article/comments
article/share
Haberler
Kasım'ın Eşiğinde: Son Baharın Son Demleri

etiket Kasım'ın Eşiğinde: Son Baharın Son Demleri

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bu sabah pencereyi araladığımda içeri ilk giren şey ışık olmadı; bir koku oldu. Gece boyunca yağan yağmurun ardından toprağın göğe doğru saldığı o tanıdık, tarifsiz koku: petrikor. Adını Yunancada 'taş' anlamına gelen petra ile mitolojide tanrıların damarlarında aktığına inanılan sıvının adı olan ikhor sözcüklerinden alır. Sanki toprağın kanı yağmurla birlikte buharlaşıp evlerin içine sızar. Bu ıslak toprak kokusuna kenarlarından kıvrılmaya başlamış yaprakların ve uzaklarda bir yerde tutuşturulmuş meşe odununun kokusu da karışmıştı… Bir süre kıpırdamadan öylece durdum. Kasım, kapıyı çalmadan girmişti evin içine; uzun zamandır beklenen ama geldiği anı kimsenin fark etmediği eski bir dost gibi.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Takvimin Eşiği

Takvimin Eşiği

Anadolu'nun eski halk takviminde yıl iki büyük yarıya ayrılırdı: Hızır günleri ve Kasım günleri. Mayısın başında Hızır'ın ayak bastığı yerde yeşil fışkırır, yaz yarısı başlardı; kasımın sekizinde ise kış yarısının kapısı aralanırdı. Çobanlar o günlerde sürülerini yaylalardan indirir, bir yılın emeği hesaplanır, alacaklar verilir, yeni sözler kesilirdi.

Bana göre bu ayrımın güzelliği, mevsimi bir sona değil bir devre bağlamasında. Kasım burada bir bitiş sayılmaz; bir nöbet değişimidir. Yaz nöbetini teslim eder, kış nöbeti devralır. Aradaki o kısa sessizlik de toprağın derin bir nefes alışıdır.

Kasımı hep bir arada kalmışlık hâli olarak düşünmüşümdür. Ekimin altın coşkusu geride kalmıştır, aralığın sert soğuğu ise henüz yoldadır. Ağaçlar yarı çıplak, yarı giyiniktir. Halkın dilinde bu ara mevsimin sevimli bir adı da vardır: pastırma yazı. Güneşin son bir kez cömert davrandığı, öğle saatlerinde ceketlerin sandalye arkalarına asıldığı, akşamüstü ise kimse itiraz etmeden yeniden giyildiği o kısa, tatlı günler.

Bahçede Bir Öğleden Sonra

Bahçede Bir Öğleden Sonra

Dün öğleden sonrayı Susurluk'un bir köyünde, eski bir bahçede geçirdim. Ayva ağacının dallarında son birkaç meyve kalmıştı; tüylü, sarı, ağır. Rüzgâr esip dalları eğdikçe, sanki ağaç onları bir süre daha tutmak için direniyordu. Biraz ötede narlar çatlamış, kırmızı taneleri güneşe gülümsüyordu. Bahçenin kadınları cevizleri çoktan silkelemiş, yeşil kabukların bıraktığı kahverengi izler parmak uçlarında birer mevsim mührü gibi duruyordu.

Bahçenin taş duvarına tutunmuş sürgünler kasımla birlikte kızıla dönmüştü. Onlara bakarken düşündüm: Bazen insan da bir sürgün çiçeği gibi olur. Duvarlara tutuna tutuna, sürüne sürüne yukarılara uzanır. Aklıma Babillilerin yaratılış destanını açan o iki sözcük gelir: Enuma Eliş, yani 'Yukarıda iken…' Sanki o ince dal da her kıvrımında daha yukarı, daha yukarı der gibidir. O an duvarın dibinde birkaç dize düştü içime:

“biz sürgün çiçeğiyiz, tutunmayı biliriz

yağmurla gözyaşı arasında kokar umudumuz”

Bu sabah pencereden giren petrikoru hatırlayınca o dizeyi şimdi daha iyi anlıyorum: Umut, yağmurla gözyaşı arasında bir yerde, toprağın kokusuna karışır.

Kilerler dolmuştu. Tarhana kurutulmuş, turşular kurulmuş, kuru fasulye çuvallara, mercimek kavanozlara girmişti. Evin büyüğü bir yandan sedire yaslanmış, bir yandan da gökyüzüne bakıp 'Bu yıl kış erken gelecek' diyordu. Ne bir tahmin raporuna ne de bir uygulamaya ihtiyacı vardı; bulutların gidişini, serçelerin telaşını okumak ona yetiyordu.

Burada dikkatimi çeken şu: kasım, insanı acele etmekten vazgeçirir. Yazın o bitmek bilmeyen koşuşturması, sonbaharın hasat telaşı geride kalmıştır. Artık yapılacak iş azdır ama yapılan her işin bir ağırlığı vardır. Bir kütüğü yarmak, bir sobayı yakmak, bir demliği ocağa koymak… Her biri sanki küçük bir ibadetin parçasıdır.

Yaprakların Dili

Yaprakların Dili

Kasım geldiğinde aklıma hep Ahmet Haşim düşer. O meşhur merdiven imgesiyle, 'Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, / Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak' diye seslenirken sanki tam da bu ayın ruhunu tarif eder. Bence kasımı en iyi anlatan sözcük gerçekten de budur: ağır ağır. Ne düşen yaprak acele eder ne de ona bakan göz.

Yaprakların dökülüşünü çoğumuz bir kayıp gibi okuruz. Oysa ağaç, kışa hafifleyerek girer. Fazlalıklarından arınır, özsuyunu köklerine çeker, gövdesini sessizliğe hazırlar. Toprağa düşen her yaprak da boşa gitmez; çürür, karışır, gelecek baharın yeşiline dönüşür. Buradan şunu çıkarıyorum: doğada hiçbir veda, gerçek anlamda bir ayrılık değildir. Her bırakış, bir başka kavuşmanın ön hazırlığıdır.

Patikalarda yürürken ayağınızın altında çıtırdayan o yaprak halısı, aslında yılın bir özetidir. Bahar yağmurlarını, yaz sıcağını, eylül rüzgârlarını içinde taşır. Üzerine basarken biraz yavaşlamak, biraz kulak vermek gerekir.

Akşamın Erken Gelişi

Akşamın Erken Gelişi

Kasımda akşam erken iner. Daha saat beşi geçmeden ışık çekilmeye başlar, gökyüzü önce kurşuni bir maviye, sonra mürekkep rengine döner. Köy evlerinin bacalarından ince, düzgün dumanlar yükselir; rüzgârsız akşamlarda dimdik, sanki göğe uzatılmış birer iplik gibi.

Turnalar çoktan güneye göç etmiştir. Gökyüzünde onların o hüzünlü çığlığı yerine şimdi yalnızca kargaların telaşlı sesi kalmıştır. Evlerin içinde ise başka bir hayat başlar: sobanın üstünde kestaneler patlar, demlik usul usul fokurdar, eski bir radyodan cızırtılı bir türkü yükselir. Pencere camları buğulanır, çocuklar o buğunun üstüne parmaklarıyla resimler çizer.

Böyle akşamlarda radyoyu kapatıp bir plak koymayı severim. Kanaatimce kasımın ağır ağır inen alacakaranlığına en çok yakışan eser, Claude Debussy'nin 'Bir Faunun Öğleden Sonrasına Prelüd'üdür. Stéphane Mallarmé'nin şiirinden doğan bu kısa senfonik şiir, tek başına süzülen bir flüt ezgisiyle açılır. Ardından arp, yaylılar ve uzaktan gelen kornolar o ezgiyi sisli bir kıyıya bırakır gibi sarıp sarmalar. Eser, öğle sıcağında rüya ile uyanıklık arasında gidip gelen bir faunun uyuklayışını anlatır ve dinleyeni de usulca o ince sınırda dolaştırır. Son ölçülerde antik zillerin incecik tınısı söndüğünde göz kapaklarınızın ağırlaştığını fark edersiniz. Bir yaz öğleden sonrası için yazılmış bu müziğin kasım akşamlarında daha derin yankılanması bana hep tuhaf ve güzel gelmiştir. Belki de uyku, en çok bu mevsimde bir sığınaktır.

Bana kalırsa kasım akşamlarının asıl armağanı, insanı yeniden içeriye, kendi iç odasına davet etmesidir. Yazın dışarıya dağılan dikkatimiz, bu uzun akşamlarda yavaş yavaş toparlanır. Okunmayı bekleyen kitaplar, yazılmayı bekleyen mektuplar, edilmemiş sohbetler hep bu mevsimde kendini hatırlatır.

Son Söz Yerine

Bütün bunları yan yana koyduğumda kasımın bize birkaç sade şey öğrettiğini düşünüyorum: Durmayı, toplamayı, hesaplaşmayı ve beklemeyi. Çobanın sürüsünü indirdiği gibi biz de dağılmış düşüncelerimizi yaylalardan indirip bir ağıla toplamayı. Ağacın yaprağını bıraktığı gibi fazlalıklarımızı bırakmayı. Kilerin dolduğu gibi gönlümüzü kışa yetecek kadar güzel anıyla doldurmayı.

Son baharın son demlerinde bir fincan çayın buharına bakarken şunu fark ediyorum: Mevsimler gider ama bıraktıkları iz kalır. Kasım da gidecek, ardından ak bir kış gelecek. Ama bu sabah pencereden süzülen o ıslak toprak kokusu, bir yerlerde, belleğin en sıcak köşesinde saklı kalacak.

Ağır ağır, eteklerinde güneş rengi yapraklarla…

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam