anlattı. Şirketin karar merkezi artık başka bir ülkedeydi. Kurduğu ekipten birkaç kişi ayrılmış, ürünün yol haritası yabancı bir yönetim kurulunda çizilmeye başlanmıştı. Kendi deyimiyle, çocuğunu çok iyi bir aileye evlatlık vermişti, ama artık onun hayatına dair hiçbir söz hakkı yoktu.

Bu hikâye bana, satın almaların görünmeyen bir maliyetini hatırlattı. Bir şirket satıldığında çoğu zaman sadece hisseler el değiştirmez. Karar verme yetkisi, gelecekteki büyüme ve bazen de o şirketin yetiştirdiği yetenekler sınırın öbür tarafına geçer. Eğer satılan her güçlü şirketin yerine yenisi doğmuyorsa, bir süre sonra elimizde sadece başkaları için şirket büyüten bir ekosistem kalabilir.

Rakamlara biraz daha yakından bakınca bu kaygının boş olmadığını görüyoruz. Bu yılın ilk yarısında Türkiye'deki girişimler 87 turda toplam 172 milyon dolar yatırım aldı. Bu paranın dörtte üçü ise yalnızca altı girişime gitti. Yani büyük satın almalar manşetleri süslerken, yeni başlayan girişimlerin büyük çoğunluğu parayla tanışmakta hâlâ zorlanıyor. Bir tarafta milyar dolarlık satışlar, diğer tarafta ilk yatırımını bulamayan yüzlerce genç şirket var.

Ağaç meyvesini veriyorsa sorun yoktur. Sorun, yerine fidan dikilmiyorsa başlar.

Peki bu durumda girişimciler ne yapmalı?

Peki bu durumda girişimciler ne yapmalı?

Bence ilk adım, satışı ne baştan bir hedef ne de bir kaçış olarak görmek. Şirketinizi kurarken kendinize dürüstçe sorun: Ben bu işi on yıl, yirmi yıl yönetmek mi istiyorum, yoksa belli bir noktaya kadar büyütüp daha güçlü birine mi devretmek istiyorum? Bu sorunun cevabı, ortaklarınızı seçerken, yatırım alırken, ekip kurarken vereceğiniz her kararı etkiler.

Satış masasına oturacaksanız, sadece rakama bakmayın. Ekibinize ne olacağını, ürünün nereye gideceğini, kendinizin hangi rolde kalacağını da konuşun. Yirmi yıllık ticaret hayatımda gördüğüm en pişman satıcılar, en düşük fiyata satanlar değil, neyi sattığını tam olarak anlamadan imza atanlardı. Masada konuşulmayan her konu, imzadan sonra bir sorun olarak geri döner.

Satıştan sonra ise elinize geçen imkânı bir son değil, bir başlangıç olarak görün. Dünyada güçlü girişim ekosistemlerinin ortak özelliği, şirketini satan kurucuların ekosistemi terk etmemesidir. Melek yatırımcı olurlar, akıl hocalığı yaparlar, yeni şirketler kurarlar. Paranın ve tecrübenin ülkede kalıp yeniden dolaşıma girmesi, bir satışın gerçekten başarı olup olmadığını belirleyen asıl ölçüttür.

Devlete ve büyük şirketlerimize düşen bir rol de var. Türk girişimlerinin neden hep yabancılara satıldığını da sormamız gerekiyor. Bizim büyük holdinglerimiz, bankalarımız, sanayi şirketlerimiz neden bu girişimleri satın alan taraf olmuyor? Yerli bir alıcı, satılan şirketin karar merkezinin ülkede kalmasını sağlayabilir. Bu da hem yeteneğin hem de birikimin burada kalması demektir. Bu konuda atılacak her adım, ekosistemin geleceği için çok değerli olur.

Değerini bilmediğin şeyi, değerini bilen her zaman senden önce alır.

Başta sorduğum soruya dönersem: Türk girişimlerinin satılıyor olması kötü bir haber mi?

Başta sorduğum soruya dönersem: Türk girişimlerinin satılıyor olması kötü bir haber mi?

Benim cevabım şu: Satış ne iyidir ne kötüdür. Önemli olan ondan sonra ne olduğudur. Satılan bir şirketten yeni şirketler doğuyorsa, kurucular kazandıklarıyla yeni girişimcilere el uzatıyorsa, yetişen insanlar ülkede kalıp yeni hikâyeler yazıyorsa, bu haber çok iyi bir haberdir. Satılan her şirketle birlikte yetenek, karar ve birikim de sessizce ülkeyi terk ediyorsa, bu manşetlerin altında üzerine düşünmemiz gereken bir kayıp yatıyor demektir.

İzmirli esnafın 'dükkân satılmaz' sözü bugünün dünyasında belki tam olarak geçerli değil. Ancak o sözün altında yatan duygu hâlâ çok kıymetli: Kurduğun şeyin sana, ailene ve yaşadığın topraklara bir şey bırakması. Şirketlerimizi satabiliriz. Yeter ki her satışın ardından geriye boş bir vitrin değil, yeni tabelalar asılan sokaklar kalsın.

Asıl miras, satılan değil, arkanda yetişen ve senden sonra da üretmeye devam edendir.

Instagram

LinkedIn

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam