Ne Demek İspanyollar Pedro Sánchez’i Bizim Kadar Sevmiyorlar?
Geçen akşam Pedro Sánchez’i televizyonda izledim.
Sonra Granada’da sahneye çıktı, dans etti. İnsanlar alkışladı, telefonlar havaya kalktı, sosyal medya yine onu konuşmaya başladı.
Türkiye’de olsaydı şaşırmazdım. Hatta muhtemelen ben de videoyu bir arkadaşıma gönderip “Adamın karizmaya bak!” derdim.
Ben artık Madrid’de yaşıyorum. Eylül ayından beri bu şehrin sokaklarındayım. Bir kafede otururken, markette alışveriş yaparken, haberleri izlerken İspanya’yı yalnızca uzaktan sevdiğim günlerden biraz daha farklı bir yerden tanımaya başladım.
Fark ettiğim şey şu: Türkiye’de Pedro Sánchez’i konuştuğumuzda başka bir Pedro’dan, İspanya’da konuştuğumuzda başka bir Pedro’dan bahsediyoruz sanki.
Ne demek İspanyollar Pedro Sánchez’i bizim kadar sevmiyorlar?
Gazze açıklamalarıyla Türk halkının gönlünde taht kurmuştu Pedro Sanchez hatta kendisiyle ilgili 'ümmetin lideri' diye video bile var! Türk ve İspanyol halklarının birbirine olan sempatisi zaten sınır ötesinden de ortamı oldukça ısıtıyordu. Madrid'e taşındığımda da belediyedeki görevlinin 'Türkiye'den mi geldiniz?' derken gözlerinin nasıl da parladığını sizinle paylaşmak zorundayım.
Haydi, şimdi konuya biraz Madrid’den bakalım.
1. Pedro Sánchez geçen akşam yine sahnedeydi
22 Ekim’de İspanya’nın çok izlenen programlarından La Revueltaya konuk oldu. David Broncano’nun karşısına çıktı ve program, 4,3 milyonun üzerinde ortalama izleyiciye ulaşarak kendi tarihinin en çok izlenen bölümü oldu.
İki gün sonra Granada’daydı.
La Plazuela çalıyor, Sánchez sahneye giriyor, dans ediyor. Ardından Federico García Lorca’dan şiir okuyor. Bir siyasetçinin mitingini düşününce insanın aklına ilk gelecek görüntü bu olmayabilir.
Ama Sánchez’in siyasi iletişiminde böyle anların özel bir yeri var. Bazen bir cümleyle, bazen bir tişörtle, bazen de dans ederek gündemin tam ortasına yerleşebiliyor.
Türkiye’de bu görüntüleri gördüğümüzde ne yapıyoruz? Sempatimizi besliyoruz.
Peki, İspanya’da herkes aynı şeyi mi hissediyor? İşte orası biraz karışık.
2. Türkiye’de Pedro Sánchez biraz da İspanya’nın kendisi
Bence meseleyi yalnızca bir siyasetçinin popülerliği üzerinden okumak eksik kalıyor.
Çünkü biz Türkiye’de Sánchez’i konuşurken çoğu zaman yalnızca Sánchez’i konuşmuyoruz.
İspanya’yı ve İspanya'ya olan sıcak hislerimizi konuşuyoruz.
Kaç futbolcumuz İspanya'da boy gösterdi, İspanyollar ve İspanyol basını sosyal medyadan paylaştıklarımıza nasıl da sahip çıktı ve karşılık verdi, bunları düşünüyoruz.
Konu her açıldığında gece geç saatlerde yenilen yemekleri, sokaklarda uzayan sohbetleri, insanların hayatı yaşama biçimine dair kafamızda biriktirdiğimiz o güzel görüntüleri yani bir yaşam tarzını hatırlıyoruz.
Sonra bir gün İspanya Başbakanı çıkıyor ve uluslararası meselelerde bizim de önem verdiğimiz bir konuda güçlü bir açıklama yapıyor ve sevdiğimiz ülkenin sesi hâline geliyor.
Özellikle Gazze konusunda uluslararası hukuk ve Filistin devletinin tanınması üzerinden yürüttüğü siyaset, Türkiye’de kendisine duyulan sempatinin önemli nedenlerinden biri.
Bazen bir insanı sevmeye başlamak için onunla aynı fikirde olduğumuz tek bir konu yetiyor. Sonra o insanın temsil ettiği her şeyi de sevdiğimizi düşünmeye başlıyoruz.
3. Bir de “yakışıklı sosyalist” meselesi var, onu konuşmadan geçemeyiz
Siyaseti bir kenara bırakalım demiyorum ama sosyal medyanın kendine has bir gerçekliği var.
Pedro Sánchez’in görüntüsü, tarzı, partneriyle ilişkisi ve kameralar önündeki rahatlığı da Türkiye’deki ilgiyi artırıyor.
“Yakışıklı sosyalist” tanımı boşuna dolaşıma girmedi. Geçen aylarda benim ekranıma yansıyan bir videosunda İspanyol bir teyzenin 'Zayıfsın, az yiyorsun, yemek ye.' diye tembihte bulunması beynimde İspanya Türkiye kilometre mesafesini sıfıra indirmişti! Sevgi dilimizin bile benzediği yerler vardı!
Bir siyasetçinin politikalarını tartışmakla onun karizmasını konuşmak aynı şey değil elbette. Fakat sosyal medyada bu ikisi çoğu zaman birbirine karışıyor.
Bir bakmışsınız, dış politika tartışması yaparken kendinizi bir başbakanın fotoğrafını arkadaşınıza gönderirken bulmuşsunuz. İnsanlık hâli.
4. Peki, İspanyollar neden bizim kadar heyecanlanmıyor?
Önce küçük ama önemli bir ayrım yapalım: İspanyolların Sánchez’i sevmediğini söylemek de doğru olmaz.
Ekim 2026 tarihli bir araştırmada Sánchez, siyasi liderler arasında en yüksek ortalama değerlendirmeyi aldı. Notu 10 üzerinden 4,42’ydi. Aynı araştırmada katılımcıların yüzde 66’sı Sánchez’e az ya da hiç güvenmediğini belirtti.
Yani karşımızda çok ilginç bir tablo var.
Bir yandan ülkedeki siyasi liderler arasında en yüksek ortalama puanı alan bir isim var. Diğer yandan ona güvenmediğini söyleyen insanların oranı oldukça yüksek.
Demek ki mesele “İspanyollar Sánchez’i sevmiyor” kadar basit değil.
Mesele, Sánchez’in Türkiye’de gördüğü sempatiyle İspanya’da yarattığı siyasi tartışmanın aynı şey olmaması.
Türkiye’de onun uluslararası açıklamalarını izliyoruz. İspanyollar ise aynı zamanda kendi hayatlarına dokunan kararlarını değerlendiriyor. Kira fiyatlarını, vergileri, iş hayatını, göç tartışmalarını, siyasi ittifakları, meclisteki tartışmaları… Bir başbakanı uzaktan takdir etmekle onun yönettiği ülkede yaşamak arasında kocaman bir fark var.
5. Madrid’in tam kalbinde bir başka hikâye yaşanıyor
Şimdi gelelim en güncel şehir fotoğrafına: Puerta del Sol. Madrid’in merkezindeki o meşhur meydan…
Turistlerin fotoğraf çekildiği, insanların buluştuğu, şehrin hareketinin hiç eksilmediği yer. Meydanda binden fazla çadırın bulunduğu bir barınma protestosu devam ediyor. Eylem, 26 Eylül’de Maricarmen Abascal’ın evinden tahliye edilmesinin ardından düzenlenen konut protestosuyla başladı. Eylemciler, barınma krizine çözüm bulunmasını istiyor.
Sánchez’in televizyon programında başarılı bir iletişim kurması, İspanya’daki barınma sorununun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Sol’de çadırların bulunması da ülkedeki herkesin Sánchez’e karşı olduğu anlamına gelmiyor.
Ama ikisi birlikte bize bir şey anlatıyor: Bir ülkenin hikâyesi, liderinin en çok izlenen görüntüsünden ibaret değil.
Türkiye’deyken İspanya benim için çok sevdiğim bir kültürün, dilin, futbolun ve hayat hayalinin bir parçasıydı. Eylül ayında Madrid’de yaşamaya başlayınca o sevginin içine başka şeyler de girdi.
Sokaklar kadar gündem de girdi. Güneş kadar kira fiyatları da. Burada yaşayan insanların neye sevindiğini, neye öfkelendiğini, neden kaygılandığını da elbette anlamak istiyorum. Neticede şimdiki zamanı birlikte yaşıyoruz.
6. Uzaktan sevmek aşkların en güzeli mi oluyor?
Bir futbol takımını seviyoruz, o ülkeye yakın hissediyoruz.
Bir dili öğreniyoruz, o dilin konuşulduğu yerleri merak ediyoruz.
Bir başbakanın sözleri hoşumuza gidiyor, onun ülkesine karşı daha da sempati duyuyoruz.
Bunların hepsi insan olmanın güzel tarafları. Bir ülke, hükümetinden ibaret değil.
İspanya’da yaşayan herkes Pedro Sánchez’i desteklemek zorunda değil. Türkiye’de yaşayan herkes de aynı siyasi görüşte olmak zorunda değil.
Bir ülkeyi gerçekten tanımak, onu kendi hayalimizdeki hâliyle bırakmamak demek biraz da. Bugün Madrid’de yürürken bunu daha iyi anlıyorum. Bir meydanda dans eden başbakanı da görüyorum. O meydanın birkaç kilometre ötesinde ev bulmakta zorlanan insanları da düşünüyorum. İkisini aynı anda görebilmek, birini seçip diğerini görmezden gelmekten daha anlamlı geliyor bana. Çünkü hayat hiçbir zaman tek bir görüntüden ibaret değil.
Hayat bir bütün ve seçim takvimi ile grev takvimi İspanya’da iç içe geçmiş durumda. İlgiyle takip edip buradan yazacağım.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

