Hayatta Kalmaya Çalışırken Kendimizi Hayattan Siliyoruz!
Bu bir şefkat yazısıdır.
Hayatınızda herkese yetişmeye çalışırken kendinizi sürekli erteliyorsanız, artık kendinize ayıracak zamanınız, paranız veya gücünüz kalmadığını düşünüyorsanız, bu yazıyı mutlaka okuyun.
Uzun zamandır çocuklarınızla ilişkiniz bozulmuş olabilir. Eşinizle aranızdaki yakınlık azalmış, cinsel yaşamınızda güçlükler başlamış olabilir. İşleriniz yolunda gitmiyor, borçlarınız birikiyor olabilir. Her gün karşılaştığınız savaş, şiddet ve felaket haberleriyle geleceğe ilişkin kaygılarınız artıyor olabilir.
Bütün bunlar önemli. Yaşadığınız güçlükleri küçümseyemeyiz.
Ama bütün bunların arasında birini unutuyor olabilir misiniz?
Kendinizi…
Sahi, siz nasılsınız?
Hayat zorlaştığında ilk kimden vazgeçiyoruz?
Kuaföre gitmeyi erteliyoruz. Sporu bırakıyoruz. Sevdiğimiz insanlarla daha az görüşüyoruz. Kendimize ayırdığımız küçücük zamanları bile gereksiz bulmaya başlıyoruz.
Elbette hayat pahalı. Herkesin kendisine harcayacak parası, zamanı veya enerjisi olmayabilir.
Ama burada üzerinde düşünmemiz gereken bir şey var:
Tasarruf etmeye çalışırken bizi hayata bağlayan şeylerden de vazgeçiyor olabilir miyiz?
Dünya Sağlık Örgütü'nün 2025 tarihli sosyal bağlantı raporu, yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Fiziksel aktivite araştırmaları da düzenli hareketin kaygı ve depresyon belirtilerini azaltmaya yardımcı olabildiğini gösteriyor.
Yani vazgeçtiklerimiz yalnızca alışkanlıklarımız olmayabilir. Ruhsal dayanıklılığımızı destekleyen kaynaklardan da uzaklaşıyor olabiliriz.
Sürekli haberleri kontrol etmek bizi gerçekten güvende tutuyor mu?
Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz. Yeni bir savaş mı başladı? Ekonomide ne oldu? Başka bir felaket mi yaşandı?
Zihnimiz sürekli aynı sorunun peşinde:
“Şu anda ne oluyor ve ne kadar tehlikedeyiz?”
Bunun anlaşılır bir nedeni var. Tehdit algımız yükseldiğinde zihnimiz belirsizliği azaltmak için daha fazla bilgi arayabiliyor.
Ancak sürekli olumsuz haberlere maruz kalmak, kaygıyı ve tehdit algısını besleyebiliyor. Bir süre sonra bilgi edinmekle kendimizi sürekli alarma geçirmek arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Kendimize şunu sorabiliriz:
“Bu haberi bir kez daha okumak gerçekten işime yarayacak mı, yoksa yalnızca kaygımı mı artıracak?”
Gündemden tamamen kopmak zorunda değiliz. Güvenilir kaynaklardan, belirlediğimiz zamanlarda bilgi alabiliriz. Telefonu bir süre kenara bırakıp dikkatimizi ailemize, bedenimize ve bulunduğumuz ana yöneltebiliriz.
Dünyada olup biten her şeyi takip etmek, hepsinin sorumluluğunu taşımamız gerektiği anlamına gelmiyor.
Bizi iyileştiren bağlarımızı da unutmayalım
Zorlandığımızda içimize kapanabiliyor, arkadaşlarımızdan, ailemizden ve eşimizden uzaklaşabiliyoruz.
Tam da birbirimize ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda…
Dünya Sağlık Örgütü'nün sosyal bağlantı üzerine çalışmaları, ilişkilerimizin sağlığımız açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor.
İnsan yalnızca kendi içinde güçlenmiyor. Güvenli, destekleyici ilişkiler içinde de güç bulabiliyor.
Eşinizle aranızdaki yakınlık azaldıysa her şeyi bir anda düzeltmeye çalışmak yerine küçük temaslarla başlayabilirsiniz.
Birlikte çay içmek, el ele tutuşmak, birbirinize sarılmak, günün nasıl geçtiğini gerçekten merak etmek…
Cinsel yakınlık da karşılıklı istek, güven ve rahatlık olduğunda romantik bağı besleyebilir. Yakınlık ve dokunma, oksitosin gibi bağlanma süreçleriyle ilişkili biyolojik mekanizmalarla da bağlantılıdır. Ancak cinselliği bir görev veya ilişkiyi onarma zorunluluğu hâline getirmemek önemlidir.
Kimi zaman yeniden yakınlaşmanın ilk adımı cinsellik değil, güvenle konuşabilmek ve birbirimizin yanında rahat hissedebilmektir.
Çocuklarımızla kısa ama dikkatimizin gerçekten onlarda olduğu zamanlar geçirmek, sevdiğimiz insanları aramak, aile içinde birbirimizi dinlemek de bu bağları güçlendirebilir.
Hepimizin birbirine ihtiyacı var. İyileşme yalnızca kendi iç dünyamızda değil; sosyal, romantik ve aile içi ilişkilerimizde de karşılık bulabilir.
Küçücük bir yerden başlayabiliriz
Kuaföre gidemiyorsanız evde saçlarınıza özen gösterebilirsiniz. Yeni kıyafetler alamıyorsanız dolabınızdaki sevdiğiniz parçaları yeniden bir araya getirebilirsiniz.
Aynaya yalnızca yorgunluğunuzu görmek için değil, kendinize biraz ilgi göstermek için de bakabilirsiniz.
Spor salonuna gidemiyorsanız kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Uzun zamandır aramadığınız bir arkadaşınızın sesini duyabilirsiniz.
Gece zihniniz durmadan çalışıyorsa ertesi gün ilgilenebileceğiniz meseleleri bir kâğıda yazabilirsiniz.
Bunların hiçbiri ekonomik sorunları ortadan kaldırmaz. Ama zor günlerden geçerken kendinizi tamamen ihmal etmek zorunda olmadığınızı hatırlatabilir.
Lütfen küçük çabalarınızı küçümsemeyin.
Bir de kendimize söylediklerimiz var
Uzun süreli stres, sinir sistemimizin tehditlere duyarlılığını artırabiliyor. Bedenimiz dinlenmek isterken zihnimiz sorun çözmeye devam edebiliyor.
Bir de bütün bunların üzerine kendimize kızıyoruz.
“Neden daha güçlü değilim? Neden başaramıyorum?”
Şefkat odaklı psikoterapinin üzerinde durduğu önemli meselelerden biri tam da bu.
Kendimize düşman olmadan da sorumluluk alabiliriz.
İnşirah Suresi'nde Allah, sanki en zor zamanlarımızda elimizden tutan çok kıymetli bir hatırlatma bırakmış:
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Ne kadar ince bir ifade…
Zorluktan sonra değil, zorlukla beraber.
Hayatımızdaki her şeyi kontrol edemeyiz. Ancak elimizden gelen küçük adımları görebilir, destek isteyebilir, kendimize daha anlayışlı davranmayı öğrenebiliriz.
Sınırlarımızı fark etmek güçsüzlük değildir. Kendimize gösterebileceğimiz şefkatin başlangıcıdır.
Psikolojik desteği de ertelemeyelim
Psikoterapi yalnızca dertleşmek veya sürekli onaylanmak değildir. Araştırmalar, terapötik ilişkinin niteliğiyle psikoterapi sonuçları arasında anlamlı bir bağlantı bulunduğunu gösteriyor.
Bugün yapay zekâ bize destekleyici yanıtlar verebilir. Ancak genel amaçlı sohbet sistemleri, profesyonel psikoterapinin klinik değerlendirme, etik sorumluluk ve terapötik ilişki boyutlarının yerini tutmaz.
Ekonomik koşullarda psikolojik desteğe bütçe ayırmanın zor olduğunu biliyorum. Ancak uzun süre devam eden psikolojik güçlüklerin uykumuza, ilişkilerimize ve günlük yaşamımıza etkilerini de önemsemeliyiz.
Uzun yıllardır yetişkin ve çift danışmanlığı çalışmalarımda öz şefkat, psikolojik esneklik ve ilişkisel güçlükler üzerine çalışıyorum. Kurucusu olduğum Dear Mind Akademi bünyesinde ruh sağlığı uzmanlarına mesleki eğitimler, herkese açık atölyeler ve seminerler düzenliyorum.
Çünkü psikolojik bilginin yalnızca danışmanlık odalarında değil, gündelik yaşamın içinde de karşılık bulmasını önemsiyorum.
Hayatın bütün yüklerini bugün hafifletemeyebilirsiniz. Ama o yükleri taşırken kendinize bir yük daha olmak zorunda değilsiniz.
Şeyda Betül Kılıç
Psikoloji Bilim Uzmanı | Aile Danışmanı | Yazar
Dear Mind Akademi Kurucusu
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

